Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Berlin Duvarı 31 Yıl Önce Yıkıldı, Dünya Nereye Yürüdü?
Bülent Erandaç
10 Kasım 2020 13:57
A-
A+

Avrupa'nın ortasında, Soğuk Savaş'ın en katı yüzü olarak yaklaşık 1961'de neredeyse bir gecede çekilen, zamanla tüm Batı Berlin'i çevreleyen Berlin Duvarı, 9 Kasım 1989'da "çöktü".

2.Dünya Savaşı sonrası, savaşın kazananları arasında (ABD-INGILTERE VE RUSYA) başlayan Soğuk Savaş ve Avrupa'ya çekilen Demir Perde, Almanya'nın başkenti Berlin'de 1961'de beton ve demirle vücut buldu. Duvar tam 31 yıl önce, 9 KAIM 1989'da yıkıldı.

155 kilometre uzunluğundaki duvarın yıkılması, Doğu Avrupa'da komünizmin çöküşünü ve Soğuk Savaş döneminin bitişini simgeledi.

Peki, 30 sene ayakta kalan bu duvar neden inşa edildi? "Utanç Duvarı" olarak da adlandırılan Berlin Duvarı'nın yıkılması dünya için ne ifade ediyor?

Berlin Duvarı neden inşa edildi?

İkinci Dünya Savaşı'nı kaybeden Almanya, Haziran 1945'te Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği (SSCB) tarafından dörde bölündü. Kısa bir süre sonra aynı ideolojiye sahip olan Batı ittifakı yönetim birimlerini birleştirerek Federal Almanya Cumhuriyeti'ni (Batı Almanya) kurdu. Komünizmi savunan Sovyetler Birliği ise bunun üzerine kendi yönetim bölgesinde Demokratik Almanya Cumhuriyeti'ni (Doğu Almanya - DDR) kurmaya karar verdi.

Ekonomisi sosyalizme dayanan ve otoriter siyasi yönetimi benimseyen Doğu Almanya çok gelişmedi. Birkaç sene içerisinde refah seviyesi yüksek olan Batı Almanya'ya kaçışlar başladı. 1949-1961 yılları arasında özellikle de eğitimli ve kalifiye gençlerden oluşan 3 milyondan fazla kişi Doğu'dan Batı'ya göç etti. Demokratik Almanya Cumhuriyeti, Doğu Almanya'da yaşayanların Batı'ya geçmelerini önlemek amacıyla 13 Ağustos 1961'de Berlin Duvarı'nın inşasına başlamıştı.

Berlin Duvarı'nın yıkılmasında Gorbaçov'un rolü

12 Haziran 1987 tarihinde – Batı Berlin’in Brandenburg Kapısı girişinde – Ronald Reagan Mihail Gorbaçov’dan Berlin Duvarı’nı yıkmasını istemişti.Demir Perde, tarihe geçen bu konuşmanın ardından tam 2 yıl sonra yıkıldı.

Gorbaçov'un 1980'lerin ortasından itibaren uygulamaya koyduğu açıklık ve yeniden yapılanma politikaları (Glasnost ve Perestroyka), Komünist Parti'nin ekonomi ve yerel yönetim üzerindeki etkisini azalttı.

Avrupa'nın dönüm noktalarından biri sayılan 1989'da, yıllarca süren mücadelenin ardından Sovyet rejimler yerini demokratik hükümetlere bıraktı. Romanya'nın komünist lideri Nikolay Çavuşesku, askeri müdahale ile devrilerek idam edildi.

Bugünkü adıyla Çekya, o dönemde ise Çekoslovakya olarak anılan ülkede meydana gelen Kadife Devrim ile komünist yönetim düşürüldü. Gorbaçov yönetimindeki Sovyetler Birliği hükümeti, Avrupa'da kontrol ettiği küçük devletlerde meydana gelen devrimlere müdahale etmedi.

Doğu Almanya'da da insanlar özgürlük için sokaklara çıktı. Protesto gösterilerin yanı sıra çok sayıda kişi, Batı Almanya'ya geçebilmek için Prag, Varşova ve Budapeşte'deki Alman büyükelçiliklerine başvurdu. Gorbaçov'un Doğu Almanya ziyaretinin ardından Demokratik Almanya Cumhuriyeti, 9 Kasım 1989 akşamı seyahat düzenlemesinin değiştirildiğini açıkladı. Basın açıklamasını televizyondan takip eden binlerce insan sınıra akın etti. Duvarın iki tarafında toplanan Almanlar ellerindeki çapa ve çekiçler ile duvarı yıkmaya başladı.

