Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (4-10 Kasım 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
11 Kasım 2019 17:10

13 KASIM WASHINGTON: TÜRKİYE HEM SAHADA HEM MASADA

CUMHURBAŞKANIMIZ ERDOĞAN-ABD BAŞKANI TRUMP GÖRÜŞMESİ GÜNDEMİNDE NELER VAR?

Erdoğan: "Mektubu Trump'a İade Edeceğim"

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Sayın Trump 13 Kasım ziyareti için ‘iyi bir hazırlık yapıyoruz’ dedi. Biz de bu iyi hazırlığa karşı kendimiz de iyi bir hazırlık yapıp gideceğiz. Temennim odur ki gerçekten başarılı bir ziyaret olur” dedi. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın gönderdiği mektubu kendisine vereceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macaristan ziyareti dönüşünde açıklamalarda bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiklerini hatırlatan Erdoğan, bu telefon görüşmesinden sonra 13 Kasım 2019 tarihinde ABD’ye gitme kararını verdiklerini kaydederek, “Arkadaşlarımızla birlikte yaptığımız değerlendirme sonucunda, bu ziyaretin önemli olduğunu ve bu ziyaretle Barış Pınarı Harekâtının şu an geldiği noktayı yüz yüze değerlendirmenin faydalı olacağına inandık. Bunu zaten Sayın Trump’la telefon görüşmemizde kendisine de ifade ettik. Ayın 13’ünde bugüne kadar ele aldığımız ve almadığımız birçok konuyu yüz yüze görüşmenin faydalı olacağına inandık. Tabi ki Suriye’de güvenli bölge ve mültecilerin kendi topraklarına geri dönüşü konularını masaya yatıracağız. Gerek S-400, gerek F-35, gerek 100 milyar dolarlık ticaret hacmi meselelerini ele alacağız. FETÖ ile mücadele ve Halkbank konusunu da görüşeceğiz. Malum, Pence’in Pompeo ile gelişinde 120 saat içerisinde teröristlerin bölgeyi terk etmesi konusunda mutabık kalmıştık. Şu ana kadar bunlar bölgeyi terk etmiş değiller.

Aynı şekilde Rusya ile yaptığımız Soçi mutabakatında da 150 saat içinde teröristlerin bölgeyi terk etme sözü vardı. Onlar da bunu yerine getirmediler. Burada birçok sıkıntıyı yaşamaya devam ediyoruz. ABD ile stratejik ortaklığımıza sığmayacak bazı gelişmeler bizi ciddi manada rahatsız etmektedir. Bunu aşabilmek için de bu ziyaretin çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

Özellikle sözde Ermeni yasa tasarısı ve yaptırım tehditleri ile bizi yıldırmaya çalışma gayretleri var. Sayın Trump’ın da bunun farkında olduğunu önceki akşamki telefon görüşmesinde de hissettim. ‘Bugüne kadar bu nasıl oldu?’ diye sordu. Bu soru üzerine ben de ‘Ben bugüne kadar oğul Bush ve aynı şekilde Obama ile de çalıştım. Şimdi de sizinle çalışıyorum. O dönemlerde onlar bu işi komisyona havale ederlerdi ve komisyondan dönerdi. Şimdi ise komisyonu by-pass ettiler ve kongreye gönderdiler. Direkt böyle bir durumla karşı karşıyayız’ dedim.

Kendisi ‘Ben bunu inceleyeceğim ve arkadaşlarla konuşacağım’ dedi. Kendisinin şu ifadesi de manidardı; ‘13 Kasım ziyareti için iyi bir hazırlık yapıyoruz’ dediler. Biz de bu iyi hazırlığa karşı kendimiz de iyi bir hazırlık yapıp gideceğiz. Temennim odur ki gerçekten başarılı bir ziyaret olur. Bu ziyaretle de hayırlısıyla oradan döneriz” açıklamasını yaptı.

“Devriyeler Devam Edecek”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eğer mutabakat gerçekleşmezse, beklentiler karşılanmazsa operasyon seçeneği Türkiye açısından hala masada mı?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Malum şu anda Rusya, rejim güçleri ile beraber hareket ediyor. Rejim güçleri ile hareket ederken de belli yerlerde terör örgütü PKK-PYD-YPG ile bağlantısı var. Bu bağlantı şu anda da aynı hızla devam ediyor. Mesela daha başından beri ABD’nin bize verdiği söz vardı; ‘Münbiç’ten terör örgütlerini çıkartacağız’ dediler. Ne kadar zamanda? 90 günde. 1,5-2 sene oldu, hala terör örgütü orada. Şu anda da çıkmış değil. Biz ne olup bittiğini tüm istihbaratımızla biliyoruz. Aynı şey Ayn el-Arab’da da var.

Burası Obama döneminden beri terör örgütlerinin cirit attığı ve bu haliyle Obama yönetiminin kutsadığı bir yerdi. Ayn el-Arab’ın ismi sonra Kobani’ye çevrildi. Buranın halkından yaklaşık 350 bin kişi terör örgütünden kaçıp ülkemize sığındı. Ağırlıklı olarak da bizim Suruç’a yakın bölgedeler. Ayn el-Arab’dan gelen Kürtlere de biz bakıyoruz. Barınmadan yeme-içmeye ve sağlığa kadar her ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bu gerçeğe rağmen bazıları hala ‘Türkiye Kürtlere karşı’ diye yalan yayıyorlar. Kürtlerin temsilcisi olduklarını söyleyenlerin hiçbirinin bunlara vermiş olduğu herhangi bir destek asla söz konusu değil. Biz veriyoruz. 3 milyon 650 bin mülteciye de yine aynı şekilde her şeyiyle biz bakıyoruz.

Bunların kahir ekseriyeti Arap. Bunların yanında bir miktar da Hristiyan, Keldani, Arami, Ezidi var. Mesela Arap Ligi toplantı yapıyor ve Türkiye’ye karşı tavır takınıyor. Bu Arap Ligi’nin mensuplarına sormak lazım; ‘Siz Türkiye’ye karşı bu tavrı takınıyorsunuz da peki Türkiye’deki ağırlıklı olarak Araplardan oluşan bu mültecilere karşı bir kuruş desteğiniz oldu mu? Buradaki STK’lara veya Türkiye’ye herhangi bir destek gönderdiniz mi?’ Yok. Onların da yaptığı en ufak bir yardım, destek söz konusu değil. Bütün yapılanları 40 milyar doların üzerindeki harcamayla biz gerçekleştiriyoruz.

Burada AB de sözünü tutmamıştır. 2015 yılında 3 milyar avro vereceklerdi. Oralarda kaldılar. Kendileriyle konuştuğumuz zaman ‘verdik, veriyoruz’ gibi ifadelerle aldatmacaları oynuyorlar. Bunların birbirinden farkı yok. Gelelim şimdi bizim kontrolümüzde olan Tel Abyad ve Rasulayn’a. Tamamen bizim kontrolümüzde olan bu bölgenin uzunluğu 120 kilometre, derinliği 30-32 kilometre. Diyoruz ki destek verecekseniz burada süratle bir mülteciler şehri veya bir pilot bölge yapalım. Biz proje çalışmalarına varana kadar hazırlık yaptık.

Görüştüğüm bütün liderlere de bunları anlatıyorum. Tel Abyad ve Rasulayn bölgesinde kontrolümüz devam ediyor. Ancak Resulayn’ın güneyinde Tel Tamer bölgesi var. Burası terör örgütünün bulunduğu bir yer. Terör örgütü rahat durmuyor ve oradan sınırlarımızı sürekli taciz ediyor. Aynı şey Münbiç’te var. Aynı durum Ayn el-Arab çevresinde var.

Burada yine PKK-PYD-YPG en ufak fırsatı bulduğunda bunu yapıyor. Mesela dün sabah Tel Tamer bölgesinde Suriye Milli Ordusu’na karşı terör örgütleri saldırıda bulundu ve 11 kişi şehit oldu. Tabi onlar da bunu karşılıksız bırakmadılar. Onlar da 10’un üzerinde terörist öldürdü.

Mücadele bu şekilde kararlılıkla devam ediyor. ABD ziyaretimizde bunların hepsini kendileriyle paylaşacağız. Ancak Resulayn’ın doğusundan Kamışlı’ya doğru ABD askerleri terör örgütü ile devriye yaptılar. Biz de Rusya ile devriyemizi 2 kez gerçekleştirdik. Şu anda bunlar da devam ediyor ve edecek.”

