Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (19-26 Mayıs 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
28 Mayıs 2019 09:34

MAKEDONYA TÜRKLERİ

TİKA (TÜRKİYE İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA AJANSI) E. Başkan Yardımcısı Ali Maskan, üzerinde yıllardır çalıştığı Balkanlar’da Türkler araştırmalarının, Makedonya Türkleri bölümünü içeren kitabını yayınladı.

Değerli TİKA yöneticisi Ali Maskan’ın kitabında yaptığı önemli değerlendirmeler bağlamında, MAKEDONYA TÜRKLÜĞÜNE bir göz atalım:

Makedonya, Türk tarihinin ayrılmaz bir parçası, Makedonya bölgesi; Ege Makedonyası (Yunanistan’da), Vardar Makedonyası (bugünkü bağımsız devlet) ve Prin Makedonyası (Bulgaristan’da) şeklinde üçe bölünmüş durumdadır.

Makedonya’ya tarih boyunca çeşitli kavimler (Traklar, İllirler, Romalılar, Slavlar…) yerleşmiştir. IV. asırda Hun Türklerinin buralara gelişini, Avarlar, Bulgarlar, Kıpçaklar, Peçenekler takip etmişlerdir. XIV. yüzyılın ikinci yarısından Balkan Savaşları’na kadar bölge Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır.

Tito’nun ölümüyle (1980) genel anlamda yapıcı ve barışçıl konumunu kaybetmeye başlayan Yugoslavya’nın 1990’ların başında parçalanmasıyla Makedonya bağımsızlığını ilan etmiş (1991) ve diğer milletler gibi Türkler açısından da yeni bir dönem başlamıştır.

Makedonya Türklüğü

Balkanlar’ın dolayısıyla Makedonya’nın Türklerle tanışması IV. asırda Hun Türklerinin buralara gelişlerine dayanır. Hun Türklerini Avar, Bulgar, Kıpçak, Peçenekler takip etmişlerdir. XIV. yüzyılın ikinci yarısından sonra Osmanlı hâkimiyeti başlar.

1292 yılından itibaren, Makedonya’nın bazı yerlerine Batı Anadolu’dan gelen Türkler yerleşmeye başladılar. Türk ailelerinin gelişiyle Türk şehir anlayışına uygun şehirleşmede vakıf müesseseleri önemli bir yer tutmaya başlar. Üsküp’teki Yahya Paşa Mahallesi, Manastır’daki Asmalı köyü gibi.

Osmanlı döneminde, Selanik, Üsküp, Manastır, Serez, Köprülü, Kalkandelen ve Gostivar… gibi şehir ve kasabalardaki nüfusun büyük çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Ancak Türk hâkimiyetinden sonraki dönemde çeşitli sebeplerle bölgedeki Türk nüfusu azalmıştır.

Bugün Türkler, Batı Makedonya’nın Gostivar, Kalkandelen (Tetovo), Ohri, Struga, Manastır (Bitola), Kırçova, Debre bölgelerinden başka, başkent Üsküp (Skopje) ile Doğu Makedonya’nın Köprülü (Velez), Valandova, Ustrumca, Radoviş, İştip bölgelerinde yaşarlar.

Makedonya Türklerini Doğu ve Batı Makedonya Türkleri şeklinde ayırmak gerekir. Çünkü doğu ile batı birçok yönden farklıdır. Batı Makedonya Türkleri ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim ve sair bakımdan daha çok imkana sahiptir. Doğu Makedonya Türkleri ise batıdakilere oranla daha zor durumdadırlar. Nüfus Yapısı – Göç. Günümüz Makedonyası’nın nüfusunu, Makedon, Türk, Arnavut, Sırp, Rom, Ulah (Rumen), Torbeş ve diğer milliyetler oluşturmaktadır. Yüzyıllardır birlikte yaşayan bu milliyetlerin bölgedeki nüfus oranı zaman zaman değişikliğe uğramıştır. Bu bağlamda en çok değişiklik Türk nüfusunda görülür. 1953-1971 yılları arası Makedonya’daki Türklerin sayısında %50 civarında azalma vardır. Bu dönem içerisinde Türkiye’ye yapılan çok sayıda göç, azalmanın temel sebebidir. Resmi verilere göre, geçmişte %15 civarında olan Türk nüfusu bugün %4 civarındadır.

TİKA YATIRIMLARI

Makedonya'da 2005'te faaliyete başlayan TİKA, eğitim, sağlık, tarım, hayvancılık, kırsal kalkınma, idari ve sivil altyapıların güçlendirilmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi ve ecdat yadigârı kültürel mirasın korunması alanlarında 900'den fazla projeyi hayata geçirdi

Eğitimden sağlığa, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesinden kırsal kalkınmanın sağlanmasına, idari ve sivil altyapıların güçlendirilmesinden kurumsal kapasitenin geliştirilmesine kadar birçok alanda gerçekleştiren TİKA, bunların yanı sıra Makedonya'daki ecdat yadigârı kültürel mirasın korunmasına da büyük önem veriyor.

TİKA'nın en fazla önem verdiği sektörlerin başında eğitim geliyor. TİKA Makedonya'nın farklı bölgelerinde, okulların inşaatı ve mevcut okulların kapsamlı tadilatı ile donanımı noktasında birçok proje hayata geçirdi. Irk, din ve dil ayrımı yapmadan her çocuğun eşit şartlarda eğitim alması için çalışmalar yapan TİKA, bugüne kadar 24'ü onarım, 14'ü inşaat olmak üzere, toplam 38 ilköğretim okulu ve lise ile üniversiteleri yeniledi, yaklaşık 15 bin öğrenciye hizmet veren bu okullar bölgelerinin seçkin eğitim kurumları haline geldi.

TİKA sağlık sektöründe, Makedonya halkının gerek kırsal alanda gerekse şehirlerdeki sağlık hizmetlerine erişiminde yaşadığı güçlüklerin azaltılmasına yönelik önemli projeler hayata geçirdi. Bu kapsamda, hastane ve sağlık ocaklarının tadilatı, tıbbi cihaz ve ekipmanlar ile hastane mobilyasından oluşan donanım desteği projeleri gerçekleştiren TİKA, Makedonya'daki bebek ölümlerinin azaltılması amacıyla sağlık merkezlerinin yenilenmesi ve modern tıbbi ekipman ve donanım desteği de sağladı.

TİKA Makedonya'da, hastenelerde anne ve bebeklerin maruz kaldıkları bulaşıcı enfeksiyon hastalığı riskinin ortadan kaldırılmasına yönelik fiziki kapasite geliştirme projeleri, bu merkezlerde görev yapan sağlık personeline yönelik eğitim programları, tıbbi analiz laboratuvarlarının kurulması, hasta nakil ilk yardım ambulansları hibesi ile sağlık bilimlerinin farklı ana bilim dallarını kapsayan konferans ve sempozyumların gerçekleştirilmesine yönelik de projeler uyguladı.

Kamusal hizmetlere erişimde kolaylık sağlanarak verimliliğin artırılması için kurumların fiziki ve bilişim altyapılarının güçlendirilmesine de katkı sağlayan TİKA, kamu kurumlarında görevli personelin kapasite gelişimine yönelik eğitim programları düzenlendi.

Tarımsal kalkınmaya destek

TİKA Makedonya'da ayrıca, ekonominin canlanması ile üretimin teşvik edilmesi ve çeşitlendirilmesi projelerini de her yıl geliştirerek uygulamaya devam ediyor.

