Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (23-30 Eylül 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
30 Eylül 2019 16:51

1 EKİM: TBMM AÇILIYOR

Ana gündem yargı olacak Büyük beklentiye yol açan infaz kanununda değişiklik için de çalışmalar başladı. Nöbetçi Bakanlık uygulaması için içtüzük değişikliği gündemde.

Adalet Bakanlığı’nın Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında hazırlanan ilk paket AK Parti tarafından CHP, MHP ve İYİ Parti’ye sunuldu. Taslak metin HDP grubuna da gönderildi. 15 kanunda değişiklik öngören 38 maddelik pakette uzun tutukluluk sürelerinin kısaltılması, yargılamanın daha da hızlandırılması, istinaf mahkemesi kararlarına Yargıtay denetimi, hukuk alanında mesleklere giriş sınavı, avukatlara yeşil pasaport ve KHK ile ihraç edilmiş ama hakkında soruşturma olmayıp beraat edenlere İçişleri Bakanlığı onayı ile pasaportlarının iadesi gibi düzenlemeler yer alıyor.

Taslak metin parti gruplarının değerlendirmesinin ardından bir teklife dönüştürülerek bu hafta TBMM Başkanlığı’na sunulacak. AK Parti’nin planı Meclis açıldıktan hemen sonra teklifin Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi, bir sonraki hafta da Genel Kurul’a getirilerek hızla yasalaşması.

CHP AYRI TEKLİF SUNACAK. Teklifi bir “reform” olarak görmeyen CHP de farklı siyasi parti ve meslek örgütlerinin desteği ile hazırladığı ayrı bir teklifi Meclis Başkanlığına sunmaya hazırlanıyor. İçerisinde yargıyla ilgili kısmı bir anayasa değişikliği de bulunan yasa teklifinin bu hafta Meclis Başkanlığına verilmesi bekleniyor.

İKİNCİ YARGI PAKETİ HAZIRLIĞI DA BAŞLADI

Yargı paketi tartışmalarında en büyük beklentilerden biri de “dolaylı af” yorumlarına neden olan infaz kanununda değişiklik oldu. MHP’nin önceki dönem Meclis’e sunduğu 5 yıl şartlı ceza indirimi öngören teklif gündeme alınmadı. AK Parti’nin sunduğu teklifte de infaz kanununda beklenen değişiklik yer almadı. AK Parti yetkilileri toplumda büyük beklentiye yol açan bu konunun mutabakatla ele alınması gerektiğini, bir sonraki yargı paketinde bu yönde bir düzenleme yapılabileceğini açıkladı. AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı da “İnfaz düzenlemesi siyasi pozisyonlara göre değerlendirilecek bir konu değil. Daha önce MHP’nin bu konuya ilişkin bir teklifi vardı. Ona baktık. O çerçevede bir taslak var elimizde. Bu konuyu en hızlı şekilde yapmaya çalışacağız” dedi.

NÖBETÇİ BAKAN UYGULAMASI BAŞLAYACAK

‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin eksik ve aksaklıklarını tespit etmek amacıyla’ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay başkanlığında kurulan komisyon çalışmalarını tamamladı. Yeni sistemde en büyük şikayetlerden biri iktidar grubu milletvekillerinin bakanlara ulaşamamasıydı. Bu kapsamda nöbetçi bakanlık uygulamasına geçilmesi, bu konunun yanı sıra Meclis’in yeni sistemle uyumunun sağlanması için bazı düzenlemelerin yer alacağı bir içtüzük değişikliğinin de Meclis’in gündemleri arasında olması bekleniyor.

RABİA NAZ KOMİSYONU ÜYELERİ BELİRLENECEK

Meclis kapanmadan hemen önce 12 yaşındaki Rabia Naz’ın şüpheli ölümünü araştırmak için Meclis’te komisyon kurulması kararı alınmıştı. Ancak üyeler seçilmediği için komisyon çalışmaya başlamadı. Yeni yasama yılında partilerin üyelerini seçmesiyle komisyonda çalışmaya başlayacak.

HAYVAN HAKLARI YASASI HAZIRLANACAK

Yeni yasama yılında hayvan hakları ile ilgili kurulan araştırma komisyonunun raporunu tamamlaması bekleniyor. Raporun bitmesinden sonra hayvan hakları ile ilgili ayrıntılı bir yasal düzenlemenin de Meclis Başkanlığına sunulması planlanıyor.

BÜTÇE MARATONU İKİ AY SÜRECEK

Meclis’in yeni yasama dönemindeki en önemli çalışmalarından biri de bütçe maratonu olacak. Meclis 2019 yılının son iki ayını yoğun bir bütçe mesaisi ile geçirecek.

AK PARTİ VE CHP KAMPA GİRECEK.

AK Parti ve CHP yeni yasama dönemine kampla hazırlanacak. AK Parti 29. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı Kızılcahamam’da, CHP grubunun 27. Dönem 2. Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı ise Abant’ta aynı tarihlerde, 4-5-6 Ekim’de yapılacak.

YARGI PAKETLERİ ARKA ARKAYA GELECEK

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan: Yargı reform paketi bir tane değil, birçok paketin ilkini görüşmeye başlıyoruz. Planlamamız aksamadan devam ederse Meclisin açıldığı ilk hafta komisyonda, ikinci hafta da Genel Kurulda ilk paketi görüşmek istiyoruz. Şartlı ceza indirimi başta olmak üzere birçok konunun tartışıldığı bir zemin var ama bu tartışmalar somut hale gelmeden açıklamayı doğru bulmam

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, yargıya güvenin daha da arttığı, adalet anlayışının tüm vicdanlarda olumlu karşılık bulduğu bir dönem istediklerini belirterek "Yargı reform paketi bir tane değil, birçok paketin ilkini görüşmeye başlıyoruz. Planlamamız aksamadan devam ederse Meclisin açıldığı ilk hafta komisyonda, ikinci hafta da Genel Kurulda ilk paketi görüşmek istiyoruz." dedi.

Turan, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin görüşmelerine kadar olan dönemde, vatandaşların beklediği konuları Meclise getirerek yasama faaliyetlerine başlamak istediklerini belirtti. AK Parti tarafından "Yargı Reformu Stratejisi" ile ilgili hazırlanan ve CHP, MHP ve İYİ Parti'ye iletilen paketlerin ilkine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Turan, toplumda yargı reformuna ilişkin büyük beklenti olduğunu vurguladı.

Bu beklentinin karşılanması için milletvekillerinin ve Adalet Bakanlığının yoğun mesai harcadığını dile getiren Turan, "Ortaya çıkan tabloyu diğer partilere götürdük. Partilerin katılımıyla, onların da uzlaşısıyla, onların da eklediği fikirle olgunlaşmasını istiyoruz. Kanun teklifini Meclis açıldıktan sonraki ilk hafta komisyonda görüşüp sonuçlandırabilirsek ikinci hafta da Genel Kurulda bunları görüşmek istiyoruz ve gecikmeden yasalaşmasını öngörüyoruz." diye konuştu.

Seçimsiz 4 yıl olmasını önemsediklerini, bu süre içinde halkın beklentilerine ilişkin ana başlıkları çıkararak çalışmalar yapılacaklarını bildiren Turan, şöyle devam etti:

"Bir önemli beklenti de yargıya güvenle ilgili. Biz yargıya güvenin daha da arttığı, adalet anlayışının tüm vicdanlarda olumlu karşılık bulduğu bir dönem istiyoruz. O yüzden, darbe girişimiydi, Gezi olaylarıydı, benzer sıkıntılarla zaman zaman tökezlemeler yaşasak da geldiğimiz yerde toplumun beklentilerinin ne olduğunu biliyoruz ve bu konuda adımlar atmaya hazırız. Yargı reform paketi bir tane değil, birçok paketin ilkini görüşmeye başlıyoruz. Planlamamız aksamadan devam ederse Meclisin açıldığı ilk hafta komisyonda, ikinci hafta da Genel Kurulda ilk paketi görüşmek istiyoruz. 40 maddeye yakın, tüm partilerin katma değeriyle, onların da katkısıyla hayata geçireceğimiz bir paketten bahsediyoruz."

"Yargıyla ilgili büyük iddiamız var"

Turan, yargı paketinde azami tutukluluk sürelerinin gözden geçirildiği, çocuklara yönelik koruyucu düzenlemelerin artırıldığı, daha ulaşılabilir bir yargı sisteminin hayata geçirildiği, hakim ve savcılara bölgesel nakil, terfi imkanlarının verildiği, avukatların beklentilerinin karşılandığı, birçok konuyla ilgili adımların atıldığı düzenlemelerin bulunduğunu aktardı.

Yargı reformuna ilişkin ilk paketin hayata geçmesinin ardından sıranın ikinci ve üçüncü pakete geleceğine işaret eden Turan, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Yargıyla ilgili büyük iddiamız var. Toplumun yargıya güveninin artmasıyla ilgili Bakanlığımızın da milletvekillerimizin de önemli çalışmaları var. Bunların hayata geçmesini istiyoruz. Şartlı ceza indirimi başta olmak üzere birçok konunun tartışıldığı bir zemin var ama bu tartışmalar somut hale gelmeden açıklamayı doğru bulmam. Bunlar somut hale gelsin, toplumun, paydaşların, milletvekillerinin talepleri değerlendirilecek, Bakanlığımızın katkısı alınacak sonra karar verilecek. Yargı paketleriyle ilgili önemli çalışmalar var. AK Parti'nin reformcu kimliği bizi hep farklı kılan özelliğiydi, bu reform iddiamıza yargıyla ilgili yeni bir sayfa açıyoruz. İlk paketin hayata geçmesinden sonra ikinci paketi hayata geçireceğiz."

