Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (2 Eylül-8 Eylül 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
09 Eylül 2019 14:17

24 EYLÜL: ERDOĞAN BM’DE KONUŞACAK

BM 74. Genel Kurul çalışmalarına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katılacak. Erdoğan, 74 BM Genel Kurul çalışmalarına katılmak için 21 Eylül’de New York’a gelecek. Çok sayıda liderle ikili ve çoklu görüşmeler yapacağı belirtilen Erdoğan’a aralarında Dışişleri Bakanı Mevcut Çavuşoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda bakan ve üst düzey bürokratın eşlik etmesi bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 24 Eylül’de BM Genel Kurulu'na hitap edeceği bildirildi.

Erdoğan-Trump görüşmesi

New York’ta birçok liderle biraraya geleceği belirtilen Erdoğan,ABD Başkanı Trump’la da bir ikili görüşme yapabileceğini söyledi. Erdoğan'ın, Suriye'nin kuzeyinde bir "güvenli bölge" oluşturmak için son bir kez ABD Başkanı Donald Trump'la da görüşmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "BM Genel Kurulu'na gittiğimizde bu görüşmemiz gerçekleşirse bu konu masamızdaki en önemli konulardan bir tanesidir İdlib meselesi. Ayın 16'sında yapacağımız toplantıdan bir karar çıkacak. Bu kararı ikili görüşmemize taşıyacağız. İdlib bizim meselemizdir. Buradaki göç bizim sınırlarımızı zorlayacaktır. Bunun dertlisi olan biziz” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 25 Eylül’de New York’taki temaslarını tamamlaması bekleniyor.

23 Eylül’de 74.BM Genel Kurulu’nda, Genel Sekreter Antonio Guterres’in ev sahipliğinde çok sayıda liderin katılacağı ‘İklim Zirvesi’ düzenlenecek.24 Eylül’de BM 74. Genel Kurulu’nun üst düzey toplantıları başlayacak. Aralarında Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın’da bulunduğu çok sayıda lider BM Genel Kurulu’na hitap edecek.

Uluslararası siyasi krizler tartışılacak

BM 74. Genel Kurul çalışmalarında, ABD–Çin ticaret savaşı, Ortadoğu’da barış süreci, Suriye’de kalıcı barışın sağlanması, Yemen’deki insani kriz, Venezuela ve Ortadoğu’dan mülteci göçü, nükleer silahsızlanma gibi birçok uluslararası siyasi konunun yanı sıra, BM Sürdürebilir Kalkınma Hedefleri, uluslararası ekonomi, sağlık gibi alanlarda birçok üst düzey toplantı düzenlenecek.

16 EYLÜL :ERDOĞAN-PUTİN RUHANI BULUŞMASI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin,Ankara zirvesinde buluşacak.

İdlip ‘te son durum,Fırat’ın doğusunda Güvenli Bölke kurulması,İdlip’ten muhtemel göçün önlenmesive anayasa  komitesi’nin oluşturulması,masaya yatırılacak.

Anayasa komitesi:

Türk diplomata göre, komitenin 16 Eylül'e kadar oluşturulması büyük olasılıkla sağlanacak.Birleşmiş Milletler Suriye Temsilcisi Geir Pedersen da, anlaşmaya son noktayı koyabilmek için temaslarını hızlandırdı.

150 kişilik geniş komitenin içinden 45 kişilik çekirdek bir komite seçilecek, her bir madde en az yüzde 75'lik 'evet' oyuyla kabul edilecek.

Suriye için BM öncülüğünde Avrupa ülkelerinin de katılımıyla yürütülen Cenevre sürecine eklenecek olan Anayasa Komitesi'nin, biri Suriye hükümetinden, biri de muhalefetten olmak üzere iki eş başkanı olacak.16 Eylül'e kadar anayasa Komitesi sağlanamazsa, 17 Eylül'de New York'taki genel merkezde başlayacak olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da bu konu görüşülecek.

Komitenin oluşmasının önündeki engel Rusya'nın istediği 3 isim

Anayasa komitesinin oluşturulması aşamasında üç isim üzerinde uzlaşma sağlanamadı. İdlib'de rejim daha fazla ilerlemeden uzlaşma sağlanması ve masanın kurulması, Ankara'nın önceliği. Ancak Rusya'nın listede olmasını istediği bu üç isim, Türkiye için kabul edilemez.

Ocak 2018'de varılan anlaşmaya göre, muhalifler ve Suriye rejimi 50'şer kişilik listelerini oluşturdu. Ancak bağımsızlardan oluşan 50 kişilik listedeki 3 isme Ankara'nın itirazı var. Gerekçesi de, bu üç ismin PKK'nın Suriye kolu olarak kabul edilen PYD (Demokratik Birlik Partisi) ile bağlantısının olması.