“Son Terörist Bölgeyi Terk Etmedikten Sonra Biz Bu İşi Bırakmayız”

“Bu durumda Barış Pınarı Harekâtı devam edecek diyebilir miyiz?” sorusuna karşılık Erdoğan, “Kesinlikle. Burada son terörist bölgeyi terk etmedikten sonra biz bu işi bırakmayız. Bu işin bir boyutu. İkinci olarak, diğer ülkeler buradan çıkmadıktan sonra biz buradan çıkmayız. Biz Suriye’nin birliğine, beraberliğine ve bütünlüğüne taraftarız. Asla parçalanmasını da istemeyiz. Eğer diğer ülkeler de buna taraftarlar ise kendilerinin de bunu ispat etmeleri lazım. Onlar ispat edecekler ki bizden de bunun ispatını istesinler.

Bunların hiçbirinin burada sınırı yok ama bizim burada sınırımız var. En batıdan aldığımız zaman en doğuya kadar sadece 911 kilometre Suriye sınırı var. Oysa burada ne Rusya’nın ne ABD’nin ne de İran’ın sınırı var. Sadece Irak’ın biraz sınırı var. Bizim Adana Mutabakatı gibi bir belgemiz var. Bu terör örgütleri temizlenmedikçe, Adana Mutabakatının bize vermiş olduğu yetkiyle buradaki duruşumuzu aynen devam ettireceğiz” dedi.

“DEAŞ Elebaşının Çok Sayıda Aile Üyesini Azez'de Ele Geçirdik”

DEAŞ ile mücadele konusunda Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bu konu ile ilgili de biz üzerimize düşen sorumlulukları açık ve net yerine getirdik. Bugüne kadar 7 bin 600 yabancı teröristi yakaladık ve bunları ülkelerine geri gönderdik. Suriye’de DEAŞ’a katılmak üzere tespit ettiğimiz Türk vatandaşlarını, eşlerini ve çocuklarını geri alıyoruz. Burada bu şahıslar arasında hakkında terör bağlantılarına dair delil olanları adli sürece tabi tutuyoruz. Bunları yargılıyoruz. Çocuklarla ilgili olarak da onların yaşadıkları travmayı atlatabilmeleri, en sağlıklı ortamda rehabilite edilmeleri için ilgili tüm kurumlarımızı da devreye sokuyoruz. Burada bizim için en önemli konu şu.

Son rakamlar doğrultusunda, sınır dışı edilenlerin sayısı 7 bin 550. Hapishanelerimizde bin 201 militan var. Suriye’deki DEAŞ kamplarından kaçıp ülkemiz tarafından yakalanan ve tekrar hapishaneye konulanların sayısı 287. Fırat Kalkanı Harekatında 3 bin 500 DEAŞ’lı etkisiz hale getirildi. Biz şimdi DEAŞ elebaşının çok sayıda aile üyesini Azez’de ele geçirdik. Bunların sorgulanma süreci devam ediyor. İddialı bir şekilde söylüyorum, dünyada Türkiye gibi DEAŞ’la mücadele veren ikinci bir ülke yok”

“Mektup İade”

Bir gazetecinin, “ABD seyahatiniz çerçevesinde, PKK-YPG-SDG’nin komutanı olarak lanse edilen ve Türkiye tarafından iadesi istenen, ayrıca Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan Mazlum Kobani adlı terörist ile ilgili Trump’la görüşmenizde masada neler olacaktır?” sorusuna yönelik Erdoğan, şu açıklamada bulundu:

“Bunları biz Sayın Trump’a daha önce de söyledik. Terör örgütünün Mazlum Kobani diye ad taktığı Ferhat Abdi Şahin isimli terörist PKK terör örgütünün elebaşlarından bir tanesi. Biz önceki akşamki görüşmemizde Sayın Trump’a dedik ki ‘ne yazık ki siz böyle bir kişiyle bir araya geliyorsunuz. Böyle bir kişi ile bir araya gelişinizi biz kınıyoruz.’ Elimizde malum mektup var. Bu mektubu ben Sayın Trump’a takdim edeceğim. Siz bana bu mektubu bu adamın arabulucu olmasını düşünerek gönderdiniz.

Benim size söylediklerim belli. Dedim ki ‘Ben böyle bir teröristi veya terör örgütünü muhatap almam.’ Bunun üzerine kendisi ‘Pence’i göndereceğim’ dedi. Ardından Pence’i, Pompeo ve O’Brien da yanında olmak üzere bize gönderdi. Bir gün öncesinde arkadaşlarımız O’Brien ile görüşmeler yaptılar. Sonra da ikinci gün Pence ve Pompeo geldi. Ben Pence ile ikili görüşme yaptım. İkili görüşmeden sonra heyetler arası görüşmemize girdik ve 120 saat kararını orada mutabakat metni içerisine koyduk. Neler olacak, neler yapılacak hepsini o metinin içerisinde kamuoyuna açıkladık. Şu anda da bu yürürlükte. Ferhat Abdi Şahin denilen adamın birçok terör saldırılarında rol aldığını biliyoruz. Bu kişi 2005 yılında İzmir Çeşme’deki bombalı saldırıda, 2005 yılında Aydın-Kuşadası’ndaki bombalı saldırıda, 2006 yılındaki Antalya-Kalekapısı’ndaki bombalı saldırıda, 2008 yılında İstanbul-Güngören’deki bombalı saldırıda, Mersin-Adana yolundaki intihar saldırısında, aynı yıl Hakkari Şemdinli’deki karakol saldırısında var.

2009 yılında Tokat-Reşadiye saldırısında, 2010 yılında Hakkari-Şemdinli üs bölgesine saldırıda, aynı yıl İstanbul-Taksim’deki intihar saldırısında var. 2011 yılındaki Diyarbakır-Silvan, Hakkari-Çukurca ve Ankara saldırılarında da var. 2012 yılındaki Gaziantep saldırısında var. Adamın olmadığı yer yok. Sayın Başkan’a mektupla birlikte bu bilgileri takdim edeceğiz. Buna karşı bizim tavrımızın neden böyle olduğunu ve konu ile ilgili atmamız gereken adımlarımızın bitmediğini aktaracağız. Biz bunların başlarına da ödül koyduk. Cemil Bayık, Duran Kalkan, Murat Karayılan vesaire. Biz terör devleti kurmaya yönelik oyunu bozduk. Güney sınırımızı birilerinin hatırına feda edemeyiz.”

“Cumhurbaşkanı Olarak Burada Yorum Yapmayı Doğru Bulmam”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Trump göreve geldiğinde Obama’nın siyasetini devralmak zorunda olmakla karşı karşıya kaldı ve müesses nizam ile bunu her defasında yaşadı. S-400’le ve YPG vesaire. Şimdi bu Türkiye açısından anlaması için Trump’a imkan sağlaması ve ilan etmesi en azından diyalog kanalları açısından. Şimdi Trump’ın azli ile ilgili bir süreç başladı. Bu sürecin Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?” sorusuna,

“Aslında bu konuya girmek istemem. Çünkü şu anda bu ABD’nin kendi iç meselesi ve bu meselesinin çıkış tarihi de anlamlı. Çünkü ABD bir seçime gidiyor ve bu seçime giderken bu mesele gündeme geldi. Seçimden bu yana yaklaşık 3 yıl geçti. 3 yıl boyunca böyle bir şey niçin gündemde yok da şimdi gündeme geliyor? Burada bir plan var, proje var. Şimdi o proje devreye girmiş oluyor. Böyle bir iç meseleden dolayı bir stratejik ortak olarak ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olarak burada yorum yapmayı doğru bulmam” yanıtını verdi.

"Pişirip Pişirip Önümüze Getirdikleri Yemek"

Bir gazetecinin, “Geçen hafta ABD’ye gidip gitmeme konusunda bir soru işareti olduğunu söylemiştiniz. Bu soru işareti dünkü telefon görüşmesinde anladığımız kadarıyla giderildi. Bu nasıl giderildi? Sayın Trump ne dedi ve görüşünü değişti? O görüşmede sizin masaya koyacağınız ilk başlık hangisi?” sorusuna Erdoğan, şu cevabı verdi:

“Önceki akşam, yapacağımız görüşmeye ilişkin bazı ipuçlarını Sayın Trump’tan aldım ancak yüz yüze görüşmeyi yaptığınız zaman çok daha farklı ipuçlarının ortaya çıkacağına inanıyorum. Ben çok önemsemiyorum. Bunlardan bir tanesi diyelim sözde Ermeni soykırımı.

