Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (10-17 Mart 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
18 Mart 2019 11:18

Ayasofya Dünya Gündeminde

Miting alanındaki vatandaşların 'Ayasofya cami olsun' diye seslenmesi üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Sultanahmet'i bir doldurun ona sonra bakarız. Çamlıca Camii'ni yaptık. Büyük Çamlıca Camii 4-5 tane Ayasofya eder. Çamlıca Camii 60 bin kişiyi alacak kapasitede. İstabul'da ve Türkiye'de en büyük cami oldu. Bu işin siyasi boyutu da var..Ayasofya'nın yan tarafında Sultanahmet'i doldurmayacaksın; Önce Ayasofa'yı dolduralım diyeceksin. Biz ne zaman, neyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. Bu namussuzlar böyle dedi diye, adım atmayız. Bunun siyaset dilini iyi biliriz." dedi..

İngiliz BBC ve Daily Mirror’un Çirkin Yüzü

Yeni Zelanda katliamına BBC "terör" diyemedi, Daily Mirror teröristi "melek çocuk" yaptı

İngiliz yayın kuruluşu BBC, Yeni Zelanda'da 49 Müslümanın hayatını kaybettiği katliam için "terör saldırısı" ifadesini kullanmazken, Daily Mirror gazetesi de küçüklük fotoğrafını yayımladığı terörist için "melek çocuk" dedi.

Dünyanın önde gelen medya kuruluşlarında saldırıyla ilgili haberler genel olarak terör saldırısı başlığıyla sunulurken BBC, katliama ilişkin haberlerini sadece "silahlı saldırı" ya da "Yeni Zelanda cami saldırısı" ifadesiyle izleyicilerine aktardı.

6 kişinin öldüğü 22 Mart 2017 Londra saldırısı için "terör" ifadesini kullanan BBC'nin 49 Müslüman'ın öldüğü katliam için bu değerlendirmeyi yapmaması tepki çekti.

BBC’ye Tepki

İran'ın Londra Büyükelçisi Hamid Baidinejad, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "BBC’in yöneticileri için Londra'da bıçaklı saldırı terörist saldırı sayılır ancak Yeni Zelanda'daki katliam sadece bir saldırıdır." ifadesini kullandı.

Pakistan İnsan Hakları Bakanı Şirin Mezari, Twitter hesabından şu mesajı paylaştı:

"Şu anda BBC'yi izliyorum ve Avustralya'daki BBC muhabirinin Yeni Zelanda'daki terör saldırısıyla ilgili haberinde 'terörizm' ifadesini kullanmaması nedeniyle şoke olmuş durumdayım. Bunun yerine toplu öldürme diyorlar! İğrenç. Terör saldırısı olduğu bu kadar açık olduğu halde neden 'terörizm' kelimesini kullanmaktan kaçınıyorlar?"

BBC'nin eski editörlerinden Rifat Jawaid de İngiliz yayın kuruluşuna tepkisini, "Eski bir BBC editörü olarak göz kamaştırıcı şekildeki taraflı yayınlarınızdan inanılmaz derecede hayal kırıklığı duyuyorum. Avustralya ve Yeni Zelanda başbakanları saldırıları terör saldırısı olarak nitelemesine rağmen televizyonunuz ve editörleriniz için bu sadece bir cami saldırısı! Utanç verici." ifadeleriyle dile getirdi.

Terörist İçin "Melek Çocuk" Dedi

Diğer tepki çeken bir İngiliz basın kuruluşu da Daily Mirror gazetesi oldu. Gazete, "Camilerde katliam" üst başlığını kullandığı haberinde, ilk sayfada teröristin babasının kucağında küçüklük fotoğrafına yer vererek, Brenton Tarrant için "Şeytani bir aşırı sağ katliamcısına dönüşen melek çocuk" ifadesini kullandı.

Eski arkadaşlarının ifadeleri kaynak gösterilen haberde, teröristin, "çocuklar için ücretsiz spor programları veren sevimli bir kişisel antrenör olduğu" ancak "son yıllarda yaptığı seyahatler sırasında bir şeylerin onu değiştirdiği" savunuldu.

"Batı basınının kurumsal ırkçılığının bir örneği"

Gazetenin katliam için "terör" ifadesini kullansa da teröristin çocukluk fotoğrafıyla konuyu çarpıtmaya çalıştığı değerlendirmesi yapıldı. Matt Wain adlı Twitter kullanıcısı, aynı gazetenin ABD'de gece kulübüne yönelik terör saldırısının faili için "DEAŞ'lı manyak" dediğini hatırlatıp aradaki farka dikkati çekti.

Adam Walker adlı başka bir kullanıcı, gazetenin etik değerlerden uzak olduğunu yazarken, James Mather farka dikkati çekerek, "Batı basınının kurumsal ırkçılığının bir örneği. Bu örnekte, Daily Mirror, onların en kötüsünden hayret verici şekilde çok daha kötü durumda." değerlendirmesini yaptı.

Okuyucular, "utanç verici", "korkunç", "rezil gazete, rezil editörler", "tiksindirici," gibi ifadelerle gazeteye tepki gösterdi.

Fransız Basını  "Terör" Demedi

Fransa'da gerçekleşen saldırılar için "terör" ifadesini kullanan ülkenin en önde gelen gazeteleri de Yeni Zelanda'yla ilgili haberlerinde bu ifadeyi kullanmaktan kaçındı.

Le Figaro Gazetesi, Paris'te 13 Kasım 2015'te 130 kişinin öldüğü saldırıyı terör saldırısı olarak nitelendirirken, camilerdeki Müslümanları hedef alan katliamı terör saldırısı olarak görmedi.

