Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (11-17 Mayıs 2020)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
20 Mayıs 2020 14:32

KUTLU YÜRÜYÜŞ’ÜN 101. YILI…

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkarak dört yıl sürecek olan Kurtuluş Savaşını başlatmasının 101'inci yıl dönümü bu yıl Covid-19 salgınının gölgesinde, meydanlar yerine dijital ortamlarda kutlanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için bir mihenk taşı olan bu tarihi hazırlayan dönemin koşulları ile toplumsal ve siyasi dinamikleri bilmek, 1919'dan bugüne gelen kazanımların anlaşılmasına ışık tutuyor. Büyük Türkiye’ye giden yolların taşları döşeniyor.

Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ve geleceğin TÜRK GENÇLİĞİNE EMANET EDİLİŞİNİN 101 YILI DOLAYISIYLA CUMHURBAŞKANIMIZ RECEP TAYYİP ERDOĞAN DERİNLİKLİ BİR MESAJ YAYINLADI:

"Işığımız, umudumuz, geleceğimiz sevgili gençler… 19 Mayıs’ta Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla başlayan, Amasya, Erzurum ve Sivas’tan tüm yurda yayılan, Milli Mücadeleyi başarıya taşıyan ruhu, heyecanı ve coşkuyu bugün de sizlerin gözlerinde görüyorum. Bağımsız ve müreffeh yarınlara yürüyüşümüzün başlangıcı olan 19 Mayıs, aziz milletimizin hürriyetinden vazgeçmeyeceğini, hiçbir şartta himaye altına girmeyeceğini, özgür iradesine her koşulda sahip çıkacağını tüm dünyaya ilan ettiği gündür.

İstikbal mücadelemiz boyunca, tarihe gömülmek istenen aziz milletimiz azim, cesaret, kararlılık ve inançla yürüdüğü yolda, her türlü zorluğa göğüs germiş, canı pahasına vatanına ve bayrağına yönelen tehditleri bertaraf etmiştir.

Özgürlüğümüzün, egemenliğimizin ve Cumhuriyetimizin teminatı aziz Türk Gençliği… Bugün biz, sizlere daha aydınlık, umutlu ve barış dolu bir gelecek için çalışırken, sizden beklentimiz kahraman ecdadımızdan emanet aldığımız vatan ve bayrak sevgisine, özgürlük aşkına sahip çıkmanız; bu yüce değerleri sonraki nesillere aktarmanızdır. Samsun’da yakılan meşaleyi bugün de aynı kararlılık ve gururla taşıyan siz gençlerimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilerlemesinin, gelişmesinin ve büyümesinin en büyük güvencesisiniz.

Milli değerlerine bağlı, evrensel değerlerle barışık olarak ve geleceğe güvenle bakarak yetişmeniz, 19 Mayıs ruhunu anlamanız, benimsemeniz ve sorumluluğunu üstlenmeniz geleceğimiz için büyük önem taşımaktadır. Sizlerden çok büyük başarılar bekliyor ve sizlere güveniyorum. Üstlendiğiniz büyük sorumluluğun bilinciyle çok çalışacağınıza, Cumhuriyetimize kararlılıkla sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum.

Bu düşüncelerle, siz gençlerimizin ve aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşımızın bütün kahramanlarını bir kez daha saygıyla anıyorum." 

LİBYA, EMPERYALİSTLERİN KUKLASI HAFTER’E MEZAR OLACAK

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan-Türk Devlet Aklı’nın müthiş stratejisi, Kahraman Türk Özel kuvvetleri ve Türk SİHA (Silahlı insansız Hava araçları),Lıbya’da tarıh yazıyor.

Libya’da Ulusal Mutabat Hükümeti’ne (UMH) bağlı ordu, stratejik Vatiyye Askeri Üssü'nü ülkede kontrolü ele geçirmek için savaşan Halife Hafter'e bağlı güçlerden geri aldığını duyurdu. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan UHM’ye Türkiye de destek veriyor.

Libya Ordusu Batı Harekât Dairesi Komutanı Usame Cuveyli, Hafter güçlerinin işgalindeki Vatiyye Askeri Üssü'nde kontrolü tamamen sağladıklarını ve üssün milislerden arındırıldığını bildirdi. Libya ordusu Hafter güçlerinden kurtarılan üste “Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) temin ettiği Rus yapımı Pantsir hava savunma sisteminin” ele geçirildiğini açıkladı. Libya ordusu, çevre güvenliğinin sağlanmasının ardından kısa süre sonra üssün ordunun hizmetine gireceğini duyurdu.

Öte yandan, sosyal medyaya üssün içinden yansıyan görüntülere göre, üstteki kullanılmaz hale getirilmiş savaş uçakları hangarlarda bekliyor. Hafter güçlerinin üsten çıkarken geride roket atar, silahlı araçlar ve çok sayıda mühimmat bıraktıkları görülüyor.

Vatiyye stratejik bir üs

Başkentin 140 kilometre güneybatısında, 50 kilometrekarelik alana kurulu Vatiyye, savaş uçaklarına uygun pistleri, hangarları, akaryakıt tankerleri, araç depoları, 10 bin askeri dışarıdan destek almadan konuşlandırma kapasitesiyle stratejik önem arz ediyor.

Libya ordusuna bağlı silahlı insansız hava araçları (SİHA), son bir ayda üssün çevresindeki Hafter güçlerinin toplanma noktalarına, silah depolarına, silahlı araçlarına, mühimmat kamyonlarına 100'den fazla hava harekâtı düzenledi.

Libya ordusu "pazar sabaha karşı Hafter milislerine BAE'nin temin ettiği Çin yapımı Wing Loong II tipindeki bir SİHA'yı imha ettiklerini" de duyurmuştu.

Vatiyye Üssü'nün Libya'nın batısı için önemi…

Hafter güçleri Nisan 2019'da başkent Trablus'a yönelik saldırı emrinin ardından, savaş uçaklarıyla başkent çevresini vurmak için Vatiyye Üssü'nü yoğun biçimde kullanmıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında 1942'de açıldığı dönemde Ukbe bin Nafi olarak isimlendirilen Vatiyye, Mitiga Havalimanı'ndan sonra ülkenin en önemli hava üssü olarak kabul ediliyor. Hafter güçleri Ağustos 2014'ten bu yana yaklaşık 6 yıldır üssü "Batı operasyonları komuta merkezi" olarak kullanıyordu.

Türkiye'nin desteklediği Libya ordusuna ait SİHA'lar, 3 Nisan'da Vatiyye'ye düzenlediği hava operasyonunda üste bulunan Hafter güçlerine ait park halindeki 3 adet Su-22 savaş uçağı ile çok sayıda araç, ağır silah ve tesisi imha etmişti.

Üssün stratejik önemini artıran unsurlar…

Libya'nın bütün batı bölgelerini kontrol altında tutabilen hava üssü, buradan kalkan savaş uçaklarının gerektiğinde Tunus ve Cezayir'de de yakıt ikmali olmadan operasyon yapabilmelerine imkan sağlıyor.

Amerikalılar tarafından 1942'de yapılan üs, 7 ila 10 bin asker kapasitesinde bir altyapıya sahip. Libya'daki diğer askeri üsler önemini bulundukları şehirlerden alırken, Vatiyye ise kurulduğu bölgenin coğrafi özelliği ile ön plana çıkıyor.

Libya'nın devrik lideri Muammer Kaddafi döneminde Vatiyye Üssü'nde Fransız yapımı çok maksatlı Dassault Mirage 2000 savaş uçaklarının filosu bulunuyordu.

