Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (25 Kasım -02 Aralık 2018)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
Sde Editör
05 Aralık 2018 12:00

Bülent Erandaç

1-MEDYA

ABDÜLHAMİT’İN HATIRA DEFTERİ YOKTUR. BU İSİMDEKİ KİTAP SAHTEDİR. İNANMAYIN. KULLANMAYIN

Habertürk Yazarı Murat Bardakçı, (25.Kasım 2018 tarihli)köşe yazısında, ’Sultan Abdülhamit’in Hatıra defteri ’isimli piyasada da dolaşan, satılan bir kitap hakkında, uyarıcı bir yazıya imza attı.

"Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri” isimli kitabı okumamış olsanız bile eminim işitmişsinizdir… Son senelerde giderek yoğunlaşan Sultan Abdülhamit furyasında bu kitaptan bazı cümleler alınıp birçok yerde hükümdarın vecizeleri olarak kullanılıyor, bazı tarihçilerimiz Abdülhamit üzerine yaptıkları çalışmalarda yine bu kitabı kaynak gösteriyorlar ve neticede padişahın tahttan indirildiği 1909 sonrasında memleketin başına gelen hemen her şeyin ardındaki sebepler yine bu kitapta yazılı olanlar çerçevesinde değerlendiriliyor.

Önce, kısaca söyleyeyim: “Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri” isimli kitap sahtedir, Abdülhamid ile hiçbir alâkası yoktur ve anlı şanlı koskoca tarihçilerin bu düzmece yayını kaynak almaları da ilim bakımından büyük, çok büyük bir ayıptır!

Şimdi, bu uydurma kitabın ortaya çıkışının ve sonraki senelerde semirerek daha hacimli bir şekil almasının hikâyesini anlatayım:

Sahte hatıraların ilk yayını 6 Ocak 1919’dan 8 Mayıs 1919’a kadar haftalık “Utarid” mecmuasında yapıldı, yayın derginin o senenin 19 Haziran’ında kapanması ile yarı kalarak son buldu ve metin tamamlanarak 1922’de “Hâtırât-ı Abdülhamid Hân-ı Sânî” ismi ile kitap haline getirildi.

Kitap, sonraki senelerde defalarca basılacak, her yeni baskı öncekinden hacimli olacak, yani içerisine hiç durmadan ilâveler yapılacaktı!

Ama meselenin asıl önemli tarafı, hatıraların Sultan Abdülhamit ile bir alâkasının bulunmaması idi! Abdülhamit tahttan indirilmesinin ardından gönderildiği Selanik’te ve Balkan Savaşı sırasında İstanbul’a getirilerek yerleştirildiği Beylerbeyi Sarayı’nda sıkı bir gözetim altında yaşamıştı ve hatıralarını yazmadığı da bilinmekte idi…

Meselenin asıl önemli tarafı, bu düzmece hatıraları kaleme alan kişinin güçlü bir edebiyatçı olması idi: Süleyman Nazif!

Son dönem Osmanlı tarihçiliğinin en önemli isimlerinden olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal, 1940’ta yayınladığı “Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar” isimli eserinde sahte hatıraları Süleyman Nazif’in nasıl kaleme aldığını ayrıntıları anlatıyordu ama verdiği bu bilgi ile yaptığı uyarılar dikkate alınmayacak, metin sonraki senelerde ilâve üstüne ilâve yapılarak defalarca basılacaktı!

 “Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri” ismi ile çıkan bu yayınlarda artık yok yoktu! Süleyman Nazif’in uydurduğu metin başkalarının da yaptıkları ilâveler ile birkaç katına çıkmıştı; sâbık hükümdar hemen her siyasî sualin cevabını veriyor ve cevaplar her yeni baskıda daha da artıyordu; zira sahte hatıratın her basımında yeni ilâveler yapılıyordu! Öyle ki birkaç baskısı daha yapılsa nerede ise faydalı gıdalardan bahsedilecek yahut grip vesaire gibi hastalıklardan korunmanın yollarını bile anlatacaktı!

Asıl rezalet 1974’te yaşandı ve şimdi hayatta olmayan bir gazeteci, “Hatıraların orijinalini Doğu Almanya’nın Leipzig şehrinde bulduğu” iddiası ile Tercüman Gazetesi’nin sahibi Kemal Ilıcak’ı yeni bir yayına ikna etti ve Tercüman’da tefrika edilip o günlerde büyük ses getiren sahte hatıralar 1975’te kitap olarak yayınlandı! Bu yayında bir başka yenilik yapılmış, emekli bir deniz albayına eski harflerle alelâcele yazdırılan metin okuyucuya “Abdülhamid’in el yazısı” diye sunulmuştu!