Le Parisien gazetesi de aynı şekilde Yeni Zelanda'daki saldırıya ilişkin yayımladığı haberlerde terör saldırısı ifadesini kullanmadı. Geçen senelerde ülkede meydana gelen saldırıları terör saldırısı olanak nitelendiren kamu yayıncısı France Info'nun bu saldırı için aynı değerlendirmeyi yapmaması dikkati çekti.

Yeni Zelanda'nın Christchurch kentinde cuma namazı sırasında on dakika arayla iki camiye düzenlenen terör saldırısında 49 kişi yaşamını yitirmişti. Hem Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern hem de Avustralyalı mevkidaşı Scott Morrison, Christchurch kentindeki saldırıların hemen ardından yaptıkları açıklamalarda olayın terör saldırısı olduğunu açıklamıştı.

12 Mart Muhtırasının 48 İnci Yılı

12 Mart 1971’de Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) adına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu’nun imzalarını taşıyan muhtıra verilmiştir. Başbakan Süleyman Demirel istifa etmiştir.

Eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem, dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’e dayanarak verdiği bilgide 12 Mart’ın meydana gelmesine yol açan nedeni, üslerin kullanılması sorunu ile afyonu göstererek, 12 Mart’ta CIA ile haşhaş vardır demiştir. Ayrıca 1969’da oluşturulan liderliğini Deniz Gezmiş’in yaptığı Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu(THKO) ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C), Amerika Birleşik Devletleri (ABD) radar üssünde görevli dört İngiliz ve Kanadalının kaçırılması ile ismini duyuran örgütlerin faaliyetleri de dikkate değer gelişmelerdir.

12 Mart 1971 günü saat 13.00’de radyodan muhtıranın okunmasıyla başlayan bu dönemde partiler üstü tarafsız nitelikte dört hükümet kurulmuştur. 1972 yılında CHP’nin başına Bülent Ecevit gelmiş, muhtıra sonrası kapatılan Milli Nizam Partisi yerine Necmettin Erbakan tarafından Milli Selamet Partisi kurulmuştur. 1973 seçimleri sonucunda hiçbir parti tek başına iktidar olamamış CHP ve MSP koalisyonu kurulmuştur. 6 Nisan 1973’te de Fahri Korutürk Türkiye’nin altıncı Cumhurbaşkanı seçilmiştir

Dış Basında 12 Mart Muhtırası ve Sonrası

Muhtıranın verilmesini13 Mart 1971 tarihli The Times gazetesi “Türk Generalleri Bir Kez Daha Harekete Geçtiler”, başlığı ile duyurmuştur. Yazıda “1960’da Türk ordusu, Cumhurbaşkanı Bayar’la Başbakan Menderes’i tutuklamıştı. Dün ise, Türkiye’nin kuvvet komutanları Cumhurbaşkanı Sunay’a ikazda bulunarak,’ politik durumu düzeltecek’ tedbirler alınmadığı takdirde müdahale edeceklerini bildirmişler ve Demirel Hükümeti boyun eğerek istifa etmiştir.

Silahlı kuvvetlerin neden harekete geçtiğine dair “Şüphesiz öğrenci ayaklanmaları ve Amerikan havacılarının kaçırılması yaygın bir endişe yaratmıştır Bu gibi olaylar herhangi bir ülkede meydana geldiği zaman bunlara son vermek için sert tedbirler alınması yolunda genel bir isteğe rastlanır...

Aynı gün gazetedeki bir başka başlık “İktidar Partisindeki Bölünme Türkiye’deki Buhrana Yol Açtı” şeklindedir. Yazıda, devalüasyon ve bunun yarattığı enflasyon ile ağır vergilerin yarattığı hoşnutsuzluk ve huzursuzluk üzerinde durularak Muhtıra öncesi son altı ay içinde 100’den fazla solcu şiddet ve terör eylemlerinin meydana gelmesi,  işçi ayaklanmaları ve öğrenci çatışmalarının da adeta bir iç savaş durumu yarattığına dikkat çekilmiştir.

13 Mart 1971 tarihli Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesindekonu “Türk Generalleri Demirel’i Düşürdüler: Generallerin Muhtırası Hükümeti İstifaya Zorladı:” başlığı ile yer almıştır.

Yazıda Demirel’in hükümet başkanlığı görevinin sona erdiğini istifadan birkaç saat önce Genelkurmay Başkanı Tağmaç, ve Kara, Hava ile Deniz Kuvvetleri komutanlarının yayımladıkları ortak muhtıra ile hükümetin çekilmesini istedikleri ifade edildikten sonra “Saat 13.00’de Ankara Radyosu’nda yayımlanan bu muhtırada, isteklerin yerine getirilmemesi durumunda yönetime ordunun el koyacağı belirtiliyordu.

13 Mart 1971 tarihli Pravda’da konu, “Türkiye Hükümeti’nin İstifası”, başlığı ile verilirken aynı tarihli İzvestiya’da ”Türkiye’de Gericiler Patırtı Çıkartıyor” başlıklı yazıda Yıldızeli’nde Türkiye İşçi Partisi(TİP)’nin ilçe Başkanı Alihan Uluğ’un evinde tabanca ile öldürüldüğünü yazmıştır.