Vatiyye Hava Üssü'nde uzun süre yetecek kadar yaşam malzemesinin saklanabileceği bir sistem bulunuyor. Ayrıca gerektiğinde çatışma ve savunma için akaryakıt, silah ve mühimmat ikmaline de uzun süre ihtiyaç duyulmuyor.

KORONA SONRASI DÜNYA NEREYE GİDİYOR?

Küresel sermayenin gözü gibi bakıp büyüttüğü Çin'e ölümcül darbe vurdu.
Şimdi ses küresel sermayenin, Rotschild ailesinin sahibi olduğu Economist dergisinin son kapağından geliyor. Kapakta "Güle güle küreselleşme" deniyor.
Ülkelerin virüsle birlikte ulus devlete yöneleceği ve "KENDİNE YETENLER" döneminin başlayacağı belirtiliyor.

Çok ilginç Economist'te ülkelerin kendine yeter hale gelmesini de "TEHLİKELİ CAZİBE" olarak değerlendiriyor. Yani bir nevi tehdit ediyor, sopa gösteriliyor. 

PANDEMİKS: YÖNETENLERİ YÖNETEN GÜÇ

(Bercan Tutar.Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü)

Küresel sosyo-ekonomik yapıyı derinden sarsan korona salgını, Atlantik'in havariliğini yaptığı neo-liberalizm ve reel-kapitalizm ile tanımlananserbest piyasa uygarlığının tabutuna son çiviyi çakmak üzere.
Aslında  ABD ve Avrupa'nın temsil ettiği bu uygarlığın yıkım süreci 2008 finans krizi ile başladı. Donald Trump'ın iktidara gelmesiyle bu kaotik süreç Atlantik'i de aşan küresel bir mahiyet kazandı.
Şimdi korona krizi bu küresel çaptaki hayal kırıklığını bir daha restore edilemeyecek düzeye taşımış görünüyor.
Pandemi ekonomisi (pandenomiks) diye adlandırılan yeni süreçte her ülke için vahşi rekabet yerine artık kendi halkının sağlık ve refahını önceleyen toplumsal stratejiler belirleyici olacak.
Böylece tedarik zincirinn kaynağında yer almasına rağmen en az kazanan ve kazandıkları da en tepedeki spekülatörler tarafından organize bir biçimde yağmalanan kesimler ilk kez bu fasit daireden kurtulma şansına kavuşabilir.
Sağlık ve ekonomik sistemleri çökme riskiyle karşı karşıya kalan devletler bu yüzden ilk kez halka yardım paketleri açıklamaya başladı.
Özellikle neo-liberalizmin cenneti sayılan ABD'de devletin şirketleri kurtarmak yerine halka doğrudan yardım yapması bir milat.

***

Halkın parasını 2008 finans krizinde batık bankalara aktaran Amerikan devleti sistemik tehlikeyi görünce 3 trilyon doları hükümetten 4 trilyon doları da FED’den sağlanan devasa bir kurtarma paketi açıkladı.

7 trilyon dolarlık bu yekûn neredeyse ABD bütçesinin üçte birine denk. Ve ABD'de hükümet sadece savaş durumlarında bu denli büyük destek kararları alabilir.

Nitekim dünyanın en güçlü askeri savunmasına sahip olmasına rağmen'sağlık savunması' korona karşısında çöken ABD'nin on yıllık istihdam büyümesi yedi haftada alt üst oldu. Şimdiden ülkenin borcu 25 trilyon dolara çıktı, işsiz ordusu da 40 milyona doğru ilerliyor.

Sadece ABD değil reel-kapitalist sistemin en güçlü kolonlarından Alman ekonomisi de 1945'ten sonra ilk kez resesyona girdi. Bu yılki ekonomik daralmanın yüzde 8,4 olacağı tahmin ediliyor.

Devlet kapitalizmi ile büyüme destanları yazan Çin ekonomisi ise 20 yıl aradan sonra ilk kez küçülme trendiyle karşı karşıya.
İngiltere'de de yılın ilk çeyreğindeki ekonomik küçülme daha şimdiden yüzde 5,8'lere ulaştı.

Yıl sonuna doğru bütün Avrupa'da yüzde 15'lik bir ekonomikdaralma öngörülüyor.

IMF'ye göre dünya ekonomisi bu yıl yüzde 3 küçülecek. Bu, 1930'lara damga vuran Büyük Buhran'dan beri yaşanan en sert daralma olacak.

***

Görüldüğü üzere pandenomiksin küresel çaptaki faturası oldukça ağır. Peki koronadan sonra ne olacak?

Pandenomiks modeline göre küresel tedarik zincirleriortadan kalkacak.

Küresel endüstrinin daralması paralelinde yerel üretim, kendine yetme ve toplumsal paylaşım anlayışı yaygınlaşacak. Karşılıklı bağımlılık ekonomisi ise ağır darbeler alacak.

Eğer bu köklü dönüşüm sağalanamazsa resesyonun küresel bir sistemik krize dönüşme riski çok yüksek. Nitekim daha şimdiden krizi iyi yönetemeyen ABD gibi ülkelerde sistem ve rejim tartışmaları kızışmaya bile.

Çünkü pandenomiksin yol açtığı değişim her ülkeyi daha şimdiden ulusal ve küresel stratejilerini gözden geçirmeye zorluyor.

Ve bu sayede biz de siyaset felsefesinin en önemli konularından sayılan'yönetenleri kimin yönettiği' (quis custodiet ipsos custodes?) sorusunun cevabını az çok öğrenmiş olduk.

KÜSTAH İSRAİL

İbrahim Kalın'dan İsrail'e sert tepki: İşgal politikasının yeni adımıdır

Gelen son dakika bilgisine göre; Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Yeni hükümetin Batı Şeria’daki yerleşim birimleri ve Ürdün vadisini ilhak edeceğini açıklaması, İsrail’in işgal politikasının yeni adımıdır." açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, İsrail’in Batı Şeria’yı işgal planına ilişkin bir açıklama yaptı.

Kalın'ın açıklaması şöyle:

"İsrail’de yeni kurulan hükümetin yemin töreninde Batı Şeria’daki yerleşim birimlerini ve Ürdün vadisini ilhak edeceğini açıklaması, İsrail’in uluslararası hukuku yok sayan işgal politikasının yeni bir adımıdır. Dünya bu pervasızlığa dur demelidir.

Filistin halkını yok sayan hiçbir plan ve girişimin meşruiyeti yoktur. İlhak ve işgal politikalarını doğrudan ya da dolaylı olarak destekleyenler bu suçun ortaklarıdır. Filistin meselesinde sorun işgalin kendisidir.

Kudüs’ün dini, tarihi ve hukuki statüsünü değiştirmeye yönelik adımları da şiddetle reddediyoruz. Kudüs, kırmızı çizgimizdir. Kudüs kutsalımızdır. Kudüs, emanetimizdir. Emanete ihanet eden herkes tarih önünde hesap verecektir.

Filistin toprakları Filistinlilere aittir. Kimsenin onun bir karışını bile birilerine peşkeş çekmeye hakkı yoktur. İslam ülkeleri bu konuda acilen adım atmalı ve İsrail’in işgal ve ilhak politikasına karşı Filistin halkını ve topraklarını korumalıdır.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde Türkiye, haklı ve meşru davasında Filistin halkının yanında olmaya devam edecektir."

NE OLMUŞTU?

Donald Trump'ın İsrail Başkanı Binyamin Netanyahu ile 28 Ocak'ta Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında açıkladığı sözde Orta Doğu barış planında, Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim yerlerinin "İsrail'in toprağı" olarak kabul edilmesi ve Tel Aviv yönetiminin Filistin'e ait Ürdün Vadisi üzerindeki hakimiyetini sürdürmesi maddeleri yer alıyordu.