Bu artık bizim için pişirip pişirip önümüze getirdikleri bir yemek oldu. Bıkkınlık veriyor. Bunu da kendilerine ifade edeceğiz. Bunun tadı tuzu yok. Kendisi hatta şöyle bir ifade kullandı; ‘Buna soykırım değil de savaş desek nasıl olur?’ dedi. Ben de şu cevabı verdim; ‘Bir defa karşımızda bir devlet yok. Böyle bir şey de aramızda zaten söz konusu değil. Bu bir zorunlu göç meselesiydi. Bunda da bazı sıkıntılar yaşandı. Şu bizim bir Van Gölümüz var. Bu gölümüzde bir Akdamar Adası ve Kilisesi var. Biz devlet olarak buranın restorasyonunu yaptık.

Şu anda her yıl Ermeniler gelir, orada yıllık ayinlerini yaparlar. Kaldı ki şu anda Türkiye’de 100 bine yakın Ermeni var. Bunların içerisinde benim resmi vatandaşım olan Ermeniler var. Bir de vatandaş olmadığı halde bize sığınmış olan Ermeniler var. Türkiye’den ABD’ye göç etmiş olan Ermeniler de var. Şu anda Türkiye’deki dini azınlık gruplarını temsil eden 17 kişi New York’ta bir Yahudi fotoğraf sanatçımızın Akdamar Kilisesi ile ilgili fotoğraf sergisini açmak üzere bulunuyor. Dolayısıyla her şey size anlatıldığı gibi değil. Türkiye’de Patrik adayı olan Ermeni vatandaşımızın yaptığı açıklamalar çok manidardır.

 Ben onu Sayın Pence’e de verdim. Bunun dışında diğer dini azınlıkların Barış Pınarı Harekatı ile ilgili yaptıkları destek açıklamaları var. Yine bu açıklamaları da Pence’e verdik.’ Tabi merakla bizim yine bunlarla ilgili anlatacaklarımızı bekliyorlar. Bunlar önem arz ediyor. Tüm bunların yanında S-400, F-35, Patriot konusu da görüşeceğimiz konular içerisinde”

“Kırgınlık Nasıl Olmasın”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Irak’ta 2003’den beri ilk defa bu denli büyük protesto gösterileri ile karşılaşıyoruz. Gösteriler Şiilerin yoğun olduğu Basra ve Kerbela gibi şehirlerde ve İran’a yönelik protestolar. Son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye-İran ve Bağdat Merkezli ilişkilerimizi nasıl etkiler? Yine bizim TSK’nın Kandil’deki operasyonları Irak’taki bu durumdan dolayı sekteye uğrayabilir mi?” sorusuna karşılık,

“Biz Pençe 1-2-3 harekatlarımızı aynı kararlılıkla devam ettiriyoruz. Burada herhangi bir aksama eksilme söz konusu değil. Bunu sonuna kadar da götüreceğiz. Sincar ise Sincar, Kandil ise Kandil Aynen devam edeceğiz. Ama şunu açık ve net söylüyorum; burada özellikle Irak’taki bu ayaklanmaların arkasında kimler yatıyor? Biz kimler tarafından yapılabileceği veya yapıldığına yönelik tahminde bulunuyoruz. Tabi bunun İran’a sirayet etme noktasındaki durumlarını da tahmin ediyoruz. Çünkü dert İslam dünyasını bölmek, parçalamak ve birbirine düşürmek. Düşünün bizim aleyhimizde Irak’tan karşı açıklamalar geldi. Son dönemde Neçirvan Barzani olumlu, güzel bir açıklama yaptı. Ama İran’dan bile olumsuz açıklamalar geldi. Bizim Barış Pınarı Harekatımızı tasvip etmediklerini söylediler” ifadelerini kullanırken, “Kırgınlık var herhalde” sorusuna ise, “Olmaz olur mu? Nasıl olmasın. Bu kadar zamandır vatandaşlarımızı, insanımızı teröristler sivil ve asker demeden şehit ediyorlar. Elimiz bağlı kalacak halimiz yok. Gereği neyse gereğini yapmamız lazım. O zaman biz niye devletiz? O zaman bunca Silahlı Kuvvetler mensubunu niye biz güçlü tutmaya çalışıyoruz? Suriye Milli Ordusu mesela Kim bunlar? Kılıçdaroğlu’na göre terörist. Bana göre değil. Onlar anlı şanlı, benim askerimle el ele, kol kola, omuz omuza orada kendi topraklarını savunan gerçek manada diriliş mücahitleridir. Ama bay Kemal’e sorarsan Suriye Milli Ordusu terörist. Sen nasıl dersin bunu? Sen böyle bir şeyi söyleyeceksen öbür tarafta bir tane malum terör örgütlerinin başında olan güç var, onun için söyle” dedi.

“Barış Pınarı Harekatı'nda Yanımızda Yer Almadılar”

Bir basın mensubunun, “Salı günü grup toplantısında ‘Dostlarımız daha evvel hava savunma sistemlerini söküp götürdüler’ ifadesini kullandınız. Yeni süreç sizce NATO parametlerini, algılarını dönüştürür mü, değiştirir mi?” sorusuna Erdoğan, “3-4 Aralık’ta Londra’da NATO Liderler Zirvesi olacak. Orada bu konuları çok açık ve net gündeme getirmeyi planlıyorum. İlla savaş olduğu zaman mı NATO devreye girer? 5. Madde savaş olduğunda mı devreye girer? 5. Madde terörle mücadele esnasında devreye girmeyecek mi?

Ben bunu Stoltenberg’e sordum. Şu ana kadar NATO en ufak bir adım atmadı. Hiçbir AB üyesi ülke Barış Pınarı Harekatı’nda yanımızda yer almadı. En ufak olumlu açıklamaları yok. Bunlar sadece ‘Doğu Akdeniz’de petrol arama işlerinde Türkiye’yi nasıl engelleriz?’ gayreti içindeler. Nerede petrol var bunun gayreti içindeler. Biz böyle bir derdin peşinde değiliz. Bizim bütün derdimiz şu anda Suriye ile ilgili olarak, bu ülkenin birlik, beraberlik ve bütünlüğüdür. Onun için de yaptığımız tüm çalışmalar, tüm müdahaleler ona yöneliktir. Temenni ederiz ki bunu inşallah süratle, kısa zamanda neticeye ulaştırırız” cevabını verdi.

SUPERHABER YAZARI METEHAN DEMİR’İN ‘10 KRİTİK GÜN’ YAZISI

Barış Pınarı Harekatı sonrasında, Türkiye'nin hem ABD, hem de Rusya ile beşer gün arayla imzaladığı 2 önemli mutabakat konusunda her gün yeni gelişmeler yaşanıyor.

Türkiye'nin dikkatli iyimserliğini sürüyor ancak endişe ve şüphelerin de taraflara açıkça dile getirildiği bu dönemde, oluşturulacak güvenli bölgenin üzerinde Ankara'nın yaşadığı güvensizlikler nedeniyle doğal olarak inişli çıkışlı bir seyir dikkat çekiyor.

"Güvensizlik" diyoruz çünkü bölgeden gelen haberler, hâlâ hem Amerika'nın hem de Rusya'nın sorumluluk alanında PYD/YPG terör örgütünün boşaltması istenen alanlarda tam da istenen tablonun oluşmadığı yönünde.

Başkent'te yapılan istihbarat ve güvenlik değerlendirmelerinde şüpheler birkaç noktada toplanıyor;

- PYD'lilerin tamanının bölgeden çekilmediği ve bazılarının bekler hücre konumuda sivil görünüme geçmiş olabileceği, bazı silah ve mühimmatın ileride kullanılmak amacıyla sağlanmış durumda bulunabileceği...

- TSK'ya yönelik provokatif saldırıların devam edebileceği, provokatif amaçlı yabancı servis faaliyetlerinin bölgede harekete geçebileceği, her ne kadar DEAŞ terör örgütü liderlerinin öldürülmesi bazında bu yapıya darbe vurulsa da yine bu örgüt üzerinden bölgede terör eylemlerine devam edilebileceği, bu nedenle tüm TSK'nın hem PYD/YPG hem de DEAŞ'a karşı gerekli gördüğü an ve durumda harekete geçmesi için hazır olması gerektiği...

- Ortak devriyeler sonucu, tespit edilecek olusuz durumlar paralelinde sonucun önce muhataplara iletileceği, sonrasında ise askeri adımların atılması seçeneğinin gündeme geleceği...

