Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (9-15 Eylül 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
16 Eylül 2019 17:31

SURİYE’DE SON HAMLELER

Erdoğan: Güvenli bölgeye mülteciler şehri yapalım

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Reuters’e verdiği özel röportajda Ekim ayında Suriye ve özellikle İdlib konusunun görüşüleceği dörtlü bir zirve yapılacağını açıkladı. Erdoğan, zirveye Fransa, Almanya, Rusya ve Türkiye'nin katılacağını belirtti.

Avrupa Birliği'ni (AB) mülteciler konusunda verdiği yardım sözlerini yerine getirmemekle suçlayan Erdoğan, "AB'den 3 milyar dolar gibi bir rakam aldık. Bizim harcadığımız ise 40 milyar dolar gibi bir rakam." dedi.

Erdoğan, Ekim ayındaki dörtlü zirvede İdlib'i ele alacaklarını, Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge konusunda da farklı adımlar beklediğini aktardı: "Koalisyon güçleri için de Almanya ve Fransa, daha farklı bir adım atsınlar. Bu ülkelerin hepsi güvenli bölge konusuna sıcak bakıyorlar ama adım atmaya gelince yanaşmıyorlar. 20 km derinlikte bir güvenli bölge oluşturmakla bizdeki mültecilerin kendi topraklara dönmesini sağlayacaktır. Benim yaptırdığım çalışmalarda, 250 metrekarelik konutlar yapalım. Bu insanlar oralarda eksin biçsin… Bir mülteciler şehri, hepsine barınacağı böyle bir yeri ayarladığımızda tarihe not düşeriz. Bunun güvenliğini ve lojistiğini bu ülkeler sağlamış olur. Terör gruplarından da koruma altına almış olur. Bu, benim onlara teklifim olmuştur. "

"PYD-YPG, bunlar PKK'nın bir koludur"

Erdoğan 'Güvenli bölge konusunda ABD'yi ne zaman ikna edeceğinizi düşünüyorsunuz? Trump'ı nasıl ikna edeceksiniz? ' sorusuna ise, "Biz bir defa şunu görmeliyiz, PYD - YPG bunlar PKK'nın bir koludur. Bunu tüm batının kabul etmesi lazım. Biz bunu batıya anlatamadık. Bunun tüm belgeleriyle ispatlamamıza rağmen bir türlü inanmadılar. PKK'nin liderinin bu YPG-PYD'lerle resimleri var. Aynı yerde yiyip içiyorlar. Hala diyorlarlar onlarla alakası yok. Bunlara rağmen bize inanmayanlar terör örgütlerinin söyledikleriyle hareket ediyorlar." yanıtını verdi.

30 km derinliğindeki güvenli bölge önerisinin Trump'dan geldiğini söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Fırat'ın doğusundaki adımlarda ise Trump'ın altındaki ekipler onun sözlerine uymadı. Obama bana Mübiç'ten çıkacağız dedi. Peki çıktı mı? Çıkmadı. Sayın Trump'a bunu söylediğim zaman, o zaman görevde Tillerson vardı, o zaman da çıkmadılar."

SURİYE REJİMİNDEN BM’YE DSG MEKTUBU

Mektubun, Suriye’de garantör ülkeler olan Rusya, İran ve Türkiye'nin Ankara’da gerçekleştirdiği zirveden hemen önce gönderilmesi dikkat çekti.

Suriye rejimi, Birlemiş Milletler'e bir mektup göndererek Demokratik Suriye Güçleri'ni (DSG) ilk kez bu kadar sert eleştirdi. Mektupta DSG 'terörist' olarak tanımlandı, ‘ABD ve İsrail ile paralel hareket etmekle’ suçlandı.

Resmi devlet ajansı SANA tarafından duyurulan ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne yazılan mektupta, Suriye DSG hakkındaki söylemini ilk kez bu kadar sertleştirerek ‘ayrılıkçı terörist milisler’ olarak niteledi.

DSG’yi ‘ABD ve İsrail’in komploları ile paralel hareket etmekle’ suçlayan mektup, örgütün kontrolündeki her bir kilometre karenin geri alınacağını belirtti.

Örgüt ayrıca ABD’den askeri, ekonomik ve siyasi destek almakla da suçlandı.

DSG’nin, ‘uluslararası koalisyonun Suriye halkına karşı işlediği suçlara ortak olmayı’ da aşarak artık ‘sivilleri kaçırdığı, işkence ettiği, öldürdüğü ve yerinden ettiği’ kaydedildi.

Tüm bunların Suriye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü vurgulayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına aykırı olduğu belirtildi.

SURİYE GELECEĞİNDE ÇANKAYA KRİTERLERİ

(Bülent Erandaç’ın Takvim gazetesinde çıkan yazısı)

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan,bir siyaset ustası.Suriye’nin kaderinde çok önemli roller oynayacak kararları Putin ve Ruhani ile birlikte almak üzere BEŞTEPE yerine ÇANKAYA’YI SEÇTİ.Çankaya,başlı başına tarihi bir mesaj.

Erdoğan, Atatürk’ün Çankaya’sından dünyaya, BARIŞ MESAJI verdi. Uluslararası camiaya ÇANKAYA KRİTERLERİNİ ilan etti.

CUMHURBAŞKANIMIZ Tayyip Erdoğan’ın ev  sahipliğinde Rusya Devlet Başkanı Putİn ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin katımıyla yapılan ÇANKAYA ZİRVESİ’NDE ÇÖZÜME YÖNELİK KARARLAR ALINDI.

Çankaya Zirvesi’nde alınan kararların bazıları SURİYE GELECEĞİNE ANAHTAR FORMÜLLER üretme zemini sağlayacak.

3 Lider masada hangi dosyaları açtılar?

1)Yeni Suriye anayasasını yazacak.150 kişilik komite. Anayasa Komisyonu çalışmaları ve Suriye’deki siyasi geçiş sürecini netleştirecek harita.

2)İdlip’te kalıcı bir ateşkesin sağlanması.

3)Yeni bir göç dalgasının önlenmesi paralelinde, Avrupa’nın  harekete geçirilmesi

4)Fırat’ın doğusu’nda,Ayn el arap ile Resulayn arasında,1 MİLYONLUK ŞEHİR KURMA, TÜRKİYE’DEKİ MÜLTECİLERİ BURADA DAIMI ISKANLA HUZURA KAVUŞTURMA PLANIMIZ

5)Türkiye, Rusya, Almanya, Fransa arasında 4 ‘LÜ toplantının ^kim’de İstanbul’da tekrar toplanması.

6)Çankaya kriterleri doğrultusunda, SURİYE’NİN BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUYAN TASLAK, CENEVRE’YE  taşınması.

NitekimCumhurbaşkanımız Erdoğan’ın , birçok kez İdlib konusunda Batı’ya ‘Elinizi taşın altına koyun’ çağrısında bulunup aksi durumda Türkiye’nin kapılarını açmak zorunda kalacağını söylemesi,ses getirdi.Almanya Başbakanı Merkel,’Avrupa olarak daha fazla ne yapabiriz’diyerek Erdoğan’la telefında konuştu.

