Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi ( 10-18 Kasım 2018 )

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
Sde Editör
20 Kasım 2018 19:49

Yazılı medya tirajlarının düşüşü sürerken, Habertürk ve Vatan gazetelerinin yazılı medyadan çıkışından sonra, Türk Medyasındaki sarsıntılar hızlanmış görünüyor. Türk Medyası nereye gidiyor? sorusu değişik platformlarda tartışılıyor.

Bu konuda, Haftanın dikkati çeken konuların başında, Türk medyası üzerine Demirören Medya Grubunun CEO’su Mehmet Soysal’ın arka arka yazdığı yazılarda sıkıntıları ve çözümleri içeren ilginç notlar vermesi geliyor. 6 KASIM 2018 tarihli Milliyet gazetesinde Mehmet Soysal,’Nereden nereye’başlıklı yazısıyla, yeni medya düzenini masaya yatırdı.

Bu yazıda, dikkati çeken cümleler şöyleydi:

"Dijital çağın hem avantajlarından hem de dezavantajları var. Her gün yeni bir süreçten geçiyoruz ve medyanın nereden nereye geldiğini anlatmaya çalışıyoruz. Bugün yaşadığımız sürecin medyanın belki de en zor yılları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz... Kendini ifade etme özgürlüğünü artık kimseye ihale etmeyen, kimseden beklemeyen büyük bir kalabalık var karşımızda... Kendini ifadae ettiğine, yansıttığına fazla inanmadığı medyadan her geçen gün kopuşlar yaşanıyor ve hemen hepsi sosyal medya hesaplarına sığınıyor... Sosyal medya sayesinde herkesi eleştirebiliyor, beğenilerini söyleyebiliyorlar... Kısacası, herkes biraz muhabir, yazar, fotoğrafçı, tatbilir, şair, siyasetçi, sanatçı, vs... Peki, nereye kadar gidecek bu süreç?’’

9 Kasım 2018 tarihinde köşesinde, "Pahalı içerik, ücretsiz erişim" başlıklı yazısıyla, medyanın durumunu yorumlamayı sürdürdü:

‘’Sosyal medya mecraları yüzünden televizyonlar seyircisini, gazeteler ise okuyucularını kaybediyor. Mobil şirketlerinin kısa mesajlarla “son dakika” haberlerini servis etmesi de daha büyük bir sorun... Ve Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal medyanın güçlü dijital kaleleri de her geçen gün dünya çapında medya adresleri haline geliyor. Ve bu dijital kalelerin dünya çapında bir medya adresine gelmesinde ise akıllı telefonların payı büyük...
Geleneksel medya kuruluşları da hâlâ pahalı içerik üretip, ücretsiz seyrettirmeye, web sitelerinde ücretsiz okutmaya devam ediyor. Tek gelir kaynağı ise reklam. Reklam veren şirketler ise her çıkan ekonomik krizde hemen reklam bütçelerini yeniden düzenliyor ve ilk aldığı tasarruf tedbirini de reklamlarını kesmekte buluyor. Yani, ücretsiz seyirci ve okuyucu kitlesiyle karşı karşıya kalan medya sektörü, çarklarını reklamsız döndüremeyince, kendisine yeni çıkış yolları arıyor... Ve her geçen gün pozisyonunu korumakta zorlanıyor. Eksiklik ve yetersizliklerini saklayan medya suçu daima başka adreslere postalarken, kendi tarihine bakıp günahlarıyla yüzleşmekten hep kaçıyor. Ve bu kötü alışkanlıklarından kurtulmayı ise hiç düşünmüyor’’

11 KASIM 2018 tarihli köşesinde,’’Kaybedenler kulübü mü?’ başlıklı yazısında, medyanın REKLAM ŞİRKETLERİNİN kucağına düştüğünü söyleyerek, yorumlarını sürdürdü:

