Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (19-27 Eylül 2020)

SDE Editör
29 Eylül 2020 12:48

İNGİLİZ BBC :ABD BAŞKANLIK SEÇİMİ KULİSİ

ABD Başkanlık Seçimleri: Anketlerde hangi aday önde görünüyor?

ABD'de seçmenler 3 Kasım Salı günü sandık başına gidiyor.

Yarış, Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Başkan Donald Trump ile Demokrat Parti'nin adayı ve eski Başkan Yardımcısı Joe Biden arasında geçiyor.

Seçim günü yaklaşırken, birçok araştırma şirketi de seçmenin nabzını tutmak için anketler yapıyor.

Başkan adaylarının ülke genelindeki performansları nasıl?

Ülke genelinin nabzını tutan anketler, adayların genel anlamda ne kadar desteğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Ancak seçimi kimin kazanacağını net bir şekilde tahmin etmek için yeterli değil.

Örneğin, 2016 seçimlerinde Hillary Clinton ülke genelinde yapılan anketlerin neredeyse tamamında yarışı önde götürüyordu. Üstelik, seçim yarışını da rakibi Trump'tan 3 milyon daha fazla oy alarak kazandı.

Bununla birlikte ABD'deki iki aşamalı seçim sistemi nedeniyle, Clinton, Seçici Kurul'da yeterli delege sayısına ulaşamadı ve başkan olarak seçilemedi.

Kasım ayındaki seçimler için yapılan anketlerde de Biden, Trump'ın önünde görünüyor.

Biden'ın ülke genelindeki oy oranı yüzde 50 civarında seyrediyor ve bazı araştırmalarda rakibi Trump ile arasındaki fark da 10 puana kadar çıkıyor.

2016 yılında ise daha farklı bir durum söz konusuydu.Clinton her ne kadar anketlerin büyük kısmında önde görünse de fark çok daha azdı.

Seçimde hangi eyaletler belirleyici olacak?

Clinton'ın 2016 yılında yaşadıkları, ABD'deki seçim sisteminde önemli olanın adayların aldığı toplam oy değil, hangi eyaletlerdeki delegeleri kazanmış olduklarını ortaya koydu.

ABD'deki eyaletlerin büyük bir bölümü, Cumhuriyetçi ya da Demokrat Parti'nin kalesi konumunda. Bu da, esas seçim yarışının az sayıda eyalet üzerinden yaşandığı anlamına geliyor.

Esas mücadele de, hangi partinin kazanacağının kesin olmadığı, dönem dönem iki parti arasında gidip gelen eyaletlerde yaşanıyor.

ABD'deki iki aşamalı seçim sisteminde, Başkan'ı seçen Seçici Kurul'da her eyaletin nüfusuna göre delegesi bulunuyor. Bu kurulda toplam 538 delege yer alıyor ve en az 270 delege sayısına sahip eyaletlerde yarışı kazanan aday başkanlığı da kazanmış oluyor.

Haritada görüldüğü gibi, herhangi bir partinin ağır basmadığı eyaletlerin bazılarının daha yüksek delegesi bulunuyor. Genellikle adaylar da kampanyalarını bu eyaletlerde yoğunlaştırıyor.

 

'Değişken' eyaletlerde hangi aday önde?

Belli bir partinin kalesi olmayan, "değişken" eyaletlerde durum Biden için oldukça iyi görünüyor. Ancak analistler, seçimlere daha vakit olduğunu ve özellikle Trump'ın dahil olduğu bir yarışta işlerin çok hızlı bir şekilde değişebileceğini söylüyor.

Şu ana kadar yapılan anketlerde, Michigan, Pennsylvania ve Wisconsin gibi kritik eyaletlerde Biden açık bir farkla önde görülüyor.

Trump, 2016 seçimlerinde ağır sanayinin yoğun olduğu bu eyaletleri, yüzde 1'den daha az bir farkla kazanmıştı.

