Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (17 Haziran-23 Haziran 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
26 Haziran 2019 16:08

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİYLE GEÇEN BİR YILIN BİLANÇOSU

Türkiye'ye köklü bir sistem değişikliği getiren 16 Nisan 2017 referandumunun üstünden iki yıl, 24 Haziran seçimlerinin üstünden bir yıl geçti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni sistem vaadini "tam kuvvetler ayrılığı ile Meclis yasa yapmaya ve hükümeti denetlemeye; hükümet etkili icraata, yargı da bağımsız ve tarafsız bir biçimde adaletin tecellisine odaklanacak" sözleriyle anlatmıştı.

“Cumhurbaşkanlığı sistemi” başkanlık sistemine göre dizayn edildi. Gerekçesi, Türkiye’deki parlamenter sistemde yaşanan krizleri aşmak ve getirilen yeni sistemin tekrar kriz üretmemesi için hazırlandığı’ vurgulandı.

Devletin üniter niteliği, yasama organının yapısı, Anayasa Mahkemesinin görevi ve üye seçimleri gibi alanlarda herhangi yeni bir düzenlemeye gidilmedi.

En önemli değişiklik parlamenter sistemden kaynaklanan yürütmedeki çift başlılığın kaldırılmasıydı.

Devletin başı olan cumhurbaşkanı aynı zamanda yürütme yetkisine sahip olurken cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar ve üst düzey kamu görevlilerinin atanması ve yine bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev ve yetkilerinin belirlenmesi cumhurbaşkanının görev ve sorumluluğu kapsamına sokuldu.

Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu genişletildi.

Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkarıldı, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin beş yılda bir ve aynı zamanda yapılması öngörüldü.

Sistemin tıkanması durumunda ise cumhurbaşkanı ve meclise karşılıklı seçim yenileme yetkisi verildi.

Cumhurbaşkanı birinci turda yüzde 50 artı bir aldığı takdirde seçilmektedir. Yüzde 50 artı altına kalınırsa ikinci tur yapılacaktır.

İkinci tura ilk turda en fazla oyu alan iki aday katılmaktadır.

Bu şekilde siyasal alanın kutuplaşması ve parçalanmasının önüne geçilebilmesi adına bir aday üzerinde birden fazla siyasal eğilimin birleşerek uzlaşması mümkün olabilmektedir.

Bir yıldır uygulamada olan bu sistemle yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararname çıkarabiliyor. Yasama organı TBMM.

Erdoğan’ın 9 Temmuz 2018’de yemin etmesinin ardından şimdiye kadar toplam 39 cumhurbaşkanlığı kararnamesi (CBK) yayınlandı. TBMM’de bu yasama döneminin başından beri 35 teklif yasalaştı

AK Parti’nin Meclis Grup Başkanvekili Bülent Turan, TBMM’nin güçsüzleştiği iddialarına katılmadığını söylüyor. Turan, "Hatta yeni sistemle meclis daha güçlü hale geldi. Yürütme konularının CBK'larla çıkması bir anlamda Meclis’i rahatlattı. Kendi işimize odaklandık” diyor.

Turan'a göre yürütmenin yasama üzerindeki baskısı da büyük oranda ortadan kalktı. "Milletvekillerinin yasa yapma gücü yüzde 100’e çıktı” diyen Turan, komisyonların da eskisinden daha aktif hale geldiğini savunuyor.

"Mahkemeler AK Parti’nin hukuk komisyonları gibi çalışıyor”

Muhalefet son bir yılda kuvvetler ayrılığının yürütme ve yasamanın dışındaki üçüncü saç ayağı olan yargının da Hâkim ve Savcılar Kurulu’ndaki (HSK) hâkimiyet ile yürütmenin egemenliğine geçtiğini savunuyor.

AK Parti’li Turan ise yargı alanındaki eleştirilere “Türk mahkemeleri hiçbir organ, makam ya da kişiden talimat almaz. Kendi kuralları ve iradesiyle kararlarını alır” sözleriyle yanıt veriyor.

AK Parti'li Turan, yeni sistemin "doğası gereği güçlü liderleri ortaya çıkaracağını” belirterek, şöyle konuşuyor: “Yeni sistemde Cumhurbaşkanı seçilecek kişinin zaten oyların yüzde 50 artı 1’ini alması gerekiyor. Dolayısıyla seçilecek kişi, önemli bir millet desteği almış olacak. Artık bu sistemde zayıf lidere yer yok.”

İSTANBUL SEÇİMİ

Anket şirketlerinin yerel seçim karnesi: 31 Mart ve 23 Haziran için ne demişlerdi?

İstanbul seçmeni 23 Haziran Pazar günü Büyükşehir Belediye Başkanı'nı seçmek için yeniden sandığa gidiyor. Anket şirketleri 23 Haziran'a dair son tahminlerini yayınladı. Sonuçlarını incelediğimiz 5 araştırma şirketinin 4'ü Millet İttifakı'nın adayı Ekrem İmamoğlu'nun yarışı yeniden önde bitireceğini söylüyor. Peki bu anket şirketlerinin 31 Mart yerel seçimleri için yaptıkları tahminler ne kadar isabetliydi?

İşte karşılaştırmalı tablo:

ORC Araştırma Eğitim Danışmanlık'ın son anketine göre 23 Haziran'da Cumhur İttifakı'nın adayı Binali Yıldırım yüzde 47, Ekrem İmamoğlu ise yüzde 46,7 oranında oy alacak.

ORC'un açıkladığı rakamlar, her ne kadar resmi sonuçlarla örtüşmese de 31 Mart anketiyle tutarlı. Şirket 31 Mart seçimleri için Yıldırım'ın yüzde 51,9, İmamoğlu'nun ise yüzde 46,6 oranında oy alacağını duyurmuştu.

Optimar Araştırma şirketi, 23 Haziran'da yapılacak seçimlerle ilgili düzenlediği son ankette CHP adayı İmamoğlu’nun desteğini yüzde 52, AK Parti adayı Yıldırım'ın ise yüzde 48 olarak açıkladı. Optimar İmamoğlu'nun lehine 4 puanlık bir fark olacağı görüşünde.