Diğer yandan tablo bu şekilde iken masadaki bir diğer hassas durum da dikkat çekiyor; gerek Amerikan ve Batı Avrupa basını gerekse Arap dünyasında son dönemde Türkiye karşıtı hasmane tavırları ile gündeme gelen ülkelerin girişimleri üzerinden yürütülen karşı haksız kampanyaya yönelik de Ankara'da neler yapılacağına dair her gün toplantı üzerinde toplantı düzenleniyor.

Başkent'te hassas bir şekilde izlenen bir diğer nokta da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın daveti üzerine 13 Kasım'da yapması planlanan o kritik ziyaret...

Geçen gün Cumhurbaşkanı Erdoğan bazı soru işaretleri olduğu gerekçesiyle 13 Kasım'la ilgili daha net karar vermediğini söylemişti.

ABD siyasi tarihinde az rastlanır şekilde 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi'nde 400'ün üzerinde, hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan destek alarak Türkiye'ye karşı art arda geçen iki tasarı dikkate alınırsa, 13 Kasım'a kadar önümüzdeki yaklaşık 10-11 günlük sürenin pek parlak geçeceği söylenemez.

Biri sözde Ermeni soykırımı, diğeri ise Barış Pınarı Harekatı nedeniyle Türkiye'ye yönelik yaptırımları öngören yasa tasarıları tabii ki önce Senato'da oylanacak ardından da başkanın onayına sunulacak.

Bu konuda öncelikle kafa karışıklığını gidermek gerek; ABD yasalarına göre hem Temsilciler Meclisi, hem de Kongre'de salt çoğunlukla kabul edilen tasarı başkan onaylarsa yasalaşıyor.

Ancak ABD Başkanı imzalamazsa tasarılar tekrar önce Temsilciler Meclisi'nde sonra da Senato'da 2/3 oy oranı ile kabul edilirse bu kez ABD Başkanı'nın veto yetkisi kalmayabiliyor.

O nedenle ki, bu karışık durumda 100 sandalyeyle ABD Senatosu ve ardından Başkan Trump'un tavrı çok belirleyici olacak. Art arda olumsuz tablolar yaşanırsa Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Washington ziyaretinin ihtimalinin pek yüksek olduğu söylenemez! Aslında Amerika'da özellikle Ukrayna'da yaşanan süreçle ilgili Trump'ın karşılaştığı azil sürecini de düşünürsek iç siyaset çok karışık.

Trump'ın azledilmesini isteyen ciddi bir siyasi oluşum mevcut, bu oluşum Türkiye'ye yönelik tasarılar üzerinden hem Trump'ı köşeye sıkıştırıyor, hem Amerika'nın Suriye'den asker çekmesine rest çekiyor, hem de Amerikan müesses nizamına göre Türkiye ile daha pragmatik ilişkiler isteyen Trump'ın 13 Kasım'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesini engellemeyi planlıyor.

ABD’de bazı siyasi çevrelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington ziyaretini iptal etmesi için ellerinden gelen provokasyonu yapması da şaşırtıcı olmayacaktır. Bu çerçevede, PYD-PKK terör kadrolarının ABD’de ağırlanması ve bunlara yönelik sürekli bir tavizkar politikaların izlendiğini göreceğiz.

Ancak bu diplomasi ve siyaset, ABD'nin Türkiye ile yaşadığı git geller, bütün bunları yan yana koyduğunuzda bu 10 gün Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği açısından, alanda yaşanan mevcut konuların olumlu ya da olumsuz seyretmesi açısından çok belirleyici olacak.

Suriye'de Amerikalılarla yapılan mutabakattan, F-35 alımına kadar birçok başlığın kaderi de bu 10-11 güne sığacak gibi görülüyor.

PEKİN-LONDRA TRENİ İLK KEZ MARMARAY’DAN GEÇTİ

Çin'den Avrupa'ya kesintisiz gidecek ilk yük treni, Marmaray'ı da kullanarak Avrupa'ya ulaşan  ilk yük treni olarak tarihe geçti.

Dışişleri Bakanlığı  "Çin'in Şian şehrinden yola çıkıp, Marmaray'ı kullanarak Avrupa'ya geçecek ilk yük treni "China Railway Express" Marmaray’dan geçmişltir.Bu gelişme, ülkemizin izlediği doğu ile batı arasında bağlantısallığın geliştirilmesi vizyonunun son örneğidir"açıklamasını yaptı.

Türkiye'nin son yıllarda ulaştırma altyapısını geliştirmek suretiyle Asya ve Avrupa arasında kesintisiz bağlantısallığın gelişimine büyük katkılarda bulunduğu vurgulanan açıklamada, "Bu amaca en verimli şekilde hizmet edeceği değerlendirilen Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru çerçevesinde bölgedeki ortaklarımızla birlikte gerekli adımlar atılmaya devam edilecektir" ifadesi kullanıldı.

Çin'den yola çıkıp Marmaray'ı kullanarak Avrupa'ya geçecek ilk yük treni China Railway Express, Kars üzerinden Türkiye'ye giriş yaptı. Boğazaltından Marmaray’dan geçerek ilk kez Avrupa’ya ulaştı.Trenin Ankara Garı'na ulaşması dolayısıyla  "Kuşak ve Yol" inisiyatifi kapsamında tarihi Ankara Garı'nda tören düzenlendi.

Tren,Türkiye'de Ahılkelek, Kars, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri, Kırıkkale, Ankara, Eskişehir, Kocaeli, İstanbul (Marmaray) ve Kapıkule (Edirne) güzergahını kullandı.

Bu tarihi gelişme de, BAKÜ-TİFLİS-KARS DEMİRYOLU ‘nun ne kadar önemli bir proje olduğunu düşünmeliyiz.Çin-Avrupa arasında Türkiye kilit ülke.Demir ipek yolu tamam.Denizipekyol’u da Doğu Akdeniz’den geçiyor.Türkiye ve KKTC anahtar ülke.

İNGİLTERE’DEN İTİRAF:BAŞARISIZ OLDUK

İngiliz medyasından Ortadoğu politikaları ile ilgili adeta itiraf gibi açıklama geldi. İngiltere basının önemli gazetelerinden The Times yazarı Richard Spencer, İngiliz ve ABD askerlerinin Ortadoğu’da başarısız olduğunu da söyledi. Spencer, "Afganistan, Irak ve diğer istikrarsız komşu ülkelerde o kadar can kaybedilmişken Başkan adaylarını kim suçlayabilir ki!" ifadelerini kullandı.

İngiltere basının önemli gazetelerinden The Times yazarı Richard Spencer, son makalesinde İngiliz ve ABD askerlerinin halen Suriye çöllerinde dolaştığını belirterek, “Barışseverlik palavrası seçimler için bir satış kozuna dönüştü. Bitmeyen savaşların sonlandırılması talebi de tıpkı bir diğer popülist “Brexit’i gerçekleştirin” sloganına benziyor. Her iki durumda da popülizm makul bir gerekçeye dayanıyor. Ancak bildiğimiz gibi çekileceğimizi duyurmakla bunu gerçekleştirebilmek çok farklı şeyler” diye yazdı. Richard Spencer, İngiliz ve ABD askerlerinin Ortadoğu’da başarısız olduğunu da belirtti.

PALAVRA OLARAK NİTELENDİRDİ

İngiliz medyası ABD’nin ve İngiltere’nin Ortadoğu’dan çekilmemesini eleştirmeye devam ediyor. İngiltere basının önemli gazetelerinden The Times yazarı Richard Spencer, son makalesinde İngiliz ve ABD askerlerinin halen Suriye çöllerinde dolaştığını belirterek, “Barışseverlik palavrası seçimler için bir satış kozuna dönüştü. Bitmeyen savaşların sonlandırılması talebi de tıpkı bir diğer popülist “Brexit’i gerçekleştirin” sloganına benziyor. Her iki durumda da popülizm makul bir gerekçeye dayanıyor. Ancak bildiğimiz gibi çekileceğimizi duyurmakla bunu gerçekleştirebilmek çok farklı şeyler”diye yazdı.

Richard Spencer makalesinde, “İngiltere Parlamentosunun Suriye’ye askeri müdahaleye hayır demesinden altı yıl sonra bile RAF bombardıman komutanlığına ait uçaklar, Suriye üzerinde büyük çaplı hava harekatı düzenliyor ve İngiliz askerleri hala Suriye çöllerinde dolaşıyor” dedi.

