Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (2-8 Mart 2020)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
10 Mart 2020 17:00

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: ”PETROL KRİZİ TÜRKİYE İÇİN OLUMLU”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel'deki temasları sonrası Türkiye'ye dönüşünde uçakta basın mensupları ve medya yöneticilerinin gündeme dair sorularını yanıtladı.

Erdoğan, İdlib'de yaşanan gelişmeler ve mülteci krizi ile ilgili Avrupa'da kapsamlı bir diplomasi trafiğinin başlatıldığını, bölgede geçici ateşkesi sağlamak için Moskova'ya gidildiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı'nın ateşkesi "geçici" olarak tanımlaması dikkat çekti.

Uyum içinde hareket edersek Türkiye de AB de daha güçlü ve güvenli olur. Bu manada İdlib, Suriye ve mülteci krizi bizden daha ziyade AB için bir irade ve liderlik testidir. Bizim İdlib’de büyük bedeller ödeyerek ateşkes sağladığımız ve sivilleri koruma altına aldığımız bir dönemde AB de üzerine düşeni yapmalıdır. İdlib ateşkesinin uygulanması ve mülteci krizine kalıcı bir çözüm bulunması herkesin menfaatinedir. Şu an geçici bir ateşkes de olsa süreç iyi gidiyor, 4 günü doldurduk. Temennim odur ki bu şekilde devam eder ve bu kalıcı bir ateşkese de dönüşür. Bu arada tabi biz İdlib’in kuzeyinde briket barakalar konusunda çalışmalarımızı hızla devam ettiriyoruz. Sınırımızdan 25-30 kilometre derinlikte oralarda güvenli bölge oluşturmak suretiyle briket barakaları yapıyoruz. Şu an 1.500 kadar yapıldı. Bunlarla beraber İdlib’deki insanları buralara peyderpey yerleştireceğiz. Bu barakaların zeminine tahta döşüyoruz ve konforunu artırmaya gayret gösteriyoruz. Tabi bununla birlikte ateşkesin ardından güneyden kuzeye İdlib’e yavaş yavaş dönüşler de başladı.

Cumhurbaşkanı, bazı AB ülkelerinin sığınmacı çocukların ülkelerine kabulüne ilişkin aldığı kararı yorumladı.

Geçtiğimiz günlerde Almanya ve Hırvatistan 14 yaş altındaki kimsesiz çocukların ülkelerine kabul edileceğini açıklamıştı.

Erdoğan bununla ilgili şu anda bu uygulamanın detayını tam olarak bilinmediğini, önümüzdeki hafta salı günü meselenin Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa liderleri ile İstanbul’da ele alınacağını belirtti.

Türkiye'nin açık kapı politikası ile ilgili "Temenni ederim ki aynı durum devam etmez. Biz kendilerine açık açık bunların hepsini söyledik" diyen Erdoğan,  Avrupa Birliği'nin kapısında Türkiye'nin 1963'ten bu yana beklediğini, çifte standart uygulandığını belirtti.

Mülteci meselesi ile ilgili Yunanistan’ın çok geride kaldığını belirten Erdoğan "Yunanistan uluslararası hukuku bilmiyor. Bu konularda Sayın Miçotakis maalesef çok geri kalmış bir konumda. Kendisinin önce uluslararası hukuku öğrenmesi lazım. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni bir okuması lazım. Sınır hattında takındıkları tavrın bir cinayet olduğunu bilmeleri lazım. Bunların sınırda öldürdükleri 4-5 tane mülteci var. Bunların hesabını soracağız" diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye-Yunanistan sınırının keskin teller ile çevrilmesini de eleştirdi; geçtiğimiz günlerde Yunanistan’a yaptığı "Kapıları açın" teklifini yineledi.

Cumhurbaşkanı, Türkiye'ye yönelik vize uygulamasına da şu sözlerle değindi:

Biz adil, insancıl paylaşım diyoruz. Siz bütün yükü Türkiye’ye yıkmaya gelince yıkıyorsunuz ama desteğe gelince destek vermeyeceksiniz! Kusura bakmayın. Ancak Avrupa Birliği bize vaat ettiği bu şartları yerine getirirse biz de gereğini tabi gerçekleştiririz. Nedir bu? 2 ona 2 bize, 1 ona 1 bize. Adil, insani paylaşım dedik. Bunları yaparız. Ama bunlar mesela bu vize olayında Latin Amerika ülkelerine bile kalkıyorlar her şeyi veriyorlar; Balkanlara veriyorlar, Ukrayna’ya veriyorlar ancak Türkiye gibi bir ülkeye maalesef vize uygulamasını hala kaldırmıyorlar.

"Türkiye-Rusya ilişkileri medyatik manipülasyonlara kurban edilemez"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 Mart'ta Rusya'nın başkenti Moskova'ya düzenlediği gezide, Rus heyet ile görüşmesi öncesi bekletilmesine dair görüntüler yayınlayan devlet kanalı Rossiya 1'in haberi ile ilgili ise şunları söyledi:

Her ülkenin medyasında maalesef bu tür fevri örnekler yer alabiliyor. Ancak Türkiye ve Rusya ilişkileri bu tür medyatik manipülasyonlara kurban edilemez. Arkadaşlarımız konuyla ilgili bütün muhataplarıyla görüştüler. Herhangi bir kastın kesinlikle söz konusu olmadığını, kendilerinin de bu tutumdan ciddi manada rahatsız olduklarını ifade ettiler. Rutin bir sürecin bile birilerince manipüle edilerek farklı noktalara çekilmeye çalışılması buradaki kötü niyeti gösteriyor aslında. Nitekim bizim medyaya görüntü vereceğimiz Putin’in çalışma ofisi bir uçta, biz ise öbür uçtan geliyoruz. O bu uçtan çıkana kadar, biz de bulunduğumuz yerden çıkana kadar buluşma noktası gibi orta noktada buluşuyoruz. Bazıları da buradan art niyetli çıkarımlar yapmaya çalışıyorlar. Sayın Putin bizi arabaya kadar uğurladı. Tabi niyet kötü olunca bunu yazmıyorlar, göstermiyorlar.

S-400 ve Patriotlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hava savunma sistemleri ile ilgili de konuştu.

Erdoğan, Türkiye'nin patriot kullanımı meselesi ve S-400'lerin durumu ile ilgili şunları söyledi:

İspanyolların bizde bulunan Patriot’ları şu anda NATO’nun bizim için görevlendirdiği pakettir. Bu gündeme geldi. Ancak ilave bir paket konusu gündeme gelmedi. S-400 konusunda da Stoltenberg’in kanaati bellidir; “Üyelerimizin kendi tercihidir. Biz onlara niye onu, niye şunu gibi bir tercih baskısı yapmayız, yapamayız.” Ama Patriot konusunda da bildiğiniz gibi biz Amerika’ya şu teklifi de yaptık; “Eğer verecekseniz siz de bize Patriot verin. Biz sizden de Patriot alırız.” Ancak S-400 konusunda tabi onlar da epeyce yumuşadılar, “S-400’leri devreye almayacağınıza dair bize söz verin” noktasına geldiler. Tabi şu anda İdlib’de Pantsir’ler var. Libya’da da var. İdlib’de biz 8 Pantsir’i SİHA’larla yok ettik. Bunlar tabi fiyatları da çok yüklü ve önemli hava savunma sistemleri.

