Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Anasayfa >> Haftanın Değerlendirmeleri >> Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika

Haftanın Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika Değerlendirmesi (19-25 Kasım 2018)

Bu değerlendirme, son bir hafta içinde Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
26 Kasım 2018 09:25

Doç. Dr. Erkin Ekrem - Dr. Hatice Çelik -  Dr. Murat Bayar

A.B.D. Yönetimi ve Kaşıkcı Cinayeti

CIA, gazeteci Kaşıkçı’nın öldürülmesi ile ilgili raporunu tamamlayıp 21 Kasım 2018 tarihinde Beyaz Saray’a sunmuştur. Raporda Suudi Arabistan veliaht Prensi Muhammed Bin Salman cinayeti şahsen emretmiş olmaktan sorumlu tutulmaktadır. Ancak, Başkan Trump CIA’in raporundaki tespitlerin kesin olmadığını, Prens Salman’ın işlenen bu cinayetten nefret ettiğini ve kendisinin de milyarlarca dolar tutarında silah alım sözü veren Suudilerin tarafında olduğunu söylemiştir. Bu durumda sorumlunun kim olduğu sorulduğunda Başkan Trump, “bütün dünya” şeklinde cevap vermiştir.

Söz konusu vaka Başkan Trump’ın kendi devletinin istihbarat raporlarını kamuoyu önünde inkar etmesinin ilk örneği değildir. Rusya’nın (Donald Trump’ın başkan seçildiği) 2016 genel seçimlerine müdahale ettiği yönündeki CIA raporlarını da aynı şekilde reddedmiştir. Bu örnekler, özellikle istihbarat bürokrasisi ile Beyaz Saray arasında ciddi bir güvensizliğin ve çekişmenin Donald Trump’ın seçilmesinden beri sürdüğüne işaret etmektedir. 5 Eylül 2018 tarihinde New York Times gazetesinde yayımlanan, “Trump Yönetimi İçindeki Direniş Hareketinin Parçasıyım” başlıklı imzasız mektubun Beyaz Saray’da Trump’ın “yanlış” politikalarını frenlemeye çalışan bir grup olduğunu ortaya koyması, yukarıda yer verilen haberle birlikte değerlendirildiğinde, Amerikan devletinin monolitik bir aktör gibi hareket etmekten uzak olduğunu göstermektedir. Başkan Trump’ın (1) Çin’le ticaret savaşı başlatarak Amerikan çokuluslu şirketlerinin çıkarlarını tehdit etmesinden (2) CNN’in de parçası olan Time Warner şirketi ile AT&T arasındaki 85 milyar dolarlık satın almaya karşı çıkması ve (3) merhum Kaşıkçı’nın yazı yazdığı Washington Post gazetesinin da sahibi olan Amazon yönetim kurulu başkanı Jeff Bezos’u A.B.D.’nin resmi posta teşkilatı USPS’i zarara uğratmakla suçlaması, kendisini Wall Street’ten  medyaya kadar güçlü bir blokla karşı karşıya getirmiştir. Kasım ayı başında gerçekleşen ara dönem seçimlerinde Demokratlar Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanırken Başkan’ın partisi Cumhuriyetçilerin Senatoyu koruması, A.B.D. içindeki bu iktidar savaşında halen son sözün söylenmediğine işaret etmektedir.

Kosova’da Gerilim

22 Kasım’da Kosova yönetimi Sırbistan ve Bosna Hersek’ten ithal edilen ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi uygulamasını ilan etmişti. Sırbistan daha önce 17 Şubat 2008’de ayrılarak tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova’ya yönelik de benzer uygulama yapmıştı. Sırbistan Devlet Başkanı Aleksandr Vucic, Kosova’nın Sırp ürünlerine yüzde 100 vergi getirmesine, gümrük savaşıyla karşılık vermeyeceklerini belirtmişti. Kosova’daki Sırp yetkililerle Belgrad’da bir araya gelen Aleksandar Vucic, düzenlediği basın toplantısında, Kosova hükümetinin vergi uygulamasına tepki göstermişti. Bu gelişmeler bölgede gerilime yol açmış olarak değerlendirilmektedir.

Kosova emniyet güçleri, Kosovalı Sırp siyasetçi Oliver Ivanoviç’in (Özgürlük, Demokrasi ve Adalet Halk İnisiyatifi Genel Başkanı) öldürülmesi olayının soruşturulması kapsamında 23 Kasım sabah saatlerinde Kuzey Kosova’daki dört kişi tutuklanmıştı. Kosova Polisi Enformasyon Ofisinden yapılan yazılı açıklamada, üç kişinin cinayet şüphesiyle, bir kişinin ise baskın sırasında polis görevlilerine direnmesi nedeniyle gözaltına alındığı belirtilerek, gözaltına alınan dört Kosovalı Sırp’tan ikisinin polis olduğu, operasyon kapsamında bir kişinin halen arandığı ifade edilmişti. Söz konusu şahısların Ocak 2018’de Oliver Ivanovic’e yapılan suikastla ilgili şüpheli bulundukları için tutuklandıklarını belirtmişti. Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj, Kosova polisinin gerçekleştirdiği operasyonun politik gelişmelerle hiçbir ilgisi olmadığını dile getirmişti. Sırbistan Cumhurbaşkanı Ulusal Güvenlik Konseyi’ni acilen toplamış ve çözüm yolunu aramıştı.