Ancak şirketin 31 Mart tahminlerinde Yıldırım yüzde 45,9, İmamoğlu ise yüzde 41,6 oranında oy alıyordu. Optimar'ın 31 Mart'ta Yıldırım lehine yaklaşık 4 puanlık bir fark öngördüğü dikkat çekiyor. İki anket karşılaştırıldığında 8 puanlık bir değişim ortaya çıkıyor.

ADA Araştırma şirketinin yaptığı ankete katılanların verdiği cevaplara göre kararsızların dağıtılmasının ardından Yıldırım yüzde 48,30 destek alırken, İmamoğlu yüzde 50,6'lık oranla öne geçiyor. ADA'nın 31 Mart tahminleri de benzer bir sonuç veriyordu: Yıldırım yüzde 48,4, İmamoğlu yüzde 49,2.

Themis Araştırma Şirketi İmamoğlu'nun 23 Haziran seçimlerinden yüzde 53,4 oy oranıyla galip ayrılacağını tahmin ediyor. Yıldırım'ın oy oranı ise yüzde 45,7. Themis, 31 Mart seçimleri için benzer bir öngörüde bulunmuş, İmamoğlu'nun yüzde 49,3, Yıldırım'ın ise yüzde 48,3 oranında oy alacağını açıklamıştı.

Konsensus Araştırma ve Danışmanlık Şirketi'nin son anketine göre 23 Haziran seçimlerinde İmamoğlu'nun oy oranı yüzde 50,2, Yıldırım'ın yüzde 48,1.

Anket şirketleri içinde iki seçim tahminleri arasında en büyük fark Konsensus'ta ortaya çıkıyor. Şirket, 31 Mart'ta Yıldırım'ın yüzde 49,3, İmamoğlu'nun ise yüzde 41.3 oranında oy alacağı tahmininde bulunmuştu. 31 Mart'ta Yıldırım lehine 8 puanlık bir fark olacağını duyuran Konsensus, bu kez İmamoğlu'nun 3 puan önde olduğunu açıkladı.

Diğer yandan, 23 Haziran seçimleri için anket sonuçlarını açıklayan Konda, 31 Mart'a ilişkin veri paylaşmamıştı. Konda'ya göre 23 Haziran'da İmamoğlu yüzde 54, Yıldırım da yüzde 45 oranında oy alacak.

31 Mart için anket açıklayan Gezici ise 23 Haziran’la ilgili veri paylaşmadı. Gezici 31 Mart'ta Yıldırım'ın yüzde 49,3, İmamoğlu'nun yüzde 48.6 oranında oy alacağını öngörmüştü.

Türkiye ittifakıyla 2023’e yürümek

23 Haziran İstanbul seçimlerinde aziz Türk milleti Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'a mesajı verdi. "Türkiye ittifakıyla 2023'e yürüyün." Cumhurbaşkanımız Erdoğan da halkımızın bu mesajını aldığını, seçim sonrası yaptığı açıklama ile şöyle gösterdi: "İlerleyen süreçte de demokrasiden, ülkenin barış, refah ve istikrarından taviz vermeden Cumhur İttifakı'nın ilkeleri çerçevesinde, birlik ve beraberlik içinde, 2023 hedeflerine yürüyeceğiz." Türkiye'nin önünde seçimsiz 4 yılın bulunduğu bir süreçte TÜRKİYE İTTİFAKI'NIN YENİDEN kavramsallaştırılıp öne çıkartılması önemlidir. Dünyanın geleceği yeni güç dengeleri oluşuncaya kadar belirsiz ve büyük risklere açık olduğu sırada, Türkiye’miz de bulunduğu jeostratejik konumu sebebiyle bu belirsizlik ve risklere en açık ülkelerden biridir. Bundan dolayı Türkiye'nin 82 milyonluk aziz Türk milletinin ASGARİ MÜŞTEREKLERDE VE ORTAK MENFAATLERDE İTTİFAK ihtiyacı hayati önemdedir. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, ilk kez 18 Nisan'da (31 Mart seçimlerinden sonra) 'Türkiye İttifakı' ifadesini kullanmıştı. Cumhurbaşkanımız açıklamasında, "Ülkemizin bekasını ilgilendiren meselelerde siyasi görüş ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak, 82 milyon hep birlikte Türkiye ittifakı olarak hareket etmeliyiz. Vatandaşlarına ve kardeşlerine güven veren bir Türkiye için, hep beraber, elimizi taşın altına koymalıyız" ifadelerini kullanmıştı. Erdoğan'ın Türkiye İttifakı önerisinin altındaki başlıklar dikkati çekicidir: Kuruluş ve kurtuluş. Vatanın ve milletin birliği. Güçlü demokratik devlet. Yurt sever demokrasi ve ortak değerlerimiz. Terör ve şiddet siyasetiyle mücadele. Uluslararası platformda küresel aktörlük. Emperyalizme ve faşizme karşı ortak duruş. Ülke liderliği.

TÜRKİYE İTTİFAKI

Türkiye İttifakı'nı gerektiren şartlara kısaca göz gezdirelim: Amerika ve Avrupa, bağımsız Türkiye yürüyüşümüzü durdurmak için her türlü hilenin peşindedir. Yakın coğrafyamızda, ikinci Sykes- Picot'u kurgulamaktadır. Buna engel olarak milli ve bağımsız politikanın bayrağı Erdoğan'ı hedefe koyarak Türkiyemiz'in /82 milyonun geleceği ABD-Avrupa kuşatmasındadır. ABD'nin Suriye'de terör örgütü PKK-YPG'ye açtığı alan, yaptığı silah yardımları Türkiye'nin güvenli bölge talebinin karşılanmaması, Türkiye'yi orta ve uzun vadede kurulabilecek parçalı devletler yapısıyla karşı karşıya bırakmaktadır. S-400 konusunda ABD-Avrupa gerilimi bilinçli bir şekilde artırılmaktadır. Türkiye'ye yönelik ekonomik ve askeri bir seri tedbir konuşulmaktadır. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'de doğalgaz ve petrol arama çalışmalarında rekabet kızışmaktadır. ABD-Avrupa yönlendirmeleriyle Mısır, Rumlar, Yunanistan ve İsrail; Türkiye'nin Akdeniz'deki güvenliğini tehdit etmektedir. Böyle bir tabloda, "Türkiye İttifakı"nın dış politikada yürütülmekte olan müzakerelerde Türkiye'nin elini güçlendireceği bir gerçektir. 82 milyonun birliği, ittifakı; ortak menfaatleri savunmada, ülkemizin daha güçlü, kalkınmış, mutlu ve huzurlu olabilmesi için hayati önemdedir.