Ama, işlerine yarayan ve iddialarını destekleyen kaynakların gerçek olup olmadığına bakmayan tarihçiler bu hatıraları öylesine sahiplendiler ki, Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanlarından ve memleketin önemli tarihçilerinden olan Prof. Dr. Ali Birinci’nin 2013’te “Divan” isimli dergide yayınlayıp sahtekârlığı bütün ayrıntıları ile anlattığı “Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri Meselesi” başlıklı uzun makalesini dikkate bile almadılar…

Hatıralar meselesi, senelerden buyana ilim dünyasının başına işte bu şekilde musallat edilmiş bir derttir! Süleyman Nazif’in yazdığı metin ilk yayınının sonraki senelerde ilâvelerle genişletilmiş ve ortaya tarihimizde eşi-emsâli görülmemiş bir sahtekârlık yaşanmıştır!

Asıl dert ise, sağcı, solcu, muhafazakâr, lâik, Atatürkçü vesaire hemen her kesimin Abdülhamid’e atfedilen düzmece metni işlerine geldiği gibi kullanmaları ve isimlerinin başında “Prof.” unvanı bulunan koskoca bilim adamlarının da bu sahtekârlığa hiç sıkılmadan hâlâ âlet olmalarıdır!’’

YORUM: Murat Bardakçı’nın bu yazısı düşündürücü. Sahte olduğu söylenen kitabı ben de okudum. Peki, böyle bir kitap sahte olduğu halde, satışı neden engellenmiyor? Devletin etkili ve yetkili organlarının sessiz kalması, müdahale etmemesi, okuyucular açısından herhalde rahatsız edici bir durumdur. Sadece bu kitap değil, sahte olduğu düşünülen başka kitapların da satışı, dağıtımı, Devlet tarafından muhakkak engellenmeli, DOĞRU YAYINLARLA AZİZ MİLLET GERÇEKLERİ OKUMALIDIR.

ÇİFT YÜZLÜ AMERİKAN CNN

ABD’nin CNN televizyon kanalı, Birleşmiş Milletler ’de (BM) Filistin üzerine yaptığı bir konuşma sonrası yorumcusu Marc Lamont Hill’in görevine son verdi. Filistin’i ziyaret ettikten sonra BM’de konuşma yapan Lamont Hill, CNN'deki işinden kovuldu.

CNN, Lamont Hill’in neden kovulduğuna dair net bir açıklama yapmaktan kaçındı. BM’de yaptığı konuşmada Filistin halkının gündelik hayatta maruz kaldığı zorluklara dikkati çeken Lamont Hill, “Nehirden denize özgür Filistin” ifadesini kullanmıştı.

ÇALIŞTIĞI ÜNİVERSİTE SAHİP ÇIKTI. Lamont Hill’in öğretim görevlisi olarak çalıştığı Temple Üniversitesi’nden yapılan açıklamada, “Lamont Hill’in BM’de, Bir vatandaş olarak söylemiş olduğu sözler Anayasa tarafından korunmaktadır.” ifadeleri yer aldı.

Lamont Hill,  Twitter üzerinden yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Filistin’in özgürlüğünü destekliyorum. Filistin’in kendisine dair kararları kendisinin vermesini destekliyorum. İsrail’in politikalarına ve yaptıklarına şiddetle karşıyım. Yahudi karşılığını, Yahudilerin öldürülmesini ya da konuşmamdan dolayı bana atfedilen benzeri sözleri desteklemiyorum. Bütün hayatımı bunlarla savaşarak geçirdim.”

DEMİRÖREN MEDYA CEO’SU MEHMET SOYSAL’IN MEDYA ELEŞTRİLERİ SÜRÜYOR.

Demirören Medya CEO’su Mehmet Soysal’ın Milliyet gazetesindeki köşesinde, geçen haftalar da başladığı basın tefrikaları, dijital medya yorumları sürüyor.

Soysal’ın yazılarına bazı tepkiler olsa da, nedense, Basın Konseyi, Gazeteciler Cemiyetleri, Gazete meslek dernekleri bu konuda oldukça hareketsiz bir pozisyonda.

Soysal’ın bu haftaki son yazısının başlığı ‘’İlkesiz duruşlar’ ’Diyor ki: ‘Medya üzerine yazdığımız yazılara çok sayıda tepki geliyor. Olumlu veya olumsuz tepkileri değerlendirdiğimizde görüyoruz ki sektör kendi içinde bulunduğu krizin hâlâ farkında değil...

