Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (16-22 Mart 2020)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
24 Mart 2020 21:30

COVID -19 İLE ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI MI?

Gerçek Üçüncü Dünya Savaşı!

Paris’te dâhiliye bölümünde ihtisas yapan, çalıştığı servis Covid-19 için ayrılan 26 yaşındaki genç bir doktor meslektaşım yaşadığımızı böyle tanımlamış.

Kendisine katılıyorum; önce Fransa’da cumhurbaşkanı Emmanuel Macron demişti savaşta olduğumuzu “nous sommes en guerre” bu sözcüğü geçtiğimiz pazartesi (16/03) günü yaptığı 20 dakikalık televizyon konuşmasında tam altı kez tekrarladı.

“Düşmanın görülmez, elle tutulmaz” olduğunu da ekledi ve arkasından salı günü öğleden sonra uygulamaya geçecek olan evde kalma yasağını açıkladı “bu görünmez, elle tutulmaz düşmana” karşı.

Bu olayı Macron’nun ve diğer liderlerin söylediği gibi savaş kabul edersek biz de askerleri olarak donanımlı olmalıyız değil mi?

Fransa’da, daha öncesinde de Çin’de sağlık çalışanları için maske vb korunma malzemeleri eksikliği vardı.

Epidemi sırasında Çin’e gönderdiğimiz maskeleri alasıyla onlar bize Avrupa’ya  geri gönderdiler, kendimiz de Fransa olarak imal ediyoruz ama yine de yetersiz !

Yani savaşta silahsız askerler gibiyiz!

Sağlık çalışanları

Bu ara da sağlık çalışanları arasında hastalık yayılmaya devam ediyor.

Yaş itibarıyla da olabilir, şu anda İtalya’da ölen doktor sayısı beş, Fransa’da da ilk doktor ölümünü dün yaşadık!

68 yaşında, acilci bir meslektaşımızı kaybettik!

Hasta olup da iyileşenler onlarca...

Trump da 18 Mart’ta yaptığı konuşmasında kendisini “savaşta bir başkan” olarak tanımladı.

Öyle bir savaş ki bütün ülkeler sınırlarını, hava alanlarını kapatıyor ama o görülmez ve sezilmez hain, küçücük şey her yere sızmayı başarıyor!

Amerika Birleşik Devletleri sınırlarını önce Avrupalılara kapattı, sonra İngilizleri de buna dahil etti, en son 18 Mart’ta kapıları Kanada’ya da kapattı ama ülkedeki düşman, virüs ilerlemeye devam ediyor!

Bir de bütün başkanların sadece savaş zamanı söyleyebilecekleri bir şey vardı “bu bize neye mal olursa olsun, üstesinden geleceğiz”.  Macron’dan sonra aynı deyimi Kanada başbakanı Justin Trudeau kullandı ve onu diğer Avrupa liderleri izledi yani kendimizi bir savaşta hissetmemiz için her koşul toplanmış gibi.

Sayılara baktığımızda durum bir savaştaki kadar vahim: geçen hafta yine pazar akşamı bianet için yazarken Fransa’daki hasta sayısı 2 bin 600 civarında, ölüm 91 idi.

Bir hafta sonra, bu pazar son 24 saatteki 112 kayıpla birlikte toplam ölüm sayısı 674’e ulaşırken pozitif hasta sayısı 16 bin 18, hastanede tedavi görmekte olanların sayısı 7 bin 420 kişi, ki bunların yaklaşık 1500’ü reanimasyon ünitelerinde.

Fransa’da reanimasyondaki hastalar arasında ölüm oranının yüzde 37 civarında olduğu kabul ediliyor. En çok hasta Paris ile doğuda Strasbourg, Mulhuse ve Colmar civarında.

Dünyada ise Covid-19 + olan insan sayısı an itibarıyla (22/03) 302 bin 225’e ulaştı; 81bin 499’u Çin’de, 223 bin 776’sı Çin dışında, İtalya 53 bin 578 kişiyle başı çekiyor.

Dünyada Covid-19’dan 12 bin 942 kişi hayatını kaybetti (3267/Çin, 9675/Çin dışı). Avrupa’da 7 bin 425 insan öldü, İtalya’da 4 bin 827  can kaybı.

Sokağa çıkmak

Sokağa çıkma yasağı tam ya da kısmen 1 milyar insanı kapsadı.