Cumhurbaşkanımız da, Türkiye-Rusya-Almanya-Fransa, 4 ‘lü sünü bir araya getireceğim, orada kararlar alırız’mesajı verdi.

ANA GÜNDEM İDLİB VE FIRAT’IN DOĞUSU

Yarınki zirvede gündemin önemli bir başlığını İdlib’in oluşturacağını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Reuters’a yaptığı açıklamada da ifade etmişti. Çankaya’da, Erdoğan, Türkiye’nin yeni bir göç dalgasını kaldırmasının artık söz konusu olamayacağını da muhataplarına iletti.İDLİP’TE artık birkaç günlük ateşkeslerle çözümün sağlanamayacağını vurgulayarak,, asıl amacın KALICI ATEŞKES İÇİN ÇANKAYA KARARLARI DEVREYE GİRECEK.

FIRAT’IN DOĞUSUNA TÜRKİYE BARIŞ GETİRECEK  

İdlib’in yanısıra Türkiye ile ABD arasında Fırat’ın doğusunda kurulması planlanan güvenli bölge,Afrin’de ve Azez’de Türkiye’nin sağladığı Güvenli ortamın, Men biç , Tel Rıfat,Aynel arap'TEN Resulayn’a kadar uzatılması değerlendirildi.

Çankaya zirvesi’nde ,Rusya lideri Putin’in,Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gimesi,Suriye bütünlüğü için hayırlı olacaktır’konuşmasının önemi vurgulandı.

Buna parelel,Erdoğan’ın Reurets aracılığyla,ABD Başkanı Trump’a verdiği "SABRIMIZ TAŞIYOR.Maalesef güvenli bölge anlayışı beklentilerimizi karşılamıyor. Oyalama siyasetine dönüşüyor. Sabrımız taşarsa başımızın çaresine bakmak durumunda kalacağız. Sınırımızda terör koridoruna izin vermeyeceğiz. Bunun için atılması gereken adımlar neyse atacağız."mesajının sonrası konuşuldu.

Çankaya Zirvesi’nden ,ABD’ye net şekilde,’FIRAT’IN BATISI TAMAM.ŞİMDİ FIRAT’IN DOĞUSUNDA’mesajı  verilmiş oldu.

Çankaya Zirvesi sonrası Erdoğan,BM toplantısı için Newyork’a gidecek.24 Eylül’de BM’de konuşacak.Bo konuşmada,PUTİN ve Ruhani ile aldığı kararlar doğrultusunda SURİYE’NİN GELECEĞİNİ GÜNDEME ALACAK.

Ardından,Trump ile baş başa görüşmesinde, FIRAT’IN DOĞUSU’NDA GÜVENLİ BÖLGEDE OMURGA KARARLARA son şekil verilecek.Türkiye’nin hedefi,Trump’ın söylediği 20 mil(32 kılometre )derinlik.BU derinlikte,Erdoğan Türkiye’den Suriye’yedönmek isteyen önce 1 milyon mülteciye,yaşanabilir şehir kurmak.BM’de Merkel ve Macron ile de görüşecek Erdoğan,Almanya ve Fransa’nın da güvenli bölge şehrinin yatırımlarının altına el koymalarını sağlamak istiyor.

İkinci aşamada,Suriye’de geçiş süreci için oluışacak,anayasa yazacak komıtenin kararlarına ve nihayetinde Cenevre’de YENİ SURİYE anlaşmasının yapılmasına parelel,Türkiye’de geride kalan 3 milyon mülteciyi Fırat’ın doğusu’na batısı’na yerleştirme çalışmalarına geçilecek

DÜNYANIN EN BÜYÜK PETROL ÜRETİCİSİ ARAMCO NEDEN HEDEFTE?

Suudi Arabistan'da devlet petrol şirketi Aramco'ya ait iki büyük tesise yapılan saldırılarla ilgili açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ı suçladı.Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan Pompeo, saldırıyı "dünya enerji arzına yönelik eşi görülmemiş bir saldırı" olarak tanımladı.

Yemen bağlantısını da reddeden Dışişleri Bakanı Pompeo, 'saldırıların Yemen'den geldiğine dair hiçbir delil yok' dedi ve tüm ülkelere, "İran'ı kınama" çağrısı yaptı.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ise bu suçlamaya, "Maksimum baskı politikası sonuç vermeyen Bakan Pompeo, maksimum yalan politikasına başvuruyor" dedi.

Beyaz Saray sözcüsü Judd Deere, yaptığı açıklamada "Kritik önemdeki enerji altyapısına yönelik saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Sivil bölgelere ve küresel ekonomi için kritik altyapılara yönelik saldırılar, sadece çatışmaları ve güvensizliği körükler." dedi; ABD'nin petrol piyasalarına yeterli miktarda petrol arzını sağlamaya hazır olduğunu duyurdu.

Son olarak ABD Başkanı Donald Trump da bir tweet atarak suçluyu bildiklerine inandığını, ancak "saldırının arkasında kimin olduğuna inandıklarını söylemeleri ve nasıl bir yol izleneceğinin belirlenmesi için Suudi Arabistan'dan haber beklediklerini" duyurdu. Trump, olayın ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman'ı da arayarak ülkenin kendini savunabilmesi için destek vermeye hazır olduğunu söyledi.

Tasnim haber ajansına yaptığı açıklama yapan üst düzey bir asker ise, "İran'ın topyekün savaşa hazır" olduğunu söyledi.Devrim Muhafızları Havacılık ve Uzay Kuvvetleri Komutanı olan Amir Ali Hajizadeh, "Herkes, 2 bin kilometre mesafedeki tüm Amerikan üslerinin ve uçak gemilerinin, menzilimiz içinde olduğunu bilmelidir." dedi.

Cumartesi günü gerçekleşen saldırıları Yemen'deki İran destekli Husiler üstlenmişti.

Lübnan merkezli Al-Masirah televizyonuna konuşan Husi sözcüsü saldırılarda 10 insansız hava aracının kullanıldığını belirtti ve gelecekte yeni saldırılar düzenleyebilecekleri tehdidinde bulundu.

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, neredeyse yarı oranda bir azalma ile günlük üretimin 5.7 milyon varile düştüğünü duyurdu.

Trump, piyasalardaki arzı dengelemek için Stratejik Petrol Rezervi'ndeki petrolün ihtiyaç halinde gerektiği kadar kullanılması için emir verdiğini açıkladı.

Güdümlü füze olasılığı da değerlendiriliyor. Uzmanlar, saldırıların petrol fiyatlarını da ciddi şekilde etkileyebileceğini kaydediyor.

Saldırıların Yemen kaynaklı olması için, insansız hava araçlarının Suudi Arabistan'ın iç bölgelerine doğru yüzlerce kilometre uçması gerekiyor.

Wall Street Journal gazetesine göre ise yetkililer, saldırıların Kuzey kaynaklı olabileceği ihtimalini değerlendiriyor.

Gazetenin haberine göre, İran veya ülkenin Irak'taki Şii müttefiklerinin, insansız hava araçları yerine güdümlü füzelerle bu saldırıyı gerçekleştirmiş olabileceği ihtimali üzerinde de duruluyor.

