Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (9-16 Aralık 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
16 Aralık 2019 18:40

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’DAN BOMBA AÇIKLAMALAR

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın dün gece 1915 olaylarını 'Ermeni soykırımı' olarak tanıyan ABD tasarısıyla ilgili açıklamaları dünya medyasının gündemine bomba gibi düştü. Erdoğan, hükümete yakın bir televizyon kanalına verdiği mülakatta, Temsilciler Meclisi ve Senato'dan geçen tasarının müttefiklik ilişkileriyle bağdaşmadığını söylerken, "Gerekirse İncirlik ve Kürecik'i kapatırız" dedi.

REUTERS ‘ACİL’ KODUYLA GEÇTİ. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını abonelerine ‘acil’ koduyla duyuran Reuters haber ajansı, “Erdoğan- Türkiye ABD tehditleri karşısında İncirlik Hava Üssü’nü kapatabilir” başlığıyla geçtiği haberinde, İncirlik’te ABD’nin nükleer savaş başlıkları bulunduğunu hatırlattı.

Reuters’in Erdoğan’ın şu sözlerine haberinde yer verdi: “Yeri geldiği zaman otururuz bütün heyetlerimizle beraber, kapatılması gerekiyorsa İncirlik'i de kapatırız, Kürecik'i de kapatırız. Bunlar bu tür şeyleri yapar da biz de elimiz boş duracak değiliz.”

DW: TÜRKİYE BAHSİ YÜKSELTİYOR

Alman Deutsche Welle (DW) de Erdoğan’ın sözlerini dünyaya duyuran yayın kuruluşları arasında yer aldı.

Gelişmeyi “Erdoğan ABD’nin iki stratejik üssünü kapatmakla tehdit ediyor” başlıklı haberiyle takipçilerine aktaran DW, Türkiye’nin bahsi yükselttiğini belirterek, Rus hava savunma sistemi satın alması nedeniyle ABD’nin yaptırım uygulaması halinde, karşılık vermekle tehdit ettiğini” yazdı.

DW, İncirlik’in ABD açısından önemine de yer verdiği haberinde, Kürecik’te de NATO radar istasyonu bulunduğunu anımsattı.

KÜRECİK’İN ÖNEMİNE ATIF YAPTILAR

Rus Russia Today (RT) yayın kuruluşu, Erdoğan’ın ABD’nin yaptırımları üzerine “Türkiye’nin gerekirse ABD tarafından kullanılan İncirlik Hava Üssü’nü kapatabileceğini” yazdı.

RT, “Ankara ABD’nin Türkiye’ye karşı ek yaptırımlarına mukabele olarak İncirlik Hava Üssü’nü kapatma seçeneğini elinde tutuyor” yazarken, Erdoğan’ın, Adana’da bulunan İncirlik’in yanı sıra Malatya’daki Kürecik Radar Üssü’nün de kapatılabileceğini söylediğini aktardı.

RT, Kürecik’te ABD tarafından kurulan ve NATO balistik füze savunma sistemi ağı açısından stratejik önemi haiz erken uyarı sistemi bulunduğunu anımsattı.

Dubai merkezli Suudi El Arabiya televizyonu ise Erdoğan’ın sözlerini Arap dünyasına duyurdu. El Arabiya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü yayında sarf ettiği sözleri aktarırken, “Türkiye’nin de Kızılderililerin öldürülmesiyle ilgili meclisten kararlar çıkarabileceğini” yazdı.

Alman Die Welt gazetesi internet sitesinden ABD ile yaşanan kriz nedeniyle Türkiye’nin İncirlik Üssü’nü kapatabileceğini okurlarına duyurdu. İsrail merkezli Yedioth Ahronot gazetesinin internet sitesi Ynet de Erdoğan’ın açıklamalarını aktardı.

İngiliz BBC, Alman Deutsche Welle, Rus Sputnik ve ABD merkezli Voice of America gibi uluslararası yayın kuruluşlarının Türkçe masaları da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “karşı yaptırım” açıklamalarına ilgi gösterdi.