14 Mart’ta Paise Sera’da atılan başlık “Sola Kaymayı Önlemek Üzere Türkiye’de Askerlerin ‘Beyaz Darbesi’” şeklindedir. Yazıda Demirel başkanlığındaki tutucu Hükümetin istifa ettiği, bu istifada tek unsurun darbe uyarısı olmadığı işçi, köylü ve öğrencilerin grev ve boykotlar ile Halk Kurtuluş Ordusu’nun hareketlerinin Başbakanın ailesi ve kendisinin politik mali ve ahlaki yolsuzluklarının yarattığı skandalların da hükümet bunalımına yol açtığı vurgulanmıştır.

Yazıda ayrıca buhranın yeni endişe verici gelişmelere gebe olduğu ordu içinde ileriye açık güçlerin hareketi yanı sıra muhtıradaki uyarının gerisinde NATO askeri çevrelerinin parmağının bulunduğu yazılmıştır. Aynı gün “Türkiye: Generaller İçin Bir Hükümet” başlıklı yazıda da Sunay’ın generaller adına bir Başbakan aradığı belirtilmektedir.

 14 Mart 1971’de Combat, “Türkiye’de Ordu Demirel’i İstifaya Zorladı” başlıklı yazıda “Süleyman Demirel Hükümeti’nin yerine geçecek, ekonomik ve sosyal reformları Kemalist bir görüşle ele alacak ve anarşiye son verecek güçlü bir hükümet kurulması için dört aylık tereddütten sonra Türk ordusu siyasi sahneye çıkmıştır” denilmektedir.

15 Mart 1971’de Der Spiegel “Türkiye: Askerler Hükümeti Düşürdüler” başlığını attığı yazıda, “9 gün süre ile güçsüz bir kimse ülkede en kuvvetli adam rolünü oynama çabası içindeydi: Ama sonunda gitmek zorunda kaldı” denildikten sonra Süleyman Demirel’in aşırı sağ ve sol eğilimlerin ülkede yarattıkları huzursuzluklardan ötürü hem ordu hem de muhalefet tarafından şiddetle suçlandıktan sonra Ankara’da 4 Amerikalı havacının kaçırılması olayını bahane ederek şiddet hareketlerine giriştiği, ne var ki bu sert çıkışların boşuna olduğu yorumu yapıldıktan sonra Hükümetin maaşlarının arttırılması ve her isteklerinin yerine getirilmesine rağmen Türk generallerinin, ülkede sesi çıkmayan çoğunluğun kanun ve düzen yönündeki isteğini gerçekleştirebilmek için harekete geçtikleri yazılmıştır.

Le Monde 14-15 Mart 1971’de “Türk Hükümetinin Yeni Başkanı Cumhurbaşkanı Sunay Tarafından Askerlerle Anlaşarak Atanacak” başlıklı yazıda yeni hükümetin kurulmasına ilişkin gelişmelerden söz ederek Muhtıranın ülkede fevkalade bir heyecan yarattığı ve büyük gazetelerin özel baskılar yayımladıklarını belirtmektedir. Yazıda devamla, doğrulanmayan söylentilerden söz edilerek yeni Hükümet Başkanı’nın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan General Cihat Alpan olabilir denilmektedir.        

15 Mart 1971 tarihinde L’Unita, Sunay’ın yeni Hükümet kurma çalışmaları ile bu konudaki eğilimleri “Askeri Darbeden Sonra Türkiye’de Buhran Çözümlenemedi” başlığı ile verirken Frankfurter Allgemeine Zeitung’de “Türkiye Askeri Bir Yönetimin Sınırında” başlığını atmıştır. Yazıda Türkiye’de generallerin Demirel Hükümetini istifaya zorlamasından sonra ülkede belirsizliğin sürdüğü ifade edilmiştir. Aynı tarihli Pravda’da “Türkiye’de Durum” başlıklı yazıda, 12 Mart günü Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeni ve kuvvetli hükümet kurulması isteğiyle ilgili olarak Türkiye başkentinde gergin siyasal danışmalar yapılmaktadır”. denilmiştir.

Tehran Journal ise yeni hükümet kurulmasıyla ilgili olarak “Türkiye’de Belki de Koalisyon Hükümeti Kurulacak” başlığını atarken Le Figaro işin ne kadar zor olduğunu vurgulamak için ”Gönül Hoşluğuyla Yapılan Hükümet Darbesinin İkinci Perdesi Birinci Perdeden Daha Zor Görünmektedir. Türkiye Ordusunun İsteklerine Uyan Bir Hükümet Aramaktadır” başlığını atmıştır.

16 Mart 1971 tarihli Le Monde’da “Türkiye’de Buhranın Çözümü Büyük Bir Belirsizlik İçinde” derken aynı gün Le Figaro konuyu “Türkiye’de Buhran” başlığı ile vermiştir. Frankfurter Allgemenine Zeitung’da ise “İnönü’ye Göre, Geçici Bir Kabine ile Yeni Seçimlere Gidilmelidir” görüşüne yer verilmiştir.

17 Mart 1971 tarihli International Herald Tribune’de Alfred Findley’in “Dört Siyasi Parti Yeni Türk Hükümetini Kuracak” başlıklı yazısında ile “Belli başlı dört siyasi partinin bir koalisyon hükümeti kurmak üzere anlaşmaları ile Türkiye’de hükümet buhranına bir çözüm yolu bulunması ümitleri bugün kuvvetlenmiştir” denilerek, bu koalisyon Hükümetinin ilk görevinin: “Partiler tarafından üzerinde anlaşmaya varılmış olan seçim reformu kanunlarını çıkarmak olacaktır. Ayrıca çok daha zor belki de imkânsız olan köklü sosyal ve ekonomik reformları gerçekleştirmek görevini yüklenecektir. Aynı zamanda aylardan beri Türkiye’nin altını üstüne getirmiş olan aşırı sol ve aşırı sağ unsurların sürdürdükleri şiddet hareketlerine karşı sert tedbirler almak zorunda kalacaktır” tespiti yapılmıştır.