YARGITAY’DAN FETÖ İDDİASINA FLAŞ YANIT

Yargıtay Başkanlığınca, Fetullahçı Terör Örgütüne (FETÖ) yönelik adli işlemlerin, hukuk çerçevesinde büyük bir titizlikle ve özenle yapıldığı belirtildi.

Yargıtay Başkanlığınca, Fetullahçı Terör Örgütüne (FETÖ) yönelik adli işlemlerin, hukuk çerçevesinde büyük bir titizlikle ve özenle yapıldığı belirtilerek, "Geçmişi, görev anlayışı ve duruşu itibarıyla başından beri FETÖ/PDY Terör Örgütü ile mücadelesi bilinen Yargıtay üyelerine yönelik soyut ve mesnetsiz iddialar, bu konuda büyük bir fedakârlıkla görev yapan Yargıtay mensuplarının kararlı duruşunu etkilemeyecektir" değerlendirmesinde bulunuldu.

Yargıtay Başkanlığından, Fetullahçı Terör Örgütüne (FETÖ) yönelik mücadeleye ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Yargıtay’ın FETÖ'ye yönelik karar ve uygulamalarının bazı basın ve yayın organlarında değerlendirilme ve yorumlama şekli dikkate alınarak, kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla açıklama yapılmasının zorunlu görüldüğü belirtildi.

Yargıtay’ın,  '15 Temmuz hain darbe girişiminin hemen akabinde, FETÖ/PDY Terör Örgütüne yönelik güçlü bir refleks gösterdiği, söz konusu örgüt ile iltisaklı üyelerini Yargıtay’dan uzaklaştırdığı' belirtilen açıklamada, bu kapsamda, disiplin işlemleri sonucunda ilk aşamada, 'Yargıtay Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca 106 kişi hakkında en ağır disiplin cezası olan ve ihraç anlamına gelen 'çekilmeye davet' yaptırımının uygulandığı vurgulandı.

İçlerinde firari olanlar, ceza soruşturması devam edenler ve kendi istekleriyle emekli olanlar da dahil bu süreçte toplam 141 kişinin Yargıtay ile ilişiğinin kesildiği hatırlatılan açıklamada, bunun dışında ceza soruşturmalarının da büyük bir titizlikle sürdürüldüğü aktarıldı. 

Eski yüksek yargı üyelerine yönelik soruşturmalar kapsamında, 164 kişi hakkında fezleke düzenlendiği, bunlardan 163'ü hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Yargıtay 9. Ceza Dairesinde dava açıldığına işaret edilen açıklamada, bu davalardan 1 kişinin beraat ettiği, 3 kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, 123 kişinin mahkum olduğu, 36 kişi hakkındaki yargılamaların ise devam ettiği kaydedildi.

Halen 32 eski Yargıtay ve Danıştay üyesinden 5 kişinin adli kontrollü olarak, 27 kişinin ise firari olması sebebiyle yakalamalı olarak soruşturmalarının sürdürüldüğü belirtildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi: 

"Yargıtay Başkanlığına çeşitli kanallardan intikal eden tüm şikayet ve ihbarlar büyük bir titizlikle incelenmekte ve gereği yapılmaktadır. Son günlerde bazı medya kuruluşları tarafından dile getirilen yorumlarla ilgili olarak, söz konusu iddiaların Yargıtaya intikal etmesi üzerine, 'Yargıtay Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca gecikmeksizin muhakkik tayin edilerek tüm deliller toplanmış ve gerekli soruşturma yapılmış olup, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından anılan suçlara ilişkin Yargıtay içtihatları doğrultusunda yapılan incelemeler sonucu işlem yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

FETÖ/PDY Terör Örgütüne yönelik adli işlemler, hukuk çerçevesinde büyük bir titizlikle ve özenle yapılmaktadır. Geçmişi, görev anlayışı ve duruşu itibarıyla başından beri FETÖ/PDY Terör Örgütü ile mücadelesi bilinen Yargıtay üyelerine yönelik soyut ve mesnetsiz iddialar, bu konuda büyük bir fedakarlıkla görev yapan Yargıtay mensuplarının kararlı duruşunu etkilemeyecektir."

DÜNYANIN VİCDANI

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler’de çok güzel, çok anlamlı, derinlikli bir konuşma yaptı. Bu konuşma sonrası çıkan yazılardan 2 örneği dikkatlerinize sunuyorum.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi bir siyasetçinin varlığı siyaset mesleği için bir şanstır”

(Sabah Gazetesi Başyazarı Mehmet Barlas’ın yazısı)

Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM’de yaptığı konuşmayı dinlerken "İyi ki varsın Erdoğan" dedim kendi kendime... Erdoğan'ı yakından tanıdığım ve yıllardır da onu desteklediğim için yine mutluluk duydum. İyi ki varsın!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasını dinlerken  kendi kendime. Sessizlerin sesi, çaresizlerin çaresi olmak için iyi ki var Erdoğan... Bu dünyada işe yaramaz ve kokmaz bulaşmaz bu kadar çok siyasetçi varken Erdoğan gibi bir siyasetçinin de var olabilmesi bu meslek açısından büyük şanstır.

Hesap sorabilmek
İsrail'in eze eze yok etmeye çalıştığı Filistinlilerin hesabını Erdoğan olmasa kim kimden soracak ki? Mahkeme salonunda can çekişerek ölen Mursi'nin hesabını Sisi'den, İstanbul'daki konsoloslukta katledildikten sonra parçalanan Cemal Kaşıkçı'nın hesabını Suudi veliahttan, Erdoğan'dan başka kim soruyor budünyada?

Nefret ediyorlar
Dış dünyada belirli kesimlerin Fetö’nün   gazına gelip CumhurbaşkanıErdoğan'a neden nefret kustuklarını anlamak o kadar kolay ki... Bir düşününyazılan senaryoları... Veya 15 Temmuz 2016'daki senaryo gerçek olsaydı veErdoğan ailesi ile birlikte yok edilseydi, nasıl bir Türkiye çıkacaktı ortaya?

FETÖ döner miydi?
Herhalde hem Sisi hem de Netanyahu ile kanka olmuş bir Türk lider görecektik iktidarda... Herhalde Suudi hanedanı bu lideri hemen kutsayacaktı ve bu kişi de Suudilere yaranmak için hemen Katar'la ilişkileri kesecekti. Belki de Fetullah Gülen   çakma bir Humeyni havasında Türkiye'ye dönecek ve zaten eline geçmiş olan devlet yönetimine açık açık el koyacaktı.

EZİLENLERİN GÜR SESİ

(Takvim Gazetesi Yazarı Bülent Erandaç’ın yazısı)

SAYIN Cumhurbaşkanım Erdoğan, sizi dinlemekten gururluyuz. Yıllarca Türkiye meydanları, sokakları kadim topraklarımızdan fışkıran “Dombra”nın sözleriyle yankılandı. “Dombra”nın o güzel sözleri, Türk milletinin gururu oldu. Ne diyordu Dombra:
"Ezilenlerin gür sesidir o Suskun dünyanın hür sesidir o Göründüğü gibi olan Gücünü milletten alan Halkın adamı, Hakkın aşığı O milyonların umut ışığı Mazlumlara sırdaş olan Gariplere yoldaş olan Oldu her zaman sözünün eri Çıktığı yoldan dönmedi geri Kararlıdır davasında Anaların duasında Sözü dosdoğru yoktur riyası Zalimlerin korkulu rüyası İnandığı yolda gider Yıllardır beklenen lider Recep Tayyip Erdoğan" BM'de, ezilen Müslümanların sesi oldunuz. Dünyadaki mazlumların umut ışığı oldunuz. Sizin sesiniz, Filistin'de, Gazze'de, Yemen'de, Libya'da, Myanmar'da, Asya'da, Afrika'da yankı buldu. Oralardaki milyonlarca ezilen sizin sesinizle, gür şekilde dile geldi.
2009 yılında, zalim İsrail'e "ONE MINUTE" dediğinizden beri ezilen dünya, mazlum Müslümanlar aradığı insanı bulmuştu. O günden bu yana, 10 yıl geçti.
Birleşmiş Milletler'den seslenirken, onların sesi oldunuz. İnandığınız yolda gidiyorsunuz.
Birleşmiş Miller, iflas etmiştir.
Gönül tellerini titreten sözleriniz, geleceğin dünyasına, UMUT OLACAKTIR.
82 milyon tek yürek olarak sizin dünyanın vicdanı olduğunu görmüştür.
MAZLUMLARIN GÜR SESİ OLDUĞUNUZ İÇİN HAÇLI-SİYONIST, EMPERYALİST ZİHİNLER SİZE SALDIRIYOR.
Dünyada 50'ye yakın ülke Müslüman ülkesidir. Bu 50'ye yakın ülkenin yanında, başka ülkelerde de Müslümanlar yaşıyor.
Toplam Müslüman sayısı 1.8 milyar civarındadır. Maalesef dünyanın dört bir yanında Müslümanlar çile ve ızdırap içinde.
ORTADOĞU ATEŞ İÇİNDE. ABD-İSRAİL PLANLARINDAN BIKMIŞTIK.
Sayın Cumhurbaşkanım siz olmasaydınız, BM bir tiyatro olacaktı. Gür sesinizle, ezilenler adına konuştunuz. Asya'nın çeşitli ülkelerine Müslümanlar dert, çile ve ızdırapla inim inim inliyor. Siz onların hislerine tercüman oldunuz.
İşte bir küçük İsrail (nüfus bakımından küçük İsrail) 1.5 milyar Müslüman'a kafa tutuyor, sizin dışınızda konuşan yok.
İYİ Kİ SİZ VARSINIZ.
Müslümanların dağınık ve başsız olmasının sebebi, BİR ARAYA GELEMEMESİDİR.
Başsız Müslüman dünyaya umut olduğunuz için sizi devirmek istiyorlar.
Bizi düşmanın attıkları yıkmaz.
İçimizdeki beynini batıya kiralamış odaklar da aziz milletin tokatını hep yiyeceklerdir.
Özellikle 2013 yılından bu yana, içten dıştan sadece sizi YIKMAK İÇİN TOPYEKÜN SALDIRIYORLAR.
Biliyorlar ki, siz var oldukça, ezilenlerin gür sesi olacaksınız.
Mazlumların sesi, dünyanın vicdanı olacaksınız.
Emperyalistler bir gerçeği çok daha net görecektir gelecekte. Genç kuşaklar, "DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR" mottonuzla büyüyor.
Türkiye'de gerçekleştirdiğiniz ÖZGÜVEN, sizi dünyanın her köşesine taşıyacaktır.
Cumhurbaşkanım, ezilenlerin gür sesi Başkanım... Yolunuz doğru.
Müslümanların dağınıklığını inşallah siz düzelteceksiniz..