İNGİLTERE SEÇİMLERİNİ ÇANKIRILI BORIS KAZANDI

BBC ANALİZİ

İngiltere seçimleri: Muhafazakârların zaferi, İşçi Partisi'nin tarihi yenilgisi

İngiltere'de Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakâr Parti 1987 seçimlerinden bu yana en büyük seçim zaferini kazandı ve açık farklı bir çoğunlukla iktidara geldi. Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi ise 1935'ten bu yana en büyük yenilgisini aldı.

Muhafazakâr Parti'nin seçim zaferi ardından Boris Johnson Kraliçe İkinci Elizabeth'i ziyaret ederek yeni hükümeti kurma iznini aldı. Dunbartonshire East bölgesindeki vekilliğini 149 oy farkıyla İskoç Ulusal Partisi'ne kaybeden Liberal Demokratların lideri Joe Swinson ise parti liderliğinden istifa etti. İskoç Ulusal Partisi de Muhafazakârlardan sonra seçimin en büyük kazananı oldu.

Sonucu ilan edilmeyen tek bir bölge kalırken, 650 milletvekilliğinin 364'ünü Muhafazakârlar, 203'ünü İşçi Partisi, 11'ini Liberal Demokratlar, 1'ini Yeşiller ve 1'ini de ana partilerden ayrılarak kurulan İttifak Partisi aldı. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda bölgelerinde bazı değişiklikler oldu.

Londra'daki parlamentoya 59 vekil gönderen İskoçya'da, İskoç Ulusal Partisi SNP sandalye sayısını 35'ten 48'e çıkararak güçlendi.

Kuzey İrlanda'da sağcı ve İngiltere ile birlikten yana Demokratik Birlik Partisi 10 sandalyesinden ikisini, soldaki Sosyal Demokrat Kuzey İrlanda partisi SDLP'ye kaybetti. Sinn Fein ise yine 7 milletvekili çıkardı ancak Sinn Fein vekilleri Kraliçe'ye bağlılık yemini etmeyi reddettikleri için parlamentoda yerlerini alamıyorlar.

Galler'deki İşçi Partisi'ne yakın ulusal parti Plaid Cymru'nun vekil sayısı 4 ile aynı kaldı.

Johnson: AB'den çıkma yetkisi

Rahat bir çoğunlukla yeniden iktidara gelen Muhafazakâr Parti lideri Boris Johnson, kendisine gösterilen güveni hak etmek için gece gündüz çalışacağını söyledi. Hayatlarında ilk kez Muhafazakâr Parti'ye oy verdiklerini söylediği İşçi Partili seçmenlerine de teşekkür etti.

Başbakan Johnson, gelecek ay İngiltere'yi Avrupa Birliği’nden çıkarma konusunda seçmenden "amasız fakatsız" yetki aldıklarını söyledi.

Johnson zafer konuşmasında bunun ülke için "yeni bir şafak" olduğunu söyledi. "Yeni bir şafak" ifadesini 1997'de 18 yıl aradan sonra ilk kez seçim kazanan İşçi Partisi'nin o zamanki lideri Tony Blair de kullanmıştı.

Muhafazakârlar 1987 yılında Margaret Thatcher liderliğinde girdikleri seçimden bu yana en büyük zaferlerini kazanmış oldular.

Corbyn: Büyük hayal kırıklığı

Seçimde en büyük yenilgiyi, sadece 203 milletvekili alan ve geleneksel parti tabanının olduğu eski sanayi bölgelerinde büyük kayıplara uğrayan İşçi Partisi aldı.

Parti 2016 yılında yapılan Brexit referandumunda AB'den ayrılma yönünde oy veren seçmenin yoğunlaştığı Kuzey ve Orta İngiltere kasabaları ile Galler'de önemli oy kaybına uğradı.

1935 yılından bu yana en ağır yenilgisini aldığı söylenin partinin lideri Jeremy Corbyn "bir dahaki seçimde İşçi Partisi lideri olmayacağını" açıkladı.