“Askerlerimiz yıllardır orada” diyen Richard Spencer, “Bir başka “bitmeyen savaş” ABD Başkanı Trump’ın “Amerikan askerlerinin evlerine döneceğini” açıklamasından sonra dahi bitmedi. Şaşırtıcı gelebilir ama şaşırmamalı. Bu sürekli tekrarlanan bir örüntü. ABD’de barışseverlik palavrası seçimler için bir satış kozuna dönüştü. Oysa dünya genelinde 11 uçak gemisi olan bir ülke için bu tuhaf bir durum. Şimdi Trump’ın savları en az iki Demokrat rakibi tarafından yineleniyor. Bernie Sanders asıl barışseverin kendisi olduğunu iddia ederken Elizabeth Warren daha ileri giderek ABD’nin Orta Doğu’dan tamamen çıkmasını savundu.

Afganistan, Irak ve diğer istikrarsız komşu ülkelerde o kadar can kaybedilmişken Başkan adaylarını kim suçlayabilir ki! Obama ABD’yi Orta Doğu’dan çıkarma vaadini hayata geçirebilmek için sekiz yılını harcadı. Tüm bunlar kulağa hoş geliyor ancak Mısır ve Suudi Arabistan gibi müttefikleri ne yapmalı? Obama’nın Irak’tan askerleri çekmesi üç yılını doldurmadan ABD askerleri, İngiliz askerleriyle birlikte Irak’a geri döndü. Tüm bu başarısızlıklar tesadüf değil. Bitmeyen savaşların sonlandırılması talebi de tıpkı bir diğer popülist “Brexit’i gerçekleştirin” sloganına benziyor. Her iki durumda da popülizm makul bir gerekçeye dayanıyor. Ancak bildiğimiz gibi çekileceğimizi duyurmakla bunu gerçekleştirebilmek çok farklı şeyler” değerlendirmesinde bulundu.

OYAK'la Anlaşamayan British Steel'i Çinliler kurtarıyor

British Steel'i 70 milyon sterline (yaklaşık 90 milyon dolar) Çin şirketi Jingye Group alıyor.

British Steel, Mayıs ayında tasfiye sürecine girmiş ve Ordu Yardımlaşma Kurumu OYAK iştiraki Ataer Holding'le bir ön anlaşma imzalamıştı, ancak bu ön anlaşma sonradan bozuldu.

Turizm, otelcilik ve gayrimenkul alanlarında faaliyet gösteren, Çin'in en büyük 217'nci şirketi Jingye Group, 4 binden fazla çalışanı bulunan British Steel'i almayı prensipte kabul etti.

İngiliz hükümetinin de şirketin kurtarılması için kredi garantisi ve başka yollarla mali destek sağlayacağı belirtiliyor

Ataer Holding, Ağustos'ta İngiltere'deki demiryolları raylarının yüzde 96'sını üreten British Steel'le ön anlaşma imzalamıştı.

British Steel ne zaman kuruldu, şirkette kaç kişi çalışıyor?

British Steel, 1967'de İngiltere'nin Scunthorpe kentinde kuruldu.

Şirketin ürettiği malzemeleri arasında yüksek kalite tren rayları ve filmaşin de var.

British Steel, Londra'da Heathrow Havalimanı ve Olimpiyat Stadyumu projelerini de üstlenmişti. İngiltere ve Avrupa'daki tren hatlarının yapımını gerçekleştiren ana firmalardan.

1999 yılında British Steel ve Hollanda merkezli çelik şirketi Koninklijke Hoogovens'ın birleşmesiyle Corus adındaki şirket kurulmuştu.

2007 yılında ise Avrupa'nın ikinci büyük çelik üreticisi olan Tata Steel, Corus'u satın aldı.

Corus, 2010 yılında Tata Steel markası altında yeniden yapılandı.

British Steel fabrikası

1 Haziran 2016 yılında da aile yatırım şirketi Greybull Capital, Tata Steel'i nominal olarak sadece 1 sterline satın alarak şirketin adını yeniden British Steel'e çevirdi.

Ancak Mayıs ayında Greybull Capital, British Steel'in operasyonlarına devam etmesi için gerekli fonlamayı sağlayamayınca şirket zorunlu tasfiye sürecine girdi.

İngiliz hükümeti ile Greybull Capital arasındaki görüşmeler sonuçsuz kaldı.

Mayıs ayında British Steel'in kontrolü resmen İngiltere İflas Kurumu'nun görevlendirdiği memura verildi, British Steel'in yönetimini bir alıcı bulunana dek denetim ve danışmanlık şirketi Ernst & Young üstlendi.

Ağustos ayında yapılan açıklamada ise OYAK'ın sahip olduğu Ataer Holding'in kabul edilebilir bir teklif sunduğu, anlaşmanın sonlandırılması için çalışmaların sürdüğü açıklanmıştı.

Financial Times gazetesine göre British Steel 1,2 milyar dolarlık bir operasyon yürütüyor.

Şirketin çoğu İngiltere'de olmak üzere 5 bin işçisi var. Tedarik zincirlerinde ise 20 bin kişiden fazla çalışan var.

British Steel neden tasfiye sürecine girdi?

British Steel, 2016'da yapılan ve İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılıp ayrılmamasının oylandığı Brexit referandumundan beri özellikle Avrupalı müşterilerinin taleplerinin düşmesinden şikayetçiydi.

Aynı zamanda Çin'in ucuza çelik ihraç etmesi ve İngiliz Sterlini'nin Brexit referandumu sonrası değer kaybetmesi, ham maddelerin maliyetini yükseltti. Son dönemde enerji fiyatları da arttı.

Bütün bu gelişmeler üzerine British Steel geçen yıl Eylül ayında 400 kişiyi işten çıkarmak zorunda kaldı. Mayıs ayında ise Greybull Capital'ın vadettiği gibi "şirketin gurur uyandıran geçmişini" canlandıramaması üzerine tasfiye sürecine girmek zorunda kaldı.

Telif hakkı

OYAK, British Steel'i neden satın almak istemişti?

Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) British Steel'i satın alma gerekçesi olarak "bölgesel büyüme hedefini" göstermişti.

OYAK, şirketin 21 Mayıs'ta British Steel'in satışa konduğunu ve dünyanın dört bir yanından 80 şirketin satın almak için talepte bulunduğunu vurgulayarak British Steel'in çelik üretimindeki bilgi birikiminin şirketi çekici kıldığını belirtmişti.Anlaşmanın Ekim 2019'un sonunda ise neticelendirilmesinin beklendiği ifade edilmişti.

İngiliz hükümeti de daha önce yaptığı açıklamada olası alıcı için 300 milyon sterlinlik bir yardım paketi vermeye hazır olduğunu açıklamıştı.

BATI BALKAN LİDERLERİ KUZEY MAKEDONYA’DA TOPLANDI

Batı Balkan ülkelerinin liderleri, 'insan, mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımının önündeki engelleri ortadan kaldırmak' adına bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla Kuzey Makedonya'nın güneybatısındaki Ohri'de bir araya geldi.

Batı Balkan ülkelerinin zirvesine; Kuzey Makedonya Başbakanı Zoran Zaev, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Başkanı Denis Zvizdic ve Karadağ Ekonomi Bakanı Dragica Sekulic katıldı.

Liderler bu kapsamda Avrupa Birliği (AB), Bölgesel İşbirliği Konseyi, Dünya Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası gibi uluslararası örgüt ve kurum temsilcileriyle de görüştü.

Hedef 'daha iyi yaşam'

Kuzey Makedonya Başbakanı Zoran Zaev, görüşme sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında, 'modern Balkanların' vatandaşların hayali olduğunu belirterek, toplantının Batı Balkan devletlerinin vatandaşlarına daha iyi bir yaşam sağlamayı hedeflediğini belirtti.

Zaev, Sırbistan'ın Novi Sad şehrinde geçen ay başlatılan ve Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Arnavutluk arasında bölgesel ticareti ve insanların dolaşımını hızlandırmayı ve kolaylaştırmayı amaçlayan inisiyatifin Batı Balkan ülkelerinin kendileri tarafından üstlenilen ilk girişim olduğunu belirtti.

Zaev, "Eylem planı, sınırlarımızın 7 gün 24 saat olarak çalışmasını öngörüyor. Bu bölgedeki tüm vatandaşların kimlik kartları ile hareket etmesini sağlayacak. Kamyonların bizim gümrüklerimizden hızlı geçmesi için koşullar sağlayacak. Gıda ve Veterinerlik Ajansı tarafından tüm belgelerin karşılıklı olarak tanınmasını sağlayacak" dedi.

Vucic: Kosova, Sırbistan'la diyalog kurmak istemiyor

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic de Sırbistan için bunun çok önemli bir girişim olduğunu ve çok kısa sürede çok önemli konularda anlaşmaya vardıklarını söyledi.

