Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (1 Ekim-7 Ekim 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
07 Ekim 2019 12:00

BAŞKAN TAYYİP ERDOĞAN’IN KIZILCAHAMAM ŞİFRELERİ

Partisinin Kızılcahamam'da gerçekleştirilen 29. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılış konuşmasında önemli açıklamalarda bulunan Başkan Recep Tayyip Erdoğan, "Ekonomi üzerinden yazılan felaket senaryolarını birer birer bozuyoruz." dedi. Başkan Erdoğan," Cumhurbaşkanının seçilme oranının yüzde 50'den 40'a düşürülmesiyle ilgili ne düşüncemiz ne niyetimiz ne planımız ne de çabamız söz konusudur. Yüzde 50 yeni sistemin omurgasıdır. Bu iş bitmiştir. Bu tartışmayı bir daha açılmamak üzere kapatıyoruz." diyerek tartışmalara noktayı koydu. Fırat'ın doğusuna olası operasyonla da ilgili konuşan Erdoğan, "Artık söz bitti! Belki bugün belki yarın denecek kadar yakın." ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar:

"FELAKET SENARYOLARINI BİRER BİRER BOZUYORUZ"
Milletimizle olan güçlü hasbi bağımız sayesinde girdiğimiz her mücadeleden başarıyla çıktık. Türkiye demokraside ve ekonomide hapsedildiği ve çok uzun yıllar kurtulamadığı geri kalmışlık zincirini AK Parti ile kırmıştır. Kendini milli iradenin üstünde gören vesayetçi anlayışı kazıyıp attık. Ekonomi üzerinden yazılan felaket senaryolarını birer birer bozuyoruz.

"TÜRKİYE'Yİ 2023 HEDEFLERİNE MUTLAKA ULAŞTIRACAĞIZ"
Yeni ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak icraatlar ortaya koyacağız. Her vatandaşımızın geleceği için hayal kurmaya ve hayata geçirmeye devam edeceğiz. Türkiye'yi 2023 hedeflerine mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız. Kongre sürecinde şekillenecek yeni teşkilat yapımız önümüzdeki dönemde AK Parti'nin sürükleyici gücü olacaktır.

Kimse bize oy vermek mecburiyetinde değil. Biz milletimizin gönlünü kazanarak bunu sağlayacağız. AK Parti'yi temsil etmek demek milletimize hizmetkâr olmak demektir. Her bir arkadaşımız kendisine verilen vazifeyi layıkıyla yerine getirmekte görevlidir.

"FIRSAT VERMEYECEĞİZ"
Medeniyetimizin kökleri insanlığın, coğrafyamızın tüm birikimini kucaklayacak kadar derinlere iner, bu parti medeniyetimizin taşıyıcısıdır. Yükümüz ne kadar ağır olursa olsun, seferin de tahammülün de içimizde olduğunu unutmayan bir bilinçle davaya daha sıkı sıkıya sarılmakta kararlıyız. Pusulası olmayan gemi, rotası olmayan uçak nasıl kaybolup giderse medeniyet davası olmayan toplum da aynı akıbete mahkûmdur. Kimliksiz, köksüz, rüzgârda sürüklenen bir millet haline gelmemizi bekliyorlar ama buna fırsat vermeyeceğiz. Ne kadar güçlü eserse essin, kendimiz bu yıkıcı rüzgârın akışına bırakmayacağız. Hiçbir engelin bizi durduramayacağına inanıyoruz. Aşılamaz sanılan korku deryalarını geride bıraktık. Fitne odakları bizi yıldırmasın. Bizim medeniyetimiz bu ülkenin her vatandaşını kucaklayacak zenginliğe sahip. Milletimizin her bir ferdini hiçbir hesap gütmeksizin yanımızda yer almaya davet ediyorum.

"BU DAVA BAKİDİR"
Hayatımızın hiçbir döneminde olduğu gibi bugün de davamızın zafere ulaşacağı konusunda şüphemiz yok. Birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimiz en büyük gücümüzdür. Türkiye'ni başka türlü dize getiremeyeceklerini görenler, tüm güçleriyle AK Parti'nin üzerine yükleniyor. Partimize yapılan saldırı temsil ettiğimiz davanın en büyük tehdit olarak görülmesindendir. Şahıslar gelip geçer ama bu dava bakidir. Bu kadro tek yürek, tek bilek olduğu sürece ne dışarıdan ne de içeriden hiçbir güç bizi hedeflerimize yürümemizden alıkoyamaz. AK Parti olarak kurulduğumuz günden beri her alanda ülkemizi geliştirmenin, kalkındırmanın çabası içerisindeyiz. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye kadar her alanda tarihi reformları hayata geçirdik.

"BU İŞ BİTMİŞTİR"
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini ülkemize kazandırdık. Böylece Türkiye tarihinde ilk defa bu denli kapsamlı bir değişimi milletimizin desteği ile gerçekleştirdi. 1. yılını geride bıraktığımız sistemin çok uzun yıllar boyunca ülkemizin ihtiyaçlarını karşılayacağına inanıyorum. Son günlerdeki tartışmalara da burada son noktayı koymak istiyorum. Cumhurbaşkanı'nın seçilme oranını yüzde 50'den yüzde 40'a düşürmek için ne bir çabamız ne düşüncemiz ne de çalışmamız söz konusu değildir. Yüzde 50 seçilme yeterliliği yeni sistemin adeta omurgasıdır ve bu iş bitmiştir. Türkiye'de hiç kimsenin millete zulüm etmemesi için yüzde 50 oranının korunmasının gerekli olduğuna inanıyoruz. Yüzde 50 sınırı vazgeçilmez bir kriterdir. Bu tartışmayı bir daha açılmamak üzere kapatıyoruz.

"OLAĞAN KONGRE SÜRECİNİ BAŞLATIYORUZ"
AK Parti 7. Olağan Kongre sürecini başlatıyoruz. Kongre hazırlıklarının her aşamasını uygun şekilde yürütmeliyiz. 24 Haziran ve 31 Mart seçim sonuçlarını göz önünde buldurarak, partimiz ve ülkemiz için en doğru adımları atmakta kararlıyız. Amacımız, daha güçlü bir teşkilat yapısı oluşturmaktır. Milletimizin geleceğe ilişkin beklentilerinin tek adresi yine biz olacağız.

Hiç kimsenin üstlendiği sorumluluğun yerine getirmeyip şahsıma havale etme kolaycılığına da hakkı yoktur. Bu tabii bizi ciddi manada üzüyor. Beyefendi böyle istedi, efendi böyle talimat verdi diye. Bizim haberimiz yok. Tüm milletime duyuruyorum; Bunların hepsi maalesef fırsatçılıktır. Bu fırsatlara izin vermeyeceğiz. Hep birlikte işimizi en iyi şekilde yapacak, sorumlulukları üstleneceğiz. AK Parti şu an 10 milyon 500 bine varan bir üye sayısına sahiptir. Üyelik şuurunu çok farklı bir yere çıkarmalıyız. Hep birlikte işimizi en iyi şekilde yapacağız. AK Parti milletin partisi olduğunu bir kez daha ispat edecektir

"İKİNCİ YARGI PAKETİNİN HAZIRLIKLARI YAPILIYOR"
Yeni yasama döneminde Meclis'ten en önemli beklentilerimizden biri yargı paketini yasalaştırması. Taahhütlerimiz doğrultusunda hazırlanan ilk paket tüm siyasi partilerin değerlendirilmesine sunulmuştur. Böyle önemli bir konunun en kısa sürede uzlaşmayla Meclis'ten geçmesidir. İkinci paketin hazırlıkları yapılıyor. Bu kapsamda idarelerin taraf olduğu bazı uyuşmazlıklar için zorunlu sulh yolu için müstakil bir düzenleme öngörülüyor. İcra yoluyla çocukların anne-babaya teslimi sona erecek. Denetimli serbestlik süresi yeniden belirleniyor.

ENFLASYON VE FAİZ
Faizi indirdikçe enflasyon da indi. Enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara indirdik. Yeni ekonomi programı sonunda enflasyonu yüzde 5'in, işsizliği de yüzde 10'un altına indirmiş olacağız Faiz biz göreve geldiğimizde yüzde 63, enflasyon yüzde 30'du. Enflasyon 4,2’ye kadar indi. Ne yaptılar Gezi olaylarını patlattılar. Bir anda yüzde 40'ların üzerine faiz çıktı bu arada enflasyon da yüzde 30'ların üzerine tırmandı. Şimdi ise yeniden hamd olsun faiz indirilmek suretiyle enflasyonun da indiğini görüyoruz. Farklı etkenler de tabii ki var yok değil. Ama bu işin ana belirleyeni faizdir, faiz de enflasyonun tetikleyicisidir. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Birileri hala enflasyon sebep, faiz netice diye bizi aldatmaya çalışıyorlar. Dünyaya bakacaksın, Japonya'da Amerika'da Avrupa'da faiz ne kadar diye. Hepsinde eksi faiz var, 1.5-2.5 arası faiz var. Bize ne oluyor da 40 civarında faizle hareket ediyoruz. Faizin bizim medeniyetimizin yeri içerisindeki yeri de bellidir. Onu sonra açıklayacağım. O bütün pisliklerin başıdır. Sömürünün en önemli aracıdır. Biz buna kendimizi kaptırmayacağız. Eğer biz üretim ekonomisi düşünüyorsak bu üretimde de istihdamda da finans sektörünün girişimciyi desteklemesi lazım. Bu yüzde 40 faizlerle olmaz. Öyle bizim düşük faiz uygulamasını getirmemiz lazım ki finans sektörü onları ayağa kaldırsın. Türkiye'nin risk primi ve dolayısıyla faiz maliyetleri düşerken imalat sanayi satın alma üreticileri endeksi yüzde 50'nin üzerine çıktı. Merkez Bankası'nın yerinde hamleleriyle faiz gerilemiştir, daha da gerilemeye devam edecektir.

