Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Anasayfa >> Haftanın Değerlendirmeleri >> Ekonomi ve Finans

Haftanın Ekonomi ve Finans Değerlendirmesi (1-7 Haziran 2020)

SDE Editör
08 Haziran 2020 11:33

Yurtiçi Piyasalar

SPK düzenlemeleri:

Bu hafta Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile birlikte serbest döviz fonu gelirlerinde tevkifat oranı %15'e yükseltildi. Buna borsa yatırım fonları, konut ve varlık finansmanı fonları, menkul kıymetler yatırım fonları dahil.

Yabancı para cinsinden işlemlere geçtiğimiz günlerde de bir düzenleme getirilmişti; kambiyo işlemlerindeki vergi oranı binde 2’den yüzde 1’e çıkartılmış, finansman bonolarında ise vergi tevkifat oranı yüzde 10'dan yüzde 15'e yükseltilmişti. Böylece ekonomiye ayda yaklaşık 1 milyar TL ek vergi geliri sağlaması hedeflenmişti.

Bu durum kısa vadede döviz kurundaki oynaklığı azaltacaktır, çünkü an itibariyle dövizin 1 yıllık faiz getirisi kadar maliyeti olmuş olacak ancak uzun vadede ülkeye yeni fon girişini azaltabilir korkusu oluşmuştu piyasalarda. Tabii döviz talebi biraz da iç piyasadaki güvene bağlı. Dövize de altına da bir süredir talep var.

Türkiye’de dolarizasyon problemini hep konuşuyorduk. TL’nin değerini korumak adına geçtiğimiz yıl döviz rezervleri azalmıştı. Hali hazırda Şirketler yurtdışı borçlarını finanse etmekte zorlanıyorlar. Bir yandan da iç piyasada döviz talebi oluyor. Mevduatın yarısından fazlası artık yabancı para cinsinden. Dolayısıyla Döviz artışını enflasyonun altında tutmak önemli.

Enflasyon

Mayı ayına ilişkin enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre tüketici fiyatları Mayıs ayında aylık bazda %1,36 artarken, yıllık bazda %11,39'a yükselerek beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Aynı dönemde yurt içi ÜFE (Yİ-ÜFE) artışı ise aylık %1,54 yılık %5,53 oranında gerçekleşti.

Mayıs ayında tüketici fiyatlarının 12 ana harcama grubunun tümünde arttığı gözlemlenirken fiyatların yıllık bazda %12,9 oranında yükseldiği gıda grubu, harcama sepeti içerisinde en fazla ağırlığa sahip olmasının da etkisiyle yıllık TÜFE enflasyonuna 311 baz puan katkı verdi. Salgın nedeniyle petrol fiyatlarının önceki aylarda aşağı yönde seyretmesi sebebiyle enflasyonun gerilemesine katkı sağlayan ulaştırma grubu, bu ay petrol fiyatlarındaki yükselişle birlikte aylık TÜFE enflasyonunun artmasına neden oldu.

Hatırlarsak TCMB PPK toplantı metninde gıda fiyatlarının tüketici enflasyonu üzerinde yukarı yönlü baskı yapsa da bu durumun kısa vadeli olacağı belirtilmişti.

Bu ay enflasyonu tetikleyen gıdadaki yükseliş ile giyimdeki yükseliş oldu. Merkez bankası son olarak enflasyon tahminini yüzde 7,4 olarak revize etmişti. Fakat TL’deki değer kaybının gecikmeli etkileri ile petrol fiyatlarındaki yükseliş içerdeki fiyatlara olumsuz yansıyabilir. Ancak yine de eğer petrol fiyatları beklenilenden fazla yükselmezse, yaz aylarında gıda fiyatlarındaki düşüş enflasyonu düşürebilir. O nedenle enflasyonu yorumlamak için biraz daha beklemek gerekiyor.

BDDK Aktif rasyosunda ikinci kez değişikliğe gitti

Geçtiğimiz haftalarda Aktif rasyosunda değişikliğe gidilmişti. Mevduat bankaları için bu oranın %100, katılım bankaları için de %80 olması istenmişti. Bankalar bu düzenlemeye uydu ancak güçlü gördükleri müşterilerine kısa vadeli kredi kullandırarak bu oranı artırdılar. Oysa ki BDDK’nın hedefi bu değildi. BDDK’nın isteği reel sektöre orta ve uzun vadeli finansman sağlanması. Dolayısıyla bu hafta formül yeniden revize edildi. Bu kapsamda, bankaların verdiği 3 aylık krediler hesaplamadan çıkartıldı. İkinci olarak, bankaların verdikleri krediler içerisinde KOBİ’ler, proje finansmanı ya da ihracatçı şirketler var ise bu kredilerin oranını %1 den %1,25e çıkarttığını duyurarak bankaların aktif rasyo oranını tutturmaları konusunda kolaylık sağladı. Üçüncü olarak, bankalar rasyoyu tutturabilmek için paydada yer alan mevduat oranını repo/finansman bonosu gibi farklı bir şekilde formüle ediyorlar idi. BDDK buna da müdahale etti. 6 aydan daha kısa süreli finansman bonolarının ya da repoların mevduat kaleminde hesaplanacağını duyurdu. Dolayısıyla oranı tutturmak için bankaların ya kredileri ya menkul kıymetleri ya da Merkez ile swap işlemlerini artırması gerekecek. Son düzenleme de yabancı para (YP) cinsinden mevduatlara geldi. Bu kapsamda YP cinsinden mevduat ile verilen kredi aynı oranda ise sıkıntı yok. Ancak mevduat krediden fazla ise o fazla kısma 1,75 ceza uygulanacak, dolayısıyla bankalar oranı tutturmak için yine ya kredileri ya Merkez ile swapı ya da menkul kıymeti artıracak.