Bölgesel işbirliğinin önemine de dikkati çeken Vucic, şu ifadeleri kullandı; "Dünya Bankası yetkilileri bize şunu söyledi: Sınır noktalarımızda bitki sağlığı ve veterinerlik denetlemeyi getireceğimiz ve kamyonların daha hızlı geçişini sağlayacağımız zaman sadece ülkeler arasındaki ilgili sınır noktalarındaki toplam tasarrufun 229 milyon euro olacağını söyledi. Sadece vardığımız bu küçük anlaşma örneğinden Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Sırbistan vatandaşlarının ne kadar tasarruf edeceğini görebilirsiniz."

Amaç 'bölmek' değil

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise söz konusu inisiyatifin fikrinin Batı Balkanları bölmek olmadığını belirtti.

Bu inisiyatifin bölge ülkelerinin bir inisiyatifi olduğuna işaret eden Rama, uluslararası kuruluşların bu kez davet eden değil davet edilen taraf olduğunu söyledi.

Toplantıya Kosova'dan temsilcinin katılmamasına da değinen Rama, bunu mantıklı bulmadığını ifade etti.

Rama, "Bölgesel işbirliği ve Kosova'yı tanımayan Sırbistan ve Bosna Hersek dahil olmak üzere bölge ülkeleriyle işbirliği içinde AB'nin dört (insan, mal, hizmet ve sermaye) AB serbestisinin hayata geçirilmesi, Arnavutluk’un tutumunu değiştirdiği anlamına gelmiyor" dedi.

Bosna Hersek tutumunu belirleyecek. Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Başkanı Denis Zvizdic de ülkesinin bu girişimin hazırlık ve tanıtım noktasında katılım sağlamadığını ifade ederek bu yönde kesin bir fikir birliği ve duruş olmadığını söyledi.
Bosna Hersek kurumlarının bu girişimin içeriği hakkında resmi olarak bilgilendirilmeleri gerektiğini ifade eden Zvizdic, "Bakanlar Konseyi ve Devlet Başkanlığı Konseyi gibi Bosna Hersek kurumları, bu girişimin içeriği, beklenen faydalar ve gümrük engellerinin çözümündeki modeller ve Batı Balkan ülkelerinde ekonomik işbirliğinin teşvik edilmesi hakkında resmi olarak bilgilendirilmesi gerekiyor" açıklamalarında bulundu.

Zvizdic, Bosna Hersek'in bu yöndeki duruşunun yapılacak bir sonraki toplantıda belli olabileceğini söyledi.

'Ekonomiye faydasını kanıtlamadı'

Karadağ Ekonomi Bakanı Dragica Sekulic ise Karadağ'da bölgesel ekonomik işbirliği yönündeki her girişimin, ülkenin entegrasyon sürecini hızlandırıp hızlandırmayacağı ve vatandaşlar ile ekonomiye faydalarının neler olacağı yönünde değerlendirildiğini ifade etti.

Söz konusu girişimin de aynı kaderi yaşayacağını ifade eden Sekulic, "Girişimin uzman düzeyinde ve kurumsal düzeyde değerlendirilebilmesi için vatandaşlarımıza ve ekonomimize faydalarının ne olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Aynı zamanda bu bölgesel girişimin AB'ye olan yolculuğumuzu hızlandırdığını kanıtlaması gerekir. Bu konuda Aralık ayında Dıraç'ta konuşmak için iyi bir fırsat olduğuna inanıyorum" değerlendirmesinde bulundu.

'Batı, Balkanlar'da Rusya, Çin ve Türkiye'ye kaybediyor'
Ayrıca, gazetecilerin sorularını da yanıtlayan liderler, AB üyeliğinden başka uygun bir alternatif görmediklerini fakat AB'nin bölgedeki ülkelerden ne istediğini açıkça söylemesi gerektiğini söyledi.
Kosova Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi, sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşımda, Avrupa-Atlantik perspektifini herhangi bir bölgesel girişimle değiştirmek istemediğinden dolayı Ohri'deki bu toplantıya katılmayı reddettiğini bildirdi.

Batı Balkan liderlerinin bir sonraki toplantısı, gelecek ay Arnavutluk'un Dıraç şehrinde düzenlenecek.

BERLİN DUVARI YIKILDI

EURONEWS ANALİZİ

Fiziksel olarak yıkılsa da Berlin Duvarı, insanların kafasında yaşamaya devam mı ediyor?

Almanya'nın Berlin şehri her ne kadar farklılıkları kucaklayan bir Avrupa kenti olsa da, bundan sadece 30 yıl önce bir "utanç duvarı" ile bölünmüş durumdaydı. Oldukça çalkantılı bir tarihe sahip olan kent, Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra hızlı bir değişime girdi..

Berlin'in fotoğrafçılar için bitmek tükenmek bilmeyen bir şehir olduğunu dile getiren 1970 yılında Berlin'e taşınan ve duvarın yok oluşuna canlı tanıklık eden fotoğrafçı Gottfried Schenk,  "Aynı zamanda eski ve yeni fotoğrafları karşılaştırmak için de çok uygun, çünkü devamlı değişen bir kent" diyor.

'Birbirine bağlı olan birlikte büyür'

Eski Şansölye Willy Brandt'in Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesi hakkındaki ünlü sözünde olduğu gibi; "Birbirine bağlı olan birlikte büyür". Berlin tek bir şehir oldu ve kentin mimarisi de Doğu ve Batı arasındaki farkın azaldığını, hatta bazen tamamen kaybolduğunu gösteriyor.

İnsanların kafasındaki duvarın henüz tam olarak yıkılmadığını ifade eden Schenk, "Doğu yeniden inşa edildi. Daha önce evlerin cephesi griydi, harap olmuş vaziyetteydi. Sonra bu evler yenilendi, ancak bu süreç insanların kafasında henüz bitmedi" şeklinde konuşuyor.

Yeniden birleşmenin arada kalan çocukları

Duvarın yıkılmasıyla birlikte bir ülke, Alman Demokratik Cumhuriyeti yok oldu. Doğu Almanya şimdi sadece anılarda yaşıyor. 1989 doğumlu yeniden birleşmenin çocukları, eski Alman Demokratik Cumhuriyeti'ni hiç tanımasa da çoğu zaman Doğu Almanyalı olarak görülüyor.

O tarihlerde doğan gazeteci Johannes Nichelmann, "Bu insanların kafasının içindeki duvarın ve Doğu-Batı ayrımının gençler arasında kesinlikle hala var olduğuna inanıyorum" diyor.

Gazeteci, "Bir tarafın anlatımında Baltık Denizi'nde 40 yıllık tatil var, her şey güneşli ve güzel. Diğer yandan medyanın anlattığında ise 40 yıllık Stasi hapishanesi, dikenli teller var ve her şey kötü. Baltık Denizi tatili ile Stasi hapishanesi arasında bir şey olmalı ve bu, aile içinde, Doğu Alman toplumlarında ya da medyada pek konuşulmuyor" sözleriyle Doğu Almanya'ya dair çelişkili yaşam hikayeleri ile büyüdüğünü anlatıyor.

CEZAYİR’DE CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ 12 ARALIK’TA

Cezayir'de 12 Aralık'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylık başvurusunda bulunan 22 kişiden 5'inin adaylığının kabul edildiği açıklandı.

Ulusal Bağımsız Seçim İdaresi Başkanı Muhammed Şerefi, yaptığı açıklamada, 12 Aralık'ta yapılacak seçimler için başvuruda bulunan 22 adaydan 5'inin, adaylık şartlarını sağladığını belirtti.

Şerefi, adaylık şartlarını sağlayan eski başbakanlardan Ali Bin Flis (Özgürlüklerin Öncü Partisi Genel Sekreteri), Abdulmecid Tebun (bağımsız), Abdulaziz Beliyd (Bağımsız Cephe Partisi), İzzeddin Meyhubi (Demokratik Ulusal Topluluk) ve Abdulkadir Bin Karine'nin (Ulusal İnşa Hareketi Başkanı) adaylığının kabul edildiğini söyledi.

İSPANYA SEÇİMLERİ

İspanya'da seçim: Sosyalistler kazandı; aşırı sağ oylarını ikiye katladı

İspanya'da yapılan erken genel seçimlerden Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ilk sırada yer aldı ancak tek başına iktidara gelecek çoğunluğu sağlayamadı. Aşırı sağ görüşlü Voz Partisi ise oylarını iki kat artırdı.
PSOE lideri ve Başbakan Pedro Sanchez, azınlık hükümeti kurmak için destek istedi.
Bir önceki seçimlere nazaran mecliste 3 milletvekilini ve senatodaki çoğunluğunu kaybeden PSOE'nin lideri Sanchez, meclisteki tüm siyasi partilere "istikrarlı bir hükümet için destek verin" çağrısı yaptı.