Doğu Makedonya'da "sera sebzeciliğinin geliştirilmesi", "arıcılığın geliştirilmesi", "pirinç kalitesi ve üretiminin geliştirilmesi", "meyveciliğin geliştirilmesi" projelerini hayata geçiren TİKA, özellikle ekonomik açıdan ağır şartların hakim olduğu bu bölgede tarımsal ve hayvansal üretim sektörlerinde gerçekleştirilen projelerle kırsal kalkınmaya katkı sağlıyor.

Projeler kapsamında, Doğu Makedonya'da 560 aileye seracılık ekipmanları ve tohum desteği, Doğu ve Batı Makedonya'da 200 aileye arı kovanı ve ekipman desteği, 320 aileye ceviz, kiraz, erik, badem ve Hicaz narı fidan desteği sağlandı.

TİKA Makedonya'da ayrıca, Balkanlar'da barış kuşağı oluşturulmasına, kültürel değerlere sahip çıkılmasına katkı sunan sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliğinde sosyal ve kültürel faaliyetler de gerçekleştirdi.

Makedonya'daki ortak tarihi ve kültürel miras ihya ediliyor

Ortak tarihi mirası korumayı ve Makedonya'nın kültür turizminin gelişimine katkı sağlanmayı hedefleyen TİKA, başta tarihi camiler olmak üzere ülkedeki birçok tarihi eserin restorasyonunu gerçekleştirdi.

Restorasyon projeleri kapsamında, Merkez Jupa Belediyesi Kocacık Köyü'nde Ali Rıza Efendi’nin aile ve akraba evinin inşaatı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün de eğitim aldığı Manastır Askeri İdadisi'nin yenilenmesi TİKA tarafından yapıldı.

Manastır'daki İshak Çelebi, Üsküp'teki Hüseyin Şah ve Mustafa Paşa ile Radanya'daki Mahmud Ağa camilerinin restorasyonu da TİKA tarafından tamamlanırken, Üsküp Sultan Murad Camisi ile Alaca Cami'nin restorasyonu ise devam ediyor.

Türkçe'nin gelişimine de katkı sağlıyor

Öte yandan TİKA, Makedonya'da Türkçenin gelişmesi ve desteklenmesi projelerine de katkıda bulunuyor.

Ülkede faaliyet gösteren 50'nin üzerinde derneğin çatı kuruluşu olan Makedonya Türk Sivil Toplum Teşkilatları Birliği (MATÜSİTEB) tarafından 2008'den beri düzenlenen 21 Aralık Makedonya Türklerinin Türkçe Eğitim Bayramı kapsamında düzenlenen kutlamalar, TİKA tarafından da destekleniyor.

TÜRKİYE’YE REZİL EKONOMİK KUŞATMA

Türkiye’yi S-400 üzerinden tehdit eden ABD, şimdi de ekonomiyi hedef aldı. ABD’li WSJ gazetesi başyazısında, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığına saldırarak, ‘para kurulu oluşturulsun’ dayatmasında bulundu.

ABD, medya üzerinden Türkiye’ye tehdit ve şantaj siyasetine devam ediyor. ABD merkezli Wall Street Journal (WSJ) gazetesi dün yayınladığı skandal başyazısında, Türkiye ekonomisi ve siyasetini hedef aldı. Türk ekonomisini ele alınan yazıda, Türkiye’nin izlediği dış politika ve Türk lirası hedef alındı. Türkiye’nin bugünlerde İran’ın ekonomik yaptırımlardan kaçınmasını sağlamaya yardım ederek ve Rusya’yla askeri entegrasyonu pekiştirerek NATO müttefikinden çok bir düşman gibi davrandığını iddia eden gazete, Türk lirasıyla ilgili de spekülatif değerlendirmelerde bulundu. Yazı, ABD kamu yayıncısı Voice of Amerika (VOA) Türkçe sitesi üzerinden de servis edildi.

YAPTIRIM TEHDİDİ

Gazete, Erdoğan’ın Rus yapımı S-400 füze savunma sistemi satın almasının Amerikan Kongresi’nin yaptırım uygulamasıyla karşı karşıya kalabileceğini, Türkiye’nin ikinci büyük kamu bankası olan Halkbank’ın ise İran yaptırımlarını ihlal ettiği gerekçesiyle Amerikan Maliye Bakanlığı tarafından milyarlarca dolarlık para cezasına çarptırılabileceğine yönelik Türk ekonomisini hedef alan bir spekülasyona imza attı.

PARA KURULU DAYATMASI

Türkiye’nin ekonomi yönetimiyle ilgili tavsiyeler vermekten de geri durmayan gazetenin “En iyi çözüm yolu, lirayı dolar ya da Euro’ya sabitleyecek bir para kurulu oluşturmak” dayatmasında bulunması dikkat çekti. Gazetenin bu teklifi IMF oyununa gelmeyen Türkiye’ye alternatif olarak sunması dikkat çekti. “Erdoğan, IMF’ye gitmek istemediğini söylüyor. Para kurulu oluşturmak IMF seçeneğinden sakınmanın bir yoludur” ifadelerini kullanan WSJ adeta Türkiye karşı algı operasyonunun sözcülüğüne soyundu. Gazete, bu dayatma kabul edilmezse “liranın çökme olasılığına hazırlıklı olmalı” tehdidinde bulundu.

İNGİLİZ REUTERS’İN AYAK OYUNLARI

Hazine ve Maliye Bakanı Berat İngiliz haber ajansı Reuters'a tepki gösterdi. Açıklamada, "Ekonomiyi hedef alıp algı oluşturuyorlar. Haber, kamu bankaları tarafından sunulan İVME  finansman Paketi’ni kasıtlı olarak karalama amacını taşımaktadır." denildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "HABER KARALAMA AMACINI TAŞIMAKTADIR" Haber ajansı Reuters tarafından yayınlanan "Turkey to boost importers with another $4.9 billion package: Albayrak" başlıklı haber, kamu bankaları tarafından sunulan İVME Finansman Paketi'ni kasıtlı olarak karalama amacını taşımaktadır.

Sözkonusu haber, Türkiye’nin ihracat potansiyeline ve yerli üretime çok önemli destek sağlayacak olan paketin ithalatı artıracağı yönünde olumsuz kanaat oluşturmaya çalışmaktadır. İlgili haber ajansı, bir süredir Türkiye ekonomisini doğrudan hedef alan haberlerle aleyhte algı oluşturma cabası içerisinde bulunmaktadır.

Her fırsatta Türkiye ekonomisinin imajını zedeleme ve güveni sarsma gibi amaçlarla kasıtlı bir ajanda yürüten ilgili haber ajansının tutumu, tarafsız yayıncılık ilkeleriyle örtüşmemektedir.

Türkiye'nin ekonomisini doğrudan hedef alan bu anlayışa karşı gerekli tüm hukuki haklar saklı tutulacaktır.”

Cumhurbaşkanlığı Deutsche Welle'ye ateş püskürdü:

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Deutsche Welle Türkçe'nin "İVME Finansman Paketi" haberine "Maksatlı haber" diyerek sert tepki gösterdi.    

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca, Bakan Berat Albayrak'ın açıkladığı İleri, Verimli, Milli Endüstri (İVME) Finansman Paketine ilişkin Deutsche Welle Türkçe tarafından yapılan haberin olumsuz bir algı üretmeye çalıştığı ve maksatlı olduğu belirtildi.