Netanyahu, koalisyon hükümetinin yemin töreni öncesi 17 Mayıs'ta Meclis'te yaptığı konuşmada, Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerini ilhak etmenin vaktinin geldiği değerlendirmesinde bulunmuştu.

ABD ve İsrailli yetkililerden oluşan ortak komisyon, sözde barış planının ardından söz konusu bölgelerin "ilhakı" için Batı Şeria'da haritalandırma sürecine başlamıştı.     

KUDÜS KAN AĞLIYOR

(Bülent Erandaç. Takvim Gazetesi Yazarı)

KUDÜS şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.

Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.

Altında bir krater saklayan şehir.

Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi.

Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi Hani Şam'dan bir şamdan getirecektin

Dikecektin Süleyman Peygamberin kabrine

Ruhları aydınlatan bir lamba İfriti döndürecek insana:

Söndürecek canavarın gözlerini İfriti döndürecek insana

***

Ve Kudüs'ü terk ettiğin o ikindi Birinci Cihan Harbi günü vakti

Kan sızdırıyor kaburga kemikleri Karlı dağlardan indirdiğin atların

Bir evde perdeyi indiriyor bir kadın Mahşerin perdesini kıyametin perdesini

Ağlıyor yere inen saçları Göğü yırtan kefen beyazı elleri
*****
Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.

Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.

Yeşile dönmüş türbelerin demiri

Zamanın rüzgâr gibi esen zehriyle Ve yatırlar patır patır kaçıyor geceleri

Boşaltıyorlar işgal edilmiş bir şehri boşaltır gibi

Kaçıyorlar Lut şehrinden kaçar gibi

Tuz heykele dönüşmemek için

Tanrı gazabıyla Susmuş minarelerin azabıyla

Yıkılmış cami kubbelerinin ıstırabıyla

***

Ve şehit kemiklerinin bakışı bir başka bakış

Artık burada taş bile durmak istemez

Ve Ay'ı görmek istemez zeytin ağaçları

Eğilerek selamlamazlar hilali hurmalar

Artık ne Zekeriya ve ne İsa var Sararmış bir tomar mı mucizeler

Ölülerin dirilişi şifa veren kelimeler

Ve ne de Miraçtan bir iz Yerden yükselen kaya

***

Ve Kudüs şehri. Artık yer şehri, toprak şehri.

Bakır yaprakların, çelik gövdelerin, acımasız yüreklerin.

Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.

Kurşundan çiçeklerin şehri.

Gülle kusuyor ana rahmi

Bomba parçalıyor beynini bebeğin

Tanklar saldırıyor evlere bir anda ev yok tank var

Uçak var gök yok utanç var Ve kime karşı bütün bunlar

Masum insanlara karşı

Binlerce yıl oturdukları yurtta kalmak isteyenlere karşı

Ve kim tarafından bütün bunlar

***

Roma'nın, Babil'in, Asur'un ve Firavunların

Ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından

Zalime olan öcünü mazlumdan almak

Zalim olmak ve en zalim olmak

Ve artık ne İbrahim ne Yakup ve ne Musa var

Tersinden okunan Tevrat hükümleri Karaya boyanmış Mezmurlar

***

Ve Kudüs şehri. İçiyle ve ruhuyla suskun

Göklere kaçmış hayaliyle

Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle

Bir başka âleme göçmüş hakikati Tanrı katına varmış

İki elini kavuşturup divana durmuş Hüküm istemiş

***

Yeryüzüne yeryüzü kadısına Hüküm ki:

Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir

***

Ve haksız yere insan öldürenin cezası ölüm

Ve fitne, Arzı fesada verme, daha büyük suç adam öldürmekten

***

Fitne bastırılıncaya kadar savaşın!

Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar Ey insanlık, ey insanlar En gündüzden daha gündüz, Hakikatten daha hakikat Müslümanlar.

(Milli şair ve yazar Sezai Karakoç) 

Kudüs  İsrail'in başkenti olacakmış! KUDÜS SATILIK DEĞİL, MISTER TRUMP...

ESED’İN YERİNE KİM GELECEK?

(Superhaber analiz)

“Arap Baharı” ile karışıklığa sürüklenen ve yaklaşık 9 yıldan beri iç savaş yaşayan Suriye’de, Esed’in iktidarı ve geleceği sorgulanmaya başladı. Bununla birlikte ülkede yaklaşık bir aydan beri dış kamuoyuna yansımayan iktidar savaşlarının yaşandığı ortaya çıktı.

Beşşer Esed ile birlikte, Suriye’nin istihbarattan sorumlu kardeşi Mahir Esed’in para kaynağı olduğu öğrenilen Dubai’de yaşayan iş adamı Ghait Boustani, önceki gün Şam’daki evinde ölü bulunmuştu.

İlk olarak SuperHaber’in “Esed kardeşleri yıkan ölüm!” olarak duyurduğu, Boustani’nin esrarengiz bir şekilde yaşamını yitirmesi saklanmıştı. Ancak, Boustani’nin ölümünün duyulmasından sonra, Esed ve çevresinin kalp krizi sonucu öldüğü söylentilerini yaydıkları belirtilmişti. Ortadoğu, Uzakdoğu, Avrupa ve Amerika’da dolaşan Suriyeli iş adamı Boustani’nin ölümü sonrası, gözler bir kez daha Suriyeye çevrildi.

SURİYE’DE İKTİDAR KAVGASI KANLI BAŞLADI

SuperHaber sınır komşumuz Suriye’de yaşananlarla ilgili yaptığı araştırmada, ilginç olaylar zinciri dizisine rastladı. Güvenilir kaynaklardan alınan ve teyit edilen bilgilere göre, parçalanmanın eşiğinde bulunan Suriye’de, bundan bir ay önce iktidar savaşlarının başladığı bu savaşlarda çatışmaların ve insan kaçırmalarının olduğu, ayrıca Esed ailesinin içinde cinayetlerin işlendiği ifade edildi.

ESED TEYZE OĞLUNUN SERVETİNE EL KOYDU

Suriye’de iktidar ile muhaliflerden birçok kişi ile görüşen SuperHaber, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren Suriye’de, iktidar savaşının Mayıs ayının başında başladığını ve halen sürdüğünü öğrendi.

(Rami Mahluf... Esed kardeşlerin teyze oğlu. Rusya’nın Esed’in yerine düşündüğü isim. Beşşer Esed, on milyarlarca dolarına mallarına el koydu.)

İddialara göre, iktidarının sallandığı ve ülke ekonomisinin çöktüğünü gören Beşşer Esed, gözünü teyzesinin oğlu olan kuzeni Rami Mahluf’un servetine dikti.

MARUF İÇ SAVAŞTA ÇOK ZENGİN OLDU

Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından itibaren Esed kardeşler sayesinde mal varlığını artıran Mahluf’un başı Rusya’nın alacağı nedeni ile derde girdi. Geçtiğimiz yılbaşında Rusya, Suriye’den sattığı silah karşılığı olan milyarlarca doların 3 milyarının acilen ödenmesini talep etti. Ancak Esed süre istedi. Bunun üzerine Putin'in emri ile Rusya Savunma Bakanlığı Esed’e, Rami Mahluf’un 3 milyar dolardan fazla mal varlığı bulunduğunu hatırlattı.