Reklam ajansları ve medya planlama ajansları yayıncı kuruluşların başında boza pişirmiş adeta... Kâğıt ithal ve dolar ya da Euro ile alınıyor.

Yıllardır süren bu tavır her geçen gün medya sektörüne ağır darbeler vurmuş...

Peki, medya nasıl ayakta duracak?

Artık bu çark dönmekte zorlanıyor... Geleneksel medyanın güçlü kurumları tarafından üretilen pahalı içeriklere ücretsiz erişim modeli akıllara ziyan bir durum...

Ve bu pahalı içerikleri pazarlayan internet siteleri ise daha başka bir problem...

Yasaların boşluğundan hemen herkes istifade ediyor...

Dünyaya ve ülkeye yön verdiğini zanneden geleneksel medya kendi haklarını savunamaz hale getirilmiş.

Siyasete yön vermek, tasarımlamak, bakanlara akıl vermek, politikaları eleştirmekten başını kaldırıp içinde bulunduğu zararı asgariye indirecek hiçbir adımı atmamış...

Yasal hakları için bir araya gelip TBMM’de bir kanun çıkartamamış... Bizzat bu durumu yaşayan biri olarak diyoruz ki gazeteciler, yayıncılar da bir araya gelerek meslek kuruluşlarını kurmalı.

Hiç kimse ilkeli duruşumuzu da kişiselleştirmesin…”

2) SİVİL TOPLUM

SOROS’UN AÇIK TOPLUM VAKFI

Meşhur Soros’un Açık Toplum Vakfı, Türkiye faaliyetlerine son verdi. Milyarder işadamı George Soros'un dünyanın birçok ülkesinde kuruluşuna öncülük ettiği vakfın Türkiye'deki yürütücülerinden biri de, Gezi Parkı olaylarının finansörü olduğu iddiasıyla tutuklu bulunan Osman Kavala.

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan geçen hafta Muhtarlar Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Gezi olaylarında teröristlerin finans kaynağı olan bir kişi şu an içeride. Onun arkasında meşhur Macar yahudisi Soros… Bu adam dünyada milletleri parçalamakla adam görevlendiren parası bol biri" demişti.

Türkiye'den çekilen Açık Toplum Vakfı'nın eski başkanı Can Paker Türkiye’den çekilme kararı sonrası konuştu, “Türkiye’den ayrılarak doğru yaptılar" derken, projelerin tamamının Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bilgisinde yürütüldüğünü söyledi. Paker, "Türkiye aleyhtarı projelere Vakıflar Genel Müdürlüğü engel olurdu" dedi. Açık Toplum Vakfı'ndan ayrılma nedenini anlatan Paker, "Hiç beklemediğim bir zamanda bana 'İktidarı destekliyorsunuz çok fazla yanında duruyorsunuz dendi' ve başkanlıktan ayrıldım. Ayrıldığım dönemde Açık Toplum Vakfı iktidara muhalefet yapma konumuna gelmişti. Benden sonra İshak Alaton başkanlık yaptı. Herhalde onu hükümete daha uzak beni daha yakın buldular" ifadelerini kullandı. Paker, başkanlığı döneminde de, sonraki dönemde de, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Türkiye aleyhtarı projeleri inceleyip engelleyeceğini belirtti. Açık Toplum Vakfı'na gelen paraların Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bilgisi dâhilinde projelerde kullanıldığına dikkat çekerken, "Benim zamanımdaki projelerin yapısıyla devam ediliyorsa vakfın kapanması Türkiye için eksikliktir" yorumunu yaptı.

BASIN İLAN KURUMU’NUN ÖNEMLİ TOPLANTISI

Basın İlan Kurumu Genel Kurulu 28-29 Kasım’da Resmi İlan Fiyat Tarifesi üzerinde önemli görüşmeler yaptı. Toplantı da,’’50 binin altındaki gazeteler için 12,5 lira olan resmi ilan sütun-santim fiyatını 15 lira, 50 binin üzerinde tiraja sahip gazetelere ilişkin ise 40 lira olan resmi ilan sütun-santim fiyatını 45 lira olarak Cumhurbaşkanlığına teklif edilmesi ’kararı alındı.

BİK Yönetim Kurulu Üyesi ve Anadolu Gazete Sahipleri Temsilcisi Mustafa Arslan, yazılı basın kurumlarının resmi ilan fiyat tarifesi konusunda alınacak kararın beklendiğini söyledi, toplantı hakkında bilgi verdi:

 “Özellikle yazılı basınımız, güçlük içine girmiştir. Çünkü temel girdileri ithal maddelerdir ve bu malzemelerde hem döviz kurundaki artış hem de birim fiyatında, dolar üzerinden artışlar vardı. Bunların telafi edilebilmesine ilişkin resmi ilan fiyat tarifesi önemliydi. Resmi ilan sütun/santim fiyatının arttırılması, Sayın Cumhurbaşkanımızın onayıyla mümkün olacak.