 Le Monde, 14-15 Mart 1971 tarihlerinde “Talihin Terkettiği Büyük Bir Manevracı” başlıklı yazıda Demirel’den küçük bir köy çobanı iken inatçı çalışması ile iyi bir mühendis ve barajlar kralı olduğunu ve 1969’da yıldızı sönmeye başlamadan önce parlak bir meslek sahibi ve görülmedik siyası yükseliş görmüş bir kişi olarak söz edilmektedir. Demirel’in 1964’te AP’nin başına geçtiği 1965 ve 1969 seçimlerinde iktidara geldiği ve fevkalade bir manevracı olarak askerlerin desteğini sağlamasını bildiği ifade edilmektedir. Ayrıca liberal, sağ ve aşırı sağa karşı mesafeyi korumasını bilen Demirel’in şehir burjuvazisine dayandığı ve ülkenin sanayileşmesini teşvik ettiği belirtilmektedir.

Yazıda devamla Demirel’in 1969’da oy kaybına rağmen seçimi kazanmasının kendisine zaman kazandırdığını, bazı siyaset arkadaşlarının kendisine karşı çıkarak Demokratik Partiyi kurdukları ve Demirel’in kardeşlerinin adının mali rezalete karışırken, ülkenin ekonomik durumunun kötüleştiği ve bunun 1970 devalüasyonuna yol açtığı, öğrenci hareketleri ile sosyal huzursuzluk ve asayişsizliğin Demirel’in destekçilerini kaybetmesine yol açtığı yorumu yapılmıştır.        

Paesa Sera’da 14 Mart 1971” Türkiye: Generaller İçin Bir Hükümet” başlıklı yazıda Türkiye Devleti Başkanı Sunay, Generaller adına bir Başbakan arıyor denilerek Muhtıra’nın açıklanmasından sonra askeri yetkilileri buhranın bir sıkıyönetim havası içinde gelişmekte olduğunu belli etmemek için sokaklarda görünmekten kaçındıkları, Türkiye’deki on binlerce Amerikalı asker ve ailelerine kumandanlarının evlerinden çıkmama tavsiyesinde bulundukları ve 21 Nisan 1967’de Yunanistan’daki darbe ile Türkiye’deki Muhtıra arasındaki ayrılıklardan söz edilmiştir.

14 Mart 1971’de L’Unita’da atılan başlık “Askeri Darbeden Sonra Ankara’da Dönen Askeri Manevralar”dır. Burada Muhtıra’dan sonra Demirel’in istifasından sonra yeni Hükümeti kurmak üzere Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın temaslara başladığı, bunun için önce Demirel’e muhtıra veren dört generali kabul etmesinin ülke hayatında öncelik sırasını ortaya koyduğu, bunun farkında olan generallerin öncelik sırasının etkisini arttırmak için başkent kapılarında tank ve topçu birliklerinin de katıldığı ortak kara ve hava manevrası düzenlediklerine vurgu yapılmıştır.

Aynı tarihli Tehran Journal’de “Sunay Senato’nun Toplanmasını İstedi”. Burada Cumhurbaşkanı Sunay’ın hükümet kurma çalışmalarını sürdürürken Senato’yu olağanüstü toplantıya çağırdığı bilgisini vermiştir.

17 Mart 1971 tarihli İzvestiya gelişmeleri, “Türkiye Hükümetsiz” başlığı ile verirken 18 Mart’ta Pravda ”Türkiye’den Haberler” başlıklı yazıda yabancı ajans haberlerine dayalı olarak (diğer gazetelerde de yer alan) Türk Silahlı Kuvvetlerindeki değişikliklerden söz etmiş, 4 General, bir Amiral ve 10 Albayın emekli edildiğini, 200 kadar subayın da başka yerlere atandığını  ülkedeki politikacıların çoğunluğunun yeni seçimlere gidilmesi kanısını taşıdıklarını belirtmiştir.

Le Figaro 19 Mart 1971’de “Türkiye’de: Yeni Hükümetin Kurulmasında Milletvekilleri Ordu ile İşbirliği Yapmayı Kabul Ettiler” başlıklı yazıda “Türkiye uzlaşma yolunu seçmiştir” denilerek “Siyasi buhranın patlamasından sonra ilk olarak başlıca siyasi partiler askerler tarafından arzu edilen güçlü bir hükümet kurulması fikrini benimsemiş bulunmaktadır” yorumu yapılmıştır. 

Bu görüşü aynı tarihte İnternational Herald Tribune “Türkiye İçin Çıkar Yol” başlığı ile vermiştir.

20-21 Mart 1971 tarihli İnternational Herald Tribune’de Alfred Findley“Nihat Erim Ilımlı Bir Türk Yeni Kabineyi Kurmakla Görevlendirildi” şeklinde, 20 Mart 1971 tarihli L’Unita’da ”Türkiye Cumhurbaşkanı Nihat Erim’i Başbakanlığa Seçti” cümleleri ile verirken, 22 Mart 1971 tarihli Le Figaro’da ise “Nihat Erim Yeni Hükümeti Kurmakta Bir Çok Zorluklarla Karşılaşıyor” başlıklı yazıda Erim’e Hükümet kurmada öncelikle kendi partinin zorluk çıkardığı vurgulanıyordu.