İç siyasette yükselen tansiyon

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iç siyasette yükselen tansiyon ile ilgili ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun tansiyonu düşürmek istediği yönünde kendisine haberler geldiğini belirtip şu yorumu yaptı:

Bize bazı haberler geliyor; Bay Kemal tansiyonu düşürmek istiyor diye. Böyle bir şeyin farkına vardıysa, o tansiyonu düşürebilir, neden düşürmüyor? Tansiyon zaten durup dururken fırlamaz. Olay bu kadar basit. Ben zaten görevimi yapıyorum. Cumhurbaşkanının atması gereken adım, ülkede barışın egemen olduğu bir sürecin işlemesini sağlamaya yönelik adımdır. Ama karşımızda milletin evini hiçe sayan, milletin evini milletin evi olarak görmeyen, hala orayla uğraşan, hala her konuşmasında muhakkak oraya bir şeyler çakan bir insan var.

"Benzinde 60 kuruş indirime gideceğiz"

Brent petrolün varil fiyatında yüzde 30’a varan düşüşle 31 dolar seviyesine gerileme görüldü. Bu durum OPEC ülkeleri için özellikle ayrı bir felaket. Bizim için bir boyutu ile çok olumlu bir durum. Cari açığımıza olumlu tesir yapan bir gelişme. Bu bir resesyon olabilir mi? Temenni ederiz ki olmaz. Çünkü gerek Hazine ve Maliye Bakanlığımız gerek Ticaret Bakanlığımız bu konuda bütün tedbirlerini almış vaziyette. Bu gelişme şu anda olumlu istikamette bu süreci idare ettiğimizi gösteriyor. Zaten faizlerdeki düşüşle de ayrı bir istikamette iş yürüyor. Bunun neticesinde yatırımlarda bir hareketlenme var. Bu hareketlenme istihdamda da hareketlenmeyi meydana getirmiş durumda. Bunlar bizim için büyük önem arz ediyor. Buradan bir müjdeyi de duyurayım. Bu geceden itibaren benzinde 60 kuruş, motorinde 55 kuruş indirimi uygulamaya alacağız.

"Atatürk Trablusgarp'ta gözünden yaralandı"

Zorunlu şartların tahakkuk etmesi halinde devlet elbette savaş kararını alır. Atatürk’ün yaptığı da odur. Bu (Kemal Kılıçdaroğlu) ise cümleyi bir yerinden alıyor ve kesiyor, Atatürk’ün böyle bir savaşa girmeme noktasındaki tavrından bahsediyor. O zaman Atatürk’ün Çanakkale’de ne işi vardı, Kocatepe’de ne işi vardı, Trablusgarp’ta ne işi vardı? Trablusgarp’ta gözünden yaralandı. Burada belli bir inanç onu oraya sevk etti, Libya’ya gitti, Trablusgarp’ta o mücadeleyi verdi ve bir gözünden yaralandı. Böyle bir mücadeleyi yaşayan bir komutan var. Sen kalkıp Atatürk böyle bir şeyle savaşa girmezdi diyorsun! Biraz çalışması lazım, derslerini okumuyor. Bu 5. kol faaliyetleri bunun devamı olarak gidiveriyor.

Koronavirüs yorumu: Aldığımız önlemler yerinde

Dolayısıyla küresel bir salgından, küresel bir halk sağlığı sorunundan bahsediyoruz. Hamdolsun ülkemizde şu ana kadar tespit edilen bir koronavirüs vakası bulunmuyor. Salgın belirginleştiği andan itibaren erken bir dönemde hiç tereddüt etmeden bütün tedbirlerimizi kararlı bir şekilde uygulamaya koyduk. Şu an 114 ülkede görülen bu salgının Türkiye’de görülmemiş olması, aldığımız önlemlerin ne kadar yerinde olduğunu ortaya koyuyor. Başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere bütün kurumlarımızla belirlediğimiz önlemleri uygulamaya hassasiyetle ve sıkı bir şekilde devam edeceğiz. Tabi bu noktada alınacak kişisel tedbirler de çok büyük önem arz ediyor. Koronavirüse yönelik alt yapı ve ön hazırlıklarımızı iyi yaptık. Sağlık tesislerimiz zaten bu konuda tartışılmaz. Bununla ilgili de ön hazırlıklarımız var. Koronavirüse yönelik bütün malzemelerin ikmalinde iyiyiz. Bu malzemelerin üretimini de ülkemizde yapar hale geldik. Ama maalesef ahlaksızlar da yok değil. Onlar da bunu fırsata dönüştürmek suretiyle bakıyorsunuz ihracatta olsun, iç piyasada olsun, yüksek fiyatlarla bunları satmaya çalışıyorlar. Bu konuda İçişleri Bakanlığımızın maskelerle ilgili kesin tedbirleri var. Aynı şekilde Ticaret Bakanlığımızın aldığı tedbirler var. Bütün hepsinden öte sağlık tesislerimizin bu noktadaki çalışmaları ileri derecede. Şehir hastanelerimiz, devlet hastanelerimiz, eğitim araştırma hastanelerimiz, hepsinde anında müdahale edecek şekilde bu işlerin önlemi alınıyor.

DÜNYANIN EN ZENGİN 2 BİN İNSANI GERİ KALANLARDAN DAHA FAZLA SERVETE SAHİP

2019 yılı verilerine göre, en zengin 2 bin 153 kişi, 4,6 milyar insanın toplamından daha fazla parayı kontrol ediyor

İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, 2 bin 153 milyarderin, dünya nüfusunun yüzde 60'ını oluşturan 4,6 milyar kişiden daha zengin olduğunu öne sürdü.

Dünya Ekonomik Forumu'nun Davos'daki yıllık toplantısı öncesinde Oxfam tarafından yayımlanan "Önemseme Zamanı" isimli raporda, dünyanın yüzde 1'lik en zengin kesiminin, 6,9 milyar kişiden 2 kat daha zengin olduğu belirtildi.

Raporda, hükümetlere "eşitsizlik giderici politikalar" hayata geçirilmesi çağrısında bulunuldu.

2 bin 153 milyarderin 4,6 milyar kişiden daha fazla zengin olduğu bildirilen raporda, zengin kişi ve şirketlerin son derece az vergilendirildiği ve bunun sonucunda kamu hizmetlerine daha az kaynak ayırıldığı vurgulandı.

Cinsiyet temelli eşitsizliklere de dikkat çekilirken, kadınların bakım hizmetlerinde orantısız sorumluluk taşıdıkları ve düşük ekonomik fırsatlara sahip oldukları kaydedildi.

Dünyanın en zengin 22 kişisinin Afrika'daki tüm kadınlardan daha fazla varlığa sahip olduğuna işaret edildi.

Küresel ölçekte kadınların günlük 12,5 milyar saatlik ücretsiz bakıcılık hizmetiyle küresel ekonomiye yıllık 10,8 trilyon dolar katkıda bulunduğu belirtilen raporda, bunun da küresel teknoloji endüstrisinin 3 katından daha fazla olduğu vurgulandı.

2030 itibarıyla 100 milyon daha az kişi, yoksulluk içinde yaşayacak

Gelecek 10 yılda her zenginden yüzde 0,5 fazla vergi alınmasının, yaşlı ve çocuk bakımıyla eğitim ve sağlık sektöründeki 117 milyon kişilik iş gücü ihtiyacını karşılayabileceğine işaret edildi.