Seçimsiz 4 yılın fırsatları

Önümüze bakacağımız bir dönem başladı. 4 yıl seçim yok. Bundan sonra herkes işine. Seçimsiz 4 yıl gibi, Türkiye’mizin önünde tarihi fırsatlar süreci başladı. Seçimsiz 4 yıllık ara, Yeni Türkiye'nin inşası, yapısal reformların yapılışı, genç Türkiye'nin önündeki mâniaları kaldırma da çok iyi gelecek. Özellikle, Ekonomi, dış politika ve iç siyasette birlikte yürüyüp yeni ufuklar açma şansımız olacak.
24 Haziran'da Aziz Milletimizin kararıyla seçilen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın güçlü, dinamik bir ülke, bölgesel güç konumunu küresel oyuncu pozisyonuna sokacağı tarihi bir 4 yıl yakaladık.
Yeni Dünya düzeni kuruluyor. Yakın coğrafyamızda küresel güçler, çeşitli senaryolarla ortada dolaşırken, Cumhurbaşkanımız Erdoğan, baş döndürücü gelişmelere rahatça müdahale etme şansı bulacak. Çok iyi değerlendireceği seçimsiz 4 yıldaki hamlelerle, 2023'ü taçlandıracak. Erdoğan, yeni dönemin yol haritasını, 'Ülkemizin bekleyen tüm meselelerini reformcu anlayışla hal yoluna koymanın mücadelesi hızlanacak. Sürekli değişimi ve dönüştürmeyi gerektiren adımlar yürüyecek' sözleriyle açıklamıştır. Yapısal reformlarla daha sağlam bir ekonomik mimariyi inşa edeceğiz.

Üretim seferberliği, sürdürebilir büyüme devri, katma değerli üretim hamlesi, ihracatta rekorlara devam, yatırım ortamının iyileştirilmesi, SANAYİ ÜRETİM YAPISINDA yüksek teknolojik sanayi ürünlerinin payı sürekli yükseltilmesi. TARIM, hem üretim alanında hem de üretim sonrasındaki aşamalarda yeni bir yol haritası uygulamaya sokulacak. EĞİTİM VE ÇALIŞMA HAYATI: Yeni meslekler hem de nitelikli işgücü ihtiyacını karşılayacak yeni talepler, eğitimin niteliğini ve içeriğini değiştirmekle gerçekleşecek. Üniversite öğretiminin iş hayatıyla ilişkisi yeniden düzenlenecek. Öğrencilerin mesleki becerilerini geliştirmelerine ve eğilimlerini ortaya çıkarmalarına yardımcı olacak yöntemlerle, daha kaliteli bir iş gücü yapısına ulaşmak mümkün olacak. Yatırım ortamının iyileştirilmesi hem yabancı yatırımcıyı çekmek hem de yurtiçi yatırımcıları teşvik etmek açısından yeni yapısal adımlar devreye sokulacak.

Türk milletinin, bulunduğu gelir grubundan yüksek gelirli ekonomiler içerisine yükselişi sağlanacak, Dışa bağımlılık azaltılacak. Tasarruf seferberliği teşvik edilecek. Erdoğan'ın 2023 yolunda, reform iradesini rahatça ortaya koyması söz konusu olacak. Sivilleşme ve demokratikleşmeye paralel vesayet yapıları yıkıldıkça, daha Demokrat Türkiye yolunda yürümek mümkün olacak. Kurumların yerine oturması, kurumlarda yeni zihniyetin gelişmesi, iç ve dış muhalif çevreler tarafından türbülansa sokulmak istenen Türkiye, demokrasisini Erdoğan liderliğinin rayına oturtması şansı doğacak. Yeni zihniyetle inşa edilen kurumların, devletin kılcallarına sızmış FETÖ ve Batı enstrümanı PKK'nın kökünün kazınmasında, her türlü saldırılarla mücadele etmesinde REFORMLAR hayatiyet damarlarımız olacaktır.

Türkiye’mizin birlik ve beraberlikle, hem güvenliğini sağlayarak dış saldırılarla mücadele etmesi, hem de mücadeleye daha güçle müdahale edecek kurumların toparlanması için 4 yıllık seçimsiz reform süreci ülkemizin önüne tarihi fırsatlar sunmaktadır.  Demokratik, Hukuk devleti, yeniden inşa edilmiş kurumları ve ekonomik dinamizmi ile Aziz Türk Milletinin KIZIL ELMASI BÜYÜK TÜRKİYE'YE ulaşması hayal değildir. Bir gerçektir..

BBC ARAPÇA’NIN YAPTIĞI ANKETTEN ERDOĞAN BİRİNCİ ÇIKTI

BBC Arapça için Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde gerçekleştirilen ankete göre, Araplar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Orta Doğu politikasına yüzde 51 oranında destek verirken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yüzde 28 ve ABD Başkanı Donald Trump yüzde 12 destek bulabildi.

Kamuoyu araştırma kuruluşu Arab Barometer'in BBC Arapça için Sudan, Ürdün, Filistin, Cezayir, Fas, Tunus, Yemen, Irak, Libya, Lübnan ve Mısır'da 25 bin 407 kişiyle yaptığı ankette, Cumhurbaşkanı Erdoğan "en büyük desteği alan devlet adamı" oldu.

