Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika Değerlendirmesi (10-16 Kasım 2018)

Bu değerlendirme, son bir hafta içinde Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
Sde Editör
22 Kasım 2018 10:43

Doç. Dr. Erkin Ekrem - Dr. Hatice Çelik - Dr. Murat Bayar

ABD-Çin arasında yaşanan ticaret savaşı devam etmektedir. Çin tarafı ABD'nin 7 Kasım'da yapılan ara seçimlerinden çıkan sonuçlara göre ABD'ye karşı tedbir alma niyetindeeydi. Seçimde Başkan Trump'i zayıf düşürecek sonuçlar çıkarsa ABD'ye karşı daha etkin ticari politika uygulayacaktı. Ancak netice olarak Demokratlar 2010'dan beri ilk kez Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu ele geçirmişti, Cumhuriyetçiler ise Senato'daki ağırlığını korumuştu. Seçim sonuçları büyük bir sürprize yol açmasa da ve Çin'in beklendiği gibi sonuçlanmamıştı. Cumhuriyetçiler Çin'e karşı politikasını devam ettirirken, Demokratlar da Çin'in insan hakları ve demokratik olmayan siyasal yapısına karşı politikasına devam edebilir. Demokrat Partinin ağır toplardan Nancy Pelosi'nin (78 yaş) Temsilciler Meclisi Başkanı olma ihtimali var ve Nancy Pelosi de Çin karşıtı bir siyasetçidir. Bu durum ABD-Çin arasındaki ticaret savaşının şiddetini arttırarak devam edeceği sinyalini vermektedir. 2020 yılında ABD'nin Başkanlık seçimleri Çin için bir fırsat olabilir, ancak Başkanı Trump tekrar kazandığı takdirde iki ülke arasındaki ticaret savaşı sadece ticaret alanında kalmayabilir ve farklı sahalara yayılabilir. Örneğin Trump Hükümeti Çin'i teknoloji hırsızlığı ile suçlamaktadır. Çin'in bu girişimine karşı Washington bazı tedbirleri almaya başlamış ve Çin'in bu yol ile teknoloji elde etmesini engellemektedir. Halbuki ABD'nin teknolojik ürünlerinin en büyük müşterisi Çin'dir. Çinliler de teknoloji ambargosunun ABD için de faydası olmayacağı görüşündedir. ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, ABD'nin teknoloji şirketleri Pentagon ile çalışmak istemediklerini, ancak Çinlilerle işbirliği yapmaya istekli olduklarını belirtmektedir. Bunlara rağmen Başkan Trump Çin'e açan ticaret savaşını kazanmak istiyor ve America First doktrinini gerçekleştirmek niyetindedir. Başkan XiJinping Trump'ın Çin'e yönelik ticaret savaşına karşı uzlaşma yoluna giderse, Başkan Trump'ın  ikinci dönem başkanlık seçimini kazanmasına fırsat yaratmış olacaktır.

Başkan Trump'ın Çin'e yönelik baskıları gidererek aratırken, Başkan Yardımcısı Mike Pence'nin Çin'e yönelik sarf ettiği sözleri de daha ağır olmuştur. Mike Pence'nin 4 Ekim'de Washington DC'nun Hudson Enstitüsü'ndeki konuşması ABD-Çin diplomasi ilişkilerinin tesis ettiği 1979 yılından buyana Washington'un Pekin'e yönelik en sert eleştirmesi olmuştur. Çin'i Şer İmparatorluğu olarak göstermesi Trump Hükümetinin bir taktiği de olabilir.