22 Mart 1971’de The Times’da“Türkiye’de Koalisyon Planları Partinin Bölünmesine Yol Açtı” cümleleri ile ele alınmıştır Yazıda Kurulacak koalisyon Hükümetinde Nihat Erim’i destekleyip desteklememek konusunda çıkan anlaşmazlığın partiyi ikiye böldüğünü, CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit ve tüm merkez yönetim kurulu üyelerinin istifa ettiklerini yazmıştır.

23 Mart 1971 tarihli Le Figaro’da  “Türkiye’de: Başlıca Üç Siyası Parti Erim’i Destekliyor” başlıklı yazıda, Millet Meclisi’ndeki 450 sandalyeden 379’unu elinde tutan üç siyasi partinin CHP, AP ve Güven Partisi’nin Nihat Erim’i desteklemeye karar verdikleri, Demokratik Parti’nin Hükümete katılmadığı anlatılmıştır.

Frankfurter Allgemeine Zeitung 8 Nisan 1971’de “Yeni Türk Hükümeti Parlamentoda Büyük Çoğunluk Kazandı”. Türkiye’nin yeni Başbakanı Nihat Erim’in kurduğu “reform hükümeti” parlamentoya sunduğu programına büyük destek görmüştür. 46 ret 3 çekimser oya karşılık 321 kabul oyu çıkmıştır. Pravda, 9 Nisan 1971 “Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Yakup Demir’in Konuşması”nı vermiştir.

The Tehran Journal 25 Mart 1971’te “Yeni Türkiye Kabinesi” Ankara’daki siyasi kaynaklardan alınan bilgilere dayalı olarak gelişmeleri açıklamıştır.

26 Nisan 1971’de 11 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Bu konu 24 Nisan 1971’de L’Unita’da “Türkiye Hükümeti Sert Sıkı Yönetim Yasaları Öneriyor” başlığı ile verilirken27 Nisan’da International Herald Tribune’de, “Türkiye Büyük Kentlerinde Örfi İdare İlan Ediyor” başlığı altında “Ankara, İstanbul ve İzmir’i içine alan 11 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir” denildikten sonra bu kararı yapılacak olan CENTO toplantısına katılmak üzere Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Rogers ve İngiltere Dışişleri Bakanı Home’un gelmelerinin beklenmesi olarak belirtilmiştir.

Aynı görüş 28 Nisan’da The Times’da Eric Marsden’in “Türkiye’den Anarşiyi Önlemek İçin Sıkı Yönetim Süratle Harekete Geçti” yazısında aynı konuya dikkat çekilerek Rogers ve Home’un ziyaretleri esnasında Batı aleyhtarı gösteriler yapılması ve bunun kontrol altına alınamaması tehlikesine karşı sıkıyönetimin ilan edildiği yazılıyor. Aynı gün Le Figaro haberi “ Ankara Hükümeti Sıkı Yönetim İlân Etti” Le Monde “Türkiye’de Sıkı Yönetim” başlıkları ile vermiştir. 26 Nisan tarihli NewYork TimesTürkiye’de 11 ilde sıkıyönetimin yürürlüğe konduğunu yazmıştır

Combat ise “Türkiye’de 11 İlde, Orduya Gerekli Tedbirleri Alma İnisiyatifi Verildi” diyerek sıkıyönetimin komutanlara verdiği yetkilerden söz etmiştir.

29 Nisan’da The Times’da Eric Marsden yazısında “Türkiye’de Sıkı Yönetim Kabul Edildi Ordu Temizlik Hareketine Devam Ediyor” başlıklı yazısında, 11 ilde sıkıyönetim ilan edildiğini ve İşçi Partisi’nin kararı suçladığını ifade etmiştir.

19 Mayıs 1971 tarihli İnternational Herald Tribune’da “İstanbul’da Silahlı Beş Türk Bir İsrailli Diplomatı Kaçırdı” şeklinde verilmiştir.

Aynı gün konu ile ilgili olarak Le Monde“Türkiye’de İsrail Başkonsolosunu Kaçırılması ile İlgili Türk Hükümeti Kaçıranların İsteklerine Boyun Eğmeyi Reddetmektedir” başlığı atılmış ve konsolosun nasıl kaçırıldığı ve kaçıranların Dev-Genç örgütüne mensup oldukları söylentisinden söz edilmiştir.

Le Figaro ise ”Aşırı Solcular Tarafından Kaçırılan İsrail Başkonsolosunun Bulunması için Türk Makamları Büyük Çaba Sarf etmektedir” başlığını kullanırken Frankfurter Allgemeine Zeitung’da “Ankara, Adam Kaçıranları Ölüm Cezası ile Tehdit ediyor” bilgisi verilmiştir.

21 Mayıs’ta Le Monde, Türkiye İsrail Başkonsolosunun Kaçırılmasından sonra polis bine yakın kişiyi tutuklamıştır”. The Times 24 Mayıs 1971 Eric Marsden, “ Kaçırılan İsrail Temsilcisi Öldürülmüş Bulundu”.

Le Figaro, 31 Mayıs 1971’de “Tüm Tedhişçilerin Yakalanmasına Kadar Türkiye’de Örfi İdare Devam Edecektir”. Yazıda Abdi İpekçi’nin başyazısından söz edilerek tevkif olaylarına değinilmiş, tevkif dalgasının aydınları hedef tuttuğu ifade edilmiştir. Ayrıca özel kütüphanelerin didik didik edildiği, yasaklanmış veya yasaklanmamış kitapların toplatıldığı ve sahiplerinin tutuklandığı bu yüzden birçok aydının kitaplarının bir kısmını imha etmek zorunda kaldığı ifade edilmektedir.