SURİYE’DE ÇÖZÜM İÇİN KRITİK DÖNEMEÇ

(Hürriyet Yazarı Nerdun Hacıoğlu’nun yazısı)

Suriye’de 2011’den beri süren iç savaşı sonlandırmak için BM gözetiminde oluşturulan Suriye Anayasa Komitesi’nin 29 veya 30 Ekim’de Cenevre’de toplanacağı açıklandı.

BAŞKAN ADAYI BELİRLENDİ

Cenevre’de önümüzdeki ay sonunda çalışmalarına başlayacak Suriye Anayasa Komitesi için bir başkan adayı belirlendiğini de sözlerine ekleyen BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen, “Başkan adayları var. Ancak spekülasyonlara yol açmaması için isim vermek istemiyorum. 150 delege toplanınca açıklanmalı. Bir tek şunu söyleyebilirim, Yüksek Müzakere Heyeti Başkanı Nasır Hariri, komite başkanı adayları arasında yer almıyor” dedi.

SURİYE’de iç savaşı sonlandırmak için başta  Astana  üçlüsü Rusya, Türkiye ve İran olmak üzere Birleşmiş Milletler’in (BM) gözetiminde uzun çabalar sonunda oluşturulan Suriye Anayasa Komitesi’nin ilk toplantısını İsviçre’nin Cenevre kentinde ekim ayı sonunda yapacağı ve çalışma mekanizmasının nasıl yürüyeceği şekillendi. Suriye Anayasa Komitesi’nde 150 delege arasından 45 kişi seçilerek komite konseyi oluşturulacak. Bu konseyin hazırlayacağı tasarılar 150 delegenin oyuna sunulacak. Tasarının kabul edilmiş sayılması için en az 113 delegenin “Evet” demesi gerekecek.

BMGK TOPLANIYOR

Suriye Anayasa Komitesi’nin nasıl işleyeceği BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen tarafından BM Güvenlik Konseyi üyelerine izah edildi. Bu akşam BM Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumunda ele alınacak Suriye Anayasa Komitesi, konseyin 5 daimi üyesinden onay aldıktan sonra çalışmalarına başlayacak. Pedersen, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin tüm üyeleri Suriye Anayasa Komitesi’nin kurulmasına ve işbaşı yapmasına destek verdi” dedi.

150 DELEGE OLACAK

Suriye Anayasa Komitesi’nin nasıl çalışacağını ana hatlarıyla Rusya’nın TASS ajansına anlatan Geir Pedersen, “BMGK oturumunda konunun ele alınmasından sonra Suriye Anayasa Komitesi, ilk oturumunu Cenevre şehrinde 29 veya 30 Ekim tarihinde gerçekleştirecek. Şu anda delegelerin yanı sıra Suriye Anayasa Komitesi ilk toplantısına yol gösterici olarak Rusya, Türkiye ve İran’ın da yardımcı rolde katılımları üzerinde çalışıyoruz. Mekanizma büyük ölçüde netleşti. Komite bilindiği üzere toplam 150 delegeden oluşuyor. 50 delege Suriye yönetimini, 50 delege Suriye muhalefetini, 50 delege de Suriye sivil toplum örgütlerini temsil ediyor. Komitenin ilk çalışma gününde komite konseyi oluşturulması planlanıyor. Bu Konsey 45 kişiden oluşacak. 15 kişi Şam yönetimini, 15 kişi muhalefeti, 15 kişi de sivil toplum örgütlerini temsil edecek. Konsey, komitenin genel kurul oturumları için Suriye geleceğini belirleyecek tasarıları hazırlayacak. Ardından 150 delegenin katılımıyla oylama yapılacak. Bir tasarının kabul edilebilmesi için en az 113 delegenin ‘Evet’ demesi gerek. Bu rakam komite üyelerinin yüzde 75’lik bölümüne tekabül ediyor” açıklamasını yaptı.

ASTANA GARANTÖRLERİ

Astana sürecindeki garantör ülkeler Rusya, Türkiye ve İran’ın Cenevre’de boy göstermesine BM’nin nasıl baktığı Pedersen’e sorulduğunda, “Ben elbette Astana üçlüsünün ilk oturumda hazır bulunmasını istiyorum. Bu konuyu pazartesi BMGK oturumunda gündeme getireceğim. Özellikle Cenevre sürecine şu ana kadar katılmayan ve BMGK daimi üyesi olan Çin ile bu konuyu ele alacağım. Rusya, Türkiye ve İran’ın Suriye Anayasa Komitesi ilk toplantısında hazır bulunması Suriye delegelerine yol gösterici ve verimli çalışma yapılması için büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

ÇALIŞMADA ZAMAN SINIRLAMASI YOK

Suriye’de silahların hemen susması için Anaya Komitesi’nin bir an önce gerekli kararları alması beklendiği dikkate alındığında bir zaman süresi faktörü olup olmadığı sorusuna ise Pedersen, “BMGK’nın Suriye kararında Anayasa Komitesi çalışmasını kapsayan zaman faktörü yok. BMGK kararında sadece yeni Suriye Anayasası komite tarafından kabul edildikten sonra 18 ay zarfında Suriye’de yeni genel seçimlerin yapılması şartı aranıyor. Yolun daha başında bulunduğumuz için tarafları zaman kıstasıyla zorlamamak gerek” görüşünü dile getirdi. BM Suriye Özel Temsilcisi ayrıca Cenevre’de ilk toplantının taraflar arasında yeni kavga yeri değil, yapıcı çalışma alanı olacağına inandığını önemle vurguladı.

S-400 LERLE İLGİLİ ÖNEMLİ DETAYLAR

Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 savunma sisteminin kurulum çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Sistemi denemek isteyen davetsiz misafirler Türkiye’nin hava sahasına yaklaşacak mı ve S-400’ler kaç farklı noktada kurulabilecek soruları son dönemlerde gündeme geldi. Askeri Havacılık alanında yaptığı araştırmalarla bilinen Hakan Kılıç, konuyla ilgili soruları cevapladı.

Kimilerinin ‘NATO’dan atılmadıkça alamazsınız’ dediği, kimilerinin ise ‘Türkiye’nin bağımsızlığı için son derece önemli’ türünde anlamlar yüklediği S-400 hava savunma sistemleri Akıncı Hava Üssü’ne geldi. Askeri yetkililer kurulum çalışmalarının tüm hızıyla devam ettiğini belirtse de sistemle ilgili henüz yanıtlanmayan sorular bazı belirsizlikleri de beraberinde getiriyor.

Askeri Havacılık alanında yaptığı araştırmalarla tanınan Hakan Kılıç, konuyla ilgili soruları yanıtladı.

"Şimdilik kesinleşen tek yer Ankara"
“S-400’ler Aralık ayında tam anlamıyla aktif olduktan sonra sistemi denemek için Türk hava sahası başka ülkeler için daha iştah açıcı bir yer olur mu?” sorusuna Kılıç, şu cevabı verdi:

“Bu soruya yanıt vermek için öncelikle S-400’lerin nereye konuşlanacağını net bir şekilde bilmemiz gerekiyor. Elimizdeki verilerden biri Milli Savunma Bakanı Akar’ın açıklaması. Bakan Akar, ‘Bataryalar Ankara ve İstanbul’a konulabilir’ demişti. Şimdilik kesinleşen tek yer Ankara.