Bütçe açığının milli gelire oranını kesinlikle yüzde 3'ün altında tutacağız. Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmalarını aralıksız sürdürüyoruz. Bu yıl envanterimize eklediğimiz Yavuz sondaj gemisini de Karpaz'daki görevinin ardından Güzelyurt'a uğurladık. Karada da petrol ve doğal gaz çalışmalarımız da devam ediyor. Trakya'da bu yılın başların da toplam doğal gaz rezervini iki katına çıkaran yeni sahalar keşfetti

SURİYE'DEKİ GÜVENLİ BÖLGE
Türkiye'nin Suriyelileri evlerine kavuşturmayı amaçlayan adımlarına karşı çıkarak rejimle ve terör örgütleriyle aynı çizgiye gelmekten çekinmiyorlar. Sadece rejim bölgesine değil, bölücü terör örgütünün işgali altındaki yerlere de kimse dönmüyorsa bunun bir sebebi var. Güvenli bölge planı Suriyelilerin eve dönüşü için en makul ve insani yoldur. Bu gerçeği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtı bölgelerinde bizzat yaşayarak gördük. Oldukça küçük olan bu bölgelere bile 360 bin Suriyeli döndü. Amacımız Fırat'ın doğusun da barış pınarlarıyla sulamaktır. Bu bölgede 2 milyon kişiyi iskân etmeyi planlıyoruz.

FIRAT'IN DOĞUSUNA HAREKÂT
Ülkemizi terör örgütünden uzak tutmak için sürekli yüzümüze gülenlere diyoruz ki artık söz bitti. Bir taraftan Irak tarafından 30 bin civarında TIR'ı Suriye'ye sokacaksınız, silah, mühimmat yüklü bunları terör örgütüne teslim edeceksiniz sonra stratejik ortağız diyeceksiniz. Hazırlıklarımızı yaptık, harekât planlarımızı tamamladık. Gereken talimatları verdik. Kararı verilen ve süreci başlamış olan barış pınarlarının önünü açma ihtimali belki bugün belki yarın kadar yakın. Hem karadan hem de havadan bu harekâtı yöneteceğiz.

AKPARTİ KIZILCAHAMAM TOPLANTISI ÜZERİNE TAKVİM GAZETESİ YAZARI BÜLENT ERANDAÇ’IN MAKALESİ

HEDEF:2023

CUMHURBAŞKANIMIZ Tayyip Erdoğan, AK Parti'yi Milli Mücadele'nin kalesinde Afyonkarahisar'da kurdu. O gün harekete geçen BÜYÜK TÜRKİYE TRENİ bir kalkınma ve adalet hikâyesini yazarak yoluna devam ediyordu. Ardından Kızılcahamam, AK Parti trenine hız kazandıran bir yer oldu.
Başkan Erdoğan liderliğindeki AK Parti, yeniden Kızılcahamam'da bu sefer, ŞAHLANIŞ TOPLANTISI gerçekleştirdi. Başkan Erdoğan'ın verdiği talimat, "Hedefiniz 2023" oldu. 31 Mart seçimlerinin kazanılmasına karşın, bazı belediyelerin kaybedilmesi nedense iç ve dış çevreler tarafından zayıflama olarak algı operasyonlarına konu olmuştu. Ama yeniden ismindeki ADALET VE KALKINMA ŞAHLANIŞI içine girecektir. AK Parti TÜRKİYE'NİN ÇİMENTOSU özelliğindedir. Yazmakta olduğu hikâye ile de İSTİKBAL SAVAŞININ KAZANILMASI yolunda yürümeyi başaracaktır.

2023 YÜRÜYÜŞÜ
Başkan Erdoğan net duruşunu göstererek, "Milletimizle olan güçlü hasbi bağımız sayesinde girdiğimiz her mücadeleden başarıyla çıktık.
Türkiye demokraside ve ekonomide hapsedildiği ve çok uzun yıllar kurtulamadığı geri kalmışlık zincirini AK Parti ile kırmıştır. Kendini milli iradenin üstünde gören vesayetçi anlayışı kazıyıp attık. Ekonomi üzerinden yazılan felaket senaryolarını birer birer bozuyoruz" dedi.
TÜRKİYE İTTİFAKI yolunda yürümeye kararlı olduğunu işaret etti:
"Yeni ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak icraatlar ortaya koyacağız. Her vatandaşımızın geleceği için hayal kurmaya ve hayata geçirmeye devam edeceğiz. Türkiye'yi 2023 hedeflerine mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız." Başkan Tayyip Erdoğan, Türk siyasetinde MİLLETLE GÖNÜL BAĞI KURAN, KURDUĞU KÖPRÜLERİ YAŞATAN bir liderdir. Kızılcahamam'da bunu net biçimde ortaya koydu: "Kimse bize oy vermek mecburiyetinde değil. Biz milletimizin gönlünü kazanarak bunu sağlayacağız. AK Parti'yi temsil etmek demek milletimize hizmetkâr olmak demektir".
Başkan Erdoğan'ın şaşmaz ilkelerinden birisi YENİDEN MEDENİYET İNŞASIDIR. Bunu şu sözlerle bir kez daha ilan etmiştir:
"Medeniyetimizin kökleri insanlığın, coğrafyamızın tüm birikimini kucaklayacak kadar derinlere iner, bu parti medeniyetimizin taşıyıcısıdır. Kimliksiz, köksüz, rüzgârda sürüklenen bir millet haline gelmemizi bekliyorlar ama buna fırsat vermeyeceğiz." Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın hedefinde Suriye tek başına YER ALMIYOR.
Bir BEKA HATTINDA TÜRKİYE'NİN GÜVENLİĞİ ŞAŞMAZ HEDEFİDİR.
Kandil'i kuşatan, Irak'ın kuzeyine PENÇE ATAN, Suriye'de GÜVENLİ BÖLGE KURMAKTA KARARLI, DOĞU AKDENİZ'DE
Türkiye’nin geleceğine etkileyecek gaza, petrole ulaşma konusunda asla taviz vermeyen, bir BEKA HATTI KARARLILIĞIMIZ VARDIR.
Başkan Erdoğan'ın güç aldığı, MİSAK-I MİLLİDİR. Bugün Irak ve Suriye'de BEKA HATTIMIZI TAHKİM EDİYORSAK, MİLLİ MİSAK'IN GÖNÜL COĞRAFYASINDA VARIZ DEMEKTİR.

DOĞU AKDENİZ ÇOK HASSAS

YAVUZ 7 EKİM’DE SONDAJA BAŞLIYOR

Türk sondaj gemisi Yavuz Güney Kıbrıs'ın yaklaşık 51 deniz mili güney-batısında demirledi. Yavuz sondaj gemisinin 7 Ekim'de Kıbrıs Adasının güneyinde sondaja başlayacağı açıklandı.

Enerji Bakanı Fatih Dönmez ‘den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti münhasır bölgesinde sondaj için hareket eden Yavuz sondaj gemisiyle ilgili açıklama yaptı.  "Yavuz, sondaj yapacağı Güzelyurt-1 kuyusuna doğru bayrağımızı dalgalandırarak ilerliyor. Yer altı kaynaklarımızı milletimizin hizmetine sunmak için durmayacağız.  Varsa, mutlaka bulacağız" dedi.

GÜZEL HABER:

ALMAN DEVİ VOLKSWAGEN MANİSA’DA FABRİKA KURUYOR

Alman otomotiv devi Volkswagen, Manisa merkezli Volkswagen Turkey Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş.'yi kurdu. Şirketin sermayesi 943,5 milyon TL olarak açıklandı.

Otomotiv devinin Türkiye'ye yaptığı yatırım ile ilgili bilinenleri 5 başlıkta değerlendirelim:

  1. Volkswagen'ın Türkiye'ye yaptığı yatırımın büyüklüğü nedir?

Volkswagen, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlanan açıklamada Manisa merkezli kurulan şirketin sermayesini 943,5 milyon TL olarak ortaya koydu.Volkswagen'in Türkiye'ye yapacağı toplam yatırımın değeri 1,4 milyar doları bulacak.