Bankalar dolayısıyla mevduat faizlerini aşağı çekecek ve menkul kıymete yönelecektir, böylece de Hazine’ye kaynak sağlanacaktır. Keza Hazine’nin ödemeleri geliyor.

Bankacılık sektörünün durumuna baktığımızda Kredi ve mevduat artışlarının TL ağırlıklı olması bankacılık sektörünün dış kaynak kullanımını azaltıyor.

Şirketler borç ile hayatını devam ettiriyor ve faaliyet hayatı süresince de bu Borçların vadesi geliyor. Pandemi döneminde bu vade gelişleri sıkıntı yaratmaya başladı şirketler faaliyetlerine devam edemez iken borç ödemelerinin zamanı geldi. İşte bu noktada devlet müdahaleleri gördük çeşitli tedbirler alınmaya çalışıyor. Türkiye’nin avantajı elinde kamu bankaları var ve bunlar güçlü bir yapıya sahip. Son olarak yine Kamu Bankaları ekonominin canlanması adına 4’lü bir finansman paketi sundu. Bunun içerisinde konut ve taşıt kredi faizleri aşağı çekildi, çeşitli kredi imkanları sunuluyor. 6 ay ödemesiz imkanlar var. Ancak bu kredilerin geri ödeme süreci nasıl olacak o önemli. İşletmeler ya da bireyler geri ödemeleri yapabilecek mi, yoksa bankalar sıkıntı mı yaşayacak?  Son dönemde biliyoruz ki toplam kredilerin yarısını kamu bankaları üstlendi. İşte bu aktif rasyosundaki değişim özel bankaları da harekete geçirecektir ve kamu bankalarının yükünü hafifletecektir.

Birinci Çeyrek büyüme

Geçtiğimiz Cuma günü ilk çeyreğe ilişkin büyüme rakamları açıklanmıştı. Buna göre Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla %4,5 oranında büyüdü. 2019’un ikinci yarısında izlenen toparlanma eğilimi ilk çeyrekte de devam etti. Salgının ekonomi üzerindeki etkileri Mart ayının son iki haftası itibarıyla başlamıştı. Tüm dünyada büyüme rakamlarına ilişkin endişeler vardı. Dolayısıyla global piyasalarla kıyaslandığında birinci çeyrekte pozitif ayrıştığımızı söyleyebiliriz. 

Örneğin Türkiye %4,5 büyürken Almanya (Avrupanın birinci büyük ekonomisi ve bizim bir numaralı ihracat pazarımız) % 2,3 daraldı. Keza İngiltere %1,6 daraldı. ABD %0,3 büyüdü. İtalya, Fransa %5’lerde daralma yaşıyor. Dolayısıyla bu sevindirici bir haber.

Hatırlarsak Türkiye ekonomisi 2018 de yaşadığı şok sonrasında 2019 yılında bir toparlanma eğilimine girmişti, büyüme odaklı bir yol haritası vardı. Bu doğrultuda çeşitli programlar, paketler, teşvikler söz konusu oldu. Virüs olmasaydı açıklanan bu rakam hedeflenen %5’in de üzerinde olacaktı. Tabii biz ikinci çeyrekte etkileri daha net göreceğiz. Tüm dünya daha net görecek.

Biz şu an için sevinelim ama tedbiri elden bırakmayalım çünkü önümüzde daralmanın aşikar olacağı bir süreç var. Neden? Çünkü yılın ilk iki ayında ekonomi iyiydi, salgının etkileri henüz piyasalara yansımamıştı. Dolayısıyla salgının birinci çeyrekte etkisini gösterdiği kısım çok kısa. Ancak ikinci çeyrekte böyle olmayacak. Nisan-Mayıs ayları durgun geçen aylar. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu, üretimin yavaşladığı hizmet sektörünün durduğu aylar. Haziran ayı nispeten ılımlı olsa da ikinci çeyrekteki payı kısıtlı olacak.