Berlin Duvarı Yıkıldıktan Sonra Ne Oldu?

Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesi

9  Kasım 1989’da duvar yıkıldı, Aralık’ta George H.W. Bush ve Mikhail Gorbaçov Malta’da Soğuk Savaşı bitiren anlaşmayı imzaladı. Yaklaşık bir sene sonra, 3 Ekim 1990 tarihinde Komünizm sonrası yeni dünyanın simge olayı olarak Almanya yeniden birleşti. Berlin Duvarı'nın yıkılması ile birlikte Soğuk Savaş da sona erdi. Doğu ve Batı Almanya arasındaki görüşmeler, 1990 yılında "Birleşme Anlaşması" ile sonuçlandı ve Almanya, 3 Ekim 1990'da resmi olarak yeniden birleşti.Helmut Kohl, Birleşik Almanya'nın ilk şansölyesi oldu.

Kasım 1990 tarihinde Paris’te toplanan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nda ilk kez “Yeni Avrupa” diye bir kavram kullanılmaya başladı. Soğuk Savaşı atlatmış yepyeni bir Avrupa doğuyor, geçmişe değil geleceğe bakmak tercih ediliyordu.

Francis Fukuyama 1989’da The National Interest isimli yeni muhafazakar Amerikan dergisinde liberal demokrasinin zaferini alkışlayarak tarihin sonunu ilan etmişti. 1990 aynı zamanda Mikhail Gorbaçov’a Nobel Barış Ödülü’nün verildiği yıl oldu.

BURASI ÇOK ÇOK ÖNEMLİ

1990 YILI ISKOÇYA’DA YAPILAN NATO TOPLANTISINDA INGILIZ BAŞBAKANI THATCHER  YENİ DÜŞMANI OLARAK ISLAMİYETİ  ILAN ETME KÜSTAHLIĞINDA BULUNDU.

İngiliz eski başbakanlarından Margaret Thatcher, 1990 yılında İskoçya’da yapılan NATO toplantısında; “Sovyetler Birliği yıkılmıştır, karşımızda düşman kalmamıştır. Ama düşmansız bir ideoloji yaşayamaz. Yeni bir düşman bulmamız lazım. Düşman aramaya ise gerek yok; yeni düşmanımız İslam ’dır” sözleriyle yeni dönemi başlatmıştı.

Rusya ’nın öncülük ettiği komünist bloka karşı kurulan NATO, Sovyet Bloku’nun dağılmasının ardından strateji değiştirmiş ve yeni düşman olarak İslam dünyasını belirlemişti.

Nitekim, İngiliz eski başbakanlarından Margaret Thatcher, 1990 yılında İskoçya’da yapılan NATO toplantısında; “Sovyetler Birliği yıkılmıştır, karşımızda düşman kalmamıştır. Ama düşmansız bir ideoloji yaşayamaz. Yeni bir düşman bulmamız lazım. Düşman aramaya ise gerek yok; yeni düşmanımız İslam’dır” sözleriyle yeni dönemi başlatmıştı. Margaret Thatcher’in 12 Şubat 2002 yılında İngiliz The Guardian için kaleme aldığı makalenin başlığı da, “Yeni Bolşevizm İslam’dır” başlığını taşıyordu. Thatcher söz konusu makalesinde “Tıpkı komünizm gibi İslamizm’i de yenmek için uzun süreçli ve kapsayıcı bir strateji gerekiyor” uyarısında bulunuyordu.

Düşman Rengi Kırmızıdan Yeşile Döndü

1990 yılında İskoçya’daki tarihi toplantının ardından NATO, özellikle Amerika ’daki NATO tatbikatlarında düşman şehirlerinin adı İslam şehirleri ile değiştirilmiş, komünizmin simgesi olarak kullanılan kırmızı renk’ı simgeleyen yeşil renk, düşman rengi olarak kullanılmaya başlanmıştı.

Bilindiği gibi, NATO, Sovyet bloKunun dağılmasından sonra 1990 yılında İskoçya’da yapılan toplantıda strateji değiştirmiş ve İslam’ı kendisine yeni düşman olarak belirlemiştir.