Ancak, Trump'ın ekibini esas olarak 2016'da büyük farkla kazandıkları eyaletler endişelendiriyor. Yapılan anketler, Trump'ın yüzde 8 ile 10 gibi bir farkla kazandığı Iowa, Ohio ve Texas'ta Biden ile kafa kafaya gittiğini gösteriyor.

Trump'ın Temmuz ayında kampanya müdürünü değiştirmesinin arkasında bu anketlerin rol oynamış olabileceği belirtiliyor. Trump, bu araştırmaları "sahte anketler" olarak nitelendiriyor.

Ancak bahis piyasası henüz Trump'tan umudunu kesmiş değil. Trump'ın kazanma ihtimaline bire üç veriliyor.

Koronavirüs salgını Trump'a olan desteği etkiledi mi?

Koronavirüs salgını, yıl başından bu yana ABD gündeminin en üst sıralarında. Tahmin edilebileceği gibi, Trump'ın salgınla mücadelede uyguladığı politikalarla ilgili görüşler de parti yönelimlerine uygun şekilde değişiklik gösteriyor.

Trump'ın salgınla mücadelede attığı adımlara verilen halk desteği, ulusal acil durum ilan ettiği ve eyaletler için 50 milyar dolarlık destek paketi açıkladığı Mart ayında zirveye ulaştı.

Önde gelen araştırma şirketlerinden Ipsos'a göre, bu dönemde, ABD halkının yüzde 55'i Trump'ın salgınla mücadele politikasına destek veriyordu.

Ancak bu dönemden sonra Demokratlardan aldığı destek de kaybolmaya başlarken, Cumhuriyetçiler ile Başkanlarının arkasında durmayı sürdürdü.

Bununla birlikte, en son açıklanan anketler, özellikle ülkenin güney ve batı bölgelerinde vaka artışlarının hız kazanmasıyla birlikte Trump destekçilerinin de bu politikaları sorgulamaya başladığına işaret ediyor.

Cumhuriyetçi seçmenin, Trump'ın salgın politikalarına verdiği destek Temmuz ayı başında yüzde 78'e geriledi.

Trump'ın son dönemlerde koronavirüs salgınıyla ilgili iyimserliğini kaybetmesinin ve işlerin "iyiye gitmeden önce kötüleşeceği" uyarısı yapmasının arkasında bu değişimin yattığı düşünülüyor.

Trump ayrıca kısa bir süre önce maske takılmasıyla ilgili tutumunu da değiştirerek, bazı etkinliklerde maske takmaya ve halka da maske takma çağrısı yapmaya başladı.

Washington Üniversitesi'nin hazırladığı saygın bir modellemeye göre, seçim günü ABD'deki toplam can kaybının da 250 bini geçmiş olacağı hesaplanıyor.

Anketler güvenilir mi?

2016 yılında sonucu bilemedikleri gerekçesiyle anketlerin güvenilirliğini sorgulamak kolay ve Başkan Trump da zaman zaman bunu gündeme getiriyor. Ancak iş aslında o kadar basit değil.

2016'da ülke genelinde yapılan anketler, Clinton'ın birkaç puan önde olduğunu gösteriyordu. Ancak Clinton'ın toplamda Trump'tan 3 milyon fazla oy aldığı düşünülünce bu durum, aslında anketlerin pek de yanlış olmadığını ortaya koyuyor.

Bununla birlikte, anket şirketlerinin özellikle örneklemlerinde sorun olduğu ve eğitim seviyesi düşük kişilerin yeterince temsil edilmediği belirtiliyor. Bu durum, Trump'ın bazı kilit eyaletlerde avantajlı olduğunun yarışın geç aşamalarına kadar anlaşılamamasının nedeni olarak gösteriliyor.

Ancak birçok anket şirketinin bu sorunu çözdüğü ifade ediliyor.

