Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve STK Değerlendirmesi (14 Ekim-20 Ekim 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
21 Ekim 2019 14:04

 

 

‘’KURULUŞ OSMAN ‘’DİZİSİNE REKOR İLGİ DAHA YAYINLANMADAN…

Diriliş Ertuğrul dizisinin devamı niteliğinde olan Kuruluş Osman dizisi ekrana gelmek için gün sayıyor. Burak Özçivit'in başrolde oynadığı Kuruluş Osman, Türkiye'den önce Cannes'da basının karşısına çıktı.

Twitter, Facebook, Instagram ve Youtube’da beş günde 20 milyonun üzerinde izlenen teaser, başta İngilizce, İspanyolca, Arapça, Rusça ve Urduca olmak üzere birçok dile çevrilerek sanal âlemde kısa sürede yayıldı. Osman Bey rolündeki Burak Özçivit’in büyük beğeni topladığı, Metin Günay’ın yönettiği ilk tanıtım yalnızca beş günde rekor izlenmeye ulaştı.

 ‘KURULUŞ OSMAN, CANNES’DA GÖNÜLLERİ FETHETTİ
Diğer yanda Fransa’nın Cannes kentinde düzenlenen ve dünyanın en prestijli televizyon ve içerik fuarı olan MIPCOM’a katılan ‘Kuruluş Osman’ fuarın en çok konuşulan projelerinden biri oldu. Cannes caddeleri dizinin afişleriyle donatılırken, yapımcı Mehmet Bozdağ ve başrol oyuncusu Burak Özçivit yabancı basından büyük ilgi gördü. Fuar alanına kurulan otağ çadırında ise fuara katılanlar bol bol hatıra fotoğrafı çektirdi. ‘Kuruluş Osman’ henüz yalnızca bir tanıtım yayınlamasına rağmen dünyanın dört bir yanındaki TV kanalları tarafından satın alındı.

Sezonun en iddialı dizisi olarak merakla beklenen, hazırlık süreci bir yılı aşkındır devam eden ‘Kuruluş Osman’, yakında ATV ekranlarında izleyici karşısına çıkacak.

YURT DIŞINDA THE OTTOMAN İSMİYLE YAYINLANACAK

Yurt dışında "The Ottoman" adıyla yayınlanacak olan ATV’nin yeni dizisi "Kuruluş Osman" Türkiye'den önce ilk defa Cannes'da basının karşısına çıktı. Cannes'da kurulan dev Osmanlı çadırı ile halkın yoğun ilgisini çeken dizinin tanıtım toplantısı, sektörün önde gelen temsilcilerini ve basını bir araya getirdi.

Dizinin yapımcısı Mehmet Bozdağ'ın açılış konuşmasıyla başlayan lansmanda dizinin küçük bir çadırdan çıkıp dev bir imparatorluğa dönüşen Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş hikâyesini anlattığını söyledi. Bozdağ, ayrıca senaryoyu yazarken mevcut tüm tarihi bilgilerden faydalanıldığını, hikâyenin aslına sadık kalması için özveri ile çalışan büyük bir ekip ve dev bir plato kurulduğunu söyleyerek tüm ekibe ve ATV yöneticilerine teşekkür etti. Dizinin başrol oyuncusu Burak Özçivit ise dizide bir devletin nasıl bir aşk ve büyük özveri ile kurulduğunu anlattığını, senaryo için bir yılı aşkın zamandır hazırlandığını söyledi. Basının büyük ilgisini çeken Burak Özçivit, herkesle tek tek ilgilenerek sorularına cevap verdi ve duruşu ile herkesin gönlünü fethetti.

TÜRKİYE’DE ÇEKİLECEK YABANCI FİLMLER

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye'de çekilecek yabancı ticari filmlerle ilgili yeni yönetmelik yayınladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yayınlandığı yönetmeliğe göre Türkiye'de çekilecek yabancı ya da ortak yapımlı ticari filmler için artık ücret de alınacak.

Bunun için “Film Çekim Koordinasyon Komisyonu” kurulacak. Eski yönetmelikte bulunan “Ortak yapımlarda oyuncuların ve teknik ekibin en az yüzde 10'u Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalıdır” maddesi, yeni yayınlanan yönetmelik ile kaldırıldı. 

11 üyeli komisyon, İl Valisi ya da Vali Yardımcısı başkanlığında, Bakanlık ve Belediye, İl Kültür ve Turizm, Çevre ve Şehircilik, Tarım ve Orman Bakanlıkları, Emniyet ve Cumhurbaşkanlığı İletişim İl Müdürlüğü temsilcileri ile sinema alanında faaliyet gösteren yapımcı meslek birlikleri temsilcilerinden oluşacak.

Komisyon, sinema ve dizi filmlere yönelik film çekim ücret tarifesini ve çekim güvenliğine ilişkin esasları da belirleyecek.

BARIŞ PINARI HAREKÂTI

Barış Pınarı Harekâtı’nın 8. gününde Ankara'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Türk heyeti ile ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in başkanlığındaki ABD heyeti, Suriye'nin kuzeydoğusuna yönelik operasyonun durumuna ilişkin bir anlaşmaya vardı.

Anlaşmaya göre, Türkiye 120 saatlik bir süre için operasyona ara verecek ve bu zaman diliminde PKK-YPG militanları yaklaşık 32 kilometre derinliğinde oluşturulacak olan güvenli bölgenin gerisine çekilecek.

Çekilme tamamlandıktan sonra da Türkiye operasyonu durduracak, ABD de Başkan Donald Trump'ın imzasıyla yürürlüğe giren yaptırımları geri çekecek.

Bu anlaşma, ABD askerleri ve YPG'nin boşalttığı yerlere Rusya ve Suriye ordusunun girmesiyle değişen saha dengelerine nasıl yanıt verileceğini içermiyor. Bu kilit konunun 22 Ekim’de Başkan Tayyip Erdoğan ile Putin’in yapacağı görüşmede sonuca ulaşması bekleniyor.

Hangi konular üzerinde uzlaşı sağlandı?

ABD'li ve Türk heyetler arasındaki görüşmeler sonunda açıklanan 13 maddelik anlaşmanın ilk üç maddesi NATO müttefiki iki ülke arasındaki ilişkilerin önemini teyit ederken, ABD'nin Türkiye'nin Suriye sınırından kaynaklanan "meşru güvenlik çıkarlarını" anladığını ve daha yakın eşgüdüm içinde olunması gerekliliğinin altını çiziyor.

Analistlere göre, bu kapsamda NATO anlaşmasının 5'inci maddesini oluşturan "kolektif savunma" anlayışına da atıfta bulunarak son dönemde Türkiye-NATO ilişkileriyle ilgili ortaya atılan sorular karşısında bir gönderme yapılmak istendi.

İki ülkenin eşgüdüm yapacağı bir başka alan da Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadele olarak yeniden kayda geçirilirken, Türkiye, varılan uzlaşıyla kontrolü altında bulunduğu bölgede sivillerin zarar görmemesi için ABD'ye güvence verdi.