Liderlerin Orta Doğu politikaları sorulan katılımcıların yüzde 51'i Erdoğan'a destek verirken, Putin yüzde 28 ve Trump ise yüzde 12 destek alabildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a destek Sudan ve Ürdün'de yüzde 75'in üzerine çıkarken, Putin sadece Libya, Lübnan ve Mısır'da birinci sıraya yerleşebildi.

BÜYÜK TEHDİT ABD

Araştırmaya göre, bölge ülkeleri en büyük tehdit olarak İsrail'i, Yemen ve Irak ise İran'ı gördü; Irak'ta da ABD ikinci büyük tehdit oldu. Arap ülkelerinde dindarlık da azaldı. Araştırmaya katılan ülkelerde "dindar değilim" diyenlerin oranı 2013'deki yüzde 8'den yüzde 13'e yükseldi. Dinden uzaklaşma en fazla 30 yaş altı nüfusta yaşanırken, bu kesimde "dindar değilim" diyenlerin oranı yüzde 18 oldu. Bu oran Tunus'ta yüzde 30'u, Libya'da yüzde 20'yi aşarken sadece Yemen'de bu oran 2013'teki yüzde 10'lar düzeyinden yüzde 5 civarına geriledi.

YENİ İNGİLTERE BAŞBAKANI 23 TEMMUZ’DA AÇIKLANACAK

İstifa eden başbakan Theresa May’in ardından göreve gelecek başbakanın kim olacağı ile ilgili flaş bir açıklama geldi. İngiltere’de Muhafazakâr Parti, yeni başbakanın 23 Temmuz Salı günü açıklanacağını açıkladı.

Yeni başbakanın Boris Johnson mı yoksa Jeremy Hunt mı olacağının 160.000 civarında Muhafazakar Parti üyesinin oylaması sonrasında belirleneceği belirtildi. Yetkililer posta yoluyla gerçekleşecek oylamanın 22 Temmuz’da sona ereceğini ve kazananın 23 Temmuz’da açıklanacağını duyurdu.

RUS HABER AJANSI SUPİTNİK ANALİZİ: Çavuşoğlu’nun İran ziyareti ne anlama geliyor?

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun İran ziyaretini değerlendiren İRAM uzmanı Askeroğlu, İran’ın yaptırımlar karşısında bir arayış içerisinde olduğunu, İran’ın daveti üzerine gerçekleşen ziyaretin de bu kapsamda görülmesi gerektiğini söyledi.

İran Araştırmalar Merkezi (İRAM) Dış Politika Koordinatörü  Sabir Askeroğlu, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD-İran geriliminin tırmandığı bir ortamda gerçekleşen İran ziyaretini Sputnik’e değerlendirdi.

“İRAN’IN YAPTIRIMLARDAN ÇIKIŞ YOLUNU ARAMASININ SONUCU”

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun ziyaretinin İran’ın daveti üzerine gerçekleştiğine ifade eden Askeroğlu, bir süre önce de Rusya’dan bir enerji heyetinin İran’da temaslarda bulunduğuna dikkati çekti. İran’ın yaptırımlar karşısında bir arayış içerisinde olduğunu vurgulayan Askeroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunu da Rusya ile konuştu, onun ardından Türkiye ile de konuşmak istiyor. Çünkü İran’ın bu ortamda nefes alabilmesi için ekonomik anlamda iki önemli ülke var; biri Rusya’dır, biri Türkiye’dir. Onun dışında biraz da Irak var tabi ki, ama Irak üzerinden zaten İran etkisi olduğunu bildiğimiz için o konu daha kolay. Ama Türkiye ile Rusya ile ayrı ayrı ciddi görüşmeler sonucu bir şey ancak çıkabilir. Dolayısıyla Çavuşoğlu’nun ziyareti bu bağlamda yapılmıştır. Daveti üzerine tabi İran’ın. İran’ın yaptırımlardan dolayı bir çıkış yolunun aramasının sonucu olarak okuyabiliriz bunu.”

“TÜRKİYE’NİN POZİSYONU BELLİDİR”

ABD ile İran arasındaki gerginliğin son bir aydır iyice tırmandığını ve tarafların herhangi bir geri adım da atmadığını ifade eden İRAM uzmanı Sabir Askeroğlu, böyle bir ortamda gerçekleşen Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun İran ziyaretinin ‘taraf tutma’ olarak nitelendirilemeyeceğini kaydetti. Askeroğlu, şöyle devam etti:

“Ama tabi ki eğer herhangi bir yakınlaşma olursa bir anlamda da İran tarafı bundan istifade etmek ister. Ancak bölgedeki gerginliğin azaltılması konusundaki konular eğer gündeme gelirse Türkiye’nin pozisyonu çoktan beri bellidir. O da, herhangi bir ciddi çatışmaya girmekten İran’ın geri çekilmesi yani daha geri adım atması konusunda ikna etmeye çalışacak. Tabi İran’ın böyle bir talebi olursa. Daha önce bir Almanya Dışişleri Bakanı’nın ziyareti vardı bu aybaşında. Ardından Japonya’nın Başbakanı geldi. Ancak, ciddi görüşmeler yapılması konusunda ilerleme sağlanamadı. Çünkü İran’ın şimdiki stratejisi bu gergin ortamdaki stratejisi daha yakın zamana kadar devam edeceğini düşünüyorum. Bunun nedeni de tabi ki AB’yi İran biraz daha İran konusunda daha cesaretli davranmasına ikna etmeye çalışmasından kaynaklanır.”