Irak Başbakanı Adil Abdül Mehdi, "Irak, sosyal medyada dolaşan ve kendi topraklarından böyle bir saldırının düzenlendiği yönündeki iddiayı yalanlamaktadır." dedi.

Hangi tesisler vuruldu?

Saldırıya uğrayan bölgelerden gelen görüntülerde, devlet petrol şirketi Aramco'nun Abqaiq'de bulunan en büyük petrol işleme tesisinden alevler yükseldiği görülüyor.

Abqaiq'teki tesiste kükürtlü ham petrol işlenip ham petrole dönüştürülüyor. Burada günde yaklaşık 7 milyon varil ham petrol üretiliyor.

Aramco bu tesisin dünyanın en büyük "ham petrol stabilizasyon tesisi" olduğunu belirtti.

İkinci saldırı ise ülkenin ikinci büyük petrol sahası olan Khurais'e düzenlendi.

2009 yılından bu yana aktif olan sahadan günde 1,5 milyon varil petrol çıkarılıyor. Sahada 20 milyar varillik rezerv olduğu tahmin ediliyor.

Devlet medyası iki bölgedeki yangınların da kontrol altına alındığını açıkladı.

Saldırının neden olduğu maddi zararla ilgili resmi bir açıklama yapılmazken, AFP ajansı İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Mansur El Turki'nin saldırılarda yaralanan olmadığını açıkladığını aktardı.

Saldırının haftasonuna denk gelmesi ve küresel petrol piyasalarının kapalı olması nedeniyle, saldırının etkileri petrol fiyatlarına yansımadı.

BBC analizi: Aramco sadece dünyanın en büyük petrol üreticisi değil, aynı zamanda en çok kâr elde eden şirketlerden biri.

Khurais petrol sahası dünyanın petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 1'ini karşılıyor. Abqaia ise Suudi Aabistan'ın en büyük petrol işleme tesisi - küresel arzın yüzde 7'sini karşılama potansiyeline sahip. Bu nedenle küçük de olsa herhangi bir müdahale, şirketin üretimini etkileme riski taşıyor.

Bugün ilk çıkan haberler ardından, saldırılar nedeniyle Suudi Arabistan'ın petrol üretiminin yarı yarıya düşebileceği tahminleri yapılmış ve bu tahminleri uzmanlar nefeslerini tutarak okumuştu.

Suudi Arabistan dünya ham petrolünün yüzde 10'unu üretiyor. Bunun yarı yarıya azalması halinde, Pazartesi günü piyasalar açıldığında petrol fiyatlarının da ciddi şekilde etkilenmesi beklenir. Ancak Aramco henüz zararın boyutuna dair bir açıklama yapmadı.

Daha önce de gerçekleşen benzer saldırılardan da Yemen'de "İran tarafından desteklenen Husi militanlar" sorumlu tutulmuştu.

Yemen'de Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon dört yıldır Husilere karşı savaşıyor.

Ağustos ayında Shaybah petrol sahasındaki tesislere, Mayıs ayında da iki adet petrol pompa istasyonuna silahlı drone ile saldırı düzenlenmişti.

İNGİLİZ BBC’NİN ANALİZİ:ÜRDÜN VADİSİ

İşgal altındaki Batı Şeria ile Ürdün sınırı boyunca göz alabildiğine uzanan vadide sıra sıra hurma ağaçları var. Manzaranın içinde uzakta noktalar halinde Filistin köyleri ve onlarca İsrail yerleşimi görülüyor.

Batı Şeria topraklarının yaklaşık dörtte birini oluşturan Ürdün Vadisi'ni, İsrail 1967 ‘DEKİ 6 GÜN SAVAŞI sırasında işgal etti. Hâlâ askeri ve idari olarak kontrolü altında tutuyor.

Bu verimli vadi, Filistinliler taleplerini alabilirse müstakbel bir Filistin devletinin parçası olacak. Ama İsrail, güvenlik gerekçeleriyle Ürdün Vadisi'nden vazgeçemeyeceğini söylüyor.

Kısacası Ürdün Vadisi şimdiye kadar yürütülen bütün müzakere girişimlerinin en zorlu maddelerinden biri oldu.

Netanyahu'nun planları .İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Salı günü yaptığı açıklamada tekrar seçildiği takdirde Batı Şeria'nın önemli bir kısmını ilhak edeceğini duyurdu.

Netanyahu, Nisan ayında düzenlenen genel seçimlerden önce de benzer bir vaatte bulunmuştu

Nisan ayındaki seçimde Netanyahu en çok oyu almış ancak bir koalisyon hükümeti kuramadığı için 17 Eylül'de erken genel seçime gidilmesi kararı alınmıştı.

İsrail televizyonlarından canlı yayımlanan son konuşmasında Netanyahu 'İsrail'in doğu sınırı' diye tanımladığı Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde ve Lut Gölü'nün (Ölü Deniz) kuzeyinde 'egemenlik kuracağını' belirtti.

Netanyahu, bu adımı 'halktan açık bir şekilde yönetme yetkisi aldığı takdirde hemen atacağını' söyledi.

Filistinli çiftçilerin en büyük sorunu: İhracat yapamıyoruz

Ürdün Vadisi'nde Hurma hasadında çalışan Filistinli çiftçilerin en büyük sorunu işgal. İsrail işgalinin hurma üretimini ve bununla geçimlerini sağlamalarını çok güçleştirdiğini anlatıyorlar.

Filistinli bir çiftçi "İsrailli çiftçi daha çok kâr ediyor. Su kaynakları onlarda. Hükümet, taşıma ve pazarlama hizmetlerini sağlıyor. Ürünlerini Avrupa'ya satıyor. Biz ise ihracat yapamadığımız için Batı Şeria piyasasında ucuza satmak zorunda kalıyoruz" diye anlatıyor.

İsrail Batı Şeria sınırını kontrol ettiği için doğrudan ihracat yapması çok güç olan Filistinli çiftçilerin bir kısmı ürünlerini iç pazarda satarken bir kısmı da İsrail şirketlerine satmak zorunda kalıyor.

80 yaşındaki bir çiftçi, bu toprakların İsrail tarafından işgal edilip, Ürdün Vadisi'nin önemli bir kısmının askeri bölge ilan edilmesinden önceki günleri hatırlıyor ve "Çok toprağımız vardı. Şimdi topraklarımız küçüldü, hem de sürekli olarak çevremiz Yahudi yerleşimleriyle sarılıyor" diyor.

Ürdün Vadisi'ndeki yüksek tepeler İsrail tarafından bir güvenlik unsuru olarak görülüyor

İsrail'in bu topraklarda inşa ettiği Yahudi yerleşimleri BM kararlarında uluslararası hukukun ihlali sayılıyor ama İsrail bunu kabul etmiyor. İlk yerleşimler İsrail tarafından güvenlik kaygılarıyla sınır bölgelerinde inşa edilmişti.