Güvenli bölge kurulacak. Anlaşmanın en önemli bölümleri arasında son 5 madde yer alıyor. Analistler ve uzmanlar, 9'uncu maddenin, Türkiye'nin ABD'den çok uzun bir süredir talep ettiği unsurları karşılaması açısından önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Yapılan yorumlara göre, YPG'nin ağır silahlarının toplanması, tahkimatlarının ortadan kaldırılması ve sonuç olarak "güvenli bölge" kurulmasının yeniden kayda geçirilmesi Ankara açısından " bir kazanım" olarak görülüyor.

ABD ile Türkiye arasında güvenli bölge konusundaki ilk uzlaşma Ağustos 2019'da sağlanmıştı. Bu anlaşma kapsamında çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) sınıra yakın bölgelerden çekilirken, ABD ve Türkiye ortak devriyeye başlamıştı. Ancak daha sonra Türkiye, taleplerinin yeterince karşılanmadığını belirterek, Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatmıştı.

Dün varılan anlaşmanın 10'uncu maddesinde, güvenli bölgenin öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin denetiminde olacağı belirtilirken, uygulama süreçlerinin Türk ve Amerikan eşgüdümünde gerçekleştirileceği belirtiliyor.

Analistler, bu durumun, Ağustos'taki uzlaşma kapsamında Akçakale'de kurulan Ortak Koordinasyon Merkezi'nin faaliyetine devam edeceği, kara ve hava ortak devriyelerinin sürdürülebileceği yorumunu yapıyor.

Analistler ve uzmanlar ayrıca, güvenli bölgeye bir kez daha ve daha kuvvetli bir atıf yapılmasına karşın, gelinen noktada uygulama aşamasına geçilip geçilmeyeceğinin belirsizliğini koruyan noktalardan biri olduğuna dikkat çekiyor.

Anlaşmanın kilit unsuru olarak gösterilen 11'inci maddede karşılıklı atılacak geri adımlar yer alıyor.

YPG'nin güvenli bölgeden çekilmesini sağlamak için operasyona 120 saatlik bir ara vermeyi kabul eden Türkiye, çekilme işleminin tamamlanmasının ardından operasyonunu tamamen durdurmayı kabul ediyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 13 maddelik anlaşmada yer almasa bile geri çekilmenin Trump'ın 2019 başında ifade ettiği gibi 20 mil, yani 32 kilometrelik bir alanı kapsadığını kaydetti. Pence de görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında 20 millik bir alandan bahsetti.

Analistler, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusuna yönelik operasyonu, Menbic ile Irak sınırı arasında kalan bölgenin kontrolünü SDG'den alma amacına ulaşmadan durdurmayı kabul etmesinin başta ABD olmak üzere harekata yönelik uluslararası alandan gelen tepkiler karşısında atılmış bir geri adım olarak nitelendiriyor.

Bununla birlikte, anlaşmada operasyonun durdurulmasının ardından Türk askerinin bölgeden çekilmesine yönelik herhangi bir ifade bulunmadığına da dikkat çekiliyor.

ABD ise Türkiye'nin bu adımının karşısında Trump'ın bu hafta içinde açıkladığı yaptırımları geri çekeceğini iletti.

Aynı zamanda Türkiye'ye daha sert ve kapsamlı yaptırımların gündeme alınmayacağı konusunda da güvence verildiği belirtiliyor.

SAHADA DENGELER NASIL DEĞİŞTİ?

İNGİLİZ BBC ANALİZ:

Son bir haftada yaşanan gelişmeler, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde en sıkıntılı dönemlerden birinin yaşanmasına neden olurken, Suriye iç savaşında sahadaki dengeleri de ciddi şekilde değiştirdi.

ABD ve SDG'nin çekildiği Menbic ve Kobani'ye Rusya ve Suriye ordularının girmesi, çok dar bir bölge içinde Türk, Rus, Suriyeli ve ABD'li askerlerin bir arada bulunmalarına yol açıyor.

Çavuşoğlu, bu iki kentle ilgili durumun Türkiye-Rusya arasındaki mevcut kanallarla ele alınacağını, Pence'in de zaten bu bölgelerle ilgili olarak "Ruslarla konuşursunuz" yanıtını verdiğini söyledi.

Analistler, bu durumun, 9 Ekim öncesine kadar Fırat Nehri'ndeki doğusunda kalan bölgeyle ilgili konuları sadece ABD ile görüşen Türkiye'nin bundan sonraki süreçte Rusya'nın da görüşlerine dikkat vermesi gerektiğini göstermesi açısından önemli olduğunun altını çiziyor.

Analistlere göre, sahada gelişen yeni durum ve Suriye ordusunun Türkiye sınırına yakın bir noktaya ulaşması, Ankara'nın Moskova ile yeni bir anlaşma sağlaması gerekliliğini ortaya çıkarabilir.

RUSYA’NIN ROLÜ KRİTİK

Ortak açıklamaya göre Türkiye ve ABD, PKK-YPG’NİN elindeki ağır silahların toplanması, muharip mevzilerinin yok edilmesi ve güvenli bölge kurulması planında mutabık kaldı. Güvenli bölge Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) kontrolünde olacak.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ateşin kesileceği duruma "ateşkes" denilmesine karşı çıktı.  Türk tarafı 32 km (20 mil) derinliğinde ve 444 km uzunluğunda güvenli bölgenin kurulacağını belirtip, bu alanı TSK'nın kontrol edeceğini söylüyor.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, mutabakattaki güvenli bölgeyi, "Türkiye'nin şu an faaliyet gösterdiği yerlerin 30 kilometre derinliği" olarak tanımlıyor.

Mutabakatın muhatabı olarak Ankara'daki toplantı sırasında Amerikalıların irtibatta kaldığı Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) göre anlaşma, tüm sınır için değil Grê Sipî (Tel Ebyad) ve Serekaniye (Ras'ul Ayn) arasındaki bölgeyle sınırlı.

7 Ağustos'ta ABD ile Türkiye arasında Müşterek Harekât Merkezi'nin kurulmasını öngören mutabakatta da vardı. O zaman metinden bağımsız olarak Türkiye 32x480 km'lik alandan bahsederken Kürtler, mutabakatın Tel Ebyad ile Ras'ul Ayn arasında 120 kilometre uzunluğunda ve yerine göre 5, 9 ve 14 kilometre derinliğinde bir alanda geçerli olduğunu söylüyordu.

PKK-YPG’nin Şam'la mutabakatı ne öngörüyor?

Hâlihazırda Rusya'nın arabuluculuğunda 13 Ekim'de Kürtlerle varılan anlaşma gereği Suriye ordusu, Türkiye'nin harekât alanı olarak deklare ettiği bazı bölgelere girmiş durumda.

PKK-YPG’NİN Şam'la mutabakatı, Suriye ordusunun Derik'ten Menbiç'e kadar bütün sınırları kontrol etmesini öngörüyor. Bu çerçevede Suriye ordusu Menbiç ve Kobani'nin yanı sıra Türkiye'nin ilan ettiği 32 km derinliğindeki güvenli bölgenin sınırını oluşturan M-4 karayolunun üzerindeki Tel Temir ile altındaki Ayn İsa ve Tabka'ya intikal etti.

Kamışlı'da sınırı kapısı ve havaalanı, Haseke'de ise kent merkezinde öteden beri sınırlı sayıda Suriye askeri mevcut.