'Büyük hayal kırıklığı' dedi

Londra'daki seçim bölgesi Islington North'dan 10. kez milletvekili seçilen Corbyn, "Büyük hayalkırıklığı yaşadığımız bir gece" dedi.

"Umudun ve birliğin manifestosuyla" seçmenin karşısına çıktıklarını belirten Corbyn, "Brexit, toplumu fazlasıyla kutuplaştırdı. Bu kutuplaşma da sonuca tesir etti" diye konuştu.

Şimdi ne olacak?

Seçim zaferi ardından Muhafazakâr Parti içinden bazı isimler, Pazartesi günü kabinede ufak değişiklikler olacağını ve Brexit anlaşmasının önümüzdeki günlerde parlamentoda bir kez daha oylamaya sunulacağını söylüyor.

İngiltere'nin AB üyeliğinden çıkışıyla ilgili çerçeveyi düzenleyen Brexit anlaşmasının kabul edilmesinin ardından Johnson hükümetinin AB ile bu kez serbest ticaret ve göç konularını belirleyen nihai anlaşmalar için masaya oturması gerekiyor.

Muhafazakâr Parti seçim manifestosunda, 2021 yılı içerisinde nihai anlaşmaların da tamamlanıp AB üyeliğinden tamamen ayrılma sürecinin tamamlanması öngörülüyor.

AB liderleri, İngiltere ile "yakın işbirliğini" koruma amacıyla müzakerelerin yürütülmesine hazır olduklarını açıklamıştı.

Johnson, AB ile İngiltere arasındaki serbest dolaşım uygulamasına son verilmesi ve puan sistemine dayalı yeni bir göçmen sisteminin kurulmasını istiyor. Yeni hükümetin ayrıca, AB dışındaki ülkelerle de serbest ticaret anlaşmaları yapması bekleniyor.

Son beş yıl içerisinde biri referandum, biri yerel seçim, biri Avrupa Parlamentosu ve üçü de genel seçim olmak üzere altı kez sandık başına giden İngiltere'de bir sonraki genel seçimin 2024 yılında Seçim sonuçları, İngiltere, İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler'den oluşan Birleşik Krallık’ın mevcut yapısını nasıl etkileyecek?

İskoçya'da ne değişti?

İskoç Ulusal Partisi, parlamentoda İskoçya'ya ayrılan sandalyelerin yüzde 81'ini kazandı.

en başarılı partilerinden biri İskoç Ulusal Partisi2016'da yapılan referandumda Brexit'e ülkenin diğer bölgelerinden farklı olarak yüzde 62 gibi yüksek bir oranla "Hayır" diyen İskoçya'nın egemen partisi, Brexit ile İskoçya'nın iradesinin çiğnendiğini, dolayısıyla yeniden bağımsızlık konusunda referandum yapılması gerektiğini savunuyor.

BBC politika yorumcularından Chris Mason, "Sonuçların, birliğin bütünlüğü üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğu net bir şekilde görülüyor" diyor ve Kuzey İrlanda'da da ilk kez İngiltere ile birlikten yana partilerin azınlığa düştüğüne işaret ediyor.

Brexit sürecinde Kuzey İrlanda'nın İrlanda ile arasındaki sınırda nasıl bir değişiklik olacağı, Kuzey İrlanda ile İngiltere arasında gümrük kontrolleri koymak gerekip gerekmeyeceği, önümüzdeki sürecin en tartışmalı konuları arasında olacak.

BATI’NIN İKİZ GORBAÇOV’LARI

(SABAH GAZETESİ DIŞ HABERŞLER MÜDÜRÜ BERCAN TUTAR’IN YAZISI)

Milli Mücadele karşıtı olduğu için linç edilen Osmanlı'nın son içişleri bakanlarından Ali Kemal'in (1867- 1922) torununun torunu olan Boris Johnson, İngiltere'de perşembe günü yapılan seçimlerde tarih yazdı.