Yeni şirket, otomobil, kamyon, her nevi motorlu araç ve nakil vasıtalarının tasarımı, imalatı ve montajı ile bu parçaların satışı, ithalatı ve ihracatından sorumlu olacak.Manisa Fabrikası  300 bin adet araç üretim kapasitesinde olacak. 5 bin kişiye istihdam sağlayacak.

Manisa fabrikası’nın Orta Doğu ve Rusya için üretilecek araçların ihracat merkezi olması bekleniyor. Bu Fabrikayla beraber Volkswagen'in dünya çapındaki fabrikalarının sayısı 123'e çıkıyor.

Açılacak fabrikada orta boyutta sedan araçlar olarak W Passat ve Skoda Superb’nin üretilmesi ve bu araçların Doğu Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına gönderilmesi bekleniyor.

  1. Volkswagen neden Türkiye'yi seçti?

Volkswagen'in yeni fabrikasını kurmak için adı geçen yerler arasında Bulgaristan, Sırbistan, Romanya ve bazı Kuzey Afrika ülkeleri vardı.

Geçen aybaşında Volkswagen Yönetim Kurulu Başkanı Herbert Diess'in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme yaptığı ve tarafların anlaştığı öne sürülmüştü.

Volkswagen’in yeni yatırımını nereye yapacağı ile ilgili müzakereler uzun bir süre boyunca devam etti, son aylarda Türkiye daha çok öne çıkmaya başladı. Bu görüşmelerde de en çok vergi mevzusunun konuşulduğu belirtildi. Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi Temmuz ayında Türkiye'nin daha fazla mali imtiyaz tanıdığını, bu yüzden öne çıktığını aktarmıştı. Volkswagen'in yüzde 14,6'lık hissesine sahip olan Katar'ın şirkete Türkiye'yi seçmesi için etkili olduğu da düşünülüyor.

VW neden Türkiye'yi tercih etti?

Alman otomotiv devi Volkswagen yeni fabrikası için Manisa'da şirket kurdu. Peki, VW neden Türkiye'yi seçti? Konstanz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Erdal Yalçın © Deutsche Welle Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

Otomobil üreticisi Volkswagen'in (VW) yeni üretim tesisi Türkiye'de kurulacak. Manisa'da kurulacak üretim tesisine yaklaşık bir milyar Euro yatırım yapılacak. Volkswagen 4 bin kişinin istihdam edileceği fabrikada yılda 300 bin araç üretmeyi planlıyor.

Konstanz Üniversitesi'nden uluslararası ekonomi politikaları ve Türkiye uzmanı Prof. Dr. Erdal Yalçın VW'nin Türkiye'ye yapacağı yatırımın ayrıntıları hakkında DW Türkçe'nin sorularını yanıtladı. 

DW Türkçe: Volkswagen neden yeni üretim tesisi için Türkiye'yi tercih etti?

Türkiye son 15 yılda özellikle otomotiv sektöründe önemli bir üretim yeri haline geldi. Özellikle Türkiye'ye yerleşen tedarikçiler sayesinde. Aralarında Bursa yakınlarında fabrikası olan Robert Bosch'un da olduğu tedarikçi firmaların ağı çok büyüdü. Bu durum VW gibi bir şirket için tabii çok faydalı. Bulgaristan'da bu koşullar yok.

Türkiye'de istihdam piyasasının koşulları VW açısından nasıl görünüyor?

Türkiye'de işçilik maliyetleri çok düşük. Asgari ücret 420 euro civarında. Bu, Bulgaristan ile kıyaslanınca önemli bir fark. Ayrıca Türkiye çok büyük bir pazar ve gelecekte nüfusunun 100 milyonu aşması bekleniyor. Şirket uzun vadede Volkswagen'e olumlu katkı sağlayacak genç çalışanları işe alabilir. Potansiyel

 Volkswagen gibi büyük bir şirketin yatırımı ekonomiyi canlandırır mı? 

Kesinlikle! Türkiye ekonomisi için esaslı ve önemli bir yatırım. Bu şöyle bir mesaj: "Bakın dünyanın en büyük otomotiv şirketi Türkiye'ye yatırım yapıyor." Bu karar başka yabancı yatırımcıları da motive edebilir.

  1. Volkswagen’in yatırım haberini piyasalar nasıl karşıladı?

Volkswagen’in Türkiye distribütörü Doğuş Otomotiv'in hisseleri ortaya çıkan bu gelişmenin ardından günlük olarak yüzde 17 kadar yükseldi.Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin Haziran ayında Türkiye'nin alternatifler arasında olduğunu açıklamasından beri ise şirket hisseleri yüzde 130 artış yaşadı. Doğuş Otomotiv'in hisselerinin yükselmesinde bu fabrikayla araçları daha ucuza ithal edeceği ve yeni yatırımda payının olabileceği beklentisinin rol oynadığı düşünülüyor.

  1. Volkswagen’in Türkiye yatırımına Avrupa cephesinden ne tepkiler geldi?

Alman Yeşiller Partisi'nden siyasetçi Reinhard Bütikofer, bu kararın Avrupa Parlamentosu'nda rahatsızlık yarattığını açıkladı. Yer olarak Türkiye'nin seçilmesinin AB rekabet kurallarına uymadığını öne sürdü.

Bütikofer, Avrupa Komisyonu'na Eylül ayında yazdığı dilekçede ise, "Fabrika için yapılan yer seçiminde Türk devletinin bütçesinden 40 bin araçlık garanti ile 400 milyon Euro’luk cömert teşviğin belirleyici olduğu görülmektedir. Türkiye Gümrük Birliği çerçevesinde AB pazarına serbest erişim karşılığında, devlet teşvikleri ile ilgili AB düzenlemelerine uyma taahhüdünde bulunmuş, ancak yasalarını bu alanda hâlâ AB hukukuna uyarlamamıştır" ifadesini kullandı.

  1. Volkswagen’in Türkiye yatırımına Türkiye'den büyük destek.

Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Alper Kanca ise "Otomotiv sektöründe Türkiye'ye son 20 yıldır sıfırdan yeni otomobil fabrikası yatırımı gelmemişti. Uzun bir aradan sonra ilk defa yeni bir marka yatırıma geliyor" diyerek bunun olumlu bir gelişme olduğunu aktardı.

"KARABAĞ AZERBAYCAN’DIR, ÜNLEM."

Cumhurbaşkanı İlhan Aliyev, Soçi'de yapılan 16. Valday Uluslararası Tartışma Kulübü toplantısında konuşma yaptı.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan'ın "Karabağ Ermenistan'dır, nokta" şeklindeki açıklamasını da hatırlatan Aliyev, "Bu, en basit tabirle yalandır. Karabağ, tüm dünya tarafından Azerbaycan toprağı olarak kabul ediliyor. Ermenistan kendisi bile bu yasa dışı yapılanmayı tanımıyor. Karabağ, tarihi Azerbaycan toprağıdır. Karabağ Azerbaycan'dır, ünlem." ifadesini kullandı.

Dağlık Karabağ'ın tarihi Azerbaycan  toprağı olduğunu vurgulayan Aliyev,

‘’Karabağ ve etrafındaki illerin 25 yıldan fazladır Ermenistan’ın işgali altındadır. Azerbaycanlılara karşı etnik temizlik yapılmaktadır. İşgal altındaki bölgelerin büyük bölümü harabeye dönmüştür’dedi.

Dağlık Karabağ ve etrafındaki illerden 700 bin, Ermenistan'dan ise 350 bin Azerbaycanlının doğdukları toprakları terk etmek zorunda kaldığını hatırlatan Aliyev, "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 4 karar kabul etti. Bu kararlara göre Ermenistan'ın derhal işgale son vermesi gerekiyor. Fakat 25 yıldan fazladır onlar bu karara uymuyor.

Eğer BMGK'nın bir kararı 25 yıldır uygulanmıyorsa bu o kurumun etkinliğini zan altında bırakıyor. Çifte standart uyguluyorlar. Bazı durumlarda kararları birkaç gün içerisinde uyguluyorlar bize geldiğinde ise karar kâğıt üzerinde kalıyor. Dağlık Karabağ sorunu Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü çerçevesinde çözülmelidir." diyerek, net konuştu.

Aliyev, "'Dağlık Karabağ halkı' diye bir kavram yoktur. Dağlık Karabağ'ın nüfusu var. Bu nüfus sorun başlayana kadar eşit haklara sahip Azerbaycanlılardan ve Ermenilerden oluşuyordu. Azerbaycan için kabul edilebilir çözüm şudur. Tüm dünya tarafından tanınan toprak bütünlüğünün sağlanması. Göçmenlerin kendi ata yurtlarına geri dönmesi." şeklide konuştu.

İNGİLİZ BBC ‘NİN IRAK ANALİZİ
Irak'ta protestolar: En az 100 kişinin öldüğü gösteriler neden başladı, nasıl

Irak'ta Salı günü başlayan protesto gösterilerinin beşinci gününde ölü sayısı arttı. Irak Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu'na göre hükümet karşıtı göstericiler ve güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda ölenlerin sayısı 100 civarında.3.000'den fazla kişinin de yaralandığını duyuldu.

Hükümet, sokağa çıkma yasakları ilan ederek ve internet, sosyal medya erişimine kısıtlamalar getirerek gösterileri kontrol altına almaya çalıştı ancak eylemler şiddetini artırarak devam ediyor.