'Menbiç' belirsizliği

Mevlut Çavuşoğlu ABD'ye herhangi bir garanti vermediklerini ancak Menbiç ve Kobani'de artık Rusya ve Suriye güçlerinin olması nedeniyle buraları Rusya ile görüşeceklerini belirtiyor.

Kaynaklara göre, Türkiye'nin çizdiği çerçeve ne olursa olsun YPG sadece Tel Ebyad ve Ras'ul Ayn hattından çekilecek. Ayrıca Tel Ebyad ve Ras'ul Ayn dışındaki bölgelere Suriye ordusunun konuşlanmasını öngören sürecin devam ettiğine dikkat çekiliyor.

 Amerikan tarafı YPG'nin güvenli bölgenin altına çekilmesini sağlama sorumluluğunu üstlendiklerini söylüyor ancak bu, Müşterek Harekât Merkezi çalışır durumdayken bile sadece Tel Ebyad ve Ras'ul Ayn arasında söz konusu olabilmişti.

"Barış Pınarı Harekâtı"na paralel olarak kendi güçlerini güneye indirmiş olan ABD'nin bunu şimdi ne ölçüde sağlayabileceği meçhul. Bir diğer açmaz, YPG'nin elindeki ağır silahlarının toplanması ve mevzilerinin imha edilmesi taahhüdünde öne çıkıyor.

 Amerikalılar sahadan çekilmişken bunu kim yapacak? Ateşkesten sonra Ras'ul Ayn'ın yarısını elinde tutmaya devam eden SDG mevzilerine yönelik atışların tekrarlanması da çekilme planının gerçekleşme olasılığını düşürüyor.

Durumu karmaşıklaştıran bir diğer faktör PKK-YPG’nin Suriye ordusuyla çalışmaya başlamış olması. Baskı mekanizması bu minvalde devam ederse, SDG'nin üniformasını değiştirip Suriye ordusuna entegre olması seçeneği öne çekilebilir.

Rusya'nın rolü kritik önemde

Moskova'dan gelen Rusya'nın Suriye Özel Temsilci Aleksandr Lavrenti, Amerikan heyetiyle eş zamanlı olarak Ankara'da Türk tarafıyla temastaydı. 120 saatlik sürenin son saatlerinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Soçi'de Rusya lideri Vladimir Putin'le görüşüyor olacak.

Bu mutabakatın uygulanabilmesi önemli ölçüde Rusya'nın mevcut pozisyonunu değiştirmesine bağlı. Barış Pınarı Harekâtı'nın dengeleri değiştirmesini  fırsata çeviren Rusya bir taraftan Amerikan güçlerinin bölgeden uzaklaşmasını koordine ederken diğer taraftan SDG(PKK-YPG) ile sağladığı mutabakat sayesinde Suriye ordusunun bölgeye intikalini sağlıyor.

Şam'ın müttefiki İran da Kürtlerin Suriye devletiyle diyaloğunu bir an önce ilerletmek için Rusya ile anlayış birliğine vardı.

Türkiye ile ABD, Barış Pınarı Harekâtı'nın yapıldığı bölgede güvenli bölge kurulması için anlaştı. Sınırın geri kalanına, Rusya aracılığında SDG ile yaptıkları anlaşma sonrası Suriye ordusu yerleşti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Salı günü Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le görüşmesinde Türkiye'nin bu bölgelerde de güvenli bölge kurma talebini iletecek. Peki Rusya'nın yaklaşımı ne olacak? Rus uzmanlara sorduk.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence başkanlığındaki Amerikan heyetinin Ankara'da yaptığı görüşmeler sonucunda, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekâtı'na ara vermesi, YPG'nin sınırın 30 kilometre güneyine kadar geri çekilmesi, ağır silahlarının alınması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) sorumlu olacağı bir güvenli bölgenin oluşturulması kararlaştırıldı.

Ankara'nın Ağustos ayından bu yana yapılan görüşmelerde talep ettiği güvenli bölge, Fırat Nehri'nden yani Kobani'nin batısından doğuda Irak sınırına kadar uzanıyor.

Ankara'dan dönüş yolunca uçaktaki gazetecilere konuşan, ABD Başkanı'nın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey,  açıkladı:

"Şu an Kuzeydoğu Suriye'nin ortasında,Türklerin 30 kilometre güneye inmeye çalıştıkları ve hâlâ savaştıkları bir bölge var. Şu an odaklandığımız yer burası, çünkü bu alan bizim 'Türkiye'nin kontrolündeki güvenli bölge' diye adlandırdığımız alan."

Operasyonun yürütüldüğü alanın dışında artık Suriye ordusu var

13 Ekim'de başını YPG'nin çektiği SDG ile Şam arasında, Rusya'nın arabuluculuğu, hatta yönlendirmesiyle, bir uzlaşmaya varıldı.Buna göre "tüm Suriye-Türkiye sınırının" Suriye ordusu tarafından kontrol edilmesi üzerinde anlaşıldı ve Suriye askerleri, bu bölgenin büyük bir kısmına girdi. ABD askerleri de eş zamanlı olarak buradaki üslerinden çekildi.

Kaynaklara göre, SDG'nin kontrolündeki bölgelerdeki devlet binalarına Suriye bayraklarının çekilmesi ve uzun vadede "Beşar Esad yönetimi altındaki Suriye'nin toprak bütünlüğüne karşı bir adım atılmaması" sözü veren SDG'nin, uzun vadede Suriye ordusunda Rusya'nın kurduğu ve finanse ettiği 5. Kolordu'ya katılması öngörülüyor.

Birçok ABD'li yetkili, Ankara'da varılan operasyonun durdurulması anlaşmasının, 13 Ekim'deki bu uzlaşma sağlanmadan önce yapılsaydı çok farklı sonuçları olabileceğini söyledi.

Tüm sınırın geleceği için Putin-Erdoğan görüşmesi bekleniyor.Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD heyeti ile yapılan görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ABD'nin çekildiği ve Suriye ordusunun girdiği bu bölgelerle ilgili durumun Rusya ile müzakere edileceğini söyledi:

"Bizim amacımız Fırat'ın doğusundan Irak sınırına kadar 444 kilometre uzunlukta hiçbir teröristin kalmaması. Bunun bir kısmını ABD ile hallediyoruz, bir kısmını Rusya ile halledeceğiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan da, "Sayın Putin'le yapacağım görüşmeyi bu sürecin bir ayrı unsuru olarak kabul ediyorum" açıklaması yaptı.

Jeffrey de gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin "Ruslar ve Suriyeliler ile kendi görüşmelerini yapacaklarını" belirtti ve "bu bölgelerin daha sonra Türkiye kontrolünde bir güvenli bölgeye dönüşüp dönüşmeyeceğine" bu görüşmelerde karar verileceğini, Amerikan ve Türk heyetlerinin bu detaya girmediğini söyledi.

ABD'li heyetin Ankara'da olduğu ve anlaşmaya varıldığı günün sabahında, Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentyev de Ankara'daydı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'la görüştü.

Rusya'nın, Türkiye'nin istediği güvenli bölgeye yaklaşımı nasıl?

2015 yılında Suriye'deki savaşa dâhil olan Rusya, Esad'ın güçlenmesine ve kaybettiği toprakları büyük oranda yeniden kazanmasına yardımcı oldu.

