Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve STK Değerlendirmesi (21 Ekim-27 Ekim 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
28 Ekim 2019 12:57

CUMHURİYET BAYRAMI’NIN 96. YILI KUTLU OLSUN

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığındaki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, tüm Türkiye'de gün boyu düzenlenecek etkinliklerle kutlanacak. Cumhurbaşkanlığı himayesindeki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında Başkentteki ilk tören Anıtkabir'de düzenlenecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki devlet erkânı, Cumhuriyetin ilanının 96'ncı yıl dönümü dolayısıyla Anıtkabir'i ziyaret ederek Atatürk'ün mozolesine çelenk bırakacak. Anıtkabir'deki törenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla tebrikleri kabul edecek.

Vatandaşların katılımıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) önünden Ulus'taki Birinci Meclis Binası'na kadar "29 Ekim kortej yürüyüşü" gerçekleştirilecek. TBMM'nin Atatürk Bulvarı kapısı önünden başlayacak yürüyüş, Birinci Meclis'te sona erecek. Türk Silahlı Kuvvetleri Mehteran Birliği, yürüyüşün sonunda burada bir konser verecek.

Akşam saatlerinde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul töreni düzenlenecek. Kabul törenine siyasiler, bilim insanları, gaziler, şehit yakınları, sanatçılar ve sporcular iştirak edecek. Başkent dışında da Cumhuriyet Bayramı, Valilikler, belediyeler ve sivil toplum örgütlerinin düzenleyeceği etkinliklerle kutlanacak.

CUMHURİYET BAYRAMI NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Bugünkü Türkiye cumhuriyete, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kavuştu. Tarihin başlarındaki Osmanlı Devleti'nde, bütün yetki padişahın elindeydi. Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı'nda yenik düşünce yurdu düşmanlar işgal etti ve Mustafa Kemal, "Ya istiklal, ya ölüm" parolası ile mücadele etti.23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı ve Mustafa Kemal meclis başkanı seçildi. Türk ordusu, İnönü Savaşlarını, Sakarya Meydan Muhaberesi ile Başkomutanlık Meydan Savaşı'nı kazandı. Yunanlılarla ve Birinci Dünya Savaşı'nda savaştığımız devletlerle 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Böylelikle Türkiye'nin bağımsızlığı dünya devletleri tarafından da kabul gördü. Egemenliğine kavuşan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 29 Ekim 1923'te cumhuriyeti ilan etti. Devletin adı Türkiye Cumhuriyeti oldu ve Atatürk ise, ilk cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. Devlet kanunlarla yönetilmeye başladı.

ANKARA PALAS CUMHURBAŞKANLIĞI MÜZESİ OLUYOR

Cumhuriyet döneminin Ankara’daki simge yapılarından Ankara Palas, Cumhurbaşkanlığı Müzesi’ne dönüştürülüyor. Ankara Palas, Ulus’taki Cumhuriyet Caddesi’nde İkinci Meclis binasının karşısında 1927’de hizmete açıldıktan sonra odalarında yabancı ülkelerin devlet başkanlarını ağırlamıştı

Yakın zamana kadar Dışişleri Bakanlığı tarafından Devlet Konuk Evi olarak kullanılan Ankara Palas, geçen yıl Cumhurbaşkanlığı’na devredilmişti. Bu devirle birlikte yönetimi Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Milli Saraylar İdaresi’ne geçen Ankara Palas, Cumhurbaşkanlığı Müzesi’ne dönüştürülecek.

Müze dönüşümü için “restorasyon” gerekçesiyle kapatılan Ankara Palas’ın etrafı da inşaat bariyerleriyle kapatıldı. Cumhurbaşkanlığı’na devredilmesinin ardından Ankara Palas’ı işleten Devlet Konukevi Döner Sermaye İşletmesi, 1 Eylül 2018 tarihi itibarıyla kapatıldı. Dışişleri Bakanlığı ile Milli Saraylar İdaresi arasında yapılan protokolle Ankara Palas’taki taşınır, araç, gereç, demirbaş ve malzeme devri yapıldı. Bunun ardından Ankara Palas kapatılarak restorasyona alındı. Restorasyonun tamamlanmasının ardından Ankara Palas, “Cumhurbaşkanlığı Müzesi” olarak hizmet vermeye başlayacak. Böylece uzun yıllar boyunca Türkiye’yi resmi olarak ziyaret eden üst düzey yabancı heyetler ile uluslararası toplantılara ev sahipliği yapmış olan Ankara Palas’ta bir dönem kapanmış olacak

BAŞKAN ERDOĞAN, TRT WORLD FORUM’DA KONUŞTU

Başkan  Recep Tayyip Erdoğan  "2019 Küreselleşmenin Krizi: Riskler ve Fırsatlar" başlıklı oturumda önemli açıklamalarda bulundu.

Barış Pınarı Harekâtını gerekçe gösterip oturuma katılmaktan vazgeçenlere çok sert tepki gösteren Başkan Erdoğan, "Daha önce katılacaklarını bildirdikleri halde Barış Pınarı Harekâtını gerekçe göstererek programlarını iptal edenler bu büyük fırsatı kaçırmıştır. Harekâtı bahane ederek konuşma yapmaktan vazgeçenlerin terör örgütlerine destek verdiklerini düşünüyorum." dedi.

Başkan Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları:

Daha önce katılacaklarını bildirdikleri halde Barış Pınarı Harekâtını gerekçe göstererek programlarını iptal edenler bu büyük fırsatı kaçırmıştır. Harekâtı bahane ederek konuşma yapmaktan vazgeçenlerin terör örgütlerine destek verdiklerini düşünüyorum.

BARIŞ PINARI HAREKÂTI’NI GEREKÇE GÖSTEREREK OTURUMA KATILMAYANLARA SERT TEPKİ!

Bu tiplerin teröre karşı olduklarını hiçbir yerde anlatmalarına gerek yok. Eğer karşıysan işte platform burası gelirsin burada teröre karşı olduğunu bütün her şeyiyle ortaya koyarsın. Bu tavır hiçbir demokratik değer ve etikle uyuşmuyor.

Dünya aşağı yuları her asırda köklü değişim yaşıyor. Bu değişimin bir kısmında adaletsizlikler, zulümler, diğer tarafta da yeni bir düzen var. Kavganın odağında hala bu coğrafya var ister istemez gündemde hep ülkemiz var. 1. Dünya Savaşından sonra kurulmaya çalışılan Yeni Dünya düzeninde Türk milletine yer verilmemiştir. Lozan Anlaşması kabul edeceklerimizin asgarisini oluşturuyordu.

Sınırları masa başında cetvelle çizilerek oluşturulan devletlerin hiçbir zaman gerçek devlet olamayacağı ortaya çıkmıştır. Bağımsızlığını ve kalkınmasını kendi iradesiyle yapan Türkiye ve birkaç ülke dışındakiler mutsuz ve sıkıntılıdır.

BİZ SAHİP OLDUĞUMUZ HER ŞEYİN BEDELİNİ FAZLASIYLA ÖDEDİK

Biz sahip olduğumuz her şeyin bedelini fazlasıyla ödedik, hala ödemeye devam ediyoruz. Türkiye'nin hiçbir ülkenin topraklarında ve milletin çıkarlarında gözü yoktur, bu böyle bilinsin. Böyle bir ithamı kendimize yapılmış en büyük hakaret sayarız. Geçmişinde ne sömürge ne katliam ne yıkım ayıbı olmayan bir milletin başka bir gayesi olamaz. Herkes Suriye'de, Irak'ta, Afganistan'da ve Afrika'da başka niyetlerle at koşturuyor olabilir ama biz kardeşlerimiz için oradayız. Biz zalime zalim demeye haksızlığa haksızlık demeye ve zulme zulüm demeye devam edeceğiz.

Biz terör örgütleriyle masaya oturmadık, oturmayacağız. Kuzey Suriye'de 30 bin TIR araç gereç buraya sokuluyorsa ben dünyanın en güçlüsüyüm diyenler bunu ne ile izah edecek? Bu demokrasinin uluslararası siyasetin neresinde yazıyor? Söylesinler.

Küreselleşmeyi yok saymak yerine insanlığı daha iyi bir geleceğe getirmenin manivelası olarak kullanmalıyız.

Batı Cemal Kaşıkçı cinayetine nasıl baktı? Nasıl takip etti? Acaba kovaladı mı? Maalesef önce şöyle birkaç çatlak ses ondan sonra bu iş adeta bir kenara bırakılmıştır. Hani düşünce özgürlüğü? Düşünce özgürlüğünün aktörlerine karşı yapılan bu uygulamayı acaba nereye yerleştireceksiniz? Bu konuda maalesef dünyanın en şu an da bu işi takip eder durumda olduğuna inanmıyorum.

Hala suskun olduğuna inanıyorum. Ama bunların tek çıkışı nedir biliyor musunuz? Bizim dolarlarımız var, biz dolarlarımızla bu işi hallederiz. Her zaman yaptıkları bu, şimdi de bunu yapıyorlar. Tek bunların yöneldikleri yol bu. Düşünce özgürlüğüne, inanç özgürlüğüne inanlar ne inancını ne düşüncesini o yeşil dolara asla değişmeyecektir. Karanlıkta göz kırparak perde arkasından ülkeleri yönetme devri bitmiştir.

BARIŞ PINARI HAREKÂTINA YÖNELİK BATININ TAVRI

Tüm ülkeler ve toplumlar kendi geleceklerini tehdit altına sokuyor demektir. Tüm Batı teröristlerin yanında yer aldı ve hepsi birlikte bize saldırdılar. NATO ülkeleri dâhil. AB ülkeleri dâhil. Hepsi. Hani siz teröre karşıydınız?

NE ZAMANDAN BERİ SİZ TERÖRLE BERABER HAREKET ETMEYE BAŞLADINIZ?