Peki, Ankara’daki bataryanın kabiliyetlerini test edebilecek kim var? Bu menzilde sadece Rusya var. Zaten S-400 sistemi onlar tarafından yapıldığı için bu ihtimal ortadan kalkıyor.

Türk hava sahasına girmeye cesaret edemezler
Diğer seçenek ise İstanbul’a konulacak bataryanın etki alanı. Hiçbir ülkenin ‘Bakalım bize kilit atabilecek mi?’ sorusuna yanıt bulmak için Türk hava sahasına girme cesaretini göstereceğine inanmıyorum. Karar vericiler o sırada ‘düşürün’ talimatı verirse hava sahamıza giren ülkenin uçağı ne yapacak?

Türkiye S-400 bataryalarını nasıl koruyacak?
Peki bataryalardan biri İzmir’e konuşlanırsa ne olur? O zaman Türkiye, Orta Ege’de uçan her şeyi S-400 radarında görür. Bu noktada şunu belirtmek gerekir, zaten sabit radarlarla da bu kabiliyetimiz vardı. Ancak radarda görmek ayrı bir şey, kilit atmak ayrı. Uluslararası hava sahasındaki bir uçağa kafanıza göre kilit atamazsınız.

Eğer Hatay’a koyarsak da Doğu Akdeniz üzerinde kriz anında daha çok görev yapabilir. Ancak burada da bir mütecaviz hareket olmalı. Durduk yerde gelene geçene kilit atamayız, zaten atmayız da.

İsrail örneği doğru bir yaklaşım değil
Özellikle sosyal medyada Suriye örneği üzerinden gidiliyor. Orası bir savaş alanı. Bunu unutmamak gerekiyor. İsrail o kadar derinliğe operasyon yapmak için iniyor, sistemi denemek için değil. Yani İsrail pilot ve uçak kaybını göze alarak Suriye’deki hedeflerini bombalıyor. Şu an Türkiye’yi bombalamak amaçlı gelecek bir uçak veya ülke söz konusu olmadığına göre bu kadar derine dalıp S-400 deneyecek ülkede mantıken olamayacak demektir."

ABD, İsrail’in sıkça F-35 kullanmasından rahatsız
İsrail’in son zamanlarda F-35 kullanarak gerçekleştirdiği operasyonların sayısının artmasının ABD tarafından tepkiyle karşılandığını da hatırlatan Kılıç, "Trump bu konuda İsrail’i uyardı. Suriye’de F-35 düşmesi demek proje için çok büyük bir prestij kaybı olur. Hele ki bu S-400 marifetiyle yapılırsa o zaman denklem değişir. Bu nedenle ABD, İsrail’in çok fazla risk almasını istemiyor. Burada en önemli hususlardan biri de F-35 radar kesit alanı istihbaratının Suriye’deki S-400 tarafından tespit edilme ihtimali. Bu bizi tüm kullanıcı ülkelerin stratejik değeri olan F-35’in düşük görünürlük sırrının İsrail tarafından bir nevi faş edilmiş olması sonucuna götürür." dedi.

Türkiye’nin kaç radar aldığı net bir şekilde paylaşılmadı: Sistemin kurulacağı şehir sayısı bu bilgiye göre değişebilir

Askeri Havacılık Araştırmacısı Hakan Kılıç, F-35’ler ve S-400’ler üzerinden çok sayıda spekülasyon olduğunu anlattıktan sonra, üzerine tartışılması gereken temel konularından birinin “Türkiye’nin kaç adet ana arama-tarama radarı satın aldığı” sorusunun yanıtı olduğunun altını çizdi.

Türkiye’nin 2 filodan oluşan 4 bataryayı, 4 ayrı yere koyabileceğinin kamuoyuna yansıdığını ancak bu konuda gri alanlar olduğunu anlatan Kılıç, şöyle devam etti:

“Aldığımız S-400’ler adeta bir kapalı kutu. 4 batarya geliyorsa neden bunları 2 ile yerleştirdiğimiz sorusu önemli. Seçeneklerden biri ana arama-tarama ve filo yönetim radarı olarak bilinen 91N6E Big Bird sisteminden kaç tane aldığımız. Şu an medyaya yansıyan kargo indirme görüntülerinde ve uydu fotoğraflarında 1 adet Big Bird görüldü. Yani tamamlanan 1.Filo için 1 Big Bird. Eğer bundan filo başına 1 adet aldıysak kurulumu sadece tek şehre yapabiliriz manası çıkabilir.

Bataryaları 4 şehre kurmak istiyorsak bizim 4 batarya için 4 adet Big Bird almamız lazım. Savunma Bakanlığı’nın da bu konuda net bir açıklaması yok. Diğer yandan 1.Filoyu oluşturan 2 bataryada 2’şer adet 92N6E Grave Stone radarı ve 96L6E Cheese Board radarı var. Bu iki radar da arama yapıyor ama Big Bird’e göre daha kısa menzilliler ve ana görevleri füzeleri güdülemek. Buradan çıkan sonuç bir filonun her iki bataryasının iki uzak ile mesela İstanbul-Ankara’ya konuşlanabileceği.

100 km uzaklıkta kurmak zorunda kalınabilir
Big Bird radarının sadece filo başına 1 adet geldiği için bir bataryada olmaması komuta-kontrol, verimlilik zafiyeti oluşturur mu sorusu son derece önemli. Aynı şekilde ‘Mast’ denen yükseltici kulelerden de 4 adet geldi. Demek ki 4 adet atış kontrol radarı için 4 Mast kullanılacak.

Sonuçta zafiyet oluşturmuyorsa yani eğer sorunun cevabı hayır ise o durumda 1.Filonun 2 bataryası uzak illere, evet ise sadece Ankara’ya ve en fazla 100 km mesafedeki başka bir yere konuşlanabilir. Çünkü Radyo frekansı veya fiber optik kablo marifeti ile komuta aracı en fazla 100 km uzaktaki hançeri komuta edebiliyor.

Dolayısı ile eğer 2020 de gelecek 2.Filo da aynı konfigürasyonda gelirse 4 S-400 bataryasının birbirinden çok uzak 4 farklı coğrafyaya yerleştirilmesi veya 2 farklı coğrafyaya yerleştirilesi hususunda net bir şey söylemek için yukarıdaki soruların cevabını bilmek şart. En azından Ankara’da 1 Big Bird var iken İstanbul’da diğer iki radarla donatılan ikinci bataryanın kusursuz ve yüksek verimde çalışıp çalışmayacağını bilebilmek lazım."

Birbirlerini görmeleri/görmemeleri şimdilik spekülasyon
F-35 ve S-400’lerle ilgili ‘birbirlerini gördü ya da göremedi’ tarzı yaklaşımların şu an için sadece spekülasyondan ibaret olduğuna dikkati çeken Kılıç, “Net şekilde konuşmamız için F-35’lerin S-400’ün tamamen koruduğu bir alanın bombalanması lazım. Suriye’deki Rus üssünün mesela” dedikten sonra, şöyle devam etti:

Sosyal medyadan konuştuğumuz İsrailli savunma uzmanları ‘reflektörleri çıkarıp o şekilde operasyon yapıyoruz’ diyorlar. Ancak bu resmi açıklama değil ve ben reflektörleri çıkarabileceklerine inanmıyorum.

Radar reflektörleri barış zamanı F-35’ler hava trafik radarları görsün, sivil hava trafiğine risk oluşturmasın ve düşmanın F-35’in ne kadar az göründüğü konusunda istihbarat toplayamasın diye takılan radar yansıtıcılarıdır. Yani düşük görünürlüklü uçağı kabak gibi görünür kılar.

Bu sadece İsrail, hatta ABD’yi değil tüm F-35 kullanıcısı ilgilendiren bir durum. Kullanıcılar kafalarına göre bunu savaş durumu hariç çıkaramıyorsa İsrail’e itiraz eden illaki olurdu. Örneğin Kanada, Hollanda veya Norveç neden uçaklarının sırrının İsrail’in çıkarları için deşifre edilmesine razı olsun?

S-400’ün radar ve füze menzili ne kadar?
Kılıç, S-400’ler konusunda özellikle radar ve füze menzillerine ilişkin birbirinden farklı bilgilerin kamuoyunda dillendirildiğini vurgulayarak, konuya ilişkin şu bilgileri verdi:

“Rus savunma ürünlerinin ihracat eden firma Rosoboronexport’un resmi sitesi ve savunma sanayi fuarlarında dağıttığı resmi kitap, katalog ve broşürlere göre radar ve füze menzilleri şöyle:

Big Bird ana arama-tarama ve filo yönetim radarı

4 m² Radar Kesit Alanı değerine sahip tüm hedefler için 390km menzilli.

Stratejik uzun menzilli bombardıman uçakları için kataloglarına göre 570 km, web sitesine göre 600 km menzilli.

F-16 gibi savaş uçaklarına yani taktik uçaklara karşı menzil değeri yazmamakta ama klasik radar -mantığı ve genel kaidelere göre bir radar dev stratejik bombardıman uçağını 570-600 km mesafeden görebiliyor ise savaş uçağını maksimum 400-450 km mesafeden görebilir. Buradan çıkan sonuç bir Yunan Mirage uçağı S-400 tarafından 450 km gibi bir mesafede tespit edilecektir.