Esad'ın meşruiyetini kaybettiğini savunan Ankara ile de kuzey batı Suriye'de işbirliği yapan Rusya, Türk hükümetine, Esad'ın meşruiyetini kabul etmesi ve görüşmeye başlaması konusunda çağrılar yaptı.

Ağustos ayında Washington ile Ankara arasında güvenli bölge görüşmeleri başladığında da Moskova'dan, Suriye topraklarında atılacak herhangi bir adım için "Suriye devletiyle görüşülmesi gerektiği" açıklaması geldi.

Rus tankları ve Suriye ordusunun sınırda yerleştiği bölgelerden çekilmesi beklenmiyor. Zira iki taraf da "sınırın Suriye ordusu tarafından korunması gerektiğini" açıkça ifade etti.

'Sınırda Rus ve Suriye ordularının olması, güvenliği sağlayabilir'

22 Ekim'deki Erdoğan-Putin zirvesi öncesi BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan, Rus Diplomatlar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Andrey Baklanov, "Güvenli bölge oluşturmak iyi bir fikir değil" diyor:

"Rusya'nın sınırın geri kalanında da güvenli bölge oluşturmak isteyen Türkiye ile görüşeceği söyleniyor. Bu durum yeni bir savaşın başlangıcı bile olabilir. Başka seçenekler olmalı. Türkiye güvenli bölge istiyorsa kendi topraklarında oluşturabilir, başka bir ülkenin topraklarında olması sadece Suriye ve Türkiye için değil, tüm bölge için tehlikeli.

"Türkiye'nin bazı güvenlik endişeleri var ve biz buna saygı duyuyoruz. Ancak burada güvenliği sağlamanın yolu Suriye ve Rus ordularının da sınırda olması olabilir. Sayın Erdoğan'ın önerdiğinden çok daha iyi bir fikir olabilir bu."

Kremlin'le olan yakın ilişkileriyle bilinen Moskova merkezli Valdai Club adlı düşünce kuruluşunda Ortadoğu Uzmanı olarak çalışan Baklanov, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşmanın sadece belirli bir bölgedeki güvenliği sağlamaya odaklandığını söylüyor:

"Bundan sonrası için Rusya'nın ve hatta İran'ın da katılımıyla bazı düzenlemeler yapılabilir. Türkiye'nin tek taraflı olarak bazı taleplerde bulunması yerine Astana deneyiminden yararlanılması çok daha faydalı olur."

13 Ekim'de varılan anlaşma gereği, bazı bölgelerde Rus askerinin öncülüğünde olmak üzere Menbic, Kobani, Ayn İsa, Tel Tamir, Tabka, Rakka, Kamışlı, Derik ve Malikiye bölgelerine Beşar Esad'a bağlı güçler yerleşti.

Bu bölgelerden ABD askeri tamamen çekildi

ABD'nin, Türkiye'nin operasyonu başladıktan 4 gün sonra imzalanan bu uzlaşmadan Rusya aracılığıyla haberdar olduğu, önemli bir rol de oynadığı görülüyor.

Şam ve SDG arasındaki müzakerelerle ilgili ilk açıklamayı, ABD Savunma Bakanı Mark Esper, uzlaşmaya varılan 13 Ekim günü duyurdu:

"Suriye'nin kuzeyinde kalan yaklaşık bin Amerikan askerini olabildiğince hızlı ve güvenli bir şekilde tahliye etmeye hazırlanıyoruz. Bu askerler güneye kaydırılacak. Son 24 saat içinde, SDG'nin Suriyeliler ve Ruslarla kuzeyde Türklere karşı koymak için bir anlaşma arayışında olduğunu öğrendik."

Bir gün sonra Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, ABD Savunma Bakanı Mark Milley telefonla görüştü. Görüşmede, ABD'nin Suriye'den askerlerini çekme kararıyla ilgili "ortak çıkarlar" ele alındı.

ABD ile Rusya'nın yakın işbirliği içinde hareket ederek kuzey Suriye'deki bazı bölgelerde hakim güçleri değiştirdiğini, Newsweek'e konuşan ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) üst düzey bir yetkili de doğruladı.

Salı günü yayımlanan Newsweek haberine göre ABD ordusu Menbic'ten çekilirken, Rus ordusunun Esad güçleriyle birlikte bölgede konuşlanmasına yardımcı oldu.

Emrin Pazartesi günü geldiğini ve 24 saat içinde çekilmenin tamamlanması için çalıştıklarını belirten yetkili, "Uzun süredir bölgede olduğumuz için, Rus güçlere, daha önce güvenli olmayan bölgelere hızlıca giriş yapmaları konusunda yardımcı olduk. Bu, aslında bir 'devir-teslim'. Ayrılırken olabildiğince hızlı olmak için taşınacak her şeyimizi alıp, taşınamayan hassas malzemeleri yok ettik." dedi.

Aynı gün ABD Başkanı Donald Trump, Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Ankara'ya gelerek "ateşkes" için Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşeceklerini açıkladı.

Perşembe günkü görüşmeden "operasyonun 120 SAAT durdurulması" kararı çıktı.BBC Türkçe'ye bilgi veren bir Türk güvenlik yetkilisi, ABD'nin İran'ın Irak sınırında geçerek Suriye'nin güneydoğusunda etkisini artırmasını istemediğini, bu sebeple güneydeki varlığını koruyarak YPG ile işbirliğine devam edeceğini söyledi.

Trump da, ABD askerlerinin güneyde Fırat Nehri yakınlarındaki askeri üste varlığını sürdüreceğini açıkladı.

Fırat Nehri'nin karşı tarafında, İran'a bağlı milis gruplar var. Zaman zaman bu milis gruplarla YPG arasında küçük çaplı çatışmalar da çıkmıştı.

YPG'nin katılacağı iddia edilen 5. Kolordu da, Suriye ordusunun 2016 sonunda Rusya'nın oluşturduğu ve komutasını elinde bulundurduğu bir parçası. Bu kolordudaki askerlerle İran'a bağlı milisler arasında küçük çaplı çatışmalar çıktığı da, uluslararası basına zaman zaman yansıyor.

TRT’DEN YPG’NİN KARANLIK YÜZÜ BELGESELİ

TRT Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Eren, Barış Pınarı Harekâtı kapsamında TRT'nin bölgede yaşananları dünyaya duyurmadaki rolü ve kurumun çalışmalarına ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

TRT Genel Müdürü Eren, 28 Ekim'de ekranlarda yayınlanacak "Syria The Backstage" belgeselinde, ABD'lilerin, bölgedeki karar alıcıların nasıl karar verdiğini ve Obama döneminde nasıl yanlış kararlar alındığını anlattıklarını söyledi.

Barış Pınarı Harekâtı’nda, bölgede yaşanan gelişmeleri anında yayınlamak, aynı zamanda tüm Türkiye'nin Mehmetçik'in yanında olduğunu onlara hissettirmek amacıyla geniş bir ekiple çalıştıklarını belirten Eren, ilk günden itibaren yaşananları canlı yayınlarla sınırdan izleyiciye aktardıklarını söyledi.