Eşitsizlikleri yok etmenin, yoksullukla mücadelede ekonomik büyümeden daha etkili olduğu belirtilen raporda, gelir dağılımındaki eşitsizliği yüzde 1 oranında düşüren ülkelerde 2030 itibarıyla 100 milyon daha az kişinin yoksulluk içinde yaşayacağı ileri sürüldü.

Raporda görüşlerine yer verilen Oxfam'ın yöneticilerinden Amitabh Behar, son 10 yılda milyarder sayısının ikiye katlandığını vurgulayarak, "Zengin ve fakir arasındaki ara, eşitsizlik giderici politikalar uygulanmadan kapatılamaz." ifadesini kullandı.

Behar, "bozuk ekonomilerin" milyarderlerin cebini doldurduğu yorumunu yaparak, "Büyük işletmeler, sıradan insanların sırtından para kazanıyor. Tabii ki insanlar, milyarderlerin var olup olmamasını sorgulamaya başlıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Mevcut ekonomik sistemden en az yararlananlar arasında kadınların bulunduğuna dikkati çeken Behar, "Milyarlarca saat temizlik, mutfak işiyle yaşlı ve çocuk bakımına harcıyorlar. Ücretsiz iş sektörü, ekonomilerin gizli motoru." yorumunda bulundu.

Oxfam'ın raporunda kullandığı veriler, Credit Suisse'un Küresel Servet Raporu'na dayanıyor.

Dünyanın en zengin kişisi değişti

Öte yandan Fransız şirket LVMH’nin (Moet Hennessy – Louis Vuitton) sahibi Bernard Arnaud  dünyanın en zenginleri listesinin zirvesine çıkarak Amazon kurucusu Jeff Bezos’u geçti.

Forbes’ten yapılan açıklamada, Arnaud’un sahibi olduğu şirketin hisselerinin yüzde 0.7’lik bir artış kaydederek 1.9 milyar dolar kazandırdığı kaydedildi.

Hisseleri yüzde 0.7 oranında düşen Amazon ise Bezos’a 760 milyon dolar kaybettirdi.

Forbes, Arnaud’un 117 milyar dolar, Bezos’un ise 115.6 milyar dolarlık servete sahip olduklarını vurguladı.

TÜRKİYE’NİN EN ZENGİNLERİ

Forbes Türkiye, "En Zengin 100 Türk" listesini açıkladı. Rönesans Holding’in Başkanı Erman Ilıcak, 3,8 milyar dolarlık servetiyle en zengin kişi oldu.

Forbes Türkiye, bu yıl 14’üncü kez hazırladığı “En Zengin 100 Türk” listesini açıkladı. 119 kişiden oluşan listedeki isimlerin toplam serveti 99,9 milyar dolar.

Geçen yıl 40 olan milyarder sayısı, bu yıl 29 olurken, liste başı da değişti. İnşaat, gayrimenkul ve enerji alanlarında faaliyet gösteren Rönesans Holding’in Başkanı Erman Ilıcak, 3,8 milyar dolarlık servetiyle Türkiye’nin en zengin kişisi oldu.

Rönesans İnşaat; Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, baraj inşaatı ve şehir hastaneleri başta olmak üzere pek çok projenin üstlenici firması. 2017'de şirketin Rusya'nın St. Petersburg şehrinde bulunan merkez ofisine, Rusya Federal Güvenlik Servisi tarfından döviz yönetmeliğine aykırı şekilde yurt dışına 1.7 milyar dolarlık transfer gerçekleştirildiği gerekçesiyle baskın düzenlenmişti.

Son 5 yıldır listenin tepesinde yer alan Yıldız Holding ve Godiva Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker ise Türkiye'nin en zengin ikinci ismi oldu.

Sürekli ihalelerde adı geçen Limak Holding'den de iki isim listede yer aldı. Nihat Özdemir ve Sezai Bacaksız'ın toplam servetleri 3.4 milyar dolar.

Liste, geçtiğimiz yılki liste ile karşılaştırıldığında toplam 21,5 milyar dolar servet düşüşü gerçekleştiği ve 119 kişiden 101’nin servetinin azaldığı görülüyor.

Bu yıl 11 isim Forbes 100’de ilk kez yer aldı.

Mustafa Koç’un kızları Esra Koç (22) ve Aylin Koç (18) Koç Grubu şirketlerinde hissedar olan dördüncü kuşaktan ilk üyeler oldu. İki kardeş aynı zaman Forbes 100 tarihinin en genç isimleri.

29 dolar milyarderinden Osman Kibar, Melih Abdulhayoğlu, Suat Günsel, Hamdi Ulukaya, Eren Özmen ve Fatih Özmen servetini tamamen Türkiye dışında kurdukları şirketlerden edinen isimler.

Listenin ilk 10’unda yer alan isimlerin tamamının Türkiye dışında şirketleri ve döviz gelirleri bulunuyor.

Listede 28 kadın yer alırken kadınların toplam servet içindeki payı yüzde 19,7 olarak gerçekleşti. En zengin kadın da 2 milyar dolarlık servetiyle Semahat Arsel oldu.

En Zenginler

Listenin en üstünde yer alan dolar milyarderleri şöyle:

  • 1) Erman Ilıcak, Rönesans Holding - 3.8 milyar dolar
  • 2) Murat Ülker, Yıldız Holding - 3.7 milyar dolar
  • 3) Hüsnü Özyeğin, Fiba Holding - 2.1 milyar dolar
  • 3) Osman Kibar, Samumed - 2.1 milyar dolar
  • 5) Ferit Şahenk, Doğuş Holding - 2 milyar dolar
  • 5) Semahat Arsel, Koç Holding - 2 milyar dolar
  • 7) Ahmet Çalık, Çalık Holding - 1.9 milyar dolar
  • 7) Filiz Şahenk, Doğuş Holding - 1.9 milyar dolar
  • 7) Rahmi Koç, Koç Holding - 1.9 milyar dolar
  • 10) Melih Abdulhayoğlu, Comodo - 1.8 milyar dolar
  • 10) Suat Günsel, Yakın Doğu Üniversitesi - 1.8 milyar dolar
  • 12) Nihat Özdemir, Limak Holding - 1.7 milyar dolar
  • 12) Sezai Bacaksız, Limak Holding - 1.7 milyar dolar
  • 12) Suna Kıraç, Koç Holding - 1.7 milyar dolar
  • 15) Bülent Eczacıbaşı, Eczacıbaşı Holding - 1.6 milyar dolar
  • 15) Hamdi Ulukaya, Chobani Yoghurt - 1.6 milyar dolar
  • 15) Turgay Ciner, Park Holding - 1.6 milyar dolar
  • 18) Faruk Eczacıbaşı, Eczacıbaşı Holding - 1.5 milyar dolar
  • 19) Mehmet Ali Aydınlar, Acıbadem - 1.4 milyar dolar
  • 20) Murat Vargı, MV Holding - 1.3 milyar dolar
  • 21) Eren Özmen, Sierra Nevada Corp. - 1.2 milyar dolar
  • 21) Fatih Özmen, Sierra Nevada Corp. - 1.2 milyar dolar
  • 21) Fuat Tosyalı, Tosyalı Holding - 1.2 milyar dolar
  • 21) Mustafa Küçük, LC Waikiki - 1.2 milyar dolar
  • 25) Ayhan Tosyalı, Tosyalı Holding - 1.1 milyar dolar
  • 25) Deniz Şahenk, Doğuş Holding - 1.1 milyar dolar
  • 25) Fatih Tosyalı, Tosyalı Holding - 1.1 milyar dolar
  • 25) Hamdi Akın, Akfen Holding - 1.1 milyar dolar
  • 25) Mehmet Nazif Günal, MNG Holding - 1.1 milyar dolar

KIRMIZI TELEFON HATTI KURULUYOR

(Metehan Demir- SuperHaber)

Esed rejiminin İdlib'de Türk ordusuna yönelik bir ayda 59 şehit vermemize sebep olan alçak saldırılarının ardından Türk-Rus ilişkileri ve Suriye'nin geleceği dâhil sürecin kaderini şekillendirecek zirve dün Moskova'da gerçekleşti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya lideri Vladimir Putin'in başkanlığında 6 saate yakın süren toplantının ardından bir mutabakat yayınlandı.