Le Monde 2 Haziran 1971 tarihli “Türkiye’de” başlıklı yazıda Sibel Erkan’ı kaçıranların 48 saatlik bir kuşatmadan sonra yakalandıkları belirtildikten sonra Türk okuyucusundan alınan bilgilere dayalı olarak İsrail Başkonsolosu Efraim Elron’u kaçıranların ve öldürenlerin aranması Türk soluna karşı baskı kampanyasının arttırılmasına yol açtığı, Dev-Genç, Türk Devrimci Doğu Kültür Ocakları ve Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonunun kapatıldığı, bilgisi verilmiştir.

 Le Figaro 8 Haziran 1971’de “Etkililik ve Özgürlük Arasında Türkiye” başlıklı yazıda, “Reformları beklerken Türkiye’nin gündeminde normale dönme yer almaktadır.” denilmektedir.

12 Mart 1971 de başlayan ve 14 Ekim 1973’te yapılan genel seçimlere kadar süren bu dönemde askerlerin istekleri doğrultusunda dört hükümet kurulmuş, reformlar planlanmış, alınan önlemlerle anarşik olayların önü alınmaya çalışılmıştır. Ne var ki, istenilen reformlar yapılamadığı gibi anarşik eylemlerin de önünü alınamamıştır.

Demokrasiyi kesintiye uğratan bu durum içeride olduğu kadar dış basında da oldukça önemli bir yer tutmuştur. Dış basın olayları yakından takip etmiş, gelişmeler hakkında günü gününe bilgiler vermiştir.

Bazı basın organları konuya ideolojileri doğrultusunda bakarak yorumlarını o doğrultuda yapmıştır. Haber kaynakları olarak daha çok iç basın ile görgü tanıklarına dayandıkları görülmüştür’’

 Konda Araştırma Medya Araştırması

Konda araştırmasına göre Gazete okuyan gençlerin oranı 2008'de yüzde 72 iken 2018'de bu oran yüzde 22'ye düştü.

Milliyet Gazetesi Yazılı Medyadan Çıkmıyor

Medya dünyasında son dönemin galiba en popüler konularından biri Milliyet’e ömür biçmek... Bu iddiaları ortaya atanlar,resmen açıklamalar yapılmasına karşın,algı oluşturmayı bırakmıyorlar. Geçen Kasım’dan bu yana belli aralıklarla bazı köşelerden , sosyal medya hesaplarından  “Milliyet kapanıyor”  yazıları sürdürülüyor.

Önce İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal’ın imzasıyla “Milliyet Gazetesi 68 yıllık geçmişi ile daima Türk basınının en önemli yayın kuruluşlarından biri olmuştur. Demirören Medya Grubu çatısı altında, geleneklerine bağlı olarak yayın hayatına dün olduğu gibi, bugün ve yarın da sadece bir internet sitesi olarak değil, basılı olarak da devam edecektir.’’  şeklinde açıklama yapmıştı..

Kapanma yazıları sürdü. Bu sefer, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mete Belovacıklı, kapanmayı yalanladı. Üfürmelere cevap verdi:

“Milliyet kapanıyor mu?” Yanlış bir soru.  “Milliyet kapanıyor.” Yalan haber. Doğru olan; Milliyet kapanmıyor.

Milliyet her zaman ilkeleriyle, meslek ahlakıyla yoluna devam etti. Etmeyi de sürdürecek. Ve Milliyet, yeni medya düzeninde yeni açılımlarla, yeni bir anlayışla, kaliteli haberciliğiyle, dijital dünyayı da içine alan medyayla zaman zaman rekabet ve işbirliğinin önemini bilerek; prestijini ve kazanımlarını korumaya, okuruyla var olmaya devam edecek...

Mete Belovacıklı,,dünya basının içinde bulunduğu duruma parmak bastı: Bakın dünya basınına! Köklü bir geçmişi olan, markasıyla, ismiyle var olan gazetelere... Hemen hepsi yeni medya düzeninde ‘yeniden’ yer almak için çabalıyor. Hiçbiri tek başına değil. Geleneksel medyayla dijital medyayı buluşturuyorlar. İkisinin de kazanımlarını bir araya getirerek, yani güç kaynaklarını birleştirerek dünya medyasında ‘hibrit’ gazeteciliği olarak tanımlanan ve bir çeşit yeni medya düzeninin yarattığı en elverişli durumla bizi tanıştırıyorlar.

Dolayısıyla Türkiye medyası da dâhil olmak üzere dünya medyasının geçirdiği dönüşümü bazı gazetelerin ya da gazetecilerin öç alma meselesine dönüştürmesi, ‘sevinçle’ karşılaması, bunu bir hesaplaşma meselesi haline getirmeleri süreci yorumlamaktan uzak bir zihniyette ısrar etmelerinin sonucudur’’

Rtük'ten Yayın Yasaklarına Sınırlama

Radyo, Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, "Bundan böyle yayın yasaklarının ucu açık olmayacak. Süresi ve hangi konuları kapsadığı belirlenecek" dedi.

RTÜK Başkanı Şahin,  Üst Kurul olarak yeni dönemde, yeni bir vizyona bürünmek istediklerini söyledi. Şahin, sektörü denetlemenin ötesine geçip, önünü açmaya yönelik düzenlemeler yapmayı planladıklarını belirtti.