Yaklaşık 50 personel, 6 canlı yayın aracı, spikerler ve muhabirlerin, Akçakale ve Ceylanpınar'da izleyicilere gelişmeleri aktardığını ifade eden Eren, "Bizler harekât sırasında bu gelişmeleri izleyicilerimize bütün şeffaflığıyla aktarmak istiyoruz ki Mehmetçik'in bölgede yaptıklarından ve TSK'nin gelişmelerinden Türkiye haberdar olsun, dualarını eksik etmesinler diye." ifadelerini kullandı.

"PKK-YPG, en büyük zararı bölgedeki Kürt halkına vermektedir"

İbrahim Eren, "PKK-YPG, en büyük zararı bölgedeki Kürt halkına vermektedir. Biz de bunu yaptığımız işlerle tüm dünyaya ve Türkiye'ye duyuruyoruz." diye konuştu.

TRT World ve TRT Arapça kanalında da bugüne kadar birçok iş yaptıklarını, bu kapsamda "Gizli Tehdit", "Unutulan Çocuklar" ve "PKK'nın Ölüm Listesi" isimli belgeselleri izleyiciye sunduklarını aktaran Eren, geçen yıl "Küllerinden Doğan Cerablus" belgeselinin En İyi Yapım Ödülü'nü, "Suriye'nin Katliam Evleri" belgeselinin de Uluslararası Yayıncılar Birliğinin (AIBS) insan hikâyeleri dalında ödül aldığını kaydetti.

En son hazırladıkları, fragmanlarını ve tanıtımlarını yayınladıkları "Syria The Backstage" belgeseline değinen Eren, şöyle devam etti:

"Bu belgesel, Suriye'nin arka planında neler olduğunu anlatıyor. 7, 8 yıldır maalesef bölgede çok kanlı ve acı bir savaş var. Bu savaştan Suriye dışında en çok etkilenen ülkelerden biri de Türkiye. Bu belgeselde sadece Amerikalıların ağzından, bölgedeki karar alıcıların nasıl karar verdiği, Obama döneminde nasıl yanlış kararlar alındığı ve bölgenin nasıl bir savaş çukuruna dönüştürüldüğü, insani düşüncelerden yoksun bir şekilde uluslararası güç merkezlerinin kendi yararına olacak şekilde bu kararları aldırarak milyonlarca insanın öldürülmesine ve bölgeden göç ettirilmesine sebep olduğunu, gerekçeleriyle ve birinci ağızdan şahitleriyle anlatıyoruz."

Belgesel 28 Ekim'de ekranlara gelecek

Belgeselde YPG'ye katılmış ancak daha sonra YPG'nin işlediği insanlık suçlarını gördükten sonra ayrılan bazı ABD'lilerle yaptıkları röportajlar olduğunu aktaran Eren, "Bu belgeselde Amerikalıların savaşa nasıl girdiklerini, orada YPG'yi nasıl oluşturduklarını, mesele bir YPG terörist devleti olma noktasına geldiğinde Türkiye ile çatışmayı hangi gerekçelerle zamanında göze aldıklarını anlatıyoruz. Bu gerçekten özellikle Batılı izleyenler için bölgede olan bitenin gerçek nedenlerini anlamalarını sağlayacak bir belgesel oldu. 6 bölümlük Syria The Backstage belgeselimiz, 28 Ekim'de ilk bölümüyle ekrana gelecek." diye konuştu.

Eren, Barış Pınarı Harekâtı’ndan sonra Türkiye'ye karşı dünyada büyük bir kara propaganda ve mesnetsiz suçlamalar seferberliği oluştuğunu belirterek, Türkiye'nin uluslararası hukuk ve insan hakları açısından herhangi bir konuda suçlamaya tabi olacak bir hareketin içerisinde olmadığını vurguladı.

Bölgede Türkiye aleyhine yapılmak istenen büyük bir plan olduğunu, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı ile gerekli yerde gerekli müdahaleyi yaptığını anlatan Eren, "Kendi meşru müdafaa sınırlarımız içerisinde terörizme karşı duvarlarımızı koyduk, sınırlarımızı ördük. Biz TRT'nin tüm kanallarıyla, tüm ekibimizle ve TRT'nin haberlerini alıp ileten tüm vatandaşlarımızla bu kara propagandaya karşı var gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

YARGI REFORMU İLK PAKETİ KANUNLAŞTI

- Yasaya göre, haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak.

- Baroya kayıtlı, en az 15 yıllık avukatlara yeşil pasaport verilebilecek.

- 21 Temmuz 2016'da ilan edilen OHAL kapsamında terör örgütlerine üyeliği, iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle pasaportları iptal edilen ya da pasaport talepleri reddedilenlere, pasaportları İçişleri Bakanlığınca yapılan inceleme sonrası verilecek.

- Avukatlık staj ve noterlik staj başvurularında, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı'nda başarılı olma şartları aranacak.

- İdari yargıda da ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma yapılabilecek.

- Soruşturma aşamasında tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde 6 ayı, görevine giren işlerde 1 yılı geçemeyecek.

- Seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü, yargı sistemine dâhil ediliyor.

- Suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen iddianameler iade edilecek.

- İş ve çalışma hürriyetinin ihlali; güveni kötüye kullanma; suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçları da uzlaştırma kapsamında olacak.

- Uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar hariç, cumhuriyet savcısı, üst sınırı 3 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda, kamu davasının açılmasını 5 yıl süreyle erteleyebilecek.

- Cinsel istismar mağduru çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınacak.

- Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin temyiz edilebilecek kararlarının kapsamı genişletiliyor.

- Hakaret, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit, suç işlemeye tahrik, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, cumhurbaşkanına hakaret, devletin egemenlik alametlerini aşağılama, Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve devletin kurum ve organlarını aşağılama, silahlı örgüt, halkı askerlikten soğutma suçları nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilecek.

- Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin hapis cezalarının üst sınırı 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından 5 yıl olarak uygulanacak.

Kanuna göre, baroya kayıtlı ve en az 15 yıl kıdemi bulunan avukatlara hususi damgalı pasaport verilecek. Ancak avukatların haklarında, Türk Ceza Kanunu'nda belirtilen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma veya kovuşturma bulunmaması şartı aranacak.

OHAL döneminde çıkartılan KHK'lerle pasaportları iptal edilenlere, haklarındaki idari veya adil işlemler lehine sonuçlanmışsa pasaportları iade edilecek. Bu şekilde pasaportları iptal edilenler veya pasaport talepleri reddedilenlere, belirli koşulların bulunması durumunda kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaportları verilebilecek.

Bu maddeden, OHAL kapsamında kabul edilen kanunlar uyarınca kamu görevinden çıkarılmaları veya rütbelerinin alınması nedeniyle pasaportları iptal edilenler, OHAL Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KHK'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 5. maddesi ve 375 sayılı KHK'nin geçici 35. maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler, mahkemelerce yurt dışına çıkmaları yasaklananlar hariç olmak üzere pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlar yararlanacak.

Ancak haklarında aynı nedenlerden dolayı devam eden herhangi bir idari, adli soruşturma, kovuşturma bulunmaması, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilmesi, mahkumiyet kararında cezasının tümüyle infaz edilmesi veya ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi şartları aranacak. 