Sovyetler Birliği’nin Dağılması

1991 yılı dünya tarihi için yeni bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Bu tarihten itibaren Avrupa ve Asya`nın siyasi haritası değişmiştir. 1917`de temelleri atılan ve 1922`de kurulan Sovyetler Birliği`nin dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)`na bırakması dönemin en önemli olaylarındandır.

Sovyetler Birliği`nin çöküşü, Avrasya`nın merkezinde jeopolitik bir boşluk yarattı. Yakın çağın bu güçlü devletinin içine düştüğü durum Batı Avrupa ve Uzak Asya uçları arasında kalan bölgede yeni sıkıntıları ve belirsizlikleri de beraberinde getirdi. Bölgenin yakın geleceği tıpkı yakın geçmişi gibi tartışma konularına sahne oldu. Doğu Bloku`nda meydana gelen bu boşluk, Batı Avrupa ülkeleri üzerindeki tehdidi kaldırırken, uzun dönemde ciddi ve yeni politik gelişmelerin olabileceğinin de bir işaretidir.

Sovyetler Birliği`nin çöküşünü hazırlayan etkenler

Stalin 5 Mart 1953`te ölünce yerine, oldukça uzun bir mücadele sonunda, 1957 yılında Nikita Kruşçev geçti. Kruşçev döneminde Doğu-Batı ilişkileri çok sert ve tehlikeli boyutlara ulaştı. 1958`de başlayan Mao-Kruşçev mücadelesi, Kruşçev`in bir saray darbesiyle iktidardan düşürülmesi ile sonuçlandı. Yerine 18 yıl iktidarda kalacak olan Leonid Brejnev geçti. Brejnev döneminin en önemli olayı ise, 1 Ağustos 1975 te 35 ülkenin imzaladığı Helsinki Nihai Senedi  veya diğer adıyla Helsinki Deklarasyonu oldu.

Sosyalist Blok`un temellerini sarsan Helsinki Nihai Senedi; Mart1985 `te iktidara gelen Mikhail Gorbaçov `un ortaya attığı ``Glasnost`` (Açıklık) ve ``Perestrokya`` (Siyasi sistemin, devlet örgütünün ve hükümet organlarının yeniden yapılanması) fikir ve uygulamaları ile bütünleşince dağılma kaçınılmaz oldu. Çünkü Doğu-Batı ilişkilerine bir yumuşama ve yakınlık getirilmek istenen Helsinki Nihai Senedi`nin yürürlüğe girmesi, Doğu Avrupa`daki tüm Sovyet uydusu ülkelerinde aydınları ve milliyetçileri harekete geçirdi. İnsan hakları ve hürriyet hareketleri şeklinde başlayan gelişmeler zamanla Moskovanın hegemonyasına karşı bağımsızlık mücadelesine dönüştü. Ancak, bunlar patlama şeklinde değil, yavaş yavaş gelişen bir seyir takip etti.

Kısacası, Gorbaçov iktidara geldiğinde Sovyet komünizminin yapısını değiştirmeye karar vermişti. Bu değişme veya yeniden yapılanma iki koldan olacaktı. Bunlardan birincisi, siyasal iktidarın veya devlet yapısının değiştirilmesiydi. Hedef, komünist iktidarın tepki çeken baskıcılığını demokratik bazı uygulamalarla halk egemenliğine yaklaştırmaktı. İkinci hedef ise; ekonomik yapıda radikal değişikliklerin gerçekleştirilmesiydi. Bu suretle Sovyet Sistemi`ni güçlendirmeyi düşünen Gorbaçov, ABD ile rekabet düzeyine ulaşacağını umuyordu.

Bu iki ana hedefin yanında silahsızlanma gayretlerini de göz ardı etmedi. Bir bakıma Sovyetler Birliği`ni kurtarmak için her yolu denedi. Ancak, tüm çabalarına rağmen başlamış olan çöküşü tamamlanmasını engelleyemedi.

Dağılma süreci

Gorbaçov iktidarının dördüncü yılı bittiğinde, Sovyetler Birliği`nin siyasal yapısında çözülmeler başlamış bulunuyordu. Bu çözülmeler, 1991 yılı sonunda dağılmaya dönüştü. "Glasnost" ve "Perestrokya" ilkelerinin 1987 yılından itibaren uygulanmaya konulmasından hemen sonra Baltık Devletleri başta olmak üzere bağımsızlık ilanları başladı.``

Litvanya 11 Mart1990`da; Letonya 4 Mayıs 1990`da; Estonya da 8 Mayıs 1990`da bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bu arada 23 Ağustos 1990`da da Ermenistan, Sovyetler Birliği içinde kalmakla birlikte, bağımsızlığını ilan etti.