Ankara, 16 Eylül'de Ankara'da yapılacak üçlü zirveye kadar bu isimler üzerinde de uzlaşma sağlamak ve rejim daha fazla ilerlemeden siyasi çözüm tartışmalarını başlatmak için adımlarını sıklaştırdı.

Türkiye'nin İdlib planı ne?İngiliz BBC’nin analizi:

Suriye'de muhalifler, 16 Eylül'de Ankara'da yapılacak Türkiye-Rusya-İran zirvesine kadar İdlib'de mevcut durumu korumaya çalışıyor, çünkü zirvede Anayasa Komitesi'nin duyurulması hedefleniyor. Komite oluşturulup siyasi çözüm için masa kurulduğunda ellerinin güçlü olmasını isteyen muhaliflere İdlib'de Türkiye de destek vermeye devam ediyor.

Rusya ve Türkiye'nin muhalifler ve rejim ordusu arasında silahtan arındırılmış bölge oluşturduğu İdlib'de Suriye ordusu, son haftalarda Rus hava desteği ve İran destekli Şii milislerin de katılımıyla operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Türkiye'nin, Rusya ve İran'la birlikte Eylül 2018 ‘de üzerinde uzlaşılan ateşkesi ve ihlâlleri takip etmek için kurduğu gözlem noktaları da tehdit altında.

Ağustos ayında İdlib'in güneyinde yer alan Han Seyhun   kasabasından Türkiye destekli muhalifler geri çekilince, Türkiye'nin bölgedeki Morek gözlem noktası da Suriye ordusu tarafından çevrelenmiş oldu.

Ankara'dan yapılan açıklamalara göre, operasyonlar ve çatışmalar sürse de Türkiye'nin gözlem noktaları taşınmayacak.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, Türkiye destekli muhaliflerin İdlib'den geri çekilmesi halinde, Suriye rejiminin Afrin'e de ilerlemek isteyeceğini, bu sebeple siyasi bir çözüm için masaya oturulana kadar, yani somut bir adım atılana kadar İdlib'de gözlem noktalarının korunacağını ve muhaliflerin çekilmemesi için desteğe devam edileceğini söyledi.

Yetkili, her ne kadar İdlib büyük oranda HTŞ'nin kontrolü altında olsa da, Türkiye destekli muhaliflerin de bölgede bazı alanlara hakim olduğunu hatırlatıyor

İdlib'den göçmen akını bekleniyor

Ankara, İdlib konusunu uluslararası alanda dile getirirken, İdlib'de yaşayan yüz binlerce kişinin Türkiye sınırına geleceğini ve yeni bir göçmen akını olacağını hatırlatıyor.Erdoğan,   İdlib'den gelen sığınmacı akınına da değinerek, Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların gönderilmesi ve yerleştirilmesi için Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulması talebini tekrarladı ve "oldu oldu, olmadı biz de kapıları açmak zorunda kalırız." dedi.

İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı ise, Çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında İdlib'den beklenen göçmen akını için "her koşul altında yeni bir göç dalgasını sınırlarımızın ötesinde karşılayacağız" demişti.

Ekim ayı başında da Türkiye'de, Suriye'ye komşu ülkelerden, yani Irak, Ürdün ve Lübnan'dan temsilcilerin geleceği bir "mülteci forumu" yapılması planlanıyor.

Aralık ayında da Cenevre'de de BM çatısı altında uluslararası bir mülteci zirvesi düzenlenecek.

ANADOLU AJANSI ANALİZİ

ABD’NİN FIRAT’IN BATISI’NI BOMBALAMASININ ARDINDA NE VAR?

Fırat’ın doğusuna bir Türk harekâtının eli kulağındayken ve Rusya destekli rejimin İdlib saldırılarına son vermesi beklenen bir ateşkes ilan edilmişken,” ABD’nin Fırat’ın batısını  bombalaması manidar.

Orta Doğu ve Türkiye gündeminin en önemli maddesini bu günlerde yine Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler oluşturuyor. Bir taraftan Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna harekât için gün sayıp bu meyanda ABD ile ortak harekât merkezi oluşturarak güvenli bölgenin uzunluğu ve derinliği hususunda görüşmeler yapıyor olması, diğer taraftan İdlib’de insani endişelerin artması, dünyanın gözünün tekrar bu bölgeye çevrilmesine yol açtı.