İki liderin kısa açıklamaları sonrası mutabakat ateşkes temeli üzerine kurulu olmak üzere iki ülke Dışişleri Bakanları tarafından seslendirildi.

Bu zirve ile ilgili çok şey yazılıp çizildi ancak somut olarak söylenebilecek hassas noktaları öncelikle dile getirelim.

İlk olarak yakın dönemde yaşanan ve bölgeyi savaşın eşiğine getiren kriz noktaları bundan sonra 2 ülke liderleri ve ilgili bakanları arasında anlık çözüme yönelik kırmızı telefon diplomasisi sistemi ile çözülecek.

Acil bir durum olduğunda olaylar büyümeden anında derecesine göre telefon diplomasisi devreye sokulacak.

Türkiye gözlem noktaları ve ileri karakollarını koruyacak, 6 Mart 2020 saat 00.01'den itibaren yürürlüğe giren ateşkes ile de bölgede bulunan askerlerimizin ayrıca sivillerin güvenliği büyük ölçüde teminat altına alınacak.

Ateşkes sürecinin devamlılığı yine en üst düzeyde telefon diplomasisi ile belli aralıklarla kontrol edilecek.

Eğer buna Esed rejimi de, işbirliği içinde olduğu İran milisleri de riayet ederse bugünden itibaren İdlib'de daha sakin ve 'samimi' bir coğrafya ile karşılaşabiliriz.

Ama tabii ki bu Türkiye'nin elini tetikten bırakacağı anlamına kesilikle gelmiyor! Çünkü bu bölge bize kimseye güvenmememiz gerektiğini defalarca sayısız tecrübelerle öğretti.

Bundan sonra yine mutabakat sürecinde, önümüdeki 7 günde iki ülke Savunma Bakanlıklarının M-4 karayolunun kuzey ve güneyinde 6'şar km'lik güvenlik koridoru tesis etmeye yönelik görüşmeleri de kritik rol oynayacak.

Bu bölgedeki ortak devriyelerde yaklaşık 50 km boyunca Rusya'nın, Türkiye'nin askeri varlığının da orada barış ve istikrar için bulunduğunu unutmadan sorumlulukla hareket etmesi önemli olacak.

Yani Türkiye'nin, Esed'in saldırılarında Rusya ile birlikte hareket ettiği kaygısı nedeniyle Moskova'ya güven duyması biraz zaman alacak. Yaşanan güven kaybı son dönemde telafi edilmesi açısından ciddi bir zaman alabilir.

LİBYA DA MASADAYDI

Görüşmelerde sadece Suriye değil Libya konusu da gündeme geldi. Rusya, Libya'da "Wagner" denilen paralı askerleri konusunda olumlu adım atacağı sinyalini verdi.

Genel anlamda dünkü Rusya ile yapılan anlaşma dikkatli bir iyimserlik içinde olumlu değerlendirilebilir.

Ümit edelim Rusya bugüne dek pek göstermediği iyi niyeti bu kez hissettirsin, tabii bunun sadece dilek olduğunu hepimiz biliyoruz. Yoksa uluslararası ilişkilerde ve reel politikte bunun böyle olmayacağını hepimiz defalarca yaşadık, tecrübe ettik.

Genel anlamda bölgede ulusal güvenlik endişeleri paralelinde işimiz çok kolay değil, çok dikkatli olmamız gerekiyor. Kendimizden başka kimseye güvenmememiz gerekiyor.

O nedenle en azından belli meselelerde ortak paydada buluşabilmek dış dünyaya birbirini yiyen, içeride kavga eden görüntüsü vermemek çok ama çok önemli.Birbirimizden nefret etsek de, en azından bu konularda derdimiz ve tek ortak paydamız Türkiye olsun.

YARGITAY BELİRLEDİ. FETÖ PİRAMIDİ VE ALT TABAKALAR

Türkiye genelindeki FETÖ davaların tümünün temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, verdiği kararlarla örgüt üyeliği kriterlerini belirledi. Dikey yapılanma şeklinde çalışan örgüt 7 katlı piramide ve tabakaya ayrılıyor: Halk Tabakası, Sadık Tabaka, İdeolojik Örgütlenme Tabakası, Teftiş Kontrol Tabakası, Organize Eden ve Yürüten Tabaka, Has Tabaka, Kurmay Tabaka

Türkiye genelindeki darbe girişimi ve FETÖ üyeliği ile ilgili davaların tümünün temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bugüne kadar verdiği kararlarla örgüt üyeliği kavramını ve verilecek cezaların ayrıntılarını belirledi.

Yargıtayın terör, örgütlü suçlar, anayasayı ihlal gibi suçlara bakan 16. Ceza Dairesinde, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişiminin ardından açılan Türkiye genelindeki tüm davaların temyiz incelemesi yapılıyor. Daire Başkanı Eyüp Yeşil başkanlığında, FETÖ üyeliği suçundan yapılan yargılamalarda içtihat haline gelen kararlara imza atan Daire, bu suçlarla ilgili ayrıntılara da gerekçeli kararlarda yer verdi.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararlarında, terör örgütü FETÖ'nün kuruluşu, yapısı, işleyişine yer verilirken, üye sayısı, amacı, ekonomik kaynaklarının milletten ve devletten gizli olduğu, örgütün bütün işlemlerinin gizli yürütüldüğü gibi ayrıntılar aktarıldı.

Örgütün dikey yapılanma şeklinde çalıştığı, 7 katlı piramidine de yer verilen kararlara göre, bu tabakalar şöyle sıralandı:

"Birinci Kat, Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur, istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır.

İkinci Kat, Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar, örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.

Üçüncü Kat, İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur.

Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.

Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanır. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evliliklerinin örgüt içinden olması zorunludur.

Altıncı Kat, Has Tabaka: Fetullah Gülen ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar.

Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir."

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bu tabakalar haricinde örgüt içinde yer alanlar hakkında ise şu bilgilere yer verdi:

"Bu tabakalar dışında örgüte sempati besleyenlerden oluşan alt tabaka vardır. Örgüt hiyerarşisinde yer almazlar. Örgüte yönelik herhangi bir olumsuz düşünceleri yoktur. Örgütün bütün faaliyetlerini illegal bile olsa desteklerler. Talimat almaz ve rapor vermezler. Siyasetçi, sanatçı, yazar, gazeteci, akademisyen gibi çok geniş bir alana yayılmış olan bu sempatizan kitleyi örgüt zaman zaman lehine kamuoyu oluşturmak için kullanmaktadır."

ÖRGÜT İLE CEMAAT AYRIMI

Daire kararlarında, FETÖ'nün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, bu yapıyı bir terör örgütü olduğunu bilmeksizin cemaat zannı ile katılan veya yardım eden kimselerin ceza sorumluluğu ile karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusunun yanıtı da arandı.