2800m/s hızla uçan ve 0,4m² radar kesit alanı olan balistik füzeler için 250 km.

4800m/s hızla uçan ve 0,4m² radar kesit alanı olan tüm balistik hedefler için 230 km.

İzlenen Hedef Sayısı 300 adet.

92N6E MFR (Çok Fonksiyonlu Radar) Grave Stone

16 m² radar kesit alanı olan uçaklarını 340 km’den,

4 m² olanları ise 250km’den,

45 derecelik kalkış açısında 0.4 m² kesit alanı olan balistik füzeleri ise 185 km’den tespit edebilir.

96L6E2 Cheese Board

Bu yüksek irtifa radar sistemidir. 100 km yükseklikteki hedefleri tespit edebilir. 100 hedefi izleme yeteneğine sahip ve elektronik harbe karşı dayanıklı.

48N6E/2/3 füzeleri

-E versiyon 120 km, E2 ve E3 240-250 km menzilli.(Medyaya yansıyan görüntülerde bu füzeleri taşıyan araç, lançer ve kanisterler görüldüğü için aldığımızı varsayıyorum. Ancak hangi versiyonu olduğunu bilmiyoruz)

40N6E Füzesi

-395 km menzilli. (Medyaya yansıyan görüntülerde bu füzeyi taşıyan araç, lançer ve kanisterleri gördük. Dolayısı ile Türkiye S-400’ün en uzun menzilli füzesini de aldı varsayıyoruz)

9M96E ve 9M96E2 Füzeleri

-96M6E 40-60 km,

-9M96E2 120 km menzilli (Bunu taşıyan araçlar da çok net ve açık şekilde görüldü. Ayrıca füzelerin içinde oldukları kanisterler).

EMNİYET GENEL MÜDÜR YARDIMCISI ERDOĞAN’IN KORUMA SORUMLUSU

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararnameyle merkez teşkilatında 7 genel müdür yardımcısı arasında iş bölümü yapıldı.

Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş’ın onayladığı yeni düzenlemeye göre, Kayseri Emniyet Müdürüyken Emniyet Genel Müdür Yardımcısı olan İbrahim Kulular, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un güvenliğinden sorumlu olacak. Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi ile TBMM Koruma Dairesi Başkanlığı yeni iş bölümü çerçevesinde Kulular’a bağlandı. Kulular, mesleki kariyerinde uzun yıllar merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in yakın koruma amiri olarak görev yapmıştı. Kulular ayrıca, Göçmen Kaçakçılığı ile Mücadele ve Hudut Kapıları Dairesi’nden sorumlu olacak.

Yeni düzenlemede özellikle emniyet içinde FETÖ’yle mücadeleyi yürüten KOM Dairesi Terörle Mücadele Dairesi ve Siber Suçlarla Mücadele Dairesi, KOM Dairesi Başkanlığı’ndan genel müdür yardımcılığına getirilen Resul Holoğlu’na bağlandı.

Düzenlemeye göre, asayiş, güvenlik ve narkotik suçlarla mücadele birimleri Erhan Gülveren’e, destek hizmetleri, haberleşme ve bilgi teknolojileri birimi Adem Çakıcı’ya, personel, koruma ve sosyal hizmetler birimi Ahmet Şengün’e, hukuk işleri birimi Selami Hüner’e, İnterpol, havacılık, dışilişkiler ve trafik birimleri ise kaymakam kökenli genel müdür yardımcısı Fatih Serdengeçti’nin sorumluluğunda olacak.

TÜRKİYE, RUSYA, İRAN ABD DOLARINA VEDA MI DİYOR?

ABD dolarının hegemonyasına son vermek için dünya genelinde yürütülen kampanyanın giderek güçlendiğini belirten Avusturya merkezli Contra Magazin dergisi; Rusya, Türkiye ve İran'ın ABD dolarına 'elveda' dediğini yazdı.

ABD'nin baskıcı politikalarına tepki olarak dolar kullanımını azaltma politikası izleyen ülkeler, bu konuda önemli ilerleme kaydetti.

Bu bağlamda yeni süreçte uluslararası ticarette yerel paraların ve euronun kullanıldığını kaydeden Contra Magazin, özellikle Rusya, Türkiye ve İran'ın dolara 'elveda' dediğinin altını çizdi.

Contra Magazin'e konuşan İran Merkez Bankası Başkanı Abdülnasır Hemmati, Rusya ve İran'ın tüm ticari işlemleri yerel parayla yaptığına, İran-Türkiye ticaretinin yaklaşık yüzde 30-50'sinin euro ya da yerel parayla gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, bu eğilim sonucunda doların pazardaki payının azaldığını ve ABD'nin ticari işlemleri takip etme imkânından mahrum kaldığını söyledi.

ABD'nin geçen hafta Tahran'a yönelik İran Merkez Bankası'nı da kapsayan bir yaptırım paketi kabul ettiğini ancak İranlı bankaların Amerikan finans sisteminden çıktığı için yaptırımların etkisiz olacağını yazan Contra Magazin, "Bu cezai önlemler, ABD'nin İran'a diz çöktürme kampanyasının bir parçası" ifadesini kullandı.

Yeni yaptırımları 'psikolojik nüfuz' girişimi olarak niteleyen Hemmati, bunun sonuç vermeyeceğini, zira İran Merkez Bankası'nın işlemlerin yapılması için farklı yöntemler kullandığının altını çizdi.

'RUSYA, PETROLÜ EURO VE YUANLA SATIYOR'

Contra Magazin, Rusya gibi büyük petrol üreticilerinin yanı sıra Çin ve AB gibi tüketicilerin de ABD'nin nüfuzunu azaltmak için küresel ticareti çeşitlendirme taraftarı olduğunu kaydetti.

"Rusya, petrolü euro ve yuan ile satıyor. Venezüella ve İran, petrolünün büyük bölümünü dolar kullanılmadan satıyor. Doların zayıflaması, doları küresel rezerv para birimi statüsünden mahrum bırakacak' diye devam eden Contra Magazin, bunun sonucunda ABD'nin diğer ülkelere nüfuz etme imkânının da azalacağını vurguladı.

İLK ADIM ARALIK 2014'TE ATILDI.Moskova ve Pekin, ticarette ulusal para birimlerine geçmeye ilk olarak Aralık 2014'te karar verdi.

O dönemden bu yana rubleyle doğrudan ticareti öngören anlaşmaları yürürlüğe koyan iki ülke, son olarak Haziran 2019 başında ulusal para birimleriyle ticaret yapılmasını öngören hükümetler arası anlaşma imzaladı.

Anlaşma kapsamında bu yıl sonuna kadar devreye sokulması planlanan SWIFT'in yerini alacak yeni sistemin öncelikle köklü Rus enerji ve tarım şirketleri tarafından kullanılması bekleniyor.

EURONEWS HABER AJANSI:

Mısır’da ikinci 'Arap Baharı' mı geliyor? 5 soruda Kahire'de neler oluyor?

Mısır’da son günlerde Devlet Başkanı Abdülfettah el Sisi aleyhinde hiç beklenmedik protesto gösterileri gerçekleşiyor. Geçen hafta binlerce kişinin sokaklara çıkarak Sisi’yi istifaya davet etmesi büyük bir sürprizle karşılandı. Çünkü ülkedeki muhalifler sıkı bir kontrol altında. Kısa sürede Devlet Başkanı Sisi aleyhinde protesto yapanlardan en az 2 bin kişi gözaltına alındı.

Çok sayıda gözaltıya rağmen protestocuların sesi daha gür çıkmaya başladı. Her ne kadar sabık Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’i iktidardan indiren 2011 yılındaki gösterilerle kıyaslanacak seviyede olmasa da akıllara “Mısır’da ikinci Arap Baharı mı olacak?” sorusu geliyor. Protestoların arkasındaki isim olarak İspanya’ya sürgüne giden 45 yaşındaki işadamı Muhammed Ali gösteriliyor. New York’tan dönen Sisi ise gülümseyerek "endişelenecek bir durum olmadığını" belirtiyor. Gözler protestolara çevrilirken Mısır’da neler olduğunu 5 soruda derledik.

  1. Protestolar nasıl başladı?

Protestolar, 45 yaşındaki Mısırlı işadamı Muhammed Ali’nin internete yüklediği videolar ile başladı. Ali kısa sürede ülkede sesini duyurdu ve Sisi karşıtı bir figür haline geldi. Muhammed Ali videolarda Devlet Başkanı Sisi ve Mısır ordusunun üst düzey komutanlarının yolsuzluk içinde olduğunu iddia ediyor. Mısırlı işadamı, suçlamalarında ayrıntılara yer verdiğinden iddialar ilgi görüyor ve sosyal medyada hızla yayılıyor.

  1. Sisi nasıl cevap verdi?

Protestoların yoğunlaştığı esnada Devlet Başkanı Sisi Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantıları için New York’ta bulunuyordu. Sisi, gösterileri “siyasal İslam” olarak suçladı. Sisi taraftarı Mısır medyası ise ülkede asayişin yerinde olduğunu ve önemli meydanların kontrol altında olduğunu duyurdu. Yabancı gazetecilere akreditasyon veren hükümet ofisi ise uluslararası gazetecilerden olayları “abartmamasını” istedi.