"Pahalı içerikle ücretsiz erişim pozisyonunu bir türlü bozamayan medya, her geçen gün bozulan bilançolarıyla kendi psikolojisini de bozacak. Bozuldukça, giderlerini kısacak. Çünkü başka yolu yok. Peki, bu hale neden düştük? Reklam ve Piaf ajansları geleneksel medya kuruluşlarını neredeyse esir almış. Şirketlerin tek muhatabı ajanslarıdır, yani geleneksel medya kuruluşları ve yönetimleri değildir. Paranın efendileri ajansları üzerinden medyayı dizayn ediyor. “Reklam yani para veriyoruz” diyerek geleneksel medyanın mutfağına girildiği günden beri bu süreç başlamıştır ve medya kuruluşları şirketlerin Piaf ve reklam haberleriyle esir alınmıştır. Gazetecileri de şirketlerin lansmanlarıyla, gezileriyle, hediyeleriyle arzuladıkları noktaya taşıdılar. Parayı verenin düdüğü çaldığı bir ortamda ilkeli, dürüst gazetecilik yapıldığı zannedilmeye başlandı. Nehri kirleten bir büyük sanayi kuruluşunun haberini “reklam müşterisi” diye yapamaz iken, kenarda köşede kalan küçük esnafın çevreye zararlarıyla uğraşan medyanın bu hale getirileceği sürpriz değildi. Medya, olması gereken yeri terk ederken olmaması gereken yerde durmaya da ısrar etti. Yedi düvele meydan okuyan, akıl veren, eleştiren medya, internet sitelerine içindeki gelişmeleri de ihbar etmeye başladı. Çoğu zaman haysiyet cellâtlığına, karakter suikastçılığına soyundu. Ve inandırıcılığını yitirdi. Saygınlığına leke düşürdükçe, kurumların kaybedenler kulübüne doğru gidişi hızlandı’’

FATİH ALTAYLI, MEHMET SOYSAL’I ELEŞTİRDİ

12 KASIM 2018 tarihli köşesinde Habertürk yazarı Fatih Altaylı, Mehmet Soysal’ın, medyanın reklam şirketlerinin kucağına düşmesini ‘MEDYA VE PR FAALİYETLERİ’başlıklı yazısıyla eleştirdi:

‘’Mehmet Soysal, Demirören Ailesi Milliyet’i aldığından bu yana grubun en tepe yöneticisi. Şimdi Hürriyet’inden Kanal D’sine büyüyen medya grubunu da o yönetiyor. Ve ilginçtir, köşesini daha etkili bir gazete olarak bilinen Hürriyet’e taşımadı, hala Milliyet’te yazıyor. Soysal son yazısında “Medya ile reklam verenler arasındaki” PR ilişkisine değinmiş. Medya ile reklam veren şirketler arasında elbette iş ortaklığından kaynaklanan yakın ilişkiler oluşuyor. Ancak son yıllarda bu ilişkinin ölçüsünün kaçtığını, ilişkinin kurumsal olmaktan uzaklaşarak, neredeyse bazı gazetecilerin reklam verenlerin ve kimi PR ajanslarının temsilcisi haline geldiğini görüyoruz. Şirket gezilerine katılmaktan neredeyse gazetenin yolunu unutan, kendileri PR ajansına dönüşen gazeteciler görüyoruz. Öyle az sayıda falan da değil. Demeç gazeteciliğinin de önüne geçmiş bir “Tanıtım gazeteciliği” dönemi yaşanıyor. Elbette içinde haber var ise geziye katılınır. Ama bir şartla. Gereken sorular var ise onlar da sorulur. Ancak siyasetçilere soru sorma alışkanlığını kaybeden gazeteciler artık iş dünyasına da soru sormuyor, onların tanıtım aracı olmaktan öte bir işlev sergilemiyorlar. Hepsinden beteri, kimi gazeteciler ile kimi reklam verenler arasında “Tamamen duygusal” ilişkiler başladığı konuşuluyor etrafta. Ne yazık ki, Habertürk’te medyayı saran bu duruma karşı duramadık ama yine de bazı kriterler getirdik. Mehmet Soysal’ın bu yazısı, Demirören Grubu'nun kendi bünyelerini de saran bu hastalığa ve medya üzerine düşürdüğü bu gölgeye karşı bir önlem almak istediğini düşündürdü bana. Tabii nereden başlayacağını çok merak ediyorum.Tepeden mi, yoksa aşağıdan mı’’?