Sokağa çıkma yasağı deyince insanların bu gibi ciddi konulardan komiklikler yaratabilme yeteneklerine bayılıyorum. Onlarca video gruptan gruba geziyor.

Bunlardan İtalya’daki bir belediye başkanına ait olduğu iddia edileninden söz etmek istiyorum: vidéoda İtalyan başkan içini döküyor, “ben koşarım” diyor, “normal durumda bir Pazar sabahı bile koşan sayısı 20’yi geçmezken şimdi bütün şehir sanki maraton koşuyor” diye kızıyor. Arkasından da şunu ekliyor: İnsanlar her gün sigara almaya çıkıyorlar, hepsini aynı gün alamazlar mı?

Olay şu; Fransa’da da, İtalya’da da sokağa çıkma yasağı tam değil: eğer spor yapmak istiyorsan, alışverişe gideceksen, yaşlı, ihtiyacı olan birini göreceksen, çalışma mecburiyetin varsa kendi imza attığın belge ile dışarı çıkabiliyorsun, evin etrafında kalacak şekilde tek başına sporunu ve alışverişini yapabilirsin, iki kişi arasındaki minimum açıklık 1 metre olmalı.

Çin’de ise bu evde kalma olayı tam uygulandı, yani kimse sokağa spor yapmak için, gezinmek için çıkamıyor, aileden bir kişi en yakın marketten yiyecek alışverişini yapıyor.

Şimdi İtalya’nın kuzeyinde salgının en yoğun olduğu bölgede bu yasak Çin’deki gibi tam yasak haline getiriliyor. Fransa da bu karara uymayanların yoğun olduğu bir başka Latin ülke, ya da Akdeniz ülkesi mi desek, çünkü Latin olmamasına rağmen aynı şeylerin Türkiye’de olduğuna ve olacağına bahse girebilirim.

Fransa’da da sağlık çalışanları ve polis bu vurdumduymazlık hallerine tahammül edemez hale geldi. Polis son iki günde 90 bin kişiye ceza yazmış. Her ceza 135 euro! Biz de tam karantinaya gidiyoruz gibi ama insanlar hala sokaklarda.

Önceki gün üzerindeki tahtası sokulmuş bir bank görmüştüm, sadece tahtanın yerleştiği çelik iki nokta kalmıştı.

Dün o çeliklerin üzerine oturmuş iki kişiyi sohbet ederlerken gördüm. Bu arada sokağa çıkma yasağı konuşulmaya başlayınca Paris’i terk edip, güneye güneşe giden Parisliler de bir başka sıkıntı konusu. Paris nüfusunun yüzde 20’si kadarının böyle gittiği konuşuluyor.

Gittikleri yerlerde bisiklet gezileriyle, kapalı kalma kurallarına uymayarak, denize girerek, gittikleri yöre insanlarını kendilerine karşı almayı becermiş görünüyorlar.

Nice dahil bütün sahil bölgelerinde saat 22 ile 05 arasında tam sokağa çıkma yasağı uygulanıyor, bunda Parislilerin ve dışardan gelenlerin rolü olduğu söyleniyor.

Ayrıca Paris bölgesi Covid-19’un yoğunlaştığı bölge olduğu için, gidilen bölgedeki insanlar hastalık korkusu ve hasta olurlarsa sağlık sisteminin bu kadar kişiyi kaldıramayabileceği korkusu da yaşıyorlar.

İtalya’da da böyle olmuştu. Şubat ayında kuzeyde Lombardi bölgesinde sokağa çıkma yasağı çıkınca güneye inen insanların o bölgeyi de enfekte ettikleri bilinen bir olay, üstelik daha fakir olan güney İtalya sağlık donanımı yüzünden de yetersiz!

Türkiye’den konuştuğum bir arkadaşım da insanların sağlık donanımı kısa zamanda yetersiz kalabilecek Bodrum’a gittiğini söyledi! Akdeniz psikolojisi mi diyelim bu olaya!!!

Çocuklar

Çocuk doktoru olarak tekrarlayayım ki bu virüs çocuklarda çok hafif seyrediyor. Bütün dünyada bildiğim kadarıyla bir ölüm olay var, o da Çin’de, 10 aylık bir bebek. Çin’de reanimasyonda çocuk sayısı üç, hepsi başka hastalıklardan tedavi görüyorlar (böbrek yetmezliği, lösemi gibi).

İtalya’da, Bambino Gesu hastanesinden görüştüğüm bir çocuk doktoru arkadaşım da çocukların hafif geçirdiklerini, ölüm olmadığını söyledi.