ABD-Çin arasındaki gerilim, Asya Pasifik bölgelerindeki iki önemli zirvede de devam etmiştir. Bu zirveler 11-15 Kasım'da Singapur'da düzenlenen Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) zirvesi ile 17-18 Kasım'da Papua Yeni Gine'nin başkenti Port Moresby'da düzenlenen 26. Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirveleridir.  15 Kasım'da Başkan Trump'ın yerine katılan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, ASEAN zirvesinde Çin'i kast ederek Hint-Pasifik bölgesinde “imparatorluk ve saldırganlık” için yer olmadığını belirtmiştir. Pence'in bu konuşması hem Çin'in bölgedeki yayılmacı politikasına bir cevap niteliğindedir, hem de en önemlisi ise bölge ülkelerine Çin'in tavrına karşı cesaret verdiği anlaşılmaktadır. Mike Pence 17 Kasım Papua Yeni Gine'de düzenlenen Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde, ABD ile yaşanan ticaret savaşında Çin'in geri adım atarak ABD ile uzlaşacağı zamana kadar söz konusu savaşın devam edeceğini ileri sürmüştür. Başkan Yardımcısı Pence daha önce The Washington Post gazetesine verdiği röportajda, Çin'in ABD ile Soğuk Savaşı yaşamak istemiyorsa mevcut davranışlarını değiştirmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ancak ABD-Çin arasındaki gerilimi yeni Soğuk Savaşın yaşanabileceğin endişesini yaratmaktadır. APEC zirvesinde tarihsel gelişmelere atıfta bulunan Başkan XiJinping, eğer çatışma yolunu tercih ettiyse gerek soğuk savaş, gerekse sıcak savaş veya ticaret savaşında gerçek kazananlar olmadığını belirtmiştir. XiJinping'e göre devletler arası karşılıklı eşitlik ilkesine göre davranırlarsa, karşılıklı anlayış ve karşılıklı kabul edebilirse müzakere yoluyla çözülemeyen bir sorun yoktur. Ayrıca Başkan XiJinping Çin'in pazara erişim siyasetini esnek tutmasını devam edeceğini, fikri mülkiyet haklarının daha sıkı korunacağını ve ithalatı daha aktif olarak büyüteceği sözünü de vermiştir. Ona göre 1.4 milyar nüfusluk büyük Çin pazarı dünya ekonomisinin büyümesi ve canlanışının kaynağı olacaktır. Başkan XiJinping'in bu konuşmasında ABD ile uzlaşabileceği sinyallerini veriyor gibi; bu da 30 Kasım ile 1 Aralık'ta Arjantin'in Başkenti Buenos Aires'de düzenlenecek olan G20 Zirvesi'nde XiJinping'in Trump ile görüşmesinin provası mı?

ABD ve Çin arasında bazı maddeler üzerindeki anlaşmazlık nedeniyle 25 yılda ilk defa APEC liderler zirvesinde sonuç bildirgesi yayımlanmamıştı. Çin heyeti de Çin'in lehine karar çıkması için Papua Yeni Gine Dışişleri Bakanı Rimbink Pato'nun ofisini basmış ve APEC zirvesi tarihinde skandal yaratmıştır. ABD-Çin arasındaki gerilim ilişkileri artık bölgesel kuruluşlar üzerinde etkisini göstermeye başlamış ve bölgesel rekabet de su yüzüne çıkmıştır. ABD-Çin arasındaki mücadeleler bölge ülkelerin taraf tercih etmesine sebep olmaktadır ve pozisyon alma durumuna girmişlerdir.

ABD'yi meşgul eden diğer bir sorun ise İran nükleer sorunudur. 13 Kasım 2018'de Foreign Policy dergisinde Michael Hirsh imzasıyla çıkan haberde, İsrail tarafından ele geçirilen 1999-2003 dönemi İran askeri arşivindeki 100,000 sayfanın incelendiği bilgisine yer verilmektedir. Bu inceleme sonucunda, 2015 yılındaki anlaşmanın imzalanması sırasında İran'ın nükleer silah geliştirmeye 3 ay kadar yaklaşmış olduğu iddia edilmektedir. Başta Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın olmak üzere Batılı istihbarat kurumlarının tahminlerinin çok üzerindeki bu kapasite, Ajans'ın denetçilerinin sadece kendi bilgileri dahilindeki yerleri denetleyebildikleri, gizli tesislerden haberdar olamamalarının ise kronik bir sorun yarattığı görüşüne yer verilmektedir. İran söz konusu iddiaları, 2015 anlaşmasının bozulması ve yaptırımlar uygulanması için zemin yaratma girişimleri olarak nitelendirmekte ve reddetmektedir. Haberde ayrıca, A.B.D. Başkanı Trump'ın 2015 anlaşmasını sona erdirme yönündeki yeni yaptırımlarının İran'ı tekrar yüksek dereceli uranyum üretmeye sevk edebileceği, böylece ülkenin 12 ay içinde nükleer silah elde edebileceğine işaret edilmektedir.

Nükleer kapasiteye yönelik silahlanmayla ilgili bir diğer haber Time dergisinde 12 Kasım 2018'de yayımlanmıştır. Basın aracılığıyla paylaşılan uydu fotoğraflarına göre Kuzey Kore'de 13 gizli füze mevzii tespit edilmiştir. Güney Kore tarafından da teyit edilen bu fotoğraflar, son aylarda iki ülke arasında başlayan yakınlaşma ve Kuzey Kore'nin yeni füze denemelerini durdurmasına karşın ülkenin füze teknolojileri geliştirmeye ve üretmeye ara vermediğine işaret etmektedir. A.B.D. ile Kuzey Kore arasında halen bir anlaşmaya yakın olunmadığı göz önüne alındığında, söz konusu gelişmeler şaşırtıcı bulunmamaktadır.

22.11.2018

 

 

 

İçeriğe Yorum Yapabilirsiniz.