Şu anda Ürdün Vadisi'nin topraklarının yüzde 87'si askeri bölge ilan edildiğinden Filistinlilerin kullanımına kapalı. Ürdün Vadisi topraklarının yüzde 7'si de doğal koruma alanı ilan edildiğinden yerleşime kapalı.

Bölgede tahminen 65 bin Filistinli, 5 bin civarında Bedevi göçmen ve toplam 37 İsrail yerleşiminde 10 bine yakın Yahudi yaşıyor.

Birleşmiş Milletler'e göre bu yerleşimler yasa dışı.

Bölgedeki yerleşimlerde yaşayan İsrailliler, Ürdün Vadisi'nin İsrail toprağı olduğu düşüncesinde. Güvenlik açısından bunun böyle olması gerektiğini, İsrail'in risk alamayacağını söylüyorlar. İsrail'in Ürdün Vadisi'nin geniş kesimlerini boşaltması bir çok Filistinlinin yerinden olmasını da getirdi

Sınır boyunda İsrailli askerlerin devriye gezdiği ve yer yer "mayınlı arazi" uyarılarının konduğu dikkat çekiyor. İsrail sadece kendi sınırını değil Ürdün Vadisi'nden Ürdün'e geçişi sağlayan Allenby Köprüsü geçişini de kontrol ediyor. Batı Şeria kimliği taşıyan Filistinliler bu sınırdan geçiş yapabiliyor.

Batı Şeria'nın tamamında 140 yasa dışı yerleşim, 600 bin yerleşimci var

İsrail'in 1967'de Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü işgal etmesinden bu yana yapılan 140 kadar yerleşimde 600 bin Yahudi yaşıyor.

Mart ayında ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail'in Suriye'den ilhak edilen ve iki ülke arasında anlaşmazlık konusu olmaya devam eden Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıdığını ilan etmişti.

Filistinliler ise müstakbel bir Filistin devletinin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi'nin tümünden oluşmasını istiyor.

Ekonomik önemi. Ürdün Vadisi'nin şu andaki haliyle ya da bir Filistin devleti kurulduğunda büyük ekonomik potansiyele sahip olduğu bir sır değil.

Dünya Bankası tarafından 2013 yılında hazırlanan bir raporda Ölü Deniz'in madencilik potansiyelleri kullanılabilse, Filistin ekonomisinin yılda 1 milyar dolara yakın ek gelir sağlayabileceği hesaplanmıştı.

Aynı raporda Filistinlilerin, şu anda İsrail tarafından işgal altında tutulan ve erişime kapatılan bu verimli toprakların daha geniş bir bir kısmında tarım yapabilmeleri ve suyu kullanabilmeleri halinde, buna yılda 700 milyon doları aşkın bir gelir daha ekleneceği kaydedilmişti.

TÜRKİYE’NİN DNA’SI ARAŞTIRMAWSI

Speed Medya adlı danışmanlık şirketi tarafından yapılan Türkiye'nin DNA'sı 2019 başlıklı araştırma yayınlandı.

Raporda, Türkiye'de birbirinden farklılaşan 7 temel toplumsal küme olduğu belirtilirken, en kalabalık grubun toplam nüfusun yüzde 23,7'lik kısmını oluşturan 'memnun muhafazakârlar' olduğu açıklandı.

Türk halkı için mutluluğun en büyük kaynağının ise 'sağlıklı olmak' olduğu belirtildi.

Türkiye'nin DNA'sı 2019 raporuna göre, Türkiye'de 7 toplumsal küme bulunurken, bu grupların toplam nüfusa oranları şöyle:

Yüzde 23,7 oranında "Memnun muhafazakârlar"
Yüzde 16,2 oranında "Özgürlükçü modernler"
Yüzde 14,2 oranında "Kaygılı modernler"
Yüzde 13 oranında "Yılgın demokratlar"
Yüzde 11,5 oranında "Koyu muhafazakârlar"
Yüzde 11,1 oranında "Kayıtsız şikâyetçiler"
Yüzde 10,3 oranında "Mazbut kanaatkârlar"

Raporda, belirlenen 7 toplumsal küme hakkında bilgi verilirken, gruplar için şu ifadeler kullanıldı:

Memnun muhafazakarlar
"Yasa dağılımı anlamında Türkiye ortalamasından farklılaşmayan bu segmentteki bireylerin ortalamaya göre daha çoğu Doğu & Güneydoğu, İç Anadolu Bölgesi ve Karadeniz bölgelerinde yaşıyor ve orta sosyo- ekonomik statüde farklılaşıyor.

"Türkiye'nin içerisinde bulunduğu ekonomik ve siyasi durumdan en memnun gruptur."

Kaygılı modernler
"Yaş ortalaması ortalamanın üzerinde olan bu kümedeki bireyler yine Türkiye ortalamasına kıyasla daha yüksek sosyo ekonomik statüden, eğitimli ve çoğunlukla Marmara ve Ege'de ikamet eden bireylerden oluşmaktadır.

"Türkiye'nin içerisinde bulunduğu ekonomik ve siyasi durumdan memnun değildir, devletin Suriyelilere verdiği desteği onaylamamaktadır."

Koyu muhafazakarlar
"Türkiye geneli ile kıyaslandığında; ortalamaya göre daha kalabalık hanelerden oluşan, daha az eğitimli, İç Anadolu ve Doğu & Güneydoğu Anadolu'da ortalamanın üzerinde ikamet eden bireylerden oluşmaktadır.

"Dini inançları siyasi ve sosyal hayatlarındaki bütün tutumlarını etkilemektedir."

Özgürlükçü modernler
"Türkiye geneli ile kıyaslandığında kentlerde, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde yaşama ve 14- 25 yaş grubunda olma oranı daha yüksek olan bir gruptur.

"Farklı etnik köken, siyasi eğilim, cinsel eğilimi olan kişilere hoşgörüyle yaklaşılması gerektiğini düşünen, çevre duyarlılığı yüksek, sosyal yaşamda oldukça aktif bireyler bu grupta öne çıkmaktadır."

Yılgın demokratlar
"Türkiye geneli ile kıyasla Marmara ve Ege bölgelerinde yaşama; orta yaş ve üzerinde ve daha eğitimli olma bu grupta öne çıkmaktadır.

"Geçim zorluğu nedeniyle hayatından memnun olmayan ve gelecekten beklentisi düşük, ülkenin ve ailesinin geleceği ile ilgili kaygıları olan bir gruptur."

Kayıtsız şikayetçiler
"Eğitim düzeyi Türkiye ortalamasının altında olan, 26-35 yaş aralığında farklılaşan, düşük-orta sosyo ekonomik statünün görece daha baskın olduğu bir gruptur.

"Türkiye geneline kıyasla, sosyal yaşantısı çok fazla olmayan, ailesinden çok arkadaşlarına zaman ayırmayı tercih eden, erkekleri mahalle kahvesinde vakit geçirmeyi seven bu bireylerin teknoloji merakları yüksek."

Mazbut kanaatkârlar
"Türkiye geneline kıyasla; daha çok kırda ve Karadeniz-Akdeniz Bölgesi'nde ikamet eden, 36 yaş üzerinde olan yine Türkiye ortalamasına göre düşük SES, az eğitimli ve kalabalık hanelerde yaşayan bireylerden oluşmaktadır.