Bu yıl ise koronavirüs salgını ve bunun ekonomiye etkisi nedeniyle normal bir seçim döneminden daha fazla belirsizlik hâkim. Bu nedenle kamuoyu yoklamalarına da özellikle seçime daha aylar varken ihtiyatlı yaklaşmak gerekiyor.

TÜRK BAŞKANLIK SİSTEMİ’NİN VİTRİNİNDE İLETİŞİM BAŞKANLIĞI

İletişim Başkanlığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile kurulan bir kurum. İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İletişim Başkanlığı görevinden bu yana ilk defa bir televizyon programına katıldı. Kurumun özelliklerini anlattı.

Fahrettin Altun İletişim Başkanlığının Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin, güçlü ve büyük Türkiye ideali noktasında çok önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Şöyle devam etti:

‘’İletişim Başkanlığı devletin geçmişten getirdiği bazı kabiliyetleri devralan, bir geleneği de tevarüs eden bir kurum olduğunu anlatan Altun, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün yürüttüğü işlevlerin tümünü devralındığını, Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki basın müşavirliğinin fonksiyonlarının üstlenildiğini söyledi. Altun, daha önce bir başbakan yardımcısının koordine ettiği Anadolu Ajansı, TRT ve Basın İlan Kurumu gibi kurumlarla ilişkiyi hükümet adına sürdüren, koordine eden ve yeri geldiğinde denetimini yapan bir kurumdur’’

Altun, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Türkiye çok önemli bir çığır atlamıştır. Hükümet sistemi sorununu bu anlamda çok net bir şekilde çözdüğü bir adımdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Türkiye'nin yeni dönemde hem içeride hem dışarıda hükümetinin imkan ve kabiliyetleri artmıştır.

Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile aslında hükümetimizin icraatlarının çok hızlı ve denetlenebilir olduğu bir yapılanma ön plana çıkmıştır." diye konuştu.

"İletişim Başkanlığı, Stratejik İletişimin Kurumsal Hale Gelmesinin Somutlaşmış Hali"

İletişim Başkanlığının ülkenin kamusal iletişim standartlarını belirlemek ve yürütmek gibi bir fonksiyona sahip olduğunu belirten Altun, şunları kaydetti:

"İletişim Başkanlığı, stratejik iletişimin Cumhurbaşkanımızın vizyonuyla kurumsal hale gelmesinin somutlaşmış hali. Bu yönüyle baktığımızda 'Başkanlığın yaptığı en önemli fonksiyon nedir?' diye sorarsanız, buna vereceğim cevap şudur; Türkiye markasını daha da güçlendirmek, Türkiye'nin itibarını uluslararası alanda daha da artırmak için fonksiyon icra ediyoruz. Bu anlamda kamu diplomasisinin imkan ve tekniklerini kullanarak, Türkiye'nin dünyadaki yerini, dünya halklarına anlatmaya çalışıyoruz.

Kamu diplomasisini yürütürken, Türkiye'nin marka değerini artırmaya dönük çalışmalar yaparken bir taraftan pozitif birikimimizi, olumlu geçmişimizi ve halihazırdaki imkanlarımızı tanıtmak, diğer taraftan da elbette Türkiye'ye karşı birtakım mahfillerden kaynaklanan olumsuz tezlere, dezenformasyon çabalarına, kara propaganda girişimlerine de karşı mücadele etmek önemli fonksiyonumuz."

"Devletin Söylem Birliğini Tesis Etmek"

Altun, İletişim Başkanlığının bir başka fonksiyonunun da medya alanının regülasyonu olduğunu ifade ederek, basın meslek alanında profesyonellerin çalışma koşullarının iyileştirilmesinden akreditasyonlarının yürütülmesine, medya sektörünün yeni dönüşümlere hazırlanmasına kadar bu noktada ciddi bir fonksiyon icra etmeye çalıştıklarını söyledi.