Dijital ortamda defterler tutulmaktaydı. Tiraj ve diğer asgari satış, asgari personel miktarı da yine elektronik ortamda tutuluyordu. İki taraflı bir sistem işlerken Genel Kurul’da alınan kararla bu sistem teke indirgenmiş, bürokrasi azaltılmış oldu. Yeni sistemin nisan ayından itibaren yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı. Alt vasıflı gazetelerin bekleme süreleri 12 aydan 18 aya çıkarıldı.

Radyo ve televizyonlar için düzenleme ve denetleme söz konusu ancak destekleme söz konusu değil. İnternet mecrası için ise düzenleme, destekleme ve denetleme ayaklarının üçü de eksik. Biz öncelikle bu üç alanla ilgili birbirini tamamlayan zincir yaklaşımı gereği, birbiriyle topluma hizmette yarışan ama çatışmayan aynı sistemin kurulmasını bekliyoruz.

Ekonomik güçlükler olunca televizyon ve radyolar, ‘Basın ilan gelirleri bize verilsin’ demiş. İnternet sahası da ‘bize verilsin’ diyor. Oysaki yazılı basının kaynağını talep etmek yerine her üç alanla ilgili kanun koyucunun ve hükümetin bir kaynak üretmesi lazım.

Konya’da yayımlanan bir yerel gazetenin resmi ilan gelirlerinden örnek vermek istiyorum. Gazete, eylül ayında 4 bin 700 liralık resmi ilan almış. KDV ile birlikte bu rakam 5 bin 546 lira. Katma Değer Vergisi’ni yüzde 15’lik Basın İlan Kurumu komisyonunu, -4 tane personel çalıştırıyor- Sosyal Güvenlik primlerini, 3 aylık ödediği muhtasar vergisini eklediğimizde elinde kalan para, 4 bin 700 liradan, 660 lira. Bu ne demek?

Devlet bir cebinden aldığını öbür cebine koyuyor ama sonuç itibarıyla 4 kişinin istihdamını sağlıyor, yerel demokrasinin işlemesine katkı sağlıyor ve katma değer üretmiş oluyor. Buna, gelir ve kurumlar vergisini de ilave edersek 660 lira da kalmıyor zaten. Bu gazete 8 bin 118 lira asgari kadrosuna maaş veriyor. Ayrıca 3 bin 667 lira da baskı parası veriyor. Yani resmi ilanları kamu, gazetelere, özellikle yerel gazetelere vermek suretiyle hem istihdam oluşturuyor hem de toplum adına denetim işlevini yerine getirmiş oluyor

Türkiye’deki 25 büyükşehir belediyesi ve bu illerdeki valilerin yazılı basında çıkan haberlerine ilişkin bir çalışma yaptık. Yerel yöneticilerin haberleri ezici bir şekilde yerel gazetelerde yer alıyor. Konya’dan bir örnek daha vereyim, 2017 yılı içerisinde Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ile alakalı olmak üzere kaç tane haber yapılmış dendiğinde, çıkan rakam 9 bin 184. Bu haberlerden kaç tanesi yerel gazetelerde çıkmış? 8 bin 877. 247 tanesi de yaygın gazetelerde yer almış. Peki, bu haberlerin reklam eş değerleri ne kadar diye baktığımızda, 30 milyon 646 bin liralık reklam eş değeri haber çıkmış. Konya’nın resmi ilan ve reklam tutarı ise sadece 7 milyon 759 bin lira.

Yerelde demokrasinin işlerliğinin sağlanması, denetleme, tanıtım görevlerinin yerine getirilmesi açısından yerel basını son derece önemli. Haber vermenin dışında, yerel basın; yerel demokrasiyi işletiyor, denetim, eğitim, tanıtım görevini yerine getiriyor ve bir kamu görevi yapıyor. Verilen kaynağa baktığımızda yerindelik açısından değerlendirirsek devlet bir cebinden aldığını hemen öbür cebine koyuyor ama sonuçta da bu hizmetin yerine gelmesini sağlıyor. Bu nedenle Basın İlan Kurumu Kanunu gereği bu sistemin tahkim edilerek devam etmesi, radyo televizyonlar ve internet sahasına da yaygınlaştırılmasının doğru olacaktır’’

 

 

İçeriğe Yorum Yapabilirsiniz.