İtalya için bütün veriler yayınlanmış değil ama hasta çocukların yüzde 58’inde ateş yokmuş, daha çok öksürük var. 

Birçok çocuk ise hiç bulgu vermeyebiliyor ve taşıyıcı olabiliyor. İşte bu yüzden çocuklarla 60 yaş üzeri büyükanne, büyükbaba ziyaretlerine son vermeliyiz.

Büyükanne bakıyorsa çocuğun arkadaşlarıyla ilişkisini bir süre kesmemiz gerekecek, zor olsa da!

Bulgular çok atipik olabiliyor, Ateş her zaman özellikle en başta olmayabilir. Titreme, Boğaz ağrısı, öksürük çok rastlanan bulgulardan, bir süre sonra yiyeceklerden tat alamamak, kokusunu almamak ve hatta ishal bile mümkün.

Tedavi umutları

İlk deneyimi yaşayan Çinliler gözlemlerini ve deneylerini New England Journal of Medicine (NEJM) gibi prestijli dergilerde yayınlamaya başladılar. Tıp dünyasının bu ilk yaşananlardan öğreneceği çok şey var.

Çinlilerin hastaları çoğunlukla 30-79 yaşları arasında, yalnız yüzde 3, 80 yaş üstü fakat ölümlerin çoğu 70 yaş üstünde oluyor. Tedaviye gelince Favipiravir gibi Japonların bulduğu bir antiviral, lopinavir/Ritonavir gibi AIDS tedavisinde kullanılan bir retroviral ilaçlar ve diğer bir antiviral olan Remdesivir ve paludismin (sıtma) tedavisinde kullanılan Chloroquin adı geçen ilaçlar arasında. Ama Çin örneğinde en etkili olan antiviral Remdesivir.

Fakat Fransızlar ilk andan itibaren ve sonra da Trump Chloroquini savunur hale geldiler, öncelikle Fransızların çalışmalarına değinmek istiyorum: Marsilya’da Pr Didier Raoult hastalığın başından beri 24 hastası özerinde yaptığı çalışmalarda Cholaquine ve Azitromisini birlikte kullandığında hastalardaki viremi (kandaki virüs) düzeyini en aza indirdiğini gösterdi. 

Çalışmanın metodolojisiyle ilgili tartışmalarına rağmen Fransa'da birçok ekip bu yolu izlemeye başladı, çalışmalar sürüyor. Trump’un da Raoult’un çalışmalarından etkilendiği söyleniyor.

Fakat hiçbir ekip bu ilacı preventif yani koruyucu olarak hasta olmadan vermeyi önermiyor. Ve bunun yapılmaması için de uyarıda bulunuyor.

Bir hafta daha geçti Covid-19 ile, bir an uyanıp bütün bunların bir film olduğu ve bitmiş olduğunu ummadan edemiyorum.Koronasız günler umuduyla hoşça kalın, kendinize iyi bakın!

(PARİS MEKTUBU/ DR. ÇİÇEK C. ŞAKİROĞLU  yazısı)

Tarihin Akışını Değiştiren Salgınlar

Veba salgınında Avrupa'da çok sayıda insan hayatını kaybetti

Koronavirüs salgını dünya çapında milyonlarca insanın yaşam şeklini önemli ölçüde değiştiriyor ve bu değişimlerin çoğu kalıcı olacak. Tarih boyunca hastalıkların, hanedanlıkların çöküşlerinden sömürgeciliğin artışına ve hatta iklimin soğumasına kadar uzun süreli büyük etkileri oldu.

 

14. yüzyıl vebası ve Batı Avrupa'nın yükselişi

1350'lerde Avrupa'yı vuran veba, nüfusun yüzde 3'ünü öldüren çok büyük bir salgındı. Ancak milyonlarca insanın ölümü sonrası, salgından etkilenen ülkeler büyük bir hızla büyüdü ve bugün dünyanın en zengin ülkeleri haline geldi.

Yüksek oranda insanın ölümüne sebep olduğu düşünülen hıyarcıklı veba (bubonik veba) çoğunlukla köylülerin hayatına mal oldu. Bu da toprak sahiplerinin işgücü sıkıntısı yaşamasına yol açtı. Geride kalan sağlıklı tarım işçileri, daha fazla pazarlık gücüne sahip oldu.