"Albayrak'ın finansman paketine 'yanlış ve zamansız' eleştirisi"

Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, bugün Deutsche Welle Türkçe tarafından yayımlanan "Albayrak'ın finansman paketine 'yanlış ve zamansız' eleştirisi" başlıklı haberde Başkanlığın da adına yer verilmesi nedeniyle açıklama yapılmasının zaruri görüldüğü ifade edildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi: 

Söz konusu haberde, güya Başkanlığımız bürokratlarının açıklanan İVME Finansman Paketi'ni televizyondan öğrendikleri, zamansız ve gereksiz buldukları ve seçimlere ilişkin olumsuz düşünceler ifade ettikleri iddia edilmiştir. Haberin tamamı birlikte değerlendirildiğinde, Hükümetimiz tarafından ekonominin ihtiyaçları çerçevesinde hazırlanan kapsamlı bir paket hakkında olumsuz bir algı üretilmeye çalışıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu açıdan, haberin maksatlı olduğu bellidir. Bu maksadı pekiştirmek için, Başkanlığımızın ve personelimizin isminin de kullanılmış olması dikkat çekicidir ve asla kabul edilemez. Strateji ve Bütçe Başkanlığı olarak her aşamada katkı verdiğimiz hükümetimizin, ekonomi alanında aldığı doğru ve yerinde kararlarla, dengelenme sürecinde bir yandan ekonominin makro, finansal ve mali durumunun güçlendirilmesi diğer yandan reel sektörün bu süreçte ihtiyaç duyduğu yapısal dönüşüme yönelik uygun koşullarda, uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmana erişiminin sağlanması çabalarına önümüzdeki süreçte de kararlı bir şekilde devam edilecektir. Netice olarak, bir süredir ortak bir amaç güdülerek Türkiye ekonomisi ve yürütülen ekonomi politikaları hakkında oluşturulmaya çalışılan olumsuz algı operasyonunun bir parçası olarak masa başında hazırlandığı anlaşılan bu haberi ve yapılma şeklini yanlış buluyoruz.

AVRUPA’DA YALAN HABER ANKETİ

Avrupa'da yalan haber alarmı. Sekiz ülkede yapılan bir araştırmaya göre, halkın çok sık yalan haberlerle karşı karşıya kaldığı ortaya çıktı. Söz konusu haberler en çok sosyal medyada yer buluyor.

Avrupa'daki 8 ülkede yapılan bir araştırma, yalan haberlerin ne denli yaygın hale geldiğini ortaya koyuyor. 15-21 Mayıs 2019 tarihleri arasında 9 binden fazla yetişkin ile yapılan anketin sonucuna göre Almanya'da her altı kişiden biri, Fransa'da her dört kişiden biri, İtalya'da ise neredeyse her üç kişiden biri, bir gün içerisinde mutlaka bir kez yalan haberle karşılaşıyor.  

Anket şirketi YouGov'un online aktivist ağı Avaaz için yaptığı araştırmada en çarpıcı sonuç Macaristan'dan geldi. Araştırmaya göre ankete katılan Macarların yüzde 51'i, yani her iki Macar'dan biri gün içinde mutlaka bir kez yalan haber okuyor. İspanya'da ise bu oran yüzde yüzde 38.

En büyük mecra Facebook

Ayrıca ankete katılan Almanların yüzde 51'ini oluşturan her iki Almandan biri, haftada en az bir kez yalan haber okuduklarını söyledi.

Ankete katılanların büyük çoğunluğu yalan haberlere en çok Facebook'ta rastladıklarını belirtti.

Öte yandan Avaaz tarafından Facebook'la ilgili gerçekleştirilen başka bir araştırmanın sonuçları Çarşamba günü açıklanmıştı. Yapılan açıklamada, yalan haberle desteklenen ırkçı içerikli 500'den fazla kuşkulu hesap ve grubun Facebook'a bildirildiği, ancak bunların sadece yüzde 77'sinin silindiği, diğerlerinin halen yayında olduğu belirtilmişti.

Facebook'tan yapılan açıkamada ise sahte kimlikle açıldığı ve kural ihlali yapıldığı belirlenen bazı hesapların silindiği ifade edilmişti.

MERCEKLER, S-400 BAĞLAMINDA İNCİRLİK VE KÜRECİK’E ÇEVRİLDİ

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın TV-Gazete temsilcilerine verdiği iftar yemeğinde kendisine yöneltilen sorulara verdiği bazı cevaplar, yabancı basın tarafından geniş bir bir biçimde değerlendirildi. Özellikle, İngiliz BBC, Amerikan’ın Sesi ve Rus Sputnik Haber ajansı, özellikle İncirlik ve Kürecik konusunu öne çıkardı.

Hulusi Akar’ın öne çıkarılan mesajlarına bakalım.

- S-400 bağlamında: "Devamlı siz yapacaksınız, biz alacağız. Siz üretici, biz Pazar. Olmaz. Türkiye artık pazar değil. Ortaklık yapacağız Konuyu teenni ile itina ile götürüyoruz. Yoksa çok sıkıntılı...

-BİZ ‘DONE DEAL’ DİYORUZ, ONLARSA… “F-35 ortaklık protokolünün herhangi bir yerinde ‘Ortaklardan biri S-400 alırsa ortaklıktan çıkarılır’ diye bir madde var mı? Ortaklık paylarını hiç aksatmadan ödeyen tek ülke Türkiye. Biz diyoruz ki, ‘S-400 done deal’ (Bu yapılmış, bitmiş bir anlaşma), onlar ise ‘No deal is a done deal’ (Hiçbir anlaşma bitmiş değildir) diyorlar.”

S-400’ler taarruz amacıyla değil, adı üstünde savunma amacıyla geliştirilmiş bir sistem. Türkiye’de bu sistemi kendi hava sahasını, topraklarını, şehirlerini, füzelere ve fiili taarruzlara karşı koruma niyetiyle alıyor.

Taarruz değil de savunma sistemi niteliğinde olduğu için, herhangi bir uluslararası müeyyidesi de bulunmuyor. NATO sistemi için de bu kural geçerli. Bir NATO üyesinin ittifak dışında başka bir ülkeye ait sisteme yönelmesini istemiyorlar.

- Rusya ile takvime bağlı yürüyen S-400 süreci de işlemeye devam ediyor. Rusya’ya eğitim için personel gönderdik… Bu süreçlerin sonunda Türkiye S-400’lerin teknolojisine hakim hale gelecek…

ÖNEMLİ SORU: Hulusi Akar’a, ABD’nin yaptırım tehditlerine karşı Türkiye’nin nasıl bir karşılık verebileceği, Kürecik ve İncirlik üslerinin kapatılması gibi bir seçeneğin gündemde olup olmadığı soruldu.

Akar: ‘Bazı şeyleri şimdiden konuşunca sihri bozuluyor. Sonuçlar ortaya çıktıkça kendi tedbirlerimizi alacağız’ demekle yetindi.

Demek ki, Türkiye’nin S-400/F-35 konularında A-B-C Planı var.

Peki, ABD yaptırımları başlarsa, İncirlik ve Kürecik üzerinde TÜRKİYE KARARI NE OLACAK? Akar’ın :‘ Sonuçlar ortaya çıktıkça kendi tedbirlerimizi alacağız’ sözleri çok önemli.

İncirlik’i geçici süre kapatma söz konusu olabilir mi?