Irak'taki protestoların neden şimdi başladığını, altında yatan sebepleri ve olası sonuçlarını 5 soruda derledik.

Protestoların arka planında ne var?

Irak Anayasası, ABD liderliğindeki müttefiklerin ülkeyi işgalinden 2 yıl sonra, 2005'te yazıldı. Ülkede ilk seçimler de aynı yıl yapıldı.

Ancak Irak'ta siyasi yapı o tarihten bu yana istikrara kavuşmadı. Bu da ülkede sosyal ve ekonomik durumu, gündelik hayatı doğrudan olumsuz etkiledi. Irak'ın büyük kısmında oluşan güvenlik açığı, beraberinde bombalı saldırıları ve sivillerin ölümlerini de beraberinde getirdi. Bu sebeple zaman zaman protestocular sokağa çıktı.

İşgalin üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen ülkedeki ABD etkisinin büyük oranda sürmesi, bir yandan da Şii milisler ve siyasetçiler üzerinden ülkede hâkimiyet kurmaya çalışan İran'ın birçok alanda etkili olması, siyasi istikrarın sağlanamaması sonucunu doğurdu. Bu da son birkaç yıldır Iraklılar arasında "ulusal motivasyonla" başlatılan gösterileri tetikledi.

2016'dan bu yana zaman zaman ABD'nin, İran'ın ve ülkede kısıtlı da olsa askeri varlık bulunduran Türkiye'nin diplomatik temsilcilikleri önünde protesto gösterileri düzenlendi.

Telif hakkı AFP Image caption Bağdat'ın Hellani Meydanı'nda barikatlar kuruldu.

Nüfusunun çoğu Şii olan ülkede Başbakan da Şii siyasetçiler arasından seçiliyor. Diğer kesimler tarafından ayrıcalıklı olarak görülseler de ekonomi temelli bu protesto ve tepkilerin büyük kısmı Şiilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, özellikle ülkenin güneyinde başladı.

Irak'ta geçen yıl Mayıs ayında yapılan seçimlerin ardından aylarca hükümet kurulamamış; yaz aylarında "temiz su eksikliğinin, elektrik kesintilerinin, işsizliğin ve yolsuzlukların" protesto edildiği gösteriler yine ülkenin güneyindeki Basra şehrinde büyümüştü. İki hükümet binası da ateşe verilmişti.

Gösteriler neden başladı?

Son protesto gösterileri de Salı günü başkent Bağdat ve güneydeki Basra, Nasıriye, Amara, Samava ve Hilla kentlerinde başladı. Basra'da binlerce kişi toplanırken diğer şehirlerde daha küçük çaplı barışçıl gösteriler düzenlendi.

Tartışmalı bölgeler olan ve Kürt nüfusun da yaşadığı Kerkük, Tikrit ve Diyala'da da ufak çaplı gösteriler oldu.

Göstericilerin taşıdığı pankartlarda, "Başbakan ve yozlaşmış parti sistemi devrilmedikçe protestolara devam" yazıyordu.

Geçen yıl Ekim ayında göreve başlayan Başbakan Adil Abdülmehdi, geçen hafta Cuma günü "Elit Terörle Mücadele Güçleri Komutanı" General Abdülvahap el Saadi'yi görevden aldı. Kararın nedeniyle ilgili resmi bir açıklama yapılmadı.

2014'ten bu yana IŞİD'e yönelik operasyonlarda önemli bir rol oynayan ve Iraklıların "başarılarını takdir ettiği" generalin komuta ettiği güçler, ABD tarafından eğitiliyor. Bu güçleri ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) silahlandırıyor.

El Saadi'nin İranlı siyasetçilerin memnuniyetsizliği sebebiyle görevden alındığı iddiaları, hafta sonu ülke genelinde tepkiye neden oldu ve Bağdat'ta Pazar günü küçük çapta protesto gösterileri düzenlendi.

Protestoculardan biri gazetecilere, İran'ı kastederek "Görevden alınma kararının arkasında yabancı ellerin olduğunu düşünüyoruz" dedi.

Pazartesi günü gerilim azalmış gibi gözükse de konuyla ilgili hiçbir açıklama yapılmadı. Çeşitli ülkelerin Irak üzerindeki etkilerinden ve siyasi yozlaşmanın ekonomiye zarar vermesinden şikâyetçi olan gençler de Salı günü sokaklara çıktı.

İlk gün barışçıl başlayan gösteriler, güvenlik güçlerinin sert müdahalesi ve Başbakan Abdülmehdi'nin yaptığı açıklamanın ikna edici bulunmaması sonrası, Çarşamba günü yön değiştirdi. Göstericiler güneydeki bazı şehirlerde hükümet binalarını ateşe vermeye çalıştı.

İlk günkü sloganlar ve pankartların, sağlık ve eğitim sistemindeki bozulma, işsizlik, şehirlerde yasa dışı silahların bazı grupların ellerine geçmesi, suikastler, İran'ın Irak üzerindeki etkisi ve güç dağılımının mezhepçi şekilde yapılmasına karşı olduğu görülüyordu.

Çarşamba günü ise "Halk rejimin devrilmesini istiyor" sloganı atıldı. Bu slogan, 2011'de başlayan ve "Arap Baharı" olarak adlandırılan protesto gösterilerinde birçok Arap ülkesinde yaygınlaşmıştı.

Reuters haber ajansına konuşan bir gösterici, "Biz işsizliği sona erdirecek, yolsuzluğu bitirecek ve 2003'ten bu yana yapılan yolsuzlukları araştıracak bir hükümet istiyoruz" dedi.

Protestoları teşvik eden öncü bir güç var mı?

Irak, dünyada en fazla doğal gaz rezervine sahip dördüncü ülke. Ancak Dünya Bankası'nın 2014 verilerine göre 40 milyonluk nüfusun neredeyse dörtte biri, günde 1,90 dolar gelirle (yaklaşık 11 TL) yaşıyor.

Hanelerin altıda birinde ise halk açlık sınırında.

Ülkede işsizlik oranı 2018'de yüzde 7,9'du. Genç işsizlik oranı ise yüzde 15 civarında. Çalışanların yüzde 17'si ise istediği gibi bir işte çalışmak yerine kendi seviyesinin altında bir işte çalıştığını düşünüyor. Ülkede neredeyse 83 bin de yabancı uyruklu, daha yüksek maaşlı işlerde çalışıyor.

Irak'ta kısa zaman önce güvenlik sorunları ve ekonomik istikrarsızlık nedeniyle 10 bin fabrika kapatıldı. Bu da yaklaşık 500 bin kişinin daha isşiz kalmasına yol açtı.

Bu oranlar, genç nüfusun tepkisine yol açıyor ve bu nedenle son gösterilerde gençler büyük bir rol oynuyor.

1 Ekim'de gösteriler Twitter'da "Haklarım için protesto ediyorum" etiketiyle paylaşılan mesajlarla büyüdü.

Gazetecilere konuşan protestocular, sosyal medya üzerinden örgütlendiklerini, işsizlik ve yolsuzluk karşısında daha fazla sessiz kalmak istemedikleri için sokağa çıkarak göstericilere katıldıklarını söylüyor.

Göstericilerin büyük çoğunluğu bağımsız. Herhangi bir parti ya da liderle bağlantıları yok.Şu an için protestoları örgütleyen herhangi bir öncü gücün de olmadığı görülüyor.

BBC'ye konuşan Bağdat'ta yaşayan gazeteci Simona Foltyn, "Şimdiye kadar konuştuğum protestocular, gösterilerin sıradan insanlar arasında tabanda büyüyen bir hareket olduğunu, eylemlere birçok farklı kesimden insanın katıldığını söylüyor. Kadınlar, erkekler, üniversite mezunları, işsizler, yaşlılar…" dedi ve ekledi:

"Tümü herhangi bir siyasi partiyle bağlantısı olduğu iddialarını reddediyor. Aslında hepsi haklarını alamayan, siyasi yapıdan memnun olmayan insanlar. Tümü tek bir şey etrafında birleşmiş gibi görünüyor: Sadece daha iyi bir hayat istiyorlar. Hizmet, iş, daha iyi hayat standardı istiyorlar."

Hükümet hangi vaatlerde bulundu?

Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi, gösterilerin ilk günü daha kısa bir açıklama yaparak "üniversite mezunlarına iş sözü" verdi. Petrol Bakanlığı ve diğer devlet kurumlarıyla birlikte bazı yabancı firmalara da çalışanların en az yüzde 50'sinin Irak vatandaşı olması için kota koyulması emri verdiğini duyurdu.

Ülkenin kuzeyindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi kontrolündeki alanlarda ve nüfusunun çoğu Sünni olan şehirlerde sükûnet devam ederken, başkent Bağdat ve güneydeki şehirlerde ise polis tazyikli su, göz yaşartıcı gaz, plastik mermi ve gerçek mermi kullanarak göstericileri dağıtmaya çalıştı.