Ne zamandan beri siz terörle beraber hareket etmeye başladınız? Bu terör örgütleri NATO'ya üye oldu da bizim mi haberimiz olmadı? Bu nasıl bir iştir? Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Burada hep birlikte samimi olarak teröre karşı olanlar bunun ispatını yapmak zorundadır. Hangi uluslararası terör toplantısına girersek önce bunun hesabını sorun. Sizi biz tanırız deyin. Teröristlerle nasıl yan yana olduğunuzu dirsek temasında olduğunuzu biliyoruz deyin. Uluslararası camiada hesaba çekin.

Türkiye sadece bölgesinde değil dünyanın dört bir yanında sorumluluğunu yerine getirmek için şartları zorluyor. BM'de tüm ülkelerin daimi üye olabileceği yeni reformu hayata geçirebilmeliyiz. Dünya Birinci Dünya Savaşı sonrası dünya değil. Öyleyse bu reformu yapmak lazım.

BİZİ YEMİNLİ TÜRKİYE DÜŞMANLARININ SÖYLEDİKLERİYLE DEĞERLENDİRMEK...

Bizi terör örgütlerinin kalemşörlerinden değil, bizden dinleyin bizden. Biz bunu istiyoruz. Bizi yeminli Türkiye düşmanlarının söyledikleriyle değerlendirmek yerine gelip burada neler yaşandığına bakın. Filtreleriniz bir kenara bırakın, açık, şeffaf, hasbi olun’’ 

BERAT ALBAYRAK TRT WORLD FORUM’DA ÖNEMLİ MESAJLAR VERDİ

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak İstanbul'da TRT World Forum'a katıldı. Burada konuşan Bakan Albayrak, "Küresel bir ekonomik gerileme endişesi var. 2008- 2009 krizine kıyasla bizim acaba bir konsolide yaklaşımımız var mı? Tartışmakta olduğumuz bütün bu konular aslında çok daha çok daha önemli çözüler gerektiriyor. Bu sorunlara değinmek için çok daha etkin yöntemlere ihtiyacımız var ki daha iyi bir geleceğin tohumlarını atabilelim.

Yakın zamanlardaki deneyimimiz şunu gösterdi ki başkalarının ekonomik ya da toplumsal sıkıntılarını görmezden gelmek ve tek taraflı politikalar gütmek ne yazık ki sadece mevcut çatışmaları daha ileriye taşıyacaktır.

 Geleceğe yönelik olarak bölgesel ve küresel çatışmaları azaltıp barış ve güvenliği desteklemeliyiz. Yeni bir dünya kurmalıyız. Yeni bir dünya düzeni kurmalıyız. Bölgesel ve uluslararası işbirliğine dayalı olmalı.

Aynı zamanda karşılıklı saygıya dayalı olmalı bu düzen ki dünya ekonomisi ileriye gidebilsin. Güç rekabetini bir yana bırakmalıyız ve uluslararası ticaretteki gerilimleri azaltmalıyız ve hain politikalardan kaçınmalıyız. Bu korumacı yaklaşım bize şuanda bunu gösteriyor" ifadelerini kullandı.

"BÜTÜN FİNANS SİSTEMİNİN TEK BİR PARA BİRİMİNE DAYALI OLMASI ÇOK CİDDİ RİSKLER OLUŞTURUYOR"

Bakan Albayrak, "Dünya gelirinin çoğunu oluşturan gelişmekte olan ülkeler kendi para birimlerini dünya ticaretinde kullanamıyorlar. Şuan ABD doları en yaygın şekilde kullanılan para birimi küresel finansal işlemlerde ve ticarette. Bütün finans sisteminin tek bir para birimine dayalı olması çok ciddi riskler oluşturuyor.

Mesela uluslararası ödeme sisteminde bir tekele sahip olması ABD'nin ekonomik yaptırımları tehdit olarak kullanmasını sağlıyor, siyasi sorunları çözmek için. Son yıllarda pek çok ülke gibi biz önemli ticari ortaklarımızla kendi ülkelerimizin arasındaki para birimleri ile ticaret yapmak konusunda anlaşmalar imzalar hale geldik" şeklinde konuştu.

"TÜRKİYE DÜNYANIN 16. EN BÜYÜK EKONOMİSİ"

Bakan Albayrak sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye dünyanın 16'ıncı en büyük ekonomisi ve satın alma gücü paritesine göre ise 12. sırada. AK Parti döneminde uygulanan ekonomik politikalarla hane başına düşen gelir 3 kattan fazla arttı. Ülkemizi orta ve üst gelir grubuna taşıdı. Türkiye şuanda küresel tedarik zincirine çok iyi entegre olmuş durumda ve aynı zamanda küresel ölçekte bir endüstri ülkesi olma yolunda küresel ekonominin temel ulaşım yolu üzerinde yol alıyoruz iki kıta arasında."

Ekim'de enflasyonun düşeceğini söyleyen Bakan Albayrak, "Türkiye geçtiğimiz seneye kıyasla şuandaki cari fazlada rekor kırdı ve Ağustosta cari fazla 5.1 milyar dolar oldu. Temmuz'da ben bakanlığa geldiğimde yaklaşık 58- 60 milyonluk bir cari açık vardı ve sadece bu değil enflasyon oranları geçtiğimiz seneden bu seneye tek hanelere indi.

Şu anda enflasyonda yüzde 9.3'lük bir seviyedeyiz. Ekim ayında yüzde 9'dan çok daha düşük olacak sene sonunda yüzde 12 gibi bir rakamla kapatmayı hedefliyoruz" diye konuştu.

Bakan Albayrak, "Türkiye'de 3.6 milyon mülteci var. Bölgede DEAŞ ve YPG terörüyle uğraşıyoruz. 40 milyar dolardan fazla harcadık. Bu da ekonomiyi etkiliyor. Dünya düzeninin çatışmalar ve terörle tehdit edildiği ortamda kimsenin başarılı olamayacağı aşikâr. Bu yüzden yeni bir dünya düzenine ihtiyaç var. Teröre karşı mücadelede ortak bir tavır ortaya konmalı" dedi.

KKTC BAŞBAKANI’NDAN ASKER SELAMI

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ersin Tatar, Türk milletinin birçok fedakârlıkla bugünlere geldiğini, Kıbrıs'ta da bugün Kıbrıs Türk halkı huzur ve barış içindeyse bu fedakârlıklar sayesinde olduğunu belirterek, "Türk askeri buradadır ve burada olmaya devam edecektir, Türkiye'nin garantörlüğü devam edecektir" dedi.

Tatar, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Emekli Astsubaylar Derneği (KTEMAD) ile Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) Çankaya Şubesinin müşterek hazırladığı Resim Sergisinin açılışında açıklamalar yaptı.

Barış Pınarı Harekâtının başarıyla tamamlandığını, bölge barışı ve bölge güvenliği için başarılı bir harekât oluğunu belirten Başbakan Tatar, "Ne mutlu Türk'üz ve bu topraklarda yaşıyoruz. Türk askeri buradadır ve burada olmaya devam edecektir, Türkiye'nin garantörlüğü devam edecektir" şeklinde konuştu.

Tatar, Ada'ya ilk gelen Türk Alayı ile ilgili bir anısını da anlatarak, "6 yaşında burada asker selamını verdim, hala daha aynı selamla buradayım" dedi ve konuşmasını asker selamı vererek bitirdi.

SOÇİ’DE TÜRİYE-RUSYA ANLAŞMASI

Türkiye, Suriye'de etkili iki küresel güçle, ABD ve Rusya ile iki mutabakat metnine imza attı. Rusya ile varılan anlaşmada, Suriye ordusunun sınırın hangi bölgelerine gireceği, Terör örgütü PKK-YPG'nin 30 kilometre güneye çekildikten sonra ayrı bir silahlı güç olarak varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği, Türk-Rus ortak devriyesinin ne kadar süreceği merak ediliyor.

Türkiye, ABD ile 17 Ekim'de ve Rusya'yla 22 Ekim'de imzalanan mutabakatlarla, PKK-YPG'nin Türkiye sınırından çekilmesini gerçekleştirdi.

ABD ile varılan mutabakatla, Barış Pınarı Harekâtının yürütüldüğü Ras'ul Ayn-Tel Abyad arasındaki 120 kilometrelik bölgeden YPG'lilerin en az 32 kilometre güneye çekilmesi ve ardından Türkiye'nin kontrolünde olacak bir güvenli bölgenin oluşturulması kararlaştırıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya'nın Soçi kentinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yaptığı 6 buçuk saatlik görüşmede de, sınırın geri kalanı ele alındı. Buradan 10 maddelik bir mutabakat metni çıktı.

Buna göre ABD ile varılan anlaşmadaki 120 kilometrelik güvenli bölgedeki durumun korunmasına, ancak sınırın geri kalanındaki bölgelerde 30 kilometre derinliğe kadar Suriye ve Rusya askerlerinin girerek YPG'nin çekilmesini sağlamasına karar verildi.

150 saat sürecek olan bu görev, 29 Ekim'de, Türkiye saati ile 18.00'da doluyor.

Ardından Rusya ile Türkiye ordularının, sınırın 10 kilometre güneyine kadar inecek olan ortak devriyesi başlayacak.

MUTABAKAT TÜM SINIRI MI KAPSIYOR?

Mutabakat muhtırasında bu konuyla ilgili iki ifade yer alıyor. Birincisi, 3. Maddede yer alan "Bu çerçevede, Tel Abyad ve Resulayn'ı içine alan 32 km derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir" ifadesi.

Diğeri ise 5. maddede yer alan ifade: "Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları, Barış Pınarı Harekât alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km'nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecektir."

Bu ifadelere göre, Barış Pınarı Harekât alanı olan Rasulayn ve Tel Abyad arasındaki 120 kilometrelik sınırın dışında kalan tüm sınır boyunca 30 kilometrelik derinliğe kadar Rusya ve Suriye güvenlik güçlerinin gireceği anlaşılıyor.

Ancak Ankara'ya göre, "bu mutabakatın daha çok ABD'nin bölgeden çıkmasıyla oluşan boşluğun nasıl yönetileceği ile alakalı."