“ABD’NİN  ARABULUCU RÖLÜ OYNAYABİLECEK ÜLKELERE DE İHTİYACI VAR”

Peki ABD’nin İran’ı doğrudan hedef aldığı, gerginliğin yaşandığı bir dönemde gerçekleşen bu ziyaret ABD’ye rağmen, İran’a destek anlamına da gelebilir mi? Sabir Askeroğlu’na göre Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun bu ziyaretinden bu anlam çıkmaz. “Ben öyle düşünmüyorum” diyen Askeroğlu, diğer taraftan aynı zamanda İran ile yakın ilişki içerisinde olan Türkiye’ye, gerginliğin savaşa dönüşmemesi konusunda ikna edebilme pozisyonunun da verildiğini söyledi. Askeroğlu, “Yani Türkiye’nin ziyareti İran’a bu anlamda, İran yetkililerinin biraz daha geri adım atması konusunda da ikna edebilir. Bu aslandı diğer taraftan da ABD’nin de işine gelir. Çünkü İran ile şu anda müzakere başlatamamış olması nedeniyle böyle bir ara ülkelere yani üçüncü ülkelere, arabulucu rolü oynayabilecek ülkelere de ABD’nin ihtiyacı var” dedi.

TÜRKİYE ARABULCU ÜLKE OLABİLİR Mİ?

Askeroğlu, “Arabulucu ülke Türkiye mi olabilir diyorsunuz?” sorusuna ise, “Türkiye eğer ikna ederse tabi ki bu ABD’nin de işine yarar. Almanya ikna edebilirse İran’ı ABD ile müzakereye başlamasına o da işine gelir. Japonya’nın da ziyaretini biliyoruz ABD’nin onayı ve desteği ile yapılmıştır. Dolayısıyla ABD birebir İran’la müzakere masasına oturamadığı için üçüncü ülkelerin böyle bir pozisyon üstlenmeleri ABD’nin işine geliyor, çıkarınadır, uygundur” yanıtını verdi.

ABD-İRAN GERGİNLİĞİ YÜKSEK TANSİYONUNU KORUR AMA…

Dış Politika uzmanı Sabir Askeroğlu, ABD ile İran arasındaki tansiyonu yüksek bu gerilimin ciddi, kapsamlı, büyük silahlı çatışmaya dönüşeceğini düşünmediğini de söyledi. Askeroğlu, şöyle devam etti:

“Ama gerginliğin üst seviyede olduğu ve devam edeceğini düşünüyorum. Aynı zamanda ABD Başkanı savaş istemediğini açıklayarak bu tansiyonu geri çekmeye çalışıyor, diğer taraftan bugün İran Savunma Bakanı’nın bir açıklaması vardı, ‘ABD’nin bu politikası aslında bize baskı uygulamak ve bizi müzakerelere ikna etmek ya da zorlamak’ şeklinde olarak açıkladı. Yani savaş istediğini söylemiyor İran tarafı da, kendisi de zaten savaşa eğilimli olmadığını dile getiriyor. Dolayısıyla ne İran savaş istiyor, ne ABD savaş istiyor. Çünkü bunun sonucunda her iki taraf için de büyük maliyetleri olacak. Uluslararası toplum da bunu istemiyor. Rusya’dan açıklama var, Fransa’dan, Çin’den de açıklama var. Bu ülkeler hiçbir şekilde çatışmaya doğru evrilecek bir adım atılmaması yönünde taraflara çağrıda bulunuyorlar. Ellerinden geldiği kadarıyla da bunu önlemek için hazır olduklarını söylüyorlar. Kimse istemiyor, onlar da istemiyor. Bu gerginlik sadece yüksek tansiyonunu korur ama ciddi savaştan da kaçınmaya çalışır aktörler diyorum.”

ETİYOPYA’DA NELER OLUYOR?

İNGİLİZ BBC ANALİZİ:

Uzun yıllar boyunca kuraklık ve etnik gerilimle boğuşan Etiyopya, darbe girişiminin ardından yeniden dünya basınının gündeminde. Genelkurmay Başkanı Seare Mekonnen'in başkent Addis Ababa'daki evinde koruması tarafından vurularak öldürüldü. Başbakan Abiy Ahmed, Genelkurmay Başkanı'nın ve diğer bir danışmanının Amhara özerk eyaletine yönelik bir darbe girişimini engellemeye çalışırken öldürüldüklerini açıkladı.

Amhara bölgesinin valisi Ambachew Mekonnen de bir danışmanıyla birlikte öldürüldü. Hükümet, darbe girişimi ile ilgili gözaltına alınanlar olduğunu ve durumun kontrol altına alındığını açıkladı. Üst düzey bir güvenlik yetkilisi BBC'ye, darbe girişiminin başını çeken kişinin ülkeden kaçtığını söyledi.

Başbakan televizyonlardan halka "kötülüğün" karşısında birleşme çağrısı yaptı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı yazılı açıklamada, darbe girişimini şu sözlerle kınadı: “Türkiye’nin seçimle işbaşına gelen hükümetlerin yasadışı yollarla değiştirilmesine yönelik tüm teşebbüslerin karşısında olduğunu yineliyor, söz konusu darbe girişimi karşısında Etiyopya'ya güçlü desteğimizi ifade ediyoruz."

Etiyopya, on yıllardır etnik kökenli çatışmalarla karşı karşıya.

Başbakan Abiy Ahmed geçen yıl göreve geldiğinde, siyasi mahkûmları salıvererek ve siyasi partiler üzerindeki yasakları kaldırarak baskıyı azaltma yönünde girişimlerde bulundu, insan hakları ihlâllerinde bulunan yetkililerin yargılanmalarının önünü açtı.

Darbe girişiminin arkasında ne var?

80 farklı etnik gruptan 102,5 milyon kişinin yaşadığı Etiyopya, Afrika kıtasındaki en uzun süredir bağımsız olan ülke.

Aynı zamanda Afrika kıtasının en uzun uygarlık tarihine sahip ülkelerinden biri olan Etiyopya, insanoğlunun ilk burada varlık gösterdiğini de iddia ediyor.

Sömürge dönemi boyunca, Afrika'da bağımsızlığın sembolü oldu. İtalyan diktatör Benito Mussolini'nin 5 yıllık işgali haricinde, hiçbir zaman Avrupalı devletlerin sömürge yönetimi altına girmedi.