"Sosyal olarak daha çok ailesiyle vakit geçiren, yaşadığı mahalleyi ve hayatı seven, dini inançlarına bağlı bireylerdir."

"Mutluluk oranı düştü, en büyük mutluluk sebebi 'sağlıklı olmak'"
Raporda, Türkiye'de mutluluk oranının düştüğü belirtilirken, şu ifadeler kullanıldı:

"Mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı 2017 yılında yüzde 58 iken 2018 yılında yüzde 53,4 oldu. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise yüzde 11'den yüzde 12‘ye yükseldi.

"Mutluluk oranı, kadınlarda erkeklere kıyasla daha yüksek oranda çıkmaktadır.

"Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyi incelendiğinde; 65 ve üzeri yaş grubu, yüzde 61 ile en yüksek mutluluk oranının görüldüğü yaş grubu oldu. En düşük mutluluk oranı ise yüzde 48 ile 45-54 yaş grubunda görüldü.

"Sağlıklı olmak en büyük mutluluk nedeni olurken bunu sırasıyla; sevgi, başarı, para ve iş takip etti."

CIA’NIN GİZLİ CASUS ORDUSU

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), Soğuk Savaş döneminde farklı hayvanları istihbarat alanında kullanmak amacıyla yaptığı testleri yayımladı.

CIA açığa çıkardığı raporda, kediden köpeğe, yunustan kuzguna, göçmen kuşlara; 10 yıl boyunca pek çok hayvanla yaptığı bilgi toplama denemeleri yaptığını duyurdu.

Hiçbirinde çok ileri sonuçlar elde edilemeyen hayvan casus programların bazıları şöyle:

Casusluk programının ana unsuru: Kuşlar

Kuşlar, Soğuk Savaş sırasında CIA'in on yıl süren hayvan casusluk programının ana unsuru oldu: Güvercinler, şahinler, baykuşlar, kargalar ve kuzgunlar ve hatta yabani göçmen kuş sürülere çeşitli görevler yüklemek istendi.

CIA, Sovyetlerin kimyasal silah tesisinin bulunduğu Moskova'nın güneydoğusundaki Volga Nehri Havzası'nda Shikhany bölgesinde, hangi göçmen kuşların daha çok zaman geçirdiğini belirlemek için kuş bilimcilerle (ornitolog) çalıştı. Göçmen kuşlar, beslenmeleri incelenerek, Rusların hangi tür maddeleri test ettiklerini ortaya çıkaracak 'canlı algılayıcılar' olarak düşünüldü.

Merkezi İstihbarat Teşkilatı, 1970'lerin başında pencere pervazlarına dinleme aygıtı yerleştirme ve fotoğraf çekme gibi görevleri için yırtıcı kuşlar ve kuzgunları eğitime aldı.

Axiolite adı verilen bir proje kapsamında ise kuş eğitmenleri Güney Kaliforniya bölgesinde kuşlara bir tekne ile kara arasında uzun mesaferlerde uçmalarını öğretti. Eğitim başarılı olsaydı seçilen eğitmen ve kuş zor bir görev üstlenecekti: Eğitmen gizlice Soyvet Rusya'ya girip kuşu belli bir alanda salacaktı. Kuştan ise 25 kilometre uçarak SA-5 füzelerinin fotoğrafını çekmesi ve geri dönmesi bekleniyordu.

Ortamı dinleme aracı kediler, uzaktan kumandalı köpekler

CIA, eğitilmesi hemen hemen imkansız olan kedileri ortam dinlemek için kullandığını açıkladı. Kediler üzerine yerleştirilen dinleme cihazları ile 'ortam dinleme aracı' olarak görev yaptı.

Amerikan istihbarat teşkilatı, köpekleri ise uzaktan kumanda ile kontrol etmeyi amaçladı. Ancak, köpeklere yerleştirilen elektrik implantlar, CIA'ye istediği sonuçları getirmedi.

Nükleer denizaltı filosuna karşı sabotajcı yunuslar

CIA, Sovyetler Birliği'nin 1960'lı yılların ortalarında ABD'ye karşı en büyük tehditi olarak kabul edilen nükleer denizaltı filosu geliştirme çabalarını hakkında bilgi toplamak ve gerekirse sabotaj düzenlemek için en çok yunuslara güvendi.

Oxygas ve Chirilogy projelerinde yunusların insan dalgıçlarının yerini alarak; demir atmış ya da hareket halindeki gemilere patlayıcı yerleştirmek, Sovyet limanlarına gizlice girerek akustik şamandıralar ve roket tespit ünitelerini bırakmak ve denizaltıları yakınlarında yüzerek bu araçlarının akustik bilgilerini toplamak için eğitilip eğitilemeyeceklerini araştırdı.

ÖNCELİKLİ TEKNOLOJI ALANLARI

Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu (BTYPK) öncelikli teknoloji alanlarını belirledi.

Çalışma sonucunda, "ileri fonksiyonel malzeme ve enerjetik malzeme teknolojileri, motor teknolojileri, biyoteknolojik ilaç, nesnelerin interneti, enerji depolama, robotik ve mekatronik, yapay zeka, büyük veri, bilgi güvenliği, genişbant teknolojileri ve mikro/nano ve opto elektronik teknolojileri" hem yapılabilirlik hem de etki açısından ön plana çıkan alanlar oldu.

İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu, yürüttüğü Teknoloji Alanı Önceliklendirme Çalışmasının sonuçlarını istişareye açtı. 

Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu üyeleri, dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen istişare toplantısında bakanlıklardan bakan yardımcısı, başkanlıklardan ve sivil toplum kuruluşlarından başkan ve başkan yardımcısı düzeyinde 50'ye yakın üst düzey bürokrat ile bir araya geldi.

Toplantıda Kurul tarafından yürütülen Teknoloji Alanları Önceliklendirme Çalışmasının sonuçları istişare edildi.

Ayrıca yine Kurul tarafından hazırlanan "Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları ve Stratejileri Çerçevesi" katılımcılarla paylaşıldı.

"SEKTÖR ÖNCELİĞİ YERİNE TEKNOLOJİLERİ ODAĞA ALDIK"

Toplantı, Kurul Başkan Vekili Prof Dr. Hasan Mandal'ın bilgilendirme sunumu ile başladı. Mandal, sunumda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yürütülen bu çalışmaların, Cumhurbaşkanlığı ikinci ve üçüncü 100 Günlük İcraat Programı kapsamında Kurula tevdi edildiğini belirtti.

Çalışmaların sonuçlarını, toplantı aracılığıyla Bakanlıkların, ilgili tüm kamu kurum kuruluşları ve STK'ler ile istişare etmekten duydukları memnuniyeti dile getiren Mandal, şunları kaydetti:

"Ar-Ge ve yenilik alanında ülkemiz için yeni dönemde sosyo-ekonomik fayda ve ekonomik katma değere odaklanan çığır açıcı bir yaklaşım gereklidir. Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinin çıktılarına ve etkilerine odaklanmalıyız. Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları ve Stratejileri çerçevesini bu bilinçle oluşturduk. 2016'dan bu yana ülkemizin Bilim, Teknoloji ve Yenilik alanında bir strateji belgesi bulunmuyor. Çalışmayı bu boşluğu gidermek amacıyla yaptık. Bir önceki dönem strateji belgesinden farklı olarak sektör önceliği yerine teknolojileri odağa aldık. 