Daha önce ABD ile varılan mutabakat kapsam dışı bırakılsa da, Eylül 2018'de Soçi'de varılan İdlib mutabakatına ya da Türkiye'nin daha önce askeri operasyon yürüttüğü Afrin ve Fırat Kalkanı bölgelerinin kapsam dışı bırakıldığına dair bir ifade mutabakat metninde yer almıyor.

Ancak Ankara için, metinde yer alan "YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km'nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere" girilecek olması şartı önemli. Tel Rıfat ve Münbiç için de ayrıca bir madde yer alıyor, buralardan PKK-YPG'nin tamamen çekileceği belirtiliyor.

Fırat'ın batısında kalan sınır bölgelerinde mutabakatın uygulanıp uygulanmayacağı, Suriye ordusu ve Rusya ordusunun buralara girip girmeyeceği, Türk-Rus ortak devriyesinin buralarda da yapılıp yapılmayacağı, sahadaki gelişmelere bağlı olarak izlenebilecek.

Başkan Erdoğan'la yaptığı görüşmenin ve mutabakatın duyurulmasının ardından Putin, Esad'ı telefonla arayarak bilgi verdi. Kremlin'den yapılan açıklamaya göre Putin, Esad'a "Türkiye ile varılan her anlaşma, tüm terör gruplarıyla mücadeleye odaklanıyor" dedi.

Esad da ülkesindeki "tüm terör gruplarıyla mücadeleye devam edeceğini, Suriye topraklarındaki herhangi bir işgali sonlandırmak için çalışacağını" söyledi. Suriye-Türkiye sınırına ordusunu sevk etmeye hazır olduğu bilgisini Putin'e verdi.

Mutabakatın 2. maddesinde Rusya ve Türkiye için, "Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar" ifadesi yer alıyor.

Şam ve Moskova, İdlib'deki Nusra ve diğer silahlı grupları "terörist" olarak gördüğünü ifade ediyor.

PKK-YPG'LİLERE VERİLEN SİLAHLARA NE OLACAK?

Varılan uzlaşmaya göre YPG'liler, silahlarıyla birlikte sınırın 30 kilometre güneyine çekilecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rus mevkidaşı Putin'le düzenlediği ortak basın açıklamasında YPG'nin geride bıraktığı tahkimat ve mevzilerin imha edileceğini de söyledi.

Ankara'da yapılan değerlendirmeler, Rusya'nın, silahlarıyla birlikte güneye çekilecek olan YPG'lilerin "eğitimli ve silahlı bir güç olarak" gözden çıkarılamayacağı yönünde.

YPG'nin ayrı bir silahlı güç olarak muhafaza edilmesi yerine Esad'ın kontrolüne alınması için Suriye ordusuna katılabileceği, Rusya'nın 2016 sonunda kurduğu ve finanse ettiği 5. Kolordu'ya entegre edilebileceği de iddia ediliyor.

Basın açıklaması sırasında Putin  "Suriye yönetimi ile ülkenin kuzey doğusunda yaşayan Kürtlerin kapsamlı bir diyalog başlatması çok önemli" dedi.

ABD, askerlerinin büyük bir kısmını Irak sınırı üzerinden kuzey doğu Suriye'den çekse de, güneyde, özellikle Deyrezzor'da ve bazı petrol kuyularının olduğu bölgelerde kalmaya devam ediyor. Burada PKK-YPG ile ABD'nin işbirliği devam ediyor. YPG'lilerin ABD askerinin bulunduğu bölgelere gidişine izin verilip verilmeyeceği de bilinmiyor.

TÜRKİYE'NİN HEDEFLEDİĞİ GÜVENLİ BÖLGE OLUŞTURULACAK MI?

ABD ile varılan mutabakatta, TSK'nın kontrolünde olacak "güvenli bölge" oluşturulacağı belirtiliyordu. Rusya ile imzalanan metinde, herhangi bir bölge belirtilmeden "Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır." cümlesi yer alıyor.

Türkiye'nin 444 kilometre yeni bir yapılaşma ve yerleşim yerleri oluşturmayı hedeflediği güvenli bölge, şimdilik sadece 120 kilometrelik alanda uygulanacak.

RUSYA İLE ORTAK DEVRİYE NE KADAR SÜREYLE YAPILACAK?

PKK-YPG'nin çekilmesinin sağlanacağı 150 saatlik süre, 29 Ekim Salı günü, Türkiye saati ile 18:00'de doluyor. Ardından "Mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacak..Türk yetkililer, bu devriyeler için herhangi bir süre kısıtlaması olmadığını, ucunun açık olduğunu belirtiyor.

Suriye ordusunun Rus askerleriyle birlikte Çarşamba günü 12:00 itibariyle gireceği sınır bölgelerinden PKK-YPG'nin çekilmesinin ardından buralarda kalıp kalmayacağına dair bir bilgi de mutabakat metninde yer almıyor. Ankara'ya göre, Suriye ordusu, bu bölgelerde kalacak.

Hâlihazırda Fırat'ın doğusunda, Barış Pınarı Harekâtı'nın dışında kalan bölgelerin önemli bir kısmında Suriye ordusu aktif. ABD askerlerinin çekilmesiyle birlikte 14 Ekim'den itibaren bu bölgelere Suriye ordusu girmişti. Suriye ordusu şimdi bulunduğu yerlerden de, mutabakat uyarınca 23 Ekim ve sonrasında gireceği bölgelerden de, 150 saatlik sürenin dolması sonrasında çekilmeyecek.

ADANA MUTABAKATI NASIL UYGULANACAK?

Mutabakatta, Rus lider Putin'in Ocak ayından bu yana gündeme getirdiği, Ankara ve Şam arasında teması zorunlu kılan Adana Mutabakatı da yer alıyor:"Her iki taraf Adana Anlaşması'nın önemini teyit eder. Rusya Federasyonu mevcut koşullarda Adana Anlaşması'nın uygulanmasını kolaylaştıracaktır."

Bu ifade, tek bir maddede değinilen Adana Mutabakatının uygulanması için Rusya aracılığıyla iki başkent arasında temasın başlayacağı şeklinde yorumlanıyor.

Rusya lideri Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Lavrentyev, Barış Pınarı Harekâtı başladıktan sonra yaptığı bir açıklamada "Türkiye ile Suriye'nin, Rusya aracılığıyla temas halinde olduğunu" söylemişti.

Adana Mutabakatı, "Suriye yönetiminin PKK ve uzantılarının kendi topraklarını kullanarak Türkiye'ye tehdit oluşturmasını önlemeyi" amaçlıyor ancak 2011'den bu yana fiilen uygulanamıyor. Putin'in Ocak ayında bu protokolü gündeme getirmesinin amacının Türkiye ile Suriye arasında diyaloğun başlatılması olduğu belirtiliyor.

Aynı mutabakat, tarafların bu taahhütlerin yerine getirilmesini sağlamak ve gözlemek için bazı mekanizmalar kurmasını da sağlıyor. Suriye ve Türkiye'nin üst düzey güvenlik yetkilileri arasında doğrudan telefon hattı kurulması, diplomatik temsilciliklerde güvenlik işleri için özel temsilcilerin atanması bunlardan sadece birkaçını oluşturuyor.

KAMIŞLI NEDEN ORTAK DEVRİYE DIŞINDA BIRAKILDI?

Mutabakat metninde, YPG'nin 30 kilometre güneye çekilmesinin ardından yapılacak olan Türk-Rus ortak devriyesinin alanı belirtilirken "Mevcut Barış Pınarı Harekât alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır" denilerek Kamışlı kapsam dışı bırakılıyor.

 Suriye ordusu, Kamışlı şehir merkezindeki bazı bölgelerden ve havalimanından çekilmedi. Bugüne kadar havalimanının kontrolünü elinde tuttu. Burada Şam tarafından görevlendirilen memurlar görev yapmaya ve maaşları da Şam tarafından ödenmeye devam ediyor. Buradan da 30 kilometre derinliğe kadar olan bölgeden YPG'liler çekilecek. Ancak sonrasında Türk ordusu Kamışlı ‘ya girerek Rus ordusuyla ortak devriye yapmayacak.

Kamışlı, sınırın hemen diğer tarafında, sadece birkaç yüz metre ileride başlıyor. Ortak devriye görevi sınıra sıfır noktasında ve Kamışlı'nın doğusunda Irak sınırına kadar olan bölgede yapılacak, sadece şehir merkezi kapsam dışı bırakılıyor.

TAKVİM GAZETESİ YAZARI BÜLENT ERANDAÇ’IN SURİYE YAZISI

Çok büyük adım

NET ve açık konuşalım. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan-Türkiye, Suriye'yi parçalanmaktan kurtarmıştır. ABD-Avrupa-İsrail'in 2. Sykes- Picot'unu parçalamıştır.
Bizi duyuyor musunuz Arap Birliği, Cumhurbaşkanımız Erdoğan- Türkiye, Ortadoğu Arap dünyasının parçalanmasını, küçük devletçiklere ayrılmasına yönelik Haçlı-Siyonist Projeleri paramparça etmiştir.
Yeni Türkiye işte bu. Müslüman dünyaya uzanan elleri kırmaya kararlı.
Parçalanmış İslam dünyasını ve Türk Devletlerini bir ve beraber hareket etme noktasına getirmeye kararlı.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, bu gerçeklere imza atacağını, BM konuşmasında da gösterdi.
Nihayetinde, Türkiye askeri zaferleri diplomatik zaferlerle tahkim ediyor.
Türkiye'nin kuzey Suriye'deki askeri operasyonu, uluslararası birçok aktörün NEFESİNİ KESTİ.
Dengeleri değiştirdi. Erdoğan, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve ulusal egemenliğinin korunmasına vurgu yaparak yola çıkmıştı. Bu pozisyon önce ABD sonra Rusya mutabakatlarının ana eksenini oluşturdu. Erdoğan, Suriye'de akan kanı durdurmada Putin ve Trump ile arka arkaya anlaşmalar yaparken, kenarda İngiltere Başbakanı Johnson, Almanya Başbakanı Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Macron misafir sanatçı konumunda kalmıştır.