Birleşmiş Milletler'in kurucu üyelerinden biri, pek çok uluslararası kuruluşun Afrika temsilcilikleri de burada bulunuyor. Kadim Etiyopya Ortodoks Kilisesi'ne ev sahipliği yapıyor.

En eski insan kalıntılarından bazıları Awash Vadisi'nde bulundu. 3,2 milyon yaşında olduğu tespit edilen insan iskeleti fosili 'Lucy' de buna dâhil.

Telif hakkı Reuters Image caption Başbakan Abiy Ahmed, askeri üniforma ile çıktığı devlet televizyonunda açıklamayı yaptı.

Etiyopya etnik kökene dayalı, belli oranda özerk yönetime sahip bölgelerden oluşan federal bir devlet şeklinde yönetiliyor. Gücün çoğunluğu başbakanda bulunuyor.

1935-1941 arasındaki İtalyan işgali haricinde, Etiyopya diğer Afrikalı ülkelerin aksine hiçbir zaman Avrupalı ülkeler tarafından sömürgeleştirilmedi.

İmparator Haile Selassie 1916-1974 yılları arasında ülkeyi yönetti. Monarşi, 1974'teki darbeyle son buldu.

1974'teki darbe ile tahttan indirilen ve ardından infaz edilen İmparator Haile Selassie'nin ardından ülke bir dizi askeri darbe ile yönetildi. Bunlardan en ünlüsü onbinlerce insanın öldürüldüğü Kızıl Terör Kampanyası'nı yürüten Marksist yönetici Mengistu Haile Mariam idi.

Ülke, kıtlık ve iç savaş nedeniyle otoriter lider Meles Zenawi'nin yönetime geldiği 1991 yılına kadar çalkantılarla boğuştu.

Özellikle 1970'lerin sonu ve 1980'lerin başı kıtlığın çokca insanın hayatını aldığı zamanlardı.

Birleşmiş Milletler'e göre sadece 1984-1985 yılları arasında 1,2 milyon kişi hayatını kaybetti. "Band Aid" adı verilen sanatçı topluluğunun yardım kampanyası başlatmasının ardından konu uluslararası toplumun dikkatini çekti.

Başbakan Abiy Ahmed göreve geldiği tarihten beri siyasi baskıyı azaltmanın yanı sıra Etiyopya'nın komşularıyla, özellikle de Eritre ile olan anlaşmazlıkların çözümü için çalışıyordu.

Eritre 1991'de de-facto bağımsızlığını kazandığında, Etiyopya'nın Kızıl Deniz ile bağlantısı kesildi.

1998-2000 yılları arasında bir sınır anlaşmazlığı yüzünden komşular arasında savaş çıktı. 2018 yılında barış anlaşması imzalanmasına rağmen, iki ülke arasındaki gerilim sürüyor.

Etiyopya içindeki etnik gerilim de devam ediyor.

Ülkenin en büyük etnik grubuna ev sahipliği yapan Oromia bölgesindeki hükümet karşıtı gösteriler 2015 yılında başladı ve bir sonraki yıl Amhara bölgesine de yayıldı.

Nüfusun yüzde 60'ını oluşturan Oromo ve Amhara etnik gruplarının protestoları, Tigre etnik grubunun gücü tekelleştirdiği gerekçesiyle yapıldı.

Bu protestolar, Başbakan Hailemariam Desalegn'in 2018'in Şubat ayındaki istifasında başlıca rol oynadı.

Oromo etnik grubundan olan Abiy Ahmed, aynı yıl Nisan ayında göreve geldi ve başbakan olarak yaptığı ilk konuşmasında, baskıcı ve ayrımcı yönetime son verme çağrısı yaptı.

Son olarak Amhara ve Gumuz etnik grupları arasında çıkan çatışmalarda onlarca kişi hayatını kaybetti. Abiy Ahmed, ekonomik reformlar için de çaba gösterdi.

Etiyopya, Afrika'daki en hızlı büyüme oranına sahip olsa da, 2017 yılında kişi başına düşen yıllık 740 dolarla kıtanın en fakir ülkelerinden biri.

Kahve, ihracat ürünlerinin başında geliyor, ülkedeki inşaat çalışmalarının çoğu Çin tarafından karşılanıyor.

Son 20 yılda, Etiyopya'da ilköğretime katılım oranı dörde katlandı, çocuk ölüm oranı yarıya düştü ve içilebilir suya erişim oranı iki katına çıktı.

Ancak ülke 2015-2016 yılları arasında son on yıllarda görülen en kötü kuraklığı yaşadı.

NEÇİRVAN BARZANİ TÜRKİYE’YE NEDEN GELDİ?

Anadolu Ajansı:

IKBY Başkanı Barzani, "Başkan seçildikten sonra yurt dışına gerçekleştirdiğimiz ilk ziyaret. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmekten memnuniyet duydum. Bölgemiz, Türkiye ve Irak ilişkilerinde yeni bir sürecin başlayacağı kanaatindeyim. Türkiye ve Irak arasındaki mevcut ticaret hacmi 13 milyar dolar civarında. Cumhurbaşkanı ile toplantımızda yine ticaret hacminin büyütülmesinden söz edildi. Ovaköy Sınır Kapısı meselesi ciddi bir şekilde Erbil, Ankara ve Bağdat arasında görüşülmelidir" ifadesini kullandı.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) parlamentosunda 28 Mayıs'ta düzenlenen olağan oturumda Kürdistan Demokrat Parisi (KDP), Goran (Değişim) Hareketi, Türkmen ve Hristiyan milletvekillerinin desteğiyle 111 kişilik parlamentoda 68 oyla IKBY başkanlığına seçilen eski Başbakan Neçirvan Barzani, dün yemin ederek resmen göreve başladı.

Uzmanlar, IKBY'deki başkan ve başbakanın değiştiği yeni dönemde Ankara ile Erbil ve Bağdat ile Erbil ilişkilerinin geleceği konusunda AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Irak Çalışmaları Koordinatörü Bilgay Duman, son dönemde Türkiye'nin Irak politikasında etkin olmasıyla Ankara ile Erbil arasındaki diyalogun geliştiğini söyledi.

