Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Cihatçıların Dönüşü: Düşünmekte Fayda Var

Köksal ÇİFTÇİ
30 Kasım 2019 14:12

Önce, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan “Biz kimsenin DEAŞ mensubunun oteli değiliz. Teröristler ülkelerine geri gönderilecek” açıklaması geldi.

Ardından, Washington’da DEAŞ’la Küresel Mücadele Koalisyonu Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye’deki yabancı terör savaşçılarının vatandaşı oldukları ülkelerce geri alınması gerektiğini belirterek, “Bölgemiz yabancı terör savaşçıları için bir çöplük alanı değil ve olamaz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise DEAŞ'lı teröristlerin ülkelerine iadesinin başladığını belirterek bu ülkelerde bir telaşın başladığını söyledi. Erdoğan, teröristlerin sınır dışı edilmesine ilişkin "Bugüne kadar biz düşündük bundan sonra da onlar düşünsün" dedi.

Bir süredir hasıraltı edilen AB kökenli DEAŞ’lıların durumu, birliğe ait ülkelerde, yeniden gündemin ilk sırasına oturdu. Konunun, Hollanda ile birlikte, en alevli biçimde tartışıldığı ülke şüphesiz Fransa’dır.

Medya ve siyaset kurumunun tribünlere dönük yaygarasına rağmen Fransa Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasında, 2014 yılından beri hukuki altyapısı bulunan bir süreç düzenli şekilde işliyor.

“Cazeneuve Protokolü”

İsmini, dönemin Fransız İçişleri Bakanı, Bernard Cazeneuve’den [1] alan söz konusu protokol iki ülke arasında Eylül 2014’de imzalandı.  O tarihte, Türkiye’nin sınır dışı ettiği üç DEAŞ’lı teröristi, Fransız polisi başkent Paris Havalimanında beklerken adamlar ülkenin sekiz yüz kilometre güneyindeki Marsilya’ya iniş yapmışlar idi. Neyse ki teröristler kendiliğinden polise teslim olmuşlardı. Mizah konusu olan güvenlikten sorumlu yetkililer suçu (sözde) kendilerine “bilgi vermeyen Türk makamlarına” atarak durumu idare etmişlerdi.

Cazeneuve Protokolü böyle durumların tekrarlanmaması için düşünülmüş ve uygulamaya konulmuştur.

“Çocuklarımızı Bırakırsak İnsanlığımızı Terketmiş Oluruz”

Bu çerçevede ve Türk yetkililerin açıklamalarını müteakiben geçtiğimiz günlerde, çoğu çocuk ve kadın olmak üzere, toplam on bir DEAŞ üyesinin Fransa’ya gönderilmesi gündeme gelmiştir.

Bu kişilerden üçünün avukatlığını yapan Marie Dosé  “aralarında bu yazın Ayn’el İsa kampında doğan bir bebek var” diyerek kamuoyunu bu konularda daha merhametli olmaya çağırıyordu aslında.

Buna benzer bir açıklamada, yine DEAŞ’a katılan kadınların avukatlarından, Sophie Mazas’ tan geldi: “Biz eğer cihatçıların çocuklarını orada bırakırsak aslında insanlığımızı terk etmiş oluruz.”

Bu çıkışların muhatabı Suriye’den dönüşlere kesinlikle karşı çıkan Fransa kamuoyuydu.

Söz konusu insanların potansiyel tehlike oluşturmayan çocuk ve kadınlardan oluşuyor olmasına rağmen.

Konu suça bulaşmış, eli silah tutmuş, teröristlere gelince tepkilerin dozu katbekat artıyor tabii ki.

Hatta radikal ve kökten çözümler önerenler var.

Örneğin bir kaç ay önce İçişleri Bakanı Christophe Castaner şu açıklamayı yapmıştı:

“Amerikalılar Suriye’den çekiliyorlar. Şu anda hapiste bulunan ancak Amerikalıların çekilmesi ile serbest kalacak insanlar vardır. Bu insanlar Fransa’ya dönmek isteyeceklerdir.

Bunlar cihatçı olmadan önce Fransız’dır. Bazıları döndüler, onları tanıyor ve hapse koyuyoruz. Dönecek olanlar hapse gideceklerdir.” [2]

Bu olasılığı reddeden bazı siyasetçiler devletin her türlü yönteme başvurmasını talep ettiler.

Pierre Henri Dumont bunlardan birisi:

“...başka bir seçenek vardır, o da bu kişilerin yok edilmeleri.. Hiçbir zaman Fransa’ya dönmelerine izin vermemeliyiz. Onları orada öldürülebilirler, yani nokta suikastlar olabilir. Bu her zaman yapılmıştır.” [3]

Bu ve benzeri çıkışları çoğaltmak mümkündür. Karşımızda abide gibi duran bir gerçek var:

Beşikteki bebeklerden korkan ve öz evlatlarını boğazlamak isteyen, aynı zamanda öz evlatları tarafından boğazlanmak istenen, bir Batı toplumu.

Batı ve tabii ki Fransa, bu noktaya nasıl gelindiğine bakmalıdır.

DEAŞ’a katılan Fransız gençler hangi nedenle “Ülkemize karşı savaş açan gruplara katılarak, topraklarımızda iğrenç terör eylemleri gerçekleştirerek, Fransa ile bağlarını koparmışlardır..” tespitini yapanlar bunun sebebini araştırmalıdır.