ESEN ERDOĞAN RÜZGÂRIDIR

Ekim 2019... Bir Erdoğan fırtınası esiyor. Bu rüzgâr, Moskova'da da, Washington'da da hissedildi.
Soçi'den bir Türk-Rus mutabakatı çıkarken, Erdoğan-Putin hattının muhkemliği bir kez daha tescil edildi.
Yeni Suriye'nin mimarlarının Erdoğan ve Putin olacağı anlaşldı.
BM Güvenlik Konseyi'nin 2 büyük gücü Rusya ve ABD ile Suriye üzerine anlaşma yaparak, Türkiye'nin, çok yönlü paradigmalar sahneye koyması çok önemli adımlardır. Üç lider Suriye'nin kaderine el koyarken, bu tablo, İstiklal Marşı yazarımız, milli şair Mehmet Akif Ersoy'un dediği gibi, "Avrupa dişi kalmış canavar" görünümünü sergiliyordu.
Görüşme öncesi Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un Şam ile Ankara arasında imzalanan Adana Anlaşması çerçevesinde endişelerin giderilmesinin altını çiziyoruz" sözleri, gelecek günlerin gelişmelerini işaretliyordu.
Erdoğan ve Putin, Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde çözüm zemini sağlanmasını vurguladılar. Erdoğan'ın, Telabyad ile Rasulayn arasındaki 32 kilometre derinlikte Türkiye'nin 12 askeri üssü faaliyete geçirerek kendi güvenliği için bir bariyer oluşturmanı uygun bulrken terör örgütleri PKK/PYD'nin Türkiye- Suriye sırından 20 mil derinliğe çekilmesini de vurgulaması, SOÇİ'den tam bir Erdoğan-Putin mutabakatını tescillemiştir.

Barış Pınarı Harekâtı, Suriye'de başladığında terörün ana sponsoru olan Washington bölgeden çekildi. ABD birlikleri PKK-YPG'yi "32 mil derinlikte" terk etti. Türkiye ve Rusya, Suriye sırının tamamında aynı görüşe sahip. Yani Erdoğan-Putin birliği, kuzey Suriye'de PKK UYDU DEVLETÇİĞİNİN KURULMASI, 2. İSRAİL'İN OLUŞMAMASINA da engel olmuştur.
SONUÇ: Evet, Mehmetçik sahada tarih yazıyor. Cumhurbaşkanımız Erdoğan da zaferleri diplomasiyle taçlandırıyor. Dünyanın iki süper gücünün liderleri Putin ve Trump'la bir hafta içinde anlaşma yapan, bir büyük lider Tayyip Erdoğan'a sahip olan Türkiye için ne mutlu.

Bu Tablo, YENİ TÜRKİYE'nin 21'inci yüzyıla nasıl damga vuracağını çok iyi göstermektedir. Anlaşıldı mı Derin ABD-Avrupa, İsrail ve diğerleri...

SUPERHABER’İN ANALİZİ

"Koridor, Rojava" hayali çöpe atıldı

Türkiye ile Rusya arasında varılan mutabakatın bütünü, ABD’nin 8 yıldır sahada uyguladığı “Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan koridor” planının çöp sepetine tamamen atılması demek.Tarihi bir mutabakat. Artık bölgedeki denklemi ABD değil, Türkiye ile Rusya belirleyecek.

ABD, Fırat’ın doğusunda belli dar bir coğrafyaya sıkıştı. Türkiye sınır hattı ABD’nin kara gücü olarak tanımladığı terör örgütünden temizlenecek. Örgütün direnme şansı yok. ABD içindeki bir ekip çeşitli provokasyonlar üzerinden bazı hamleler yapabilir. Ancak onların da artık yenildikleri malum. Bunu kendileri de kabul ediyor ve Trump’a tepkilerinin nedeni bu.

Mutabakatın önemli maddelerine gelince…

Öncelikle Güvenli Bölge/Barış Koridoru planımız Rusya tarafından da kabul edildi.

İkinci olarak terörizmle ve bölücülükle mücadele konusunda Rusya ile ortak bir zeminde buluşuldu.

Münbiç ve Tel Rifat’taki teröristlerin bölgeden çıkartılacak olması ile Türkiye sadece Fırat’ın batısında değil, Fırat’ın doğusunda da kazanım elde etti.

Adana Mutabakatı vurgusu çok önemli. Böylece Rusya, Şam yönetiminin teröristlerle mücadele etmesinin önünün açılacağını belirtmiş oldu. Çünkü Türkiye’nin mutabakat ile ilgili vurgusu, Şam yönetiminin de teröristlerle mücadele etmesinin gerekliliği noktasındaydı. Bu çerçevede bu maddenin olduğu ortak bir metne imza atılması, Moskova ve Şam yönetimini de artık sorumluluk altına soktu.

Sığınmacılar konusu da önemli bir başlık. Bu mutabakat metni ile Rusya, Türkiye’nin hassasiyetlerini ve insani çabalarının yanında yer alacağını beyan etmiş oldu.

Özetle birilerinin “Koridor, Rojava” hayali çöpe atıldı, Türkiye, Rusya ile beraber bölgenin en önemli aktörü olarak öne çıkmış oldu.

SUPERHABER YAZARI METEHAN DEMİR’İN YAZISI

2 devle 11 saatlik maraton!   

Türkiye bugün belki yakın siyasi tarihinde, belki de cumhuriyet tarihinde 5 güne sığdırdığı, en uzun, en zorlu, belki de en başarılı maratonlarından birine imza attı.

Dünyanın en büyük iki devi ABD ve Rusya ile 5 gün içinde toplam 11 saatte bölgede dengeleri değiştirecek, kartların yeniden karılmasına neden olacak görüşme trafiğini netleştirdi.

Sonuç, hem Amerika ile hem de Rusya ile Suriye'nin kuzeyinde çok büyük ölçüde Türkiye'nin istediği şekilde bir tablo olarak karşımıza çıktı.

Barış Pınarı Harekâtı kapsamında Türkiye'nin ABD Başkan Yardımcısı Pence liderliğindeki heyete Ankara'da imzalattırdığı mutabakat sonrası, bugün de Rusya ile PKK/PYD terör örgütünün kontrol altına alınması, istenen derinliğe yani 30 km. aşağıya çekilmesi konusunda mutabakata varıldı.

Şüphesiz her maddenin içinde yoruma açık ve istismara maruz kalabilecek başlıklar olsa da genel anlamda bu anlaşmaya "başarısız" demek vicdansızlık olur.

Şimdi Amerika ile kararlaştırılan 120 saatin ardından Ruslarla da 150 saatlik bekleme dönemine girildi.

Ruslar da bu süre içinde sıra dışı bir gelişme olmazsa PYD/YPG üzerinde baskı kurarak tahliyeyi sağlayacak.

Amerikan tarafına gelince; resmi açıklamalara göre, terör örgütünün çekilmeyi tamamlandığı belirtiliyor ancak bu konuya Türk yetkililere sorduğumuzda, "Barış harekâtını şu an beklemeye aldık ancak her an bir terör saldırısı durumu veya çekilme olmadığına dair kanıt bulunması halinde kaldığımız yerden devam ederiz. Sorun olmadığı sürece ise ABD'nin taahhütlerine güvenmek istiyoruz. Ancak ellerimiz tetikte." ifadeleri kullanıldı.

CIA’NIN KURGULADIĞI BİR HOLLYWOOD JOKER FİLMİ

Perde gerisinde Amerikan İstihbarat Örgütü CIA olan Joker filmi, gişe hasılatı en yüksek 18+ film oldu.

Senenin en çok konuşulan yapımlardan Joker rekor kırmaya devam ediyor. Film, dünya çapında en yüksek gişe hasılatı getiren 18 yaş sınırlamasıyla vizyona girmiş yapım oldu.

Film vizyona girdiği 4. haftasında film 788,1 milyon dolar (yaklaşık 4,5 milyar TL) hasılat elde etmiş durumda.2018’de vizyona giren Deadpool 2, 785 milyon dolarlık (yaklaşık 4,533 milyar TL) gişe hasılatına ulaşmış, 2016’da gösterime giren ilk film Deadpool ise 782 milyon dolar (yaklaşık 4,516) hasılat elde etmişti.

Joker, Kuzey Amerika gişesinde 258,6 milyon dolar (yaklaşık 1,5 milyar TL), uluslararası gişedeyse 529,5 milyon dolar (yaklaşık 3 milyar TL) hasılat getirdi.

Joker şiddet içerdiği gerekçesiyle tartışma konusu olmuş, ABD’deki bazı sinema salonlarında güvenlik önlemleri alınmasına yol açmıştı.

BURASI ÇOKÖNEMLİ. JOKER FİLMİ, SOKAK HAREKETLERİNİ TETİKLEMİŞTİR.

Aynen Joker filminde olduğu gibi bir anda yüzlerine kukla takan veya yüzünü kukla boyaması yaptıran on binlerce genç sokaklara dökülmüş vaziyette.

Bu durumu göze sokmakta İngiliz BBC görevini yapmaya başladı. BBC Portalının önceki gün MANŞET HABERİ şöyle oldu:

Güney Amerika'da hangi ülkelerde neden protestolar düzenleniyor?

Şili, Ekvador, Bolivya, Uruguay, Haiti... Güney Amerika'daki bu ülkeler son günlerde sokaklarında düzenlenen protestolarla gündemde.

Bolivya'da Pazar günü düzenlenen başkanlık seçimlerinde hile yapıldığı iddialarının ardından seçmenler sokaklara çıktı. Ancak diğer çoğu ülkede düzenlenen protestoların ortak noktasında kemer sıkma politikalarına ve neoliberalizmin getirdiği sosyo-ekonomik eşitsizliğe başkaldırı var.

Şili’de Bir Milyondan Fazla Kişi Sokaklarda

Şili

Şili'de geçen hafta metro ücretine zam yapılmasının ardından öğrenciler sokaklara çıkarak eylemler düzenledi.

Öncelikli olarak ulaşım ücretlerine yapılan zammı protesto ile başlayan bu gösteriler bir haftadır sürüyor.

Devlet Başkanı Sebastián Piñera, protestoların başlangıcında takındığı tutumdan ötürü özür dilese ve yeni bir ekonomik paket açıklasa da on binlerce kişi sokaklardaki eylemlerine bu hafta da devam ediyor.