Şahin, yayın yasaklarının çerçevesinin belirsizliği yönünde şikayetler aldıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yayın yasakları önemli bir konu. Özellikle terör gibi infial uyandıran olaylarda yayın yasakları getirilebiliyor. Fakat yayın yasaklarının ucu açık olduğu, süresinin bellli olmadığı ve neyi kapsadığının anlaşılmadığı yönünde şikayet oldu. Biz de bunu haklı bulduk. Belki kanun değişikliği ihtiyacımız olacak. Bundan böyle yayın yasaklarının ucu açık olmayacak. Süresi ve hangi konuları kapsadıkları belirlenecek. Yayın yasaklarını mahkemeler veriyor. Bu mahkemelerle yapacağımız görüşmelerde hem süresini hem de konusunu belirteceğiz. Yayın yasağı kararı aldığımızda, kuruluşlar bunun neyi kapsadığını tam anlayamıyor, ne kadar süreceğini bilmiyor olabiliyorlar. Olay bitiyor ama yayın yasağı hala devam ediyor. Böyle bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Bunu ortadan kaldıracağımız bir çalışma yapılacak."

Expochanel Tv Satılıyor

Yayın hayatına 2002 yılında başlayan ve iş dünyası ile piyasalara ilişkin yayın yapan ekonomi kanalı 'Expo Chanel' ile 'Telemarketing TV' kanalları satılıyor. İki kanalı satın almak için Denge Yatırım Holding'in temeaslara başladığı belirtildi.

Denge Yatırım Holding, bünyesinde 'Expo Chanel' ile 'Telemarketing TV' kanallarını bulunduran Yeni Renkler Televizyon Yayıncılık Yapımcılık'ı satın almak için çalışmalara başladı.

2004 yılında kurulan Denge Yatırım Holding, ağırlıkla

iç ve dış ticaret, finansal hizmetler ve enerji sektörlerinde çalışıyor.

Yeni Bir Haber Kanalı Kuruluyor

Yeni bir haber kanalı daha kuruluyor. Sektöre iddialı bir giriş yapmaya hazırlanan kanalın, çalışmaları, adı, açılma tarihi ve transferleri ise sır gibi saklanıyor. Bir süre önce Show Radyo ve Radyo Viva'yı bünyesine katan 3N Medya, medya sektöründeki yerini genişletiyor.Necat Gülseven'in sahibi olduğu 3N Medya'da, Türkiye'nin ilk ev dekorasyon kanalı Bizimev Tv de bulunuyor.

Yeni haber kanalı için Mecidiyeköy'deki Profilo Alışveriş Merkezi'nde 1500 m2'lik bir alan tutuldu. Son teknoloji cihazlar satın alındı. Haber Merkezi için 2 büyük stüdyo yapıldı..

Türk Dizilerinin Önü Açılıyor

(Yeni Şafak Gazetesi yazarı Ali Saydam yazısı)

‘’Kamu Diplomasisi Aracı Olarak Türk Dizileri Çalıştayı.İstanbul’da ,Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü tarafından düzenlendi.

İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yolcuve  İletişim Başkanlığı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. M. Zahid Sobacı açılış konuşmaları yaptı.

Başkan Yardımcısı, açılış konuşmasında günün çerçevesini çizdi ve İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’un kaleme alarak bu Çalıştay’da okunmasını istediği mesajlarını dile getirdi. İletişim Başkanlığı’nın hangi konuların üstesinden başarıyla geldiğini, hangi hususlarda gelişme alanlarının bulunduğunu anlamak için bu konuşma bir kılavuz niteliğindeydi.

Konuşmaların ardından Dekan beyin yönettiği paneli izleme olanağı bulduk. Timur Savcı (Muhteşem Yüzyıl – yapımcı), Halit Ergenç (Vatanım Sensin – oyuncu), Osman Sınav (Deliyürek - yapımcı), Birol Güven (Çocuklar Duymasın - yapımcı) son derece önemli ve yönlendirici tespitlerde bulundular.

Bilindiği gibi Türk dizileri, dünyada en çok talep gören dizi yapımları içinde. Amerika’dan sonra 2. sırada yer alıyor. Konuşmacılar, 800 milyon kişiye ulaşıldığını tahmin ediyorlar. İhracat rakamı 350 milyon doları aşmış. 2023 hedefi, 1 milyar dolar. Ancak sorunlar var:

Mevzuat hazretleri burada da her türden oyunu oynuyormuş. Vilayetten izin, polisten izin, belediyeden izin, devlet kurumlarından izin ve hepsine ayrı ödemeler… Ülke markasını ve onunla ilgili ayrıntıları göstermeye mevzuat engeli. Neredeyse sansür denecek kadar ağır, ürün yerleştirme engeli.

Bir de Türk dizilerinin alıp başını gitmesinden rahatsızlık duyan, başta Amerika olmak üzere çeşitli rakip ülkelerin Türk dizilerinin önünü kesmek için ortaya koydukları bazı ayak oyunları…

Öte yandan, kamu diplomasisi meselei Türkiye’de henüz emekleme döneminde… Kamu diplomasisi koordinatörlüğü kurulalı, şunun şurasında dokuz yıl olmuş. İletişim Başkanlığı altında yeniden yapılandırılması ise bir yıl. Bütçesi ve kadrosu, yeni yeni oluşturuluyor.

ABD’de, Amerikan hayat biçiminin, kültür ve değerlerinin ve nihayet uluslararası düzeydeki tezlerinin yayılması için harcanan bütçenin milyarlarca dolar tuttuğunu biliyoruz. 2016 bütçesi 2.031 milyar, 2017 ise 1.968 milyar dolarmış. Toplamda 81,5 milyar dolar olarak açıklanan istihbarat bütçesi … Mesela, Hollywood yapımlarına ayrılan rakamlar asıl bu bütçeden çıkıyormuş.