Genelde göçmen çocuklarıdır. Suriye ve Irak’taki cihatçı örgütlere katılmak üzere ülkelerini terk eden gençler. Bunların birçok alanda ayrımcılığa maruz kaldıkları biliniyor:

  •       İşsizlik alanı (genel toplumda oranı 9% olarak ifade edilirken, yabancı kökenli gençlerde bu rakam 20/25%leri buluyor)
  •       Konut edinme alanı
  •       Adalet alanı
  •       Kültür ve Bilgiye ulaşım (eğlence yerlerine, seçkin mekânlara giriş engeli)

Bütün olumsuzluklara günlük hayatta karşılaştıkları ırkçı söylemler, bazen eylemler, eklenmeli. Sosyologlar, psikologlar ve genel anlamda bilim insanları bu noktalara dikkat çekerken “Çözüm üretmek için sorunları anlamak gerekir” dediklerinde şu itiraz ile karşılaşıyorlar:

“Anlamak, anlatmak birazcık da bahane bulmak ve affetmektir...” [5]

Yani, akılcılığın (Rasyonalizm) ve mantıklı düşüncenin babası olarak bilinen, Descartes’in ülkesi Fransa’da, duygu ve demagoji hakim.

Dün bu gençlerin niçin terör örgütlerinin “ölüm vaatlerine” uyarak gittiklerini anlamak istemeyenler, bugün de neden geri kabul edilmelidirler diyenlerin karşısına aynı katı düşünceyle karşı çıkıyorlar.

Oysa, bu işler “ben istemiyorum” demekle olmuyor, olmadığını da en iyi iktidar biliyor.

Bunu, hükümetin istihbarat servislerine hazırlattığı ve cihatçıların dönüşünü düzenleyen, çok ayrıntılı bir raporun basına sızmasından anlıyoruz. [6]

Çünkü eninde sonunda bu insanların dönüşüne karşı durmak ne hukuki ne ahlaki ne mantıki açından sürdürülebilir değildir.

  • Gerek hukuk gerek ahlak; geri kabulü gerektirir.

Fransa’nın resmî duruşuna göre “Suçlu, suçu işlediği yerde yargılanmalıdır” yani Suriye, olmadı Irak’ta. Uzaylıya sorsanız uzaylı bilir ki Fransa idam cezasına karşıdır.

Ne var ki adı geçen ülkelerin yasalarında bu ceza mevcuttur.

Bu şartlarda Fransa kendi vatandaşını “koruma ve kollama” ilkesini çiğnemeyi göze alabilir mi?

Alamaz! Alamadığına göre ne buyuruyor Fransa Hazretleri?

“Benim teröristimi SİZ yargılayacaksınız, vereceğiniz cezayı ise BEN onaylayacağım. Bu arada teröristimin bakımı ve durumu düzgün olacak...”

Birazcık karikatürize ettiğimiz Fransa’nın bu tutumu, abartılı olacak ki, en son “DEAŞ’a karşı koalisyon ülkeler” toplantısında ABD Dişiler Bakanı Pompeo Fransa’yı “sorumlu” davranmaya çağırmıştır.

  • Akılda, mantıkta geri kabulü işaret ediyor.

Meseleyi Ulusal Güvenlik açısından ele alan uzmanlardan, Terörizm Analiz Merkezi Başkanı Jean-Charles Brisard, teröristlerin Fransa’ya dönüp kendi ülkelerinde yargılanmaları gerektiğini savunuyor. Sahip çıkılmadığı takdirde bu teröristlerin ortalığa savrulup ve nihayetinde serbest kalma ihtimali bulunduğuna dikkat çeken Brisard böyle bir durum Fransa için çok daha tehlikeli olacağını savunuyor ve ekliyor:

“Cihatçılar, geri getirilirse, terör suçundan dolayı çok ağır hapis cezalarına çarptırılacaktırlar.” [7]

Bu tezi savunan kişiler şu fikri öne sürüyorlar:

“Nerde oldukları ne yaptıkları belli olmayan teröristler, hapishanede gözetim altındaki teröristlerden, çok daha büyük risk oluşturuyorlar. Bu yüzden aklın gereğidir teröristlerin geri kabulü” diyorlar. [8]

Son sözü yukarıda adı geçen avukat Marie Dosé hanımefendiye bırakalım.

Nefret dolu, dışlayıcı, aklen ve vicdanen sorunlu söylemleri kast ederek, şu çarpıcı uyarıda bulunuyor Marie Dosé:

“Yarın ki terör eylemlerini bugünden kendimiz hazırlıyoruz.” [9]

Düşünmekte fayda var.

 


 

[1] 2 Nisan 2014 ile 6 Aralık 2016 arası, François Hollande Cumhurbaşkanlığı, Manuel Valls Başbakanlığı döneminde İçişleri Bakanı olarak görev yapmıştır.

6 Aralık 2016’den 15 Mayıs 2017’ye kadar Başbakanlık yapmıştır.

[2] Christophe Castener Ocak 2019 BFM TV

[3] Pierre Henri Dumont, Les Républicains (LR), Muhafazakâr Sağ Muhalefet Partisi

[4] Nicolas Bay, Rassemblement National (RN), Aşırı Sağ Parti üyesi

[5] Manuel Valls (eski başbakan) “Le Monde” gazetesi 2 Mart 2016

[6] “L’Expresse” Dergisi, 6 Nisan 2019

[7]; [8]; [9] “La Croix” Gazetesi 29 Ekim 2019