Sekiz yılı aşan Suriye savaşında diğer bölgelerin kısmen kimin hâkimiyet ve nüfuzu altında olduğu belli olmuşken, Suriye’nin kuzeyindeki durum nezaketini koruyor. İdlib’de Rusya destekli rejimin saldırıları büyük bir insani krize dönüşme eğilimindeyken, Türkiye’nin son inisiyatifiyle bir ateşkes ilan edilmiş durumda. Tam da rejim ve Rusya’nın ateşkes ilan ettiği günlerde, bu defa el-Kaide’yi bahane eden ABD’nin İdlib bölgesine bir hava saldırısı gerçekleşti. Fırat’ın doğusuna bir Türk harekâtının eli kulağındayken ve Rusya destekli rejimin İdlib saldırılarına son vermesi beklenen bir ateşkes ilan edilmişken, ABD’nin aniden İdlib’deki el-Kaide üssünü “keşfetmesi” ve burayı bombalaması manidar. Üstelik Türkiye ve ABD arasında, Fırat’ın doğusunda 450 kilometre uzunluğunda ve 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge kurulması hususundaki görüşmeler (tıpkı Münbiç’te olduğu gibi) ABD’nin zaman kazanmaya çalıştığı veya Türkiye’yi oyalamaya çalıştığı görüntüsü vermekteyken.

Türkiye’nin Ağustos ayında Fırat’ın doğusuna girme niyeti hem Rusya destekli rejimin İdlib’e saldırıları hem de ABD’nin oyalaması nedeniyle Eylül’e tehir edilmiş durumda. Fakat Putin’le görüşerek İdlib’de bir ateşkes yapılmasını sağlayan sayın Cumhurbaşkanı’mızın son açıklamaları, ABD’nin oyalama taktikleri karşısında artık daha fazla beklenemeyeceğini ve Eylül ayı içinde bir harekatın yapılacağını işaret ediyor. Zira hem Türkiye’de giderek ağırlaşan Suriyeli sığınmacılar problemi hem de her an İdlib’den yüksek yoğunluklu bir mülteci dalgasının gelebilecek olması ve dahası, bölgedeki PYD/PKK hâkimiyeti, Fırat’ın doğusuna askeri bir harekâtı kaçınılmaz kılıyor.

Son günlerde sınırımızda yapılan gösterilerin de Türkiye’nin dikkatini İdlib’e yönelterek Fırat’ın doğusunu unutturmak için yapılmış provokasyonlar olduğu düşünebilir.

Türkiye dikkatini Fırat'ın doğusuna teksif ediyor

Arap basınına yansıyan yeni projeksiyonlardaki İdlib haritalarında, rejim tarafından ele geçirilen güneydeki Han Şeyhun ile Ebu Zuhur arasındaki bölgenin hemen kuzeyinde Ma'arretü’n-Nu’man’ın bulunduğu Şam-Halep-Lazkiye ardındaki ana arterler olan M4 ve M5 otoyollarının kesiştiği bölgede, Türkiye ve Rusya’nın güvenliği birlikte sağlayacağı gri bir alana işaret ediliyor. Cisr eş-Şuğur ve Serakib’in kuzeyi, yani İdlib bölgesinin ise muhaliflerde kalacağı ifade ediliyor. Şayet böyle bir anlaşma yapıldıysa, İdlib’le ilgi sorunu şu an için çözmüş olan Türkiye’nin dikkatini Fırat’ın doğusundaki harekâta teksif etmesi mümkün. Zira Türkiye Fırat’ın doğusunda 450 kilometre genişliğinde ve 30 kilometre derinliğinde bir bölge oluşturduğunda, uzun zamandır Suriye’de istemiş olduğu güvenli bölgeyi (tampon bölgeyi) ilan etmiş olacak. Böylece kalan iki sözde PYD kantonu sınırlarımızdan uzaklaştırılmış olacağı gibi İdlib, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtlarında oluşturulan bölgelerde, sınırımızın büyük kısmında 30 kilometre derinliğinde (bazı yerlerde daha derin) bir güvenli bölgeye kavuşmuş olacak.

Bu adım tüm Suriye sınırımızı güvenli kılacağı gibi, Türkiye için varoluşsal bir tehdit oluşturan sözde PKK kantonlarını da izole edecektir. Rejimin Fırat’ın batısında Sünni Arap ve Türkmen muhalif çoğunluk aleyhine yapmış olduğu demografik değişim ve PYD’nin Fırat’ın doğusunda gerçekleştirdiği demografik değişimler, bu güvenli bölgelere sığınmacıların yerleştirilmesiyle nispeten dengelenmiş olacaktır. Bu aynı zamanda, Türkiye iç siyasetinde de Suriyelilerle ilgili yükün en azından bir kısmının hafifletilmesine imkân verecektir. Ayrıca sahada nüfuzunu önemli ölçüde arttıran Türkiye’nin, yakın zamanda başlaması beklenen siyasi pazarlıklarda elinin daha güçlü olmasını da sağlayacaktır.