Yani işçilerin, toprak sahiplerinin borçlarını ödemek adına çalıştırıldığı eski feodal sistem parçalanmaya başladı. Bu parçalanma Batı Avrupa'yı daha modern, ticaret odaklı ve nakit bazlı bir sisteme itti.

Binlerce kişinin ölümüne neden olan koronavirüs salgınının kaynağı ne?

İşlerini yaptırmak için insanları çalıştırmak daha pahalı hale geldiğinden, iş sahipleri işçilerin yerine geçecek iş gücü tasarruflu teknolojilere yatırım yapmaya başladı. Sanayileşmenin, insanın yerini makinelerin almasının önü böylece açılmış oldu. Bu sebeple salgının Avrupa emperyalizmini cesaretlendiği görüşü hâkim.

Deniz yolculukları ve keşifler o döneme kadar son derecede tehlikeli görülmüştü. Ancak vebanın neden olduğu yüksek ölüm oranları, insanları salgından kaçmak için uzun deniz yolculuklarına çıkmaya daha istekli hale getirdi. Bu da Avrupa sömürgeciliğinin yayılmasına yardımcı oldu.

Ekonomiyi modernize etmenin, teknolojiye yatırım yapmanın ve dışa açılmayı teşvik etmenin etkisiyle Batı Avrupa, zaman içinde dünyadaki en güçlü bölgelerden biri oldu.

Amerika'daki çiçek hastalığı ölümleri ve iklim değişimi

Amerika kıtasının 15. yüzyılda sömürge haline getirilmesi pek çok insanın ölümüyle sonuçlanıp dünyanın iklimini değiştirmiş olabilir.

University College London'daki bilim insanlarının yaptığı araştırma, yalnızca o yüzyıl içinde, o dönem dünya nüfusunun yüzde 10'una denk gelen bölge nüfusunun 60 milyondan 5-6 milyona düştüğünü gördü.

Bu ölümlerin çoğuna, sömürgeciler tarafından getirilen hastalıklar neden oldu.

Çiçek hastalığı aralarında en fazla can kaybına yol açan etkendi. Diğer ölümcül hastalıklar arasında ise hıyarcıklı veba (bubonik veba), sıtma, humma ve kolera vardı.

Bunların bölgedeki yıkıcı etkisinin yanı sıra tüm dünyada da bazı sonuçları oldu.

Hayatta kalan az sayıda insan, elde kalan arazileri yeterince işleyemediği için çok büyük alanlar ormana veya çayıra dönüştü.

Tahmini 560 bin kilometre kare alan, yani neredeyse Kenya büyüklüğünde bir yer bu yönde değişti.

Bitki ve ağaçlardaki bu muazzam büyüme, karbondioksit seviyesinde azalma sağlayıp dünyanın geniş bölgelerinde sıcaklığın düşmesine sebep oldu.

Bilim insanları, volkanik patlamalar ve güneş aktivitelerinin azalmasıyla beraber bu olayın da, dünyanın pek çok yerinde sıcaklığın düştüğü ''Küçük Buz Çağı'' adı verilen dönemin başlamasına neden olduğuna inanıyor.

İronik olan ise, bu olaydan en çok etkilenen alanlardan biri, düşük oranda mahsul ve kıtlıklarla mücadele eden Avrupa'ydı.

Sarıhumma ve Haiti'nin Fransa'ya başkaldırısı

Haiti'de meydana gelen bir salgın, Fransa'nın Kuzey Amerika'dan çıkmasına yardımcı oldu. Bunu da ABD'nin kıtada büyümesi ve hızla güçlenmesi izledi.

1801'de Avrupalı sömürge güçlerine karşı çıkan bazı isyanların ardından, Fransa'nın işbirliğiyle Haiti'yi Toussaint Louverture yönetti.

Ancak Fransız lider Napoleon Bonaparte kendisini hayat boyu yönetici olarak açıklayınca, adanın da tüm kontrolünü ele geçirmek için on binlerce askeri Haiti'ye yolladı.

Savaş meydanında oldukça başarılılardı.

Ancak sarıhummanın etkisi savaşın seyrini değiştirdi. Salgın sebebiyle Fransa'dan gelen yaklaşık 50 bin asker, subay, doktor ve denizcinin öldüğüne ve sadece 3000 kişinin Fransa'ya geri dönebildiğine inanılıyor.

Afrika kökenli hastalığa Avrupalı güçlerin hiçbir doğal bağışıklıkları yoktu. Askeri güçleri bozguna uğrayan ve demoralize olan Napolyon, sadece Haiti'yi terk etmedi; Fransa'nın Kuzey Amerika'daki tüm hedeflerinden de vazgeçti.