Türkiye'nin, Bağdat ve Erbil'i birbirine tercih olarak görmediğini vurgulayan Duman, "Her ikisi de birbirinin tamamlayıcısı. Ne Erbil Bağdat'a ne Bağdat Erbil'e alternatif. Bu nedenle Türkiye'nin hem Erbil ile hem Bağdat ile geliştirdiği diyalog önemli." ifadelerini kullandı.

Duman, Erbil'in kendi iç dinamizminde sağlayacağı istikarın Türkiye'nin politikası açısından önemli olduğunu belirterek, Ankara ile güçlü diyalogu olan Neçirvan Barzani'nin başkan seçilmesinin Türkiye için avantaj olduğunu söyledi.

Parlamentonun Mesrur Barzani'yi başbakan adayı olarak göstermesine de değinen Duman, "Mesrur Barzani'nin kuracağı kabine ve Neçirvan Barzani ile geliştireceği diyalog IKBY açısından önemli çünkü ikisinden biri KDP'nin gelecekteki lideri olacak." şeklinde konuştu. Duman, ikili arasındaki olası bir çekişmenin IKBY'de istikrarsızlığı derinleştireceğini dile getirerek, tarafların iş birliğinin bölge açısından hayati önemi bulunduğunu kaydetti.

Başkan ve başbakanın yetkileri konusundaki paylaşımın IKBY açısından önemli olacağını dile getiren Duman, "Mesrur Barzani'nin kuracağı kabine ve Neçirvan Barzani ile geliştireceği denge Türkiye ile ilişkiler açısından önem taşıyor." dedi.

Duman, Türkiye'nin yeni kabinede Türkmenlere bir bakanlığın verilmesi konusunda ısrarlı davrandığını belirtti.

Mesrur Barzani'nin tavrının Ankara ile Erbil ilişkilerinde belirleyici olacağını anlatan Duman, "Eğer Mesrur Barzani Türkiye'nin taleplerini dikkate alır bir pozisyon sergilerse ve Türkiye bu konuda sıcak mesajlar verirse ikili arasındaki diyalog giderek gelişecektir. Ben bir problemle karşılaşılacağını düşünmüyorum." ifadelerini kullandı.

Duman, Türkiye'nin Neçirvan Barzani'nin yemin törenine, dışişleri bakanı seviyesiyle en üst düzeyde katılan ülke olduğunu hatırlatarak, "Mevlüt Çavuşoğlu'nun Neçirvan Barzani'nin yemin törenine katılması, Türkiye'nin Neçirvan Barzani'ye duyduğu güvenin ve IKBY'deki siyasal sürece verdiği desteğin göstergesidir." diye konuştu.

IKBY iç siyasetindeki değişikliklerin Erbil-Bağdat ilişkileri açısından ciddi değişikliklere yol açmadığını belirten Duman, Erbil'in Bağdat’a karşı belli bir pozisyonunun olduğunu ve kim başkan olursa olsun bu pozisyonun korunduğunu söyledi.

Erbil’in yeni dönemde Bağdat’la ilişkileri daha fazla dikkate almasının önemine değinen Duman, şöyle konuştu:

"Kerkük meselesi, tartışmalı bölgeler, petrol satışı, ticari ilişkiler gibi konularda Erbil’in takınacağı tavır Bağdat’la ilişkileri etkileyecektir. Neçirvan Barzani hem Bağdat'a hem Türkiye'ye karşı olumlu bir tavır sergiliyor. Şimdi Mesrur Barzani'nin tavrı burada belirleyici olacak."

"Neçirvan Barzani Türkiye'ye yakınlığıyla biliniyor"

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Dış Politika Araştırmacısı Can Acun da 2017'de Erbil yönetiminin tek taraflı bağımsızlık referandumuna gitme kararının Türkiye ile ilişkileri gerginleştirdiğini ancak Erbil yönetiminin attığı adımların ve Çavuşoğlu'nun son dönemde Erbil'e yaptığı ziyaretlerin ilişkileri tekrar normalleştirdiğini söyledi.

Bu normalleşme sürecinin ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarını kapsadığını vurgulayan Acun, başkan seçilen Neçirvan Barzani'nin ilişkilerin normalleşmesi sürecine liderlik ettiğini vurguladı. Acun, "Neçirvan Barzani'nin bölgesel başkan olması çok olumlu bir gelişmedir, kendisi Türkiye'ye yakınlığıyla bilinen birisidir." dedi.

Son dönemde Erbil ile Ankara arasında güvenlik alanında da önemli ilerlemelerin olduğunu belirten Acun, şunları kaydetti.

"Türkiye sadece PKK değil, FETÖ ve DAEŞ ile mücadele konusunda da Erbil'i önemli bir ortak olarak görüyor. Ankara hem Kararlılık Harekâtında hem de hâlihazırdaki yürütülen Pençe Harekâtında Erbil ile eşgüdüm oluşturulmasını istiyor. Bu açıdan Neçirvan Barzani'nin liderliği PKK'yla mücadele konusunda olumlu sonuçlar doğuracak."

Acun, Türkiye'nin enerji arz güvenliği konusunda da IKBY'ye önem verdiğini belirterek, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarıyla birlikte Türkiye'nin İran'dan aldığı petrolü Irak'tan ikame etme çabası olduğuna işaret etti. Acun, Neçirvan Barzani'nin, Irak ve IKBY petrolünün Türkiye'ye transferi konusunda daha fazla inisiyatif alacağını savundu.

Acun, Türkiye'nin Erbil ile Bağdat arasındaki krizlerde arabulucu rolü üstlendiğini vurgulayarak, "Diplomatik siyasi bir figür ve sorunları çatışmayla değil siyaset yoluyla çözme arayışında olan Neçirvan Barzani'nin Bağdat ile Erbil ilişkileri konusunda olumlu adımlar atacağını düşünüyorum." dedi.