Fırat’ın doğusunun Türkiye için bu kadar kritik ve önemli olduğu bir ortamda ABD’nin el-Kaide’yi bahane ederek İdlib’i bombalamasının, tamamen Türkiye’yi meşgul edecek ve oyalayacak yeni bir hamle olduğu çok açık.

Türkiye karşıtı propaganda

Fırat’ın doğusunun Türkiye için bu kadar kritik ve önemli olduğu bir ortamda ABD’nin el-Kaide’yi bahane ederek İdlib’i bombalamasının, tamamen Türkiye’yi meşgul edecek ve oyalayacak yeni bir hamle olduğu çok açık. Son günlerde sınırımızda yapılan gösterilerin de Türkiye’nin dikkatini İdlib’e yönelterek Fırat’ın doğusunu unutturmak için yapılmış provokasyonlar olduğu düşünebilir. Zira rejimin “dehşetengiz” el-Muhaberat’ı ile pek çok diğer istihbarat ve terör örgütünün var olduğu bölge her türlü provokasyona açık. ABD ve Rusya’nın bilek güreşi yaptığı Suriye’de, bütün dünyanın (milyonlarca sığınmacı dâhil) her türlü problemi Türkiye’nin çözmesini beklemesinin acımasızlığı ve kalleşliği de aşikâr. Üstelik dinleri ve etnik kökenleri aynı olan kardeşleri büyük sıkıntı çekerken bütün konuşmalarında “büyük Arap milletinden” bahseden Arap milliyetçisi liderler, Suriyelilere destek olmaları şöyle dursun, onlara yardım eden Türkiye’ye köstek oluyorlar. İnsani yardım hususunda katkıda bulunmak yerine, ABD ve İsrail’le birlik olarak Türkiye’ye karşı cephe oluşturuyorlar. Basın yayın organlarında sürekli olarak Türkiye karşıtı propaganda yapıyorlar.

Kendilerini Portekizlilerden ve Avrupalılardan koruyan Osmanlı devletini tarih ders kitaplarında “işgalci” olarak niteleyenlerin türemesi bir yana, sosyal medya mesajlarında Osmanlıları “devlet terörü” uygulamakla suçlayan Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın bölgeyi işgal eden ABD, Fransa ve Rusya’dan hiç bahsetmemesi çok acı ve epey düşündürücü.

Yazımızı bu defa bir son söz yerine, bölgede güçlü olmanın ne kadar önemli olduğunu ifade eden bir Arap atasözüyle bitirelim: “Buzağı yere düştüğünde bıçaklar üzerine üşüşür”.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN NÜKLEER ÇIKIŞI

CUMHURBAŞKANIMIZ Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin nükleer başlıklı füze sahibi olması arzusunu dile getirmesi ülkemizin yerleşmiş nükleer politikası bakımından çok önemli bir ‘ilk’tir. Çünkü ilk kez Türkiye’den resmi düzeyde bu yönde bir niyet beyan edilmiş olmaktadır.

Türkiye nükleer başlık sahibi olmalı mı?(Hürriyet yazarı Sedat Ergin’in yazısı)

Meselenin önemini gösterebilmek için Cumhurbaşkanı’nın önceki gün Sivas’ta ‘Orta Anadolu Ekonomi Forumu’na seslenirken bu konuda sarf ettiği sözleri aynen aktaralım:

“Şimdi her şey iyi güzel de birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var, bir tane iki tane değil... Ama benim elimde nükleer başlıklı füze olmasın! Ben bunu kabul etmiyorum. Şu anda dünyada gelişmiş ülkeler içinde neredeyse nükleer başlıklı füzesi olmayan ülke yok, hepsinde var. Hatta isim vermeyeceğim, bir tanesi şu anda cumhurbaşkanı değil, ziyarete gittiğimde bana, ‘Bize böyle böyle diyorlar benim elimde şu anda 7 bin 500 kadar nükleer başlıklı var ama Rusya’nın, Amerika’nın elinde 12 bin 500, 15 bin nükleer başlıklı füze var, ben de yapacağım’ dedi. Hale bakın, onlar nerede, neyin yarışını yapıyor, bize de ‘Sakın ha sen yapma’ diyorlar. Ve yanı başımızda İsrail... Var mı? Var...  Ve bütün her şeyiyle, onunla korkutuyor. Değerli kardeşlerim, biz şu anda çalışmamızı yürütüyoruz...”

Neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye’nin en üst makamından bu yönde yapılan bir çıkışın hem bölgesel, hem de daha geniş ölçekte uluslararası alanda bir dalgalanma yaratmaması düşünülemez. Türkiye’nin kendi nükleer silah yeteneğine sahip olmasının, bütün bölgesel güç dengesi açısından ‘oyun değiştiren’ ölçekte sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Bu açıklamanın ardından birçok merkezde ‘kaşların kalkmış’ olduğunu tahmin etmek güç değildir.

Bu sözlerin fiiliyata geçmesi halinde, çok majör bir politika değişikliği ortaya çıkacaktır. Bunun başlıca nedeni, Türkiye’nin 1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na (NPT) 1979 yılından beri taraf olmasıdır.

Nükleer silahların yayılmasını önleme alanında kaydedilen en önemli uluslararası kazanım olan bu antlaşma, özetle A) Nükleer silah sahibi ülkeleri bu silahları devretmeme, başka ülkelere bu alanda yardımcı olmama, B) Nükleer silah sahibi olmayan ülkeleri ise bu tür arayışlardan uzak durma yükümlülüğü altına sokuyor.

Türkiye, bu antlaşmayla bir dizi yükümlülüğün altına girmiştir. Ancak en önemlisi herhalde belgenin ilişikteki ikinci maddesidir:

“Antlaşmaya taraf nükleer silaha sahip olmayan her devlet, nükleer silahları veya diğer nükleer patlayıcı araçları yahut bu silahların veya patlayıcı araçların kontrolünü, kimden olursa olsun, doğrudan doğruya veya dolaylı şekilde devralmamayı; nükleer silahları veya diğer patlayıcı nükleer araçları yapmamayı veya başka şekilde elde etmemeyi ve bu silahların veya patlayıcı araçların yapımı için herhangi bir yardım aramamayı veya almamayı üstlenir.”

***

Türkiye’nin üstlenmiş olduğu yükümlülükler yeteri kadar açık. Türkiye, nükleer silah sahibi olma yoluna girecekse, öncelikle NPT’den ayrılması gerekecektir.

NPT’ye bugün BM’ye üye toplam 188 ülke taraf durumda. Antlaşmaya taraf olmayan yalnızca 5 ülke var: İsrail, Hindistan, Pakistan, Güney Sudan ve Kuzey Kore... 2011’de bağımsızlığını kazanan Güney Sudan hariç tutulursa diğer 4 ülke nükleer silaha sahip.

İran’la ilgili yıllardır kopan bütün fırtınaların gerisinde de bu ülkenin NPT çerçevesindeki yükümlülüklerini ihlal ettiği yolundaki iddialar, şüpheler rol oynamaktaydı. Trump yönetiminin İran’ı disiplin altına sokan 2015 tarihli nükleer anlaşmadan çekilmesi bu alanda yeniden bir belirsizlik yaratmış bulunuyor.

***

Türkiye, hâlihazırda kendi nükleer silahına sahip olmamakla birlikte, NATO’nun ortak savunması içinde İncirlik Üssü’ndeki Amerikan nükleer başlıklarının sağladığı güvenceden yararlanıyor.

Türkiye’nin ulusal imkânlarıyla nükleer silah yeteneği kazanmasının bir ihtiyaç olup olmadığı konusunun geçmişte ‘beyin fırtınası’ düzeyinde Türkiye’de devlet birimleri içinde birçok kez tartışıldığı bir sır değildir. Bu tartışmalarda her seferinde NATO bünyesindeki ABD nükleer şemsiyesinin yeterli olduğu, NPT’den çıkılmaması gerektiği görüşü ağır basmıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “nükleer başlıklı füze”den söz ettiğine göre, Türkiye’nin ayrıca orta ve uzun menzilli füze yapabilme yeteneğini de kazanması gerekecektir. Türkiye, geçmişte nükleer yetenekli olmasa da konvansiyonel düzeyde bu menzilde füze yeteneğini kazanma hedefini gizlememiştir.

Ancak tercih bu füzelere konvansiyonel değil de nükleer başlık koymaya gelince, işin niteliği ciddi bir biçimde değişmektedir. Her halükârda, bu beyanın ardından Türkiye’nin NPT karşısındaki tutumuna açıklık getirmesi gereği ortaya çıkabilecektir.

CUMHURBAŞKANLIĞI KÜTÜPHANESİ AÇILIYOR

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki kütüphane 29 Ekim'de açılacak
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yapımı tamamlanan kütüphanenin 29 Ekim'de hizmete açılacağını bildirdi

MHP lideri Bahçeli'den dikkat çeken “Haber Global" ziyareti

MHP LİDERİ BAHÇELİ HABER GLOBAL’İ ZİYARET ETTİ

Bahçeli’nin Haber Global'e 'hayırlı olsun' ziyaretinde ağırlıklı konu “15 Temmuz “oldu. Bahçeli “Buraya gelmeden birgün önce 15 Temmuz gecesi kanalı ele geçirmeye çalışanlar nasıl direndiğinizi bir kez daha izledim. Ülke için çok önemli bir duruştu ” dedi. 

