Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Küresel Enflasyonun Bedeli

Bu yazı 06/04/2022 tarihinde yayınlanmıştır.

* SDE Ekonomi ve Finans Koordinatörü Prof. Dr. Abuzer Pınar


Ülkemizde bir nesil enflasyonsuz bir hayatı bilmez. Bir nesil de yeni tanışıyor. 1970’lerin başından itibaren petrol şokları ile başlayan süreçte küresel düzeyde yüksek enflasyon sürecine girildi. Gelişmiş ülkelerde hem enflasyon hem de işsizliği arttıran ve ekonomik büyümeyi sekteye uğratan stagflasyon sorunu ortaya çıktı. O güne kadar bir ekonomide ya enflasyon ya da işsizlik yüksek olur düşüncesi hakimdi. Ama bu olaydan sonra beterin beteri olduğu da görüldü. Yani her iki sorun beraber yaşanabilirdi.

İthal ikamesi stratejisi ile sanayi üretimini sürdürdüğümüz bu dönemde bizde bedeli daha da ağır oldu. Zira ara malını dışardan satın alıp yurt içerisinde üretim yapıyorduk. Döviz kuru patlayınca ve işçi dövizleri yetmemeye başlayınca üretim zora girdi. Enflasyon daha da azdı ve nihayet bu süreç enflasyonun zirve yaptığı 1980 yılında alınan 24 Ocak kararları ile sonuçlandı.

Sonrasında ihracata yönelik büyüme stratejisine geçildi. Bu strateji döviz darboğazını aşmak için döviz kazancının arttırılmasını gerektiriyordu. Bu kaynak da esasen ihracattı. İhracatın arttırılabilmesi için yurtiçi talebin kısılması gerekiyordu. Bunun da en önemli aracı yurtiçi alım gücünün düşürülmesinden geçiyordu. Yaklaşık 20 yıl yüksek enflasyonla yaşadık. 1980’lerde bir süre idare ettik ama 1990’larda siyasal istikrarsızlığın da etkisiyle durum daha da kötüleşti. Nihayet ekonomimiz 2001 yılında dibe vurdu.

Sonrasında merkez bankası ve maliye yönetiminde yapılan reformlarla enflasyonla mücadele başladı. Küresel finans bolluğunun da yardımıyla enflasyon ciddi bir şekilde düşme eğilimine girdi ve bir neslin bilmediği tek haneli enflasyonla tanıştık. Bu eğilim 2016 yılına kadar devam etti. Şimdilerde ise bir neslin bilmediği yüksek enflasyon sürecine yeniden girdik.

2000 sonrası küresel finans bolluğu 2009 ABD mortgage krizi ile sona erdi ve o gün bugündür pek de toparlandığı söylenemez. Üzerine Covid19 geldi. Tam düze çıkıyoruz derken Rusya-Ukrayna krizi patlak verdi. Ardarda gelen bu sorunlar enflasyonu küresel düzeyde tetikledi. Şu an artık bir süre enflasyonla yaşayacağız gibi görünüyor. Başta ABD merkez bankası olmak üzere gelişmiş bütün ülkelerin merkez bankaları ya faiz arttırıyorlar ya da arttırmak için plan yapıyorlar. Bu da ekonomik daralma ve bir miktar işsizlik demek.

Bir mesele var ki enflasyonun da bir bedeli var, enflasyonu düşürmenin de. Ancak enflasyonun düzeyi farklı kesimleri ve sektörleri vurur. Ekonominin bütün kesimlerine simetrik yansımaz. Enflasyon yükselirken, buna karşı korunabilen kesim daha az etkilenir ya da hiç etkilenmez, hatta yararlanabilir de. Mesela serveti olanlar daha da zenginleşebilir. Ya da geliri de döviz cinsinden olan kesimler artan fiyatlara karşı korunabilir. Ancak başta ücretli çalışanlar olmak üzere sabit gelirliler en iyi ihtimalle mevcut durumu sürdürebilir. Fiyat artışlarındaki asimetrik yansıma kiracıları ciddi olumsuz etkileyebilir mesela. Veya şimdilerde olduğu gibi gıda fiyatları üzerinden alt gelir grubundaki aileleri daha fazla etkileyebilir.

Enflasyonu düşürmenin de bir bedeli var elbette. Parayı azaltıp devlet harcamalarını kısacaksınız. Paranın azalması ile kredi kanalları daralırken varlık fiyatları düşme eğilimine girer. Mesela konut kredisi azaldığı için ev fiyatları durgunlaşır ve fazla satın alan olmaz. Bu süreç servet artışlarını sınırlar. Tüketici kredileri azalırken alış-veriş de durgunlaşır. Devlet harcamalarını azaltmak demek ise başta kamu çalışanlarının ücret artışlarını sınırlamak demek. Bu da bir kesimin alım gücünü sınırlar.

Yani enflasyonu düşürmenin de bir bedeli var. Mesele ince bir ayarla bu bedeli kime ödeteceğinizdir. Bedeli kimin ödediğine bağlı olarak siyasal yansımaları da olacaktır. Açık olan şu ki geniş kitlelerin etkilendiği enflasyonist veya anti-enflasyonist politikaların siyasal etkileri de daha geniş çaplı olacaktır.

İşin küresel boyutunda da durum farklı değil. Küresel finansı kontrol eden büyük ekonomiler parayı istedikleri gibi ya da en azından kendi ulusal çıkarlarının gerektirdiği şekilde yönetirler. Özellikle ABD bunu hep yaptı. Şu an itibariyle ABD merkez bankasının bilançosu tarihi yüksek düzeylerde büyüdü. Yani piyasaya kontrolsüzce para verdi. Mortgage krizi sonrasında bastığı dolarlar sekiz kattan fazla arttı. Bu artış başlangıçta finans sahiplerinin spekülatif davranışları ile küresel maliyetleri patlattı. Ama şimdi döndü kendisini de vurmaya başladı. Son kırk yılın en yüksek enflasyonu ile karşı karşıya. Yani enflasyon artık ABD dahil hiçbir ülkeyi dışarda bırakmayacak şekilde küreselleşti. 

Şimdi ne olacak? Olacak şey ortada. Faizler artıyor ve artacak. Bu da ekonomileri bir miktar daraltacak. Her ülke de bundan bir ölçüde nasibini alacak. Eski zamanlar olsaydı muhtemelen ABD kendi maliyetini de dünyaya ödettirecekti belki. Lakin içerisinden geçtiğimiz dönemde işler değişiyor. ABD ve dolara karşı bir tepki oluşmaya başladı. Sadece Rusya’nın fevri çıkışları değil. Başta hızla büyüyen Çin olmak üzere bir süredir böyle bir eğilim var ve daha da büyüyecek gibi görünüyor.

Bu sürecin bedelini kim öder? Uluslararası güç dengeleri ve ulusal düzeydeki yönetim becerileri bunu belirleyecek elbette. Ve tabi ki siyasal öncelikler…