Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Anasayfa >> Haftanın Değerlendirmeleri >> Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika

Haftanın Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika Değerlendirmesi (18-24 Mart 2019)

Bu değerlendirme, son bir hafta içinde Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır
SDE Editör
31 Mayıs 2019 14:00

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in İtalya Ziyareti ve AB’nin Bölünme Endişesi

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in 21 Mart 2019'da Avrupa turunun ilk durağı olan İtalya'ya gerçekleştirdiği ziyaret, Çin'den bu ülkeye 10 yıl sonra devlet başkanlığı düzeyinde gerçekleştirilen resmi ziyaret olma özelliği taşıyor. Xi Jinping’in İtalya ziyaretinin önemli bir gelişmesi ise Roma’nın Yeni İpek Yolu projesini kabul etmesidir. Roma’ın Villa Madama’da İtalya-Çin arasında ekonomik, finansal, endüstriyel ve kültürel alanlar dâhil olmak üzere 30 kalem ve 7 milyar Euro değerinde anlaşmaya imza atılmıştır. Bu anlaşmalardan biri, iki ülke arasındaki Yeni İpek Yolu projesini destekleme amacı ile ortak mutabakat zaptı (MoU) en önemli anlaşmadır. Söz konusu bu mutabakat sadece İtalya-Çin diyalog ve müzakere mekanizmasını büyük ölçüde temelini oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda iki tarafın birbirini anlamasının derinleşmesi ve gelecekte ortak hedefleri belirlemesi için koşullarının yaratılması konusunda büyük anlam taşımaktadır. İki ülkenin 15 yıldan beri oluşturduğu kapsamlı stratejik ortaklık ilişkilerinin içeriğini de zenginleştirdiği de ileri sürülmektedir.

İtalya’nın Çin’in Yeni İpek Yolu projesine katılması ve ilgili imzanın atılması Pekin tarafını memnun etmektedir. 6 Mart 2019 tarihine kadar Çin, 123 ülke ve 29 uluslararası kuruluş 171 adet Yeni İpek Yolu işbirliği anlaşmasına imza atmıştı. İtalya’nın Çin’in Yeni İpek Yolu projesine katılmasıyla bu projenin üyesi 124 ülkeye yükselmiştir.

İtalya-Çin ilişkileri tarafların memnuiyeti ile ilerlerken bazı tatsızlıklar da yaşanmıştı. 22 Mart’ta İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping görüştüğü günde Çin’in Roma Büyükelçiliği Basın Ofisi sorumlusu Yang Han, İtalya Il Foglio gazetesinin Asya işleri sorumlusu gazeteci Giulia Pompili’yi tehdit ettiği haberi gelmiştir. Gazeteci Giulia Pompili’dan Çin hakkında “kötü haber yazmamasını” isteyen Yang Han, Giulia Pompili’nin “kim olduğunu çok iyi bildiğini” ifade etmiştir. Yang Han, Giulia Pompili’nin kimliğini gösterme talebini de ret etmiş ve Giulia Pompili’nin fotoğraf çekmesini de engellemiştir. Çinli diplomatın bu sözel şiddetinin demokrasinin temel taşı olan basın özgürlüğüne saygısızlık olarak yorumlanmıştır. Giulia Pompili de Yang Han’e buranın Roma olduğunu ve Pekin olmadığını hatırlatmıştır.

University of Bristol East Asia uzmanı Winnie King’e göre Çin, Yeni İpek Yolu projesini birlikte kalkınmayı amaçlayan kazan-kazan ilişkisi olarak sunuyor. Ancak gerçek amacının küresel etkisini sağlayan ve katılımcıları kendine bağlamayı amaçlayan bir proje olarak düşünülmektedir. Dünya nüfusunun 2/3’sini ilgilendiren bu proje için şu ana kadar Çin tarafı 1 trilyon dolarından fazla yatırım yapmıştır. G7 ülkesi olarak İtalya’nın söz konusu projeye katılması Çin lideri için bir zafer olduğu gibi projenin AB’de meşruiyetini kazanarak G7 için de bir darbe yaşatmıştır. İtalya’nın katılımının aynı zamanda AB’nin birlikte Çin’e karşı ortak karar almasını zayıflattığı gibi, Çin’in AB üye ülkelerine yönelik bölerek fethetmesine olumlu imkânları yaratmıştır. Ancak bazı yorumlara göre 4 yıl önce İngiltere, İtalya, Fransa ve Almanya’nın Çin’in oluşturduğu Asya Altyapı Yatırım Bankası’na (AIIB) katılarak ABD’nin isteklerine aykırı olarak davranmıştı. Bu nedenle, İtalya’nın kararı ne ilk ne de son Avrupa ekonomisi olmayacaktır.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’in basına verdiği röportajda, İtalyan’ın Yeni İpek Yolu projesine katılması Çin’in askerî ve ekonomik etkisinin Avrupa’da genişleyeceğinden endişe duyduğunu belirtmiştir. Heiko Maas’a göre Çin liberal bir demokratik ülke değildir, ilerde İtalya gibi bazı ülkelerin Çin’e bağımlı bir ülkeye dönüşmesine şaşırmayın. Avrupa’nın özerkliği ve egemenliği tehlikeye girmediği sürece Asya ile ulaşım bağlantılarının genişlemesi iyi bir gelişme olduğunu belirten AB’nin Bütçe ve İnsan Kaynaklarından Sorumlu Komiseri Günther Oettinger, İtalya ve diğer Avrupa ülkeleri ilgilendiren stratejik önemi olan elektrik şebekeleri, hızlı demiryolu hatları ve limanların Avrupa ülkeleri değil Çin’e eline geçeceğinden endişe duyduğunu ileri sürmüştür. AB üye devletlerinin bazen ulusal ve Avrupa çıkarlarını yeterince dikkate almadıklarını belirten Günther Oettinger, AB’de veto hakkı veya Avrupa Komisyonu’nun onaylama şartını getirilmesinin önemli olduğunu ileri sürmüştü. Günther Oettinger’e göre Avrupa’nın adına uygun ortak Çin stratejisi olmalıdır.