Bir taraftan da medyanın bilgilendirilmesi noktasında da bir gayret sarf ettiklerini dile getiren Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Devletin söylem birliğini tesis etmek ve bu anlamda kamu kurum ve kuruluşlarının kamusal iletişim standartlarını belirlemek ve yürütmek bizim önemli fonksiyonlarımızdan biri. Bu noktada kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini temin etmek, hiç kuşkusuz hükümetimizin en önemli fonksiyonlarından biri.

Bunu yürütürken tabii ki esas olan bir söylem birliğinin tesis edilmesidir. Söylemsel dağınıklık esasında sadece kamuoyunu yanlış bilgilendirmeyi beraberinde getirmez, aynı zamanda bu stratejik kültür açısından da son derece önemlidir. Sizi dış güçlerin manipülasyonuna, müdahalesine açık hale getirir. Bu noktada devletin söylem birliğinin tesisi oldukça stratejik ve milli güvenliğimizle ilgili de bir meseledir. Dolayısıyla bu fonksiyonunun icra edilmesi hususunda da gayret sarf ediyoruz Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla."

Altun, kurumun bütün iletişim süreçlerinin koordinasyonu vazifesinin bulunduğunu söyledi.

Yaşanan herhangi bir sorun ya da açıklanacak olumlu gelişmenin de kurumun uhdesinde bulunduğunu dile getiren Altun, bunun bütün açıklamaların İletişim Başkanlığınca yapılacağı anlamına gelmediğini kaydetti.

Altun, bakanlıklar, başkanlıklar, ofisler ve politika kurullarının kendi faaliyet alanlarıyla ilgili açıklamalar yaptığını, kamuoyunu bilgilendirdiklerini vurgulayarak, yeni hükümet sistemiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatlarıyla bu sürecin bir koordinasyon, eş güdüm içinde işlemesi için kurumun kolaylaştırıcı vazifesi gördüğünü anlattı.

Altun, hedeflenenin, çoğulcu bir mantığı, bir söylem birliği etrafında kamuoyuyla paylaşmak olduğunu, bunun için de kurumun kurulduğunu dile getirdi.

"Türkiye, Bölgesel Bir Güce Dönüştü"

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığı'nın kurulmasına ilişkin soru üzerine, kara propagandayla mücadelenin faaliyet alanlarında olduğunu söyledi.

Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde çok ciddi bir dönüşüm geçirdiğini, 2002 sonrasında yaşanan bu dönüşümün ülkeyi adeta yeni bir lige taşıdığını belirten Altun, şöyle devam etti:

"Türkiye yeni dönemde eski dönemden farklı olarak ekonomi, dış politika ve güvenlik alanlarında adeta özerkleşti. Kendi özgün politikalarını milli çıkarları etrafında hayata geçirebilir hale geldi. İddia sahibi olarak ortaya çıktı ve bölgesel bir güce dönüştü. Türkiye'nin bölgesel güce dönüşmesi uluslararası alanda denklemleri değiştirdi.

Bu ciddi rahatsızlıkları da beraberinde getirdi. Bağımlılık tuzağı içerisindeki bir Türkiye, öngörülebilir bir Türkiye, tamamen belli Batı başkentlerinden emir alan bir Türkiye bazı dış mahfiller açısından tercih edilebilir bir Türkiye'ydi. Fakat Cumhurbaşkanımızın siyasi liderliği, milletimize, halkımıza sürekli açıkça beyan ettiği siyaset felsefesi tam da bu yaklaşımla mücadele esasına dayanıyordu.

Bu yaklaşımla mücadele ede ede, kavga ede ede Sayın Cumhurbaşkanımızın siyaset felsefesi adeta galip geldi ve Türkiye bir yandan ekonomide, bir yandan dış politikada, bir yandan güvenlik politikalarında bir özerkleşme yaşadı. Bu süreç beraberinde vesayetten ayrılma süreciyle birlikte işledi. Bir demokratikleşme süreciyle beraber işledi."

