Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kararnameyle Yazılan Tarih

Köksal ÇİFTÇİ
24 Nisan 2019 09:21

Fransa 24 Nisan’ı “Ermeni Soykırımı Anma Günü” yaptı. 

Konuyla ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, 10 Nisan Perşembe günü, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından imzalandı.

Türkiye’nin bütün itirazlarına kulak tıkayan Macron inadından vazgeçmedi.

“Ben, Emmanuel Macron Hazretleri, Diyorum ki !!!”

Bundan böyle her yıl 24 Nisan günü, Paris’te bir anma töreni düzenlenecek.

Benzer törenler, valilerin öncülüğünde, ülkenin diğer bölgelerinde yapılacak.

2001 yılında Meclis kararıyla resmen tanınan sözde Ermeni soykırımı, bu yetmiyormuş gibi, 2019-291 numaralı kararnamesinin yürürlüğe girmesiyle, ayrıca anılacaktır.

Fransız Ulusal Meclisi bu kararı almaya hazırlanırken aklıselim birkaç kişi tarihin tarihçilere bırakılması gerektiğini vurguladı.

Devlet adamı, Clemenceau’nun “Savaş, askerlere teslim edilmeyecek kadar ciddi bir meseledir” demişti.

Bu sözü, tam anlamıyla, bizi ilgilendiren meseleye uyarlamak mümkün.

Tarih, bir avuç sivri ve uzun dişli siyasetçiye bırakılmayacak kadar önemli bir konudur.

Gelin görün ki Fransa Ulusal Meclisinin bile boyunu ve haddini kat kat aşan bir hadisede, bir kişi, üstelik KARARNAME marifetiyle, hüküm veriyor:

“Sa majesté Emmanuel Macron, Président de la république française”.

(Fransa Cumhurbaşkanı, Emmanuel Macron Hazretleri)

Yani bu işin esası kadar usulü de rencide edicidir.

Zira bu “kararname” kelimesinin Fransızcada karşılığı “décret” sözcüğüdür.

Ad olarak kullanılan “décret”, “décréter” fiilinden gelmektedir.

Bu fiilin Türkçede tam karşılığı ise “OTORİTE ile (veya otoriter) karar almak”.

Yani “Ben böyle diyorsam, böyledir” anlayışı. 

“Kızım Sana Derim, Gelin Duysun İsterim”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Antalya'da yapılan NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) toplantısında Fransız parlamenter Sonia Krimi'nin 1915 olayları ile ilgili çıkışına verdiği yanıt, Türkiye’nin bu konuda tahammülünün kalmadığını gösteriyor.

“Türkiye’ye ders verebilecek en son ülke Fransa’dır. Çünkü Ruanda’da olanları unutmadık. Cezayir’de olanları unutmadık. Fransa önce kendi karanlık tarihine baksın... Biz de bu şekilde haddinizi bildirmeye devam edeceğiz. Gerçekleri söylemeye devam edeceğiz, alışacaksınız!"

Diplomatik dili bir kenara koyan bu cevabın gerçek adresi o gün o salonda bulunan konu mankeni vekil değildi herhalde.

Bakanın öfke dolu başkaldırı içeren açıklamasının en önemli sebebi olarak skandal kararnameyi, muhatap olarak ise Emmanuel Macron’u görmek  mümkündür.

“Pavlov Sendromu”

Sayın Çavuşoğlu’nun bu çıkışının özünde, Fransa başta olmak üzere, eskimiş çağın ve “Yaşlı Kıtanın” sömürgeci ülkelerine bir uyarı vardır:

Dünya eski dünya olmadığı gibi Türkiye de eski Türkiye değildir.

Bu gerçeği gördüğü halde direnen bir yerleşik düzenin horozları var karşımızda.

Pavlov’un “şartlanmış köpeği” edasıyla hep aynı retorik, hep aynı oyunların peşindeler.

Hem kendilerini hem dünyayı “Kaybolmuş Zamanın” emperyalist Fransa’nın hatırasını diri tutmaya çalışıyorlar.

Heyhat, “Güçlü olan kaslarını gizler. Horozdur hep öten; 

Hiç tosunun bağırdığını duydunuz mu?”

Felix Leclerc (yazar-sanatçı) 

Türk Devletine karşı hoyratça kullandıkları, kala kala iki silah kalmıştır ellerinde.

Biri Kürt silahı diğeri Ermeni silahı.

İkisi de pas tutmuş eski tüfek.

Verdiği hasar gürültüden ibaret.

 

“Tarih beni hoşgörecektir. Çünkü onu kendim yazacağım”

(Winston Churchill)

Dışarıdan açık ve net görünen gerçek şudur:

Türkiye, Milli savunma ve ekonomik alanlarda güçlendiği nispette istismar alanları daralacaktır.

Bunu Suriye’deki terör odaklarına karşı yürütülen operasyonlarda gördük.

Her yeni yasa tasarısında her yeni karar veya kararname ile biraz daha bayatlayan ermeni meselesinde görüyoruz, göreceğiz bunu.

Malumun ilanı olacak belki ama yine de hatırlatalım.

Batılının gözünde güçlü olan her zaman haklıdır.

Onlarca örnek saymak mümkündür bu konuda.

-Güçlü iken Elysée Sarayının bahçesinde çadır kurmasına izin verilen Albay Kaddafi’nin, kullanma tarihi geçince, hazin sonunu kimse unutmadı,

-İç savaşın en şiddetli döneminde, zayıf düşen Beşar Esad, “halkını katleden eli kanlı diktatör” idi ve bırakın muhatap alınmayı, yargılanması gerekiyordu. Rusya’nın desteğiyle durumu lehine çevirdikten sonra, eli güçlenen Esad, yeniden “Suriye’nin meşru başkanı” oluverdi.

Türkiye güçlendikçe haklı olacaktır, haklı oldukça da güçlenecektir.

Güçlü Türkiye’nin yazacağı Tarihin kendisinden hariç kimseye hoşgörü borcu olmayacaktır.

Sonuç olarak:

-Fransız yöneticilere kararname ile tarih yazmanın “deli doktor” işi olduğunu hatırlatalım.

“Bu icadın” yaygınlaşması durumunda yarın bürgün Afrika Ülkelerinden üzerinize yağmur gibi  kararname yağar ve sizler “kararname manyağı” olursunuz.

-Türk Devletini yönetenlerden ise bugünlerin unutulmamasını bekliyoruz.

Özellikle sıkıştığı köşeden, Türkiye’yi köşeye sıkıştırarak, çıkmaya çalışan sıradan devletlerin sıradan adamlarını.

 

Çünkü ünlü Filozof Nietzsche’nin dediği gibi:

“Geleceğin insanı en uzun hafızaya sahip olanıdır.”