MARUF DİRENDİ, ESED SERVETİNE EL KOYDU

Esed bunun üzerine dünyanın 116’ncı zengini olduğu bilinen kuzeni Rami Mahluf’tan,Merkez Bankası’na para yardımında bulunmasınıistedi. Ancak yıllarca Esed rejimin en büyük finansörlerinden olan ve Suriye’de onun izni ya da ortaklığı olmadan hiç bir yabancı firmanın iş yapamadığı 51 yaşındaki işadamı Mahluf, bunu kabul etmedi. Bunun üzerin Esed, Suriye Maliye Bakanlığı geçtiğimiz hafta aldığı kararla Mahluf’a ait Beyrut merkezli Abar Petrol’ün mal varlığına el koyma kararı aldı. Kararın gerekçesinde şirketin yaptığı ithalatta 1.9 milyar Liralık yolsuzluk yapması gösterildi.

RAMİ MARUF’A SURİYE’DE MEDYA İLE LİNÇ YAPILIYOR

Syriatel’in yanı sıra emlaktan bankacılığa, lüks mağazalardan duty free shoplara ülke ekonomisinin yarısından fazlasına hükmeden Mahluf’un oğullarının lüks hayatları sık sık sosyal medyada sergileniyor. Suriye’nin en zengin adamı ile en fakir adamı konumuna sürüklenen Mahluf’un mallarına Beşar Esed’in eşi Esma Esed ve akrabalarının konduğu yönünde de sık sık medyada haberler yayınlanıyor.

AMCAOĞLU ŞÜPHELİ KAZA SONUCU ÖLDÜ

Suriye’de bu gelişmeden sonra, Rami Mahluf ile Beşşer Esed’in adamlarının, bir hafta süren karşılıklı çatışmaları olduğu ve çok sayıda insanın yaşamını yitirdiği öğrenildi. (Esed’in kaza süsü verilmiş olayda ölen amcaoğlu Musaap Wecih El Esed.)

Esed ve kuzeni arasında, hükümet ve askeri gücü ile sürerken bundan mallara el koyma ve çatışmaların hemen ardından 2 Mayıs’ta, şok bir trafik kazası ve ölüm olayı Suriye’de büyük şok yaratıyor.

Esed’in çok sevdiği ve güvendiği amcasının oğlu olan, orduda üsteğmen rütbesi ile görev yapan Musaap Wecih El Esed, yanında bulunan iki koruma ile Lazkiye yolunda giderken, arabası birden takla atıyor. Arabasının lastiklerinin patlaması ile takla atan otomobilden güçlükle çıkarılan Musaap Wecih El Esed, Şam’da ailenin özel hastanesine götürülürken yaşamını yitiriyor. Yapılan araştırmada, meydana gelen kazanın normal olmadığı ve bir suikast olduğunun izlerine rastlanıyor.

Suriye’de bu olaylar yaşanırken, Suriye topraklarının bir bölümüne yerleşen ve kalıcı olmak isteyen Rusya Devlet Başkanı Putin’in, perde arkasından mallarına el konulan Rami El Muhlaf ile görüştüğü öne sürülüyor. Servetinin büyük bölümünü Rusya’ya kaçırdığı belirtilen Mahluf’un, Beşşer Esed’in yerine Suriye Devlet Başkanlığı için Putin ile anlaştığı dile getiriliyor. Öte yandan, iktidarının artık son günlerinin yaşadığına kendisinin de inandığı yönünde yazılar çıkan Beşşer Esed’in ise, Rusya’nın bu hamlesini karşılık, İran ile anlaşarak kardeşi Mahir Esed’in gelmesi için büyük çaba harcadığı konuşuluyor.

KORONAVİRÜS’ÜN UNUTTURDUĞU 5 KRİZ

(BBC NEWS ANALİZ)

Covid-19 salgını neredeyse tüm dünyayı etkisi altına alınca, başka birçok uluslararası sorun gündemin dışına itildi.

Bu anlaşılabilir bir şey çünkü salgın küresel çapta 300 bine yakın insanın ölümüne, ekonomilerin kritik şekilde küçülmesine yol açtı. Bir yandan da bu kriz, uluslarası alanda toplumların nasıl organize olduğu ve ilişkilerimizi nasıl yürüttüğümüze dair soruları da su yüzüne çıkardı.

Bu esnada bazı büyük küresel krizler de bir kenara itildi. Ancak biz görmezden gelsek de bu krizler arka planda büyümeye devam etti. Bu krizlerden bazılarıyla mücadele edebilmek için artık çok geç kalmış bile olabiliriz.

Bazı hükümetler de Covid-19 salgınını fırsata çevirdi ve hazır dikkatler üzerlerinde değilken, uzun süredir yapmak istedikleri ancak tepkiler sebebiyle yapamadıkları konularda adımlar atmaya başladı.

Bundan sonraki haftalarda ve aylarda dikkate almamız ve takip etmemiz gereken 5 kriz:

Yeni bir nükleer silah yarışı mı başlıyor?

ABD ile Rusya'nın birbirini tehdit etmek için kullandığı uzun menzilli nükleer silahları kısıtlayan "Stratejik Silah Azaltma Anlaşması" nam-ı diğer "Yeni Başlangıç"ın geçerliliği Şubat 2021'de doluyor.

Anlaşmanın yenilenmesi için yapılması gereken müzakereler için zaman gittikçe daralıyor. Bu anlaşmai yaklaşık 45 yıl süren Soğuk Savaş döneminden bugüne kalan son kitle imha silahları anlaşması.

Bu anlaşma olmadan, bağlayıcı kısıtlamaların ve şeffaflığın olmadığı bir ortamda yeni bir nükleer silah yarışının ortaya çıkabileceğiyle ilgili ciddi bir korku var. Müthiş bir şekilde hızlı hareket edebilen hipersonik füzelerin üzerinde çalışmaya şu an devam ediliyor. Bu durum da, yeni bir nükleer silah yarışıyla ilgili kaygıları artırıyor.

Rusya, bu anlaşmayı yenilemeye istekli görünüyor. Sadece prosedürlere bakıldığında bunu yapmak çok da kolay.

Ancak Trump yönetimi, "Yeni Başlangıç"ın olduğu haliyle uzatılmasından yana değil. Anlaşmaya Çin'i de eklemek istiyor ve eklenmemesi halinde uzatılmasını tercih edebilecek gibi görünüyor.

Çin ise bu anlaşmaya katılmaya hiç istekli değil. Anlaşmanın süresinin dolmasından bir yıldan az kaldı ve bu şartlar altında yeni bir kapsayıcı taslak çıkarmak için çok geç kalınmış olabilir.

Bu durumda eğer Washington'ın talebinde bir değişiklik olmazsa ya da Kasım ayında yapılacak aBD Başkanlık seçiminde Trump değil diğer aday seçilir ve yeni başkan anlaşmanın devamından yana tavır almazsa, "Yeni Başlangıç" tarih olabilir.

İran'la tansiyon yükseliyor

Trump yönetiminin İran'la P5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından başlayan gerilim, daha da kötüye gidiyor.

Şu an hâlâ geçerli olan Birleşmiş Milletler (BM) ambargosu sebebiyle, birçok ülke Tahran'a gelişmiş silah satamıyor. Ancak yine nükleer anlaşmayı destekleyen BM kararına göre, bu ambargo da bu yıl 18 Ekim'de sona eriyor.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD'nin ambargonun devamını talep etmesi halinde "çok büyük sonuçları olacağını" söyledi.

Ancak BM Güvenlik Konseyi üyesi Rusya'nın İran'a yönelik ambargonun uzatılmasını veto etme ihtimali yüksek. Bu durumda Trump'ın, nükleer anlaşmayla birlikte hafifletilen İran'a yönelik ekonomik ambargonun yeniden genişletilmesi ve daha da sertleştirilmesi talebinde bulunması; bunun için Avrupa ülkelerine baskı yapması bekleniyor.