Zaten bu senaryo üzerinde bir süreden beri küresel dans yapılıyor. Nitekim ABD’nin İncirlik’in yerine Kuzey Irak Kürt bölgesinde çok büyük bir üs kurduğu biliniyor. Ayrıca, Ürdün’de halen Alman savaş uçaklarının da bulunduğu üs var. Kıbrıs’taki agratur İngiliz üslerini ABD kullanabilir, bunun yanında Kıbrıs Rumları ABD’ye ayrıca ÜS KURMAK ÜZERE yer tahsis etme heyecanı içindeler.

Kürecik konusu çok daha zor. NATO’nun dinleme kalbi. Türkiye-ABD ilişkileri ötesinde Türkiye-NATO ilişkileri açısından zor denklem…

Bakan Süleyman Soylu'dan S-400 yorumu 

Süleyman Soylu, Rusya'dan alınacak S-400 füze savunma sistemleriyle ilgili, "Almayalım mı S-400'leri? Dün imkânımız yoktu. Sadece para değil özgüvenimiz ve gücümüz yoktu ama bugün var. Türkiye'nin herhangi bir noktasına uzun menzilli bir füzeyle saldırabilirler. Yarın eyvah para etmez" dedi.

CNN GENEL MÜDÜRÜ BORA BAYRAKTAR’IN AÇIKLAMASI

CNN Türk'ün Müdürü Bora Bayraktar, CHP'nin Amerika Temsilcisi Yurter Özcan iddialarına cevap vererek, "İki gündür üzerimden döndürülen tartışmaya açıklık getirmek isterim. Bu iddiayı dile getiren CHP'nin Washington temsilcisi ile hiçbir görüşmem temasım olmamıştır." dedi.

CHP'nin Amerika Temsilcisi Yurter Özcan, CNN Türk'ün Müdürü Bora Bayraktar'ın "Benim de patronum var tarafsız yayıncılık yok, herkesin bir duruşu var" dediğini iddia etmişti. O iddialara Bayraktar'dan açıklama geldi.

CHP'nin İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan Ekrem İmamoğlu, geçen gün CNN Türk'te yayımlanan Ahmet Hakan'ın sunduğu programa katılmıştı. Ahmet Hakan'ın tavırları ve programı erken bitirildiği iddia edilmesi büyük tepkiye neden olmuştu. CHP'nin Amerika Temsilcisi Yurter Özcan ise sosyal medya hesabından bu duruma tepki göstermiş ve CNN Türk'ün Müdürü Bora Bayraktar'ın AK Parti heyeti ile Washington'da olduğunu aktarmıştı. Özcan tepki çeken programla ilgili Bayraktar'ın "Ekrem İmamoğlu'na karşı yapılan tek taraflı ve eşitsiz yaklaşımı hakkında soru sorulduğunda 'istemeyen izlemesin, bu kadar basit biz kimseye CNN Türk izlesin diye baskı yapmıyoruz... Benim de patronum var tarafsız yayıncılık yok, herkesin bir duruşu var'" ifadelerini kullandığını iddia etmişti. CNN Türk Genel Müdürü Bora Bayraktar, yaptığı açıklamada; CHP'nin Washington temsilcisi ile hiçbir görüşmesinin olmadığını söyledi ve Özcan'ı yalanladı.

İşte Bayraktar'ın açıklamasının tamamı:

İki gündür üzerimden döndürülen tartışmaya açıklık getirmek isterim. Bu iddiayı dile getiren CHP'nin Washington temsilcisi ile hiçbir görüşmem temasım olmamıştır. Kendisini hayatımda hiç görmedim. Kulaktan dolma yanlış bilgilerle bu tartışmayı başlatmıştır. Zaten attığı tweetler mişli mışlıdır. CNN Türk'ün yayınları ile ilgili hiçbir yerde hiçbir sözlü açıklamam olmamıştır. Sadece Financial Times'a yazılı olarak Sayın İmamoğlu'nun iddialarına cevap olarak bir açıklama gönderdim. Orada da yayın ilkelerimizin altını çizdim. Bana atfedilen sözler ise bir toplantı çıkışında kaba bir şekilde üzerime gelen bir gence ayaküstü söylediğim birkaç kelimeden yaptığı maksatlı çıkarımlardır.

Bu mesnetsiz iddiayı "haber" diye dolaşıma sokanlar da beni arayıp işin aslını sorma zahmetine katlanmamıştır. Gazetecilik bu mudur? Bu gruplar kendi alanlarını genişletmek için bu saldırılara ne yazık ki tüm gazetecilik ilkelerini çiğneyerek katılmaktadırlar’

NEOCONLAR İRAN’LA SAVAŞ İSTİYOR.

(Yenişafak yazarı Abdullah Muradoğlu’nun yazısı)

Donald Trump Yönetimi’nin Basra Körfezi’ne, “USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi Grubu”yla birlikte “B-52” olarak bilinen bombardıman uçakları göndermesi ABD ile İran arasında savaş ihtimalini gündeme getirdi. ABD’nin ancak yüksek derecede tehdit olasılığına karşı böyle büyük bir gücü harekete geçirdiğinden dolayı uzmanlar Trump yönetiminin elinde sözkonusu tehdit ile ilgili gerçek ve güvenilir bir bilgi olup olmadığını sorguluyor.

ABD’nin ‘Geniş Ortadoğu’ alanına vaziyet etmekle görevlendirdiği “Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM)” emrine büyük bir gücün sevkedildiğini Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton duyurdu. Savunma Bakanlığına vekalet eden Patrick Shanahan’ın açıklamalarının Bolton’dan bir gün sonra gelmesiyse son derece dikkat çekiciydi.

ABD’nin askeri komuta zinciri içinde yer almayan, hatta ataması bile Senato’nun onay yetkisi dışında kalan Ulusal Güvenlik Danışmanının, Savunma Bakanını bu şekilde gölgede bırakması tartışma konusu yapılıyor. Öteden beri İran’a takıntılı olduğu bilinen Bolton’ın sözkonusu duyuruyu bizzat yapmasının sebebiyse belli. İsrail’in ABD’deki en sıkı müttefiki olan Bolton, Obama tarafından imzalanan “İran Nükleer Anlaşması”nın da en şiddetli eleştirmeniydi.

Bolton’ın milyarder kumarhane patronu Sheldon Adelsontarafından Trump’a tavsiye edildiğini yazmıştık. “İsrail Lobisi”nin başta gelen finansörleri arasında yer alan Adelson, Trump’ın Başkan seçilmesi için de çok para harcadı. “Adelson Ailesi” , İsrail’de Binyamin Netanyahu’nun da en büyük destekçisi. Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” olarak nitelediği sözde “Ortadoğu Barış Plânı”nı zamanından önce deşifre eden “İsraelHayom” gazetesi Adelson tarafından satın alınarak Netanyahu’nun emrine amade kılındı. ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasında ve “İran Nükleer Anlaşması”nın bozulmasında Adelson’un büyük rol oynadığı bilinir.. Adelson, Trump üzerinde bu kadar etkili.

Nükleer Anlaşmanın yıkılmasının Bolton’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığına denk düşmesi tesadüf değil. Adelson’ın hayallerini ulusal güvenlik gerekçeleri kılıfıyla Trump’ın kulağına fısıldadığı söylenen Bolton’ın İran konusunda öne çıkması da sürpriz değil. Bolton, İran’da rejim muhalifi “Halkın Mücahitleri” örgütüyle uzun süredir yakın temasta. Bir zamanlar ABD’nin terör örgütleri listesinde yer alan örgüt şimdi “İran Ulusal Direnişi Konseyi” adıyla faaliyet gösteriyor. Bolton’ın yanı sıra Trump’ın avukatı Rudy Giuliani de örgütün konferanslarında boy gösteriyorlar ve rejim değişikliği çağrıları yapıyorlar.