Gorbaçov, ülkede gerginliğin giderek artması üzerine 16 Mart 1991`de bir halk oylaması yaptırdı. Oylamada halkın, " Eşit egemenlik ilkesi içerisinde bir federasyon" isteyip istemediği soruldu. Üç Baltık ülkesi ile Gürcistan, Ermenistan ve Moldova`nın boykot ettiği halk oylamasına katılan diğer 8 ülkeden evet oyu çıktı. 11 Haziran 1991`de, Rusya Federasyonu Cumhuriyeti Rusya Anayasası`nın Birlik Anayasası`ndan üstün olduğu iddiası ile egemenliğini ilan etti. Boris Yeltsin Rusya Federasyonu Başkanı seçildi.

Radikal komünistler 16 Ağustos 1991`de Gorbaçov`u karşı bir hükümet darbesi yaptılar. Gorbaçov, Kırım`da oturmak zorunda bırakıldı. Ancak Yeltsin karşı bir hareketle Gorbaçov`un Moskova`ya gelmesini ve görevine devem etmesini sağladı. 19 Ağustos 1991`de Kremlin Sarayı na 1917`den önceki Rus bayrağı çekildi.

Gorbaçov gelişmeler üzerine Komünist Parti Genel Sekreterliğini bıraktı ve 24 Ağustos 1991`den itibaren sadece Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Gelişmeleri yeni bağımsızlık ilanları takip etti. Sovyetler Birliği`nin dağılmasındaki en büyük gelişme Ukrayna `nın bir halk oylaması ile 24 Ağustos 1991`de bağımsızlığını açıklaması oldu. 25 Ağustos 1991`de de Beyaz Rusya`nın bağımsızlık ilanı birliğin tamamen dağılmasına neden oldu.

29 Ağustos 1991`de, Sovyet Komünist Partisi Yüksek Sovyet kararı ile resmen kaldırıldı. Bu karardan sonra Türk Cumhuriyetleri`nden Azerbaycan 30 Ağustos 1991`de; Özbekistan ve Kırgızistan Eylül 1991`de; Türkmenistan 27 Ekim 1991`de; Kazakistan 16 Aralık 1991`de bağımsızlıkla ilgili halk oylamaları yapıldı ve oylama sonunda ülkelerin büyük çoğunluğu bağımsızlıklarını  sağladılar.

SOVYETLER’İN ÇÖKÜŞÜNE PARELEL TEK KUTUPLU DÜNYA DA AMERİKA MÜSLÜMAN ÜLKELERE ÇÖKMEYE BAŞLADI

Körfez Savaşı 2 Ağustos 1990 tarihinde Irak'ın Kuveyt'i işgali ile başlayan savaştır. Baba Bush ‘un Başkan olduğu ABD liderliği Irak’ı Ocak ayında bombalamaya başladı. Kırk gün süren bombardıman sonucu Irak teslim olduğunu açıkladı.

İkinci Körfez Savaşı Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak’ın kitle imha silahları ürettiğini ileri sürmesi(Yalan olduğu sonra ortaya çıktı) ile 2003 yılında ABD’nin Irak’a savaş açması ile başlamıştır.

Birinci Ve İkinci Körfez Savaşı'nın Nedenleri ve Sonuçları

Irak İran ile 1980 ve 1988 yılları arasında yapmış olduğu savaşta ekonomik açıdan zarara uğramıştı. Bu zararı telafi etmek isteyen Irak Kuveyt’i işgal etmiştir. Kuveyt'in işgal edilmesi birleşmiş milletleri rahatsız eden bir durumdur. Bu duruma son vermek isteyen Birleşmiş Milletler Kuveyt boşaltmasını talep eder. Ancak Irak Kuveyt’i terk etmez. Bu durum neticesinde ise Amerika öncülüğünde çok uluslu koalisyon güçleri 17 Ocak 1991 tarihinde hava saldırısı ile savaşa başlar. Irak 1. Körfez Savaşı'nda başarısız olur. 6 Nisan 1991 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından hazırlanan şartları kabul ederek 1. Körfez Savaşı Irak’ın aleyhine sonuçlanır.