Trump'ın taktiğinin hiç de hesapta olmayan bir durum olduğunu iddia edemeyiz. ABD, nükleer anlaşmadan çekildiğinden bu yana İran'la gerilimi ve Tahran'a yönelik baskıyı artıracak adımlar atıyor. Bu şartlarda İran da anlaşmanın bazı maddelerini ihlâl etmekten çekinmedi. Ancak bunların hiçbiri geri dönülemez ihlâller değil.

Şimdi Trump yönetimi, ABD anlaşmadan çekilmiş olsa da İran'ın anlaşmanın tüm şartlarına uymasını istiyor. Uymaması halinde yeni yaptırımlar gelmesi gerektiğini söylüyor. Bir önceki Başkan Barack Obama döneminde görev yapan üst düzey bir yetkili, Trump'ın "Hem karnım doysun, hem pastam dursun" istediğini söylüyor.

Bu şartlarda ABD ve İran arasındaki ilişkiler daha da gerilirken ABD ve Avrupalı müttefikleri arasındaki sorunlar da büyüyebilir. Bir yandan da İran'a yönelik silah ambargosu İran'ın bölgesel politikasını değiştirmediği gibi, bölgede desteklediği gruplara silah sağlama kapasitesini de azaltmadı.

İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak kararı

İsrail'in yıllardır seçim kampanyalarında dile getirilen "Batı Şeria'yı ilhâk etme" kararı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümetinde görevi bir süreliğine de olsa paylaşması sebebiyle askıya alınmış gibi duruyordu.

Ancak Netanyahu, muhtemelen dikkati kendisine yönelik yolsuzluk davalarından başka yöne çekmek için, İsrail işgali altındaki Batı Şeria'nın bazı bölgelerini ilhâk ederek kalıcı olarak İsrail'in bir parçası haline getirecek planı hâlâ öneriyor.

İsrail ve Filistin arasında uzun süreli bir barış için tek umut olarak görülen "iki devletli çözüm" şansı Batı Şeria'nın ilhâk edilmesi halinde tamamen ortadan kalkmış olur.

Filistinliler bu ihtimali göz önünde bulundurarak Avrupa'daki bazı hükümetlerle görüşmelere başladı ve bu politikanın uygulanması halinde İsrail'e yönelik yaptırım uygulanması çağrısında bulundu.

Her zamanki gibi burada da Trumo yönetiminin pozisyonu kritik bir rol oynayacak.

Netanyahu'nun bu planı yaparken Donald Trump'ın daha önceki kararlarından cesaret aldığına şüphe yok. ABD Başkanı Donald Trump, daha önce Suriye'yle ihtilaflı oldukları Golan Tepeleri'nin İsrail tarafından ilhak edilmesi kararını onaylamış ve Kudüs'ü İsrail'İn başkenti olarak tanıdığını açıklayarak ABD Büyükelçiliği'ni Tel Aviv'den Kudüs'e taşımıştı.

Şimdilik Washington, İsrail'in Filistin'in yeni bir devlet kurması üzerine görüşmelere başlaması şartıyla Batı Şeria'nın bazı bölgelerini ilhâk etmesini destekleyebileceğini söylüyor.

Bazı uzmanlar, Netanyahu'nun Batı Şeria meselesini sadece seçim öncesi muhafazakar ve milliyetçilerin oyunu almak için kullandığı görüşünde. Bu sebeple Netanyahu bu plandan geri adım atabilir, zaten bu planı destekleyen aşırı görüşlü İsrailliler de herhangi bir şekilde Filistin devleti için müzakerelerin başlamasına tepki gösterecektir.

Her şekilde önümzdeki dönem bu konu birçok soruna yol açmaya müsait.

Brexit: Sorunlar ortadan kalkmadı

Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden (AB) çıkışı anlamına gelen Brexit ismini neredeyse çoğumuz unuttuk.

Ancak saat işlemeye devam ediyor. İngiltere'nin birlikten çıkışı için karar verilen geçiş süreci, 31 Aralık'ta sona eriyor. AB ve İngiltere arasındaki ilişkinin gelecekte nasıl olacağına dair görüşmeler, bir belirsizlik içinde başlamıştı. İlişkilerin nasıl belirleneceğine dair bu belirsizlik sürüyor ancak Başbakan Boris Johnson'un geçiş sürecini uzatmak ya da ileri bir tarihe ertelemek gibi bir girişimi de henüz olmadı.

Ancak koronavirüs salgını Brexit'le ilgili tüm algıyı değiştirdi. Çünkü salgının etkisiyle birlikte Brexit'in, düzelmesi yıllar alabilecek olan bir ekonomik durgunluğa yol açacağı tahmin ediliyor. Bu sebeple İngiltere'de eski tartışmaları yeniden açma isteği pek yok. Bir yandan da zaman daralıyor.

Şu an hem AB ülkeleri hem İngiltere, salgınla mücadeleye odaklandı. Bu konuda İngiltere, şu ana kadar AB ülkelerine göre çok da iyi bir örnek oluşturmuş değil.

İngiltere'nin birlikten tama anlamıyla çıkması iki tarafı da zorlayacak. Ancak içine kapanan ülkeler, ekonomik durgunluklar, salgınla beraber gelen tüm sorunlar İngiltere'yi daha da zor duruma sokuyor. Amerika ya da Çin'den bu ortamda ne kadar destek beklenebilir? Tüm bu gelişmeler, müzakerelerin seyrini değiştirebilir.

Asıl büyük küresel sorun: İklim değişikliği

Salgına karşı atılan küresel adımlar, bir kenarda büyümeye devam eden en büyük ve en karmaşık küresel sorunla mücadelede nasıl ortak adımlar atılabileceğine dair bir öngörü oluşturabilir.

Bazı ülkeler arasındaki gerilim salgın süresinde daha da arttı. Bu da, salgın sonrası iklim değişikliğine karşı zaten kırılgan şekilde oluşturulmaya çalışan işbirliğini daha da riskli bir hale getiriyor.

İklim değişikliğine karşı atılan adımların bazılarına kaldığı yerden devam edebilmek; örneğin BM'nin organize ettiği kritik önemdeki konferansları düzenleyebilmek, pek mümkün görünmüyor. Bu yıl için planlanan bazı toplantılar gelecek yıla ertelendi bile.

Peki, uluslararası toplumun bu konudaki düşünce yapısı değişti mi? Asıl soru bu. Toplumlar artık bu soruna karşı daha acil adımlar atılması gerektiğini düşünüyor mu? Bunu salgın sonrasında göreceğiz.

RUSYA LİDERİ PUTİN NE DEMEK İSTEDİ?

Rusya’nın sadece bir ülke olmadığını belirten Devlet Başkanı Vladimir Putin,  zengin gelenekleri, çok uluslu yapısı, barındırdığı birçok kültürü ve dini sayesinde ayrı bir uygarlık olduğunu vurguladı.

Rus devlet televizyonu Rossiya 1’de yayınlanan 'Moskova. Kremlin. Putin'programında açıklamaları yayımlanan Devlet Başkanı Putin, Rusya’nın uygarlığını korumak için yüksek teknolojilerin geliştirilmesine odaklanması gerektiğini söyledi.

“Yeni teknolojiler ortaya çıktı, bu teknolojiler dünyayı değiştirecek, hatta şimdiden değiştiriyor” diyen Putin, yapay zekâyı, insansız araçları, genetiği, tıp ve eğitimi örnek göstererek ekledi:

“Tüm bunlar, ülkenin üzerinde gelişeceği altyapı olacak."