Seçimle işbaşına gelen Muhammed Mursi’yi askeri darbeyle görevden alan Sisi yönetimi işbaşına geldikten sonra ülkede protesto hakkını iyice sıkılaşmıştı. Muhammed Ali’nin videolarından sonra başlayan gösterilerde çok sayıda kişi gözaltına alındı. Bazı insan hakları kuruluşlarına göre bu sayı 2 binden fazla. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Mısır’ın Batılı müttefiklerine insan hakkı ihlallerine karşı duyarlı olması çağrısında bulundu.

Mısır Devlet Başkanı Sisi Birleşmiş Milletler toplantısı için gittiği New York'ta da protesto edildi.Reuters

  1. Protestoların arkasındaki işadamı Muhammed Ali kim?

İnternete yüklediği videolarla bir anda Mısır’ın gündemine oturan 45 yaşındaki Muhammed Ali bir inşaat şirketinin eski sahibi. İddiasına göre Ali’nin şirketi Mısır ordusunun ihale ettiği bazı projeler için iş yaptı. Gördüğü lüzum üzerine genç işadamı satabildiği mallarını satıp İspanya’ya göçtü. Ali’nin babası ve birçok aile üyesi ise halen Mısır’da. Baba, iddialarına inanmadığını söylüyor.

  1. Videodaki yolsuzluk iddiaları neler?

Muhammed Ali paylaştığı videolarda Mısır ordusunun yaptığı işler için kendisine milyonlarca dolar borcunu ödemediğini iddia ediyor. Ali, Sisi ve orduyla ilgili suçlamalardan dolayı başına gelebileceklerden korktuğu için Mısır’dan ayrıldığını belirtiyor.

45 yaşındaki Muhammed Ali, Mısır ordusunun kamu fonlarını usulsüz ve keyfi şekilde harcadığını savunuyor. Ali’nin diğer önemli iddiası ise Devlet Başkanı Sisi hakkında. Muhammed Ali, Sisi’nin kamu fonlarını saraylar ve villalar yaptırmak için kullandığını ileri sürüyor.

  1. Mısırlılar neden protestolara katılıyor?

Muhammed Ali’nin iddialarının karşılık bulması ve halkın bir kesiminin protestolara başlamasının önemli sebeplerden birisi ülkenin ekonomik durumu. Ülkedeki ekonomik durgunluk sebebiyle Sisi’nin popülaritesinin giderek düştüğü yorumları yapılıyor. Ülkede sıkı bir kemer sıkma politikası uygulanıyor. Mısır parasının değeri de oldukça düşmüş durumda.

İNGİLTERE BAŞBAKANI JOHSON GÖREVDEN ALINABİLİR

Britanya Başbakanı Boris Johnson gelecek hafta görevden alınabilir.Milletvekili Hosie, muhalefet partilerinin Johnson için güvensizlik oylaması yapmayı düşündüğünü belirtti

Kıdemli İskoçya Ulusal Partisi Milletvekili Stewart Hosie, önümüzdeki hafta Avam Kamarası'nda Britanya Başbakanı Boris Johnson'a karşı bir güvensizlik oylaması yapılabileceğini ifade etti. Güvensizlik oylamasının yapılması ve başarılı olması durumunda Johnson başbakanlık görevinden alınabilir.

Westminster'da muhalefet partilerinin liderleri arasında yapılan görüşmeden sonra BBC Radio 4'ün 'Today' programına konuk olan Hosie, "Anlaşmasız Brexit'i engellemenin tek seçeneği bu gibi görünüyor" diye konuştu.

Güvensizlik oylaması hakkında konuşan vekil, "Bunu yapmak zorundayız çünkü başbakanın yasalara  ve parlamentonun aldığı süreyi uzatma kararına dair hiç güven yok" dedi ve ekledi; "Süreyi uzatmak konusunda kararlıysak tek seçeneğimiz bu". 

Bir dönem İskoçya Ulusal Partisi'nin başkan yardımcılığını da yapan Hosie, Muhafazakar Parti'deki 'isyancıların' da anlaşmasız Brexit'i engellemek için muhalefet partilerine destek vermesi gerektiğini ifade etti.

Johnson'ın yerine göreve geldiği eski başbakan Theresa May'e karşı da kısa süre önce güvensizlik oylaması yapılmıştı ancak parlamento güven oyu vermişti.

MEDYA YATIRIMLARI ARTTI

Türkiye’de yılın ilk yarısında medya yatırımları 4,3 milyar TL oldu.2019 İlk 6 aylık reklam yatırımları açıklandı. Yapılan açıklamaya göre 2019’un ilk 6 ayı, geçtiğimiz ayın ilk 6 ayına göre reklam yatırımlarında yüzde 3,8’lik bir küçülme gerçekleşti.

Türkiye'de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları 2019 İlk 6 Ay Raporu'na göre; toplam medya yatırımları yılın ilk yarısında 4,3 milyar TL olarak gerçekleşti. İlk 6 aylık verilere göre medya yatırımlarında en büyük pay yine televizyonun oldu. Yüzde 48,1 pay ile birinci olan televizyonu yüzde 31 ile dijital mecralar izledi. Türkiye pazarlama iletişimi dünyası sektörün gelişimi adına derneklerin birbiriyle yakından çalıştığı yeni bir döneme girdi, buna paralel olarak bu yıl ilk kez dernekler deneyimlerini birleştirerek Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları Raporu'nu birlikte hazırladı. RD, RVD, IAB TR, ARVAK, URYAD, MMA olmak üzere tüm sektör derneklerinin verilerini bir araya getiren rapor, yeni bir metodoloji ile hazırlandı.

Medya Raporu bu yıl, gelişen teknoloji ve güncel sektör dinamiklerine en uygun hale getirmek adına yeni bir metodoloji ile hazırlandı. Reklamcılar Derneği, Açıkhava Reklamcıları Vakfı (ARVAK), İnteraktif Reklamcılık Derneği (IAB TR), Mobil Mecralar Araştırma Pazarlama ve Reklamcılık Derneği (MMA), yıllardır kendi mecraları özelinde kendi metodolojileri ile hazırlayarak açıkladığı veriler bu yıl ilk kez bir araya getirildi.

Sektör derneklerinin bağımsız danışmanlık şirketi Deloitte iş birliğiyle hazırladığı 2019 yılının ilk 6 ayının verilerine yer verilen Medya ve Reklam Yatırımları Raporu düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı.

Toplantıya; Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Volkan İkiler, Reklamcılar Derneği Medya Asbaşkanı Banun Erkıran,  Reklamverenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Pura, Reklamverenler Derneği Başkan Yardımcısı Ayşen Akalın, Reklamverenler Derneği Başkan Yardımcısı Gökhan Akça, IAB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Neslihan Olcay, ARVAK Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Tezcan, URYAD Yönetim Kurulu Başkanı Olcay Akay, MMA Yönetim Kurulu Eşbaşkanları Handem Çelenkler ile Erdem Tolon ve Deloitte Türkiye Direktörü Alper Günaydın katıldı.

Toplantıda, Reklamverenler Derneği Başkan Yardımcısı Gökhan Akça moderatörlüğünde, dernek başkanlarının katılımıyla sektördeki son gelişmelerin değerlendirildiği bir panel düzenlendi.

DERNEKLER GÜÇLERİNİ SEKTÖRÜN GELECEĞİ İÇİN BİRLEŞTİRDİ

Bu yıl Türkiye pazarlama iletişimi dünyası için çok önemli bir adım atarak, tüm sektör derneklerinin el ele verdiği ve sektörün gelişimi adına derneklerin birbiriyle yakından çalıştığı yeni bir döneme girdiklerini belirten Reklamcılar Derneği Başkanı Volkan İkiler yeni metodoloji ile ilgili şöyle konuştu: “Tüm sektör derneklerimizin yıllardır kendi mecraları özelinde kendi metodolojileri ile yayınladıkları Türkiye Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları verileri her yıl merakla bekleniyor ve kabul görüyor. Bu yıl sektör dernekleri olarak güçlerimizi birleştirdik ve 2019 yılı itibariyle, medya yatırımlarını tüm sektör derneklerinin ortak çalışmasıyla açıklamaya karar verdik” dedi.

Sektör büyüklüğünün sağlıklı bir şekilde raporlanmasının, sektörün gelişimi açısından büyük önem arz ettiğini dile getiren İkiler, “İletişim dünyasındaki değişim ve gelişimin ortaya konması ve reklam yatırımlarının verimli bir şekilde yönlendirilmesi bakımından ölçümleme, en kritik noktalardan biri. Türkiye Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları Raporu’nu hazırlarken doğru ve verimli ölçümleme ve raporlama için çalıştık. Büyümeler kadar daralmanın görüldüğü yıllarda da aynı açıklık ve kararlılıkla veri paylaşmayı sürdürdük ve sürdüreceğiz. Kurumsallaşmak, Türkiye pazarlama sektörü olarak birbirimize sonsuz desteğimizi ve işbirliğimizi göstermek en büyük gayelerimizden. Sektörümüzün geleceğine birlikte yön veriyoruz. Hedefimiz sektörü sağlıklı şekilde büyütmek” diye konuştu.