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararlarında, FETÖ mensuplarının duruşmalarda kendilerini savunurken dile getirdikleri "suç tarihinde hizmet hareketiydi, terör örgütü ilan edilmemişti", "Örgütün amacını bilmiyorduk", "15 Temmuz'dan önce gerçek amacı anlamamıştık" şeklindeki savunmalarına yanıtlar da verildi.

9 SORUDA FETÖ YARGILAMALARI

9 soruda Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararlarındaki "terör örgütü-örgüt üyesi-örgüte yardım-sempatizan-suç tarihi" kriterleri:

1- Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz'dan önce örgütün terör örgütü ilan edilmesi ceza verilmesi için gerekli mi?

Örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından suç tarihinden önce bir terör örgütü kararı verilmesine ihtiyaç yoktur.

2- Örgütün gerçek amacını bilen mensuplarının hukuki durumu nasıl değerlendirilmeli?

Kuruluş amacı silahlı ya da silahsız yöntemlerle suç işlemek olan, bu amaç ve yöntemlerini açıkça deklare eden ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bu durumu açıkça bilinen örgütlere üye olan veya bu örgütlere bilerek yardım edenlerin kusurluluğunda tartışılacak bir husus bulunmamaktadır.

3- Yedi katman halinde çalışan örgütün kaçıncı tabakasındakilerin cezai sorumluluğunda tereddüt yoktur?

Örgütün amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı açıktır. Örgütlenme piramidine göre üç, dört, beş, altı ve yedinci tabakalarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekir.

4- Örgüt, eğitim ve ahlak hareketi olarak algılanmış olabilir mi?

Önce dini bir kült, ardından bir terör örgütü haline dönüşen, eğitim-öğretim faaliyetleri, sivil toplum ve meslek kuruluşları, yerel ve uluslararası ticari işletmeler, basın-yayın medya organları gibi legal yapılar, Abant toplantıları, Türkçe olimpiyatları benzeri organizasyonlar üzerinden oluşturulan sempatizan halkasından insan ve maddi kaynak devşiren FETÖ'nün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince böyle algılanması da toplumsal bir gerçekliktir.

5- Örgüte bilmeden katılanların hukuki durumu nasıl değerlendirilmeli?

Örgüte bilmeden katılanların, ceza kanununda benimsenen kusur ilkesi karşısında hukuki durumlarının belirlenmesi gerekir. Bir suç örgütü başından itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür.

Legal zeminde faaliyet gösteren, nihai amacın gizli tutulması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan ya da yardım edenlerin bu suçların doğrudan kast ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu hususu da gözetildiğinde hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret vardır.

6- TCK'nin hata hükümleri nasıl uygulanabilir?

Örgütün, silahlı terör örgütü olduğu gerçeğinin, örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararı ile kesinleşen beraat kararı da nazara alındığında özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer tabakalardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak toplanan deliller muvacehesinde TCK'nin hata hükümlerini düzenleyen 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi lazımdır.

7- Hata hükümleri uygulanırken neler göz ardı edilmemeli?

Bu değerlendirme yapılırken, 2012 yılı ve sonrasında örgüt mensubu kamu görevlileri tarafından yapılan operasyonlar gibi örgütün nihai amacını açıkça ortaya koymaya başladığı sansasyonel olaylar sonrasında, Milli Güvenlik Kurulunun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı, legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükümet yetkililerince en üst düzeyde benimsenip, kamuoyuyla paylaşılması gibi olguların da göz ardı edilmemesi gerekir.

8- Örgütü hizmet hareketi zannedenlerin, cezai yönden sorumlu tutulmasında kriter nedir?

Örgütün birinci ve ikinci katmanında yer alanlar ile yardım edenlerin sorumlulukları kusurluluk ilkesi doğrultusunda belirlenmelidir. Yani bu yapıyı cemaat zannederek yer alanlar, ancak örgüt olduğunu ortaya koyan olaylar ortaya çıkmasından sonraki tarihlerde örgüte bağlılıkları devam ediyorsa cezai yönden sorumlu olacaklardır.

9- Örgütün gerçek amacını bilenler için suç tarihi bakımından milat var mı?

FETÖ'yü anayasal düzeni zorla değiştirmek için oluşturulan bir terör örgütü olarak kuran, yöneten veya örgütün gerçek amacını bilerek hiyerarşisine dahil olan için suç tarihi bakımından bir milat söz konusu değildir. Dava zaman aşımı süresince yargılanabilirler.

KAYNAK : AA

SERDAR TURGUT’TAN ODATV ÇIKIŞI: “GAZETECİLİK ŞEHVETİNE KAPILIP HATA YAPTILAR!”

Habertürk yazarı Serdar Turgut, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan'ın tutuklanmasının ardından yazdığı yazısıyla dikkat çekti. Turgut "Adı Barış olan iki gazeteci" ara başlıklı yazısında “gazetecilik şehvetine” kapılıp hata yaptılar ifadelerini kullandı.

HaberTürk gazetesi yazarı Serdar Turgut, Libya'daki şehit haberiyle ilgili Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel'in tutuklanmasını bugünkü köşesinde yorumladı. Turgut geçmişte Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı yetkililerinin 'sakıncası yok' mesajının ardından Hakan Fidan haberini yazdığını belirtti.

Turgut, "Bir örneği kendimden vereceğim. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Kaşıkçı cinayetinden sonra Washington’a Türkiye’nin tavrını ABD Senatosu’nda anlatmaya geldiğinde bunun haberini bir tek ben yakalamıştım. İlk tepkim haberin hemen verilmesinin ve haber atlatmanın şehvetine düşmek oldu ve hemen yazacaktım az daha. Sonra aklı selim devreye girdi ve acaba bir sakıncası olur mu düşüncesi hakim oldu. Bunun üzerine cumhurbaşkanlığı iletişim yetkililerine mesaj çektim ve bunun yazılmasının bir sakınca doğurup doğurmayacağını sordum. Haberi ancak onlardan sakınca olmaz yanıtı geldikten sonra yayınladım. Ülke çıkarları söz konusu olabileceğinden bu davranışımın gazetecilik ilkelerimi filan zedelediğini de katiyen hiç düşünmedim. İçim rahat ve bütün genç meslektaşlarıma bu tavrı tavsiye ediyorum." ifadesini kullandı.

Turgut gazetecilerin tutuklanmasına dair şu görüşleri paylaştı:

Yazarların yayın yönetmenlerinin önlerine gelen konunun haber değerine başkalarını atlatma heyecanına, şehvetine düşmeleri az rastlanılan bir iş değildir. Yönetmenlik de yapmış yıllardır yazarlık yapan bir insan olarak bunu çok iyi bilirim. Eskiden başıma dertler de açmıştır bu şehvetin ağına düşmek. Davalar açıldı hakkımda gittim sonuçlarına katlandım. Tabii hayat bir öğretmendir de aynı zamanda, yanlışlardan ders alınması gerekir, şimdilerde bu şehvetin tuzağına düşmemeye özel önem veriyorum.  Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın tutuklanmalarını öğrenince bunu tekrardan düşündüm. Ben ikisinin de bu gazetecilik yanlışının pençesine düşmüş olduklarına inanıyorum.