13 KASIM 2018 tarihli köşesinde, Mehmet Soysal,’’Uçurumların kıyılarında’başlıklı yazısında, internet medyasına, dokunma talebinde bulundu:

‘’Geleneksel medya kuruluşları pahalı içeriğin üretimi için büyük bütçelere imza atarken, ekonomik riskler alırken, “kes kopyala ve yapıştır” anlayışıyla gazetecilik yapmaya çalışan sosyal medyanın korsanlarına ve internet medyasına “dur” diyen yok. Ekonomik kazanç göstergeleri her geçen gün eksiye doğru gidiyor...“Beleş okuyucu, beleş seyirci” stratejisiyle sektör darağacına doğru yürüyor. Ve bu duruma yerel medya da dâhildir. Her önüne gelen, bilen ve bilmeyen medya sahibi olmaya çalışıyor ve bu sahipliği de çok küçük maddi risklerle üstleniyor. Güç sahibi olmak, yerelde siyaseti tasarımlamak uğruna elde edilen bu güç pozisyonları aslında siyaseti ve devleti terörizm ediyor. ABD’deki ve gelişmiş ülkelerdeki medyanın güçlü aktörleri yeni düzene hâkim olmuş durumda. Ve dijital gelişmelerin gerisinde kalmadıkları gibi, hem reklam gelirlerini hem okuyucu ve seyircilerini kaybetmiyor hem de ücretsiz hizmet vermiyor. Abonelik sistemiyle gazetelerini, yazarlarını ve haberlerini okutuyor... Okuyucular ve seyircilerin de sürece maddi katılımıyla medya ekonomik kriz yaşamıyor. Bizde ise geleneksel medya araçlarıyla iletilen içeriklerin ücretsiz erişimine ya isyan ediliyor ya da alkışlanıyor. Medyaya karşı ciddi bir güvensizleşme süreciyle başlayan okuyucu ve seyirci kaçışı hızla önlenmeli... Yoksa geleneksel medya kuruluşları krizlerin eşiklerinde gün saymaya devam edecek.  Geleneksel medya kuruluşları ve yönetimleri bir araya gelerek, stratejik ortak kararlar almaya başlamalı. Aksi halde, uçurumların kıyılarında yürüyerek yol almaya çalışan bir medyaya dönüşeceğiz...’’

16 KASIM 2018 tarihli yazısında Mehmet Soysal, ‘Dijital dönüşüme doğru’ başlıklı yazısıyla, çözüm yolları arayışına başladığını gösterdi:

‘’New York Times Genel Yayın Yönetmeni Bill Keller on yıl önce Davos’ta söylemişti:

Kâğıt fiyatları pahalı. New York gibi bir kentte gazete dağıtımı ise maliyeti artırıyor. Önümüzdeki on yıl içinde bu gazeteyi kâğıda basıp dağıtacağımızı sanmıyorum. Dijital kalelere dönüşmek zorundayız... Ve New York Times dijital dönüşümünü gerçekleştirdi. Abonelik sistemiyle gelir kayıplarını önlemiş oldu. Okuyucu pazarında durağanlaşma ve hatta gerileme yaşayan gazetelere birbiriyle yakından bağlantılı iki hedef sunan öğretim üyesi Erkan Saka ise “2012. Siber Medya Sonrası Kamusal Alan ve Gazetecilik Pratikleri” konusundaki makalesinde, bu hedeflerin mobile öncelik vermek ve küresel bağlamda yeni okuyucu kitleleri bulmak olduğunu belirtiyor. Çağa yenik düşmemek için çağı yakalamak lazım. Uluslararası medya forum toplantılarında tavır gazeteciliğinden vazgeçme alışkanlığından kendini kurtaramayan medyanın geleceğinin olmayacağı sürekli vurgulanmasına rağmen, ülkemizdeki medya, bilgi paylaşımı yapmak ve yorumu okuyucuya bırakmak yerine, gelenekselleştirdiği eski alışkanlığını yeni okuyucu ve seyirci kitlesine benimsetmeye çalışıyor. Teknoloji kuşağı dediğimiz yeni nesil ise kendisi adına tavır alınmasını ve yorumlu haber yapılmasını istemiyor... Herkesi ve her şeyi eleştirebilmeyi ya da beğenisini ifade etmeyi daha çok kendisi istiyor. Sosyal medya bu yüzden olağanüstü ilgi görüyor. Mobil çağında herkes elindeki akıllı telefonla biraz muhabir, biraz yazar, biraz fotoğrafçı, biraz tatbilir, biraz şair, biraz siyasetçi, biraz sanatçı ve biraz sporcu, vs... Peki, bu süreç nereye kadar gidecek? Bireylerin alışkanlıkları değiştiği zaman yeni bir değişimden bahsetmek mümkün olabilir. Geleneksel medya araçlarıyla sağlanan pahalı içeriklere yeni nesil pasif kaldıkça yani yorumlarını yazamadıkça kendini tüketici gibi hissediyor, dolayısıyla okumuyor ve seyretmiyor.