SİYASİ PARTİLERİN ALACAĞI PARA BELLİ OLDU

Siyasi Partiler Kanunu gereği AK Parti, CHP, HDP, MHP ve İYİ Parti'ye, en son 24 Haziran 2018 genel seçimlerinde aldıkları oy oranlarıyla bağlantılı olarak toplam 419 milyon 415 bin lira Hazine yardımı ödenecek. Önümüzdeki yıl sürpriz bir seçim kararı alınmazsa partilere ilave yardım yapılmayacak.

En son yapılan genel seçimlerde yüzde 10 barajını aşan siyasi partilere genel bütçe gelirlerinin 5 binde 2'si oranında devlet yardımı yapılıyor. Ayrıca yüzde 10'luk barajı aşamayan ancak yüzde 3'ten fazla oy alan partilere de, en düşük yardımı alan siyasi partinin oy oranıyla orantılı olarak ayrıca yardım ödeniyor.

24 Haziran 2018 genel seçimlerinde yüzde 10 barajını aşan AK Parti, CHP, HDP ve MHP'ye, genel bütçe gelirleriyle orantılı olarak yardım yapılacak. Aynı seçimlerde oy oranı yüzde 9.96'da kaldığı için barajı aşamayan İYİ Parti'ye ise MHP'nin aldığı yardıma orantılı olarak ödeme yapılacak.

AK PARTİ'YE 182 MİLYON

Sözcü'den Erdoğan Süzer'in haberine göre, Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan 2020 yılı bütçesinde, önümüzdeki yıl genel bütçe gelirlerinin 941 milyar 944 milyon liraya ulaşacağı tahmini yapıldı. Buna göre AK Parti, CHP, HDP ve MHP'ye bütçe geliri üzerinden toplam 376 milyon 777 bin lira devlet yardımı ödenecek.

Yardımlar, yasa gereği önümüzdeki ocak ayının en geç 10'una kadar yapılacak. Hazine yardımında 182 milyon 206 bin lirayla aslan payı, son seçimlerde 21.3 milyon oy alan AK Parti'ye gidecek. Bütçeden CHP'ye 96 milyon 951 bin lira, HDP'ye 50 milyon 99 bin lira ve MHP'ye de 47 milyon 521 bin lira yardım gidecek.

İYİ PARTİ'YE 42.6 MİLYON
İYİ Parti, 24 Haziran seçimlerinde yüzde 9.96'da kaldığı için 376.7 milyon liralık devlet yardımından pay alamayacak. Ancak Siyasi Partiler Kanunu'na sonradan eklenen bir fıkra gereği İYİ Parti'ye, en düşük yardımı alan MHP'nin aldığı yardım tutarına orantılı olarak bütçeden ayrıca para ödenecek.

İYİ Parti'ye önümüzdeki yıl devlet bütçesinden 42 milyon 638 bin lira yardım yapılması gerekiyor. Böylece 5 partiye 2020'de yapılacak toplam yardım tutarı 419 milyon 415 bin liraya ulaşacak.

BU YIL 772 MİLYON ÖDENDİ

Bu yıl yerel seçimlerin olması nedeniyle siyasi partilere hem normal yardım hem de seçim yardımı olmak üzere iki kat Hazine yardımı yapıldı. Böylece 31 Mart yerel seçimlerinin öncesinde AK Parti'nin kasasına 335.5 milyon, CHP'ye 178.5 milyon, HDP'ye 92.2 milyon, MHP'ye 87.5 milyon ve İYİ Parti'ye 78.5 milyon olmak üzere toplam 772.3 milyon lira girdi.

ABD’Yİ ÇILDIRTAN ÇİN TRENİ MARMARAY’DAN GEÇECEK

ABD'nin engellemek için yoğun çaba harcadığı, 65 ülke ve 3 milyar nüfusu etkileyecek ‘Tek Kuşak Tek Yol’ projesinin önemli bir aşaması İstanbul’da tamamlanacak. Demirden İpek Yolu olarak da bilinen hat üzerinden Avrupa’ya gidecek ilk yük treni 5 Kasım’da Marmaray’dan geçerek Avrupa’ya yol alacak. Marmaray’ı küresel ticarete açacak projeyle Türkiye’nin stratejik önemi daha da artacak.

1 trilyon dolarlık yatırımı ile 65 ülkeyi ve 3 milyarlık nüfusu etkileyecek ‘Tek kuşak, Tek Yol Projesi’nin önemli adımlarından birisi daha hayata geçiyor. Asıl amacı Asya’nın en doğusu ile Avrupa kıyılarını birbirine bağlamak olan projenin orta koridorunda bulunan demiryolu hattı, ilk trenin Çin’den yola çıkması ve sonrasında Marmaray'dan geçmesiyle fiilen başlamış olacak.

MARMARAY KÜRESEL TİCARETE AÇILIYOR

Terinin geçişiyle, güzergâhın önemli duraklarından kabul edilen Marmaray’ın küresel ticarette kilit bir konuma gelmesi planlanıyor. İnşasında da planlandığı gibi Marmaray, ticari yük taşımacılığıyla bir toplu taşıma aracı özelliğinden daha fazlası olacak. China Railway Express, 5 Kasım'da, Marmaray'dan geçerek Avrupa'ya ulaşacak ilk yük treni olarak da tarihe geçecek ve 21. yüzyıl ticaretinde yeni bir dönemi başlatmış olacak. Bu hamleyle beraber, Türkiye'nin uluslararası ticaretteki etkinliğinin orta ve uzun vadede daha da artması bekleniyor.

SIRADA YAVUZ SULTAN SELİM VE BÜYÜK İSTANBUL TÜNELİ VAR

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün altından geçen raylı sistem ve 3 katlı Büyük İstanbul Tüneli'nin tamamlanmasıyla Türkiye, yeni küresel ticaret yollarının kilit ülkesi konumuna geliyor. Yakın coğrafyada benzeri projeler olmadığı için Anadolu ve İstanbul geçişli hatlar, Çin ve Avrupa ticaretini hızlandıran ve maliyeti azaltan bir güzergâha dönüşüyor. 2013’te Çin tarafından ilan edilen ‘Tek kuşak Tek Yol Projesi' aynı zamanda dünya siyasetindeki ve ekonomisindeki değişen güç dengelerinin de yol haritasını sunuyor.

8 TRİLYON DOLARLIK YATIRIM

2049 yılında tümüyle bitmesi beklenen Tek Kuşak Tek Yol Projesi kapsamındaki orta koridor, tarihteki İpek Yolu’na karşılık geliyor. Bu hattın yeniden canlanması için Çin ve bölge ülkelerinin 8 trilyon dolarlık yatırım yapması planlanıyor. Çin ve Türkiye arasındaki mutabakat uyarınca ticaret yolları için 40 milyar dolarlık bir bütçe öngörüldü. Yatırımlara her yıl harcanması planlanan miktar ise 750 milyon dolar civarında.