Ancak bunun bir haksızlık olduğuna inanan önemli sayıda insan da var.  Şunu söylemeliyim MİT üzerine yapılacak haberlerde özel önem gösterilmesini zorlayan yasa maddelerinin bir makul nedeni de mutlaka vardır. Şimdi düşünün iki gazeteci arkadaşın haberin şehvetine kapılarak yaptıkları haberde yer alan görevli ya şu anda sürmekte olan bir gizli operasyonun parçasıydıysa ve onun kimliğinin ifşa edilmesi bu operasyona onunla birlikte girmiş insanların hayatını tehlikeye atacaksa, o zaman ne yapacağız. Ben iki gazetecinin meselenin bu boyutunu gazetecilik heyecanıyla düşünmeden haberi yayınladıklarını düşünüyorum. Ama bizlerin bunu hep düşünmemiz gerekiyor.

Hakan Fidan haberi: Bir örneği kendimden vereceğim. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Kaşıkçı cinayetinden sonra Washington’a Türkiye’nin tavrını ABD Senatosu’nda anlatmaya geldiğinde bunun haberini bir tek ben yakalamıştım. İlk tepkim haberin hemen verilmesinin ve haber atlatmanın şehvetine düşmek oldu ve hemen yazacaktım az daha. Sonra aklı selim devreye girdi ve acaba bir sakıncası olur mu düşüncesi hakim oldu. Bunun üzerine cumhurbaşkanlığı iletişim yetkililerine mesaj çektim ve bunun yazılmasının bir sakınca doğurup doğurmayacağını sordum. Haberi ancak onlardan sakınca olmaz yanıtı geldikten sonra yayınladım.

REYTİNG DÜELLOSU

Türkiye’nin en medyatik iki köşe yazarı arasında patlak veren 'reyting' polemiğinde karşılıklı yazılar seri bir şekilde gelmeye devam ediyor.

Habertürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı ile Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan arasında başlayan 'reyting'polemiği büyüyor.

Hakan'ın geçtiğimiz günlerde CNN Türk’ü en çok izlenen haber kanalı ilan etmesi ve köşesinde, “Sadece şu rakamı verilip çekiliyorum: Şubat ayında, AB grubunda, ‘prime time’ denilen, akşam en çok ekran başında olunan saat dilimlerinde haber kanalları içinde birinci oldu CNN Türk. NOT: AB grubu demek, eğitim düzeyi en yüksek kesim demek” ifadelerini kullanması polemiğin fitilini ateşlemişti.

Altaylı bu sözler karşısında Hakan’ı palavracılıkla suçlamış ve “Değerli okurlar, yıllardır televizyon dünyasında bu konuda kimse yalan yazmaz. Çünkü yazamaz. Bir saniyede ortaya çıkacak bir yalandır çünkü ölçümler herkese gider. TV dünyasında yönetici iseniz bir tuşla önünüze gelir. O yüzden de bir damla utanması olan kimse böyle bir palavrayı yazmaz. Ama artık utanma o kadar azaldı ki, her şey serbest olmuş anladığım. Ama Ahmet Hakan’ın yazdığının külliyen palavra olduğunu tüm televizyoncular biliyor. Çünkü bu beyefendinin dediğinin aksine Şubat ayında CNN Türk ne AB ne de başka bir grupta birinci. Şubat ayında CNN Türk’ün ortalama izlenme payı 1,53. NTV’nin 1,51. Habertürk’ün ise 2,02.” yanıtını vermişti.

Hakan ise bu ağır sözler karşısında bir kez daha veriler paylaştı ve “Al bak, CNN Türk hangi kategoride nasıl birinci olmuş?” başlığı ile tablolar üstünden ilk yazısının doğruluğunu ispat etmeye çalıştı.

İşte Ahmet Hakan'ın jet cevabı:

Bütün televizyonların reytinglerini ölçen bir sistem var. O sistemin verilerine göre... CNN Türk, şubat ayında AB grubunda prime time diliminde birinci oldu.

AB Grubu: Eğitimi yüksek olanlar grubudur.

Prime time: Televizyonların en çok izlendiği zaman dilimidir.

*

Geçen gün bu veriyi yazdım.

Bir sürü tip, ortaya koyduğum bu veriyle kavga ediyor.

*

Veriyle bile kavga edecek denli bir akıl mantık dışılık söz konusu yani ülkemizde.

*

Bu da verinin ayrıntıları... 

İşte Şubat ayı AB Grubu Prime Time sonuçları: Buyurun bununla da kavga edin.

*

Bu arada bu verilerle ilgili kuşkusu olanlar...

Sıralamaya giren televizyon kanallarında tanıdıkları olanlara “bu doğru mu” falan diye bir sorsunlar.

Eski medyacı Tuncay Özkan da anlar bu işlerden, isteyen ona da sorabilir.

ALTAYLI'DAN JET YANIT

Altaylı ise bu yazının ardından yarını bekleyemeden hemen yeni bir yazı daha kaleme aldı. Deneyimli gazeteci yazısına “Yalanı yalanla savunan Ahmet” başlığını seçerken içeriğinde şunları yazdı:

Bak Ahmet Hakan kardeşim.

Senin zeka seviyeni bilmiyorum.

Laf ebeliği zeka göstermez. O yüzden akıllı mısın, yoksa sadece uyanık bir çarıklı erkanı harp misin, şark kurnazı mısın bilemem!

Ama bizi ahmak yerine koyma, başkalarının zekası ile aklı ile alay etme.

Çünkü sonunda kendi zeka seviyen ortaya çıkar.

Önceki gün “Şubat ayında CNN Türk AB grubunda ratinglerde birinci” diye yalan yazıyorsun.

Ben kalkıp yalancılığını ortaya koyunca bir belge yayınlıyorsun ve “İşte belgesi” diyorsun.

Ya gerçekten kafan çalışmıyor ya da herkesi salak zannediyorsun.

Bunca yıl televizyonculuk yaptın.

Kanal 7’de haber sundun.

Sonra Kanal D Haber’i yönettin.

Yıllardır program yapıyorsun.

Bunca zamandır öğrenemedin mi, yoksa nasıl olsa yutarlar diye mi yapıyorsun!

O gösterdiğin belgeyi kimse okuyamıyor mu zannediyorsun.

Önce şunu söyleyeyim.

Yayınladığın tablo bir güne ait, 29 Şubat’a. Corona tedavisi için kelle paça tarifi verdiğiniz güne. Benim de zaten 2 gün birinci oldular dediğim günlerden birine.

Ayrıca günün içinde hoşuna giden bir zaman dilimini seçip “Bak burada biz birinciyiz” demeye çalışıyorsun.

Yarın öbür gün de sabah saatlerinde bir yer seçip “Bak sabah toplumun en kalabalık kesimi olan DE grubunda sabah 07.00’de biz birinciyiz” mi diyeceksin!

Haberciliğin zaman dilimi mi olur Ahmet Hakan.

Sen bu kafa ile “Sözcü gazetesi bizim birkaç katımız satıyor olabilir ama bizim de 7. sayfamızın 8. sütununun altında 10 cm’lik bölüm en çok okunan gazete bölgesi” de dersin korkarım!

Eğer bilmek istiyorsan haber kanallarının “prime time” dediği zaman dilimi de 19.00-01.00 arasıdır.

Bu arada beni yalanlayıp kendini doğrucu yapmak için Hürriyet’in internet sitesinde peş peşe belge yayınlıyorsun.

Ama yayınladığın belgeler de durmadan değişiyor. Belgelerin birbirini yalanlıyor.

10 dakika arayla yayınladığın bu iki tablodan hangisi doğru Ahmet Hakan? Ona da bir karar versen iyi olacak.