Ekosistemde, Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinin girdi ve çıktılarından elde edilen kazanımların, sosyoekonomik etkiye, toplumsal faydaya dönüşümünü merkeze koyduk. Bunu en önemli birinci politika önceliği olarak benimsedik. Hedeflediğimiz etkilere ulaşabilmek için ne tip çıktılar elde etmemiz gerektiği hususunu ise iki boyutta ele aldık. Bunlardan ilki ülke ihtiyaçlarına yönelik kritik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltacak ivedi çözümlerin geliştirilmesi oldu. Diğeri ise bölgesel ve küresel mukayeseli üstünlük kazandıracak niş alanlarda uzun vadeli politikaların geliştirilmesi olarak yerini aldı." 

Ardından teknoloji önceliklendirme çalışması hakkında bilgilendirme yapan Mandal, Bilim,Teknoloji ve Yenilik Politikaları ve Stratejileri çerçevesel yaklaşımı benimsenerek, odaklanılacak teknoloji alanlarının belirlenmesi amacıyla çalışmanın gerçekleştirildiğini belirtti.

Çalışma sonucunda, "ileri fonksiyonel malzeme ve enerjetik malzeme teknolojileri, motor teknolojileri, biyoteknolojik ilaç, nesnelerin interneti, enerji depolama, robotik ve mekatronik, yapay zeka, büyük veri, bilgi güvenliği, genişbant teknolojileri ve mikro/nano ve opto elektronik teknolojileri"nin, hem yapılabilirlik hem de etki açısından ön plana çıkan alanlar olduğunu bildiren Mandal, "Teknoloji alanlarının etki boyutunu ekonomik etki, toplumsal etki ve ulusal güvenlik etkisi olmak üzere üç alt boyutta değerlendirdik. Yapılabilirlik boyutu için ise akademik bilgi birikimi, özel sektör yetkinliği, nitelikli insan kaynağı, araştırma altyapıları, patent birikimi, finansmana erişim kolaylığı ve ülkemizdeki teknolojik hazırlık seviyesini içeren alt boyutlarda analizler gerçekleştirdik." değerlendirmesinde bulundu.

TEKNOLOJİ YOL HARİTALARI HAZIRLANACAK

Mandal, önümüzdeki dönemde, önceliklendirilen teknoloji alanlarında teknoloji yol haritaları hazırlanacağı bilgisini de paylaştı.

Toplantının sonunda BTYPK tarafından, Cumhurbaşkanlığı 180 Günlük İcraat Programı kapsamında devam edilen çalışmalar ise "Teknoloji Finansman Kaynaklarının Çeşitlendirilmesi ve Etkinleştirilmesi , "Üniversite Sanayi İşbirliğinin Geliştirilmesi, Kamu Teşvik Mekanizmalarının Koordinasyonu, Türkiye'nin Araştırmacı İnsan Kaynağının Geliştirilmesi Politika Belgelerinin Hazırlanması" şeklinde sıralandı.

RTÜK AÇIKLAMASI:

Haber bültenlerinde yeni dönem!

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığınca, televizyon haberlerinde izleyicileri bilgilendirmek adına haber bültenlerinde de akıllı işaretler kullanılması için çalışma başlatıldı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı (RTÜK) tarafından yapılan yazılı açıklamada, yeni bir yayın dönemine girildiği sırada son zamanlardaki en büyük şikayetlerden olan şiddet ve şiddetin özensizce gösterimi konusunda medyadan azami hassasiyet beklendiği belirtildi.

Haberlerin genelde olumsuzlukları içerdiğine ilişkin bir algıyla hareket edildiğine işaret edilen açıklamada, basın mensuplarına olumlu gelişmelerin de haber niteliği taşıdığı hatırlatıldı.

Darp, gasp, her türlü silahın kullanıldığı kavgalar, soygun ve cinayet gibi gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alan haberlerin, ana haber bültenlerinin neredeyse tamamını kaplar hale geldiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Şiddet barındıran görsel ve işitsel yayın içerikleri, bilhassa geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizde özendirici etkiye sahip olabileceği gibi bizleri, toplum nezdinde çok tehlikeli ve vahim sonuçlar doğurabilecek şiddetin normalleşmesine de götürebilmektedir. Gerçek yaşamda şiddet dahil her türlü olayla karşılaşırız ancak burada önemli olan ve üzerinde durulması gereken konu, şiddet içeren görüntülerin ekrana hangi amaçla, ne kadar ve nasıl yansıtıldığıdır. Çeşitli iletişim kanalları üzerinden ya da sosyal medyadan elde edilen amatör kayıtları veya MOBESE görüntülerini hiçbir süzgeçten geçirmeden yayınlamak hiçbir etik değere sığmaz."


"TÜRKİYE'YE VE MİLLETE BÜYÜK BİR HAKSIZLIK"

Açıklamada, reyting kaygısının asla insanlık onurunun önüne geçmemesi gerektiği belirtilerek, kadına karşı şiddet başta olmak üzere sadece cinayet ve kötümser olayları haberleştirmenin ve bu görüntüleri hiçbir elemeden geçirmeden olduğu gibi yayınlamanın Türkiye'ye ve millete büyük haksızlık olduğu ifade edildi.

Bu konuda gelen vatandaş şikayetlerinde ciddi oranda artış görüldüğü aktarılan açıklamaya, şöyle devam edildi:

"Televizyonlarda bu kadar yoğun olarak karşımıza çıkan şiddet, maalesef toplumun tamamını kuşatmış gibi gösterilmekte ve insanların yaşamındaki güvenlik algılarını değiştirmektedir. Uluslararası medyanın çok önceden bir standarda bağladığı ölüm, kaza ve şiddet olaylarının ekrana yansıtılma biçimine ilişkin yayıncılarımızın gerekli önlemleri almamasından dolayı haber programları ve bültenleri için yeni bir uygulamayı başlatıyoruz. Şiddet ve korku içeren yayınların akıllı işaretleri bellidir. Ne zaman ne şekilde yayınlanacakları düzenlenmiştir. Bugüne kadar genel izleyici kategorisinde görülen ve özel bir uyarıcı akıllı işaret kullanılmayan haberlerde, son zamanlarda şiddet görüntülerinin sıklıkla yer alması ne yazık ki ailece izlenen bültenlerde, şiddet görüntülerini içeren haberlerin ağırlık kazanması yeni bir düzenlemeyi zorunlu kılmıştır. Haberlerin de akıllı işaretler uygulaması kapsamına alınması için yeni bir çalışma başlattık. Çalışma tamamlandığında artık yayıncılar, haber bültenlerinde akıllı işaretler kullanmak ve izleyicileri bilgilendirmek zorunda olacaklar."