İkinci Körfez Savaşı ise Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak’ın kitle imha silahları ürettiğine dair iddiası üzerine 20 Mart 2003'te başlamıştır. 2. Körfez Savaşı olarak geçen bu savaş sonuçları ise Amerika Birleşik Devletleri Birleşmiş Milletlerden asgari destek alamamıştır. ABD ve İngiltere 2. Körfez Savaşı'nda Irak Devleti'ne karşı koalisyon gücü oluşturmuştur. İkinci Körfez Savaşı'yla ABD-İngiltere, milyonlarca Müslümanın öldürerek, gaddarca saldırılar yaparak Irak’ı darmadağın etmiş ve Saddam Hüseyin Devri’ni son vermiştir.

Berlin Duvarı ve Türkiye

Berkin duvarı yıkılmış, Sovyetler Birliği dağılmış, soğuk savaş dönemi sona ermiş, Türkiye bu gelişmelere odaklanması gereken bir süreçte, Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birine sokulmuştur. Türkiye içine kapatılmış, çevresine bakacak durumdan uzak tutulmuştur.

Bir tesadüf değildir. Tek kutuplu dünyanın hegemononu ABD(Avrupa) istihbarat servisleri ve ekonomik baronları tarafından kurgulanmış derin planlarla Türkiye ‘de kontrollü kaos uygulanmıştır.

Türkiye’nin en karanlık yılları 1990 ile 2000 arasıdır. Hangi meseleye el atsanız, biraz altını karıştırsanız karanlık dünyanın insanlarını ve mutlaka yabancı kaynakları bulursunuz.

1989 yılında Amerika artık Turgut Özal ile dost olamayacağını anlamıştı. Siyasette onun boşluğuna koyacak kadro ve lider arayışına başlamışlardı. 1991 seçimleri ve tek başına iktidarın olmadığı bir tablo çıkınca iç siyasetle oynamaya geçmişlerdi.

1993 yılının en karanlık olayı günün Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’tir. Eşref Bitlis paşa, PKK mücadelesinde gece gündüz demeden çalışırken günlerden birgün “PKK TERÖR ÖRGÜTÜ YÜZDE 70’İ İRAN’DA ASKERİ EĞİTİM GÖRMÜŞ ERMENİLERDEN OLUŞUR. BU BİRİMİN ASLİ VAZİFESİ OSMANLI’NIN ORTADOĞU’DA YENİDEN CANLANMASINI ENGELLEMEKTİR. FİNANSMAN KAYNAĞI İNGİLİZ VE ALMAN DEVLETLERİDİR” dedi. İşte o zaman Eşref Bitlis Paşa’nın operasyonuna karar verdiler.

Zaten Eşref Bitlis paşa çekiç güç marifetiyle PKK’yı himaye eden ABD’nin tezgâhına sürekli çomak sokuyordu. Paşa sözlerinde ABD dememiş ama bana göre kararı alan ve uygulayan ABD’dir. Çünkü paşa terörden kaçakçılığa ABD’nin içerdeki baronlarının tüm planlarına taş koyuyordu.

1993 yılının 17 Nisan günü Çankaya köşkünde seyahatten dönen Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın şaibeli ölümü ve hastaneye yetiştirilememesi ve gelişen olaylarla karanlıkta kalmıştır.

Koalisyon hükümetleri kurulmuş, yıkılmış, cinayetler, PKK saldırıları, ekonomik darbelerle Türkiye kılıtlenmıştır.18 tane banka batırılmış, Ülkenin 58 Milyar Cundalarla 29 Şubat darbesi tezgahlanmış, Türkiye ABD’ye bakar hale getirilmiş, FETÖ ABD’ye götürümlmüş,2001 ekonomik krizi için her türlü tezgah çalıştırılmıştır. IMF Valisi Kemal Derviş’le Türkiye’nin ayaklarına prangalar takılmıştır.

Evet. ABD (İngiltere-Avrupa)dünyayı yeniden parsellerken, Türkiye kafasını kaldıramaz duruma planlı şekilde sokulmuştur.

AZİZ TÜRK MİLLETİ, 2002  YILINDA YENI TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ AÇAN BİR SİYASAL DEVRİMİ GERÇEKLEŞTİRDİ. Yerli ve Millî kadroların Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde göreve gelmeleri sonucu,18 yıldan bu yana devam eden sıyası ve iktisadı istikrar sayesinde, BÜYÜK TÜRKİYE YOLUNDA YÜRÜYORUZ.