Askeri güçlerinin Haiti'deki isyanı durdurmak için başlattığı ancak başarısız olan operasyondan sadece 2 yıl sonra Fransa lideri 2 milyon kilometre kareden daha büyük bir araziyi ('Louisiana Alışverişi' olarak da biliniyor) ABD yönetimine satıp, genç ülkenin boyutunu ikiye katladı. 19. yüzyıldaki kolera salgını da nüfusun büyük oranda düşmesine yol açtı.

Afrika sığır vebası ve sömürge yayılması

Hayvanları öldüren bir hastalık da, Avrupa'nın Afrika'yı sömürgeleştirmesini hızlandırdı.

1888-1897 yılları arasında sığır vebası virüsü (rinderpest), Afrika'nın sığırlarının yüzde 90'ını öldürüp Afrika Boynuzu, Batı Afrika ve Güneybatı Afrika bölgelerindeki toplulukları harap etti.

Büyük baş hayvanların yitirilmesi açlığa, toplumda bir çöküşe ve sığınmacıların salgından etkilenen bölgelerden kaçmalarına yol açtı. Mahsul yetişen yerler de etkilendi. İnsanların birçoğu toprağı sürmek için öküze güvendiğinden ekin yetiştirme alanları da etkilendi.

Hastalığın neden olduğu kaos, Avrupa ülkelerinin 19. yüzyılın sonlarında Afrika'nın büyük alanlarını sömürgeleştirmesini kolaylaştırdı.

Planları sığır vebası salgını başlamadan sadece birkaç yıl önce başlamıştı

1884-1885'te Berlin'deki bir konferansta, aralarında Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Portekiz, Belçika ve İtalya'nın da olduğu Avrupa'dan 14 ülke, Afrika üzerindeki emellerini görüştü. Planlar bu konferansın sonrasında resmileşti.

Bu planlar kıtada çok büyük bir etki yarattı. 1870'lerde Afrika'nın yalnızca yüzde 10'u Avrupa kontrolü altındayken 1900'lere gelindiğinde bu oran yüzde 90'a çıkmıştı. Haksız toprak alımı, sığır vebası salgınından oluşan kaos ile desteklendi.

İtalya, nüfusun neredeyse üçte birini öldüren Etiyopya'daki kıtlık nedeniyle başka bir Afrika ülkesi olan Eritre'ye 1890'ların başında yola çıktı.

Veba ve Çin'deki Ming hanedanlığının düşüşü
Ming hanedanlığı, Doğu Asya'nın geniş kısmında büyük bir siyasi ve kültürel etki kullanarak Çin'i neredeyse 300 yıl boyunca yönetti. Ama bu yönetim, korkunç bir salgın hastalık sonrası son buldu.

Salgın, Çin'in kuzeyine 164 yılında, muazzam can kayıplarıyla birlikte geldi. Bazı bölgelerde nüfusun yüzde 20'si, bazılarında yüzde 40'ı öldü. Veba, kıtlık ve çekirgelerle aynı zamanda ortaya çıktı.

Tarlalarda mahsul bulamayan insanların yiyecekleri yoktu ve bazıları salgın kurbanlarının cansız bedenlerini yemeye başladı.

Kriz büyük olasılıkla hıyarcıklı veba (bubonik veba) ve sıtmanın bir birleşimiydi. Kuzeyden gelip hanedanlığı tahtından edecek olan istilacılar tarafından getirilmiş olabilir.

Kaosla artan haydut saldırılarını, Ming hanedanlığının yerine geçip yüzyıllar boyu sürecek kendi imparatorluklarını kuran Qing Hanedanlığı'nın istilası takip etti.

O ara hasta olan Ming liderinin karşı karşıya kaldığı, aralarında yolsuzluk ve kıtlığın da bulunduğu pek çok sorun vardı ancak ülke çapında yayılan ölümcül salgın hastalık, yönetimlerinin çok daha hızlı şekilde son bulmasına yol açtı ‘’

İLETİŞİM BAŞKANI ALTUN’UN SON KORONA AÇIKLAMASI

İletişim Başkanlığı, gece yarısı itibarıyla Türkiye ve dünya genelinde yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) ile ilgili ülkelerdeki vaka, ölüm ve taburcu sayılarını açıkladı.