Halktan hükümeti tek başına kurma yetkisi alan Johnson'un başarısı sadece İngiltere ve Kıta Avrupası'nda değil ABD'de de büyük yankı uyandırdı. İngiliz lideri ilk kutlayan isim ise ABD Başkanı Donald Trump oldu.

Ve dünya daha şimdiden Johnson'ın iktidara gelmesinin bölgesel ve küresel siyasette yol açacağı sarsıntıları tartışmaya başladı.

İlk sarsıntı Avrupa Birliği'nde (AB) yaşanacak.

Johnson, 31 Ocak'ta 'eğer'i ve 'ama'sı olmaksızın AB'den ayrılma sürecinin (Brexit)hayata geçeceğini açıkladı.

İkinci sarsıntının ise İngiltere iç siyasetinde yaşanması bekleniyor. Seçim sonucuyla Brexit garantilenirken sandıklarda İngiliz, İskoç, Galler ve İrlanda milliyetçilerinin rakiplerine fark atması Birleşik Krallık'ın (UK) birliğine de ağır bir darbe indirdi.

İskoçya ve Galler'de yeniden bağımsızlık sesleri yükselirken Kuzey İrlanda Cumhuriyetçileri de İrlanda ile birleşme referandumu talep ediyor.

***

Burada elbette küresel kamplaşmadaki güç mücadelesine bakmak gerekiyor. Bir yanda Çin'in temsil ettiği yeni küreselci jeo-politik eksen yer alırken bunun karşısında ise Atlantik ittifakını bölen anti-küreselci yeni Anglo- Sakson cephesi var.

Johnson'ın kazanması, ilk çıkışlarını Trump ile yapan anti-liberal ve anti-küreselci yeni Anglo-Sakson cephesinin ikinci başarısı olarak görülüyor.

Johnson-Trump ittifakının su alan Atlantik gemisini kurtarma şansı oldukça zayıf. İki liderin güç birliği yapması en fazla Almanya ve Fransa liderliğindeki Kıta Avrupası'na zarar verecektir.

Nitekim Douglas Murray'ın 'The Strange Death of Europe/ Avrupa'nın Tuhaf Ölümü'(2017) ile 'The Madness of Crowds/Kalabalıkların Deliliği' (2019) adlı çalışmalarında da dile getirdiği gibi sadece Avrupa değil bir bütün olarak Batı'nın varoluşsal krizi daha da derinleşecektir.

Burada, Avrupa'yı kaderine terk eden Trump yönetimi 'Önce Amerika' stratejisi ile ABD'yi yaklaşan çöküşten korumanın yollarını arıyor.

İngilizler de Johnson'ı seçerek, aslında Justin Welby'nin 'Reimagining Britain/Britanya'nın Yeniden Tahayyülü' (2018) önerisi ekseninde Trump benzeri bir yola gireceklerini dünyaya deklare etmiş oldular.

Ancak ne yapsalar da Batılı hegemonyanın yeniden inşası çok zor olacak.

Çünkü bu saatten sonra Asya'nın yükselen güçlerini durdurmak artık muhaldir.

***

Zira Batı sadece kültürel olarak değil kurumsal olarak da çöküşte. Batı'yı Batı yapan piyasa ekonomisi, sınırlı hükümet, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, malların ve insanların serbest dolaşımı, demokrasi ve sosyal refah devleti gibi emperyal donanıma sahip 'evrensel' kavram ve kurumların içi birer birer boşalıyor.

Hem entelektüel bir kurgu hem de tarihsel bir gerçeklik olarak Batı düşüncesi gelip ırkçılığa ve bürokratik totalitarizme demirlemiş durumda.

Geldiğimiz aşamada Friedrich Hayek'in 'The Road to Serfdom/ Köleliğe Giden Yol'(1944) kitabında işaret ettiği felaket Batı dünyası için adım adım gerçekleşiyor.