'Rusya’nın sadece bir ülke olmayıp zengin gelenekleri, çok uluslu yapısı, barındırdığı birçok kültürü ve dini sayesinde ayrı bir uygarlık olduğunu' vurgulayan Putin, şöyle devam etti:

“Eğer bu uygarlığı korumak istiyorsak, elbette ki vurguyu özellikle yüksek teknolojilere ve ilerideki gelişimlerine yapmalıyız."

ALMANYA’DA IRKÇILAR CAMİYE SALDIRDI

Domuz kafası astılar...

Almanya'nın Stuttgart kenti yakınlarında bulunan Vaihingen Enz beldesindeki bir camiye ırkçılar tarafından iğrenç bir saldırı düzenlendi. Caminin kapısına domuz kafası asan iki kişi daha sonra olay yerinden kaçtı. Polis, olayla ilgili soruşturma başlattı.

Almanya'nın Stuttgart kenti yakınlarındaki Vaihingen Enz beldesinde bir caminin kapısına domuz kafası asıldı.

Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine (DİTİB) bağlı Fatih Camisinin kapısına dün akşam saat 23.30 sıralarında iki kişi domuz kafası asarak olay yerinden hızla uzaklaştı.

Vaihingen Enz DİTİB Fatih Camisi Dernek Başkanı Latif Pekmezci, saldırganların üzerinde bir firmanın isminin yazılı olduğu panelvan bir minibüsle geldiklerinin tespit edildiğini ve olayı polise intikal ettirdiklerini söyledi.

Olaydan büyük üzüntü duyduklarını aktaran Pekmezci, polisin olay yeri incelemesi yapıp konuyla ilgili soruşturma başlattığını ifade etti.

Olayın ardından Stuttgart Başkonsolosu Mehmet Erkan Öner, Din Hizmetleri Ataşesi Musa Uzun ve Württemberg DİTİB Eyalet Birliği Başkanı İsmet Harbi camiye giderek geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.

MAHİR ÜNAL’IN HAKLI MÜCADELESİ

AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, sosyal medya etik kuralları adı altında yayımladıkları 12 maddeyle farkındalık çalışması yapmayı amaçladıklarını belirterek "Bu farkındalık çalışması bir kez daha kadim bir ahlaki sorunu gün yüzüne çıkardı.

Bu ahlaki sorun, hiçbir konuda öz eleştiri yapmamak, kendisi ile asla yüzleşmemek ve bir farkındalık çalışması üzerinden bile düşmanı olarak gördüğü gruba nefret kusmak sorunudur." ifadelerini kullandı.

Ünal, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Kovid-19 salgını sürecinde herkes evlere kapanmışken sosyal medyanın daha çok kullanılmaya başlandığını belirtti.

Bu konuda yaptıkları çalışmayı anımsatan Ünal, şunları kaydetti:

"Sosyal medya etik kuralları adı altında 12 madde yayımladık, amaç bir sosyal medya farkındalık çalışması yapmaktı. Her birimiz sosyal medya kullanıcıları olarak bir duralım, düşünelim istedik. Hangi görüşten, düşünceden olursak olalım sosyal medyada davranışlarımıza bir ayna tutalım istedik.

Bu kurallara uyacağını taahhüt edenlere hesaplarına yeşil ikon koymalarını söyledik. Bu farkındalık çalışması bir kez daha kadim bir ahlaki sorunu gün yüzüne çıkardı. Bu ahlaki sorun, hiçbir konuda öz eleştiri yapmamak, kendisi ile asla yüzleşmemek ve bir farkındalık çalışması üzerinden bile düşmanı olarak gördüğü gruba nefret kusmak sorunudur."

Etik olmayan veya suç içeren davranışların iki şekilde yaptırım göreceğine işaret eden Ünal, ahlaki sorunun "kınama ve ayıplama", suçun ise "hukuki" yaptırımla karşılaşacağını, suçun kişisel olduğunu vurguladı.

Ünal, ahlaksızlığın, kişisel olan üzerinden o gruba ait olduğunu düşündüğü herkese saldırmak olduğunu belirterek "Bu etik kurallara uymayı taahhüt etmek yerine düşmanlık eden bu zihin yapısına şunu söyleyebilirim, sizin ruhunuzu kaybetmenize neden olmuş nefret ve ön yargı dili zaten sadece sosyal medya değil herhangi bir konudaki 'etik kuralları' anlamanızı imkansız kılıyor." değerlendirmesinde bulundu.

İsminin geçtiği bir köşe yazısını eleştiren Ünal, "Biz kimsenin özel hayatını merak etmiyoruz bay yazar, yaptığı işle ilgileniyoruz. Biz bir olumsuzlukla karşılaştığımızda hatalı olanın o birey olduğunu düşünüyor ve tepkimizi belirliyoruz. O birey üzerinden bir grubu nefretimizin hedefi haline getirmiyoruz." ifadelerini kullandı.

TOHUMCULUKTA İSRAİL’E MAHKÛM DEĞİLİZ

TOHUMCULUK KONUSUNDA TÜRKİYE, İSRAİL’E MUHTAÇ MI? DEĞİLMİ? Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Savaş Akçan, çok önemli ve derınlıklı bir konunun tartışılmasını sağladı.

Savaş Akçan, ‘’ Milli tohumculuğumuz var. İsrail'e mahkûm olduğumuzu söylüyorlar, ancak bunun gerçekle hiçbir ilgisi yok" dedi.

Nedenini şöyle açıkladı:

‘’yurt içi gen kaynaklarından ıslah edip geliştirilen milli tohumlardan çeşitli alanlarda ciddi miktarda ihtiyaç karşılanıyor.

Uluslararası raporlarda 55 ülkede 135 milyon kişinin gıda güvencesi açısından kriz düzeyinde ya da daha kötü durumda olduğu ve salgının  etkisiyle daha ciddi sıkıntılar yaşanabileceği vurgulanıyır.

Salgın nedeniyle tarımsal üretimin ve gıda tedarikinin zorlaşması ve daha pahalı hale gelmesiyle, küresel düzeyde 'gıda milliyetçiliği' olarak adlandırılabilecek şekilde ülkelerin kendi stoklarını muhafaza etmelerine öncelik verdikleri görülüyor"

Akcan, bitkisel üretimin temeli ve hayvancılıkta da yem bitkileri üretiminin vazgeçilmezi ve en stratejik unsuru olan tohumlukların (tohum, fide, fidan) ve tohumculuk sektörünün öneminin daha iyi anlaşılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Ülkemizde gıda güvencesi açısından kıtlık düzeyinde bir sorun yaşanmasını beklemiyoruz. Ancak belirsizlikler her alanda olduğu gibi tarımda da riskleri artırır. Tarım ve Orman Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlar salgının tarım ve gıdada olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik gerekli tedbirleri almaya devam ediyor. Burada önemli olan çiftçilerimizin daha çok gelir elde etmesini sağlayacak politikaların uygulanması, desteklerin artması ve çiftçilerimizin ürünlerinin değerinde satılacağını bilmesi."

'91 ülkeye tohum ihraç ediyoruz'

Türk bitki ıslahçıları tarafından geliştirilen ve yerli firmalar tarafından üretilen tohumluk çeşitlerinin yabancı çeşitlere göre hiçbir eksiğinin olmadığını aktaran Akcan,

"Yüzde 100 yerli ve milli olarak yurt içi gen kaynaklarından ıslah edip geliştirilen milli tohumlarımızdan, tahıl ihtiyacımızın yüzde 70'ini, baklagillerin yüzde 97'sini, çayır-mera ve yem bitkilerinin yüzde 92'sini ve sebzelerin yüzde 60’ını karşılıyoruz.