İletişim Başkanlığı, gece yarısı itibarıyla Türkiye ve dünya genelinde yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) ile ilgili ülkelerdeki vaka, ölüm ve taburcu sayılarını açıkladı.

İletişim Başkanlığı, resmi Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, ilk olarak Çin'in Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) dünya genelinde mevcut durumu ile ilgili verileri paylaştı.

Başkanlığın yayımladığı verilere göre, dünya genelinde korona virüsün bulaştığı kişi sayısının 373 bini geçtiği, 16 bin 300'den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve 101 bin 500'den fazla kişinin de iyileştiği yer aldı. Ülkelere göre, saat 00.00 itibarıyla koronavirüs vaka, ölüm ve taburcu sayıları şöyle:

Türkiye'de, 1 bin 529 vaka, 37 ölüm gerçekleşti.
İtalya'da, 63 bin 927 vaka, 6 bin 077 ölüm, 7 bin 432 kişi taburcu oldu.
Çin'de, 81 bin 008 vaka, 3 bin 270 ölüm, 72 bin 703 kişi taburcu oldu
İspanya'da, 33 bin 089 vaka, 2 bin 207 ölüm, 3 bin 355 kişi taburcu oldu.
ABD'de, 42 bin 032 vaka, 508 ölüm, 295 kişi taburcu oldu.
Almanya'da, 29 bin 056 vaka, 118 ölüm, 422 kişi taburcu oldu.
İran'da, 23 bin 049 vaka, bin 812 ölüm, 8 bin 376 kişi kişi taburcu oldu.
Fransa'da, 19 bin 856 vaka, 860 ölüm, 2 bin 200 kişi taburcu oldu.
Birleşik Krallık'da, 6 bin 650 vaka, 335 ölüm, 135 kişi taburcu oldu.
Hollanda, 4 bin 749 vaka, 213 ölüm,2 kişi taburcu oldu 

TÜRKİYE’NİN DE DİNLEDİĞİ CIA-BND OPERASYONUNUN PERDE ARKASI

Rubikon 1: Türkiye’nin dinlendiği operasyonun perde arkası

BND ve CIA'in istihbarat skandalı ifşa edildi.Almanya'nın dış istihbarat servisi BND ve Amerikan istihbaratı CIA'in ortaklaşa 100'den fazla ülkede hükümetlerin şifreli haberleşmelerini yıllarca izlediği ortaya çıktı. Bu ülkeler arasında Türkiye de var.

ZDF, Washington Post ve SRF’in ortaya çıkardığı ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 100’den fazla ülkenin BND ve CIA tarafından dinlenmesine dair belgesel ZDF’te gösterilecek.

Alman kamu televizyonu ZDF, ABD gazetesi Washington Post ve İsviçre kanalı SRF'in Şubat ayında ortaya çıkardığı ve ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) ile Almanya Dış İstihbarat Servisi'nin (BND), 1970-1993 yıllarında 130 hükümeti, orduyu ve istihbaratı dinlemesine dair 60 dakikalık belgesel 18 Mart’ta ZDF Infokanal’da yayımlanıyor.

ZDF’in Türkiye ile ilgili kısmını DW Türkçe ile paylaştığı, BND'nin "Rubikon", CIA'in "Minerva" olarak adlandırdığı dinleme operasyonu belgelerine göre, Alman ve ABD istihbaratlarının kripto cihazları manipüle etmesi sonucu Doğu Almanya gizli servisi Stasi de o cihazları kullanan pek çok ülkenin gizli haberleşmelerini deşifre etmeyi başardı ve kaydetti. Bu ülkelerin başında da NATO üyesi Türkiye geliyordu.

Stasi arşivlerine göre Türkiye’nin şifreli diplomatik yazışmaları ile NATO-Türkiye arasındaki iletişim, Rusya Gizli Servisi KGB’nin de desteğiyle Doğu Almanya istihbaratı tarafından uzun süre dinlendi. Stasi’nin BND ve CIA tarafından manipüle edilen kripto cihazları dinleme faaliyeti için Berlin Wuhlheide'deki merkezinde saatte 25 bin bantın aynı anda kayıt yaptığı belirtiliyor. Yine arşivlerdeki belgelere göre, Stasi'ye şifreli yazışmaları çözmeyi sağlayan donanımı Rusya verdi. KGB'nin ayrıca, Türkiye’nin de kullandığı Crypto AG’nin ürettiği cihazları üçüncü kişiler üzerinden satın almayı başararak, dinleme tekniğini geliştirdiği de belirtiliyor.