Erdogan Aktaş da, Bahçli'ye “15 Temmuz gecesi gazetecilerin direnişini anlatan” belgeselin CD'sini hediye etti.Bahçeli ziyaretin sonunda Haber Global Yönetim Kurulu Başkanı Elnur Abdullayev, Genel Müdür Mamad Gülmamadov ve Genel Yayın Yönetmeni Erdoğan Aktaş ile birlikte, Aktaş’ın “Beşiktaş Şapkası” koleksiyonu önünde fotoğraf çektirdi.

Haber Global haber kanalı kimin?

Azerbaycan merkezli Global Medya Group girişimi olan  Haber Global TV Türkiye’de 24 Eylül 2018’de yayına başladı. Kurulan bu yeni haber kanalı bir süre önce TR24 olan ismini Haber Global olarak değiştirmiş ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'ndan 'yayın izni' almıştı. 

40 gazeteci Dünya Gazetesi’ne ortak oldu

Türkiye’nin günlük tek ekonomi gazetesi Dünya, el değiştirdi. 38 yıl önce Nezih Demirkent’in kıdem tazminatı karşılığında aldığı Dünya için, bu kez 40’a yakın gazeteci tazminatından vazgeçti. Dünya çalışanları tazminatları ile gazeteye ortak oldu.

:"Dünya’nın yola nasıl devam edeceğini" kısa süre içerisinde gazeteden okurlarına duyuracaklarını söyleyen gazete patron hakan güldağ, “Dünya’nın isim hakkını devralıp Dünya’yı yaşatmak üzere harekete geçtik. Bununla ilgili bir süreç işliyor.Arkadaşlarımız kurulan şirkete kıdem tazminatlarını sermaye olarak kattı. Çok ortaklı bir yapı olacak, bu ortakların bir kısmı da çalışanlar olacak."dedi.

40’a yakın gazetecinin tazminatları ile ortak olacağı gazete için yeni yatırımcılarla da görüşüldüğünü aktaran Güldağ, şunları söyledi:"Gazeteyi bu inançla aldık. Türkiye’nin doğru bilgiye ihtiyacı var özellikle de Türkiye’de en girişimci, en dinamik kesimler olduğuna inandığımız iş dünyasının, reel sektörün ve üretici kesimlerin doğrudan kullanabilecekleri, doğru bilgiye ihtiyaçları olduğunu düşünüyoruz.

Dünya gazetesinin 40 yıldır bu hizmeti veriyor olması başlı başına bir değer diye düşünüyoruz ama onu daha da geliştirilebileceğimizi biliyoruz.

Bugüne kadar çeşitli nedenlerden o potansiyeli kullanma imkânımız olmadı. Şimdi bu potansiyeli ortaya çıkartacak şekilde, yeni dönemin koşullarına uygun, dünyanın da içinde bulunduğu yörüngeden kopmadan, güçlerimizi tahkim ederek, çok daha iyi bir noktaya getireceğimize inanıyoruz."

TOPKAPI SARAYI DEVREDİLDİ

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Topkapı Sarayı'nın tüm hizmetleri Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı'na devredildi.Topkapı Sarayı'nın yönetim, restorasyon, tanıtım gibi hizmetleri başta olmak üzere tüm hizmetlerde kullanılan her türlü taşınır ile her türlü kayıt ve dokümanlar Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı'na devredilmiş oldu.

TÜRKİYE’DEKİ FOX TV’NİN PATRONU DİSNEY’DİR.

FOX TV kimin, sahibi kimdir? ÇOK MERAK EDİLİYOR.. Özellikle CHP ve HDP yandaşı bir kanal görüntüsüne sahip olması, AK Parti hükümetine karşı açık bir tavır içinde olması, çalışanları ve sunucularının AK Parti’ye hasmane davranması  bu kanalın sahibi konusunda merak uyandırıyor.

FOX TV, News Corporation tarafından kurulan ve 24 Şubat 2007 yılında yayın hayatına başlayan uluslararası bir televizyon kanalıdır. Öte yandan kanal Türkiye'de yayın yapmaktadır. Rupert Murdoch'un sahibi olduğu kanal, Türkiye pazarına İhlas Holding bünyesinde yayın yapan TGRT kanalının isim ve yayın haklarını satın alarak girdi. 

Rupert Murdoch Kimdir?