DEV PROJELER GELECEĞİN EKONOMİSİNE HAZIR

Geç kalan ülkeler, gelecek yüz yılı şekillendirecek treni kaçıracağı için Türkiye; Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve 3 Katlı büyük İstanbul Tüneli gibi dev projelerle, kendine önemli bir yer edinmiş durumda. Marmaray’ın ardından diğer hatların da uluslararası ticarette kullanılmasıyla, ülke ihracatında ciddi sıçrama bekleniyor.
Trenin geçişi sırasındaki törene ilişkin detaylar, Kazakistan Demiryolları AŞ Başkan Yardımcısı Pavel Sokolov ve TCDD Genel Müdürü Ali İhsan Uygun ile değerlendirildi. Görüşmede, iki ülke arasındaki demir yolu hacminin geliştirilmesi ve Bakü-Tiflis-Kars (BTK) Demir Yolu hattı üzerinden yapılan taşımacılığın canlandırılması için de mutabakata varıldı.

TÜRK AKIMA GAZ VERİLMEYE BAŞLANIYOR

Türk Akımı doğalgaz boru hattının deniz kısmındaki ilk hattına cuma günü gaz verilmeye başlandığı bildirilirken, Rusya Başbakanı Dmitriy Medvedev, Moskova’nın TürkAkım doğalgaz boru hattının yapımının 2020’nin başına kadar tamamlanmasını umduğunu belirtti.
Sırbistan Devlet Başkanı Aleksandr Vucic’in davetlisi olarak başkent Belgrad’ı ziyaret eden Medvedev, Sırbistan parlamentosunda yaptığı konuşmada TürkAkım doğalgaz boru hattı projesinin yapım sürelerine değindi.

Sputnik'in aktardığına göre Medvedev, “TürkAkım doğalgaz boru hattının yapımının 2020 yılının başına kadar tamamlanmasını umuyoruz. TürkAkım'ın başlangıcını hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu, birçok kişiye istihdam sağlayacak bir proje” diye konuştu.

TürkAkım, her biri 15.75 milyar metreküp doğalgaz kapasiteli iki ayrı boru hattından oluşacak. Bu hatların biri Türk pazarının ihtiyaçlarına, diğeriyse Güney ve Güneydoğu Avrupa'daki tüketicilerin kullanımına ayrılacak. Her iki kolun yapımının yılsonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

Türk Akımı projesi operatörü tarafından yapılan açıklamada, “Türk Akımı doğal gaz boru hattının deniz kısmının ilk hattına gaz verilmeye başlandı. Bu, boru hattının kullanılmaya başlamadan önceki  testlerin son aşamasıdır” ifadeleri yer aldı.
 
Açıklamada ayrıca, doğalgaz boru hattına gaz verilmesinin, yeni sistem aracılığıyla Türkiye ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine fiili gaz temininin başlamasında atılmış önemli bir adım olduğu belirtildi.Türk Akımı projesi her biri 15.75 milyar metreküp kapasiteli olacak iki hattın inşasını öngörüyor. Hatlardan birinin Türkiye’ye, ikinci hattın ise Avrupa’ya doğalgaz sevkiyatı için kullanılması planlanıyor.

KUZEY MAKEDONYA’DA ERKEN SEÇİM

Kuzey Makedonya Başbakanı'ndan 'erken seçim' çağrısı

AB’ye tam üyelik müzakerelerinin başlaması için olumsuz yanıt alan Kuzey Makedonya Başbakanı Zoran Zaev erken seçim çağrısı yaptı.

Fransa'nın hafta içinde düzenlenen Avrupa Birliği zirvesinde Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile AB’ye tam üyelik müzakerelerine başlanmasına karşı çıkmasının ardından Kuzey Makedonya Başbakanı Zoran Zaev erken seçim çağrısı yaptı.

Kuzey Makedonya Başbakanı Zoran Zaev başkent Üsküp'te yaptığı basın toplantısında "böylece Kuzey Makedonya halkının ülkenin AB yanlısı tutumunun devam ettirilip ettirilmemesi gerektiğine" karar vereceğini söyledi.

"İki gün önce büyük bir haksızlık yaşandı" diyen Kuzey Makedonya Başbakanı "Büyük bir tarihi hatanın kurbanı olduk" şeklinde konuştu.

2050’DE DÜNYA NUFUSU 9.7 MİLYAR OLACAK

Birleşmiş Milletler tarafından dünya nüfusuna dair hazırlanan rapora göre 2050 yılında dünyada 9,7 milyar insan yaşayacak. Yüzyılın sonunda ise bu rakamın 11 milyara çıkması bekleniyor.

Birleşmis Milletler (BM) tarafından hazırlanan "Dünya Nüfus Beklentisi" başlıklı rapora göre şu an yaklaşık 7,7 milyar olan dünya nüfusu 2050 yılında iki milyar artarak 9,7 milyara yükselecek. Raporu hazırlayan uzmanlar ayrıca, olağanüstü olaylar olmaması durumunda dünya nüfusunun içinde bulunduğumuz yüzyılın sonunda 11 milyar olacağı öngörüsünde bulunuyor. Nüfusun bu denli hızlı artışının bir sebebi dünya çapında ortalama insan ömrünün uzaması.

Dünya nüfusunu aşırı artıran dokuz ülke

Nüfusun en hızlı arttığı ülkelerin başında Hindistan geliyor

Diğer yandan ülkelerin çoğunluğunda doğum oranları azaldığından ileriye dönük nüfus artışı beklenmezken, özellikle dokuz ülkedeki hızlı nüfuş artışı dünya nüfusunda öngörülen patlamanın da başlıca sebeplerinden. BM raporu bu ülkeleri Hindistan, Nijerya, Pakistan, Etiyopya, Tanzanya, Endonezya, Mısır, Amerika Birleşik Devletleri ve Kongo olarak sıralıyor. Dünyanın en fazla nüfusa sahip ülkesi Çin'e yönelik beklenti ise şu anki nüfusun 2050 yılında yüzde 2,2 oranında azalacağı yönünde. Bu da 31,4 milyon insana tekabül ediyor. 

Ölümlerin doğumlardan çok olacağı ülkeler

Söz konusu rapora göre bazı ülkelerde de ölüm oranları doğumlardan daha fazla olacağından, nüfus normal şartlar altında azalacak. Ancak bu ülkeler demografik sorunu çözebilmek için göçmenlerden faydalanacak. Almanya, Estonya, Macaristan, İtalya, Japonya, Rusya, Sırbistan, Belarus ve Ukrayna bu kategoriye giren başlıca ülkeler.

Almanya yaş ortalaması yükselen ülkelerden biri

Kadınların ortalama doğum sayısı da ilerleyen yıllarda azalmaya devam edecek. 1990'da dünya çapında ortalama 3,2 olan kadın başına doğum oranı günümüzde 2,5'e gerilemiş durumda. Bu rakamın 2050'de 2,2'ye inmesi bekleniyor. Bu da sağlıklı bir demografik dönüşüm için gerekli olan kadın başına asgari 2,1 doğum oranıyla nerede ise eşit konuma gelineceğini gösteren bir veri. Raporda ayrıca, şu an 72,6 yıl olan dünya çapındaki ortalama insan ömrünün, 2050'de 77,1'e çıkacağı tahmin ediliyor.

TÜRKİYE’NİN EN İYİ ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTELERİ

2017-2018 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlanan 'Araştırma Üniversiteleri'nde en iyiler belli oldu.