Eğer istiyorsan bu tartışmayı uzatmak istiyorsan daha uzatırız.

Dibine kadar.

NOT: Bu arada şunu da söyleyeyim Şubat ayının kesin verilerini TİAK henüz yayınlamadı. Ayın 8’inde yayınlayacak.

Kim izlenmiş

Şubat ayında TİAK’ın henüz kesinleştirmediği verilere göre durumu aktarayım meraklısına: 

AB Grubu Tüm gün:

Habertürk: 2,02

CNNTürk: 1,53

Total izleyici tüm gün:

Habertürk: 1,17

CNNTürk: 1,13

AB Grubu 20:23 arası:

Habertürk: 1,39

CNNTürk: 1,31

AB Grubu 07:00-20:00 arası

Habertürk: 2,01

CNN Türk: 1,35

AB Grubu 18:00 24:00 arası:

Habertürk: 1,44

CNNTürk: 1,38

Tüm izleyiciler 21:00-01:00 arası

Habertürk: 1,31

CNNTürk: 1,20

NTV: 1,01

AHaber:1,26

AB grubu 21:00-01:00 arası

Habertürk: 2,20

CNNTürk: 1,73

NTV: 1,32

AHaber: 0,85

Geçen haftanın gazete tirajlarında kim kazandı kim kaybetti?

02 - 08 Mart 2020 haftasına ait gazete tirajları beli oldu. İşte en çok satan gazeteler ve tirajı tepe taklak olanlar...

Geçtiğimiz hafta tirajında en çok düşüş görülen gazeteler, AKŞAM ve HÜRRİYET oldu.

Satış rakamını en çok artıran gazeteler ise TAKVİM ve KORKUSUZ oldu.

Gazete Tirajları

 

TÜRKİYE İNSANLIK DERSİ VERİYOR

Azerbaycan Milletvekili Paşayeva: Avrupa, Türkiye’den insanlık dersi almalı

Paşayeva, Avrupa Parlamenterler meclisinde göçmenler konusunda defalarca, Türkiye'nin yalnız bırakıldığını yüzlerine karşı söylememize rağmen, Avrupa'nın bu çağrıya duyarsız kaldığını söyledi.

Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva sınırdaki göçmenler hakkında DHA'ya konuştu. Paşayeva, Avrupa'nın göçmen krizinde sınıfta kaldığını ifade ederek ‘‘Avrupa Türkiye’den insanlık dersi almalıdır. Türkiye göçmen krizinde yalnız bırakılmıştır. Avrupa Türkiye'nin yaptığının yüzde birini yapmamıştır’’ dedi.

Paşayeva, Avrupa Parlamenterler meclisinde göçmenler konusunda defalarca, Türkiye'nin yalnız bırakıldığını yüzlerine karşı söylememize rağmen, Avrupa'nın bu çağrıya duyarsız kaldığını söyledi.

Paşayeva, Türkiye Devletinin yıllardır milyonlarca Suriyeli göçmene ev sahipliği yaptığını hatırlatarak, ‘‘Türkiye halkı yıllardır göçmenlere ev sahipliği yaptı. Onlarla birlikte ekmeğini bölüştü. Onların sağlık durumlarıyla ilgilendi. Peki Avrupa ne yaptı? Ne yaptı biliyor musunuz, kapılar arkasında, ne yapalım da bu göçmenler gelmesin diye planlar yaptı’’ dedi. Paşayeva, ‘‘ Biz defalarca çağrı yaptık. Birleşmiş Milletler’in yaptığı çalışmaya göre; Türkiye, göçmenlere ev sahipliğinde dünyada ilk sırada. Bir devlet bunu kaldıramaz. Siz bu sorumluluğu paylaşmak zorundasınız diye, Avrupa'ya defalarca çağrı yaptık. Ama maalesef, Avrupa hiç bir şey yapmadı’’ dedi.

AVRUPA SINIRLARI GEÇEN GÖÇMENLERE İNSANLIK DIŞI MUAMELE YAPIYOR

Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva, Türkiye’den sınırları geçen göçmenlerin insanlık dışı muameleye uğradıklarının vurgulayarak, “Sınırları geçmeye çalışan insanların insanlık dışı muamelelere maruz kalma görüntülerini vicdanlarımız sızlayarak izliyoruz. Biz bu görüntüleri yıllarca Strazburg'ta kendi yüzlerine söyledik ki, siz ikiyüzlü politika yürütüyorsunuz, bu çifte standarttır. Siz bir şeyler yapacağız diyorsunuz ama hiçbir şey yapmıyorsunuz. Türkiye’yi göçmen konusunda yalnız bıraktınız. Bu sıkıntıları paylaşmak bir tarafa, finansal destek de göstermediniz. Türkiye bütün yükü tek başına üstlendi. Ama bir devlet yıllarca bunu üstlenemez ki, siz verdiğiniz sözleri tutmadınız. Tam aksine Türkiye’ye teşekkür edip, minnettar olacağınıza, bir de Türkiye’yi eleştirdiniz. Verdiğiniz sözleri tutmadınız. Bu adaletsizliktir, insafsızlıktır. Siz şu anda panik içerisindesiniz, ne yapacağız diye düşünüyorsunuz, ama Türkiye yıllardır 3 milyon mülteciye sahip çıkıyor. Siz de şimdi kapıları nasıl kapatalım, nasıl gelmesinler derdine düştünüz. Türkiye bu konularda haklıdır. Sonuna kadarda Türkiye’nin yanındayız” dedi.

SALGIN (CONTAGION) FİLMİ KORONAVİRÜS’Ü ÖNGÖRDÜ MÜ?

Koronavirüs (Covid-19) salgını kısa sürede neredeyse tüm dünyaya yayıldı. Salgında ölenlerin sayısı ise 2 bin 770’i buldu. Çin'in Vuhan şehrinde ortaya çıkıp dünya genelinde 81 binden fazla kişiye bulaşan hastalık 2011 yapımı 'Contagion (Salgın)' filmini yeniden gündeme getirdi.

Steven Sodeberg'in yönettiği ve Gwyneth Paltrow, Matt Damon, Jude Law, Kate Winslet gibi önemli oyuncuların yer aldığı film, yeni koronavirüsün görülmeye başlandığı ocak ayında iTunes’un ABD’de en çok kiralanan filmler listesinde bir anda ilk 10’a girdi.

Bugün bu listede 30. sırada olan film neden yeniden popüler oldu? Bir kurgu olan film yeni koronavirüs salgınını öngördü mü? Filmde yaşananlar ve koronavirüs salgını arasındaki benzerlikler 9 yıl önce çekilen 'Contagion' filmindeki virüs de dünyaya Çin’den yayılıyor.

Filmde birçok kişinin ölümüne sebep olan virüs yarasadan insanlara geçiyor. Yeni koronavirüsün de yarasalardan bulaşmış olabileceği bugün değerlendirilen iddialar arasında.

'Salgın (Contagion)' filminde bulaştığı kişilerde ilk olarak gribe benzer semptomlar gösteren hastalık kısa sürede tüm dünyada binlerce kişiyi etkiliyor.

Filmin senaristi: Benzerlikler beni şaşırtmadı

‘Contagion’ senaristi Scott Burns, film ve bugün yaşananlar arasında görülen benzerliklerle ilgili bazıları bu durumu “esrarengiz” bulsa da “Ben o kadar şaşkın değilim” dedi. Burns, “Çünkü filmle ilgili araştırmalar yaparken konuştuğum tüm uzmanlar bana ‘böyle bir salgının çıkması zaman meselesi’ dedi” şeklinde konuştu. The Hollywood Reporter’e konuşan senarist, “Bu bilim insanlarından öğrendiğim şey bu gibi şeylerin olacağıydı” ifadesini kullandı.