18 Kasım 2018 tarihli köşesinde Mehmet Soysal’ın’’ Ve kördüğümlerin çözülmesi...’’başlıklı yazısı dikkati çekiciydi:

‘’Ülkemizdeki geleneksel medya dijital dönüşümünü gerçekleştiremedi. Ve bu yüzden, içinde bulunduğu kısır döngüden kendini kurtaramadı. Sürekli günü kurtarmaya baktı. Rutin olayların haberlerini ve perde arkasını kovalayıp durdu. Okuyucuyu ve seyirciyi çoğu zaman göz ardı ederek yayıncılık yapmaya devam etti. Daha da önemlisi, araştırma ve geliştirme birimlerinden yoksun çalışarak bugünlere geldi. Medya yönetimi kazandığı paraları sektöre yatırmadı. Sektörü geliştirmedi. Müzikten kazandığı parayla otobüs şirketleri, otel, tekstil, lokanta açan sanatçılarımızın düştüğü durumdan farkımız yok. Mobil şirketleri dahi geleneksel medyanın önüne geçti. Bu durumun hukuki altyapısı hazırlanmalı ve iş çerçevesi sınırlandırılmalı. Youtube, Google, Amazon, Twitter, Instagram, Facebook gibi kuruluşlar geleceğin en güçlü medya kuruluşları olmaya doğru büyük hazırlık yapıyor. Bu konuda önemli medya kuruluşlarını satın alıyorlar. Bizler ise hâlâ pahalı içerik üretip ücretsiz erişime açarak sektörü her geçen gün aşağıya çekiyoruz. Küçük bir ekonomik krizde ise ilk akla gelen personel giderlerini kısmak oluyor. Günde 15 lira verip sigara alan, 5 liraya bir bardak çay içen okuyucu 1 lira verip gazete okumuyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Diyoruz ki medyanın tüm aktörleri artık bir araya gelmeli ve sorunlarını konuşup ortak çözümler üretmeli. Maliyetlerini aşağıya çeken ortak platformlar kurmalı. Almanya modeli gibi televizyonları izlemenin bir ücreti olmalı. Televizyon üretimi yapan şirketler kutu satarak toptan yayıncılık yapan platformlarla, mobil şirketleriyle; yapımcı firmalar reklam ve piar ajanslarıyla bir araya gelip ortak çözümler üretilmeli.

