Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (10 Haziran-16 Haziran 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
17 Haziran 2019 14:47

YENİ KÜRESEL SİSTEM ARAYIŞLARI

21. Yüzyıla Soğuk Savaş Düzeninin sona erdiği ama yeni düzenin de henüz kurulmadığı bir belirsizlikle girdik. NATO ve Varşova paktlarıyla, Batı ve Doğu bloku arasındaki soğuk savaş düzeni 1989 ‘da Berlin duvarının yıkılması ve 1990’da Sovyetler Birliği’nin dağılması ile sona erdi. Hali hazırda, soğuk savaşın iki kutuplu dünyası genel anlamıyla dört temel eksende varlığını sürdürüyor.

ABD ekseni, Rusya ekseni, Çin ekseni ve Türkiye-İran-Hindistan’ın başını çektiği Müslüman ülkelerin giderek sayısı artacak İslam ülkelerinin oluşturacağı yeni bir eksenin doğuşudur.

İşte bu noktada Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan Türkiye’nin Rusya’dan S 400’ler almak üzere oluşu, aynı zamanda Türkiye merkezli bir adalet ekseninin doğuşuna işaret etmektedir.

ABD’nin tehditlerini arttırması, meselenin S 400’lerin alımı değildir. Esasında, Batı’nın özelde ABD’nin değişen küresel öncelikler ve kendilerini konumlandırmış  biçimine karşı Türkiye’nin yarattığı yeni fikir, yeni eksen oluşumlarıdır.

S-400’LER EKSEN KAYMASI MI? KIRILMA NOKTASI MI?

Yenişafak Yazarı Yusuf Kaplan, Kırılma noktası diyor. ‘S-400’ler ve yörünge ayarlaması’ başlıklı yazısı dikkati çekici:

‘’Amerikan yönetimi açıklama üstüne açıklama yaptı, yapmaya da devam ediyor... Keza Avrupa devletleri ve kurumları da aynı şekilde -dozu biraz daha düşük olsa da.

Mesele, özelde S-400’ler meselesi ama genelde Türkiye-Batı ittifakı ilişkilerinin geleceği...

BATI İTTİFAKI, PANİKLERKEN... Amerikan yönetiminin Beyaz Saray kanadı, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi alma girişimini pek de panik psikolojisiyle karşılamadı.

Ama Pentagon ve CIA kanadı fena hâlde panikledi, Türkiye’ye tehdit üstüne tehditler savuruyor...

Pentagon ve CIA kanadı, Yahudi gücünün kontrolünde. Amerikan silah endüstrisi onlardan soruluyor!

Sadece Amerikan silah endüstrisi mi?

Değil elbette. İlah’ın raconunu onlar kesiyor... Savaşlara onlar karar veriyor... Kapitalist dünya sistemini onlar çekip çeviriyor... Sisteme itiraz edenleri onlar -deyim yerindeyse- “yere seriyor”, yaşadığına pişman ediyor, perişan ediyor hatta yerinden ediyor...

Sorosgiller bunlardan... Adına sosyal medya denen tastamam a-sosyal tiplerle ve a-sosyal bir şekilde işletilen başta twitter gibi mecraları, toplumları karıştırmak için icat edenler de, yönlendirenler de bu Pentagon-CIA bağlantılı Sorosgiller şebek-e-leri...

Türkiye’de tezgâhlanan Gezi Kalkışması’ndan 15 Temmuz işgal ve darbe girişimine kadar bütün operasyonların gerisinde işte bu “tayfa” var.

TÜRKİYE’NİN BAĞIMSIZLAŞMA SÜRECİ... İşte bunlar, Türkiye, kendilerine boyun eğmediği, eğmemekte direndiği, başka küresel ittifaklar gerçekleştirdiği için çıldırıyorlar!

Türkiye’ye diz çöktüremedikleri için çıldırıyorlar!

Bütün tezgâhları deşifre edilip püskürtüldüğü için çıldırıyorlar!

Bakın, Türkiye’nin ABD ile birlikte gerçekleştirdiği F-35 projesinden Türkiye’yi apar-topar çıkardı bu Pentagon-CIA kanadı!

Yetmedi; bizzat Pentagon, Türkiye’yi “ekonomik istikrarsızlık”la vesaire tehdit etti; Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanacağını açıkladı!

Amerika, Türkiye’nin müttefiki güya! NATO başta olmak üzere bütün belli başlı önemli Batılı kurumlarda stratejik ortağı! Güya!

Tam Türkiye, Pentagon-CIA güdümlü Amerikan yönetiminin bütün bu densizliklerine ne cevap verecek diye beklerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki akşam, Türkiye’yi S-400’leri almaması konusunda art arda tehdit eden Pentagon-CIA şebekesine tokat gibi cevap verdi ve “S-400’ler alınacak demiyorum, alınmıştır, diyorum” dedi.

Soru şu burada: Türkiye, Batı ittifakını terk mi ediyor, dolayısıyla eksen mi değiştiriyor?

Eksen kayması değil yaşadığımız; kırılma noktası. Batı ittifakıyla ya da ülkeleriyle ilişkimizde bir kırılma noktasının eşiğinden geçiyoruz... Cumhuriyet tarihinde yaşadığımız en büyük kırılma bu.

Cumhuriyet kurulurken, Batılılara medeniyet iddialarımızdan vazgeçtiğimizi söyledik. Bunu Lozan ve Ankara antlaşmalarıyla da teminat altına aldırdı Batılılar.

Artık Türkiye, Batılılara itiraz etmeyecek, her alanda Batılılaşma sürecine girecek’ti... Özellikle laikleşme politikalarıyla, toplumun, ayağa kalkarak yeniden tarih yapmamızı mümkün kılabilecek medeniyet birikimimizin ve ruhumuzun kaynağı İslâmî iddiaları benimsemeye kalkışmamızın önüne set çekilecek’ti... Batılılarla böyle anlaştık.

Nedir bu? Dışardan ele geçirilemeyen bir ülkenin içerden ele geçirilmesidir!

Türkiye, yaklaşık on yıldır Washington, Tel Aviv, Londra ve Brüksel’den bağımsız politikalar geliştiriyor...

Batılılara boyun eğmeyeceğini, kendi kaderini kendi medeniyet dinamikleri doğrultusunda kendisinin tayin edeceğini ilan etmekle kalmıyor, haykırıyor bunu yaptığı askerî operasyonlarla!

Son on yıldan bu yana güçlü bir savunma sistemi inşa etmiş olmamız, bunun bir göstergesi. Rusya’dan S-400 savunma sistemini alması da bunun bir neticesi.

TÜRKİYE’Yİ YUNANİSTAN ÜZERİNDEN VURABİLİRLER! Şunu iyi bilelim: Batılı emperyalistlerin şakası yok: Doğu Akdeniz’e savaş gemileriyle ve uçaklarıyla derinlemesine yerleştiler. İngilizlerin Kıbrıs’a, Rum kesimine 120 savaş uçağı konuşlandırmasının anlamı ne?

Amerikalıların Romanya ve Bulgaristan’a askerî yığınak yapmalarının ne manası var?

İşin püsküllü belası var bir de: Yunanistan, ha bire Türkiye’ye karşı gazlanıyor ve kışkırtılıyor! Birileri, Yunanistan’la bizi kapıştırarak Türkiye’yi vurma ve işgal planları mı yapıyor, diye sormak zorundayız.

Bir eksen kayması değil, esaslı bir kırılma noktası, yaşadığımız. Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerinde paradigmatik bir değişim yaşanıyor: Kopma bu.

Değişen dünya dengelerine göre Türkiye’nin önalması, geleceğini inşa çabası, gerçek anlamda bağımsızlaşma yolunda büyük bir adım atması.

Beklentimiz, bu adımın, içerde de atılması; eğitim, kültür, medya, gençlik, şehircilik gibi alanlarda medeniyet dinamiklerimiz ekseninde büyük hamleler gerçekleştirilmesi vakit daha fazla geç olmadan’’

DOĞU AKDENİZ’DE HAÇLI SİYONİST PAYLAŞIMI

Doğu Akdeniz bölgesinde son yıllarda yaşanan deniz yetki alanları ve doğal gaz arama tartışmaları Türk dış politikasının da önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Bölgede yaklaşık 3 trilyon dolarlık rezervi paylaşmak üzere kapalı kapılar ardında birbirini kucaklayan haçlı Siyonistler, malı götüreceklerini sanıyor.

Bölgede Türkiye ağırlığını koyarken, donanmayı tam kapasite Doğu Akdeniz’e sevk ederken, son model Fatih sondaj gemisi ile 6 bin metre derinliğe inerek, kader ararken, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır ve İsrail, ABD-Avrupa’nın kanatları altında uçmayı bekliyor.

BÜYÜK PETROL VE DOĞAL GAZ REZERVLERİ BULUNDU

Araştırmalar Nil Deltası’nda 1.763 milyar varil elde edilebilir petrol, 6 trilyon metre küp doğal gaz ve 6 milyar varil sıvı gaz olduğu hesaplanıyor. Leviathan bölgesinde 1.689 milyar varil petrol ve 3 buçuk trilyon metreküp doğalgaz kaynağı bulundu. Lübnan’a ait kısımda yaklaşık 708 milyar metreküp doğalgaz var. Afrodit olarak adlandırılan ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiren sahada ise, ortalama rezervi 198 milyar metreküp olan doğalgaz yatağı belirlendi.

Kuzeydekiler sırasıyla 1. 2. ve 3. parsel, ortadakiler 4. 5. 6. 7. 8. 9. ve 13. parsel ve güneydekiler de 10. 11. ve 12. parsel olarak adlandırılıyor.

Kıbrıs’ta son olarak 10. parselde Amerikan Exxon Mobil şirketi 142 ile 227 milyar arasında olduğu tahmin edilen doğal gaz rezervi buldu. 10. parselde ABD'li Exxon Mobil ve Katar Petroleum ortaklığı, 11. parselde ise Total ve Eni ortaklığı sözde ruhsatları elinde bulunduruyor. 12. saha ise yüzde 35 ABD'li Nobel, yüzde 35 İngiliz BG ve yüzde 30 da İsrailli Delek ve Avner şirketlerinin hisselerinden oluşuyor. Geriye kalan sözde 1'inci, 4'üncü, 5'inci, 7'inci ve 13'üncü parseller için görüşmeler devam ediyor.

Fransız Total şirketi 7’inci parselde sondaja başladı. Fransa, Rum Yönetimi ile Savunma ve Askeri iş Birliği Anlaşması imzaladı. Fransızlara adadaki askeri üs yeri verildi.

Bölgede sözde 2. 3. ve 9. parsellerde İtalyan Eni ve Güney Koreli Kogas şirketlerinin müşterek lisansı bulunuyor. Fransız Total ve İtalyan Eni 6. ve 11. parsellerde eşit pay sahibiyken, 8. blokta Eni tek başına ruhsat sahibi konumunda yer alıyor.

Türkiye ve KKTC'nin hak iddia ettiği bölgede yalnızca sözde 10. ve 11. parsellerde çakışma meydana gelmiyor, diğer parsellerin hepsinde münhasır ekonomik bölge tartışmaları devam ediyor.

İSRAİL’İN TEZGÂHLARI

İsrail Tamar ve Leviathan sahalarından çıkarılacak doğalgazı işleme, satma tezgâhları kuruyor. 2 boru hattı üzerinde çalışıyorlar

1) Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle birlikte East Med (Doğu Akdeniz Doğalgaz Botu Hattı) üzerinde anlaştı. Anlaşmaya göre tespit edilen boru hattı Türkiye’ye uğramadan Yunanistan'ın Girit adasına, oradan da Mora Yarımadası'na, daha sonra da İtalya'ya aktarılacak. Proje halindeki boru hattı, şayet yapımına karar verilirse yaklaşık 7 milyar dolara mal olacak.

TÜRKİYE SAVAŞ DÂHİL, KARARLI…

2) Kıbrıs Rum kesimi ile Mısır arasında boru hattı. Gazın Mısır’a geçirilmesi, buradan LNG tesislerinde işleme, sonra Likit olarak Avrupa’ya gönderilmesi.

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan-Türkiye kararlı. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun MAVİ VATAN’DA (DOĞU AKDENİZ) TÜRKİYE’NİN HAYATİ ÇIKARLARI İÇİN ALDIĞI kararı var. Türk Devleti diyor ki: “Önümüzde üç ihtimal var. Bir. Bizimle bu sorunu çözersiniz, doğalgazı paylaşırız. İki. İşinize devam edersiniz, çıkan doğalgazdan payımızı alırız. Üç. Savaşırız.”

İBRAHİM KALIN,’’PKK DEVLETİ ARTIK İHTİMAL DIŞI’’

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliği sayesinde Türkiye Suriye sınırında kurulmak istenen PKK devleti artık ihtimal dışı hale gelmiştir" dedi.

Kalın’ın açıklaması: “İdlib, Tel Rıfat ve Fırat'ın doğusundaki gelişmeleri sadece takip etmiyoruz. Tabii ki orada istikamet verici bir dış politika izleyerek oradaki gelişmelerin aleyhimize dönmesini önlemek için bugüne kadar çok önemli adımlar attık, bu adımları da atmaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliği sayesinde bildiğiniz gibi hemen güneyimizde Türkiye-Suriye sınırında kurulmak istenen PKK devleti artık ihtimal dışı hale gelmiştir. Bunu Afrin'de de İdlib'de de Fırat'ın doğusunda da kararlı bir şekilde yapmaya devam edeceğiz’’

NORMANDİYA ÇIKARMASI’NIN YILDÖNÜMÜNE PUTİN NEDEN ÇAĞRILMADI?

Normandiya Çıkarması'nın yıldönümüne çağrılmayan Putin, “Zaten yapacak çok işim var” dedi.

Birçok dünya liderinin yer aldığı Normandiya Çıkarması'nın 75. yıldönümü etkinliklerine davet edilmeyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, "bunun kendisi için bir problem olmadığını" söyledi.

St. Petersburg'daki bir ekonomik forumda konuşan Putin, "elinde zaten fazlasıyla iş olduğu" değerlendirmesini de yaptı ve "Neden her etkinliğe çağrılalım. Biz herkesi her etkinliğe çağırıyor muyuz" dedi. Rus lider, 5 sene önce, çıkarmanın 70. yıldönümü etkinliklerine katılmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın da katıldığı bu yılki törenlerde, o döneme dek gerçekleştirilen en büyük deniz, hava ve kara kuvvetleri operasyonunda hayatlarını kaybeden asker ve siviller anıldı.

ABD-ÇİN TİCARET SAVAŞINI KİM KAZANACAK?

ABD ile Çin arasında devam eden Ticaret kazananı kapitalist ABD mi? sosyalist Çin mi olacak?

ABD'li gazeteci ve dünyaca ünlü oyun firması Electronic Arts sözcüsü  Jeff Brown, Çin'in ekonomik yükselişinin 'engellenemez' olduğunu söyledi ve "Ticaret Savaşı'nı sosyalist Çin kazanacak öngörüsünü içeren yazısı:

‘’ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında geçen yılın Temmuz ayında 'resmen' başlayan Ticaret Savaşı birinci yılını doldurmak üzere. 

Şimdiye kadar savaşın net bir 'kazananı' olmasa da, Donald Trump başkanlığında ABD, Çin'e yönelik yaptırımlarına devam edeceğini ısrarla vurguluyor. Çin yönetimi ise, en başından itibaren 'Ticaret Savaşı'nın bir kazananının olmayacağını' savundu.

Öte yandan Çin, 'Kuşak ve Yol İnisiyatifi' başta olmak üzere, ülkenin dünya çapında gerçekleştirdiği çıkışlara ve kazandığı başarılara karşı başlattığı herkes tarafından kabul edilen bu savaşı 'istemediğini' söylese de, bundan kaçınmayacağını da defalarca ilan etti.

ABD başta olmak üzere 'batı dünyası', küresel çapta öne çıkan bu 'yeni süper gücü' pek çok alanda hedef almış durumda. Ticaret Savaşı ile birlikte, ABD'nin çeşitli düzlemlerde bir 'taraf' haline geldiği diğer başlıklar da kritik önemde. 

YENİ DÜNYA REKABETİ: ÇİN - ABD

Ticaret Savaşı, Güney Çin Denizi gerilimi, Uygur ayrılıkçılığı, Çin'in Afrika yatırımlarına yöneltilen suçlamalar, Kuşak ve Yol İnisiyatifi gibi başlıklardan oluşan bu gerilim noktaları, uluslararası alanda yeni dönemin 'büyük rekabetinin' Çin Komünist Partisi yönetimindeki Çin ile Trump ABD'si arasında yaşanacağını gösteriyor. 

Bir diğer deyişle, savaş Asya - Pasifik bölgesine kayıyor. 

ABD ile Çin arasında patlak veren bu savaşın en sıcak cephesi olan Ticaret Savaşı'nın bir yıllık bilançosunu, Çin'de yaşayan Amerikalı gazeteci Jeff J. Brown ile konuştuk. 

‘SAVAŞ SONRASI DÜNYA DÜZENİNİN BİR YANSIMASI’

Küresel medyanın yüzde 99'u, devam eden Ticaret Savaşı'nın asıl önemli kısmını kaçırıyor" diyen Brown, Çin ile Batı dünyası arasındaki gerilimin 'Savaş sonrası Dünya düzeninin iki tarafının bir tezahürü' olduğu görüşünde. 

Brown'a göre bu saflaşmanın bir tarafını emperyalist sömürgeciliği savunan, ABD başta olmak üzere NATO, Avustralya, Yeni Zelanda, İsrail gibi ülkeler oluşturuyor. Brown, bu ülkeleri 'Eurangloland' ifadeleriyle tanımladı ve ekledi:

"Bu ittifak yüzyıllar boyunca bir takım değişikliklerden geçti ve son olarak Batı’nın derin devlet oligarşileri tarafından kontrol edilen küresel kapitalizme dönüştü."

'BATI KARŞITI CEPHE ÇİN İLE RUSYA'NIN ÖNDERLİĞİNDE'

"Diğer taraf ise Çin ve Rusya önderliğinde şekillendi" diyen Brown, bu tarafta yer alan ülkelerin ise Kuzey Kore, İran, Suriye, Venezüella, Küba, Nikaragua, Bolivya, Eritre ve Latin Amerika için Bolivarcı İttifak (ALBA) ülkelerinden oluştuğunu söyledi.

Brown ayrıca, ABD ve NATO'nun karşısındaki tarafın esas kuvvetlerinin Çin, Rusya ve İran'dan oluştuğunu vurgulayarak bu 3 ülkenin askeri ve ekonomik kuvvetleri göz önünde bulundurulduğunda, dünya çapındaki saflaşma için "Global çapta bir Rocky filmi izlemek gibi" ifadelerini kullandı.

'İKİ ÜLKE ARASINDA DEĞİL, SİSTEMLER ARASINDA BİR SAVAŞ'

Batı 'oligarklarının' içerisinde bulunduğu ekonomik ve siyasi kriz sonucunda umutsuzluk içinde bulunduklarını söyleyen Brown, devam etmekte olan Ticaret Savaşı'nın iki ülke arasındaki bir gerilimden ziyade 'sistemler arası' bir savaşın sonucu olduğunu vurguladı ve "Dünyanın bütün kaynaklarını ve insanlarını yönetmeyi başarana kadar durmayacaklar, çünkü bu küresel kapitalizmin nihai hedefidir" ifadelerini kullandı.

'DENGEDE TUTUN, BAĞIMLI HALE GETİRİN'

Amerikalı yazar, Ticaret Savaşı'nın bugünü ve geleceğiyle ilgili olarak ise şu yorumlarda bulundu: 

"Tarihsel bağlamda ele aldığımızda, Donald Trump, kabadayı gibi Çin’e saldıran bir megalomanyağa benziyor. Ancak konunun özü bu değil. Trump'ın dünyada karışıklık ve kaos yaratması için bizzat ABD derin devleti tarafından başkanlığa getirildiğini düşünüyorum. Trump örneği üzerinden yaratılan 'aşırıcılık', aynı zamanda batılı müttefikleri dengede tutmak için de kullanılan bir unsur.' Onları dengede tutun, bağımlı hale getirin ve özellikle sağda politik aşırıcılık yaratın.' 

'AVRUPA'YI ACINASI BİR HALE GETİRDİ'

Bu taktik Brezilya'da, Arjantin'de ve Ekvador'da tuttu ve Avrupa'yı acınası, zayıf bir hale getirdi. Ancak bu hamle Çin, Rusya, İran ve Venezüella'da kesinlikle başarısız oldu ve bu ülkelerin direnişiyle karşılaştı. 

'TİCARET SAVAŞI'NDA KİMİN ÖNE ÇIKACAĞI AÇIK'

Çin, uzun vadeli sosyalist planlaması, büyük çaplı devlet mülkiyeti sistemi ve devasa üretimiyle hali hazırda dünyanın ikinci büyük ve en hızlı büyüyen birinci ekonomisi. Bu sebeple, bu Ticaret Savaşı'nda kimin öne çıkacağı açıktır: Neoliberal-kapitalist ABD değil, komünist-sosyalist Çin."

'HUAWEI'NİN EN ÖNEMLİ AVANTAJI, KOMÜNİST PARTİ ÜYESİ CEO'SU'

ABD tarafından arka arkaya alınan sert yaptırım kararlarıyla Ticaret Savaşı'nın en önemli cephelerinden biri haline gelen Huawei ile ilgili de konuşan Brown, Çinli telekomünikasyon devinin 'Batı’nın sosyalist kabusu' olduğunu söyledi:

"Huawei'nin dünya çapında giriştiği rekabette en önemli avantajı şirketinin büyüklüğü değil, Komünist Parti üyesi ve yurtsever bir CEO'ya sahip olmasıdır."

ÇİN'E AVANTAJ SAĞLAYAN EN ÖNEMLİ UNSUR

Brown'a göre ayrıca, batı Huawei karşısında 'adil bir savaşta asla kazanamayacak ve büyük bir yenilgiye uğrayacak.' Zira Huawei gibi Çin'in dünya çapında iş yapan şirketlerinin ve ülkenin diğer ekonomik kalkınma hamlelerinin Çin Komünist Partisi'nin 2049 hedefinin bir parçası olması, tam devlet kontrolü ve yönlendirmesi düşünüldüğünde Çinli şirketleri serbest piyasa kurallarıyla ilerleyen dünya ekonomisinde öne çıkaran en önemli unsur.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Çin'i böylesi bir yaptırımlar sistemiyle durdurmanın imkânsız olduğunu vurgulayan Brown, 'sağcı ve dengesiz liderlerce yönetilen' Batı'nın yapabileceği tek şeyin "Baba Pekin'in uykuya dalmasını beklemek" olduğu görüşünde. 

Brown'a göre, Çin'in ticaret yaptığı -ve yapmayı planladığı- ülkelere tam bir 'kazan-kazan' formülüyle gidiyor oluşu, emperyalist-kapitalist sistemin istediği son şey. Çünkü bu durum, küresel ekonomi üzerindeki batı egemenliğini sarsmakla kalmıyor, Komünist Parti tarafından yönetilen devasa bir ekonominin 'dünyanın yeni süper gücü' olmasının da önünü açıyor. 

'BUNU KABULLENİN'

Kuşak ve Yol İnisiyatifi'ni de bu bağlamda değerlendiren Brown, "Türkiye, (Osmanlı) Avrupa ve Afrika, Çin ile yüzyıllar boyunca kazan-kazan ilişkisi içerisinde bulundu. Çin'in günümüzde yaptığı şey ise bu tarihsel İpek Yolu'nun 21. yüzyıl teknolojisiyle yeniden canlandırılmasından ibaret. Batının yapacağı en iyi şey ise, bu projeye dâhil olmak" dedi ve Ticaret Savaşı'nda Çin'in yenilmesini bekleyenler için "Öyle bir şey kesinlikle olmayacak, bunu kabullenin" ifadelerini kullandı.

TÜRK MEDYASI’NIN LONDRA’YA TEMSİLCİ ATAMA HEYACANI

Son aylarda, Türk medyasını Londra’ya temsilci atama heyecanı sardı.

Bloomberg HT'nin genel yayın yönetmenliği görevini yürüten Cüneyt Başaran Ciner Medya Grubu Londra temsilciliğine atandı.

Geçen hafta da, TRT WORLD VE NTV, LONDARA’YA ATAMA YAPTI. TRT World Haber Direktörü Fatih Er, Londra'daki TRT ofisinin başına geçti. Er'in yerine ise deneyimli gazeteci Selim Atalay getirildi.

NTV LONDRA’ya: Gökhan Bozkurt atandı. NTV ekranlarına İngiltere gündemine dair haberleri taşıyordu. Politikadan, sanata, toplumsal olaylardan spora pek çok alanda haberi farklı bir perspektiften aktaran Bozkurt bundan böyle kanalın Londra Temsilcisi olarak görev yapacak.

DEUTCHE WELLE: YENİ VOLKSWAGEN FABRİKASI, TÜRKİYE’ YE Mİ? BULGARİSTAN’A MI?

Volkswagen fabrikası için Cumhurbaşkanlığı devrede

Alman otomotiv devi Volkswagen’ın (VW) yeni üretim tesisi için Türkiye ve Bulgaristan arasında yaşanan rekabete ilişkin olarak Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Arda Ermut Almanya'nın önde gelen gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung'a (FAZ) açıklamalarda bulundu.

Volkswagen ile devam eden müzakereleri yürüten Arda Ermut, Türkiye'nin avantajlı olduğu noktalara dikkat çekerek, fabrikanın sadece yatırım olarak değil sembolik olarak da taşıdığı önemi vurguladı.

Alman şirketlerinin yatırım kararlarının artık eskisi kadar siyasi ilişkilerden etkilenmediğini belirten Ermut, geçen aylarda iyileşme yönünde çok açık işaretler görüldüğünü kaydetti. Türkiye ve Almanya arasındaki ikili ilişkiler Türkiye'de demokrasi ve insan haklarının durumu konusunda yaşanan sıkıntılar ve özellikle tutuklu Alman vatandaşları nedeniyle geçtiğimiz yıllarda gerilmişti.

Yılda yaklaşık 67 bin araçlık satışla VW'nin Türkiye'de en çok tercih edilen marka olduğunu, buna ek olarak VW bünyesinde üretilen Skoda'nın yılda 21 bin araç sattığını belirten Ermut, rakip markalar Renault, Fiat, Ford, Toyota ve Hyundai'ye gönderme yaparak, VW'nin Türkiye'de en çok satan altı marka arasında Türkiye'de üretimi olmayan tek şirket olduğuna dikkat çekti.

Volkswagen şirketinin Türkiye'yi sadece bir pazar olarak değil aynı zamanda üretim merkezi olarak görmesini umduklarını kaydeden Ermut, "Her Türk vatandaşı üretimin bizde yapılmasını istiyor. Diğer beş büyük buradaysa niye Volkswagen da gelmesin?" dedi.

100 milyon Euro’luk teşvik iddiası

Gazete, VW'nin Amerikan Ford ile işbirliğini güçlendirme planlarına atıfla Hannover'deki Transporter modellerinin üretiminin Ford'un Gölcük'teki fabrikasına kaydırılmasının muhtemel olduğunu kaydetti. Skoda ve Seat'ların üretileceği tamamen yeni fabrikanın nereye kurulacağının belli olmadığını belirten FAZ, İzmir yakınlarında 2001 yılına kadar Opel'in bulunduğu 40 hektarlık bir araziyle ilgili görüşmeler yürütüldüğünü yazdı. Görüşmelerde arazinin İzmir demir yolu ağıyla bağlantısının somut olarak gündemde olduğunu belirten gazete, Türk hükümetinin yaklaşık 100 milyon Euro’luk teşvik planının da görüşmelerde ele alındığını bildirdi.

FAZ'a konuşan Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı, rakip Bulgaristan'ın adını vermeden Türkiye'nin üretim açısından sunduğu avantajlara da işaret ederek, Türkiye'nin nitelikli iş gücü, üretim maliyetleri, 80 milyon nüfuslu büyük bir pazar oluşu ve coğrafi konumu nedeniyle ihracat üssü olma niteliğini öne çıkardı. Volkswagen'ın tercihini Türkiye'den yana yapacağı konusunda iyimser olduğunu belirten Ermut, "Burada daha en az iki ya da üç uluslararası üreticiye daha yerimiz var" diye konuştu.

Elektrikli araçlar, otonom sürüş ve dijital teknolojiler için yatırım yapmaya hazırlanan VW'nin bünyesindeki Skoda Karoq ve Seat Ateca tipi araçların üretiminin Doğu Avrupa'da açılması planlanan yeni fabrikada yapılacağı ve üretim yeri olarak Bulgaristan ve Türkiye arasında karar verileceği açıklanmıştı. VW Denetleme Kurulu’nun kesin kararını Kasım ayında açıklaması bekleniyor.

YAHUDİ LOBİLERİNİN GÜCÜ

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi politik karikatür yayımlamama kararı aldı. Kararın nedeni gazetenin yayımladığı Netanyahu-Trump karikatürünün Yahudi karşıtı olarak değerlendirilmesi.

Nisan ayında yayımlanan karikatürde ‘Netanyahu, Trump’ı yönlendiren bir rehber köpek’ olarak çizilmişti. Karikatürün ‘Yahudi karşıtı’ olduğu gerekçesiyle eleştirilere maruz kalmasının ardından NYT özür dilemek zorunda kaldı. Ancak anlaşılan gazetenin özür dilemesi yetmemiş. Baskılara dayanamayan NYT, artık politik karikatür yayımlamayacak.

Bu, ABD gibi kendilerine çok ileri demokrasi diyen bir ülkede bazı grupların basına nasıl bir baskı kurduklarını görmek açısından önemli bir gelişme.

THY, TÜRKİYE’NİN EN DEGERLİ MARKASI

Brand Finance'in araştırmasına göre 1,7 milyar dolarlık marka değeriyle Türk Hava Yolları ‘Türkiye'nin en değerli markası’ unvanını korudu. Türkiye’nin en değerli 100 markasının toplam değeri 19,8 milyar dolar olarak hesaplanırken, listeye bu yıl 7 yeni marka dâhil oldu.

Uluslararası marka değerlendirme kuruluşu Brand Finance'in araştırmasına göre Türk Hava Yolları, 1,7 milyar doları aşan marka değeriyle geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ‘Türkiye'nin en değerli markası’ oldu.

Brand Finance tarafından ‘Türkiye'nin En Değerli Markaları-Turkey 100’ çalışmasının 12.'sini tamamlandı.

Edinilen bilgiye göre, listede ilk sırayı 1 milyar 735 milyon dolarlık marka değeriyle THY alırken, şirketi 1 milyar 637 milyon dolarlık marka değeriyle Ziraat Bankası takip etti.

Listede üçüncü sırayı 1 milyar 344 milyon dolarlık marka değeriyle Garanti Bankası alırken, Türk Telekom 1 milyar 185 milyon dolarla 4., Turkcell 1 milyar 182 milyon dolarla 5. sıraya yerleşti.

Marka değeri 1 milyar 135 milyon dolar olarak belirlenen İş Bankası listenin altıncı sırasına yükselirken, onu 934 milyon dolarla Akbank, 837 milyon dolarla Arçelik, 647 milyon dolarla Yapı Kredi, 458 milyon dolarla Ford Otosan izledi.

EN DEĞERLİ 100 MARKANIN TOPLAM DEĞERİ 19,8 MİLYAR DOLAR

Araştırmaya göre, Türkiye’nin en değerli 100 markasının toplam değeri 19,8 milyar dolar olarak hesaplandı.

Listeye bu yıl muhtelif iş kollarından 7 yeni marka dâhil olurken, Enerjisa 31, Şok Market 34, Nef İnşaat 35, MLP Sağlık 51, Yataş 61, Avivasa 95 ve Desa Deri 98'inci sıradan listeye girdi.

İlk 100'de yer alan markaların değerlerinde en yüksek artış yüzde 19 ile Koçtaş'ta gerçekleşti. Şirket bu artışla 49. sıradan 39. sıraya yükseldi. Söz konusu dönemde marka değerinde en yüksek düşüş ise yüzde 73 ile İntema İnşaat Malzemeleri'nde oldu. Şirket 64. sıradan 88. sıraya geriledi.

Dünyanın en değerli 50 futbol kulübü listesine giremeyen Türk kulüplerine bakıldığında, ülke sıralamasında Beşiktaş 107 milyon dolarlık marka değeriyle ilk sırada yer aldı.

Türkiye'nin en değerli markaları arasında 38. sırada bulunan Beşiktaş'ı, 89 milyon dolarlık marka değeriyle Fenerbahçe, 60 milyon dolarla Galatasaray ve 26 milyon dolarla Trabzonspor izledi.

‘TÜRK ŞİRKETLERİ DÜNYA MARKASI OLMA HEDEFİNDEN VAZGEÇMEMELİ’

Brand Finance Türkiye Direktörü Muhterem İlgüner, 2018 verileri esas alınarak gerçekleştirilen çalışmaya göre hasılatların hem miktar hem de kur farkı nedeniyle azalmasının marka değerlerini olumsuz etkilediğini belirterek, başta bankacılık, telekomünikasyon, gıda-perakende olmak üzere Türk şirketlerinin küresel oyuncular haline gelmesi ve hasılatlarının büyük bölümünü yaygın küresel para birimleriyle gerçekleştirmeleri halinde kur riskinden daha az etkileneceklerini ve marka değerlerini koruyacaklarını ifade etti.

İlgüner, bunun için tüm şirketlerin ‘dünya markası’ hedefinden şaşmamaları ve her zaman markalarını küresel ölçekte değerli hale getirmek için çaba harcamaları gerektiğini belirterek, bu çabanın hem kendileri hem de ülke açısından hayati önemde olduğunu söyledi.

Yargıtay’dan ‘Allah belanı versin’ kararı!

Tartıştığı kişilere ‘Allah belanızı versin’ diyerek beddua eden genç, Asliye Ceza Mahkemesi'nce, hakaret suçundan mahkûm edildi. Devreye giren Yargıtay, bu sözün hakaret sayılamayacağına hükmetti.

Tartıştığı kişilere, ”Allah belanızı versin” diyen genç hakkında Asliye Ceza Mahkemesi'nde hakaret suçundan dava açıldı. Mahkeme, sanık gence hakaret suçundan ceza verdi. Sanık avukatı kararı temyiz edince devreye Yargıtay 18. Ceza Dairesi girdi. Emsal bir karara imza atan daire, hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değerin kişilerin şeref ve itibarı olduğuna dikkat çekti.

Kararda şu ifadelere yer verildi:

"Hakaret suçunun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye mâtuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispî olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnâdını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Olay günü sanığın mağdurlara söylediği kabul edilen 'Allah belânızı versin' şeklindeki beddua ve kaba hitap tarzı sözlerin, mağdurların onur, şeref ve itibarını rencide edici boyutta olmaması sebebiyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkûmiyet kararı verilmesi yasaya aykırıdır. Mahkemece verilen hükmün bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir."

OXFORD ARAŞTIRMASI: Türkiye’de basına güven arttı; Instagram’ı haber için en çok Türkler kullanıyor

Oxford Üniversitesi’nin 5 kıtadan 38 ülkede 75 binden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği araştırmada Instagram’ı haber amaçlı en çok kullananlar listesinde Türkiye yüzde 33 ile zirvede yer aldı. Araştırma Facebook ve WhatsApp gruplarında en çok siyaset ve haber konuşanların da Türk vatandaşları olduğunu gösterdi.

Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 2019 Dijital Haber Raporu yayımlandı. Ocak ve Şubat aylarında YouGov tarafından gerçekleştirilen online ankete Türkiye’den 2 bin 74 kişi katıldı. Rapora göre Instagram’ı “haber okumak, izlemek, paylaşmak ve tartışmak için” kullananların sayısı artarken bu konuda en göze çarpan ülke Türkiye. Instagram’ı haber amaçlı kullanımda yüzde 33 ile ilk sırada yer alıyor. Bu oran Brezilya da yüzde 26, İspanya’da yüzde 12 ve ABD’de yüzde 7. Instagram’ın Türkiye’de haber amaçlı kullanımının son yıllarda giderek arttığı görülüyor. 2015’ten bu yana bu oran sırasıyla yüzde 10, 12, 17, 24 ve 33 oldu.

Facebook ve WhatsApp gruplarında en çok siyaset ve haber konuşan Türkler

WhatsApp gruplarında tanımadıkları kişilerle etkileşimde Türkiye zirvede. Rapor arasında Türkiye’nin de bulunduğu 9 ülkede (ABD, İngiltere, İspanya, İrlanda, Malezya, Avustralya, Kanada ve Brezilya) sosyal medya gruplarındaki etkileşimi de araştırdı. Buna göre Türkiye’deki kişilerin yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) WhatsApp gruplarında tanımadıkları kişiyle etkileşime geçiyor. Bu ülkelerin çoğunda Facebook ve WhatsApp gruplarında siyaset ve haber konuşulmuyor. Ancak bu grupların siyaset ve haber amaçlı kullanıldığı ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye’de Facebook gruplarının siyaset ve haber için kullanım oranı yüzde 29, WhatsApp gruplarının ise yüzde 21. Türkiye bu iki alanda açık ara lider konumda.

Haberleri takip etmekten kaçınanlarda Türkiye 2. sırada

Haberleri takip etmekten kaçınanlar listesinde Türkiye 2. sırada yer aldı. Türkiye’den ankete katılanların yüzde 55’i “Haberleri dinlemekten, izlemekten veya okumaktan etkin bir şekilde kaçındığını” bildirdi. Katılımcıların yüzde 55’i bu soruya “Sıklıkla” veya “Bazen” cevabı verdi. Hırvatistan yüzde 56 ile hemen Türkiye’nin üstünde yer alırken Yunanistan da yüzde 54 ile üçüncü sırada bulunuyor. Rapor buna sebep olarak ise bu ülkelerde haber okumanın genellikle bir görev olarak algılanmasını gösterdi. En düşük oran ise yüzde 11 ile Japonya ve yüzde 15 ile Danimarka’da görüldü.

Türkiye’de habere güven arttı

Araştırmanın en ilginç sonuçların birisi Türkiye’de basına güvenin son bir yılda artması. Ankete katılanların yüzde 46’sı basına güvendiğini bildirdi. "Pek çok habere çoğu zaman güvenileceğini düşünüyorum" ifadesine "Kesinlikle katılıyorum" veya "Biraz katılıyorum" diyen kişilerin oranı yüzde 46 oldu. Bu oran 2018’de yüzde 38 idi. Bu da yüzde 8 puan veya yüzde 21 artış anlamına geliyor. Türkiye 38 ülke içinde basına güvende 15. sırada yer alıyor. En yüksek oran Finlandiya (yüzde 59) ve Portekiz’de (yüzde 58) ölçülürken en düşük oran ise yüzde 22 ile Güney Kore ve yüzde 24 ile Fransa’da oldu. Araştırmada bu sonuç çıkmasına rağmen rapor Türkiye’de basına güvenin son bir yılda belirgin şekilde artmasının bir nedeni olamayacağını bildirdi.

Basın gözetleme ve denetleme görevini ne kadar yapıyor?

Ankette katılımcılara ülkelerinde “haber medyasının güçlü insanları ve işletmeleri denetleyip mercek altına alıp almadıkları” da soruldu. Türkiye’den katılımcıların yüzde 45’i basının bu konuda iyi iş çıkardığını bildirdi. Türkiye 38 ülke içinde bu alanda 17. sırada yer aldı. Zirvede yüzde 56 ile Brezilya bulunurken dipte ise yüzde 17 ile Japonya yer aldı.

Muhalefet sesini sosyal medyada duyurabiliyor

Raporun Türkiye sayfasında Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nde burslu misafir gazeteci olarak çalışmalar yapan Servet Yanatma araştırma sonuçlarını ve son bir yılda Türk medyasının durumunu değerlendirdi. Medya sahipliğinde gerçekleşen el değiştirmelerden sonra, yazılı basının hızla kan kaybettiğine dikkat çekti. Yanatma 2013-2017 yılları arasında TÜİK verilerine göre gazete tirajlarının yüzde 33 azaldığını hatırlattı.

Türkçe yayın yapan uluslararası medya kuruluşlarının etkisinin giderek arttığına dikkat çeken Yanatma BBC Türkçe, DW ve Euronews gibi medya organlarının haberlerinin Türkiye’de sıkça paylaşıldığını belirtti.

BJK TV yayın hayatına son verdi.

Beşiktaş kulübünün resmi yayın organı BJK TV, yönetim kurulunun kararı ile kapatıldı. Beşiktaş Yönetim Kurulu tarafından BJK TV'nin kapatılmasına karar verildi ve bütün çalışanların sözleşmeleri feshedildi. Kanalın yayınlarına YouTube üzerinden devam edeceği öğrenildi.

BJK TV'de çalışanların sezon içerisinde maaşlarının sürekli geç ödenmesi, hatta 6 aylık dönemlerde maaş alamamalarının ardından kanalın kapatılacağı öğrenildi.

Yönetim kurulu, kulübe mali zarar verdiği gerekçesiyle BJK TV'yi kapatma kararı aldı. Kanalda yaklaşık 40 kadar çalışan olduğu ve hepsinin iş sözleşmelerinin feshedileceği duyuruldu. Kanalın ise bir süre daha Youtube üzerinden yayın hayatına devam edeceği öğrenildi.

'Ben dahil kimse izlemiyor’

Başkan Fikret Orman, son seçim öncesi, "Kulüp kanalında 40 kişi çalışıyor. Ben dâhil kimse izlemiyor" diyerek, kanalın faaliyetlerini durdurabileceği mesajını vermişti.

Bilindiği üzere Siyah-Beyazlı kulüpte uzunca bir süredir maaş krizi devam ediyor. Kulüp personellerinin 2 aydır, amatör branş çalışanlarının ise 4 aydır maaşlarının ödenemediği ifade ediliyor.

TÜRKİYE’NİN İLK ERMENİCE-TÜRKÇE TV KANALI YAYINA BAŞLADI

Gazeteci Aram Kuran tarafından Ermenice'de ışık anlamına gelen "Luys" ismiyle kurulan "Luys TV", Türkiye'de Ermenice ve Türkçe yayın yapan ilk televizyon kanalı olarak yayın hayatına başladı.

Luys TV Genel Yayın Yönetmeni Aram Kuran, yaklaşık 2 yıl önce bu televizyon kanalını kurmak için yola çıktıklarını, birçok meşakkatli yoldan geçtiklerini ve en büyük desteği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın verdiğini belirterek, kendisine teşekkür ettiklerini ifade etti.

Kuran, 6 Ocak 2019'da internet üzerinden Noel ayinlerini vererek yayın hayatına başladıklarını belirterek, "Yayına başladıktan sonra geri dönüşlere baktığımızda inanılmaz bir izlenme söz konusuydu. Bu da heyecanımızı ikiye katladı. Şu anda her cuma akşamı Türkiye'de ilk defa Batı Ermenicesi ile haberlerimizi veriyoruz. Haftanın iki günü mutlaka canlı yayınlarımız oluyor." diye konuştu.

Kuran, yaptıkları yayınların izlenme oranlarına baktıklarında böyle bir ihtiyacın var olduğunu gözlemlediklerini ifade ederek, "Bu yüzden çok mutluyum. Ekibime, ülkeme teşekkür ediyorum. Bilhassa yurt dışında bizi seyreden Ermeni yurttaşlarımıza teşekkür ediyorum. Özellikle yurt dışından yayınlarımızı izleyenler çok mutlu oluyorlar. Bizim aracılığımızla özlem gideriyorlar. Mesela Adalar'dan haberler yapıyoruz. Onlar, bunları izlediklerinde buradaki atmosferi görüp bir nebze de olsa özlem gideriyorlar. Bu da bizi mutlu ediyor. Haberlerimizi de Anadolu Ajansı'ndan alıp Ermenice'ye çevirerek izleyicilerimize aktarıyoruz." şeklinde konuştu.

"YÜZDE 70 ERMENİCE YÜZDE 30 TÜRKÇE YAYIN"

Ulusal kanallarda verilen bütün güncel haberleri Ermenice'ye çevirerek haftanın panoraması şeklinde cuma akşamları saat 20.00'de ana haber bülteni olarak yayınladıklarını belirten Kuran, ilerleyen dönemde günlük haber yayını yapmayı da düşündüklerini söyledi.

TRT'nin de kendilerine arşiv desteği verdiğini dile getiren Kuran,  kanallarında "özel gündem" ismi altında Ermeni toplumunun en önemli konularını objektif olarak konuklarla konuştuklarını anlatarak, bunun dışında müzik programları, tiyatro gibi kültür sanat ağırlıklı programlarla çocuklar için çizgi filmler yayınladıklarını kaydetti. Batı Ermenicesini öne çıkartarak yayın yaptıklarını dile getirdi, programlarının yüzde 70'inin Ermenice, yüzde 30'unun da Türkçe olduğunu söyledi.