Mısır, ayçiçeği, şekerpancarı, pamuk ve patates gibi tohumluk açığı olan ürünlerde de gün geçtikçe milli tohum çeşitleri artıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Akcan, ulusal gıda egemenliğinin ön planda olacağı gelecek dönemde çiftçilerin milli çeşitleri kullanması gerektiğine dikkati çekerek, "Avrupa'da tarımsal üretimin yoğun yapıldığı ülkeler, aynı zamanda Kovid-19'dan en çok etkilenen ülkelerdir.

Yaş sebze-meyve başta olmak üzere Avrupa'yı biz doyurabiliriz, destek olabiliriz. Ancak, bunun için her zamankinden daha çok üretmek zorundayız" diye konuştu.

Son dönemde tohumculuk sektörünün tarımın diğer alt sektörlerine oranla çok daha başarılı bir performans çizdiğine işaret eden Akcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tohum, fide, fidan üretimleri ve dış ticaretinde yaşanan yükseliş sürüyor. Birliğimizin kurulduğu 2008 yılında 290 bin ton olan sertifikalı tohum üretimi 2019 yılında 1 milyon 135 bin tona yükseldi. Tohum ihracatımız ise aynı dönem içinde 70 milyon dolardan 168,4 milyon dolara yükseldi.

Ayrıca değer olarak ithalat ile ihracat arasındaki fark 2019 yılında da kapanmaya devam etti.

Sadece 15 milyon dolarlık bir açığımız kaldı. İhracatın ithalatı karşıma oranı yüzde 92'ye ulaştı. 91 ülkeye tohum ihraç ediyoruz.

Fidanda ise 2008 yılında 21 milyon fidan sertifikalı fidan üreten Türkiye, 2019 yılında bu rakamı 102,8 milyona çıkardı. Beş yıl önce 9 milyon dolarlık ihracat yapan fidancılık sektörü, 2019 yılında ihracatını 37.7 milyon dolara yükseltti. 2019 yılı fidan ithalatımız ise azalmaya devam ederek 2019 yılında 1,8 milyon dolarda kaldı. Türkiye ürettiği fidanların yüzde 40'ını ihraç eder konuma geldi."

Tohumculuk sektörünün 2019 yılında 286,4 milyon dolar ihracat, 228,4 milyon dolar ithalat yaptığını aktaran Akcan, "58 milyon dolarlık bir dış ticaret fazlamız var. İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yıl yüzde 108 idi, bu yıl yüzde 125'e çıktığını belirten Akçan, sözlerini şöyle tamamladı:

"İthalatta en çok ürün aldığımız yerler; Kanada, ABD, Hollanda gibi ülkeler, ancak her sene bu ülkeler değişiyor. İsrail bu sıralama içerisinde yer almıyor. Tohumculukta yurt dışına bağımlı olduğumuzu, milli tohumculuğumuzun olmadığını, İsrail'e mahkum olduğumuzu söylüyorlar, ancak bunun gerçekle hiçbir ilgisi yok.

1,5 milyar dolarlık bir üretim kıymeti olan tohumculuk sektöründe 2019 senesinde 183 milyon dolarlık bir ithalatımız oldu. Bu ithalatın içerisinde İsrail'in payı 12 milyon dolarda kaldı. Pazarın binde 8'i kadar bir İsrail ithalatı var. Anlatıldığı gibi yurt dışı, İsrail bağımlılığı söz konusu değil.

Milli tohumculuğu desteklemek amacındayız, ancak çiftçi ithal tohum almayı tercih ediyor ve bu da milli tohumculuğun gelişmesini engelliyor. Ticareten gelişemeyen sektör, para kazanmadığı için Ar-Ge'ye ıslaha bütçe ayıramıyor ve kısır döngü içerisine giriyor.

Kovid-19 bize ders vermeli. Kendi tohumlarımızı kullanmalıyız. Eğer kullanırsak hem tohumculukta dünya sıralamasında daha iyi noktalara geliriz hem de ithalat ihracat dengesinde lehimize bir tablo ortaya çıkar."

RTÜK BAŞKANI EBUBEKİR ŞAHİN ’KAN DAVASI GÜDER GİBİ..’’

Milliyet Gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu, başkanı olduğu kurulun son toplantısına katılmadığı ve başkansız toplantıda "Sevda Noyan’ın ölüm listesi" gündeme gelmediği için eleştirilen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ile konuştu.

Kendisine yönelik eleştirilere tepki gösteren Şahin, “Şunu söyleyebilirim ki asla cezayı öncelemedik. Fakat kanunumuz gereği ihlalde bulunanlara ve ihlalde ısrar edenlere müeyyide uygulamaktan da, lisans iptalleri vermekten de geri durmayız” ifadelerini kullandı.

Ali Eyüboğlu’nun yazısının tamamı:

Kuruldu-ğundan bu yana meslek icabı yakından takip ettiğim için biliyorum; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) kararları ve cezalar hep tartışıldı.

RTÜK Başkanı’nın tek başına hiçbir kanal ve programa müeyyide uygulama yetkisi yok. Oy çokluğuyla alınan RTÜK’ün tüm kararlarına yargı yolu açık.

Hal böyleyken, son günlerde RTÜK’ün kararları nedeniyle Başkan Ebubekir Şahin niye hedefte?
RTÜK’e CHP kontenjanından seçilen üye İlhan Taşçı önceki gün şu tweet’i attı:

“Başkan Ebubekir Şahin mazeret bildirerek bugünkü toplantıya katılmadı. ‘Cebimde listem hazır. Ailemiz en az 50 kişiyi öldürür’ diyen Sevda Noyan’ın katıldığı program gündeme getirilemedi, görüşülemedi.”

Gün boyu eleştirilen Şahin, “Üç ay önce belirlenen başka bir toplantı nedeniyle şehir dışındaydım. Mazeretli veya raporlu değil, görevliydim. İlk toplantıda ele alınacak bu konu” dedi.

Engin Altay’a dava

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, RTÜK Başkanı ve üyeleri için, “Haddinizi bilin. Sizin seçilmenize katkı sunan siyasi partinize gönül ve vefa borcunuz olabilir. Anayasal bir kurumun üyelerisiniz. Tayyip Erdoğan’ı mutlu etmek için şaklabanlık ve şarlatanlık yapmak için oraya seçilmediniz” dedi. Şahin’in Altay’a yanıtı şu oldu:

“Çok düzeysiz, hedef gösterici ve hezeyanla yapılmış açıklama olarak görüyorum. Kararları beğenirsiniz beğenmezsiniz. Kamu adına görev yapan bir üst kurulun kendisine, üyelerine ve başkanına hakaret edemezsiniz. Sosyal medya hesaplarımdan da açıklamada bulundum.
Bu sözleri sebebiyle üyelerimizle beraber dava hakkımızı kullanacağız.”

O cezaların sebebi ne?

Şirin Payzın, Halk TV’deki programı “Sözüm Var”a verilen beş yayın durdurma cezası ve bunun tebliğ edilişine sosyal medyasından tepki gösterdi:

“Cezayla ilgili tebligat biraz önce elimize ulaştı ve bu akşam uygulamamız isteniyor. İtiraz hakkımız elimizden alındı. Anlaşılan her türlü programı ve muhalefeti susturmak için hukuk filan tanımadan yürüyorlar.”