TELEVİZYON YÜZDE 48,1 PAZAR PAYI İLE LİDERLİĞİNİ KORUDU

Rapora göre, medya yatırımları 2019 yılının ilk altı ayında 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 3,8 düşerek 4.327 milyon TL olarak gerçekleşti. Yaratıcı işler, yapım, baskı, BTL, sponsorluk ve reklamveren hizmet bedellerini içeren ve toplam yatırımların yüzde 25’ini oluşturan reklam yatırımları ise 1.080 milyon TL oldu. Toplam medya ve reklam yatırımları ilk altı ayda 5,4 milyar TL olarak gerçekleşti.

Medya yatırımlarında en büyük payı yılın ilk yarısında da yüzde 48,1 ile bir kez daha televizyon kuruluşları aldı. Televizyonu yüzde 31,0 ile dijital mecralar takip etti. Üçüncü sırada %9,1 ile açıkhava yer aldı. Yılın ilk altı ayında en büyük düşüş basın yatırımlarında yaşandı. Basın yatırımları yüzde 30,9 düşerek yüzde 6,8 pazar payı ile dördüncü sıradaki yerini korudu. 2019 yılının ilk yarısında televizyonlara yapılan medya yatırımı 2.083 milyon TL olarak gerçekleşirken, dijital mecralara 1.343 milyon TL’lik yatırım yapıldı.

2019 yılının ilk altı ayında medya yatırımları arasında dijital mecralara yapılan yatırımlar önemli ölçüde arttı. Dijital mecralara yapılan yatırım 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 10,8 arttı. Medya yatırımları arasında en fazla paya sahip olan TV yatırımları ise yüzde 7 azaldı. Açıkhava yatırımları yüzde 1,8 düşüşle 395 milyon TL, basın yatırımları yüzde 30,9 düşüşle 294 milyon TL, radyo yatırımları yüzde 5.1 düşerek 157 milyon TL olarak gerçekleşti. Sinema yatırımları söz konusu dönemde yüzde 8,2 arttı ve 55 milyon TL oldu. Radyonun toplam medya yatırımlarındaki payı yüzde 3,6 olurken sinemanın payı  yüzde 1,3’te kaldı.

DİJİTALDE AĞIRLIK DISPLAY’DE

2018 yılının aynı dönemine göre en fazla artışın yaşandığı dijital mecralarda toplam 1.343 milyon TL’lik yatırım içinde en fazla payı 773 milyon TL ile display aldı. Display’deki artış yüzde 10 olarak gerçekleşirken bu alanda gösterim/tıklama bazlı mecraların payı yüzde 68, videoların yüzde 24, native’in payı yüzde 8 olarak gerçekleşti. Dijital mecra yatırımlarında display’i yüzde 12 artışla arama motoru, yüzde 8 artış ile ilanlar izledi. Bu yatırımların yüzde 18,5’ini sosyal medya, yüzde 59,5’ini mobil platform yüzde 67,7’sini programatik yatırımlar oluşturdu. Öte yandan ilk yarıda 395 milyon TL olarak gerçekleşen açıkhava medya yatırımlarının 45 milyon TL’sini yüzde 59 artışla dijital açıkhava, 59 milyon TL’sini yüzde 14 düşüşle büyük alan ve 291 milyon TL’sini yüzde 5 düşüşle reklam üniteleri yatırımları oluşturdu.

TRT YENİ YENİ SPOR KANALINI RESMEN DUYURDU
TRT Genel Müdürü İbrahim Eren, yayın hayatına başlayacak TRT Spor2 kanalıyla ilgili, "Sporu bütün yönleri ile vatandaşlarımızla buluşturacak, toplumdaki spor kültürünü geliştirecek, sporun yaygınlaşmasını, hemen her yaştan insanımızla buluşturmayı sağlayacak yayınlar yapacak yeni bir kanala ihtiyaç oluğunu düşündük." değerlendirmesinde bulundu.
İbrahim Eren, yaptığı açıklamada, sporun yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğuna inandığını anlatarak, şunları kaydetti:

"Profesyonel olarak bir spor dalı ile uğraşanların yanı sıra sporu bir hafta sonu aktivitesi olarak değerlendirenler de az değil. Dünyada hızla gelişen sağlıklı yaşam amaçlı spor eğilimlerini hepimiz yakından takip ediyoruz. Ülkemizde de artık her mahallede spor merkezlerinin açıldığını ve halkımızın spor tesislerine akın ettiğini gözlemleyebiliyoruz. Şu çok açık görülüyor ki tesisleşme yatırımları sayesinde insanlar özellikle çocuklarının spor yapmasına çok önem vermeye başladı. Herkesin spor ile ilişkisi farklı bir şekilde kendini gösteriyor.

Sporu keyifli bir vakit geçirme, bir seyir etkinliği olarak gören geniş bir kitle de var. Dünyanın her yerinde bu kitleyi görmek mümkün. Bugün dünya nüfusunun yüzde 70'i bir şekilde spor ile ilgileniyor. Dünya nüfusunun yüzde 24'ü her yıl en az bir defa bir maça gidiyor. İnsanların ilgi ve merakını gösteren bu verilerin yanı sıra hayatımızı çok yönlü etkileyen spor, büyük bir ekonomiye yön veriyor. Spora harcanan sıcak para tam 500 milyar dolar seviyesinde. Tekstil, reklam, gıda, sağlık gibi spor ile ilgili diğer endüstrileri de dahil ettiğimizde 1,6 trilyon dolarlık dev bir bütçe karşımıza çıkıyor."
Uluslararası alanda her spor branşının önemli bir ekosistemi olduğunu belirten TRT Genel Müdürü Eren, Türkiye'nin de hemen hemen her sporda var olduğunu aktararak, şu ifadeleri kullandı:

"TRT SPOR İLGİYLE TAKİP EDİLİYOR"
"İnsan hayatını bu kadar yakından etkileyen spora toplumlara pozitif etkisi açısından yaklaştığımızda bu adımı atmak gerekti. Ülkemizde spor yayıncılığı konusunda parlak bir birikime sahip olan, bugün de bu yayıncılıkta lokomotif konuma sahip olan TRT, spor camiasına yeni atılımlarla katkı sağlamak arzusundadır. TRT Spor kanalımız, izleyicilerimiz tarafından ilgiyle takip edilmekte. İzlenme oranı olarak da birinci kanal olmamız bunun bir göstergesi.

Kaliteli yayıncılığı önceleyerek rekabetin olduğu bu alanda izleyicilerimize spora dair her şeyi sunmaya çalışıyoruz. Futbolun ülkemizdeki tüm yayıncılık mecralarında baskın olduğu dönemde, mevcut kanalımızda sporun birçok branşına zaten yer veriyorduk. Dünyanın en büyük spor organizasyonu olimpiyatlar, Filenin Sultanları'nın dünya ve Avrupa sınavları, atletizm, güreş, tekvando, halter, yüzme, boks, cimnastik, judo, karate ve daha birçok branşın dünya ve Avrupa şampiyonalarına ekranımızda yer verdik."
Bu yıl şu ana kadar 400 canlı yayın gerçekleştirdiklerini, bunların 191'inin futbol, 201'inin ise diğer branşlarda olduğunu ifade eden Eren, şöyle devam etti:

"Federasyonlarımızın sayısı futbolla birlikte 65'e ulaştı. Bu da birçok faaliyet, şampiyona ya da kupa organizasyonu demek. Takdir edilir ki bütün bu spor müsabakaları, tek bir kanalın yayınlayabileceği sayıdan çok fazla olacaktır. Sporu bütün yönleri ile vatandaşlarımızla buluşturacak, toplumdaki spor kültürünü geliştirecek, sporun yaygınlaşmasını, hemen her yaştan insanımızla buluşturmayı sağlayacak yayınlar yapacak yeni bir kanala ihtiyaç oluğunu düşündük.

Bu konuda Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Mehmet Muharrem Kasapoğlu'nun da katkılarıyla Bakanlığımızın çok değerli uzman personeliyle birlikte uzun süren titiz çalışmalar yaptık. Sonucunda Türk sporuna hizmet edecek, sporun futbol dışındaki tüm amatör ve profesyonel olimpik branşlarının yer alacağı yani sporun her rengini görebileceğimiz bir kanalı halkımız ile buluşturuyoruz. Bu vesileyle Sayın Bakanımıza, Bakanlığın değerli yöneticilerine ve çalışanlarına teşekkür ediyorum."

"OLİMPİYAT OYUNLARININ YENİ ADRESİ DE TRT SPOR2 OLACAK"
TRT Spor2'nin içeriği hakkında bilgiler de veren Eren, tüm federasyonlar ile ulusal ve uluslararası bütün faaliyetlere açık olduklarını vurguladı.