Türkiye'de koronavirüs: 'İran'dan gelenlerin Covid-19 testleri negatif çıktı'

Komplo teorilerinin vazgeçilmezi 'Gizli' Bilderberg Toplantıları İsviçre'de başlıyor

Olympique Lyon - Juventus maçı öncesi koronavirüs endişesi: İtalyan taraftarlar gelmesin

Burns’un senaryo danışmanlarından Doktor W. Ian Lipkin ise Çin’deki koronavirüs çalışmalarına yardımcı olmak için yola çıktığını belirtti. Oyuncu Paltrow’dan maskeli paylaşım: “Ben daha önce bu filmdeydim.” ‘Contagion’ filminde hastalığın ilk geçtiği kişi olan ve hayatını kaybeden oyuncu Gwyneth Paltrow ise sosyal medya hesabından yeni koronavirüs paylaşımı yaptı…

KÜRESEL SİLAH TICARETİ

Küresel silah ticareti raporu

Türkiye, savunma sanayi ihracatını 2015-2019 döneminde 2010-2014 dönemine göre yüzde 86 arttırdı. Türkiye'in küresel silah ticaretindeki payı da yüzde 0,5'ten yüzde 0,8'e yükseldi. Türkiye ayrıca silah ithalatını 2015-2019'da önceki 5 yıllık döneme göre yüzde 48 azalttı.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) 2015-2019 yıllarını kapsayan raporuna göre, Türkiye'nin silah ithalatındaki düşüşe, Türk silah endüstrisi yeteneklerindeki gelişmeler ve bazı silahların teslimatındaki gecikmeler neden oldu.

ABD ve Fransa silah ihracatlarını söz konusu dönemde önemli şekilde artırırken, Suudi Arabistan en çok silah ithalatı yapan ülke oldu. 2015-2019 yıllarında ABD silah ihracatını yüzde 23 artırırken, Fransa yüzde 72 artırdı. ABD'nin küresel silah ihracatındaki payı yüzde 36'ya yükseldi, aynı dönemde Rusya'nın payı 27'den 21'e düştü. Aynı dönemde ABD'nin toplam silah ihracatı, Rusya'nınkinden yüzde 76 daha yüksek oldu. ABD, 96 ülkeye silah ihraç etti. Fransa'nın silah ihracatı, 1990'dan bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, son 5 yılda toplam küresel silah ihracatının yüzde 7,9'unu oluşturdu.

SIPRI'de araştırmacı Diego Lopes Da Silva, yaptığı açıklamada, Fransa'nın silah endüstrisinin Mısır, Katar ve Hindistan'daki silah talebinden yararlandığını belirtti. Araştırmacı Alexandra Kuimova, Rusya'nın silahlarının uzun vadeli alıcısı olan Hindistan'da çekişmeyi kaybettiğini belirterek, "Bu düşüş, son 5 yılda Rusya'nın Mısır ve Irak'a silah ihracatındaki artışla dengelenemedi." ifadesini kullandı. Orta Doğu ülkelerinin silah ithalatı son 10 yılda yüzde 61 oranında artarken, bu, son 5 yıldaki küresel silah ithalatının yüzde 35'ini oluşturdu. Suudi Arabistan son 5 yılda dünyanın en büyük silah ithalatçısı olurken, ülkenin silah ithalatı, önceki 5 yıllık döneme göre yüzde 130 arttı. ABD ve İngiltere'nin, Suudi Arabistan'ın Yemen'e askeri müdahalesiyle ilgili endişelerine rağmen, bu iki ülke Suudi Arabistan'a silah ihraç etmeye devam etti. Suudi Arabistan, silah ithalatının yüzde 73'ünü ABD'den, yüzde 13'ünü ise İngiltere’den yaptı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 2015-2019'da dünyanın sekizinci en büyük silah ithalatçısı oldu. BAE'nin silah ithalatının üçte ikisi bu dönemde ABD'den geldi. Almanya'nın silah ihracatı son beş yılda önceki beş yıllık döneme göre yüzde 17 artarken, Çin de dünyanın beşinci en büyük silah ihracatçısı oldu.

ABD silahlarının yarısı Ortadoğu'ya

Birinci sırada bulanan ABD'nin silah ihracatı 2015-19 yılları arasında, bir önceki döneme oranla yüzde 23 artış gösterdi. ABD'nin satışlarının yarısı Ortadoğu ülkelerine yapıldı.

Küresel silah ihracatının beşte birini elinde tutan Rusya'nın satışlarında ise yüzde 18 gerileme görüldü. Gerilemenin ardında Rusya'nın Hindistan'a ve Venezuela'ya yönelik ihracatında yaşanan düşüş yatıyor.

ABDÜLHAMİT’İN SAATİ

I. Abdülhamid'in açık artırmayla 1 milyon 100 bin liraya alıcı bulan saatinin satılmadığı açıklandı.

Nişantaşı'ndaki bir galeride geçtiğimiz cumartesi günü "Osmanlı ve Karma Sanat Eserleri" müzayedesi düzenlendi. Müzayedede 300'ün üzerinde eser satışa çıkarıldı. Onlardan en dikkat çekeni ise II. Abdülhamid'in altın cep saatiydi. Ekrana saatin fotoğrafı yansıtılarak açık artırma ile satış başladı. Satış günler önceden duyurulunca müzayedeye ilgi yoğun oldu.

Kameralarında her anını kaydettiği açık artırmada II. Abdülhamid'in saati 180 bin lira açılış fiyatı ile satışa sunuldu. Müzayedeye katılan iki kişi saat için kıyasıya yarıştı. II. Abdülhamid'in altın cep saatinin 1 milyon 100 bin liraya satıldığı açıklandı. Açık artırmayı kazanan kişi daha sonra yerinden kalkarak ayrıldı.

Ancak bugün galeriden yeni bir açıklama yapıldı. Galeriden yapılan kısa açıklamada, "Altın cep saatinin müzayedede satışı yapılmamıştır" denildi. Ancak açıklamada başka detay yer almadı.

TÜRKİYE, SAVUNMA SANAYİ İHRACATINI 2015-2019 DÖNEMİNDE 2010-2014 DÖNEMİNE GÖRE YÜZDE 86 ARTTIRDI.

Türkiye'nin küresel silah ticaretindeki payı da yüzde 0,5'ten yüzde 0,8'e yükseldi.  Türkiye ayrıca silah ithalatını 2015-2019'da önceki 5 yıllık döneme göre yüzde 48 azalttı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI)  2015-2019 yıllarını kapsayan rapora göre, Türkiye'nin silah ithalatındaki düşüşe, Türk silah endüstrisi yeteneklerindeki gelişmeler ve bazı silahların teslimatındaki gecikmeler neden oldu. ABD silahlarının yarısı Ortadoğu'ya satılıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) 2015-19 yılları arasında küresel silah ticaretine ilişkin raporunu yayınladı. Rapora göre küresel silah ticaret hacmi, 2010-2014 dönemine oranla yüzde 5 artış kaydetti. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) silah ihracatında yüzde 36'lık payla birinci sırada yer alırken, ABD'yi yüzde 21 ile Rusya, yüzde 7,9 ile Fransa ve 5,8 ile Almanya takip etti.