Binlerce işçi Çarşamba ve Perşembe günleri genel greve katıldı.

Geçen hafta yaşanan kimi yağma olaylarının ardından hükümet Cumartesi günü ülke genelinde olağanüstü hal ilan etti.

Bu, diktatör General Augusto Pinochet yönetiminden beri ülkede ilan edilen ilk olağanüstü hal oldu.

Şimdiye kadar eylemciler ve polisler arasın yaşanan çatışmalarda 18 kişi hayatını kaybetti.

Protestocular, eylemlerine son vermek için olağanüstü halin sona erdirilmesini ve askerlerin kışlalarına geri dönmesini istiyor.

Şili, Latin Amerika'nın en zengin ülkelerinden biri olsa da aynı zamanda gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında.

36 üyeli Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) içinde gelir dağılımının en adaletsiz olduğu ülke de Şili.

Salı günü Şili Devlet Başkanı Piñera'nın açıkladığı reformlar arasında emeklilik maaşına yüzde 10 zam yapmak ve asgari ücreti 413 dolardan 482 dolara yükseltmek de bulunuyor.

Aynı zamanda yüksek maaş kazananlardan daha fazla vergi alınması, devletin sağlık masraflarını karşılaması ve elektriğe yapılması planlanan zammın geri alınması da açıklanan reformlar arasında.

Çoğu emtia üreticisi Latin Amerika ülkesi, 2000'lerin başında emtia fiyatlarında yükseliş yaşanması ile ekonomik anlamda büyük bir ilerleme kaydetti.

Ancak sonraki yıllarda emtia fiyatlarında yaşanan düşüş, ekonomilerinin zora girmesine yol açtı. Aynı zamanda ekonomik büyümeden toplumun dezavantajlı konumları yeteri kadar yararlanamadığı için sosyal ve ekonomik eşitsizlik açısından uçurum derinleşti.

Dünyanın en büyük bakır üreticisi Şili de büyümesi yavaşlayana kadar 2000-2014 yılları arasında ekonomisi büyük ilerleme kaydeden ülkelerden biri.

New York Üniversitesi Latin Amerika ve Karayipler Çalışmaları Merkezi'nden Profesör Patricio Navia, Şili'deki protestoların neden kaynaklandığını Voice of America haber sitesine verdiği demecinde şöyle açıklıyor:

"İnsanlar sokaklara çıktı çünkü hükümetin zenginlere daha çok değer verdiği hissediliyor. Yoksullara yardım etmesi gereken sosyal programlar hiç gelişmiş değil ve toplumun geri kalanı kendi kendine geçinmek zorunda.

"Sokağa çıkanların bir kısmı kamu yardımı almak için yeteri kadar yoksul değil, geri kalanı da hükümetin vergi indirimlerinden faydalanmak için yeteri kadar zengin değil. Seslerinin duyulması için isyan etmeleri gerekiyordu."

Bolivya

İki güçlü aday Morales ve Mesa'nın taraftarları birbiriyle çatıştı

Bolivya'da Pazar günü yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin ilk turunda Devlet Başkanı Evo Morales, rakibi Carlos Mesa'yı yüzde 10 oy farkıyla geçtiğini ve ikinci tura gerek olmadığını açıklayınca seçmenler sokaklara çıktı.

Oyların yüzde 84'ü sayıldıktan sonra oy sayımının durması, muhaliflerin ve uluslararası gözlemcilerin hile iddialarını ortaya atmasına yol açtı.

Bunun üzerine Bolivyalılar sokaklara çıkarak sandıklarda ve seçimde hile yapıldığını, oylarının çaldığını söylemeye ve isyan etmeye başladı.

Morales ise rakibinin darbe yapmaya çalıştığını iddia etti.

En son olarak Morales Perşembe günü yaptığı açıklamada oyların yüzde 46,83'ünü, Mesa'nın ise oyların yüzde 36,7'sini aldığını iddia ederek zaferini açıkladı.

Ancak farkın yüzde 10'a çıkması takdirinde, "ikinci tura gidilmesi gerekiyorsa gideceklerini" de söyledi.

Seçim usulsüzlüklerine dair yaşanan tartışmaların yanı sıra Bolivya ekonomisi de Güney Amerika'nın kırılgan ekonomileri arasında yer alıyor.

Emtia gelirlerinin fırladığı yıllarda Bolivya ekonomisi yıllık olarak ortalama yüzde 4 büyüme kaydederken enflasyon düşük bir seyir izledi.

Ancak son yıllarda ülkenin doğalgazdan elde ettiği gelirlerin düşmesiyle ekonomi daha kırılgan bir hale geldi.

Özellikle Brezilya ve Arjantin'in doğalgaz talebinin düşmesiyle sıkıntılar baş gösterdi.

Ülkedeki yolsuzluk skandalları ve altyapı yatırımlarının zayıflaması da sosyoekonomik zorluklar arasında yer alıyor.

Ekvador

Ekvador'da bu ay protestolar, IMF'nin (Uluslararası Para Fonu) kemer sıkma politikaları sonucu hükümetin on yıllardır verdiği petrol sübvansiyonlarını sonlandırma kararıyla başladı.

Yerliler bu karardan olumsuz etkileneceklerini belirterek protestoların önünü açtı.

3 Ekim'de başlayan eylemlerin sonucunda geçen hafta Ekvador Devlet Başkanı Lenín Moreno, bu kararı geri aldıklarını açıkladı.

Yerli gruplar ve hükümet arasında sürdürülen müzakereler ise bu hafta için yerli grupların lideri hakkında soruşturma açıldığı için sona erdirildi.

Ekvador'un başkenti Quito sokaklarındaki göstericiler polisle çatıştı

Protestolarda 7 kişi hayatını kaybetti.

Ekvador da aynı şekilde petrol fiyatları varil başına 100 doları bulduğu zaman ekonomisi büyüyen ve altyapı yatırımları yükselen bir ülke.

Ancak petrol fiyatlarının düşmesiyle beraber ülke büyük bir dış borca ve bütçe açığına düştü.

Devlet Başkanı Lenin Moreno, dış borçla başa çıkmak için IMF'den 4,2 milyar dolarlık yardım paketi aldı ve 1,3 milyar dolarlık bir kemer sıkma paketi açıkladı.

Bu da ülkedeki protesto dalgasının başlamasına yol açtı.

Haiti

3 Ekim'de düzenlenen protestolardan bir görüntü

Güney Amerika ülkelerinden Haiti'de ise yolsuzluk karşıtı gösteriler altıncı haftasına girdi.

Bu hafta Salı günü ülke tarihinde nadir rastlanacak bir gelişme olarak binlerce Katolik Kilisesi liderinin bir yürüyüş düzenlediği görüldü.

Kilise liderleri, Devlet Başkanı Jovenel Moise'un istifasını talep etti.

Moise, Şubat 2017'de göreve geldiğinden beri yolsuzlukla suçlanıyor.

Başkan olmasını sağlayan seçimlerde de hile yapmakla suçlanmıştı.

Ağustos ayında yakıt sıkıntısının baş göstermesiyle beraber protestolar şiddetli bir hal aldı.

Son haftalarda ise öğrenciler ve sanatçılar gibi farklı sosyal gruplar sokaklara çıkarak hükümetü protesto ediyor.

Moise ise yapacakları reformlar sayesinde ülkeyi dönüştüreceğini öne sürüyor.

Haiti, 2009 yılında Venezuela'nın petrol yardımı ve 2010'daki depremden sonra uluslararası yardımla ayakta duruyordu.

Bölgenin en yoksul ülkelerinden biri olan Haiti'de Venezuela'nın ekonomik sıkıntıya girmesi olumsuz sonuçlar doğurdu.

Uruguay

Güney Amerika ülkelerinden protesto dalgasını en son yaşayan ülkelerden biri de Uruguay.

Ülkede 22 Ekim Salı günü 55 bin kişi sokağa çıkarak ülkenin yeni güvenlik yasa tasarısını protesto etti.

27 Ekim'de düzenlenecek başkanlık seçimiyle beraber oylanacak olan taslakta, polis ve kamu güvenliğine ek olarak bir ulusal koruma gücünün oluşturulması, bazı hapis cezalarının güçlendirilmesi ve şu an ülkede yasa dışı olan gece baskınlarının yapılması önerileri yer alıyor.

Bu taslağın hazırlanmasında, ülkedeki cinayet ve hırsızlık gibi suç oranlarının komşu ülkelere kıyasla çok yüksek olması rol oynuyor.

Bu yasa tasarısına karşı çıkan protestoları Americas Quarterly haber sitesine değerlendiren Uruguaylı araştırmacı Nicolás Saldías'a göre bu protesto, 'Uruguay demokrasisinin ne kadar gelişmiş olduğunu' gösteriyor.

Merkez solun devlet başkanı adayı olan ve eylemlerin düzenlenmesine ön ayak olan isimlerden Daniel Martínez ise bu protestonun "gençlerin sivil topluma ne kadar bağlı olduğunun bir kanıtı olduğunu" belirtti.

KUZEY LAKEDONYA’DA TÜRKİYE İLE DAYANIŞMA MITINGİ

Kuzey Makedonya'nın başkenti Üsküp'te, Makedonya Türk Sivil Toplum Teşkilatları Birliği (MATÜSİTEB) tarafından "Türkiye ile Dayanışma Mitingi" düzenlendi.

Eski Üsküp Çarşısı'nda bulunan Murat Paşa Camisi önünde düzenlenen mitinge Türkiye'nin Üsküp Büyükelçisi Tülin Erkal Kara, MATÜSİTEB Genel Başkanı Hüsrev Emin, Kuzey Makedonya ve Kosovalı Türk siyasiler, çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

İlkokul öğrencileri tarafından İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan mitingde, "Recep Tayyip Erdoğan" sloganları atıldı ve pankartlar açıldı.