Şu sözü diyebilmeyiz: Gazete gazetecilerindir, televizyonlar ise yayıncılarındır. Ve bu içeriklerin birinci önceliği ise okuyucular ve seyircilerdir... Okuyucuları ve seyircileri kırk farklı kampa bölerek, farklılıklar üzerinden hassasiyetleri kaşıyarak veya zaaflara hitap ederek yapılan dengesiz yayıncılığın artık müşterisi yok. Siyasetteki tüm gelişmeleri bilmek isteyen ama propagandasını istemeyen okuyucu ve seyirci çifte standart istemiyor. Kimin neye inandığıyla ilgili değil, neyin doğru olduğuyla daha ilgili olursak medya yeniden okuyucusunu ve seyircisini kazanacaktır. New York Times dijital dönüşümünü gerçekleştirdi.Bu ülkenin geleneksel medyası da sektörün temsilcileriyle bir araya gelip ortak araştırma ve geliştirme planlarını hazırlayıp hızla değişimini tamamlamalı.Aksi halde, kördüğüm haline gelen sorunlar yumağı gittikçe içinden çıkılamaz bir hale gelecek.’’

GAZETE SATIŞLARINDAKİ DÜŞÜŞ

Gazetelerin toplam tirajı beş yılda yüzde 32 düştü .Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre,2017’de yayınlanan gazete ve dergilerin sayısı 2016’ya göre yüzde 2.3 azalarak 6 bin 124’e indi. Bu yayınların yüzde 59.6’sını dergiler oluşturdu.2017 yılında, Gazetelerin toplam tirajının yüzde 83.5’ini ulusal, yüzde 15.8’ini yerel ve yüzde 0.7’sini bölgesel yayınlanan gazeteler, dergilerin ise yüzde 81.9’unu ulusal, yüzde 15.2’sini yerel ve yüzde 2.9’unu bölgesel yayınlanan dergiler oluşturdu. Gazetelerin yıllık tirajının yüzde 88.7’sini günlük, yüzde 6.9’unu haftada iki-altı gün arası, yüzde 2.3’ünü haftalık gazeteler, dergilerin ise yıllık tirajının yüzde 59.2’sini aylık, yüzde 9.8’ini haftalık, yüzde 9.8’ini üç aylık dergiler oluşturdu.

Gazetelerin yüzde 88.3’ü siyasi-haber-güncel, yüzde 2’si sektörel-mesleki, yüzde 1.9’u yerel yönetim içerikli olurken, dergilerin yüzde 18.4’ü sektörel-mesleki, yüzde 13.7’si akademik, yüzde 7.2’si eğitim-sınav içerikli yayın yaptı. Gazetelerin yüzde 11.8’i, dergilerin ise yüzde 8.4’ü geçen yıl ek verdi.

HÜRRİYET SATILMADAN ÖNCE

21 Mart 2018 TARİHİNDE, Doğan Medya 1.1 milyar dolar karşılığında Erdoğan Demirören'e satıldı. Doğan Medya Grubu'nun amiral gemisi Hürriyet, satıştan önceki hafta 312 bin 37 satarken, satış sonrası 307 bin 178 ‘e düştü, düşüyor.

TÜRKİYE’DE GAZETELER NEDEN KAPANIYOR? REKLAM PASTASI NASIL DEĞİŞTİ?

Euronews Türkçe portalında çıkan bir analiz: (Kasım 2018)
Habertürk’ün Temmuz ayında baskıya son vermesinin ardından Vatan da perşembe günü son baskısını yaptı. Bu durum Türkiye’de yazılı basının geleceğini bir kez daha tartışmaya açtı. Gazetelerin “reklamların azalması ve artan baskı maliyetleri” nedeniyle yayın hayatına son verdikleri açıklandı.

Peki, gazetelerin en önemli gelir kaynaklarından reklam pastası Türkiye’de son yıllarda nasıl değişti?

Türkiye’de reklam dağılımlarına ilişkin veriler on yıllardır Reklamcılar Derneği tarafından açıklanıyor. Dernek üyesi medya planlama ve satın alma ajanslarından sağlanan verilerle Türkiye Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları raporu hazırlanıyor. Veriler gazetelerin reklam pastasındaki payının son 10 yılda büyük düşüş yaşadığını gösteriyor. 2005 yılında gazetelerin payı yüzde 35,8 iken bu oran 2017’de yüzde 11’e kadar düştü. Reklam pastasındaki en büyük değişim ise şüphesiz internetin yaygınlaşmasıyla birlikte dijitalin devreye girmesi oldu. Dijitalin 2007’de yüzde 1,6 olan payı 2017’de 25.2’ye kadar çıktı.