"Bu kez hükümet ya kurulacak ya kurulacak." diyen Sanchez, siyasi rakiplerine "sorumlu hareket edip, azınlık hükümetinin önünü açmaları" yönündeki mesajını iletti.

Meclis aritmetiğine göre, PSOE'nin bir azınlık hükümeti kurması için tek seçeneğin, en büyük siyasi rakibi olan sağ görüşlü Halk Partisi'nin (PP) güven oylamasında çekimser kalması olasılığı gözüküyor.

İspanya'da sağın en büyük partisi olan ve bir önceki seçimlere nazaran oylarını artıran PP'nin lideri Pablo Casado da sonuçları değerlendirdiği konuşmasında, "PP iyi bir sonuç elde etti ama İspanya'nın geleceği ve hükümet kurulması açısından kötü bir sonuç alındı." dedi.

"Sanchez referandumu kaybetti." ifadesini kullanan Casado, İspanya'da "sol hükümete gerçek alternatifin PP olduğunu" savundu.

PP lideri, Sanchez'i sert dille eleştirmesine rağmen "İspanya daha fazla hükümetsiz kalamaz." diye konuştu.

PSOE liderinin alacağı karara bakarak, "üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getireceklerini" kaydeden Casado, çekimser oy kullanarak olası bir PSOE azınlık hükümetine destek vermek için açık kapı bıraktı.

Aşırı sağcı Vox, 3. büyük siyasi parti oldu

Öte yandan oylarını iki kat artıran aşırı sağ görüşlü Vox Partisinin lideri Santiago Abascal ise "11 ay önce İspanya'nın hiçbir belediyesinde, mecliste ya da Avrupa Parlamentosu'nda temsilcimiz yoktu. Bugün İspanya'nın 3. büyük siyasi partisiyiz." açıklamasında bulundu.

Abascal, "PSOE'nin zaferinden, nasıl bir hükümet kurulacağından ve özellikle Katalonya'ya karşı alınması gereken önlemlerin şeklinden dolayı endişeliyiz." ifadesini kullandı.

Aşırı sol görüşlü Unidas Podemos'un lideri Pablo İglesias da "İspanyollar bu gece daha kötü uyuyacak. Çünkü Avrupa'nın en güçlü aşırı sağımız oldu. 10 Kasım, sağın daha da güçlenmesine yaradı." dedi.

İglesias, sadece koalisyon hükümeti olması durumunda PSOE'ye destek verip, müzakere etmeye açık olduklarını belirtti.

Seçimin en büyük kaybedeni liberal sağda acil toplantı
Seçimlerin en büyük kaybedeni olan ve milletvekili sayısı 57'den 10'a düşen liberal sağ görüşlü Vatandaşlar (C's) Partisinin lideri Albert Rivera ise partisinin merkez yönetim kurulunu yarın acil toplantıya çağırdığını duyurdu.

Ayrılıkçı Katalan partiler sonuçtan memnun
İspanyol meclisine 3 siyasi partiyle toplamda 23 milletvekili gönderen Katalonya'daki ayrılıkçı siyasi partiler ise seçim sonuçlarından memnun olduklarını açıkladı.

İspanya'dan ayrılmaya yönelik bağımsızlık girişimlerine destek ve Yüksek Mahkeme'nin 9 Katalan siyasetçiyle ilgili mahkumiyet kararına tepki için oy isteyen ayrılıkçı siyasi partiler, Katalonya'da çoğunluğu temsil etmeye devam etti.

İspanya'da "imkansız" ve "çok zor" hükümet kurma alternatifleri
Son 4 yılda 4. kez genel seçime giden İspanya'da, pazar günkü seçimlerin sonunda da ne sol ne de sağ blok mecliste yeterli çoğunluğu elde edemedi.

350 sandalyeli mecliste sol blok (PSOE+Unidas Podemos+Mas Pais) 158, sağ blok (PP+Vox+C's+NA) ise 152'de kaldı.

Hükümet kurulması için meclis aritmetiğinin önünde olan iki seçenekten biri neredeyse imkansız diğeri ise çok zor gözüküyor.

Bağımsızlık referandumu için merkezi hükümetle müzakereyi şart koşan Katalonya'daki ve Bask bölgesindeki ayrılıkçı siyasi partiler ile sol blok ortaklığı 192 milletvekilini yakalasa da PSOE'nin "bölgesel bağımsızlık referandumunu asla kabul etmeyeceğini" bildirmesi nedeniyle bu olasılık imkansız görülüyor.

Son alternatif olarak ise PSOE'nin azınlık hükümeti kurarak, ülke tarihi boyunca en büyük siyasi rakibi olan PP'nin çekimser oyla buna destek vermesi kalıyor.

Siyaset uzmanları, PSOE'nin olası bir azınlık hükümetinin uzun ömürlü olmayacağını şimdiden öngörürken, yeni bir erken genel seçim olasılığını dışarıda bırakmıyor.

Erken genel seçimlerde açılan sandıkların yüzde 99,9'una göre, 350 sandalyeli meclisin dağılımı şu şekilde oluştu:

PSOE 120, sağ görüşlü Halk Partisi (PP) 88, aşırı sağ görüşlü Vox 52, aşırı sol görüşlü Unidas Podemos 35, liberal sağdan Vatandaşlar (C's) 10, sol görüşlü Mas Pais 3, Katalonya'daki ayrılıkçı siyasi partiler: Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) 13, Katalonya için Birlik (JxCat) 8, Halk Birliği Adaylığı (CUP) 2; Bask Milliyetçi Partisi (PNV) 7, Bask'ta faaliyet gösteren bağımsızlık yanlısı Eh Bildu 5, Navarra (NA) 2, Kanarya Koalisyonu (CC) 2, Galisya Milliyetçi Bloğu (BNG) 1, Kantabria Bölgeci Parti (PRC) 1, Teruel Var 1.

28 Nisan'da yapılan genel seçimlerin ardından meclis dağılımı şu şekilde oluşmuştu:

PSOE 123, PP 66, C's 57, Unidas Podemos 42, Vox 24, ERC 15, JxCat 7, PNV 6, Eh Bildu 4, NA 2, CC 2, Compromis 1, PRC 1.

Erken genel seçimlerde açılan sandıkların yüzde 95'ine göre, 208 sandalyeli senatonun dağılımı ise şöyle:

PSOE 94, PP 81, ERC 11, PNV 9, JxCat 3, NA 3, Vox 2, Teruel Var 2, Melilla için Koalisyon (CpM) 1, EH Bildu 1, Gomera Sosyalist Grubu (ASG) 1.

28 Nisan'da yapılan genel seçimlerin ardından senatonun dağılımı şöyle olmuştu:

PSOE 121, PP 56, ERC 11, PNV 9, C's 4, NA 3, JxCat 2, EH Bildu 1, ASG 1.

Unidas Podemos: "Koalisyona hazırız"

Mecliste 35 sandalye ile dördüncü parti olan Unidas Podemos'un lideri Pablo Iglesias,yaptığı açıklamada, PSOE ile koalisyon görüşmelerine hazır olduklarını duyurdu.

Nâzım Hikmet’i yurt dışına kaçıran teknenin sahibiydi! Ünlü medya patronu hayatını kaybetti!

İsmet İnönü başbakanlığında kurulan CHP-AP hükümetinde Devlet Bakanı, Akşam Gazetesi'nin eski sahibi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti onursal üyesi Malik Yolaç hayatını kaybetti.

MALİK YOLAÇ KİMDİR?
1922 yılında Malatya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimine önce St. Joseph Lisesi'nde başladı sonra Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu. Daha sonra İstanbul Yüksek Ticaret Okulu’na girdi. Fakat ticarete atıldığı için eğitimini tamamlamadan dördüncü sınıftan ayrıldı. 1957'de Akşam Gazetesi'ni satın aldı. Önce baskı tesislerini yenileyip değiştirdi, sonra akşamları çıkan gazeteyi sabah gazetesi haline getirdi. 1971 yılında Gazeteyi devretti. 1961 seçimlerinde Adalet Parti'nin listesinden bağımsız İstanbul milletvekili oldu. Spor ve Gençlik Bakanı olarak görev yaptı. Basına İstanbul’da çıkarılan günlük gazetelerin çeşitli kentlerde yayınlanması yeniliğini getirdi. Fransızca ve İngilizce biliyordu.