Altun, halkın iktidarın merkezine oturduğu bir süreç yaşandığını, bunların da Türkiye'nin dönüştüğü bir fotoğrafı gösterdiğini anlatarak, bu dönüşümün stratejik sonucunda da Türkiye'nin bölgesel bir güç olduğunu kaydetti.

Bölgesinde etkin bir aktör olan Türkiye'nin önüne yeni olan küresel bir güç olma hedefini koyduğunu ifade eden Altun, bu açıdan atılan adımlardan da rahatsızlık duyulduğunu söyledi.

Altun, "Eğer siz bir güç mücadelesine giriyorsanız, bu mücadelede ben de varım diyorsanız, birilerinin size hiç adım atmadan, herhangi bir şekilde mücadele vermeden, 'Buyrun gelin sizde baş köşeye oturun' demesini beklememelisiniz. Burada bir mücadele süreci söz konusudur." dedi.

Bu mücadele sürecini Türkiye'nin önüne koyulmaya çalışılan engellerde gördüklerini, son 7-8 yıldır yaşananların bunun bir özeti olduğunu, 2013'teki Gezi kalkışmasının Türkiye'nin bölgesel güç olmaktan küresel güç olmasına doğru yürüyüşünü engellemeye yönelik bir girişim olduğunu belirten Altun, 17-25 Aralık kumpas girişiminin, 6-8 Ekim olaylarının bunun başka bir yansıması olduğunu söyledi.

Altun, oryantasyonları farklı olan terör örgütleri DEAŞ'ın, PKK'nın ve FETÖ'nün bir araya gelerek ortak hareket edip, Türkiye'de ardı ardına terör faaliyetlerine girmesinin bunun başka bir yansıması olduğuna işaret etti.

15 Temmuz darbe girişiminin de Türkiye'nin uluslararası alandaki stratejik pozisyonuna karşı atılan bir adım olduğunu dile getiren Altun, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinin bu anlamda Türkiye'nin bu yürüyüşünü daha tahkim etmek ve kavi hale getirmekle ilgili olduğunu, bunu yaparken de meydan okumalarla ve engellerle karşılaştığını anlattı.

"Sokak Kalkışmalarına, Darbe Girişimlerine Zemin Hazırlayanlar Ortadan Kalkmadı"

Prof. Dr. Fahrettin Altun, bu engelleri üretmeye, bu bentleri çekmeye çalışanların, Türkiye'de sokak kalkışmalarından darbe girişimlerine, terör eylemlerine kadar bir çok olumsuz hadiseye zemin hazırlayanların ortadan kalkmadığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu mahfiller hala varlar. Bir yerlerde Türkiye karşıtı pozisyonlarını sürdürmeye gayret sarfediyorlar. Bunu yaparlarken ellerindeki yürüttükleri mücadele Türkiye'ye karşı bir olumsuz iletişim enformasyon savaşı üretmek ve yürütmek. Kara propaganda, dezenformasyon faaliyetleri yürütmek. Bunlara karşı bizim elbette bir mücadele zorunluluğumuz var. Bu mücadele reaksiyonel, tepkisel bir mücadele olamaz.

Proaktif bir mücadele olması gerekir. Bu anlamda baktığımızda Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi tam da bu fonksiyonu icra etmek üzere uluslararası alanda Türkiye'ye karşı yürütülen bu kara propaganda savaşına karşı faaliyet yürütmek üzere konumlandırılmıştır. Bu kara propaganda faaliyetlerini yürütenlerin işbirlikçilerinin net olarak teşhis edilmesi ve işbirlikçileriyle devlet adına, halk adına mücadele edilmesi için kurulmuş bir yapıdır.