Açıklamada, şiddetle alakalı özellikle haber bültenlerindeki özensiz yayınların, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un yayın ilkelerinin sıralandığı 8'inci maddesinde yer alan "Yayınlar, şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz" ilkesi çerçevesinde titizlikle takip edileceği kaydedildi.

TÜRK DİZİLERİ DÜNYAYI ELE GEÇİRDİ

İngiliz The Guardian gazetesi, dizi ihracatında ABD'den sonra 2.sırada gelen Türk dizilerinin popülerliğine dair bir dosya yayınladı. Ortadoğu ve Latin Amerika'da milyonlarca seyircisi bulunan Türk dizilerinin ihracat gelirinin 2023'te 1 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor.

İngiliz The Guardian sitesinde Türk dizilerinin dünyadaki popülerliğine dair bir dosya yayınlandı. Pakistanlı gazeteci Fatima Bhutto’nun kaleme aldığı “Türk dizileri dünyayı nasıl ele geçiriyor” başlıklı yazıda Türkiye'nin dizi ihracatında ABD'den sonra 2.sırada yer aldığı ve Türk dizilerinin Rusya, Çin, Kore ve Latin Amerika'da geniş kitlelere hitap ettiği anlatılıyor. Yazıdaki bilgilere göre Türkiye'den en çok dizi alan ülkelerin başında Şili, Meksika ve Arjantin ile Ortadoğu ülkeleri geliyor.

Yükseliş 2006'da başladı
Türk dizi ve formatlarını 100 ülkeye pazarlayan Pinto’nun görüşlerine yer verilen yazıda, Türk dizi furyasının yükselişinin 2006'daki Binbir Gece dizisiyle başladığı, Gümüş dizisinin de Ortadoğu'da ilk büyük çapta başarı yakalayan dizi olduğu belirtiliyor. Yazıda diğer öne çıkan bilgilerise şu şekilde: Binbir Gece dizisi küresel çapta başarı yakalayan ilk Türk dizisi olarak kayıtlara geçti.

500 milyondan fazla izleyici
Muhteşem Yüzyıl dizisinin popülerliği Arap Turizminde bir patlamaya neden oldu. Dizi dünya genelinde 500 milyondan fazla izleyici ile buluştu. Dizi aynı zamanda Japonya tarafından satın alınan ilk dizi olarak da kayda geçti. 2002'den beri Cezayir, Fas ve Bulgaristan da dahil olmak üzere 100'den fazla ülkeye yaklaşık 150 Türk dizi satıldı. Haberde ayrıca Diriliş Ertuğrul ve Payitaht Abdülhamid dizilerinin de Türkiye ve dünyada büyük kitlelere ulaştığı, dizilerin her 10 izleyiciden 1'i tarafından izlendiği belirtiliyor. Haberde ayrıca 2023 yılına kadar dizi ihracatının 1 milyar dolar değerinde olacağı tahmini de yer alıyor.

Bahçeli’nin basın danışmanından yeni kitap

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Basın Danışmanı Yıldıray Çiçek, yeni kitabını yayınladı. Parti içindeki muhaliflere karşı sert tutumuyla bilinen Çiçek, 2010 yılından beri sürdürdüğü ‘Medyada Düşürülmüş Maskeler’ isimli kitap serisinin dördüncüsünü okuyucularının beğenisine sundu.

Kitap kapağında ‘Halk TV, Sözcü, Cumhuriyet, Yeniçağ’ gibi AK Parti ve MHP ortaklığına yönelik muhalif yayın politikaları ile dikkat çeken yayın kuruluşlarının resminin olması dikkat çekti.

YERLİ ‘YAZBEE’GLOBAL SOSYAL MEDYAYA RAKIP OLACAK

Türk girişimci ve mühendislerin geliştirdiği, 1,5 ayda 200 bin kullanıcıya ulaşan yerli sosyal medya platformu "Yazbee", global sosyal medya platformlarına rakip olmayı hedefliyor.

Türk girişimci ve mühendislerin geliştirdiği yerli sosyal medya platformu "Yazbee", 2 ayda 200 bin kullanıcıya ulaştı.

Türk mühendisler tarafından "Yeni nesil sosyal medya platformu sen yaz diye" sloganıyla ortaya çıkarılan Yazbee, konu ayrıştırma ve kişiselleştirme özelliğiyle global sosyal medya uygulamalarından ayrılıyor.

Kullanıma açıldığı ilk 1,5 ayda 200 bin kullanıcıya ulaşan platform, "genç", "haber", "spor", "siyaset", "müzik", "çocuk", "magazin", "sağlık", "mizah", "tekno", "dizi", "emlak", "tatil", "moda", "borsa", "gurme", "sigorta", "oto", "kripto", "eğitim", "kariyer", "astro", "tarih" ve "kültür" olmak üzere 24 farklı konu başlığı ile kullanıcılarına hizmet veriyor.

Yeni bir sosyal medya deneyimi sunan platform, yoğunlukla kullanılan Instagram ve Twitter'daki özellikleri harmanlayarak tek bir platformda kullanma imkânı sağlıyor.

Kullanıcıların ilgilendiği konulara dair paylaşımlara hızlı şekilde ulaşmasını amaçlayan platformda yazılı, görsel ve video formatında paylaşımlar yapılabiliyor.

Yazbee, sadece kişi odaklı değil aynı zamanda konu odaklı bir deneyimi karma olarak kullanıcılarına sunuyor. İster kişi ister konu isterse her ikisini birden takip edebilme fırsatı bulan kullanıcılar, paylaşımlarını kategori belirleyerek de yapabiliyor.

Yıl sonuna kadar 1 milyon, 2020 sonuna kadar ise 20 milyon kullanıcıya ulaşmayı amaçlayan Yazbee, global sosyal medya platformlarına rakip olmayı hedefliyor. 2022 yılından sonra ise platformun halka açılması planlanıyor.

"2020 sonuna kadar 20 milyon kullanıcı hedefliyoruz"

Yazbee Kurucu Başkanı Arif Ünver, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de 50 milyon sosyal medya kullanıcısı olduğunu, popüler sosyal medya platformlarının hepsinde kullanıcı sayısı ve aktifliği bakımından ilk 10'da olunduğunu kaydetti.

Türkiye'ye yeni nesil sosyal medya platformu kazandırmak için amacıyla yola çıktıklarını dile getiren Ünver, "Yazbee'nin gelişim süreci devam ediyor. Kullanılan sosyal medya platformlarından mobil cihazlarınıza ortalama haftada bir güncelleme gelir. Onların 15 yıl içerisinde kat ettiği yolun yüzde 75-80'ini 3,5 yıl içerisinde katettik. Bir buçuk ay önce de kullanıma açtık. 200 bine yakın aktif kullanıcımız oldu. Bu çok ciddi bir rakam. Zaten hedefimiz bu yılın sonunda bir milyonun üstü. 2020 sonunda 20 milyonun üzeri hedefimiz var." diye konuştu.