NÂZIM HİKMET'İ YURT DIŞINA GÖTÜREN TEKNENİN SAHİBİ

Malik Yolaç, Nâzım Hikmet’i yurt dışına kaçıran teknenin sahibi olmasıyla da tanınıyordu.

Nâzım Hikmet, Adnan Menderes iktidarı döneminde hapisten çıktıktan sonra öldürüleceği kuşkusuyla yurtdışına gitmek istiyordu. Nâzım’ın dışarıya kaçırılmasında büyük yardımları dokunan kişinin kim olduğu uzun yıllar boyunca gizli kalmıştı.

1980’li yıllara gelindiğinde ünlü şairi kaçıran kişi konuşmaya karar vermişti.

Bu kişi Refik Erduran’dı.Erduran, Nâzım Hikmet’i Malik Yolaç’ın teknesiyle nasıl yurt dışına kaçırdığını, Soner Yalçın öncülüğünde Odatv ekibinin hazırladığı ve CNN Türk'te yayımlanan Oradaydım belgeselinde anlatmıştı.

Türkiye Okuma Kültürü haritası açıklandı

"38. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı" kapsamında düzenlenen "Aslında Okuyoruz: Türkiye’nin Güncel Okuma Kulturu? Arasştırması" başlıklı panelde Türkiye'de kitap okuma oranının 11 yılda yüzde 30'dan yüzde 42'ye yükseldiği açıklandı.

 Anadolu Ajansının (AA) global iletişim ortağı olduğu, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliğiyle düzenlenen fuar kapsamında "Aslında Okuyoruz: Türkiye'nin Güncel Okuma Kültürü Araştırması" başlıklı panel düzenlendi.

Türkiye Yayıncılar Birliği ve Okuyay Platformu tarafından gerçekleştirilen etkinlik, Konda analisti Aydın Erdem'in araştırmaya ilişkin sunumuyla başladı.

Kitap okuma oranı yüzde 42'ye yükseldi

Konda Genel Müdürü  Bekir Ağırdır, panelde yaptığı konuşmada 2008'de yaptıkları araştırmaya göre Türkiye'de kitap okuma oranının yüzde 30 olduğunu anımsatarak, "Araştırmanın önemli bulgularından biri Türkiye'de kitap okuma oranının 2008'den 2019'a kadar yüzde 30'dan yüzde 42'ye yükselmesi" ifadesini kullandı.

Karamsar düşünmenin ve konuşmanın doğru olmadığının altını çizen Ağırdır, "Ben kendi hesabıma hayattan ve ülkeden umutluyum. Kendi gözlemlerimize takılı kaldığımız için çoğu zaman bütünü gözümüzden kaçırıyoruz. Türkiye'de 2008'den bu yana elimizde sayılar var. Arzuladığımız hızda olmayabilir ama elimizdeki 11 yıllık bütün sayılarda her şey iyiye doğru gidiyor. Yavaş da olsa, hızlı da olsa. Burada da aynı şeyi görüyoruz 30'dan 42'ye artmış." diye konuştu.

Ağırdır, okumanın yararı konusunda toplumda genel bir kabul olduğunu, Türkiye'de insanların daha iyi bir hayata ulaşma arzusunun taşıyıcısı olarak sadece eğitimi gördüklerini vurguladı.

Gençlere yönelik olumsuz bir ön yargının bulunduğunu ve bunun yanlış olduğunu anlatan Ağırdır, "30 yaş altı 19 milyon gencin en az yarısından fazlası, efsanelerdeki gibi beceriksiz çocuklar değil, dünyaya açık, hayata açık ve başarmak için yırtınan çocuklar." dedi.

Araştırmanın sonuçlarının da bu yönde olduğunu anımsatan Ağırdır, "Avrupa'dan farklı olarak en önemli bulgu şu, Batı Avrupa'da sosyal medyanın etkisiyle görselliğin ağırlık kazanması nedeniyle gençlerde kitap okuma azalırken, bizde tam tersi her ikisi birden artıyor. Çünkü bu gençlerin başarılı olmak için okumak ve kendilerini geliştirmenin dışında şansları yok." değerlendirmesini yaptı.

Tarih kitaplarına ilgi artıyor

Ağırdır, araştırmaya göre en çok okunan kitap türünün tarih kitapları olduğunu anımsatarak, toplumda farklı tarih anlayışlarının bulunduğunu, herkesin doğruyu öğrenme çabasıyla tarih kitaplarına yöneldiğini söyledi.

Daha önceki araştırmalarla karşılaştırıldığında bu çabanın altında sınıf atlama arzusunun dışında farklı bir durumun bulunduğunu ifade eden Ağırdır, şunları kaydetti:

"Türkiye gecikmiş bir modernleşme yaşıyor. Son 11 yılda 2008'den bu yana dahi yüzde 10'a yakın insanımız göç etmiş. 1980'den bu yana yetişkin nüfusun yarısı göç etmiş. Modern tarihte hiçbir Batı toplumunda böyle bir hareket yok. 60-65 milyon yetişkin, 15 yaş üstü nüfusun yarısı 1980'den bu yana göç etmiş. 2008'de apartmanlarda oturanlar yüzde 30 iken 11 yılda yüzde 60'a çıkmış."

Bu mekansal değişimin toplumun zihin dünyasının da değiştirdiğini ve etkilediğini belirten Ağırdır, "İstesek de istemesek de, gündelik hayatın ritmindeki değişmeyle beraber gündelik hayat pratiklerimiz de değişiyor. Bir yandan bireyselleşiyoruz ama bir yandan da kalabalıkların içinde sosyalleşmeye çalışıyoruz. Mekansal değişimden dolayı artık komşularımızı tanımıyoruz, aynı binada oturuyoruz ama komşumuzun ismini bilmiyoruz." şeklinde konuştu.

Sosyal medyada takip edilen kişilerle ilgili apartman komşularından daha çok şey bilindiğini aktaran Ağırdır, "Çocuklarımız da biz de şimdi sosyal medyada takip ettiğimiz insanlarla komşuluk ilişkisi kuruyoruz. Bu apartman tarlaları içinde, mahalle kavramının olmadığı bir yerde mahalle kitapevlerinin hayatta kalması da çok zor."

Türkiye'de gençlerin daha fazla okuduğu sonucunun çıktığı araştırmaya göre, okuma oranının yüksekliğinde birinci etken aileden gelen destek. Okuma Kültürünü Yaygınlaştırma Platformu (Okuyay) tarafından gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarının derlenerek, gelecek haftalarda detaylı olarak açıklanması planlanıyor.

2050’DE YEŞİL ALAN KALMAYACAK

Yeşillendirilecek alan aranıyor!
Birleşmiş Milletler'e göre 2050 yılına geldiğimizde dünyanın üçte ikisi kentsel alanlarda yaşayacak, fakat sadece bazı şehirlerde insanlar doğanın tadını çıkarabiliyor. Yüzölçümünün sadece yüzde 2,2’si kamu parkı ve bahçesi olan İstanbul,  yeşil alanı az olan olan şehir olarak gösteriliyor.

28 Ekim - 3 Kasım Haftası Tiraj Raporu

GAZETE

GEÇEN HAFTA

BU HAFTA

1

SÖZCÜ

247916

247056

2

SABAH

247978

246126

3

HÜRRİYET

213778

209795

4

POSTA

162527

161182

5

TÜRKİYE

129407

129430

6

MİLLİYET

126771

126301

7

TAKVİM

108 120

109 675

8

YENİŞAFAK

103 800

102.980

9

GÜNEŞ

102816

102420

10

AKŞAM

101905

101636

11

STAR

101244

100824

12

FANATİK

68146

67807

13

FOTOMAÇ

69219

67792

14

KORKUSUZ

59689

56970

15

  1. AKİT

56954

56796

16

YENİ ASIR

50617

50924

17

YENİÇAĞ

50793

50635

18

MİLAT

50279

50157

19

DİRİLİŞ POSTASI

33359

33348

20

YENİ BİRLİK

31706

31698

21

CUMHURİYET

29637

31281

22

MİLLİ GAZETE

21304

21247

23

AYDINLIK

14644

14472

24

DOĞRU HABER

13211

13211

25

TÜRKGÜN

12846

12761

26

KARAR

10906

10822

27

ŞOK

7177

7119

28

BİRGÜN

6669

6619

29

YENİ MESAJ

4861

4875

30

G.EVRENSEL

4360

4647

31

DÜNYA

3411

3350

32

YENİ YAŞAM

2436

2326