İtalya’nın ABD ve AB müttefiklerin uyarısına kulak vermeden Çin ile tek taraflı anlaşmaya gitmesi kendi çıkarlarını koruması olarak belirtilmektedir. Nitekim AB Çin’e yönelik farklı politika izleme kararını vermişti. 12 Mart’ta Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan EU-China: A strategic outlook raporunda Çin’e yönelik tespit ve politikasını ortaya koymuştu. Rapora göre Çin artık gelişmekte olan bir ülke değil, uluslararası toplumun merkezi ve ileri teknolojiye sahip olan büyük güçtür. Bugünkü Çin, AB’nin ekonomik rakibidir (economic competitor) ve AB’nin yönetim sistemi ile farklı olarak sistemik rakibidir (systemic rival). Raporda Çin’in pazar geliştirme konusunda sözlü taahhüt verdiği halde kendi şirketlerine haksız sübvansiyon sağladığını, Doğu Türkistan’da insan haklarına karşı ihlal ettiğine, diğer ülkeleri Yeni İpek Yolu projesine dâhil etmekle yüklü borçlandırdığına ve Güney Çin Denizi’nde askeri faaliyetleri geliştirdiğine yer verilmiştir. Raporda AB üyelerinin ciddi ittifakı sağlamadan tek başına verimli bir şekilde Çin’e karşı koyamadığı da dile getirilmiştir; Çin’in 5G kablosuz iletişim ağlarına yaptığı yaptırımın getirdiği güvenlik riskine cevap verebilmesi için tedbir alınması gerektiğinin altını çizmiştir.

Bazı analizciler, AB'nin ilk defa Çin’i ekonomik ve sistemik rakip olarak tanımlaması, ABD’nin Çin’i stratejik rakip olarak görmesi ile yakın çizgide olduğunun altını çizmektedir. AB daha önce Çin’i uluslararası düzeni sağlayan işbirlikçi ortak olarak görmekteydi. Çin’e karşı ikilemi içine düşen AB, Xi Jinping’in ayrıştırma ve hükmetmesine maruz kaldığını ileri süren analizciler, ABD’nin yerini alacak Çin’in AB ile olan bölgesel işbirliği ilişkilerinde sistematik politik rakip olacağını iddia etmektedir.

AB’nin Çin’e yönelik bu endişe ve şüpheci politikası Almanya ve Fransa’nın Çin’e yönelik tutumunu göstermektedir. Ancak AB’nin üçüncü ekonomik gücü olan İtalya'nın, Çin ile geliştirdiği ilişkileri mevcut AB’nin Çin politikasını zayıflatabilir, hatta Çin’in İtalya’ya yaptığı yatırımları, diğer AB üyelerinin de Çin’e karşı tutumunu değiştirebilir. ABD-Çin ticaret savaşının devam ettiği bir dönemde AB’nin Çin politikası Pekin’i yakından ilgilenmektedir. AB’nin Çin politikası 9 Nisan Brüksel’de düzenlenecek AB-Çin zirvesinde netleşebilir. ABD-AB arasındaki sürtüşmeli ilişkileri özellikle sorunlu ticaret ilişkileri kendilerine zarar vermektedir ve AB’nin Çin’e yakınlaşmasını sağlamaktadır. Bunun sonucunda ABD-AB arasında oluşturabilecek küresel pazar şansını kaybetmiş olacak ve Çin’in AB ülkelerle oluşturacağı Yeni İpek Yolu pazarına imkân yaratmış olacaktır. Çin’in AB yetkilileriyle yaptığı bu zirvenin ABD’yi ne derecede etkileyebilir, ilerdeki gelişmelerden daha iyi anlaşılacaktır.