Bu konuda, “Daha önceki dönemlerde tebligatlar nasıl yapılıyor ise öyle yapılmaya devam edilmekte. Sanki yeni bir uygulama ve bu kanallara karşı bir uygulama gibi gösterilmeye çalışılması manidar” diyen Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Bu kanallara verilen cezaları ‘muhalefeti susturma’ olarak lanse etmeye çalışanlara sormak lazım:

RTÜK’ün bu cezaları verme sebebi nedir?

Haber bülteninin sonunda bir terör örgütü üyesinin isminin verilmesi...

Programlarında darbe çağrıları yapılması...

Başörtüsü ve başörtülülerin aşağılanması...

Halkın kin ve nefrete sevk edilmeye çalışılması...

Trafik kazasının sonrasındaki kavganın, sokağa çıkma yasağı yüzünden çıkan ekmek kuyruğunda kavga diye verilmesi...

Türk askerinin işgalci olarak gösterilmesi...

Görevi haber sunmak olanların Cumhurbaşkanımızı belli bir kesimi eleştirinin ötesinde küçük düşürmeye çalışması gibi nice ihlalleri nasıl görmezden gelebiliriz?”

Kanunları ihlalde ısrar lisans iptali getirebilir

RTÜK’ün her kararı hakkında yargı yolunun açık olduğunu, nihayetinde yargının onayladığı cezaların uygulandığını vurgulayan Şahin, son zamanlarda şahsına ve kuruma yönelik eleştirilerin sebebini şöyle açıkladı:

“Özellikle şahsıma ve kurumumuza yönelik acımasız eleştirilerin asıl sebebinin bir siyasi parti kontenjanından seçilen bir üyenin (F. B.) kanun tanımaz, hukuk dışı bozguncu tavırları davranışları sebebiyle RTÜK üyeliğinin düşürülmesi. Ondan sonra belli bir kesimin adeta kan davası güder gibi şahsımı ve RTÜK’ü hedef aldığı aşikâr.

Son olarak şunu söyleyebilirim ki asla cezayı öncelemedik. Fakat kanunumuz gereği ihlalde bulunanlara ve ihlalde ısrar edenlere müeyyide uygulamaktan da, lisans iptalleri vermekten de geri durmayız.”

GAZETECİLİK NEREYE GİDİYOR?

Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK) Yaygın Medya Meclisi’nde gazeteciliğin geleceğinin tartışıldığı ve 20’ye yakın meclis üyesinin katıldığı video konferans serisinde bu defa gazeteciler ve medya kuruluşlarının yaşadığı finansal zorluklar ele alındı.

KGK Yaygın Medya Meclisi Başkanı Salih Zeki Sarıdanişmet’in ‘Türkiye’de Gazeteciliğin Geleceği’ başlıklı raporunun ele alındığı video konferansta Sarıdanişmet sosyal medyanın manüplasyon, propaganda ve tanıtım aracına dönüştüğünü belirterek digital iletişim çağında da iyi gazeteciliğe ihtiyacın süreceğini, bu nedenle de ülkemizdeki gazetecilerin ve medya kuruluşlarının yaşatılarak standartlarının yükseltilmesi gerektiğini vurguladı.

Raporda, “Kamu adına profesyonel olarak gazetecilik faaliyeti sürdürülmezse; güvenilir gazeteci ve kurumlar yaşatılamazsa, iletişim evreni manüplasyonlara, propagandaya ve yanıltıcı tanıtım içeriklerine teslim oluyor.

Diğer taraftan gazetecilerin sahada çalışabilmeleri için de yeni bir ekosisteme ihtiyaç var. Reklam ve gazete satışı ile elde edilen gelirler artık gazetecilik faaliyetlerini sürdürmek için yeterli değil. Dijital platformlar telif haklarına riayet etmeden gazetecilerin ürettikleri içerikleri kullanıp gelire dönüştürebiliyorlar ancak gazeteciliği desteklemiyorlar” ifadelerine yer verildi.

KGK’nın gazeteciliğin sivil toplum içindeki vazgeçilmez fonksiyonunun tam ve doğru olarak icra edilebilmesi ve bunu icra eden meslektaşlarımızın ve çalıştıkların kurumların yaşatılıp güçlendirilebilmesi için bir insiyatif geliştirmeyi hedeflediği belirtilen raporda “Bu istikamette problemlerin ve ihtiyaçların doğru tespiti ve çözüm yollarının geliştirilmesi amacıyla kurulacak çalışma gruplarının yazacağı raporlar kamuoyu ile paylaşılarak toplumsal konsensüs sağlandıktan sonra gerekli yasal düzenlemelerin ve uygulanmasının takipçisi olunacaktır” ifadesi kullanıldı.

KGK Genel Başkanı Mehmet Ali Dim de medya kurumlarının pandemi sürecinde yaşadığı zorluklara değinerek kurumların yaşatılması, bağımsız gazeteciliğin desteklenmesi ve mesleki standartların yükseltilmesi için KGK’nın yoğun bir çalışma yürüteceğini söyledi. 

KGK Yönetim Kurulu Üyesi Bülent Aydemir, gazetecilik işinin ülkemizin halihazırdaki siyasal ikliminde son derece zorlaştığını belirterek, muhalif görüş beyan eden ve haber yapan gazetecilerin önünün kapatıldığını ifade etti. Gazetecilerin devlete ve hükümete bağımlı olmadan mesleklerini icra etmelerinin şart olduğunu, aksi halde hükümetin propaganda aracına dönüşeceğini sözlerine ekledi.

KGK Mali Başkanı Adnan Yüce de yerel radyoların yaşadığı finansal problemlerin çözülmesinde Halkbank’ın verdiği desteği anlatarak yerel medya kuruluşlarının birlikte kurabileceği bir reklam ve ürün pazarlama sisteminin yeni bir gelir kaynağı oluşturabileceğini ifade etti.

KGK Yaygın Medya Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi Fatma Buse Akbaş ise önümüzdeki süreçte devlete bağımlı olmadan sektörün kendi kendini idame ettirecek bir yapısal statüye kavuşmasının şart olduğunu belirtti.

Yaygın Medya Meclis Üyesi Cesurhan Taş ise gazetecilik mesleğinin bir ihtiyaca binaen ortaya çıktığını,bu ihtiyacın halen devam ettiğini, bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişim sebebiyle gazeteciliğin şekil ve form değiştirerek varlığını sürdüreceğini söyledi.

Gazeteciliğin temel insan hak ve özgürlüklerinden birisi olarak basın özgürlüğünün ve basın faaliyetlerinin insan var oldukça varlığına devam edeceğini belirterek bu konuda yetkili ve görevli kamu kurumlarının kurulduğunu, bu kurumların medya kurumlarını desteklemek ve geliştirmek üzere ödevli olduklarını dile getirdi.

Koronavirüs pandemisi gibi zor günlerde bu kurumların bütçelerindeki ödeneklerin medya organlarını kollamak üzere kullandırılmasının önemini dile getiren Taş, özellikle, kalkınma ajansları gibi hibe desteği veren kurumların imkanlarının değerlendirilmesini önerdi.

Söz alan diğer üyeler de halihazırda geçiş dönemi sorunları yaşandığını, karamsarlığa kapılmadan, yeni dijital çağın şartlarına ve gereklerine uyum sağlayarak verimli ve kazançlı çalışma ve çabalara ağırlık verilmesinin altını çizdiler.

Bundan sonra KGK Yaygın Medya Meclisi olarak çalışma grupları teşkil ederek ulusal, uluslararası, yerel, kamusal ve özel bütün imkan ve yeteneklerin araştırılıp gazetecilik mesleğinin istifadesine sunulacağı konusunda mutabakata varıldı.

Gazete Tirajları (11-17 Mayıs 2020)