Rubikon Operasyonu (© Deutsche Welle yazısı)

CIA ile BND’nin birlikte yürüttüğü Rubikon Operasyonu 1970 yılında başladı. İsveçli Boris Hagelin, 1950’lerin başında İsviçre’de kurduğu Crypto AG şirketinde, dünya çapında pek çok istihbarat örgütüne sattığı ve şifreli iletişimi sağlayan kripto cihazları üretiyordu.

1960’ların sonunda Hagelin ilerleyen yaşı nedeniyle şirketini satmak istediğini açıkladı. Alman Dış İstihbarat Servisi BND, bunu Soğuk Savaş dönemi için büyük bir fırsat olarak görüp, CIA ile anlaştı ve her iki gizli servis, Crypto AG'yi yüzde 50'şer pay ile 8 milyon 500 bin dolara satın aldı.

Ancak kağıt üzerinde şirketin sahibi Liechtenstein'da bir vakıf olarak gösterildi ve bunu gizli tutma konusunda da Siemens’ten destek alındı. Siemens ayrıca yıllarca şirketin yönetim kadrolarını yetiştirdi ve atadı. Siemens dışında manipüle edilen cihazları üreten Crypto AG'nin sadece üst düzey iki yöneticisinin BND ve CIA'in dinleme operasyonu konusunda bilgi sahibi olduğu belirtiliyor.

BND 1993’te ayrıldı

BND, Alman Sosyal Demokrat Parti’li (SPD) Başbakan Willy Brandt’ın döneminde başlayan ve CIA ile ortak yürütülen Rubikon Operasyonu'ndan 1993 yılında hissesini CIA’e devrederek ayrıldı. Sonrasında da ABD'lilerin dinlemeyi 2018'e kadar sürdürdüğü bildiriliyor.

ZDF’in ortaya çıkardığı belgelere göre, BND’nin operasyondan ayrılmasında belirleyici olan nedenlerden biri, İran ve Suudi Arabistan’ın dinlendiğini fark edip, harekete geçmesi oldu. Ancak BND, şirketteki payını CIA’e devrederek ayrılsa da Crypto AG’nin sattığı cihazları kullanan ülke ve istihbaratları yıllarca dinlemeyi sürdürdü.

Rubikon Operasyonu kapsamındaki gizli dinlemeleri ortaya çıkaran ZDF ekibinden editör Ulrich Stoll, DW Türkçe’ye verdiği demeçte, Rubikon veya Minerva adıyla arandığında dünyada bu operasyona dair hiçbir bilgi veya belgeye rastlanmadığını söylüyor. BND ve CIA’in, "gelmiş geçmiş en başarılı dinleme operasyonu" olarak niteledikleri bu gizli faaliyetleri ortaya çıkaran belgelerin, istihbaratların kendi kurumları için tuttukları raporlara dayandığını aktarıyor.

Türkiye'nin kullandığı cihazlar ve donanımlar rapor edildi

DW Türkçe’nin de incelediği raporlarda, Ankara’nın hangi kripto cihazları ne zaman satın aldığı, hangi şifreli teknikle ve ne zaman haberleşmeye başlanıldığı, hangi Türk büyükelçilikleri arasında ne zaman, ne tür şifreli iletişim yapıldığına dair verilerin yer aldığı görülüyor.

Türk diplomatların iletişimlerinin içeriğinin ise raporlara karartılarak eklendiği dikkat çekiyor.

Uzun yıllar farklı ülkelerde büyükelçi olarak çalışan, emekli diplomat ve savunma politikaları uzmanı Onur Öymen, "Müttefiklerin birbirini dinlemesi gayritabi ve aynı zamanda karşılıklı güveni sarsacak bir durum" diye konuşuyor. Görev süresi boyunca komünist rejimle yönetilen ülkelerde de büyükelçi olarak çalıştığını belirten Öymen, orada dinlendiklerini veya izlediklerini hep hesaba kattıklarını ve çok gizli bilgi ve belgeleri özel kurye ile ilettiklerini vurguluyor.

NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye’nin BND ve CIA tarafından yıllarca dinlenmesini eleştiren 79 yaşındaki Öymen, "Biz casusluk yapmıyorduk, sorsalar, hangi konuda olursa olsun, görüşlerimizi söylerdik, gizlice dinlemelerine gerek yoktu" diye eleştiriyor.