Bu demokrasimizi, ülkemizi güçlendirecek bir adımdır, bir yapıdır. Buradan farklı anlamlar çıkarmak, bundan rahatsızlık duymak eğer iyi niyetliyseniz anlamlı değil. Türkiye'ye karşı yürütülen bu propaganda savaşını, yıpratma savaşını benimsiyorsanız, bu farklı siyasi ideolojik saiklerle size sıcak geliyorsa Türkiye'de olduğunuz, faaliyet gösterdiğiniz halde o taktirde bu adımdan, bu faaliyetten tabiki rahatsızlık duyarsınız. Cumhurbaşkanımız böyle bir yapıyı kurarken, tam anlamıyla bu yürütülen enformasyon savaşına, kara propagandayla mücadele savaşına daha etkin bir yapılanma kavuşturmak için bu adımı atmıştır."

Bu yapının eleştirilmesine ilişkin Altun, böyle bir daire başkanlığının her şeyden önce ülkenin beşinci kol faaliyeti yapılabilen bir ülke olmadığını ortaya koyduğunu, farklı meslek adları altında farklı ülkelerin nüfuz ajanlığı yapılabilen bir ülke olmadığı gösterdiğini kaydetti.

“Kamuoyu Yanıltılıyor"

Altun, bu daireyle, doğrudan psikolojik harekat ve harp yapılacağı gibi söylemlerle kamuoyunu yanıltmaya çalışanların, "Uzun yıllar, 2002 öncesinde Türkiye'de halka karşı psikolojik harekat yapılan bir kültürün içinden geliyoruz." itirafında bulunduklarını, "Bir dönem devletin halka karşı yaptığı bu kültür yeniden gündeme geliyor" iddiasını ortaya koyduklarını aktardı.

Devletin çıkanlarını halk ve millet adına savunmak için böyle bir girişimde bulunulduğunu dile getiren Altun, "Birileri propaganda savaşı yürütürken, terör örgütleri propaganda savaşını yürütürken, terör örgütlerinin hamileri bir takım başkentlerde medya organları üzerinden bu söylemleri bize boca etmeye çalışırken, bunların bir takım işbirlikçileri burada beşinci kol faaliyeti yürüterek, bu faaliyetlere hız verirken devletimizin bunları seyretmesi söz konusu olamaz. Burada medya alanında yürüyen bir faaliyet var. Kamu otoritesi olarak elbette faaliyet göstermek zorundayız." diye konuştu.

Yıpratma Kampanyası

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, kuruma ve kendisine yönelik eleştirilerle ilgili, meslek hayatı boyunca eleştirilerden çok istifade ettiğini, siyasette de eleştirinin çok kıymetli olduğunu belirterek, eleştirinin hakaretten, iftiralardan, mesnetsiz iddialardan, sistematik yalan kampanyalarından ayrılması gerektiğini söyledi.

Nitelikli eleştirilerle de karşılaştığını dile getiren Altun, şöyle konuştu:

"Cumhurbaşkanımızın kurumumuza çizdiği hedefler, bu doğrultuda ulaşmaya çalıştığımız idealler uğruna gayret sarfederken burada mesnetsiz iddialarla, yalanlarla muhatap olduğunuzda bunu eleştiri olarak görmeniz mümkün değil. Bunu bir yıpratma kampanyası olarak değerlendiriyorum. Bu kampanyaya karşı da hiç bir şekilde bugüne kadar da prim vermediğimizi düşünüyorum. Özel hayatımızla alakalı olarak hiçbir şekilde olmaması gereken müdahalelerin yapılmaya çalışıldığını, hiçbir şekilde kabul edilemeyecek şekilde yaklaşımlarla yıpratma savaşına muhatap olduğumuzu da bütün kamuoyu gördü. "

Altun, bugüne kadar hiçbir açıklama yapmadığını, bireysel olarak karşı karşıya kaldıkları mesnetsiz iddialarla ilgili kamuoyunu hiçbir şekilde meşgul etmediğini belirterek, kuruma yönelik mesnetsiz iddialarla ilgili kurumun ve kendisinin de açıklamalar yaptığını, kamuoyunun çok daha önemli ve kritik meseleler varken meşgul ettiği için üzüldüğünü kaydetti.