Birçok branşı izleyiciye ulaştıracaklarını anlatan Eren, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Bakanlık ile yaptığımız yayın planlaması ile federasyonlar da müsabaka takvimini hazırlarken kanalımızın yayın akışını dikkate aldı. Atletizm, yüzme, güreş, tenis, eskrim, geleneksel spor dalları, okçuluk, masa tenisi, basketbol, buz hokeyi gibi birçok branştaki müsabakaları canlı ya da banttan ama mutlaka izleyiciye ulaştıracağız. Ayrıca, engelli (paralimpik) sporcularımızın da faaliyetlerini yakından takip edeceğiz. Bütün bunların yanı sıra Gençlik ve Spor Bakanlığımızın 'Sporun Tabana ve Kitlelere Yayılması Projesi' kapsamında spor kültürünü büyütecek programlar, sporda büyük başarılara imza atmış sporcularımızın hayat hikayeleri de kanalımızda yer alacak.
TRT'nin bir klasiği haline gelen olimpiyat oyunlarının yeni adresi de bundan böyle TRT Spor2 kanalımız olacak. Dünya ve Avrupa atletizm şampiyonaları geniş bir şekilde ekranlarımızda yer alacak. Her hafta sayısız canlı yayın... Branşlardan haberler, önemli gelişmeler... Sporcuların sadece müsabaka anları değil, yaşam kesitlerinden örnekler ve kampları da yeni kanalımızda olacak."

"ARTIK FUTBOL HARİCİNDEKİ BRANŞLAR DA EKRANLARDA DAHA FAZLA YER BULACAK"
Sporun gençleri kötü alışkanlıklardan da uzak tuttuğunu aktaran Eren, şu ifadeleri kullandı:

"Biz, tüm Türkiye'nin, özellikle de gençlerimizin futbol dışındaki spor dallarıyla da tanışmasını arzu ediyoruz. TRT Spor2'de bu amacımız için çok çalışacağız. İlgili spor branşı nasıl oynanır, bulunduğunuz şehirde nerede yapabilirsiniz gibi programlar TRT Spor2'de yer alacak. TRT Spor2 ile Türk sporu yeni bir döneme başlıyor. Artık futbol haricindeki branşlar da ekranlarda daha fazla yer bulacak. İnanıyorum ki yıllar sonra olimpiyat oyunlarındaki başarımızdan bahsederken, çocuklarımızın TRT Spor2 sayesinde futbol dışındaki branşlara yöneldiğini ve bu başarılarının en büyük nedenleri arasında TRT Spor2'nin olduğunu konuşacağız. Çünkü marifet iltifata tabidir. Emeğin karşılığını ekranda görmek, gençleri teşvik edecektir diye düşünüyorum. TRT Spor2 ile Türk sporuna yeni bir soluk kazandıracağımıza canıgönülden inanıyorum. TRT Spor2, Dünya Atletizm Şampiyonası'yla ilk iddialı yayını gerçekleştirecek. Şampiyonanın bütün yönlerini ekrana getireceğiz. Ekibimiz de biz de hazırız. Atletizm ile ilgilenenleri ve tüm sporseverleri TRT Spor2'nin keyfini çıkarmaya davet ediyorum. 'Sporun her rengi' sloganıyla test yayınına başlayan TRT Spor2 kanalı, tüm spor camiasına ve yayıncılık sektörüne hayırlı olsun."

"TRT, HER YAŞ GRUBUNDAN HEDEF KİTLEYE TEMAS ETMEYİ ÇOK ÖNEMSİYOR"
İbrahim Eren, TRT'nin serüvenini tek kelimeyle "öncülük" olarak tanımlayarak, şunları kaydetti:
"TRT'nin sahip olduğu birçok değer arasında öne çıkanlardan bir tanesi de, kendisini takip edenlere yol açan bir öncü kimliği olması. Milletimizin hafızalarında canlılığını koruyan birçok ilki gerçekleştiren TRT, her yaş grubundan hedef kitleye temas etmeyi çok önemsiyor. İngilizce ve Arapça başta olmak üzere yabancı dillerde yaptığımız etkili yayınlar, haber programları, diziler, tarihin ruhunu incitmemeyi şiar edinen yapımlar, Türk yönetmenlerin gözünden dünyaya başka açılardan bakan belgeseller, animasyon diziler, dijital mecralarda ürettiğimiz içerikler gibi saymakla bitmeyecek birçok önemli yayıncılık başarısına imza attı, atmaya da devam ediyor."

TRT'nin yayıncılıkta 92 yılı geride bıraktığını hatırlatan İbrahim Eren, spor yayıncılığının da önemini vurgulayarak şunları aktardı:

"Kurulduğu günden bu yana haber, eğlence, spor, eğitim, kültür ve sanat alanında milletimizin farklı beklentilerini karşılayan kurumumuz, aynı zamanda bu alanlarda ülkemizin sosyo-kültürel gelişimine de büyük katkılar sağlamıştır. Kısacası TRT, Cumhuriyetimizin kuruluşunun ardından konuk olduğu evlerimizde sadık bir dost ve iyi bir yol arkadaşı olarak varlığını sürdürüyor. Az önce bahsettiğim yayınların yanında TRT'nin en başarılı ve öncü olduğu yayıncılık türlerinden birisi de spor yayıncılığı. Spor yayıncılığımızın kökleri de çok eskiye dayanıyor. Ülkemizin bu anlamda lokomotifi TRT'dir diyebiliriz.

TRT Radyoları kurulduğu günden bugüne yayınlarda spora genişçe yer verildi. Futboldan ata sporumuz güreşe kadar birçok dalda halkımız spor heyecanını TRT ile yaşadı. Halit Kıvanç, Orhan Ayhan, Tansu Polatkan gibi spor müsabakası anlatımlarıyla efsaneleşmiş isimlerin sesleri hala kulaklarımızda yankılanır. Sporcularımız sahada mücadele ederken, TRT'nin spor konusundaki öncü isimleri mikrofonları başında, kameranın önünde ve arkasında, onların başarılarını sizlere ulaştırmak için mücadele verdi."
Spor yayıncılığının televizyonla farklı bir boyuta geçtiğini belirten TRT Genel Müdürü, şu ifadelerini kullandı:

"Aslında vatandaşlarımız sporun birçok branşıyla TRT yayınları sayesinde tanıştı. Futbol dahil birçok spor branşının kısa sürede kitleselleşmesinde TRT yayınlarının çok büyük etkisi oldu. Spor yayıncılığı serüveninden konu açılmışken hafızalarımızı tazelemek, tarihimiz açısından kilometre taşı niteliğinde olan birkaç tarihi yayını da paylaşmak isterim; TRT'nin ilk naklen spor yayını radyodan 1933 yılında Türkiye-İtalya arasında oynanan güreş müsabakası ile başlar. Bundan bir yıl sonra ise ilk canlı futbol yayınını, Türkiye-Avusturya arasında oynanan maçı telefonla anlatan efsane spikerimiz Eşref Şefik yapmıştır. Televizyonun yayın hayatına başlaması ile spor yayıncılığı daha da büyük bir hız kazanmış, bugün bile heyecanla hatırlanan yayıncılık başarılarının altına imza atılmıştır. Televizyonda ilk canlı yayın 3 Ekim 1971 tarihinde, İzmir'de Karşıyaka-İstanbulspor maçı ile gerçekleşiyor. Ardından TRT'nin bir klasiği haline gelen atletizm branşı ile ilgili ilk canlı yayın da 6 Ekim 1971'de yine İzmir'in ev sahipliği yaptığı Akdeniz Oyunları ile yapılıyor."

"KURUMUMUZ, KAMU YAYINCISI OLMA BİLİNCİYLE VE ÖNCÜ OLMA MİSYONUYLA SPORA HEP BÜYÜK ÖNEM VERDİ"

Spor alanında heyecan ve tecrübeyi birleştirip en iyi yayını yapmaya çalıştıklarını vurgulayan Eren, "Hem takımında ilk kez forma giyen genç bir oyuncunun heyecanına hem de kulübüne yıllarca hizmet vermiş bir kaptanın deneyimine sahip olduğumuzu söyleyebilirim. Kurumumuz, kamu yayıncısı olma bilinciyle ve öncü olma misyonuyla spora hep büyük önem verdi. Rekabet duygusunu kaybetmeden, etik kurallar içerisinde kalarak ilkeli bir spor yayıncılığı yaptı. Magazin boyutundan çok, bir aktivite olarak sporun ta kendisi ile ilgilendi. Yüksek sesli tartışmalara teşne olmak yerine, kamuya yararı olan sportif etkinlikleri ekranlara taşıdı. Bugün de bu çizgide devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Milli maçlar, olimpiyat oyunları, atletizm şampiyonaları ve diğer spor müsabakalarını büyük bir titizlikle yayınladıklarını belirten Eren, "Sadece popüler branşlarda mücadele eden sporcular değil, sporun her dalında mücadele eden sporcularımızın yanında olduk. Onların coşkusunu, heyecanını ve emeğini izleyicilerimizle buluşturduk. Futbol Milli Takımımızın dünya üçüncülüğünün heyecanını da güreşte, halterde, atletizmde, tekvandoda bayrağımız göndere çekilirken yaşanan gururu da milletimizle TRT'de yaşadık. Bugün geldiğimiz noktada yayıncılık anlamında uluslararası kalitede işler yapıyoruz. Birçok uluslararası organizasyonda tamamen kendi çalışanlarımızdan oluşan ekipler tarafından çekimler yapılıyor ve dünyanın birçok ülkesinde bu yayınlar kullanılıyor. İlgili uluslararası kuruluşlardan yayıncılık faaliyetlerimizle ilgili de sayısız tebrik aldık. Gerçekten görünenin çok ötesinde işler yapıyoruz." ifadelerini kullandı.