Gazetelerin payı dijitale kayıyor

Reklam paylarının dağılımına bakıldığında televizyonun 2005’ten bu yana yüzde 50 bandının üstünde seyrettiği görülüyor. Sadece 2017’de TV payının yüzde 48,7’ye düştüğü görülüyor. Bu oranlar dijitalin payının çok büyük bir kısmının gazetelerden geldiğini gösteriyor. 2017 verilerine bakıldığında TV yüzde 47,8 ile ilk sırada yer alıyor. İkinci sırada ise yüzde 25,9 ile dijital geliyor. Üçüncü sırada yüzde 12 ile yazılı basın bulunuyor (yüzde 11 gazete, yüzde 1 dergi). Yazılı basını yüzde 10 ile açık hava takip ediyor. Gazetelerdeki bu düşüş trendinin devam etmesi durumunda açık havanın ardından dördüncü sıraya kadar gerilemesi gündeme gelecek.

Büyük kırılma 2014

Gazetelerin reklam payı son 12 senede hep azalırken dijitalinki düzenli olarak yükseldi. Gazeteler TV’den sonra en büyük reklam pastasına sahipti. Bu durum 2014’te dijitaldeki büyük sıçrama ile değişti. Dijital reklam dağılımında ikinci sıraya yükselirken gazeteler üçüncü sıraya düştü. Kur artışı kağıt masrafını yükseltti

Bu yıl iki gazetenin baskıya son vermesi bazılarının da hafta sonu eklerini kapatması veya sayfa sayısını düşürmesinin önemli sebeplerinden birisi de gazetelerin en önemli giderlerin birisi olan kağıt fiyatlarının kur artışıyla birlikte ciddi şekilde yükselmesi oldu. Dolar 2018 başında 3,75 lira bandında iken halen 5,5 lira civarında seyrediyor. Dolar geçtiğimiz aylarda 7 lirayı bile aşarken birkaç ay boyunca 6 liranın üstünde seyretmişti. Bu oranlar gazetelerin kağıt giderlerinde 2018’de yaklaşık yüzde 50 artış anlamına geliyor.

Basın özgürlüğü ve siyasetin etkisi

Türkiye’de gazetelerin güç kaybına uğramalarının sebeplerinden birisi de ülkede basın özgürlüğünün giderek gerilemesi. ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House'un açıkladığı 2018 Dünyada Özgürlükler Raporu'nda Türkiye "kısmen özgür" kategorisinden "özgür olmayan” ülkeler arasına alındı. Ancak bu güç kaybının ekonomik yansımaları tartışmalı. Bir tarafta gazetelerin muhalif kimliklerinin erozyona uğramasıyla okur, tiraj ve reklam geliri kaybına uğramaları söz konusu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre gazete tirajları 2014’ten bu yana düşüşte. Bir tarafta ise iktidarın reklam dağıtımındaki büyük rolü: Hükümet yanlısı gazetelerin ilan ve reklamlarla desteklenirken sayıları iyice azalan muhalif gazetelere reklam verilmemesi ile sonuçlanıyor. Hükümet yanlısı gazetelerin bu destekten yoksun kalması durumunda akıbetlerin ne olacağı soru işareti. Türkiye’deki şartlar göz önüne alındığında basılı gazetelerin sektörden çıkması için, “dijitale dönüşüm, reklam pastasının daralması ve kâğıt masraflarının iyice artması, iyi bir zamanlama ve bahane sunuyor.

Newsweek ve Independent da kapanmıştı

Reklam pastasındaki değişim elbette Türkiye’ye has değil. Batı dünyası başta olmak üzere birçok yerde dijitalin payı artarken gazetelerin reklamları giderek daralıyor. Geçtiğimiz yıllarda ABD'de çok önde gelen dergilerden Newsweek ile İngiltere'nin önemli gazetelerinden Independent da baskıya son vermişti.

19.11.2018

 

 

 

 

İçeriğe Yorum Yapabilirsiniz.