Sosyal medya uygulamalarında yazılımlar ve bilgisayarlar tarafından açılan, gerçek olmayan ve farklı amaçlar için kullanılan bot hesaplar olduğuna işaret eden Ünver, "Bot hesaplar bilgi kirliliği yaratmak ve yalan bir haberin yayılması için de kullanılıyor. Bunlar çok hassas konular. Bu yüzden her hafta bot hesap temizliği yapıyoruz." ifadelerini kullandı.

"Veriler Türkiye'de depolanıyor"

Uygulamanın yazılımının Türk mühendisler tarafından geliştirildiğine ve yerli olduğuna dikkati çeken Ünver, platformun geliştirilmesi aşamasında 100'ün üzerinde mühendis, istatistikçi ve tasarımcının çalıştığını aktardı.

Sunucu altyapısı ve verilerin Türkiye'de depolandığını belirten Ünver, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türk insanı madem sosyal medyayı bu kadar seviyor ve bütünleşti, mevcut platformlardan daha keyifli algoritmalara sahip bir platformu kullansın. En azından kendi mühendisleri ve girişimcisinin yazdığı platform para kazansın ve bununla yatırım yapsın. Daha çok Türk genci istihdam edilsin. En azından burada oluşan gelirin vergilerini Türkiye Cumhuriyeti kasasına koysun."

Ünver, platformu Balkanlar, Kafkaslar, Türk Cumhuriyetleri, İran, Rusya ve Orta Doğu'ya yaymak istediklerini anlatarak, bu bölgede 283 milyon sosyal medya kullanıcısı olduğuna dikkati çekti.

Uygulama için 5 milyon dolar harcama yaptıklarını dile getiren Ünver, "Şu anda 2019 sonuna kadar olan hedefimiz 1 milyonun üzerindeki kullanıcı sayısına çok rahat hizmet verebilecek kapasitedeyiz. Bu şu demek değil, burada 20 milyon kişi hesap açıp kullanamaz mı? Kullanabilir. 20 milyon kullanıcınız varsa bunların hepsi eş anlı kullanmıyor. Önemli olan burada eş anlı kullanıcıya verebileceğiniz hizmetin kapasitesi. Türkiye'deki aktif olarak sosyal medya kullanımına hizmet verecek kapasitede bir altyapımız var. İhtiyaca binaen saatler içerisinde katlanabilecek modüler bir altyapıya sahibiz." diye konuştu.

Cumhurbaşkanlığı'nın 6 Temmuz'da yayınladığı veri güvenliğine ilişkin genelgede yerli sosyal medyanın tercih edilmesi yönünde bir madde olduğunu aktaran Ünver, "Kamu kurum ve kuruluşlarının bunu dikkate alacağı kanaatindeyiz. Bu, toplumun tüm kesimlerinin sahip çıkması gereken bir iş. 2022 yılından sonra halka açılma hedefimiz var. Türk insanı hem kendi ürününü kullanacak hem bilgisi ve kazancı Türkiye'de kalacak hem de kullandığı üründen para kazanacak." diye konuştu.

Ünver, Yazbee'nin görsel ağırlıklı Instagram ve haber ağırlıklı Twitter'dan esintiler taşıdığını, her iki sosyal medya uygulamasının kullanıcılarına da hitap ettiğini söyledi.

"Kategorileri takip etme" ve "yoruma kapalı paylaşım" özelliği

Kullanılan uygulamaların hepsinin geleneksel, Yazbee'nin ise yenilikçi bir sosyal medya uygulaması olduğunu ifade eden Ünver, şöyle devam etti:

"Kullanıcı açısından baktığımızda ilk defa hesap açtığında çıkış noktası kişi takip etmek. Kişileri ya da güncel konu başlıklarını takip ederek konulara dahil oluyor. Biz bunların yanına yeni bir açılım getirdik. 24 tane konu başlığı belirledik. İnsanlar illa kişi takip etmek zorunda değil. Kimisi spora kimisi teknolojiye kimisi kültüre kimisi siyasete, herkesin ilgi alanı farklı... Kimisi de eş zamanlı olarak 3-4 konu başlığına ilgi duyabilir. Konu başlıklarını kişi muamelesi görerek 'takip et' butonuna basar ve o kategoride paylaşılan her şeyi görebilir. Aynı zamanda spora ilişkin bir paylaşım yaparken içeriği yazdıktan sonra spor kategorisini seçerse o paylaşımı sadece kendi takipçileri değil, kategoriyi takip edenler de görebiliyor. Bu çok ciddi bir inovasyon, en önemli ayrıcalığımız."

Arif Ünver, kategori takip etme özelliğinin suistimal edilmemesi için birtakım algoritmalar geliştirdiklerini, belli bir sayı üzerinde beğeni alan paylaşımların takip edilen kategoride ana akışa düştüğünü belirtti.

Uygulamaya yoruma kapalı paylaşım özelliği koyduklarına işaret eden Ünver, "Twitter'da bu yok. İnsanlar paylaşımlarını yoruma kapalı olarak yapabilsin, seslerini duyursunlar. Böyle bir özgürlük koyduk. Ayrıca 'beğenmeme' butonumuz var. Burada da toplumun hassasiyetlerini dikkate alarak beğenenlerin kim olduğunu gösterirken, beğenmeyenlerin kim olduğunu göstermiyoruz. Hem yeni nesil hem de özgürlükçü bir sosyal medya platformuyuz." değerlendirmesini yaptı.

"Sanal alemin en gerçekçi platformu olacağız"

Ünver, Yazbee'nin toplumun her kesimine hitap ettiği fakat sosyal medya kullanımının en yoğun olduğunu 25-30 yaş arası gençleri öncelediklerini vurguladı.

Yazbee'nin güvenilir bir platform olduğunu vurgulayan Ünver, şunları söyledi:

"Geleneksel sosyal medyada oluşmuş bot hesaplara ve balon hareketlere müsamaha göstermeyeceğiz. Geleneksel sosyal medyada ciddi bir deformasyon ve dejenere ortam var. Buradan sıyrılıp itibarımız, sterilizasyon ve etik ilke gibi özelliklerle öne çıkma niyetindeyiz. Çocuğunuz Yazbee'yi açtığı zaman gönlünüz rahat bir şekilde 'Yazbee'ye mi bakıyor, bir şey olmaz' diyebileceksiniz. Yani etik ilke çok önemli. Reyting olsun, rant sağlayalım diye toplumun genel sınırlarını zorlayan her tür hesap ve paylaşıma titizlikle müdahale etmeye çalışıyoruz. 100 milyon kullanıcımız olacağına 10 milyon nitelikli kullanıcımız olsun. Sosyal medyada eğlence ve mizah da olacak ama eğitici de olsun. Yani insanlar eğlenirken bir şeyler de öğrensin. Sanal alemin en gerçekçi platformu olmak istiyoruz. Yazbee adı geçince, 'Burada paylaşıldıysa doğrudur.' denmeli. İşin nicelik değil nitelik tarafındayız."

Arif Ünver, Yazbee'nin iOS ve Android için App Store ve Google Play üzerinden ücretsiz indirilebildiğini, ayrıca "www.yazbee.com" adresinden de hizmet verdiğini sözlerine ekledi.

 

GAZETE TIRAJLARI

03 Eylül 2018 - 09 Eylül 2018 haftası