Büyükelçi Kara, burada yaptığı konuşmada, Kuzey Makedonya'daki soydaşların Türkiye’ye ve Türk milletine olan sevgisini bugün bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulayarak, "Türkiye’ye gösterdiğiniz sevgi ve dayanışma bizleri daha güçlü kılmaktadır. Bu sevgi ve dayanışma sizlerin birlik ve beraberlik anlayışı içinde tek yürek olmanız halinde daha güçlü ve anlamlı olacaktır." şeklinde konuştu.

Kara, Türkiye'nin geçmişte olduğu gibi gelecekte de her daim Kuzey Makedonya’daki Türk toplumunun yanında olacağını söyledi.

MATÜSİTEB Genel Başkanı Emin de Kuzey Makedonya'nın dört bir tarafından gelen soydaşların yanı sıra Arnavut, Boşnak ve Roman vatandaşlarla Türkiye ile dayanışma içinde olduklarını göstermek için bir araya geldiklerini söyledi.

Türkiye’nin, toprak bütünlüğünü koruması, sınırlarında oluşan terör tehditlerini bertaraf etmesi ve insanlığı yok etmeye niyetli her türlü gayrimeşru yapılanmayı tarihe gömmeyi amaçladığının bilincinde olduklarını belirten Emin, Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları kullandığını ve hem askeri hem diplomatik anlamda ciddi bir başarı elde ettiğini ifade etti.

Türkiye'nin istikrarının ve güvenliğinin aynı zamanda Kuzey Makedonya ve Balkanların istikrarı ve güvenliği anlamına geldiğini dile getiren Emin, "Biz de Kuzey Makedonya vatandaşları olarak dost ve kardeş ülke Türkiye’nin zor zamanında yanında olduğumuzu ve desteğimizi esirgemediğimizi bastıra bastıra söylüyoruz." diye konuştu. Mitingin sonunda şehitler için dualar edildi.

EURONEWS ‘TAN DİKKATİ ÇEKEN 2 ANALİZ

1) Ortadoğu'nun yeni yükselen yıldızı Rusya mı?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 10 yıldan daha uzun bir aradan sonra Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaret, Moskova'nın Orta Doğu'daki etkinliğinin Suriye ve İran'ın da ötesine aşmaya başladığının bir göstergesi.

2015 yılında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ı desteklemek için ülkeye asker gönderen Putin, Esad'ın bir diğer destekçisi İran ile de yakın ilişkilerini son yıllarda giderek artırdı.

Rusya Devlet Başkanı son olarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ziyareti öncesi el Arabiya televizyonuna verdiği mülakatta bu ülkelerle Yemen savaşı ve rafineri saldırısı ile ilişkileri oldukça gerilen İran arasında arabuluculuk yapabileceğini söylemesiyle artık bölgede daha etkin bir oyuncu olmak istediğinin sinyalini verdi.

Fosil enerji devlerinin iş birliği

Enerji bakanı ve devlet yatırım fonunun başkanı ile gerçekleştirdiği ziyarette Putin Kral Selman ve iyi ilişkileri olduğunu söylediği Veliaht Prens Muhammed bin Selman'la görüştü.

OPEC üyesi olmayan ve hatta bir zamanlar rakip olarak görülen Rusya'nın küresel petrol fiyatlarını belli bir seviyenin üzerinde tutmak için OPEC'in aldığı üretimi kademeli olarak azaltma kararına uyarak ve OPEC+ adıyla kurulan yeni oluşuma katılarak iş birliğini derinleştirmesinin ardından yapılan bu ziyaret iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açabilir.

Dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçısı Rusya ve dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan'ın bu işbirliği enerji dengelerini kökünden değiştirebilecek bir potansiyele sahip.

1938 yılında "Kızıl Paşa" adıyla bilinen ve Suudi Arabistan'ın kurucu kralı Abdülaziz bin Suud'un yakın arkadaşı olan Rusya'nın Suudi Arabistan büyükelçisi Kerim Hakimov'un Stalin tarafından idam edilmesinin ardından ikili ilişkiler bozulmuş ve hiçbir kral Moskova'ya ziyarette bulunmamıştı.

Bu durum Kral Selman'ın 2017'deki tarihi ziyaretiyle değişti.

Sovyetler Birliği dağılana kadar iki ülke arasında resmi diplomatik ilişkinin olmaması Suudi Arabistan'ın enerji altyapısında Rusya'nın hiç katkısının bulunmamasıyla sonuçlanırken Putin ziyareti öncesinde üzerinde görüşülen konular bunun değişmeye bağışlayacağını gösterdi.

Ekim ayı başında Rus Enerji Bakanı Aleksandr Novak tek günlük ziyaret sırasında toplam değeri milyar dolarlarla ifade edilecek 30 civarında yatırım anlaşması ve sözleşmesi imzalanacağını söylemişti.

Söz konusu anlaşmalarda her iki ülkenin devlet yatırım fonları ana aktör olarak yer alacak. Medyada yer alan Rusya'nın 10 milyar dolar sermayeli yatırım fonunun yurt dışındaki ilk ofisini Riyad'da açacağı haberleri de Putin'in bölgedeki askeri varlığının yanı sıra ekonomik olarak da etkin olmayı hedeflediğini gösteriyor.

Hem İran ve Suriye hem de Suudi Arabistan ve BAE ile sıcak ilişkiler

Salı günü de Birleşik Arap Emirlikleri'ni ziyaret edecek olan Putin el Arabiya'ya verdiği mülakatta Emirliğin yönetim kadrosu ile sürekli irtibat halinde olduğunu belirtti.

Esad'ın en büyük askeri destekçisi ve İran'ın uluslararası arenadaki nadir müttefiklerinden biri olan Moskova aynı zamanda bu iki ülkenin bölgesel rakibi Suudi Arabistan ve BAE ile de kurduğu sıcak ilişkilerle bölge dışından bölgedeki tüm karşıt aktörlerle görüşebilen tek güç konumunda.

Putin bu pozisyonunu da kullanarak Suudi Arabistan'ın 14 Eylül'deki rafineri saldırılarının arkasında olduğunu belirttiği İran'la arasındaki gerilimi düşürmek için katkıda bulunabileceğini belirtmişti. İran ise bu saldırılarla bir ilgisi olmadığını savunuyor.

Putin'den Suudi Arabistan'a da S-400 teklifi

Putin ayrıca ülkenin hava savunmasını güçlendirmek için Türkiye'nin de kısa süre önce satın aldığı S-400 füze sistemlerini teklif etti.

Riyad'ın S-400 alması Türkiye ile olduğu gibi Washington'la aralarının açılmasına sebep olabilir. Fakat ülkenin dışişlerinden sorumlu devlet bakanı Adil el-Cübeyir'e Suudi Arabistan'ın Rusya ile yakınlaşması sorulduğunda bunun bir çelişkiye neden olmadığını Riyad'ın ABD ile iyi ilişkilerini sürdürürken Rusya ile de ilişkilerini geliştirebileceğini belirtmişti. Fakat ülkeye 3 bin asker daha göndermeyi planlayan ABD'nin bu yakınlaşmanın askeri alanlara kaymasına tepkisi nasıl olacak onu zaman gösterecek.

2) Suriye’de günlük petrol üretimi ne kadar? Petrolü kim kontrol ediyor?

Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı (Pentagon) bu hafta Suriye'nin doğusundaki petrol yataklarını korumak üzere bölgeye askeri takviye yapmaya hazırlanıyor. Türkiye’ye yaptırım tasarılarının başını çeken Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham Suriye’deki petrol üretiminden elde edilen gelirle IŞİD ile mücadele eden Suriye Demoktatik Güçleri’ne (SDG) yardım edilebileceğini savundu.

Suriye kanıtlanmış petrol rezervleri listesine göre dünyada 34. sırada bulunuyor. Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’na göre (CIA) Suriye’nin 2,5 milyar varil petrol rezervi bulunuyor. Ancak komşu ülkeler Irak ve İran’ın petrol rezervlerine göre bu miktar oldukça az. Bu alanda dünya sıralamasında dördüncü sırada yer alan İran’ın 158,4 milyar varil ve beşinci sıradaki Irak’ın 142,5 milyar varil petrol rezervi bulunuyor.

Suriye’nin günlük petrol üretimi ülkede savaşın başladığı 2011 yılından itibaren keskin bir şekilde düştü. Amerikan Enerji Bilgi Yönetim Kurumu’na (EIA) göre Suriye’nin 2018’de günlük petrol üretimi 28 bin varil. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’ne (OPEC) göre ise bu miktar 2018 yılı sonunda günlük 16 bin varildi. OPEC’e göre bu miktar savaş başlamadan önce 2010 yılında günlük 386 bin varildi. Bu miktar 2012’de 151 bin varil ve 2013’te ise 45 bin varile kadar düştü. Sonraki yıllar ise 20 bin varil civarında seyretti

Rapor: Suriye’deki petrolün yüzde 80’ini SDG kontrol ediyor

Suriye İnsan Hakları Ağı'nın (SNHR) 19 Eylül 2019’da yayımladığı rapora göre Suriye’nin petrol ve doğal gaz üretiminin yüzde 80’ini SDG kontrol ediyor. Üretilen petrolün gelirini SDG elde etmesine rağmen bunun mali kayıtları bulunmuyor. Rapora göre SDG, Suriye’nin kuzeydoğusunda ülkenin en zengin petrol yataklarının bulunduğu Deyrizor, Haseke ve Rakka’da hâkimiyetini sürdürüyor. Buradaki 20 petrol kuyusunda 11’i SDG tarafından kontrol ediliyor. Buradaki üretim kapasitesi Esad rejiminin kontrol ettiği üretim sahalarından daha fazla.

Suriye İnsan Hakları Ağı'nın daha önce petrol işlerinde çalışmış bölge sakinlerinden aldığı bilgiye göre SDG ham petrolün varilini 30 Amerikan dolarına satılıyor. SDG günlük 420 bin dolar, aylık 12,6 milyon dolar ve yıllık da 378 milyon dolar kazanıyor. Bu miktara doğal gaz gelirleri dâhil değil.