Salı gecesinden bu yana yaşanan olaylarda ve çatışmalarda polislerin de aralarında olduğu 100'e yakın kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Protestolarda en fazla kişinin hayatını kaybettiği kentler, Nasiriye ve Bağdat.

Başbakan Abdülmehdi, Çarşamba günü Milli Güvenlik Konseyi'yle bir "acil durum toplantısı" yaptı ve ardından da bir açıklama yayımladı: "Konsey, protesto hakkı, ifade özgürlüğü ve protestocuların meşru taleplerini kabul ediyor. Ancak protestolarla birlikte başlayan barbarca davranışları kınıyoruz."

Abdülmehdi daha sonra Nasiriye, Hulla ve Amara'da sokağa çıkma yasağı ilan etti. Bağdat Havalimanı'ndan gelen uçaklar, ambulanslar, kamu kurumu çalışanları ve dini görevliler için sokağa çıkma yasağının geçerli olmadığı duyuruldu.

Diğer şehirlerde sokağa çıkma yasağı ilan edilip edilmeyeceğine, bölgesel yönetimlerin karar vereceği de açıklandı.

Perşembe günü de başkent Bağdat'ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Tüm araçlar ve yayaların "Bağdat'ta yer değiştirmesi", bir sonraki emre kadar yasaklandı.

Başbakan Abdülmehdi, aynı gün kaydedilmiş bir videosunu televizyonlarda yayımlatarak, "Yıllarca süren çatışmaların ardından yolsuzluk ve işsizlikle mücadele için yapılacak reformları yürürlüğe sokmak için daha fazla zamana ihtiyacı olduğunu" açıkladı.

Ancak dev ekranlarda Abdülmehdi'nin "reform" sözleri yayımlanırken, Bağdat sokaklarında silah sesleri duyuluyordu.

Fransız haber ajansı AFP'ye konuşan Seyid isimli 32 yaşındaki bir gösterici, "Bu sözler 15 yıldan uzun süredir duyduğumuz sözlerin aynısı. Hiçbir şey değişmiyor, bizi sokaklardan çekemeyecekler. Ya ölürüz ya rejimi değiştiririz" dedi.

AFP'ye konuşan bir başka protestocu da "Başbakan'ın verdiği sözler sadece insanları kandırmaya yönelik. Bugün bize ateş açtılar. Bu barışçıl bir gösteriydi ama barikatlar kurdular, geçen geceden beri keskin nişancılar burada bekliyor" dedi.

Sokağa çıkma yasağını uygulamaya çalıştığını belirten güvenlik güçleri, Özgürlük Meydanı'na girişleri engellemek için göstericilere ateş açtı.

Meydanın yakınlarında toplanan göstericiler, yüzlerinde maskeler ve ellerinde Irak bayraklarıyla askeri araçların üzerine çıktı.

Bağdat'ın merkezindeki Yeşil Bölge de barikatlarla ve askeri araçlarla kapatılarak göstericilerin hükümet binalarına girmesi engellenmeye çalışıldı.

Hükümet, sadece güvenlik güçleri ve sokağa çıkma yasağı önlemleri almadı. Ülkenin yaklaşık üçte birinde Çarşamba gününden bu yana internet kesik. Sosyal medya uygulamalarına erişim de engellendi.

Muhalefet ve din adamları nasıl tepki verdi?

Irak'ta geniş çaplı desteğe sahip muhalefet partilerinden yetkililer ya da liderler, protesto gösterilerine katılmadı.

Ancak önde gelen din adamlarından, son seçimlerde yüzde 14,38'le en fazla oyu alarak Irak Meclisi'nde 54 sandalye kazanan Reform için Birlik lideri Mukteda es-Sadr ve ittifak ortağı Komünist Parti, "güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanımının soruşturulması" çağrısı yaptı.

Başbakan Abdülmehdi ise çatışmalardan "şiddet yanlısı protestocuların" sorumlu olduğunu savundu.

Irak'ta Şii nüfus üzerinde etkili din adamı Ayetullah Ali Sistani ise hükümete "çok geç olmadan protestoları ciddiye alma" çağrısı yaptı.

Bir sözcüsü aracılığıyla açıklama yapan Sistani, hükümetin kamu hizmetlerini geliştirmesi, işsizlere istihdam yaratması, yolsuzlukla mücadele etmesi ve sorumluları cezaevine göndermesi gerektiğini söyledi.

Sistani ayrıca hükümetin sorunlarla mücadele ederken yaklaşımını değiştirmesi gerektiğini ve milletvekillerine de çok iş düştüğünü vurguladı.

BBC ANALİZ: Çin Halk Cumhuriyeti 70 yaşında: 'Ekonomik mucize' nasıl gerçekleşti?

Kuruluşunun 70. yıl dönümünü kutlayan Çin Halk Cumhuriyeti, dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden birine dönüştü. Ülkede yaşanan dönüşüm sonucu hem zenginlik görülmemiş boyutlarda yayıldı hem de eşitsizlik derinleşti.

Singapur merkezli finans kuruluşu DBS'den Çin ekonomisi uzmanı Chris Leung, "Komünist Parti Çin'de iktidara geldiğinde ülke çok yoksuldu. Ne ticaret ortakları, ne diplomatik ilişkileri vardı; kendi kendine yetmeye çalışıyordu" diyor.

Çin son 40 yılda yaptığı bir dizi piyasa reformları sayesinde dış ticaretle yatırım akışı sağlayarak yüz milyonlarca kişiyi yoksulluktan kurtardı.

1950'lerde ise 20. yüzyılın en büyük felaketlerinden birine tanık olduk.

Çin Devrimi'nin lideri Mao Zedung, "Büyük İleri Atılım" adı altında başlattığı ekonomik ve sosyal içerikli kampanya ile ülkenin köylülüğe dayanan ekonomisini hızla sanayileştirmeye çalıştı. Ancak bu girişim başarılı olamadı ve 1959-61 yılları arasında milyonlarca kişinin ölümüyle sonuçlandı. Ölenlerin sayısı için 10 milyon diyen de var, 40 milyon da.

İnsanlık tarihinde görülen en büyük açlık nedenli ölümlerden biriydi bu.

1966'da yine Mao'nun başlattığı Kültür Devrimi ise Komünist Parti'yi kapitalist ve geleneksel unsurlardan arındırmayı amaçlamış ancak ülkenin sosyal dokusunda tahribata yol açmıştı.

'Dünyanın atölyesi'.Mao'nun 1976'da ölümünden sonra Deng Şiaoping'in başlattığı reformlarla ülke ekonomisi yeniden şekillenmeye başladı. Köylülere kendi tarlalarını ekme hakkı tanınması, yaşam standartlarının yükselmesine ve gıda sıkıntısının azalmasına yol açtı.

1979'da ABD ile Çin arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasıyla ülke yabancı yatırımlara açıldı. Ucuz işgücü ve düşük kira maliyetinin sağladığı avantajlar nedeniyle yatırımcılar Çin'e para akıtmaya başladı.

Standard Chartered Bank'ın baş ekonomisti David Mann, "1970'lerin sonlarından itibaren tarihteki en büyük ekonomik mucizeye tanık olduk" diyerek anlatıyor bu dönemi.

1990'lardan itibaren Çin daha hızlı büyümeye başladı. Ülkenin 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne katılması Çin ekonomisine yeni bir ivme kazandırdı. Diğer ülkelerle ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ve gümrük tarifelerinin indirilmesi ile Çin malları her yerde belirmeye başladı.

Mann, bu durumu "Çin dünyanın atölyesi haline geldi" diye ifade ediyor.

London School of Economics'in (LSE) verilerine göre, 1978'de Çin'in ihracatı 10 milyar dolar ile dünya ticareti içinde yüzde 1'lik bir paya sahipken, bu miktar 1985'te 25 milyar dolara, bundan 20 yıl kadar sonra ise 4,3 trilyon dolara ulaşarak Çin'i dünyanın en büyük ticaret ortağı haline getirdi.

Yoksulluk oranında düşüş.Ekonomik reformlar yüz milyonlarca Çinlinin gelirinin artmasına yol açtı. Dünya Bankası verilerine göre, ülkede 850 milyon kişi yoksulluktan kurtuldu. Çin'in 2020'de de mutlak yoksulluğu tümüyle ortadan kaldırma hedefine ulaşması bekleniyor.

Ülkede eğitim düzeyi de hızla yükseldi. Standard Chartered'a göre, 2030'a kadar Çin'de işgücünün yüzde 27'sinin üniversite eğitimi almış olması bekleniyor. Böylece Çin bu kategoride Almanya'nın bugünkü seviyesine ulaşmış olacak.

Eşitsizlik artıyor.Ancak Çin'de ekonomik başarının meyveleri 1,3 milyarlık nüfus içerisinde eşit paylaşılmış değil.

Bir yanda büyük varlık sahibi insanlar ve genişleyen bir orta sınıf görülürken, öte yanda çok sayıda yoksul köylü, kalifiye olmayan ve yaşlanan bir işgücü var. Başta kırsal ve kentsel kesimler arasında olmak üzere ülkede eşitsizlik giderek derinleşti.