APEC Zirvesi Bildiri

17-18 Kasım tarihleri arasında Papua Yeni Gine’de düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomi Birliği (APEC) toplantısı ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının gölgesinde geçmişti. APEC gayri resmi liderler toplantısı ilk sonuç bildirgesi ABD-Çin çekişmesi sonucunda yayınlanamamıştı. Bunun nedeni de ABD tarafından önerilmiş olan bir maddeyi Çin tarafından kabul edilememesidir: “Tüm adaletsiz ticari uygulamalar da dâhil olmak üzere, korumacılıkla mücadele konusunda hem fikiriz”. Çin tarafı bu ibarenin Çin’e yönelik olduğu görüşündeydi. 23 Kasımda Papua Yeni Gine Başbakanı Peter O’Neill APEC Zirvesi’nin nihai belgesini ilan etmişti. Bu beyannamede ABD-Çin görüş farklılıklarından kaçınarak üye ülkelerin ortak görüşünü yansıtmıştır.

Beluçlar'ın Pakistan’daki Çin Konsolosluğuna Saldırısı

23 Kasım’da Çin’in Pakistan’ın Karaçi kentindeki konsolosluğuna silahlı ve el bombalı intihar saldırı düzenlemişti. İki polis ve iki sivili öldüren üç saldırganın da öldürüldüğü bu saldırıda Çinli çalışanlar ile diplomatların güvende olduğu bildirilmişti. Saldırıyı üstlenenler ise Belucistan ayrılıkçı faaliyetleri sürdüren Beluç Kurtuluş Ordusu olmuştu. Pakistan makamı bu saldırının Pakistan-Çin dostluk ilişkisine karşı yapıldığı ve Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesine (CPEC) darbe indirmesini hedeflediğini açıklamıştı. Çin tarafı da şiddete başvuran herhangi faaliyete karşı olduğunu ve saldırıları önleyip Çinlilerin can güvenini sağladığı için Pakistan Hükümetine teşekkür etmişti.

İranik dilde konuşan ve nüfusu da 9 milyondan fazla olan Beluçlar İran, Pakistan ve Afganistan üç ülkenin arasında yaşamaktadır. Göçebe manasına gelen Beluçlar 1947 yılında Pakistan’a bağlanır ve bir yıl sonra bağımsız Belucistan kurma talebinde  bulunmuş, ancak Pakistan Hükümeti ret ederek başkaldırılarını bastırmıştı. Sovyetlerin Afganistan’a girmesi ile Moskova Belucistan’daki sol eğilimli öğrencileri organize etmiş ve Beluç Öğrenci Organizasyonu (BSO Azad) üzerinde Beluç Kurtuluş Ordusu kurmuştu. Sovyetlerin dağılması ile finans sıkıntıya giren Beluç Kurtuluş Ordusu, 11 Eylül olayları sonrası ABD tarafından Talibanlar üzerinde istihbarat toplamak için kullanılmıştır. Bu örgütün arkasında Hindistan, İran ve Afganistan’ın bulunduğu da Pakistan tarafından iddia edilmektedir. Beluç Kurtuluş Ordusu, Çin’in Yeni İpek Yolu projesi çerçevesinde Pakistan’a yönelik yapılan yatırımların Beluçlar için faydası olmadığını, aksine bölgeyi sömürdüğünü ve Beluçların daha da fakirleşmesine yol açtığı görüşündedir. Bu nedenle Çin ve Pakistan’a daha fazla saldırıda bulunacağını ileri sürmektedir.  Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesinin başlangıç yeri olan Doğu Türkistan’ın Kaşgar şehridir, bitiş yeri ise Belucistan’ın Gwadar limanıdır. Bu iki bölge sorunları Çin’in bizzat ilgilenmesi zorunludur.

Tayvan’da Seçim ve ABD-Çin’in İlgisi

24 Kasım’da Tayvan’da 22 kentin il ve ilçe belediye başkanlarını belirlemek için yapılan seçimde iktidardaki Demokrat İlerici Partisi (DPP) muhalefetteki Çin Milliyetçi Parti (KMT) karşısında hezimete uğratmıştı. DPP lideri ve aynı zamanda Tayvan Başkanı olan TsaiIng-wen de parti liderliğinden istifa etmişti. Kaybedenler kazananları kutlayarak demokrasiye olan güvenini karşılıklı tazelemişlerdi. Ancak Başkan TsaiIng-wen’in Ocak 2019’deki cumhurbaşkanı seçiminde tekrar seçilip seçilememesi tartışma konusu olmuştur. İktidar partisi bu seçimde 22 il ve ilçe belediyesinin 6’sini ve rakip partisi de 15’ini kazanmıştı. Başkent Taipei belediyesi Bağımsız başkanı Ke Wenzhe az bir farkla tekrar kazanmıştır. 2014 yılındaki yerel seçimde Demokrat İlerici Partisi 13, Çin Milliyetçi Partisi ise 6 belediyeyi kazanmıştı. Demokrat İlerici Partisi 20 yıldır belediye başkanlığını elinde tuttuğu liman şehri Kaohsiung başta olmak üzere Jia-yi, Ping-dong, Yi-lan ve Tao-yuan gibi oy deposu olan belediyeleri de kaybetmişti.