Suriye’nin petrol ihracatının yüzde 90’ı AB’ye idi

Savaştan önce Suriye'nin ihraç ettiği petrolün yüzde 90'dan fazlası Avrupa Birliği (AB) ülkelerine gidiyordu. 2010 yılında Suriye'nin ihraç ettiği petrolün yüzde 32'si Almanya, yüzde 31'i İtalya, yüzde 11'i Fransa, yüzde 9'u Hollanda, yüzde 7'si Avusturya ve yüzde 5'i İspanya'ya gitti.

Pentagon: SDG ile birlikte pozisyonumuzu tahkim edeceğiz

Pentagon, Suriye’deki petrol kaynaklarını korumak için ilave asker göndereceğini şöyle  açıklamıştı:

 "ABD ve ortaklarının DEAŞ'a karşı elde ettiği en önemli kazanımlardan biri DEAŞ'ın önemli bir gelir elde ettiği Suriye'nin doğusunda petrol yatakları idi. Bu petrol yataklarının DEAŞ veya diğer istikrar bozucu aktörlerin eline geçmesini engellemek için ABD olarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ortaklarımızla koordineli bir şekilde Suriye'nin kuzeydoğusundaki pozisyonumuzu ek askeri unsurlarla tahkim edeceğiz. DEAŞ'ın ortaya çıkmaması için gelir akışını durdurmamız gerekir."

Bu açıklamanın ardından Amerikan medyası da Pentagon'un Deyrizor’daki petrol yatakları bölgesine 30 tank ve bu araçlara bağlı askeri personel sevk edeceğini duyurdu.

Cumhuriyetçi senatör Graham Suriye'nin petrol sahalarının ABD'nin kontrolünde olmasının Esad rejimine ve İran'a maddi darbe olacağını savundu. Petrol üretiminden elde edilen gelirle IŞİD ile mücadele eden SDG'ye yardım edilebileceğini ve gelirin bir kısmının ABD'nin Suriye'deki askeri misyonu için kullanılabileceğini açık bir dille ifade etti

KISMİ AF KANUNU GELİYOR

Af yasası ne zaman çıkacak? Sorusu vatandaşlar tarafından sıklıkla araştırılıyor. Türkiye'de binlerce mahkûm ve aileleri hükümet kanadından çıkacak af açıklamasını bekliyor. Af yasası ile ilgili Meclis tarafından alınacak karar merakla beklenirken, söz konusu yasanın kimleri kapsayacağı gibi detaylar da merak konusu oluyor. Bazı cezaların infaz sürelerinin kısaltılmasına yönelik alınacak kararı içeren yargı paketine ilişkin çalışmaların yakın bir tarihte tamamlanması bekleniyor. Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin ilk paketi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Ancak henüz ceza infaz kanunu ile ilgili değişiklik planı henüz Meclis gündemine gelmedi.
CEZA İNFAZ DÜZENLEMESİ KİMLERİ KAPSAYACAK?

Cinsel suçlar, uyuşturucu madde ve örgütlü suçlar bu düzenlemeden yararlanamayacak. Bu suçların dışında başka bir suçtan hüküm giymiş olan kişi taslağın yasalaşması halinde infaz süresini tamamladıysa tahliye olabilecek.

İNFAZ SÜRESİ YÜZDE 50'YE ÇEKİLİYOR

İkinci paketin içerisinde bulunan değişikliklerden birisi de infaz süresiyle ilgili olacak. Değişiklikle yer alan bilgilere göre infaz süresi üçte iki değil sürenin yarısı olacak. Yani 10 yıl ceza alan bir hükümlü 5 yıl cezanın infazını çekecek. Uygun şartlar oluşması durumunda da 10 yıl ceza alan kişi 4 yılını içeride bulunduktan sonra 1 yıl da denetimli serbestlikten yararlanabilecek

KANAL İSTANBUL’UN MALİYETİ 75 MİLYAR LIRA

Kanal İstanbul projesi ile ilgili ÇED raporunun ilk aşaması, kamuoyuna açıldı. İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu, 28 Kasım 2019 tarihinde yapılacak toplantıda ÇED raporunun değerlendirecek ve 10 içinde "Son Şekli Verilen ÇED Raporu" hazırlanacak.
Üçüncü aşamada hazırlanan ÇED raporu, Bakanlığa sunulacak. Bu aşamada rapora gelen eleştiriler doğrultusunda gerekli düzelmeler yapıldıktan sonra "Nihai ÇED Raporu" hazırlanacak.
45 kilometrelik kanalın 18.5 kilometresi Küçükçekmece Gölü ve Sazlıdere Barajı'ndan geçecek. 7 yılda tamamlanacak olan kanalın proje maliyeti, 75 milyar TL olarak hesaplandı. Kanalın yapımı ile birlikte Küçükçekmece Gölü´nü Marmara Denizi´nden ayıran köprü durumundaki kara parçası, yaklaşık bir kilometre açılacak.

MİT’ÇİLERE ÖZEL MAHKEME KURULDU

Kuruluş işlemleri tamamlanan mahkeme, ilk etapta sadece MİT görevlilerinin yargılandığı davalara bakmakla görevlendirildi. 

Özel mahkemenin sonraki süreçte diğer terör dosyalarına bakıp bakmama durumuna ise diğer mahkemelerdeki iş yüküne göre karar verileceği belirtildi. 

Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nin faaliyete başlamasıyla birlikte, savcılığın, MİT görevlileri hakkında sürdürülen soruşturmaların hızlandırılarak seri bir şekilde iddianameleri düzenlemeye başladığı bildirildi. 

Mahkeme heyetinin, CMK’daki ‘kamu güvenliği’ hükmü nedeniyle bazı duruşmaları kapalı yapılacak. Bu mahkemeye, 16 Eylül tarihinden itibaren dosya verilmeye başlandı.

DÜNYADA ILK 200 İÇİNDE TEK BİR BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ VAR

Boğaziçi Üniversitesi, üniversiteleri değerlendiren US News & World Report'un hazırladığı 'Dünyanın En İyi Üniversiteleri' sıralamasında bu yıl 186. sıraya yükselerek Türkiye'nin 'En İyi Küresel Üniversitesi' oldu.

Boğaziçi Üniversitesi'nden yapılan açıklamaya göre, US News & World Report internet sitesinin hazırladığı 'Dünyanın En İyi Üniversiteleri' sıralaması 2020 verileri açıklandı. 

Otuz yıldan bu yana gerçekleşen ve üniversiteleri akademik araştırma performansı, küresel ve bölgesel itibar gibi kriterler üzerinden değerlendiren US World & News Report listesinde bu yıl Türkiye'den 46 üniversite yer aldı. Geçtiğimiz yıl ise değerlendirmeye 27 Türk üniversitesi girmişti. 

Geçen yılki sıralamada dünyada 234. sıraya yerleşen Boğaziçi Üniversitesi, bu yıl 186. sıraya yükselerek Türkiye'nin 'En İyi Küresel Üniversitesi' unvanı ile Türkiye'nin ilk 200'e giren tek üniversite oldu.

Çin, Asya, Güney Kore gibi ülkelerin yer aldığı Asya üniversiteleri arasında değerlemeye alınan 590 üniversite arasında geçen sene 29. sıradayken bu sene 21. sıraya yükselen Boğaziçi Üniversitesi, bu yıl 750 üniversite arasından sıyrılarak 'fizik' alanında dünyanın en iyi ilk 100 üniversitesi arasına 60. sıradan girdi.

Üniversite, geçtiğimiz yıl da 'fizik' alanında dünyanın en iyi 66. üniversitesi olmuştu. 

Analytics INcites'in analizleriyle belirlenen üniversiteler öncelikli olarak global araştırma saygınlığı, bölgesel araştırma saygınlığı, yayınlar, kitaplar, konferans bildirileri, normalize edilmiş atıf etkisi, toplam atıflar, en çok atıf alanlar arasında yüzde 10'a giren yayın sayısı, en çok atıf alanlar arasında yüzde 10'a giren yayın oranı, uluslararası iş birlikleri, uluslararası iş birlikleri sonucu çıkan yayınlar, en çok atıf alanlar arasında yüzde 1'e giren, yayın sayısı ile en çok atıf alanlar arasında yüzde 1'e giren yayın oranlarına göre değerlendiriliyor.

TÜRKİYE’DE EVLERİN YARISINDA DİŞ MACUNU YOK

Diş Malzemeleri Sanayici ve İşadamları Derneği (DİŞSİAD) Genel Sekreteri Erkan Uçar, Türkiye'deki diş sağlığı ile ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Hanelerin yüzde 50’sine diş macunu girmediğini söyleyen Uçar, 4 kişiye 1 adet diş fırçası düştüğünü belirtti.

Hanelerin sadece yarısına diş macununun girdiği Türkiye'de kişi başına düşen diş macunu tüketimi yılda 100 gram iken, tüketim İspanya'da 155, İtalya'da ise 270 gramı buluyor. Gelişmiş ülkelerde yılda ortalama 2 defa diş hekimine gidilirken, Türkiye'de nüfusun yüzde 43'ü son 1 yıldır diş hekimine hiç gitmiyor.

Sözcü'den Taylan Büyükşahin'in haberine göre, Türkiye'de ağız ve diş sağlığına yeterince önem verilmemesi, sektörün de gelişmesini engelliyor. Sektörün potansiyelinin oldukça altına olduğunu vurgulayan Diş Malzemeleri Sanayici ve İşadamları Derneği (DİŞSİAD) Genel Sekreteri Erkan Uçar, 500 milyon dolar olan sektör büyüklüğünün 5 milyar dolara çıkabileceğini belirtti. İthalata bağımlılığın da yüksek olduğuna dikkat çeken Uçar, sektörün dışa bağımlılık oranının yüzde 80 olduğunu, ancak yerli üretimin öneminin yavaş yavaş artmaya başladığını kaydetti. Uçar, "Geçen iki yılda diş malzemeleri sektörü yerli üretime ağırlık verdi ancak bu kapsamdaki ivme mutlaka hızlanmalı. 2023 yılında sağlık sektörünün dışa bağımlılık oranının yüzde 60 seviyelerine inmesini öngörüyoruz" dedi.