İran Nükleer Anlaşması’nın yıkılması, İran’a yönelik yaptırımların ağırlaştırılması, İran Devrim Muhafızları Ordusunun terör örgütleri listesine dahil edilmesi ve en son Basra Körfezi’ne askeri güç gönderilmesi uzun süredir plânlandığı anlaşılan senaryonun aşama aşama hayata geçirildiğini gösteriyor.

Bolton, İran’ın bölgedeki ABD güçlerine yönelik saldırılar plânladığına dair istihbarat bulunduğu gerekçesiyle Basra Körfezi’ne askeri güç sevkettiklerini söylemişti. Bu istihbaratın da İsrail kaynaklı olduğu ortaya çıktı. Zira ABD istihbarat kuruluşlarının Körfez’e bir savaş gücü gönderilmesini gerektirecek düzeyde bir tehdit tespiti yapmadığı yazılıp çiziliyor. Bu yüzden Bolton’ın aşırı abartılmış bir tehdit gerekçesiyle hareket ettiğine inanılıyor.

Neoconlar, Bolton ve Netanyahu Trump’ı İran’la savaştırmak istiyorlar. Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ve Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayed de bu savaş koalisyonuna dahiller. ABD’nin Irak’ı işgal etme gerekçesi Saddam Hüseyin’in güya kimyasal silah depolamasıydı. İsrail tarafından desteklenen bu gerekçenin düzmece olduğu daha sonra anlaşıldı. Trump’ın “İran Nükleer Anlaşması”ndan çekilmesine gerekçe olarak gösterdiği iddialar da keza İsrail kaynaklı idi. Hep aynı hikâye, son olayda da durum çok farklı değil.

İNGİLTERE’DE KİM BAŞBAKAN OLACAK

Theresa May sonrası İngiltere'de Başbakanlık koltuğuna kim geçecek?

May'in istifası sonrası hem başbakanlık koltuğuna oturacak hem de Muhafazakar Parti'nin başına geçecek isim merak konusu oldu.

Eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson bu yarışta en güçlü adayı olarak öne çıkıyor.

Johnson, başbakanlığa adaylığını açıklarken Muhafazakar Parti'de bu görev için öne çıkan başka isimler de bulunuyor.

Boris Johnson: 1/1

Oddschecker bahis şirketine göre eski Londra Belediye Başkanı da olan Johson 1/1 oranıyla İngiltere'nin yeni başbakanı olacak. Bahisçilere göre Johson 10/11 oranı ile Muhafazakar Parti'nin de başına geçecek isim.

Johson, Brexit'in önde gelen savunucularından birisi. 54 yaşındaki politikacı May'in Brexit'i gerçekleştirmek için ortaya koyduğu çabayı yeterli bulmayarak 2018 yılında bakanlık görevinden istifa etti.

AP SEÇİMLERİ: AŞIRI SAĞ PARTİLER ÇIKIŞTA. AVRUPA’YI DAHA DA BÖLÜNMÜŞ BİR AP BEKLİYOR 

AB üyesi 28 ülkede yaklaşık 400 milyon kişi Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 751 üyesini seçmek için 23-26 Mayıs tarihlerinde seçime gitti. Anketler AB karşıtı popülist ve aşırı sağcı partilerin yükselişte olduğunu gösteriyor. Merkez sağ ve merkez soldaki partiler oy kaybı yaşıyor. Bu durumda Avrupa’yı daha da bölünmüş bir AP bekliyor.

Europe Elects’in seçim anketine göre AB karşıtı popülist ve sağ partiler bu seçimde önemli sayıda sandalye kazanacak. İngiltere’de Brexit Partisi 28 ve İtalya’da 5 Yıldız Hareketi ve müttefikleri 25 milletvekili çıkarıyor. Bu iki parti böylece ilk kez AP’de koltuk kazanmış olacak.

En büyük kaybı ise merkez sağdaki Avrupa Halk Partisi (EPP) yaşıyor. 2014’te 221 vekil çıkaran EPP’nin bu seçimde 173’e düşmesi bekleniyor. Bu da 48 koltuk kaybına işaret ediyor. İkinci büyük kaybı ise merkez soldaki Sosyal Demokratlar (S&D) bekliyor. Europe Elects’in tahminine göre S&D 39 koltuğu kaybederek 152’ye düşecek.

Sağ partiler yükselişte

Sağ partilerden Uluslar ve Özgürlükler Avrupası (ENF) ile Avrupa İnsanlar ve Uluslar İttifakı’nın (EAPN) büyük çıkışı yapması öngörülüyor. Tahminlere göre bu iki parti milletvekili sayısını 37’den 82’ye çıkaracak.

Anketlere göre seçimlerde aşırı sağ partilerin ardından en önemli çıkışı ise şu an 67 koltuğa sahip Liberaller yapacak. Europe Elects’e göre Avrupa İçin Liberal ve Demokrat İttifakının (ALDE) 42 koltuk daha kazanarak 109’a yükselecek. Liberallerin bu çıkışında Fransa’da Cumhurbaşkanı Macron’un partisi İlerleyen Cumhuriyet (LREM) önemli rol oynuyor

Avrupa Parlamentosu seçimleri Brüksel'deki Türkler için ne ifade ediyor?

Aralarında Türk vatandaşlarının da bulunduğu 400 milyon seçmen Avrupa Parlamentosu'nda 5 yıl boyunca görev yapacak olan 751 parlamenteri belirleyecek. 28 AB ülkesinde 4 gün boyunca sürecek olan oy verme işlemi başladı. Fransa, Almanya, Hollanda ve daha birçok ülkeden seçimlere katılan Türk asıllı adaylar da var.

Peki, Avrupa Parlamentosu seçimleri Brüksel'de yaşayan Türk vatandaşları için ne ifade ediyor? Oy kullanacaklar mı? Euronews nabız yokladı.

Seçimlere katılımın yüksek olmasını ümit eden bir vatandaş "Avrupa Parlamentosu seçimleri çok önemli. Göçmen kökenli insanlar sadece etnik kökenine mensup insanları desteklememeli" diyor.

Brüksel'in Türk mahallesinde ise seçimler konusundaki bilgi yetersizliği dikkat çekiyor. Bir berber dükkanı sahibi, "Genel olarak Türklerin yüzde 80'i parlamento seçimleri hakkında bir şey bilmiyor. Kim nereye oy atacağını dahi bilmiyor. Biz de öyle. Kimse açıklama yapmıyor." diyerek şikayetlerini dile getiriyor. Bir genç ise "Oy hakkım var ama kullanmayacağım. Gerek duymuyorum." diyor. Sonuçların Pazartesi sabahı netlik kazanması bekleniyor.

BELÇİKA’DA İSLAM PARTİSİ LİDERİNE HAPIS CEZASI

Belçika'da İslam Partisi lideri Redouane Ahrouch bundan bir yıl önce katıldığı bir televizyon programında gazeteci Emmanuelle Praet ile "kadın olduğu için" konuşmayı kabul etmediği gerekçesi ile 6 ay ertelenmiş hapis cezasına çarptırıldı.

