Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Anasayfa >> Haftanın Değerlendirmeleri >> İç Politika ve Hukuk

Haftanın İç Politika ve Hukuk Değerlendirmesi (4-10 Mayıs 2020)

Bu değerlendirme, son bir hafta içerisinde İç Politika ve Hukuk alanında öne çıkan haberleri kapsamaktadır.
SDE Editör
11 Mayıs 2020 14:00

Erken Seçim tartışmaları

Muhalefet uzun bir zamandır erken seçim ya da baskın seçim tartışmalarını gündeme getirmek istiyor ve bunu yaparken de Ak Partinin erken ya da baskın seçime gideceğini bunun tarihinin 2020 Kasım ya da 2021 Nisan olabileceğini dillendiriyor. Ancak böyle bir seçimi gündeme getirmek iktidarı elinde bulunduran cephe için çok da mantıklı değil hem Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de MHP lideri Bahçeli böyle bir seçimi tartışmanın manasız olduğunu belirtiyorlar. Kaldı ki Cumhurbaşkanlığı ( ve milletvekili genel) seçimleri için 2023 yılını beklemek varken iktidarı terk etmek çok da anlamlı görünmüyor. Ayrıca D. Bahçeli gibi her erken seçimde etkili bir aktörün bir erken seçimi dillendirmediği bu dönemde erken seçim tartışmaları sadece havanda su dövmek anlamına geliyor. İyi Parti başkanı Meral Akşener erken seçim tartışmalarına girmiyor ve bunu dillendirmiyor. Kaldı ki yapılan bir kamuoyu araştırması da bu betimlemeyi destekliyor: Konsensus Araştırma şirketinin ortaya koyduğu sonuçlara göre, halkın %6.6’sı  “Erken seçim olmasın” derken %33.4’ü erken seçim istemektedir. Yani her üç vatandaştan anca biri erken seçim istemektedir. Bu durumda sandıktaki sonuçtan farklı bir durum görünmemektedir. Muhalefetten iyi parti oyları çıkarıldığında aynı sonuç ortaya çıkmaktadır.

Anketler neyi işaret ediyor?

Erken seçim tartışmalarının gündeme gelmesi bir yandan da Çin virüsünden dolayı mevcut iktidarın ne ölçüde bu kriz dönemini idare ettiği ile ilgili aslında. Çünkü iktidarın karşı karşıya kaldığı sorun sadece bir sağlık sorunu ya da küresel bir salgın (pandemi) ile ortaya çıkan bir kriz değil aynı zamanda salgının ekonomideki olumsuz izdüşümünden kaynaklanan ekonomik bir kriz. Şehir hastanelerini daha verimli hale getiren üstün beceri ve özverili sağlık çalışanları sayesinde salgına başarıyla mücadele edilirken ekonomik alanda kıyasıya bir mücadele sürüyor. Bir yandan yükselen döviz ve altın diğer yandan salgından kaynaklanan ekonomik durgunluk adeta hükümetin elini bağlıyor bu durum sadece Türkiye’ye has değil. Yüksek cari açığı petrol ve doğal gaza bağlı bir ülkenin bu kaynakların karşılığı bir kaynağa sahip olmadığı sürece kriz daima yanı başımızda olacak gibi duruyor. Her gün Akdeniz’den gelecek mutlu bir habere kulağımızı kabartıyoruz.

Ekonomik krizin şiddetle hissedildiği salgın döneminde anketler mevcut iktidarın gücünden çok da fazla bir şey kaybettirmediğini gösteriyor, bunun anlamı, kriz iyi yönetiliyor demektir. Örneğin Metropoll’ün anketine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a şubat ayında yüzde 41.1 olan destek Mart ayında 55.8’e yükselmiş görünüyor. Aynı şekilde Konsensus’un yaptığı araştırmada “Erdoğan’a oy verebilirim” diyenlerin oranı şubat ayında yüzde 45.9 iken Mart ayında yüzde 49.9’a yükselmiş. Kriz döneminde, krizi çözebilecek tek güçlü lider imgesiyle ortaya çıkan Erdoğan kendine yönelik güveni tazelemiş. Benzer sonuçlar Optimar araştırma şirketinin anket sonuçlarında da görülüyor: Şubat ayında yüzde 29.9 olan Erdoğan’a destek yüzde 45.7’ye çıkmış.

Erdoğan “in” İmamoğlu “out”

Erdoğan kriz döneminde popülaritesine arttırıyor görünürken büyük bir beklentiyi karşılayacağı düşünülen ve bu beklentiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilen İmamoğlu, tam bir hayal kırıklığı olarak duruyor. Büyük söylemlerin küçük icraatların başkanı olarak görülen İmamoğlu, icraat yapma konusunda hala kadük bir vaziyette duruyor oysa aynı durumda olan Ankara’daki meslektaşı kimseye bulaşmadan kimseyle tartışmadan Ankaralıların içten içe sempatisini kazanmaya devam ediyor. Bir sonraki seçimde İstanbul’dan çok Ak Partinin ya da cumhur ittifakının zorlanacağı hem de çok zorlanacağı yer Ankara gibi duruyor.

İmamoğlu’nun Başakşehir şehir hastanesinin yolunu yapmama konusundaki icraatı tipik bir temel atmama töreni olarak üzerine bir stigma gibi yapıştı. Nereye giderse gitsin onu da yanında taşıyacak kaldı ki bu durum Can Ataklı gibi kendi mahallesindeki yazarlar tarafından da sağduyulu biçimde eleştirildi. Ayrıca CHP il başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun militan söylemi ile harmanlanınca CHP İstanbul ekibinin bir sonraki seçimlerde izleyeceği yolun hangi ideolojik kanal ya da hangi siyasi partiyle angajman içine gireceği oldukça muğlak görünüyor. Anket sonuçları Erdoğan’ın her halükarda oylarını arttırdığını gösterirken İmamoğlu’nun oyunu yüzde 26.2’den yüzde 17.7’ye düşürdüğünü gösteriyor. İmamoğlu iktidarını icraatlarıyla taçlandırma konusunda çok becerikli görünmüyor. Belki de bunun arkasında yatan nedenlerden biri, onun yapabilme potansiyeliyle kendisinden beklenilenler arasındaki ilişkinin nötrlüğüdür.