Tayvan seçimi Çin’i rahatlatmıştır. Çin Devlet Konseyi Taiwan İşleri Ofisi sözcüsü Ma Xiaoguang’ın yorumuna göre Tayvan halkının Çin ile barışçı ilişkilerinin getirdiği karlı payını paylaşmaya devam edeceğini gösteriyor, ekonominin ve insanların yaşam koşullarını iyileştirmeyi arzu etmektedir. Sözcü Ma, Tek Çin ilkesini yansıtan 1992 Mutabakatı’nı kararlılıkla sürdürerek Taiwan’ın bağımsızlığını amaçlayan bölücü güçleri ve faaliyetlerine karşı çıkmayı sürdüreceğini belirtmişti. Tayvan halkının büyük kısmı ile barışçı kalkınma yolunda devam edeceğini ifade eden Sözcü Ma, söz konusu ilkeleri kabul eden Tayan belediye heyetlerinin Çin’i ziyaret etmesini karşılayacağının altını çizmişti. DPP Tayvan’ın bağımsızlık fikrini benimsemiş ve Çin’in Tayvan’ı kendi toprağı olarak saymasına karşıdır. 1949 yılında Çin’deki iktidarı kaybeden ve Tayvan’a yerleşen KMT, önce Kıta Çin’i kendi toprağı olarak bakmaktaydı, 1971 yılından sonra Tayvan’ın BM üyeliği ve BM Güvenlik Konsey üyeliği geri alındıktan sonra 1991-1994 yılları arasında bu taleplerinden vazgeçmişti, Kıta Çin’i de Tayvan da Tek Çin’in parçası olması fikrini benimsemişti. Bu nedenle Pekin KMT’ı daha yakın görmektedir. ABD’nin Sovyetlere karşı Çin’i müttefik olarak tercih etmesi ve Çin’in talepleri üzerine Başkan Nixon’un Tayvan yönetimin BM üyeliğinden çıkarması ile KMT yönetimindeki Milliyetçi Çin ulus devlet statüsünü kaybetmişti. 1 Ocak 1979’de ABD-Çin diplomasi ilişkileri tesis ettikten sonra, ABD Kongresi Nisan 1979’da Tayvan İle İlişkiler Yasası’nı kabul ederek Washington-Taipei arasında siyasî ilişkileri dışında güvenlik dâhil birçok alanda ilişkilerini devam etmesini yasallaştırmıştı. Dolayısıyla Tayvan’daki gelişmeler ABD’ni ilgilendirmektedir.

Çin’in Tayvan seçimine müdahale etmesi hem Tayvan basında hem de uluslararası basında dile getirilmiştir. ABD-Çin arasında devem eden ticaret savaşı ve iki ülke ilişkilerini geren Tayvan meselesi, Güney Çin Denizi meselesi, Hint-Pasifik stratejisi hatta Uygur meselesi ile birlikte birçok alanda sürtüşme yaşanmaktadır. Tayvan’ın gidişatı Çin’i ilgilendirdiği gibi ABD’yi de ilgilendirmektedir. ABD Tayvan’da 2000 yılından buyana partiler arasında dönüşümlü demokrasi seçiminin devam ettiği ve Asya’da başarılı bir demokrasi siyasal yapının oluşturmasını istemektedir. Aslında iç savaşın yaşandığı 1945-1949 yıllarında ABD Çin Komünist Partisi ile Milliyetçi Çin Partisi arasında demokratik seçim yolu ile barış sağlanmasını istemişti, ancak başarısız olmuştu.

Çin Dışişleri Bakanlığı 23 Kasım’daki basın toplantısında Çin Devlet Başkanı XiJinping 27 Kasım’dan itibaren İspanya, Arjantin, Panama ve Portekiz ülkelerine devlet ziyareti yapacak ve Arjantin’de düzenlenen XIII. G20 Liderleri Zirvesine katılacaktır. Başkan Xi G20 Zirvesinde ABD Bakanı Trump ile bir görüşme yapabilir ve aylardır süre gelen ticaret savaşı hakkında ciddi bir tartışmalar yaşanabilir. Başkan Trump sadece adil ticaret istiyor, Başkan XiJinping ile uzlaşabilir mi? Ancak iş dünyası Turmp-XiJinping görüşmesi sonucunun olumsuz olmakla dünya ticaretine zarar verebileceği endişesi içindedirler. ABD-Çin arasındaki ticaret savaşının yaratığı olumsuz etkilerinin diğer alanlara da sıçraması ikili ilişkilerin geriliminin daha da şiddetlenmesi ile birlikte uluslararası toplumu bölebilir ve diğer ülkeleri tercih yapmaya zorlayabilir.