Ahrouch program öncesinde bir kadın tarafından kendisine makyaj yapılmasını da geri çevirmişti. Ayrıca dini gerekçelerden dolayı kadınlar ile tokalaşmayı reddetmişti.

Euronews Türkçe İslam Partisi lideri Redouane Ahrouch ve gazeteci Emmanuelle Praet'ın avukatı Marc Uyttendaele ile konuyu görüştü.

Brüksel mahkemesi Ahrouch'un, cinsiyet ayrımcılığı suçu işlediğine hükmetti. Ahrouch, kendisi hakkında suç duyurusunda bulunan gazeteci Emmanuelle Praet'a 5 bin, Kadın ve Erkek Eşitliği Enstitüsü'ne ise 650 euro tazminat ödemeye mahkum edildi.

Belçika'da İslam Partisi tartışması büyüyor. "Beni savunacak avukat bulamadım"

49 yaşındaki İslam Partisi lideri Redouane Ahrouch tam bir yıldır hayatının kabusa dönüştüğünü, 25 yıldır çalıştığı otobüs şoförlüğü işine son verildiğini ifade etti. Sarf ettiği söz ve tavırlarından dolayı "Cinsiyet ayrımcılığından" mahkeme karşısına çıkarıldığını belirten Ahrouch kendisine komplo kurulduğunu savunuyor:

"Hiç bir avukat beni savunmak istemedi. Belçika'nın demokratik değerlerine aykırı bir şekilde hareket ettiğim söylendi. Bana karşı saldırılar devam ediyor. Siyaset yapmamam için engeller konuluyor. En son 40 yıldır oturduğum belediyeden kaydımı sildiler. İş bulmakta zorlanıyorum zira artık sabıkalıyım. Bıraksınlar Müslümanlar istediği gibi yaşasın. Aksi taktirde büyük sorunlar ile karşılaşabilirler."

4 çocuk babası Ahrouch Brüksel'in Anderlecht bölgesinde belediye meclis üyeliği görevini yürütüyordu.

Belçika’da İslam Partisi’nin kapatılması tartışılıyor. 2012 yılında kurulan İslam Partisi katıldığı ilk seçimde yüzde 4 oranında oy almıştı. Parti Brüksel'in Anderlecht ve Molenbeek belediyelerinde birer belediye meclis üyeliği kazanmıştı.

ALMANYA’DA CAMİYE KUNDAKLAMA

IGMG Hagen Ulu Cami önündeki çöp bidonları ve kartonların ateşe verilmesi sonucu çıkan yangında camide maddi hasar oluştu.

Almanya'nın Hagen kentinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından kundaklanan camide maddi hasar oluştu.

İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) teşkilatına bağlı Hagen Ulu Cami'ye yönelik yerel saatle 10.00'da düzenlenen saldırıda, cami önündeki çöp bidonları ve kartonların ateşe verilmesi sonucu çıkan yangında camide maddi hasar meydana geldi.

Hagen Ulu Cami Cemiyet Başkanı Ömer Oral, AA muhabirine yaptığı açıklamada, cami girişindeki 6 çöp bidonunda başlatılan yangının camiye büyük ölçüde maddi zarar verdiğini söyledi.

Saldırıda can kaybın olmamasının en büyük teselli olduğunu belirten Oral, "Caminin özellikle girişinde büyük hasar oluştu. Sis ve duman camiye doldu ve camideki tüm eşyalar mahvoldu. İtfaiye ve polis teşkilatı geldi. Güvenlik kamerasını incelediğimizde bir kişinin iki köpeği ile caminin girişine geldiği ve cebinden bir şeyler çıkardığı görülüyor. Kameranın görüntü açısından çıkıyor, ateşe verdiği görülmüyor ama oradan ayrılınca yangın çıkıyor." dedi.

Bu tür olaylardan üzüntü duyduklarını ancak bunların kendilerini yıldırmayacağını dile getiren Oral, "Mesele özellikle camiyse ve İslam'sa, mesele Avrupa'da dinimizi yaşatmaksa bu tür saldırılar bizi yolumuzdan alı koymaz, aksine ısrarla yolumuza devam ederiz. Çevremizdeki insanlara ulaşıp hep birlikte kendimizi ve dinimizi daha iyi tanıtmamız gerekir." ifadelerini kullandı.

Yangın esnasında caminin üst katındaki çocuklar ve aileler tahliye edildi. Polisin, olayla ilgili camide inceleme yaparak soruşturma başlattığı kaydedildi.

FRANSA’NIN RUM HAMİLİĞİ

Fransa'nın hiç bitmeyen sömürgeci, işgalci, emperyalist planları son yıllarda sınırlarımızın güneyinde kara ve deniz alanlarında iyice depreşti. Buralar, Suriye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz.

Fransa’nın sömürgecilik ruhu canlanmış görünüyor. Bölgemizde Yüzyıldan fazla bir geçmişi var. Herkesin ilk aklına gelecek olan ise Sykes-Picot ve Sevr'dir.

Mayıs 1916'da Fransa ile İngiltere arasında imzalanan Sykes-Picot anlaşmasının hükümlerine baktığımızda Fransa'ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Mardin, Urfa, Diyarbakır, Musul ve Suriye kıyıları, İngiltere'ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat, Basra ve Güney Mezopotamya verilecekti. Fransa ile İngiltere'nin kontrolündeki topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak, İskenderun serbest liman olacaktı.

Doğu Akdeniz'i kendi nüfuz alanı gören Fransa kendisine bırakılan Suriye kıyıları, İskenderun ve Adana'nın yanında Türkiye'nin İzmir'e kadar Akdeniz-Ege kıyılarını işgal edilecek nüfuz alanı olarak öngörmüştü.

Ancak o bölgelerin İngilizlerin teşvikiyle İtalyan ve Yunanlar tarafından işgal edilmesi üzerine Fransa aldatıldığını düşünmüştü. 19 Mayıs 1919'da Samsun'da Mustafa Kemal'in başlattığı İstiklal Harbinin de zafere gittiğini gören Fransa Ekim 1921'de Ankara Anlaşmasıyla Anadolu'yu terk ediyordu.

Terk etti ama bölgeye ilgisini ilişkisini kesmedi. Fransa yeniden dönmek ve yarım kalan emperyalist planlarını hayata geçirecek PKK dahil taşeron terör ve suç örgütlerini desteklediği gibi,  Kıbrıs üzerinde ince işler yapıyor. Doğu Akdeniz'deki doğalgazlara göz dikiyor. İnce işlerini yürütmek için de Rumlar tarafından Kıbrıs’ın güneyinde tahsis ettiği denize bağlı ÜS KURUYOR

Kimsenin kuşkusu olmasın. Fransa’nın karşısında büyük Türk Donanması, uykularını kaçırmaya devam edecektir..

MAVİ BALİNA, TBMM GÜNDEMİNDE

TBMM Bilişim Teknolojileri Bağımlılığı Araştırma Komisyonu, çocukları etkisi altına alarak intihara kadar sürükleyen oyun görünümlü kötü niyetli yazılımları ela aldı.