ESTETİK ÖN PLANDA

2025 yılına kadar sektörün 10 kat büyümesini beklediklerini söyleyen Uçar, 30 bin olan diş hekimi sayısının 60 bine çıkacağını, sağlık turizminin de artacağını dile getirdi. Ağız ve diş sağlığında estetik kaygıların ön plana çıktığını anlatan Uçar, toplam talebin yarısına yakınının da estetikten geldiğini aktardı.

Dünyada diş sağlığına devlet desteğini sadece Türkiye'nin verdiğini belirten Uçar, bu nedenle dünya genelinde çok büyük bir potansiyel olduğunu kaydetti. Tahmini dünya pazar büyüklüğünün 50 milyar dolar civarında olduğunu ifade eden Uçar, yabancıların Türkiye'ye hem diş tedavisi hem de gezme amaçlı geldiğini söyledi.

Diş sağlığında kullanılan malzemeler, Türkiye'nin ne denli ithalata bağımlı olduğunu gözler önüne seriyor. Diş dolgularında kullanılan dolguların, kanal eğelerinin bile ithal olduğunu anlatan DİŞSİAD Genel Sekreteri Erkan Uçar, bu nedenle kendi şirketi Öncü Dental ile yerli üretime odaklandıklarını kaydetti. 8.5 milyon TL yatırımla Türkiye'nin ilk yüzde 100 yerli kompozit dolgu malzemelerini üretme aşamasında olduklarını dile getiren Uçar, ürettikleri ürünleri ihraç edeceklerini ifade etti.

DEUTCHE WELLE (ALMAN HABER AJANSI)ANALİZİ

İklim mi, aç insanlar mı daha önemli? 

Dünyadaki tüm insanları nasıl doyurabiliriz? Birleşmiş Milletler bu sorunun yanıtını arıyor. Ancak bu soru kadar önemli olan bir soru daha var: Tüm insanların sağlıklı beslenmesini sağlarken aynı zamanda dünyayı nasıl koruyabiliriz?

Bu sorunun yanıtını bulabilmek için Amerika'nın Baltimore kentinde bulunan John Hopkins Yaşanılabilir Gelecek Merkezi'ndeki  bilim insanları 140 farklı ülkenin beslenme şekillerini ve bunların iklimi nasıl etkilediğini araştırdı.

Bu bilim insanlarından biri de Martin Bloem. Merkez tarafından yayınlanan raporda araştırmacı olarak görev alan Bloem ''Avrupa ve Amerika'da yaşayan insanların acilen beslenme biçimlerini değiştirmeleri gerekiyor. Daha fazla bitkisel gıdaya yönelerek, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak adına et, süt ya da yumurta gibi  hayvansal gıda ürünlerinden uzak durmaları gerekiyor'' önerisinde bulunuyor. 

Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu ise hangi beslenme şekillerinin hangi etkiye sahip olduğu. Araştırmaya göre üçte biri hayvansal gıdalardan oluşan, diğer üçte ikisi ise vegan olan bir beslenme şeklinin iklim ve su kaynakları üzerinde bıraktığı iz, lakto ovo vejetaryenlik. Yani et ve balığın tüketilmediği ancak süt ve süt ürünleri ve yumurtanın tüketildiği bir beslenme biçiminden daha az olduğu yönünde.

 Hayvansal gıdalar iklim için neden daha sorunlu?

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre hayvancılık sera gazı emisyonlarının yüzde 15'ini oluşturuyor. Bu emisyonlar ise hayvan tipine göre değişiyor. Örneğin sığır üretimi emisyonların yüzde 65'ini, domuz üretimi yüzde dokuzunu, manda sütü ve tavuk yetiştirme ile yumurta üretimi ise yüzde sekizini oluşturuyor.

Emisyonların büyük bir kısmı metan gazı. Metan gazı, hayvanların sindirim esnasında salgıladığı bir gaz. Ancak hayvancılığın iklime etkisi bununla sınırlı değil. Hayvanlara verilen gübrelerde yüksek oranda nitrojen bulunduğundan atmosfere bol miktarda azot gazı ve karbondioksit de salınıyor. 

İklim mi, aç insanlar mı daha önemli?

Ancak yukarıda belirtilen durumlar gelişmiş ülkeler için geçerli. Araştırmada bu etkenin de göz önünde bulundurulduğunu belirten Bloem ''Fakir ülkeler ve insanların daha yüksek gelirlere sahip olduğu ülkeler arasında farklar var. Zengin ülkelerde çözüm yolları çok daha açık'' diyor.

Araştırmacılar ayrıca raporlarında dünyada 800 milyon insan açlık içindeyken, sırf beslenmenin iklim üzerindeki etkisi olacağı için, insanların neyi yiyip neyi yiyemeyecekelerine dair bir kılavuz çıkarılamayacağını da belirtiyor.

Bloem ''Endonezya, Hindistan ve Afrika'daki birçok ülke açlıkla mücadele etmek ve gelişebilmek adına sera gazı emisyonlarını çok fazla yükseltecek. Bu ülkelerdeki yetersiz beslenme nedeniyle oradaki çocukların yüzde 40'ı iki yaşına basana kadar o kadar eksik besleniyor ki, bu durum bazılarının gelişimini olumsuz etkileniyor ya da beyin fonksiyonlarının yeterince gelişmemesine neden oluyor'' diye konuşuyor.

Bloem ayrıca bu durumun ülkelerdeki eğitim sermayesini de çok fazla etkilediğini sözlerine ekleyerek ''Bu gelişim bozukluklarını engelleyebilmek için özellikle hayvansal gıdalara ihtiyaç var. Çünkü süt ya da  yumurta gibi ürünler çocuklar ve hamile kadınlar için önemli protein kaynaklarını oluşturuyor'' görüşünü savunuyor.

Balık tüketimi çare olabilir

Bloem'un önerdiği çözümlerden biri örneğin mısır gevreği gibi bitkisel ürünlere vitamin ve besleyici maddelerin eklenmesi. Bloem bu şekilde hem insanlara hem de iklime pahalıya mal olan hayvansal ürün tüketiminin azalabileceğini belirtiyor. Ancak Bloem bu fikrin gelişmemiş ülkelerde söz konusu olmadığını da belirtiyor. 

Araştırmanın önemli bulgularından biri de omurgasız hayvanlarla ilgili. Buna göre balık ya da salyangoz gibi beslenme zincirinin en sonunda bulunan omurgasız hayvanların iklime olan etkisi neredeyse vegan beslenme kadar az. Bloem ''Afrika ve Asya'nın birçok bölgesinde süt tüketimi çok az. Bu yüzden insanların temel protein ve kalsiyum kaynağı balıklar oluyor'' diyor.

Dünya çapında üretilen balık hacminin yüzde 80'inin Asya'dan, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'ne ihraç edildiğini belirten Bloem ''İthalât edilen balıklar genelde büyük balıklar. Bizim ithal ettiğimiz bu büyük balıklar ise daha küçük balıkları yiyerek besleniyorlar. Bu durumda orada yaşayan insanlar yaşamları için en önemli kaynaklardan biri olan protein ve kalsiyumdan mahrum kalıyorlar'' şeklinde konuşuyor. 

Üretim, üretim yerine göre şekillenmeli

Araştırmacılara göre yerel üretim iklim açısından en iyi çözüm değil. Örneğin Paraguay'da üretilen yarım kilo sığır eti Danimarka'da üretilen aynı orandaki etten tam 17 kat daha fazla sera gazı salgılıyor. Araştırmaya göre bunun nedeni de genellikle mera alanı açılması için katledilen orman alanları oluyor. 

''Bir gıdanın üretim yeri, iklime etkisinde belirleyici etken oluyor. Örneğin Avrupa'da toprak çok verimli, bu nedenle üretim de çok daha verimli. Üretim nerede iklime en az etkiyi yaratacaksa, orada olmalı. Emisyon ve taşıma göz önünde bulundurulduğunda dahi, bu iklim için daha doğru olur'' diyor Bloem.

Sanayi ülkelerine düşen rol

Araştırmanın sonunda bölgelere göre belirlenmiş ve iklimi olumsuz etkilemeyecek dokuz farklı beslenme planı çıkarılmış. Bu planlar kırmızı et tüketilmemesinden, lakto-ovo-vejetaryene ve vegan beslenmeye kadar bir çok alternatifi içeriyor. Araştırmada görev alan kıdemli isimlerinden Keeve Nachman ''Araştırmalarımız, iklim ve beslenme krizinin önüne geçilebilmesi için tek bir çözüm yönteminin olmadığını gösteriyor. Önemli olan bağlantıların ortaya konması ve gıda üretimindeki yönetmeliklerin o ülkedeki duruma ayna tutuyor olması'' diyor.

Ancak araştırmanın en önemli noktalarından biri özellikle sanayi ülkelerinin etkisine odaklanıyor. Araştırma sanayi ülkelerinin gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkeleri desteklemesini ve daha önce zengin ülkelerin düştüğü hataların tekrarlanmaması için onlara bilgi vermesini öneriyor.

GAZETE TIRAJLARI

 

14-20 EKİM 2019 ARASI

 

GAZETE ADI

GÜNCEL

GEÇEN HAFTA

1

SABAH

248.625

248.587

2

SÖZCÜ

248.566

249.204

3

HÜRRİYET

215.527

213.649

4

POSTA

162.738

163.499

5

TÜRKİYE

128.964

128.336

6

MİLLİYET

126.371

126.120

7

YENİ ŞAFAK

103.549

103.120

8

GÜNEŞ

102.488

102.093

9

AKŞAM

102.093

101.820

10

TAKVİM

101.870

102.180

11

STAR

101.426

101.147

12

P.FOTOMAÇ

68.353

65.641

13

FANATİK

66.191

66.345

14

KORKUSUZ

58.759

59.665

15

YENİ AKİT

57.120

56.976

16

YENİ ASIR

50.469

50.682

17

YENİ BİRLİK

31.722

31.709

18

CUMHURİYET

29.820

29.815

19

AYDINLIK

14.523

15.158

20

DOĞRU HABER

13.196

13.194

21

KARAR

10.951

10.972