İşlerinin, ülkenin tanıtımını yapmak, ülkeye karşı yapılan kara propagandayla mücadele etmek, ülke ve devlet arasındaki ilişki ve etkileşimi daha da nitelikli hale getirmek, devletin söylem birliğini tesis etmek olduğunu aktaran Altun, bunların milletin ve devletin menfaatine adımlar olduğu söyledi.

Cumhurbaşkanına ve millete mahçup olmamak için gayret gösterdiklerini anlatan Altun, "Yıldırma, geriletme, susturma amacıyla yapılan bana, kurumumdaki diğer arkadaşlarıma bu çabaların bizim nazarımızda hiçbir hükmü yok. Biz zaten gayretimizden, niyetimizden geri adım atmıyoruz." diye konuştu.

Altun, mesnetsiz iddialarla ilgili belli merkezlerde kurgulanıp talimatların verildiğini, karalama kampanyalarının yoğun bir şekilde başladığının da kamuoyuna yansıdığını dile getirdi.

"Cimer Süreci"

Altun, devlet ve millet arasındaki iletişimi daha nitelikli hale getirmek için halkın taleplerini, hükümetin ilgili organlarına, birimlerine ulaştırmak noktasında ciddi bir fonksiyon üstlenmeye çalıştıklarını, CİMER'in bu anlamda katılımcı demokrasinin son derece nitelikli örneklerinden biri olduğunu belirtti.

İletişim Başkanı Altun, CİMER'e 2019'un Eylül ayına kadar 2 milyon 270 bin olan başvuru sayısının dün itibarıyla 2020 yılında 4 milyon 270 bine yükseldiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Yani yüzde 90'lık bir artıştan bahsediyoruz. Bu anlamda baktığımızda taleplerin, yeri geldiğinde şikayetlerin gündeme geldiğini görebiliyoruz. CİMER üzerinden gelen talepleri, yeri geldiğinde şikayetleri ilgili kurumlara yönlediriyoruz, ilgili kurumlar cevaplarını veriyorlar, aksiyonlarını alıyorlar ve bir şekilde bu anlamda sağlıklı, nitelikli bir süreç işliyor. Biz bu sürecin daha da kısalmasını, daha da etkin bir şekilde işlemesini sağlamaya dönük yoğun gayret sarfediyoruz."

Altun, yabancı misafirlerine CİMER'i anlattıklarında çok olumlu dönüşler aldıklarını vurgulayarak, "Önümüzdeki dönemde CİMER modelini farklı ülkelere tabiri caiz ise ihraç etmeye, bir anlamda da o ülke demokrasilerine katılımcı bir kültür geliştirmek üzere sunmak istiyoruz. Bu noktada da her türlü iş birliğine açık olduğumuzu da muhattaplarımıza net olarak ifade ediyoruz." diye konuştu.

Altun, CİMER'in sadece bireysel başvuruların alındığı bir platform değil, aynı zamanda gerçek anlamda milletin kendilerini nasıl gördüğüyle ilgili çok gerçek bir veri bütünü olduğunu söyledi.

Bu verinin analizi üzerinden hangi alanlara daha fazla yoğunlaşmak gerektiği, hangi meselelerde, hangi adımların atılması gerektiğiyle alakalı önlerine çok net bir rehber çıktığını aktaran Altun, şunları kaydetti:

"Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda son derece hassastır. Kamuoyunun yaklaşımını, temel meselelere verdiği reflekslerin ne olduğunu anlamak, dinlemek noktasında çok net bir perspektife sahiptir. CİMER de bu noktada çok önemli bir zemin sağlıyor.