Bilişim teknolojileri bağımlılığını araştıran TBMM Bilişim Teknolojileri Bağımlılığı Araştırma Komisyonu, özellikle çocukları hedef alan bilişim saldırısı konusunda uzman siber psikologları dinlemekle işe başladı. Sağlık Bakanlığı Ruh Sağlığı Daire Başkanı Dr. Esra Alataş ‘Mavi Balina’, ‘Mariam’ ve ‘Momo’ gibi kötü niyetli yazılımların kullanıcıları nasıl hedef aldığını komisyona şöyle anlattı:

50 GÜNDE BİTİRİYOR

“Kişiler, internet kullanımlarından edinilen yaş, ilgi alanı, hatta psikolojik durumlarına göre hedef seçilebildikleri gibi arama motorlarında konuyla ilgili anahtar sözcükleri yazanlar da hedef olabiliyor. Bu kişilere internet üzerinden oyun teklifi gönderilmektedir. Bu linke girildiğinde saldırı başlıyor. Oyunda kişiye çeşitli talimatlar veriliyor, 50 gün boyunca giderek korkunç hale gelen, kendini sakatlayabilecek hareketler, gece geç saatlerde korku filmleri izleme gibi 50 görevden oluşuyor. Bu görevler sırasında kişisel bilgiler ele geçirilerek bir müddet sonra tehdit ve şantaj yolu seçiliyor. Tehlikeli hale gelen görevlerin zorla yerine getirilmesi ise tehdit ve şantajla sağlanmakta. ‘Öl, nasıl olsa yeniden doğacaksın’ telkini ile sonlanmaktadır. Bütün dünya bununla ilgili sorunlar yaşıyor.”

‘SEÇİLMİŞ BİRİYİM’ ALGISI

Yeşilay’dan psikolog Fatihcan Öncü de Yeşilay Danışmanlık Merkezine (YEDAM) gelen bir gencin tedavi edildiğini vurguladı. Öncü, zararlı oyunların yöntem ve etkisini şöyle ifade etti:

“Oltalama denilen bir yöntem var. Yani mail üzerinden, üye oldukları siteler üzerinden, üye oldukları oyunlar üzerinden bütün bilgilerine ulaşabiliyorlar. Buraya bir tıkladıklarında telefonlarındaki ya da bilgisayarlarındaki bütün bilgilere sahip oluyorlar ve link gönderiyorlar. Öncelikle çocuklar link üzerinden gönderildiği için kendilerini özel hissediyorlar, yani ‘Ben seçilmiş biriyim. Herkesin girip de indiremeyeceği bir oyun bana gönderildi ve ben özelim’ algısı üzerinden oyun başlıyor.

BAŞTA BASİT GÖREV

İlk başta çok basit görevler veriyorlar: ‘Karanlıkta yalnız yürü’, ‘Kulağını çek’ ya da ‘Birileriyle bağırarak konuş.’ Fakat vakit ilerledikçe, bu kişiler insanı savunmasız hale getirmeye yönelik görevler veriyorlar. Örneğin ‘Mezarlığa git’ ya da ‘Gece üçte uyan ve bizim gönderdiğimiz videoları izle.’ Böyle bir durumda bir yandan adrenalin seviyesi artarken -ki adrenalin de bağımlılık yapıcı bir etkiye sahiptir- bir yandan merak ve korku unsuru meydana geliyor ve kişi, çocuk oyuna bağımlı, kopamaz bir hale geliyor. Oyunu bıraktığı anda daha önceden ele geçirmiş oldukları özel veriler ve bilgilerle tehdit ederek, şantaj uygulayarak iyice savunmasız hale getiriyorlar ve sonu maalesef intihara kadar sürükleniyor.”

DERİN İNTERNETTE SATIYORLAR

YEŞİLAY’dan psikolog Fatihcan Öncü, kötü niyetli oyunları oynayan çocuklara ‘Cep telefonunu yanında götür’ denilmesinin temel mantığını şöyle açıkladı: ”Büyük ihtimalle, telefonunu yanında götürürken ve atlarkenki videoları kaydedip kendileri gibi sapkın düşüncedeki insanlara ‘Deep Web’ üzerinden milyonlarca dolara varan rakamlarla satışını gerçekleştiriyorlar ve o sapkın düşünce yapılarını bu şekilde doyuruyorlar. Telefondaki o intihar videosunu ya da kendine zarar verme videosunu kendileri gibi sapkın bireylere ‘Deep Web’ üzerinden satıyorlar. Derin internet, yani Google’ın dışındaki yasal olmayan internet üzerinden satışını gerçekleştiriyorlar. Böyle bir tehlike. Eğer oyunu sildiyse kendi istediği zaman ulaşamıyor ama ona ulaşabiliyorlar tekrar yani tekrar oyunu yüklemesi için ulaşabiliyorlar. O yüzden tek önlemi, aile içi iletişimin geliştirilmesi ve bu bağlamda bir şeyler yapılması.”

EL BAP OPERASYONU FİLM OLUYOR

Silahlı Kuvvetlerin, Suriye’de terör örgütü DEAŞ’a darbe vurduğu tarihi El Bab Operasyonu sinema filmi oluyor.

Yönetmenliğini Haydar Işık’ın yapacağı filmde Yüzbaşı Hande karakterini oynayacak olan oyuncu Hande Arısoy, rolüne bir zamanlar en önemli yurt dışı operasyonlarda görev alan kıdemli askerlerden eğitim alarak hazırlanıyor.      

Türk Silahlı Kuvvetleri, 21 Aralık 2016’da Fırat Kalkanı Operasyonu’nun en kritik noktası olan El Bab’taki Akil Tepesi’ni terör örgütü DEAŞ militanlarından temizlemişti. 20 Aralık'ı 21 Aralık'a bağlayan gece, DEAŞ'ın üs haline getirdiği El Bab’a hakim olan Akil Tepesi’ndeki hastaneye yönelik operasyonda 16 Mehmetçik şehit olmuştu. TSK’nın DEAŞ terör örgütüne en büyük darbeyi indirerek yakın tarihin en büyük kahramanlıklarına sahne olan Akil Tepesi Operasyonu, El Bab Akil Tepesi ‘Bir Gece Ansızın Gelebiliriz’ adıyla beyazperdeye aktarılıyor.

Kadın Askeri Canlandırmak Onur Verici

Mehmetçiğin tarih yazdığı o gecenin anlatılacağı El Bab Akil Tepesi’nde önemli rollerden birini oyuncu Hande Arısoy canlandıracak. Yüzbaşı Hande karakterine hayat verecek olan genç oyuncu Hande Arısoy, rolüne bugüne kadar birçok yurt dışı operasyonlarda görev almış kıdemli askerlerden, başta terör operasyonları olmak üzere askeri konularda eğitim alarak hazırlanıyor. Genç oyuncu “Kurtuluş Savaşı’ndan bugüne topraklarımıza göz diken, ulusal bağımsızlığımıza el uzatanların karşısında kahraman ordumuz sayısız destan yazdı. El Bab da bu destanlardan biri. Kara Fatma’dan Halime Çavuş’a ordumuzun onlarca isimsiz kahramanı kadın askerlerimizden birini temsil eden Yüzbaşı Hande’yi canlandıracağım. Bu benim için hem heyecan verici, hem de büyük bir onur” diye konuştu. TSK’nın tüm dünyada hayranlık bırakan El Bab Operasyonu’nun merkezinde Türkiye’nin Ortadoğu politikasını en iyi kurgulayan yapım iddiasındaki El Bab Akil Tepesi, Bir Gece Ansızın Gelebiliriz filminin yönetmeni Haydar Işık, yapımcısı ise Hakan Aslaneli. Filmin sahneleri Gaziantep, Kastamonu ve Çankırı’da kurulacak dev platolarda çekilecek. Çekimler Eylül ayında start alacak. Akil Tepesi’ndeki kanlı çatışma sahneleri, Türkiye’de ilk kez kullanılacak özel dijital efektlerle canlandırılacak.    