Büyümenin alt kalemlerine baktığımızda kamu harcamalarının ve özel tüketim harcamalarının büyümeyi desteklediğini görüyoruz ama özel sektör yatırımları halen negatif, işsizlik halen düşmüş değil. İhracat geçen yılın ilk çeyreğine göre küçülmüş bulunuyor. Yani ilk çeyrekte büyümemiz sağlayan aslında tüketim olmuş, yatırım ve ihracat büyümeyi aşağı çekmiş. Öte yandan ikinci çeyrekte büyümeyi aşağı çekecek kısım küresel ticaretteki daralma olacak. Çünkü ticari partnerlerimizin ekonomisi oldukça kötü durumda. Örneğin ilk üç ihracat pazarımız Almanya, İngiltere ve İtalya. Onlardaki durgunluk bizim ihracatımıza olumsuz yansıyacak. Pozitife dönmek için biz oranın toparlanmasını bekleyeceğiz. Oradaki talebin canlanması lazım.

Ayrıca Türkiye dış kaynak kullanarak büyüyen bir ülke. Bunun yerine artık üretim yapısını değiştirerek içerden büyümeli. Bu zor değil, bunun için hem hükümet hem de özel sektör çeşitli adımları atıyor, ancak bu süreci hızlandırmak lazım.

ABD Ekonomisi

ABD çekirdek kişisel tüketim harcamalar Nisan’da aylık bazda %0,4 azalırken, yıllık bazda %1 artış kaydetti. Kişisel gelirler ise Hükümet’in yaptığı ödemelerin etkisiyle aylık bazda %10,5 arttı, harcamalar ise %13,6 düştü. Bu düşüş 1959’dan bu yana ki en sert düşüş. Öte yandan Kongre Bütçe Ofisinin yayımladığı rapora göre salgınının ülke ekonomisine 2030 yılına kadar 7,9 trilyon USD tutarında zarar vereceği öngörülüyor. Virüsle mücadele kapsamında alınan tedbirlerin tüketici harcamalarında daralmaya yol açacağı ve enerji fiyatlarındaki düşüş sebebiyle enerji sektörüne yapılan yatırımların azalacağı açıklandı Bu önemli.

ABD’de özel sektör istihdamı Mayıs ayında 9 milyon kişi olan beklentilerin altında bir düşüş göstererek 2,76 milyon kişi azaldı. Nisan ayında özel sektör istihdamı 19,6 milyon kişi ile rekor düzeyde gerilemişti.

ECB varlık alımı

Avrupa Merkez Bankasının düşen enflasyon korkusu ve euro bölgesinde II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük ekonomik daralma beklentisi nedeniyle, bu haftaki toplantıda varlık alım programını beklentilerin de üzerine çıkarak 600 milyar Euro artırdığın duyurdu. Beklenti 250-500 milyar Euro arasında idi.

Banka Mart ayında 750 milyar euroluk varlık alım programı başlatmıştı. Böylece toplam rakam 1,35 trilyon oldu. Faiz oranlarında ise herhangi bir değişikliğe gidilmedi. Halihazırda politika faizi sıfır, mevduat faizi eksi yüzde 0,50 düzeyinde. Banka, ayrıca pandemi acil varlık alım programını 2021'in Haziran ayına kadar sürdüreceğini duyurdu.

Aslında Başkan Lagarde, merkez bankasının “şehirdeki tek oyuncu” olamayacağını defalarca vurgulamış, Avrupa Komisyonu tarafından oluşturulacak AB kurtarma fonunu memnuniyetle karşılayacaklarını belirtmişti. Bu karar pandemi sebebiyle bölgedeki Mart ayına ilişkin işsizlik oranının %7,1’den Nisan ayında %7,3’e yükselmesinin ardından geldi.

Lagarde toplantı sonrasında yaptığı açıklamalarda 2. çeyrekte ekonomik küçülmenin daha önce hiç görülmemiş düzeyde olacağını, enflasyon hedefini yakalayana kadar faizleri mevcut seviyede tutacaklarını, toparlanmanın hızına ilişkin halen belirsizliklerin olduğunu; ancak bölge ekonomisinin 3. çeyrekte toparlanmasını beklediklerini belirtti.

Euro bölgesi açısından koronavirüs pandemisinin başlangıcından bu yana, enflasyonun sıfırın altında olma olasılığı, önemli bir deflasyon riskine işaret ediyor. Keza bölgede tüketici fiyatları Mayıs’ta aylık bazda %0,1 gerilerken, yıllık bazda %0,1 artış kaydederek son 4 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti. Enflasyondaki yıllık artışın ivme kaybetmesinde ise özellikle enerji fiyatlarındaki düşüş etkili oldu.

Dünya Bankası Küresel Ekonomi Raporu

Dünya Bankası bu hafta yayımladığı raporda salgının olumsuz etkilerinin altını çizdi. Önümüzdeki süreçte gelişmekte olan ülkelerde yatırımların azalması; sermaye, eğitim ve iş kayıplarının oluşması, küresel ticaretteki düşüş ve tedarik zincirindeki aksamalar nedeniyle üretim ve iş gücü verimliliğinin azalması ve tüm bunların gelişmekte olan ülkelerde kalıcı hasarlar bırakabileceğine vurgu yapıldı. Nitekim 2020’nin sonunda gelişmekte olan ülkelerin 4 trilyon doların üzerinde kredi ve tahvil vadesi geliyor.