Mann, "Ekonomi bir bütün olarak ilerlemiş değil, farklı sektörler arasında büyük bir uçurum var" diyor. Dünya Bankası, Çin'de kişi başına milli gelirin hala gelişmekte olan ülkeler düzeyinde olduğunu ve bunun gelişmiş ülkeler ortalamasının dörtte birine tekabül ettiğini belirtiyor.DBS'ye göre, ABD'de kişi başına düşen ortalama yıllık gelir 62 bin dolar iken Çin'de bu rakam 10 bin dolar düzeyinde.

Büyüme oranı yavaşlıyor.Çin'de ekonomik büyüme oranı düşüyor.

Ülke, yıllardır aldığı önlemlerle ihracata bağlı büyümeden tüketime bağlı büyümeye yönelmeye çalışıyor.Dünya çapında talep azalması ve ABD ile ticaret savaşları Çin açısından yeni sorunlara yol açtı. Giderek yaşlanan nüfus ise ülke ekonomisinin geleceği açısından fazla umut verici görülmüyor.

Bugün büyüme oranı yüzde 5-6 düzeyine inmiş olsa da Çin hala büyüme kategorisinde dünyanın en büyük gücü konumunda. Mann, "Çin bu hızla bile dünyanın ekonomik büyümesi içerisinde yüzde 35'lik bir paya sahip. Bu oran ABD'nin payının 3 katı" diyor.

Yeni ekonomik proje.Çin aynı zamanda Kuşak ve Yol Girişimi ile küresel ekonomik kalkınmada yeni ve büyük bir adım atıyor.

Pekin yönetimi, "Yeni İpek Yolu" olarak da bilinen bu projeyle dünya nüfusunun neredeyse yarısını ve dünyada milli gelirin beşte birini oluşturan ülkeleri birbirine bağlamayı, dünya çapında ticaret ve yatırım bağlantıları kurmayı hedefliyor.

GAZETE TIRAJLARI (3 EKİM -7 EKİM ARASI)
SABAH 296.679 

HÜRRİYET 280.836

SÖZCÜ 268.613

POSTA 213.891

MİLLİYET 128.752

TÜRKİYE 125.463

YENİ ŞAFAK 111.

TAKVİM 111.256

AKŞAM 103.888

GÜNEŞ 103.790

VATAN 102.514

STAR 101.358

YENİ BİRLİK 57.189

KORKUSUZ 55.132

DİRİLİŞ POSTASI 54.969

KARAR 52.361

YENİÇAĞ 51.466 51.

AYDINLIK 51.170

MİLAT 50.750

YENİ ASIR 50.109

CUMHURİYET 35.344

MİLLİ GAZETE 25.583

DOĞRU HABER 24.976

İSTİKLAL 11.321

DOKUZ SÜTUN 10.324

GÜNBOYU 10.323

YENİ SÖZ 10.291

YENİ ASYA 10.021

DAILY SABAH 8.588

BİRGÜN 7.540 7.557

YENİ MESAJ 6.539

HÜRRİYET DAILY NEWS 6.352

EVRENSEL 5.521

ORTADOĞU 3.021

YURT 2.552 8.

Toplam 2.797.567

İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun 'İslamofobiye karşı güçlü bir medya merkezi kuracağız'

İletişim Başkanı Altun, Türkiye-Malezya-Pakistan Ortak Televizyon Kanalı Projesine ilişkin yaptı.

Türkiye, Pakistan ve Malezya BM Genel Kurulu sırasında gerçekleştirilen toplantıda ortak televizyon kanalı kurma kararı alındığını açıklandı. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birleşmiş Milletler (BM) 74. Genel Kurulu marjında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Malezya Başbakanı Sayın Mahathir Muhammed ve Pakistan Başbakanı Sayın İmran Han tarafından Türkiye-Malezya-Pakistan Üçlü Toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantıda üç ülke tarafından İslam karşıtlığı ile mücadele etmek için İngilizce yayın yapacak ortak bir televizyon kanalı kurulması kararlaştırıldı.

Hatırlayacak olursanız Sayın Cumhurbaşkanımız BM Genel Kurulunda yaptığı o tarihi konuşmada da İslamofobi konusuna özel bir vurgu yapmış, günümüzde küresel barış ve huzura en büyük tehditlerden birinin de ırkçı, yabancı düşmanı, ayrımcı ve İslam karşıtı eğilimlerdeki yükseliş olduğuna işaret etmişti. Dolayısıyla İslamofobi ve İslam karşıtlığına karşı uluslararası ve çok boyutlu bir mücadele gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız ayrıca Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde Cuma namazı sırasında Müslümanlara yönelik terör saldırısının gerçekleştirildiği 15 Mart’ın BM tarafından “İslam Düşmanlığına Karşı Uluslararası Dayanışma Günü” olarak ilan edilmesi çağrısında da bulundu.
Yani aslında söz konusu televizyon kanalı projesi, İslamofobi ya da İslam karşıtlığı ile mücadelenin sadece bir boyutunu oluşturuyor. Bu, derinliği olan bir konu olduğu için ortak girişimler televizyon kanalıyla sınırlı kalmayacak.

Sayın Cumhurbaşkanımız İslamofobinin tıpkı antisemitizm gibi bir insanlık suçu olduğunu defaatle vurgulamış bir lider. İslamofobi bir ırkçılık türü, bir nefret suçu ve ne yazık ki sistematik şekilde yeniden yeniden üretiliyor. Siyaset üretemeyen siyasetçilerin ırkçılığa, İslamofobik tavırlara başvurduklarına şahitlik ediyoruz.

Tabi şunu da ifade etmek lazım; İslamofobi ile basit bir korkudan bahsetmiyoruz. İmal edilen bir siyasal korkudan, bir düşmanlıktan ve nefret suçundan bahsediyoruz. İslamofobik akımlara dur denilmezse bu beraberinde şiddeti ve terörü getirecektir.
Bu noktada söz konusu televizyon kanalı projesini, İslam dünyası ile Batı dünyası arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi, önyargıların ortadan kaldırılması için önemli bir imkân olarak görüyoruz.

Televizyon projesinin üç ülkenin iletişim ve enformasyon birimleri öncülüğünde başlayacağı açıklandı. Bu konuda görüşmeler başladı mı?

Sayın Cumhurbaşkanımız liderlerin baş başa gerçekleştirdiği söz konusu toplantının ilgili bölümüne şahsımı da davet ederek bu ortak televizyon kanalı girişimiyle ilgili olarak talimatlandırdı. Aynı şekilde Pakistan ve Malezya’dan da muadil kurum yöneticileri yetkilendirildi. Konunun önemi liderler düzeyinde vurgulandı. Her boyutuyla detaylı bir ön görüşme gerçekleştirildi. Gerekli irtibat sağlanarak taraf ülkeler derhal çalışmalara başladı. Bugün de İslamabad’da üç ülkeden uzmanların katılımıyla teknik düzeyde bir çalışma toplantısı gerçekleştiriliyor.

Üç ülkenin ortaklaşa kuracağı bu kanal açıklandığı gibi sadece İslamofobi ile mücadele için mi yayın yapacak?

Sayın Cumhurbaşkanımızın vurguladığı gibi, dünya genelinde Müslümanlar nefret söylemine, kutsal değerlerine hakarete ve ayrımcılığa maruz kalanlar arasında ilk sırada yer alıyor. İfade ettiğim gibi esasında İslamofobi Müslümanları hedef alan ve ayrımcılığa tabi tutan ırkçılığın yeni bir türü. Bu noktada hem geleneksel medya hem de sosyal medya Müslümanlarla ilgili negatif algılarda çok ciddi rol oynuyor. Özellikle Batı medyasında İslam ve Müslümanların negatif olarak ele alındığı çok açık.

Konunun hassasiyeti ve önemi dolayısıyla müstakil olarak İslam karşıtlığı ile mücadeleye odaklanmış bir girişimin ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. İslam karşıtı manipülasyonlar ve Müslümanlara yönelik oluşturulmaya çalışılan nefret dolu stereotiplerle medya alanında da mücadele edilmesi gerekiyor. Söz konusu girişim aynı zamanda İslamofobi ile ilgili bir izleme merkezi olarak konumlanacak. Ülke ülke İslamofobik olayları takip edip yayınlarda bu problemi ortaya koyan bir konsept düşünülüyor.
Pakistan Başbakanı İmran Han, kanalın İngilizce yayın yapacağını ve İngiliz BBC televizyonuna benzeyeceğine dair ipuçları verdi. Bu kanalın içeriği ile ilgili bir format üzerine konuşuldu mu, konsept çalışmanız başladı mı?

Bu girişimle ilgili liderler düzeyinde iradenin ortaya konmasının ardından üç ülke tarafından ortak bir çalışma grubu kuruldu. Konsept çalışmaları devam ediyor. Teknik heyetler şu anda personel, teçhizat, mali yapı, merkez ve bölge yapılanmaları ile içerik geliştirme boyutları üzerinde çalışıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın 23-24 Ekim’de gerçekleştirilmesi planlanan Pakistan ziyareti öncesinde bir çerçeve çıkaracağız. Ama şunu söyleyebilirim; buradan uluslararası bir marka ortaya çıkacağına inanıyoruz.