El Bab Kahramanları, Beyaz Perdede Ölümsüzleşecek

Yönetmen Haydar Işık, ulusal güvenliğimizi tehdit eden terör örgütüne darbe indiren El Bab Operasyonu’nun ve kahraman Mehmetçiğin milli tarih sayfalarımızda yerini aldığını hatırlatarak “Bir yönetmen olarak, içinde yaşadığımız dönemi, bugüne ve gelecek kuşaklara sanat yoluyla aktarmak gibi bir görevimiz var. El Bab da en çok anlatılmayı hak edenlerden. O gece yaşananların, yaşayanların gerçek hikayesinden yola çıktık. İki yıldır gerek mekan gerek oyuncu kadrosuyla çok titiz bir çalışmanın içindeyiz. ‘El Bab Akil Tepesi, Bir Gece Ansızın Gelebiliriz’ vizyona girdiğinde ‘o geceyi yaşayanlar ve o gece yaşananlar’ üzerine çok şey konuşacağız. El Bab kahramanı şehitlerimizin ve gazilerimizin kahramanlık hikayesi beyaz perdede ölümsüzleşecek” dedi.

PROFESÖRLERİN SADECE YÜZDE 31’İ KADIN

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezi’nin yaptığı ‘Türkiye’de Yükseköğretimdeki Cinsiyet Eşit(siz)liği’ araştırmasının sonuçları açıklandı.

Araştırmaya göre, Türkiye’de akademisyenlerin yüzde 61,8’i erkek, yüzde 38,2’si kadın. Profesörlerin ise sadece yüzde 31’i, rektörlerin de sadece yüzde 9,1’i kadın. Rektörlerin yüzde 90,9’unun erkek olduğunun vurgulandığı araştırmada, rektör yardımcılarında da durum aynı. Rektör yardımcılarının da sadece yüzde 10,3’ü kadın.

Araştırmada yükseköğretimdeki cinsiyet eşitsizliği bölgesel olarak da ele alındı. Marmara, Ege ve İç Anadolu’da yüzde 60 erkek, yüzde 40 kadın oranına uyulurken, Güneydoğu Anadolu akademide yüzde 22,8’lik kadın oranıyla tüm bölgeler arasında en eşitsiz bölge olarak göze çarpıyor. İlahiyat fakültesi ise yüzde 10 kadın oranıyla en eşitsiz fakülte. Devlet ve vakıf üniversiteleri arasında da dikkat çekici bir fark olduğu göze çarparken, vakıf üniversitelerinde öğretim üyelerinin yüzde 57’si erkek, yüzde 43’ü kadın iken, devlet üniversitelerinde bu durum yüzde 63 erkek, yüzde 37 kadın  olarak karşımıza çıkıyor. Kadın akademisyenler en çok mimarlık, iletişim ve sağlık bölümlerinde görev alıyor. 

Türkiye’de akademik pozisyonlardaki kadınların arttığını belirten Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mary Lou O’Neil şunları söyledi: “Türkiye’de akademideki kadın oranı, Avrupa’dan fazla. Ama Türkiye’de yükseköğretimde çok sayıda kadının bulunması, eşitliğin sağlanmasına yol açmamıştır. Kadınlar hem akademik hem idari kadrolarda çoğunlukla alt pozisyonlarda yer almakta. Türkiye’de yükseköğretimde çok sayıda kadın olmasının bir başarı olarak görülebileceği tek alan, bu sayıların Avrupa genelindeki üzücü orana kıyasla daha iyi bir tablo çizmesidir” 

Türkiye'nin tek kadın televizyonu Woman TV'de yeni bir program başlıyor   

Genel Yayın Yönetmenliği'ni ise Ahu Özyurt'un yaptığı Türkiye'nin tek kadın televizyonu Woman TV'de yeni bir program start alıyor. Programı ünlü sunucu ve yazar Derya Özel sunacak.

28 Mayıs Salı günü canlı yayınla saat 15.00'de ekranlara merhaba diyecek olan "Derya Özel ile Renkler" isimli programda güzellik, moda, spor, çocuk, sağlık ve hayata dair tüm konular ele alınacak.

Game of Thrones'un final bölümü izleyici rekoru kırdı

Televizyon dizisi Game of Thrones'un final bölümünün ABD'de 19,3 milyon kişi ile izleyici rekoru kırdığını açıkladı.

BBC Türkçe'nin aktardığına göre, AT&T'nin Warner Media medya şirketine ait olan HBO, yaptığı açıklamada televizyon kanalı ve uygulamaları üzerinden Pazar akşamı final bölümünü 19,3 milyon Amerikalı'nın izlediğini açıkladı.

Bu rakam dünyanın dört bir yanında ABD ile aynı anda anlaşmalı medya kurumları aracılığıyla diziyi izleyenlerin rakamını ise içermiyor.

Game of Thrones, dünyada 150 ülkede yayımlanıyor, ancak yapılan açıklamaya göre kimi piyasalardan veri alınamadığı için küresel izleme rakamını ortaya koymak güç.

Diziye ait bir önceki rekor ise geçen haftaki bölümü izleyen 18,4 milyon kişi ile kırılmıştı.

RTÜK’TE ATAMALAR

RTÜK’TE Fatma Çeliker, RTÜK Strateji Dairesi Başkanı oldu.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş’ın göreve gelmesinin ardından Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı görevinden alınan Orhan Özdemir de RTÜK İzin ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı’na atandı. Ulaştırma Bakanlığı’nda görev yapan Olcay Çiçeklitaş, RTÜK Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı oldu.

RTÜK Üst Kurulu Başkan Yardımcısı Hikmet İnce’nin geçtiğimiz günlerde görevden alındı.

YENİ BİR PARTİ KURULDU

Kısa adı ‘ÜLKEM’ olan parti 2019 yılında ilk kurulan ilk siyasi parti oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kayıtlarına göre 75 siyasi parti bulunuyor. Genel Başkanlığını Neşet Doğan’ın yaptığı yeni partinin ambleminde tarihte kurulan 16 devleti temsilen 16 yıldız ve ay yıldız yer alıyor

TAKSİM CAMİİ 2019 YILI SONUNDA İBADETE AÇILACAK

İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bulunan Taksim Meydanı'nda 2 yıl önce temeli atılan yaklaşık 2 bin 482 metrekare inşaat alanına sahip Taksim Camisi'nin yapımı sürüyor. Mimarlar Şefik Birkiye ve Selim Dalaman imzasını taşıyan caminin alt katlarındaki kaba inşaat çalışmaları bitti. Caminin ana kubbesinin kaplaması tamamlanırken küçük kubbelerin kaplama işleminin bitirilmesi için çalışmalara devam ediliyor. Kaba inşaatı tamamlanan camide, mermer kaplama çalışmaları sürdürülüyor.

2 BİNDEN FAZLA KİŞİ AYNI ANDA NAMAZ KILABİLECEK... CAMİ TAKSİM'E FARKLI BİR GÜZELLİK KATACAK. Burası, bütün dinlerin, farklı inançların, farklı kültürlerin kendini ifade edebildiği bir yer. Taksim Meydanı'nda farklı dinlere mensup ibadethaneler var. Yapılan cami Taksim'e bir ruh, nezaket, zarafet katıyor.

Haberi Sitede Aç