BLOMBERG TV’NİN İDDİASI:

Steve Forbes: Libra "küresel para" olarak doların yerini alabilir

Forbes Media'nın genel yayın yönetmeni Steve Forbes, sosyal media devi Facebook Inc.'in kurucusu Mark Zuckerberg'e yönelik yakın zamanda tanıtılan kripto para Libra ile ilgili açık mektup kaleme aldı.

Libra'nın 2020 yılında piyasaya sürüleceği duyurulduğunda büyük yankı uyandırdığını ve birçok eleştiriyi beraberinde getirdiğini söyleyen Forbes, Zuckerberg'e ümitsizliğe düşmeme tavsiyesinde bulundu.

“Kendine ait para” fikrinin yeni olmadığını belirterek hava yolu şirketlerinin mil programları vb. uygulamalarını işaret eden Forbes, Zuckerberg'in Libra konusunda kartlarını doğru oynaması durumunda otomobiller için Henry Ford ne ise kendisinin de para ve finansın için aynısı olabileceğini söyledi.

Libra'nın asırlar önceki sikke ve kağıt para icatlarının yanındaki yerini alabileceğini vurgulayan Forbes, Zuckerberg'in parasının küresel para olarak ABD Doları'nın yerini alabileceğinin altını çizdi.

“Diğer tüm kripto paralardan halihazırda çok önde olmanızın bir nedeni değeri istikrarlı olan bir paranın temel önemini fark etmiş olmanız.” ifadesi yer alan mektupta, kripto paraların çoğunun aşırı volatil olması nedeniyle spekülatif araçlar olduğunu ancak gerçek para anlamında “işe yaramaz” olduğuna dikkat çekti.

Rus polisinin ardından askeri de Türkiye'ye geliyor

Rusya, 2014'te İçişleri Bakanlığı çalışanlarının NATO ülkelerinde tatil yapmasını yasaklamış ve Türkiye'yi yasaklı ülkeler listesine almıştı. Yıllar sonra Rusya'da İçişleri Bakanlığı mensubu güvenlik görevlilerinin, Türkiye'de tatil yapabilmesine imkân sağlayan karar çıkmıştı. Bu kararın ardından yeni bir haber daha geldi. Rusya, polislerden sonra askerlerine de Türkiye'de tatil yapma izni vermeye hazırlanıyor.

Deneyimli televizyoncu yeniden BRT'ye müdür oldu

Deneyimli televizyoncu Meryem Özkurt, KKTC Bakanlar Kurulu tarafından ikinci kez BRTK (Bayrak Radyo Televizyon Kurumu) Müdürlüğü'ne atandı.

Deneyimli televizyoncu Meryem Özkurt, KKTC Bakanlar Kurulu tarafından ikinci kez BRTK (Bayrak Radyo Televizyon Kurumu) Müdürlüğü'ne atandı. Temmuz 2018’de sürpriz bir şekilde BRTK Müdürlüğü’nden istifa eden tecrübeli televizyoncu Özkurt, yeniden görevinin başına getirildi.

Kıbrıs doğumlu olan Meryem Özkurt Çavuşoğlu, üniversite eğitimine İstanbul’da devam etti. TRT, Show TV, TGRT’de çalıştı. Ardından, Reuters in Londra merkezine geçti.2010’da TRT Haber İstanbul Müdürü olarak yeni görevine atandı. 2013’de TRT İstanbul Müdür Yardımcısı olan Özkurt, Kıbrıs’a döndü ve  BRTK Müdürü olarak atandı. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde doktora yapan Özkurt, aynı üniversitede iletişim dersi de veriyor. 

HAKAN ATİLLA 19 TEMMUZ’DA TAHLİYE OLACAK.

ABD’DE rezalet bir dava sonucu Reza Zarrab üzerinden yargılanıp, 32 ay hapis cezası verilen eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla 19 Temmuz’da tahliye olacak.

Atilla’nın avukatları, müvekkillerinin cezaevinden çıktıktan sonra bir süre göçmenlik ofisi yetkilileri tarafından sorgulanacağını belirterek, bu rutin işlemin ardından Atilla’nın Türkiye’ye döneceğini belirttiler.

Avukatlar, Amerika'nın Sesi'nden Can Kamiloğlu'na yaptığı açıklamada, “Hakan Atilla'yla ilgili temyiz sürecimiz halen devam ediyor. Gerekli başvurular ve dilekçeler verildi. Şu anda üst mahkemeden bize gün verilmesini bekliyoruz. Sözlü bir duruşma yapılacak. Daha sonrasındaysa üst mahkemeden yazılı bir karar bekliyoruz.

Tahliye günü 19 Temmuz ama yine de bir bürokratik süreç var. Amerikan göç idaresinin bir sınır dışı işlemi söz konusu. Bunun ne kadar süreceğini ve hangi tarihlerde olacağını bilmiyoruz ama yoğun bir şekilde takip edeceğiz. Müvekkilimizin suçsuz olduğuna inanıyoruz. Üst mahkemenin bu yönde bir karar alacağını düşünüyoruz” dedi.

Atilla’nın Türkiye’ye dönme koşullarının tam olarak "bir Amerikalı'nın ailesiyle birlikte arabasına binmesi" gibi olmayacağını belirten avukatlar, "Tam serbestlik kavramı tamamen Türkiye’ye geldiğinde gerçekleşecek. Bu sınır dışı işlemleri bizlerin hukuki olarak fazla müdahale edebileceği bir süreç değil. Rutin bürokratik işlemler. Onlar kendi bürokratik sistemleri içinde Hakan Bey'i Türkiye’ye geri gönderecekler” dedi.

New York Güney Bölgesi’nde 105 yıl hapis istemiyle yargılanan Atilla, Reza Zarrab'ın tanık olarak dinlenildiği dava sürecinde jüri üyeleri tarafından suçlu bulunmuştu. Davanın hâkimi Richard Berman, jüri kararı sonrasında gerçekleşen karar duruşmasında Atilla’ya 32 ay hapis cezası vermişti. Atilla’nın avukatları, Berman’ın verdiği kararı üst mahkemeye başvurup temyiz etmişti.