Araştırma Üniversitesi, misyonunu ve stratejik yol haritasını belirlemiş ve üniversitenin çalışma disiplinini bu plana uygun biçimde yürütebilen bir kurumdur. Bu süreçte üniversite yalnızca araştırma başlığında mükemmeliyeti amaçlamaz, eğitim ve bilginin üretimi, aktarımı ve paylaşımında da en iyiyi hedefler.

ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTELERİ

16-Selçuk Üniversitesi-

15-Çukurova Üniversitesi-

14-Bursa Uludağ Üniversitesi-

13-Gazi Üniversitesi-

12-İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa-

11-Ege Üniversitesi-

10-Erciyes Üniversitesi-

9-Ankara Üniversitesi-

8-Gebze Teknik Üniversites

7-İstanbul Üniversitesi

6-Yıldız Teknik Üniversitesi-

5-Hacettepe Üniversitesi

4-İstanbul Teknik Üniversitesi-

3-İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü-

2-Boğaziçi Üniversitesi-

1-Orta Doğu Teknik Üniversitesi-

AMERİKA’DA HİRİSTİYANLARIN SAYISI AZALIYOR

ABD'de yeni din araştırması: Kendini Hristiyan olarak tanımlayanların sayısı 10 yılda yüzde 12 azaldı.

Pew Araştırma Merkezi'nin yaptığı yeni araştırma, ABD'de kendisini Hristiyan olarak tanımlayanların sayısının son 10 yılda yüzde 12 azaldığını ortaya koydu.

2018-2019 yıllarında telefon üzerinden yapılan ve sonuçları Perşembe günü yayımlanan ankete göre Amerikalı yetişkinlerin yüzde 65'i kendini Hristiyan olarak niteliyor.

Ateist, agnostik (bilinmezci) ya da kendini herhangi bir dine ait hissetmeyenlerin oranı ise son 10 yılda yüzde 9 artarak yüzde 26'ya çıktı.

Hristiyanlığa inanıştaki düşüşün hem Protestanları hem de Katolikleri etkilediği görülüyor. 2009'da Protestanların sayısı yüzde 51'ken, son araştırmaya göre yüzde 43. Katolikler ise 2009'da ABD nüfusunun yüzde 25'ini oluştururken, son araştırma bu oranın yüzde 20'ye düştüğünü gösteriyor.

Kendini ateist olarak tanımlayanların sayısı ise 2009'da yüzde 2 iken, 2019'da yüzde 4'de yükseldi. Araştırmaya göre Amerikalıların yüzde 5'i agnostik olduğunu, yüzde 17'si ise hiçbir dine ait hissetmediğini belirtiyor.

Kendini bir dinle tanımlamayanların oranı hem beyazlar, hem siyahlar hem de Hispanikler arasında artıyor. Demokratlar arasındaki artış ise Cumhuriyetçilerden fazla. Demokratların üçte birinin bu gruba girdiği tahmin ediliyor.

Erkekler arasında kendini hiçbir dine ait hissetmeyenlerin oranı yüzde 30'ken, kadınlar arasında bu oran yüzde 23.

Herhangi bir dine inanmayanlarda en fazla artış ise "genç yetişkinler" arasında. 1928-1945 yıllarında doğanların yüzde 84'ü kendini Hristiyan olarak tanımlarken, Milleniallar (Y Kuşağı - 1980'lerin başlarından 2000'lerin başlarına kadar doğanlar) arasında ise bu oran yüzde 49.

Araştırma kiliseye gidenlerin oranının da düştüğünü gösteriyor. Millenialların üçte biri kiliseye ayda 1 ya da 2 kez gittiğini, yaklaşık üçte ikisi ise yılda sadece birkaç kez kiliseye gittiğini söylüyor.

ABD'de 2009'da yapılan nüfus sayımına göre nüfus yaklaşık 233 milyondu ve nüfusun yüzde 77'si kendini Hristiyan olarak tanımlıyordu.

Temmuz 2019'daki son tahminlere göre ise ABD nüfusu 256 milyon ve Pew araştırmasına göre nüfusun yüzde 65'i Hristiyan. Bu da Hristiyan nüfusta yaklaşık 10 milyon düşüşe denk geliyor. Bu dönemde herhangi bir dine inanmayanların sayısındaki artış ise 30 milyona denk geliyor.

Pew araştırmasında, Hristiyanlık dışındaki dinlere inanan Amerikalı nüfusunun ise yüzde 2 arttığı görülüyor.

Yahudiler Amerikan nüfusunun yüzde 2'sini, Müslümanlar yüzde 1'ini, Budistler yüzde 1'ini, Hindular yüzde 1'ini oluştururken, yüzde 2'si de başka dinlere inandığını aktarıyor. 2017'de yapılan araştırmaya göre Amerikalı Müslümanların sayısı 3,45 milyon.

Türkler WhatsApp'ı kuşattı

Popüler mesajlaşma uygulaması Whatsapp'ı Türkiye'de 43 milyon 464 bin mobil kullanıcının kullandığı belirlendi.
En yüksek kullanıcı sayısına sahip mobil uygulamaların başında gelen popüler mesajlaşma uygulaması Whatsapp, Türkiye'de 43 milyon 464 bin mobil kullanıcı tarafından kullanılıyor.
İnternet ölçüm ve araştırmalarını yapan Gemius, Eylül 2019 verilerine göre Türkiye'de en yüksek mobil kullanıcı sayısına sahip uygulamaların listesini çıkardı.
Yapılan araştırmaya göre 43 milyon 464 bin tekil gerçek kullanıcısı bulunan Whatsapp, en çok kullanıcıya sahip uygulama oldu.
Whatsapp’ı telefonunda aktif olarak kullananların, 49 milyon 900 bin olan toplam mobil kullanıcı sayısına oranı ise yüzde 87,1.

ÇİN’İN KÖPEKBALIĞI YENİ HELİKOPTERİ

Çin'in başkenti Pekin yakınlarında düzenlenen bir fuarda, uçan daireye benzeyen, saatte 650 km hız yapabileceği ve 6 bin metre yükseklikte uçabileceği belirtilen sıra dışı bir helikopter tanıtıldı.Füze fırlatma kapasitesine sahip olduğu ve radara yakalanmadığı söylenen "Süper Beyaz Köpek Balığı" adlı helikopterin gelecek yıl uçmaya başlayabileceği öne sürülüyor.

'Dijital savaşlar için tasarlandı'

Çin Komünist Partisi'ne ait Global Times gazetesi, helikopterin "geleceğin dijitalleşen savaşları için tasarlandığını" duyurdu.
21'inci yüzyılın teknolojisiyle donatılmasına rağmen 1950'lerin bilim kurgu filmlerindeki uzay gemilerini andıran helikopterin prototipi, hafta sonunda Tianjin'deki 5. Çin Helikopter Fuarı'nda sergilendi.7,6 metre uzunluk ve 2,85 metre yüksekliğe sahip helikopterin iki kişilik kokpiti ortada bulunuyor

YENİ HABER AJANSI SAHA KURULDU

DHA'dan ayrılan Salih Zeki Sarıdanışmend ile İrfan Sapmaz yeni haber ajansı kurdu. Kuruluşunda aktif görev aldığı SAHA’nın hazırlıkları sürerken, savaş muhabiri İrfan Sapmaz da SAHA adına sahaya çıkan ilk isim oldu.