Amerika’nın 177 ülkede kamu diplomasisi operasyonu varmış… Türkiye, Amerika’nın en çok para harcadığı 17. ülkeymiş.

Bu karşılaştırmaya bakıldığında bizim dizi filmcilerin, yapımcı olsun yayıncı olsun, büyük iş başardıklarını söylemek, haklarını teslim etmek gerekir.

İletişim Başkanlığı çok doğru bir işe girişmiş. Çalıştay bir sonuç bildirgesiyle bitecek. Ondan sonrası ise tüm tarafların çabasına kalmış.

İstanbul Film Festivali’ne doğru…

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği, Türkiye’nin en önemli sinema festivallerinden olan İstanbul Film Festivali, 5-16 Nisan tarihleri arasında 38. kez sinemaseverlerle buluşacak. 38. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye ve dünya sinemasının en nitelikli ve başarılı örneklerinin yanı sıra söyleşiler ve atölyeler gibi pek çok etkinlik yapılacak.

İstanbul Film Festivali dünya sinemasının en yeni örnekleri, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve kült yapıtların aralarında bulunduğu 175 uzun metrajlı ve 11 kısa filmden oluşan zengin programıyla, sinefiller ve festival takipçileriyle buluşacak. Festival kapsamında 12 gün boyunca, 19 bölümde 45 ülkeden 187 yönetmenin toplam 186 filmi gösterilecek. Festivalde gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek sohbetler, atölyeler, konserler ve özel etkinlikler de yer alacak.

İstanbul Film Festivali’nin programı 13 Mart Çarşamba günü İKSV’nin düzenlediği basın toplantısıyla açıklandı. Toplantının açış konuşmasını İKSV Genel Müdürü Görgün Taner yaptı. Taner festivalin içeriğini şöyle açıkladı:“İlk İstanbul Film Festivali’nden bugüne geçen süreçte çok şey değişti; sürdürülebilirlik, dijitalleşme gibi kelimeler artık hayatımızda çok sık kullanılır oldu. Özellikle dijitalleşme hayat pratiklerimizi, kültür-sanata yaklaşımımızı ve tüm davranışlarımızı değiştirdi ama özünde bazı özlem ve ihtiyaçlarımızın 2019 yılında da aynı olduğuna inanıyorum: Türkiye’den ve uluslararası arenadan özenle seçilmiş yapımlardan oluşan bir program görmek, bize düşünsel açıdan zevk veren bir kültürel-sanatsal etkinlikte, fiziksel olarak var olmak, sinema ustalarının, yeni yeteneklerin yapımlarını büyük ekranda, hakkını vererek, heyecan içinde izlemek...”

İstanbul Film Festivali direktörü Kerem Ayan ise festival programı ve etkinlikleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler aktardı. Ayan, Uluslararası Yarışma, Sinemada İnsan Hakları Yarışması, Ulusal Yarışma, Ulusal Belgesel Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması’nda yer alan filmleri açıkladı.

Sinemaya yeni bakışla

İstanbul Film Festivali Uluslararası Yarışma bölümünde festivalin büyük ödülü Altın Lale için, “sinemaya yeni bakışlar” temasını izleyen filmler yarışıyor. Programda 10 ülkeden 12 film yer alıyor. Uluslararası Yarışma jürisinin başkanlığını, çektiği filmlerle dünya çapında ses getiren yönetmen Lynne Ramsay üstleniyor. Uluslararası Yarışmanın diğer jüri üyeleri ise, Kanadalı yönetmen Philippe Lesage, ödüllü oyuncu Damla Sönmez, İrlanda’nın tanınmış ve saygın yeni nesil oyuncularından Moe Dunford ve Berlin Film Festivali Avrupa Film Marketi direktörü Matthijs Wouter Knol’dan oluşuyor.

Ulusal Yarışma’da ise Altın Lale Ödülü için, yapımı 2018-2019 sezonunda tamamlanan 9 film yarışacak. Ulusal Yarışma Jürisi En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Müzik olmak üzere toplam 9 dalda ödül verecek. 38. İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarışma filmlerini değerlendirecek olan Ulusal Yarışma Jürisi’nin başkanlığını ise yönetmen Ümit Ünal yapıyor. Ulusal Yarışma Jürisi’nin diğer üyeleri, görüntü yönetmeni Andreas Sinanos, oyuncular Derya Alabora ve Alican Yücesoy ile yazar ve senarist Gaye Boralıoğlu.

İstanbul Film Festivali tarafından sinemaya gönül ve emek veren isimlere takdim edilen Sinema Ödülleri, 4 Nisan Perşembe gecesi UNIQ İstanbul’da gerçekleşecek 38. İstanbul Film Festivali Açılış Töreni’nde verilecek. Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü ise usta yönetmen Şerif Gören’e sunulacak. Sinema Onur Ödülleri ise oyuncu ve yapımcı Göksel Arsoy ile oyuncu Selda Alkor’a, Sinema Emek Ödülü ise akademisyen Jak Şalom’a verilecek.

İstanbul Film Festivali’nin en ilgi çeken bölümlerinden Galalar’da, geniş kitlelere seslenen, ünlü oyuncuların usta yönetmenlerle buluştuğu, gişede yıldız olan filmler Türkiye prömiyerlerini yapacak. Galalar bölümünde bu yıl gösterilecek filmler arasında İngiliz tiyatro ve sinemasının en üretken isimlerinden Kenneth Branagh, Shakespeare’in kendi hayat hikâyesinden bir kesiti sinemaya aktarıyor: