Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Anasayfa >> Haftanın Değerlendirmeleri >> İç Politika ve Hukuk

Haftanın İç Politika ve Hukuk Değerlendirmesi (27 Mayıs-2 Haziran 2019)

Bu haftanın ana gündem başlıkları yerel seçim sonuçları ve bu sonuçlara bağlı olarak meydana gelene konular üzerinde odaklanmaktadır.
SDE Editör
03 Haziran 2019 22:27

Bu hafta siyaset, meydanlar ve meclisten çok iftar ve sahur arasında gerçekleşen programlarda kendisini gösterdi. İftar programlarına katılan siyasiler özellikle İstanbul büyükşehir belediye başkan adayları sık sık medyada yer aldılar.

23 Haziran ve küskün seçmenler

AK Parti ve CHP seçime katılmayan 1.700.000 civarındaki seçmen ve geçersiz oy veren 300.000 seçmen üzerinde yeni bir strateji geliştirmeye çalışıyor. İki aday arasındaki oy farkı düşünüldüğünde bu rakamın ne kadar önemli olduğu görülmektedir. AK Parti kurmayları küskün seçmenlerin büyük çoğunluğunun kendi partilerinin seçmenleri olduklarını düşünüyor. Ancak oy vermeyen ya da geçersiz oy veren seçmenlerin profilini tam olarak ortaya koymak mümkün olmadığından, CHP’li seçmenlerin de bu sayı içinde olduğunu göz ardı etmemek lazım. Seçime katılmayanlar daha çok apolitik vatandaşlar (seçmenler!) ancak İstanbul seçimlerine katılım oranı (%83.88)  tüm Türkiye’de seçime katılım oranının (%84.67 iken) altında olduğu için ayrıca dikkatleri üzerine çekiyor. Bu yüzden anket şirketi yöneticileri, İstanbul seçmenini ikna eden partinin seçimi kazanacağını belirtiyorlar.

Seçim Stratejileri

AK Parti 23 Haziran’da yapılacak İstanbul BB seçimlerine yönelik her hafta düzenli olarak anket yaptığını ve bu anketlere göre bir strateji belirleyeceklerini belirtti. Yani sahadan gelen veri ve sonuçlara göre stratejilerini belirleyecek AK Parti.

Araştırma şirketlerinin Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu arasındaki farkı 3 ve 4 puan olarak İmamoğlu lehine açıklamaları dikkati çekmişti ancak AK Parti tarafından yapılan açıklamalarda özellikle son günlerde Binali Yıldırım’ın kampanyasında yukarı doğru ivme ortaya çıktığı belirtildi. Özellikle seçimin yaklaştığı günlere doğru Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sahaya inmesi ile birlikte bu farkın hızla kapanarak, farkın AK Parti lehine 100000 oyla (%1 farkla) sonuçlanacağı dile getirildi. AK Parti İstanbul’daki seçmenin nabzını bir yandan anketlerle bir yandan da sokaklarda yaptığı mülakatlarla ortaya koymaya çalışıyor. AK Parti buna göre bir politika izleyecek ancak en çok karşılarına çıkan sorun, ekonomide daralmanın yaşanması ve ekonomik sorunların varlığı. AK Parti Bu ekonomik sorunları yine kendisinin çözeceğini dile getirerek seçmeni ikna etmeye çalışıyor.

Millet ittifakının içerisinde yer alan İyi Parti, Ekrem İmamoğlu’nu millet ittifakının adayı olarak görüp destekliyor. İmamoğlu’nun basın açıklaması yaptığı anda yanında genellikle İyi Parti’nin bir temsilcisi olması dikkati çekiyor, sağ seçmeni, muhafazakâr seçmeni cezbetmesi açısından bu görüntü önemli gibi.  İyi Parti ve CHP tarafından İstanbul seçimleri meselesi partiler üstü bir mesele olarak sunuluyor. İyi Parti seçimlerde millet iradesinin gasp edildiğini iddia ederek, mazbatası alınmış bir başkan adayının durumunun bir skandal olduğunu ve Türk milletinin 23 Haziran’da bu skandalla hesaplaşmak zorunda olduğu belirtti. İyi Parti 23 Haziran’da Cumhur ittifakının seçimi 4 ya da 5 puan önde kazanacağını dile getirdi ki bu da öngörülen farkın yaklaşık yarım milyon olacağı yönünde.

AK Parti, 23 Haziran’da çok daha ılımlı bir kampanya takip edeceğinin işaretlerini veriyor. Binali Yıldırım’ın isteksiz ve heyecansız görünmesi ile alakalı algının değiştiği de dile getiriliyor. Binali Yıldırım bu hafta çeşitli iftar toplantı ve yemeklerine katıldı ve bazıları oldukça çok konuşuldu. Bunlardan biri, İsmail Ağa cemaatine yapılan ziyaretti. Binali Yıldırım’ın ayrıca Saadet Partisi’nin oyunu alma yönündeki açıklaması çok fazla konuşuldu. Yıldırım’ın, “Saadet Partili kardeşlerimin bana oy vereceğini düşünüyorum” türünden açıklamaları Saadet Partililer tarafından eleştirildi. Seçimlerden önce kendilerinin hain, zillet ittifakı üyesi ve terörist olarak tanımlandıklarını ancak şimdi kendilerine yönelik kullanılan dilin değiştiğini bunun da tamamen seçimlerle ilgili olduğunu belirttiler. Binali Yıldırım Ayrıca FETÖ iltisaklı olmak gerekçesiyle görevden alındığı düşünülen Kadir Topbaş ile görüştü. Bu da oldukça büyük bir tartışma konusu haline dönüştü. Binali Yıldırım ayrıca İstanbullulara yönelik çeşitli indirim vaatlerinde bulundu.

AK Parti’de bu hafta ayrıca Bülent Arınç tarafından sistem değişikliğinin tartışılması gerektiğini yönelik bir açıklama yapıldı.

Kamu Bankalarına Yönetim Kurulu Üyeliği

Üç kamu bankasının genel kurullarında üst yönetimde değişiklikler gerçekleşti. Vakıfbank'ın Yönetim Kurulu Üyeliğine Abdülkadir Aksu, Halkbank'ın Yönetim Kurulu Üyeliğine Mevlüt Uysal (Eski İstanbul BB ve 31 Mart Büyükçekmece AK Parti adayı), Ziraat Bankası'nın Yönetim Kurulu Üyeliğine ise Eski Bakan Faruk Çelik getirildi. Bu atamalar bir tartışma konusu oldu. Buradaki temel eleştiri, AK Parti’nin İş Bankası ve CHP arasındaki ilişkiye yönelik eleştirisinin tersi olarak gündeme getirildi.

Avrupa Birliği İlerleme Raporu

Avrupa Birliği’nin ilerleme raporu açıklandı. Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda Türkiye ile ilgili çeşitli çekinceler ve eleştiriler dile getirildi, aynı gün Dışişleri Bakan Yardımcısı tarafından bu eleştirilere cevaplar verildi. Raporda Türkiye'nin Avrupa değerlerinden uzaklaştığına dair tutarsız ve geçersiz bazı ifadelerin olduğu oysa Türkiye’nin sapasağlam yerinde durduğu ve Türkiye’nin Avrupa'nın bir parçası olduğu belirtildi.

Yargı Reformu Strateji Programı

Sayın Cumhurbaşkanı tarafından yargı reformu strateji programı açıklandı. Yargı Reformu Strateji Belgesi “9 amaç 63 hedef, 256 faaliyet" başlığından oluşuyor. Adalet bakanı Abdülhamit Gül, ilk yargı paketinin Meclis tatile girmeden TBMM’ye sevk edileceğini açıkladı. İlk pakette kamu avukatlarına yeşil pasaport, avukatlık mesleğine giriş sınavı esaslarının belirlenmesi gibi düzenlemelerin yer alacağı belirtildi. Yargı reformu strateji belgesinde yer alan taahhütlerin yerine getirilmesi halinde geçmişte ve halen dava açılmasına yol açan yasaların yanı sıra AB ile üyelik müzakerelerinin öne çıkan birçok yasada değişikliğe gidilmesi gerekecek.

Türkiye ile AB arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri Türkiye’deki terörle mücadele yasası. Bu yüzden Türkiye’nin terör tanımının değiştirilmesi yönünde bir beklentisi var AB’nin. Türkiye’nin temel hedefi bu noktada terör, güvenlik ve özgürlükler arasındaki dengeyi sağlamak olarak görülüyor. Reform stratejisinde, ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ve tutuklama tedbirlerine ölçülü başvurması taahhüdü yer alıyor. Belgede ayrıca ‘internet erişimi engelleme usullerinin ifade özgürlüğünü engellemeyecek, hukuki güvenceyi daha da güçlendirecek şekilde belirlenmesine, gerekli ve zorunlu hallerde erişimin orantılı biçimde kullanılmasını sağlayacak uygulamalarının geliştirilmesinde fayda olacağı değerlendirilmiştir’, ifadelerine yer veriliyor. Böylece internet erişimini engelleme, bir sitenin (örneğin wikipedia’nın) tamamını değil ilgili maddesini erişime engelleme olacak.

CHP’de glasnost ve perestroyka’ya devam

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genç İmam-Hatipliler Derneği Genel Başkanı Muhammet Samet Akkaya ve dernek üyeleri ile iftar yemeğinde buluştu. Bu CHP gibi laik kimliği ile ön plana çıkan bir parti için şaşırtıcı bir iftar yemeği oldu. Ancak CHP’de daha önceden başlayan ve özellikle Kılıçdaroğlu ile birlikte gelişen başörtü, Müslüman, İslam vb. gibi konularda yaşanan glasnost ve perestroyka (açılım ve yeniden yapılanma) süreci Ramazan münasebetiyle (tam gaz!) devam ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Ekrem İmamoğlu Kastamonu-Taşköprü’lü bir aileye iftar ziyaretine gitti. Ev sahibinin oğlu 19 yaşındaki Tayyip Erdoğan Köse, İmamoğlu’nu kızkardeşleriyle birlikte büyük bir sevinçle karşıladı. Ailenin Kastamonu Taşköprü’lü olduğunu söyleyen İmamoğlu usta sanatçı Cihan Ünal ile KKTC’de görüştüğünü ve kendisine diksiyon konusunda ders vermek istediğini ve hafta sonu görüşüp bu kursu aldığını belirtti. Burada ilginç olan bir sanatçının gönüllü olarak bu işi yapma isteği ki bu örnek İmamoğlu’nun sanatçılar tarafından can-ı gönülden desteklendiğinin bir başka işareti olarak görülmeli. İmamoğlu iftardan sonra Tayyip Erdoğan’la (misafir olarak evine gittiği ailenin çocuğu) fotoğraf çektirdi ve çektirirken de espri yaptı: “Yarın Tayyip Erdoğan’la fotoğraf çektirdi derler” dedi ve bu gülüşmelere sebep oldu. Baba, oğlunun adının neden Tayyip Erdoğan olduğunu anlattı. Baba şöyle dedi, “Cumhurbaşkanımız cezaevine girdiğinde mağdur olduğu için oğlumun adını Tayyip Erdoğan koymuştum. Şimdi siz mağdur olduğunuz için sizi destekliyoruz.” Cumhurbaşkanı Erdoğan 1997 yılında İstanbul BB başkanı iken, okuduğu bir şiir nedeniyle daha doğrusu halkın büyük teveccühüyle ve yükselen bir yıldız olması nedeniyle mahkemeye verilmiş adli süreç sonunda, 1999 yılında hapis cezası alarak Pınarhisar Cezaevine hapsedilmişti. Paradoksal biçimde bu süreç onu giderek daha da önemli bir siyasi aktör haline getirmişti. İşin tuhaf tarafı kendi çocuğuna Tayyip Erdoğan adını koyan birinin şimdi İmamoğlu’nu mağdur olarak görmesi ve onu desteklemesi. Buradan çıkacak sonuç, seçmenin ideolojik bazlı seçmen profilini aşan bir özelliğe sahip olduğudur.

Ekrem İmamoğlu esnaf ziyaretlerine bir vatandaşla/esnafla kısa bir tartışma yaşadı ve olay basına, Ekrem İmamoğlu vatandaşı tokatladı diye geçti. Arnavutköy’de gerçekleşen olayda, İmamoğlu vatandaşın yanağına sağ eliyle dokunuyor ancak sadece dokunmakla kalmıyor, sert bir tarzda “ukalalık yapma bana!” diyor. Ayrıca İmamoğlu, Habertürk TV de kendisine yönelik bir soruya verdiği cevap sonrasında görüntülerinin montajlanarak servis edildiğini belirtti. Konuşma şu şekilde, program yapımcısı, şu soruyu soruyor: “PKK’ya, FETÖ’ye ve özellikle yabancı basının Türkiye ve İstanbul seçimleri üzerinden tartıştığı meselelere ilişkin bir mesajınız olur mu?” İmamoğlu’nun giriş cümlesi oldukça sıkıntılı ancak sonrasında ne demek istediği anlaşılır gibi oluyor, “Ne olabilir ki, gelin Türkiye’yi hep beraber yönetelim. Sayın Cumhurbaşkanı, sayın 24 Haziran’da yetki alan AK Partili yetkililer…” diye yanıt verirken tüm tehditlere karşı ‘Gelin Türkiye’yi hep beraber yönetelim’ çağrısını esasında ‘Cumhurbaşkanı ve AK Parti yöneticilerine’ yaptığı anlaşılıyor. Bu konuşma terör örgütlerine çağrı olarak sosyal medyada yer aldığı için İmamoğlu bu konuşmanın montajlandığını ve kendisinin terör örgütleri ile ilişkili olarak gösterildiğini dile getirdi. İmamoğlu cümlenin sonunda tüm terör örgütlerine karşı Sayın Cumhurbaşkanı ile birlikte omuz omuza mücadele edelim gibi bir sonuç ortaya çıkardığını dile getirdi.

HDP eşbaşkanı Pervin Buldan, HDP'nin, tekrarlanacak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde açık ve net bir tavrı olduğunu vurgulayarak, 31 Mart'ta "CHP'ye oy vermeyi sindiremeyen" 200 bin seçmenlerini sandığa taşıyacaklarını belirtti.