Warwick Üniversitesi'nden uluslararası güvenlik uzmanı Prof. Richard Aldrich ise, BND ve CIA'in operasyonunu "tarihteki en skandal, en utanmazca yapılan operasyonlardan biri" diye niteliyor ve "Düşünsenize, 100'den fazla ülke kendi devlet sırlarının çalınması için üzerine bir de para vermiş" diye konuşuyor.

BU GÜNÜ ANLATAN BELGESELİ TRT ALDI

‘Sanki bugünler için yapılmış” dedirten bir belgesel yeniden keşfedildi ve müşterisi arttı; ‘Pandemic’... Konusu şöyle; öldürücü grip virüsü, İngiltere için büyük tehlike... Bilim insanlarının salgını önlemek ve önceden haberdar olması için çok veriye ihtiyaç var. Dr. Hannah Fray yapılan deneylerde, ‘patient zero’ olur. 2018’de BBC4 kanalında yayınlanmıştır. Koronavirüs durumundan sonra, bu belgeselin kıymeti arttı. BBC, geçtiğimiz şubat ayında tekrar yayınladı. TRT satın almış. Yanı sıra beş ülke daha almış.

TRT DEUTCHE’E IRKÇI GRUPTAN 2. TEHDİT MEKTUBU

Almanya'nın başkenti Berlin'de faaliyetlerine yeni başlayan TRT Deutsch'un ofisine ırkçı grup tarafından ikinci kez tehdit mektubu gönderildi.

TRT Deutsch Yayın Yönetmeni Kaan Elbir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir hafta içinde Nazi döneminde SS askerleri içinde yer alan özel bir askeri grubun ismini taşıyan ırkçı Prinz Eugen Grubu imzasıyla ikinci bir tehdit mektubu aldıklarını belirtti.

Mektupta domuz kafası resmi, İslam'a ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaretlerin bulunduğunu kaydeden Elbir, "Tabii ki bu mektuplar bizi görevimizden yıldıramayacak." dedi.

Elbir ayrıca, Yeşiller Partili siyasetçi Cem Özdemir'in TRT Deutsch'a yönelik sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım hakkında da "Sayın Özdemir, paylaşımınız ırkçıları basın özgürlüğü hakkımızı kısıtlamak için şiddet kullanmaya teşvik ediyor." ifadelerini kullandı.

Kaan Elbir, polisin, mektup üzerinde parmak izi çalışması yapacağını söylediğini aktardı.

TRT Deutsch ofisine, 17 Mart'ta Prinz Eugen Grubu imzalı bir tehdit mektubu yollanmıştı.

ABD İLK SUPERSONIK SİLAHINI DENEDi

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Amerikan ordusunun Hawaii'de başarılı bir hipersonik füze testi gerçekleştirdiğini açıkladı.

Testin, Hawaii adalarından Kauai'deki Pasifik Füze Atış Alanı'nda yapıldığı belirtilen ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) açıklamasında, "ABD Donanması ve ABD Kara Kuvvetleri Yaygın Hipersonik Süzülme Kabiliyetli Aracı (C-HGB) hedef noktasına HİPERSONIK hızda uçurma testini  gerçekleştirdi" ifadeleri kullanıldı.

Konuyla ilgili değerlendirmelerine yer verilen ABD Donanması Stratejik Sistem Programları Direktörü Koramiral Johnny Wolfe, "Bu testte sisteme ek gerilimler yükledik ve (füze) tümünün üstesinden gelmeyi başardı" dedi.

ABD hükümeti, akademi ve savunma sanayisinin ortak başarısı olduğunu belirten Wolfe,"Artık hipersonik taarruz kabiliyetimizi sahada konuşlandırmak üzere bir sonraki aşamaya geçmiş bulunuyoruz" diye konuştu.

Hıpersonık sılahlar  sesin 5 kat üstü hıza (Mach-5) ulaşabildiği için binlerce kilometre mesafedeki hedefi dakikalar içinde vurabiliyor.

Çin ve Rusya'nın nükleer ve hipersonik kapasitelerine hız vermesi üzerine ABD de bu teknolojiye hız verdi.

Silah aktif hale getirildiğinde konvansiyonel savaş başlığı, güdüm sistemi, kablaj ve termal koruma kalkanından oluşacak.ABD bu silahı Kara ve Deniz Kuvvetlerince kullanılmak üzere iki farklı versiyonda geliştiriyor.

GAZETE TİRAJLARI