Aslında İslamofobi ile mücadele çatısı altında güçlü bir medya ve iletişim merkezi ve kanalı kuracağız. Dijital tabanlı olarak tasarlanabilecek bu platform, sosyal medya için aydınlatıcı videolar, belgeseller hazırlayacak, video haber üretimi yapacak. Bu modelde bir çağrı merkezi ve ihbar hattı, sinema filmleri için bir fon, sosyal medya kampanyaları, belli periyotlarda rapor ve kitap yayını da bulunuyor. Elbette yaygın bir erişime ulaşması için tüm dijital imkânlar ve kanallar devreye alınacaktır.

Kanal sadece İngilizce yayın mı yapacak yoksa farklı dillerde de yayın olacak mı?

İlk etapta yayın dilinin İngilizce olması öngörülüyor. Tabi ki süreç içinde farklı dillerde yayınlar da gündeme gelecektir.

Kurulacak kanalın yayın merkezi konusunda bir karar verildi mi, çalışmalara ne zaman başlanıyor?

Kanalın merkezinin İstanbul olmasını yüksek bir ihtimal olarak görüyoruz. Elbette diğer ülke başkentlerinde de temsilcilikler olacak. Yani uluslararası bir kanalın gerektirdiği tüm yapılanma gerçekleştirilecek. İstanbul ulusal ve uluslararası birçok medya kurumunun merkezi olmasının yanı sıra teknik ve altyapı imkânları ile insan kaynağı kapasitesi bakımından da öne çıkıyor. Malumunuz birçok medya kurumu bölge operasyonlarını İstanbul’dan yürütüyor. Şu an 50 ülkeden 164 medya kurumuna bağlı yaklaşık 350 uluslararası haberci İletişim Başkanlığı tarafından da akredite şekilde Türkiye’de mesleki faaliyet yürütüyor.

İstanbul’un bir cazibe merkezi olma özelliği sinema ve dizi sektörü için de geçerli. Şu an İstanbul’da uluslararası çapta projelere yönelik bir film platosunun hazırlıkları sürüyor. TRT Uluslararası İstanbul Film Platoları ve Entegre Yayın Kompleksi, kullanım alanı 600 dönüm olan ve toplam 1.100 dönümlük arazi üzerine inşa edilecek. Özellikle dönem filmleri başta olmak üzere yeni ya da mevcut projeler için kullanabilecek platoyu yakın zamanda faaliyete almak istiyoruz. Milyarlarca dolarlık dizi ve film ihracatının yanı sıra medeniyetimizin kadim değerlerini anlatacak büyük yapımlar çıkacağına inanıyoruz. Burada yapımlarını ülkemizde gerçekleştirmek isteyen dünya devlerine ev sahipliği yapacağız. Ayrıca eğitim için gelecek on binlerce öğrenci ve sektör çalışanını ve dünyanın büyük yapımlarını izlemeye gelecek turistleri de ağırlayabileceğiz. Özetle dünya standartlarında bir proje planlanıyor.

Diğer taraftan 156 ülkeden yaklaşık 500 milyon seyirciyle buluşan Türk dizileri Orta Doğu, Balkanlar ve Orta Asya’dan Fransa, Japonya, Şili, Peru ve Hindistan'a kadar geniş bir coğrafyaya ulaşıyor. Geçen yıl 350 milyon doların üzerinde ihracat hacmine ulaşan Türk dizi sektörü, bu alanda ABD’den sonra ikinci sıraya gelmiş durumda.
Dolayısıyla hem güçlü teknik altyapı hem de nitelikli insan kaynağı açısından Türkiye’deki bu kapasitenin üç ülkenin ortak medya kanalı kurma projesi için önemli bir imkân sunacağına inanıyoruz.

Türkiye’deki Diyanet Televizyonu veya TRT bu kanalda görev alır mı, yoksa tamamen bağımsız bir kurum mu?

Üç ülkenin iletişim alanında ciddi birikimleri var. Bu, her ülkenin muadil kurumlarının iş birliğiyle uluslararası yayıncılık tecrübesinin kesiştiği bir proje olacak. Uluslararası alanda iş yapan çok önemli kurumlarımız var. Bu noktada elbette TRT’nin birikiminden de yararlanılacak. Ülkeler arasında mevcut anlaşmalar veya akdedilebilecek yeni anlaşmalarla teknoloji ve tecrübe paylaşımı, ortak prodüksiyon, medya heyetlerinin değişimi gibi konular gündeme gelebilecektir.

Bu kanalın İslam ve Müslüman karşıtlığı ile mücadelede etkisi ve başarısı konusunda ne tür bir beklentiniz var?

Öncelikle burada temel problemin Müslümanların kendilerini yanlış tanıtmalarından değil, ırkçıların İslamiyeti kendi sanal gerçeklikleriyle inşa etmeye çalışmalarından kaynakladığını tespit etmemiz gerekiyor. Söz konusu girişimde yayınlar bu temel bakış açısı üzerine oluşturulacak.

Müslümanların maruz kaldığı ayrımcılığı tüm yönleriyle ortaya koyacak ve bunu ırkçılığın bir türü olarak gündeme getirecek bu girişimin, İslam dünyası ile Batı dünyası arasında stratejik bir iletişim kanalı olacağına inanıyoruz. Müslümanlara yönelik ön yargı ve nefrete dikkati çekecek kanalın, hoşgörü, birlikte yaşama, kültürler arası ilişkiler gibi hususlarda farkındalık oluşturmasını amaçlıyoruz.

19 üniversite bünyesinde yeni fakülte ve enstitü kuruldu

Bazı yükseköğretim kurumlarına bağlı fakülte, enstitü ve yüksekokul kurulması ve kapatılması ile adlarının değiştirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararları Resmi Gazete'de yayımlandı. Resmi Gazete'de yer alan bir başka Cumhurbaşkanı kararı ile Suriye'de, Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı 3 fakülte kurulacak.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan karara göre, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesine bağlı Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Biruni Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Dokuz Eylül Üniversitesine bağlı Diş Hekimliği Fakültesi, İstanbul Üniversitesine bağlı Hemşirelik Fakültesi, İstanbul Aydın Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul Ticaret Üniversitesine bağlı İletişim Bilimi ve İnternet Enstitüsü, Karabük Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Kocaeli Üniversitesine bağlı Turizm Fakültesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesine bağlı Uygulamalı Bilimler Fakültesi, Munzur Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Muş Alparslan Üniversitesine bağlı Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesine bağlı Uygulamalı Bilimler Fakültesi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine bağlı Erbaa Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Spor Bilimleri Fakültesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine bağlı Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Turizm Fakültesi, Ardahan Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Beykent Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul Ayvansaray Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Şırnak Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsü kuruldu.

KAPATILAN ENSTİTÜ VE YÜKSEKOKULLAR

Söz konusu karar kapsamında Biruni Üniversitesine bağlı Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İstanbul Aydın Üniversitesine bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Karabük Üniversitesine bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Kocaeli Üniversitesine bağlı Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu, Manisa Celal Bayar Üniversitesine bağlı Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Munzur Üniversitesine bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsü, Muş Alparslan Üniversitesine bağlı Sağlık Yüksekokulu, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesine bağlı Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine bağlı Erbaa Sağlık Yüksekokulu, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine bağlı Van Sağlık Yüksekokulu, Ardahan Üniversitesine bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsü, Beykent Üniversitesine bağlı Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul Ayvansaray Üniversitesine bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsü, Şırnak Üniversitesine bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsü, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine bağlı Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine bağlı Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu kapatıldı.

İSİMLERİ DEĞİŞEN FAKÜLTELER

Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı İşletme Fakültesinin adı İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesinin adı Ziraat Fakültesi, Selçuk Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Sanat ve Tasarım Fakültesinin adı Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Hacı Bayram Veli İslami Araştırmalar Enstitüsünün adı İslami Araştırmalar Enstitüsü olarak değiştirildi.

SURİYE'DE GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ BAĞLI 3 FAKÜLTE KURULACAK

Cumhurbaşkanı kararı ile Suriye'de, Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (El-Bab), İslami İlimler Fakültesi (Azez) ve Eğitim Fakültesi (Afrin) kurulması kararlaştırıldı.

Büyükada'nın bitmeyen fayton tartışması

İstanbul adalarının yıllardır gündeminde olan fayton tartışması, sakat kalan ve ölen atların sayısının artmasıyla gündemde kalmaya devam ediyor.

Adalar Belediyesi kayıtlarına göre 2019'un ilk 8 ayında ölen atların sayısı 170'e ulaştı.

Tartışmanın bir tarafı faytonların Büyükada'nın vazgeçilmez bir sembolü olduğunu belirtiyor. Atlar, adanın faytoncuları için geçim kaynağı. Diğer yandan ise atların yaşam koşullarıyla ilgili dile getirilen çekinceler var. Hayvan hakları savunucuları, faytonların yoğun çalıştırılma tempolarının atların ölümüne sebep olduğunu ve bu uygulamanın derhal sonlandırılması gerektiğini ifade ediyor.