Rupert Murdoch, İskoçya kökenli Avustralyalı bir ailenin oğlu olarak Melbourn'ün Bellini şehrinde dünyaya geldi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında 'Çanakkale Savaşı' haberleriyle adını duyuran babası Keith de Avustralya gazeteciliğinin öncülerinden biridir. Babasının vefatının ardından kendisine kalan küçük bir yayınevinin başına geçti. 29 yaşında patron olan Murdoch, borç ve kredi ile yeni gazeteler satın alarak meyda sektörüne hızlı giriş yaptı. Kredilerden oluşan borçlarını ödemek durumunda olan iş adamı bulvar gazeteciliğine yönelerek okuyucu kitlesini arttırdı. Daha sonra radyo sektörüne giren Murdoch, ilk televizyon kanalı olan Kanal 9 ile TV sektörüne girdi. 

Son olarak Türkiye'de ve bazı ülkelerde yayın yapan FOX TV veya FOKS televizyonu dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan Walt Disney tarafından satın alındı.Şirket eğlence sektöründe dünyanın en büyük şirketi olarak biliniyor.

NETFİLX İLE DİSNEY KANAL ÇEKİŞMESİ

(Habertürk Yazarı Serdar Turgut’un yazısı)
12 Kasım'dan itibaren eğlence dünyasının devi olan ve halen daha da yükselmekte bulunan Disney şirketi, Netflix’in piyasasındaki hâkimiyetini elinden alma amaçlı olan Disney+ kanalını devreye sokacak.

Disney zaten kendi başına çok zengin olan film ve dizi arşivinin yanına bir de Lucas Fllm, Pixar ve Marvel'i de katmış. Geçtiğimiz mart ayında ayrıca21st Century Fox'u da arşivine dâhil etti.
Anlayacağınız Disney'in yeni kanalı olağanüstü zengin içerikle başlayacak aylık fiyatı da Netfilix‘ten çok daha ucuz olacak, 7 Dolar civarında olacağı söyleniyor aylık fiyatın.

Disney bünyesinde olan şirketlere baktığımızda kanalın ilk atılımının Star Wars ile olacağını görmemek imkânsız. 
Seyirci miktarında bu yaz biraz düşüş yaşayan Hollywood’un bu yaz en büyük para kazanan beş filminden dördü Disney’e ait.
Halen büyük paralar kazanmakta olan Tarantino’nun ‘Once Upon a Time in Hollywood filmi bile Disney’in ‘The Lion King’ filminin arkasından ikinci oldu.

Yeni Star Wars filmi şu anda gösterime hazırlanılmak aşamasında. Disney+ bu yeni filmin yaratacağı tanıtım ve heyecan fırtınasına denk gelecek tarihte başlayacak ve ayrıca bir Star Wars dizsini de yayına sokacak. 

Anlayacağınız şu anda Netflix’in hâkim olduğu bu piyasada 12 Kasım'dan sonra büyük bir rekabet yaşanacak. Ve bundan kazançlı çıkanı bizler, yani film ve dizi seyreden insanlar olacak.
Bünyesinde hala daha çok güzel film ve diziler barındıran Netflix şu anda kendi iş modelinden kaynaklanan bir sarsıntı geçiriyor.
Bu piyasaları iyi bilenlerin anlattıklarına göre Netflix bütün iş modelini yeni başlattığı dizilerin ve kendi ürettiği filmlerin piyasaya sunulur sunulmaz yeni üye oluşturma gücüne dayıyormuş.
Bu iş modelinde bütün yeni dizilerin ilk sezonları bu yüzden çok çarpıcı olmak zorundaymış. Buna dayalı yeni seyirciyi üye yapabilsinler diye bu zorunluymuş. Netflix bu yüzden yeni film projelerinde de bu çarpıcılığı yakalamak için cesur davranabiliyormuş.
Bu güzel de dizinin ilk sezonundan sonra aynı çarpıcılığı sürdürmesi çok zor olabiliyormuş ve bir süre sonra seyirci çıkışı da oluyormuş. Netflix şimdi bu yüzden kendi iş modelini yeniden düşünme aşamasında.

ANAYASA MAHKEMESİ WİKİPEDİA KARARINI 11 EYLÜL’DE VERECEK

Anayasa Mahkemesi (AYM), yaklaşık 2.5 yıldır yasaklı olan internet ansiklopedisi Wikipedia sitesinin tamamına erişimin engellenmesi kararını görüşecek. 11 Eylül’deki toplantıda, engellemenin ifade özgürlüğünü aykırı olup olmadığı ve yasağın kaldırılıp kaldırılmayacağı ele alınacak.
 
