Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Anasayfa >> Haftanın Değerlendirmeleri >> İç Politika ve Hukuk

Haftanın İç Politika ve Hukuk Değerlendirmesi (25-31 Mayıs 2020)

SDE Editör
02 Haziran 2020 20:00

Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birine ev sahipliği yapan Yassıada ki tarihi süreç içinde yaşadığı vakadan dolayı da Yaslı Ada şeklinde de kullanılan adanın Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak adlandırılarak çeşitli müze ve eklentilerinin açılışı yapıldı. 27 Mayıs Müzesi olarak da adlandırılan adadaki Mahkeme binası Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı.

Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi

Yargılamaların yapıldığı dönemde subay yatakhanesi olarak kullanılan bina, Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi'ne dönüştürüldü. Müzenin girişindeki duvarda, Adnan Menderes'in "Yeter söz milletindir!" ifadesi dikkati çekiyor. Bu müzenin içinde Adnan Menderes'in doğduğu evin benzeri yer alıyor. Müzede, "Aydın Evi" olarak adlandılan bu bölümde bir yatak odası, salon ve mutfak bulunuyor. Müzenin içindeki küçük odalarda, Adnan Menderes'in hayatı ile iktidarda bulunduğu yıllarda Türkiye'de yaşanan kalkınma hamlelerine ilişkin bilgi ve görseller ziyaretçilere aktarılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Demokrasi ve Özgürlükler Adası Açılış Töreninde yaptığı konuşmada, demokrasi ve özgürlük vurgulu bir konuşma yaptı. Konuşmanın ana başlıkları şöyle:

“Üzerinde bulunduğumuz Yassıada'da, diğer bir ifadeyle 'Yaslı Ada'da yapılan ve bizzat faillerinin itirafıyla önceden verilen emirlerin uygulanması şeklinde geçen yargılamaların sonu çok büyük bir faciayla bitmişti."

Konuşmasında yargılamaların ne kadar hukuktan ve insan haklarından uzak olduğunu vurgulayan Erdoğan şunları söyledi:

“Aslında burada yapılan iş yargılama değil, darbe yaparak anayasayı çiğneyenlerin ülkenin meşru yöneticilerini anayasayı ihlal ithamıyla giriştikleri bir hukuk cinayetiydi. Yassıada'da aylar boyunca tam anlamıyla bir zulüm makinesi işletilmiştir. Ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları, komutanları, milletvekilleri, bürokratları hiçbir somut suçları olmadığı halde kin ve nefret ürünü insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldılar. İstiklal Harbimizin kahramanlarından olan bu ülkenin cumhurbaşkanını intihara teşebbüs noktasına kadar getirdiler. Nezaketi, kibarlığı, insani hasletleri dillere destan olan bir başbakanı idama götürürken bile prostat muayenesi bahanesiyle aşağılamaya kalkacak kadar alçaldılar. Bu ülkenin yüreği vatan sevdasıyla dolu genelkurmay başkanını darbecilere katılmayı reddettiği için bir teğmene tokatlatarak tarihimizde görülmemiş rezillikler sergilediler."

Her üç kahraman da idam sehpasına vakarla, gururla, inançla yürüdü. Darbeden yaklaşık 16 ay sonra, 16 ve 17 Eylül 1961 tarihinde gerçekleşen bu idamlar milletimizin yüreğine kor bir ateş gibi düşmüştür. Aslında o gün hukuk ve adalet ayaklar altına alınarak idam sehpasına gönderilen milletin bu üç adamı değil, bizatihi milli iradenin ta kendisi olmuştur. Darbe ile görevinden indirilen, Yassıada'da kurulan tiyatro mahkemelerde yargılanan rahmetli Menderes ve arkadaşları değil, tarihi, kültürü, değerleri ve inançlarıyla milletimizdi. Ama bilmiyorlardı ki Türk milletinin kalbindeki sevgiyi, yüreğindeki ateşi söndürmeye, onu hedeflerinden koparmaya bir avuç darbecinin gücü yetmezdi. Bu vesileyle sürgüne gönderildiği Hindistan'dan idam kararlarının hukuki ve meşru olmadığını, insanlık duygularıyla uyuşmadığını belirterek trajediyi engellemek için çırpınan merhum Alparslan Türkeş’i de rahmetle yad ediyoruz. Menderes'i ve arkadaşlarını idam sehpasına çıkartanların ve onları destekleyenlerin alınlarındaki kara leke hiçbir zaman silinmeyecektir. Buna karşılık Menderes ve arkadaşlarının milletimizin kalbindeki mümtaz yeri her geçen yıl daha da güçlenerek hep devam edecektir."

"Milletimiz buranın adını Yassıada'dan Yaslıada'ya dönüştürmüştü. Üzerinde durduğumuz toprakların ızdırabını dindirmek için Yassıada'yı da Yaslıadayı'da tarihe gömüp, burasını Demokrasi ve Özgürlükler Adası haline getirmeyi kararlaştırdık, bu da bize nasip oldu. Adadaki her bir tesise de tarihi anlamına uygun isimler verildi. Subay Gazinosunun ismi Adnan Menderes Müzesi olarak devam edecek. Konferans salonu da Adnan Menderes ismini taşıyacak. Her ikisi de burada yargılanan Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'un ismi meydana, Oramiral Sadık Altıncan'ın ismi de kütüphaneye verildi. Yargılamaların yapıldığı spor salonu, Hasan Polatkan'ın, cami de ölümün üzerine iman dolu bir haykırışla yürüyen Fatin Rüştü Zorlu'nun ismini taşıyacak. Tüm bu sembolleriyle Demokrasi ve Özgürlükler Adası, ülkemizin geçmişten bugüne verdiği istiklal ve istikbal mücadelesiyle gönüllerdeki hasbi sevginin inşallah nişanesi olacaktır."

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Konuşması

Bahçeli, Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın açılışında yaptığı konuşmada, yargılamanın ne kadar hukuktan uzak olduğunu Menderes ve diğerlerine karı yapılan muamelenin insanlıktan uzak olduğunu vurgulayan ve adanın adının neden değişmesi gerektiğini belirten bir konuşma yaptı. Yaptığı konuşmadan darbenin demokrasi ve insan hakları açısından, ülke ekonomisi açısından ne kadar kötü sonuçlar ortaya çıkardığını vurgulayan Bahçeli şunları vurguladı:

"Zamanın hisarlarını bir mızrak gibi delerek günümüze kadar uzanan hak ve hukuk ihlalleri yıllar içinde milli gönüllere bir kor gibi nüfuz etmiştir. Bu sarih ve sarsıcı gerçek hepimizin münhasıran benimsediği tarihsel bir vakıa olarak hafıza kayıtlarına işlenmiştir. Yassıada'da hukuka deli gömleği giydirilmiştir. Adaletin fişi çekilmiş, Türkiye'nin bir dönemi delik deşik edilmiştir."

"Yassıada'nın menfi isminin değiştirilmesi, menfur izlerinin silinebilmesi maksadıyla 2013 yılında önemli bir adım atılmıştır.  O tarihte 'Demokrasi ve Özgürlükler Adası' ismi Yassıada'ya verilmiş, bu şekilde tarif ve takdim edilmeye başlanmıştır. 27 Mayıs'ın 60. yıl dönümünde, Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın resmi açılışıyla geçmişin kötü anıları, geleceğin kutlu hedefleriyle berhava edilecektir. İnancım ve ümidim budur.”