Adalar Belediyesi ise yeni ulaşım düzeniyle ilgili olarak faytonların tamamen kaldırılmasından ziyade adada sembolik ve turistik nitelikte bir fayton kullanımının uygulanabileceğini söyledi.

Joker: Son yılların vizyona giren en tartışmalı filmi

Yılın merakla beklenen filmlerinden Joker bugün vizyona girdi. Sinema tarihinin en ünlü kötü karakterlerinden birisinin hikâyesini ele alan filmi izleyen eleştirmenler arasında, başroldeki Joaquin Phoenix'in performansından ve filmin senaryosundan övgüyle bahsedenler de var, endişelerini dile getirenler de.

Batman'in azılı düşmanına yakından ve gerçekçi bir bakış sunan Joker filmi daha gösterime girmeden birçok tartışmanın da merkezine oturmuş durumda. Hatta ABD'de polis birimleri filmin gösterime gireceği Cuma günü için ilave tedbirler almaya başladı bile.

Amerikan basınında yer alan haberlerde, ABD'nin askeri birimlerinin Jokerin vizyona girmesiyle birlikte silahlı saldırıların düzenlenebileceği yönünde çok sayıda istihbarat almaya başladığını yazdı.

7 yıl önce, "Batman: Kara Şövalye Yükseliyor" filminin gösterime girdiği gün Colorado'da düzenlenen silahlı saldırıda 12 kişi hayatını kaybetmiş, 70 kişi de yaralanmıştı. Silahlı bir kişi, film beyaz perdede oynarken ayağa kalkıp ateş açmıştı.

 Aurora sinema salonunda düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenler çiçekler ve mumlarla anılmıştı.

Yüz boyası yasak

7 yıl önceki saldırının yaşandığı sinema salonu Aurora, silahlı saldırıda hayatını kaybedenlerin yakınlarının isteği üzerine Joker filmini gösterime sokmuyor.

Aileler filmin yapımcısı Warner Bros'a da bir mektup yazarak, şirketten silahlı saldırıları önlemek çalışmalar yürüten gruplara bağış yapmasını talep etti.

Hollywood Reporter'ın edindiği mektupta, aileler "Halkın korunması için sosyal sorumluluğu olduğunu düşünen iş dünyası liderleri arasında yerinizi almanızı diliyoruz" diyordu.

Aurora katliamında 24 yaşındaki kızını kaybeden Sandy Philips, Joker filminin kendisine James Holmes'u hatırlattığını söyledi. James Holmes, saldırıyı düzenleyen ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan kişiydi.

Philips Hollywood Reporter'a yaptığı açıklamalarda "Holmes'un yüzünü görmeye ihtiyacım yok. Joker'in fragmanına baktım ve karşımda o katil duruyordu" dedi.

ABD'nin birçok bölgesinde sinema salonlarına maske ya da yüz boyasıyla girilmesi yasaklandı. Süper kahraman filmlerinde bu uygulama sık sık tekrarlanıyor.

Yönetmen Phillips: Sanat karmaşıktır

Joker filmi, Arthur Fleck adlı akıl sağlığı sorunları olan başarısız bir komedyenin hikâyesini anlatıyor. Hem özel hem de iş hayatında yaşadığı hayal kırıklıkları, Fleck'i suç dünyasına itiyor.

Basına yansıyan film eleştirilerinde, Joker'in bol miktarda gerçekçi şiddet sahnesi içerdiği yazılıyor.

Bazı film eleştirmenleri, yönetmen Todd Phillips'i, Fleck'in seçimlerini ve eylemlerini yüceltmekle suçluyor.

Vanity Fair dergisi için yazan Richard Lawson, film için "Ele aldığı patolojik vakalara hitap eden sorumsuz bir propaganda" yorumunu yapıyor.

Telif hakkı Getty Images Image caption Phoenix ve Phillips filmin şiddeti özendirdiği eleştirilerine karşı çıkıyor.

Filmin yönetmeni Phillips ve Joker'i canlandıran Joaquin Phoenix ise karakterin filmin şiddeti normal, hatta yüceltilen bir şeymiş gibi gösterdiği fikrine karşı çıkıyor.

Todd Phillips, Joker üzerinden başlayan tartışmalar karşısında "oldukça şaşırdığını" söyledi:

"Film, sevgisizliğin, çocukluk döneminde yaşanan travmaların, hayata hoşgörüyle bakamamanın hikâyesi. İnsanların bu mesajı algılayabileceğini düşünüyorum. Sanat karmaşıktır. Eğer karmaşık olmayan bir sanat dalı arıyorsanız kaligrafiyi deneyebilirsiniz."

Phillips, The Wrap dergisine verdiği bir diğer röportajda ise film etrafında dönen tartışmalarla ilgili olarak "aşırı sol grupları" suçladı:

"Beni inanılmaz biçimde şaşırtan şey, işlerine geldiğinde aşırı solun da nasıl aşırı sağ gibi hareket edebildiğini görmek oldu. Gerçekten insanın gözlerini açan bir deneyim."

Telif hakkı Getty Images Image caption Heath Ledger pekçok kişi tarafından 'sinema tarihinin geşlmiş geçmiş en iyi Joker'i' olarak niteleniyor.

Joaquin Phoenix ise en az bir röportajını bu tür konuların sorulması üzerine yarıda kesti. Phoenix bir röportajında "İnsanlar şarkı sözlerini yanlış yorumlayabiliyor. Kitaplarda bazı paragrafları yanlış anlayabiliyor. Bence işin etik kısmı konusunda ya da iyi ve kötü ayrımı konusunda izleyiciyi eğitmeye çalışmak film yapımcısının görevi değil. Yani şahsen ben bunun ayan beyan ortada olduğunu düşünüyorum" dedi.

Phoenix ayrıca "Filmlerin bizi rahatsız etmesini, bizi farklı düşünmeye zorlamasını seviyorum. O yüzden bu filmde yer almak istedim. Çünkü benim için de kolay olmayacaktı. Bu role hazırlanırken Joker hakkında birbiriyle çelişkili çok sayıda duygu hissettim" dedi.

Anti-kahraman hayranlığı

Joker'i Joaquin Phoenix'in oynayacak olması, tartışmaları daha da artıran bir konu. Phoenix, büründüğü karakterleri oldukça tutkulu bir şekilde yansıtan bir aktör. Fragmanlardan anlaşıldığı kadarıyla da bu role kendisini tamamen vermiş.

Çok sayıda kişinin Joker ya da Yıldız Savaşları (Star Wars) serisinin siyah zırhlı kötü adamı Darth Vader gibi karakterlere olan hayranlığı da tartışmaların bir parçası.

Telif hakkı Getty Images

Psikoloh Travis Langley, "Joker Psikolojisi - Şeytani Palyaçolar ve Onlara Aşık Olan Kadınlar" adlı kitabın yazarı.

Langley, ABD radyo kanalı KOA için hazırladığı bir programda "Bunun kışkırtıcı yanını anlayabiliyoruz. Bir yanımız, eğer hiçbir sınır, engel olmasaydı neler yapabileceğimizin fantezisini kuruyor" diyor ve ekliyor:

"Anti-kahramanlar hikâyelerin sürükleyicisi oluyor. Kahramanlar aslında gelişen olaylara reaksiyon verenler. Anti-kahramanın yaptığı bir şeye reaksiyon veriyorlar. Eğer proaktif davranırlarsa bu sefer adalet dağıtmaya çalışan bir deli gibi gözüküyorlar."

Joker hakkındaki negatif görüşlerde sinema tarihindeki diğer Joker'lerin başına gelener de etkili oldu.

2008 yapımı Batman: Kara Şövalye filmindeki performansıyla "gelmiş geçmiş en iyi Joker" olarak anılan Heath Ledger, filmin vizyona girmesinden birkaç hafta sonra aşırı dozda uyuşturucu kullanımı sonucu hayatını kaybetmişti.

Ledger'e yine de 2009'da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ı verilmişti.

Daha sonra internette dedikodular, komplo teorileri yayılmaya başladı. Avustralyalı aktörün Joker karakterini bir türlü üzerinden atamadığı ve bu yüzden depresyona girdiği konuşuldu, yazıldı.

Bu teorileri güçlendiren bir açıklama, 1989 yılında Joker'i canlandırmış olan ünlü aktör Jack Nicholson'dan gelmişti. Ledger'in ölüm haberini alan Nicholson "Onu uyarmıştım" demişti.

Joker ceketleri 75 dolardan satışa çıktı

Warner Bros, Batman'in azılı düşmanını yücelten bir film yapmadıklarını söylüyor.

Şirketin açıklamalarında "Bir şeyden şüpheniz olmasın: Hayali bir karakter olan Joker ya da bu film hiçbir şekilde gerçek hayatta yaşanan şiddet olaylarının yüceltilmesi değildir. Film stüdyosu ya da yapımcılar bu karakteri bir kahraman olarak lanse etmek istemiyor" deniyor.

Ancak yine de sayısız Joker temalı ürün satışa çıkmış durumda. Bunlara Jokerin ikonik bordo blazer ceketi de dâhil.