Cumhuriyet'ten Alican Uludağ'ın haberine göre Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), internetin en büyük ansiklopedisi konumunda olan Wikipedia’ya 29 Nisan 2017’de erişimin engellenmesine karar verdi. Gerekçe olarak Wikipedia’da yer alan ve Türkiye’yi terör örgütleriyle işbirliği içinde göstermeye çalışan içeriklerin kaldırılmaması gösterildi. Karar, 5651 Sayılı Kanun’un 8/A maddesine göre alındı. Erişim engeli tedbiri daha sonra Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararıyla onandı. BTK, o dönem konuya ilişkin yaptığı açıklamada, şu değerlendirmeyi yaptı: “Erişim engelleme tedbiri uygulanmadan önce Wikipedia, Türkiye’nin terör örgütlerine destek verdiği şeklindeki iftiralara yer veren makalelerde yer alan içerikleri kaldırması konusunda yasaya ve uluslararası uygulamalara uygun bir şekilde uyar-kaldır yöntemi uygulanarak resmi iletişim kanalları üzerinden uyarılmış ancak bu konuda bir cevap alınamaması nedeniyle erişim engelleme tedbiri uygulanmak zorunda kalınmıştır.”
Wikipedia’nın avukatları, karara karşı itirazda bulundu ancak yasak kararı kaldırılmadı. Hukuki yolların tüketilmesinin ardından Wikipedia’nın hukukçuları, 2017’de Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. AYM Birinci Bölüm, adli tatilin bitmesinin ardından yapacağı ilk toplantıda Wikipedia yasağını gündemine aldı. 11 Eylül tarihli toplantıda, Wikipedia’nın tamamına erişimin engellenmesi kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediği değerlendirilecek. Eğer ihlal kararı verilirse siteye erişim engeli kaldırılmak zorunda. Birinci Bölüm’ün, başvuruyu genel kurula sevk etme seçeneği de var. 

SPUTNİK: PUTİN GÖZÜNÜ UZAYA ÇEVİRDİ

Rusya'nın uzayın keşfi alanında her zaman lider ülkeler arasında yer aldığını belirten Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, artan rekabet koşullarında bu konumun korunması ve daha yukarı çekilmesi için rekabet avantajlarını artırmak, insan kaynaklarını doğru kullanmak ve bir adım önde olmak gerektiğini söyledi.
Rusya'nın Amur Bölgesi'nde inşa edilen Vostoçnıy Uzay Üssü'ne giden Putin, bu üssün altyapısının geliştirilmesine ilişkin bir toplantıya katıldı.

Vostoçnıy'ı devlet düzeyindeki en önemli yapı olarak niteleyen Putin, "Küresel uzay pazarında rekabet artıyor, ulusal uzay programlarını hayata geçiren ülkelerin sayısı yükseliyor. Rusya, liderler arasındaki konumunu korumak için rekabet avantajlarını sürekli olarak geliştirmeli, bilimsel, teknik ve insan kaynakları potansiyelini doğru şekilde kullanmalı ve ulusal uzay altyapısının geliştirilmesine yönelik görevleri etkili biçimde yerine getirmelidir" dedi.

Putin, Rusya'nın uzay alanındaki liderler arasındaki konumunu koruması ve geliştirmesi için yarının teknik çözümlerini sunması ve bir adım önde olması gerektiğini vurguladı.

Sovyetler Birliği'nin dağıldığı tarihten itibaren Rusya'nın gerçekleştirdiği sivil fırlatmalar için kullanılan başlıca uzay üssü, Kazakistan'daki Baykonur'du. Rusya, uzaya bağımsız olarak ulaşabilmesi için kendi uzay üssüne ihtiyaç duyuyordu. 2007'de Putin, dünyanın en modern uzay üssü Vostoçnıy'nın kurulmasına ilişkin kararnameyi imzaladı. 2011'deyse Amur Bölgesi'nde uzay üssünün inşasına başlandı.
Yeni uzay üssünden ilk fırlatma, 28 Nisan 2016'da gerçekleştirildi. Soyuz 2.1a roketi başarıyla uzaya gönderildi.

DOĞALGAZ ABONESİ 15 MİLYONA ULAŞTI

Türkiye Doğalgaz Dağıtıcıları Birliği (GAZBİR) verilerine göre, 2018 sonu itibariyle Türkiye’de doğal gazda abone sayısı 15 milyona ulaşırken, doğalgazdan faydalanan nüfus 60 milyonu aştı.

Geçen yıl tüketimin 20 milyar 483 milyon metreküpü elektrik üretim santrallerinde, 15 milyar 78 bin metreküpü sanayide ve 13 milyar 301 milyon metreküpü de konutlarda gerçekleşti. Bugün itibariyle Türkiye'nin 81 ilinde doğal gaz dağıtım faaliyeti yapan toplam 72 tane doğal gaz dağıtım şirketi bulunuyor.