CİMER süreçlerini yönetirken önümüze koyduğumuz iki temel başarı kriteri var. Birincisi başvuruların en hızlı, etkin şekilde sonuçlandırılması, ikincisi de ilgili kurumların CİMER çerçevesinde kendilerine gelen talepleri, şikayetleri yerli yerinde karşıladıklarının tam olarak garanti altına alınması. Nihayetinde bu yaşayan, dinamik bir süreç fakat bu noktada CİMER'in Türkiye'deki pozisyonu uluslararası alanda da takdir edilen bir süreç.

Bu noktada farklı ödüller de aldı CİMER. Hem Birleşmiş Milletler Telekomünikasyon Ajansından hem Uluslararası Halkla İlişkiler Derneğinden altın madalya, birincilik ödülleri aldı. Bu noktada CİMER'in uluslararası alandaki başarısı tescillendikçe biz de bu sürece ilişkin daha da fazla yatırım gerektiğini de görüyoruz. Ama gün sonunda şunu çok açık ve net şekilde söylememiz lazım, nihayetinde Sayın Cumhurbaşkanımızın yönetim modeli, halkımızın istek, talep ve yönlendirmelerine bağlı olarak şekillenen bir modeldir. Dolayısıyla CİMER de bunun aracı bir platformdur."

TRT’NİN YENİ STRATEJİ VE VİZYONU

TRT  Genel Müdürü İbrahim Eren, kurumun yeni stratejisini ve vizyonunu anlattı. TRT yayınlarında insan ve değer odaklı yaklaşımı benimsediklerini belirten Eren, TRT denince akla tek bir şey gelecek: Özü sözü insan" dedi.

TRT yayınlarında insan ve değer odaklı yaklaşımı benimsediklerini belirten Eren, "Artık TRT denince akla gelecek olan tek cümle var: Özü sözü insan.TRT'nin strateji ve vizyon buluşmasının sloganı bu. Vizyonumuz uluslararası etki oluşturmak. Bunu gerçekleştirmek için içerikler uluslararası nitelikte olmalı ve kurum olarak dijitalleşmemiz gerekmektedir" ifadelerini kullandı.

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun her platformda yenilenmeye ve değişmeye devam ettiğini ifade eden Eren, TRT'nin sadece izlenecek değil iz bırakacak yapımlar gerçekleştirmek istediğini aktardı.

TRT Spor 2, TRT Spor Artı olacak

TRT Spor 2'nin TRT Spor Artı olacağını ifade eden Eren, TRT Spor Artı ile büyük sporcular yetişeceğine inancının tam olduğunu söyledi.

Dijitalleşmeye önem veriliyor

TRT’nin yeni vizyon ve strateji planında uluslararası etki ve dijitalleşmenin önemli yer tutacağını aktaran Eren, TRT kurumlarının 50 milyonu aşan takipçi sayısının dijital mecralara erişimin en büyük göstergesi olduğunu ifade etti.

TRT ekranlarının yüzü, TRT markası ve TRT logoları yenileniyor

TRT Haber'in 24 aydır kesintisiz lider olduğunu ifade eden Eren, "TRT adının anlamı ve değeri tartışılamaz. İlave hiçbir ambalaja, süse ihtiyacımız yok. Sadece TRT. Bu sadeliği tüm logolarımıza yansıttık" dedi.

"Fikir üretin, tasarlayın, bize gelin"

TRT'nin yeni vizyonunun önemli bir parçasının da gençler olduğunu belirten Eren, "Bu ülkenin yaratıcı kafalarına, bu kapının dışında fark edilmeyi bekleyen yeteneklere inanıyorum. Amatör, profesyonel ya da markalaşmış tüm içerik üreticilerini TRT'ye davet ediyorum. Genç arkadaşlarıma sesleniyorum; proje üretin arkadaşlar. Fikir üretin, tasarlayın ve bize gelin. Sözünü ettiğim başyapıtlara birlikte imza atalım" diye konuştu.