Haliyle Johnson'ın seçilmesiyle biraz daha palazlanan yeni Anglo-Sakson cephesi de bu gidişatı durduramayacaktır.

Aksine Johnson ve Trump ile nitelenen bu yeni cephe, Atlantik'teki çatlağın derinleşmesine hizmet ederek Batı'daki çözülmeyi daha da hızlandıracaktır.

Bu bağlamda, siyasette birbirlerinin ikizi sayılan Trump-Johnson ikilisi Batı'nın Gorbaçov'ları olarak tarihe geçebilirler.

NATO’NUN YENİ MEŞRUİYET KAYNAĞI ÇİN Mİ?

(Anadolu Ajansı Analizi)

Çin’in yükselişi NATO’nun ömrünü de uzatabilir mi?

NATO zirvesinin ardından hafızalarda en çok yer eden konular, üye ülke liderleri arasında yaşanan gerginlikler ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un zirveden önce söylediği “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözlerine yönelik tartışmalar oldu. Bu gerginlikler ve tartışmalar “NATO’nun geleceği ne olacak?” sorularının yine zihinlerde canlanmasına neden oldu.

Aslında bu sorunun uzun zamandır sorulduğunu ifade etmek gerekir. Soğuk Savaş dönemi boyunca Sovyet Rusya’dan kaynaklanan tehdit algısı, ABD’nin Batı bloğu liderliğinin (bazı ufak istisnalar dışında) sorgulanmaması sonucunu doğurmuştu. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’nın dağılmasının ardından, başta Fransa olmak üzere, bazı Avrupa ülkeleri artık NATO ittifakının ne kadar gerekli olduğu sorusunu sormaya başlamışlardı.

Bu çerçevede Avrupa’ya özgü yeni bir güvenlik yapılanmasının adım adım inşa edilmesiyle birlikte, ABD’nin Avrupa dışına itilmesini amaçlayan aktörler de hep var olageldi. Avrupa Birliği içerisinde 1990’lı yıllarda geliştirilen Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) ile Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) bu arayışların bir sonucu olarak ortaya çıktı.

AB’yi aynı zamanda bir güvenlik ortaklığına dönüştürmeyi amaçlayan bu mekanizmalar gitgide genişletilerek bugüne kadar uzansalar da, NATO Avrupa’nın temel güvenlik örgütü olarak kalmayı başardı.

NATO üyeleri arasındaki bu görüş ayrılıklarının son NATO zirvesinin sonuç bildirgesine nasıl yansıdığına bakıldığında, ABD’nin görüşlerinin ağır bastığı görülüyor. Dokuz maddeden oluşan metinde, NATO üyelerine yönelik tehditler sayılırken ismi geçen tek ülke Rusya oldu. Siber saldırılar ve terör gibi tehditlerin yanında, “Rusya’nın agresif tutumunun Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturduğu” ifade edildi.

Bunun temel nedeni, AB üyesi ülkelerin bir kısmının ABD’nin Avrupa dışına itilmesine karşı çıkmasıdır. Hatta “Atlantikçi” olarak bilinen bu ülkelerin sayısının, günümüzde Avrupacılara göre daha fazla olduğunu da not etmek gerekir. Putin ile birlikte Rusya’nın 1990’lı yıllardaki zafiyetini geride bırakması, Gürcistan ve Ukrayna’dan başlayarak eski nüfuz alanlarına dönmeye yönelik bir çaba içerisine girmesi,

Avrupa’ya özgü yeni bir güvenlik mimarisi inşa ederek “ABD’yi evine gönderme” hayalleri kuran çevrelerin geri adım atmalarına yol açtı. Zaman zaman “Avrupa ordusu” kurmaktan bahsederek ortaya çıksalar da, bu hedeflerine ulaşma konusunda somut adımlar atmaktan uzak oldular. ABD Başkanı Trump’ın göreve geldiği dönemde NATO’yu hedef alan sözlerine rağmen ittifakın önemi azalmadı.

Belki iddialı bir varsayım olacak ama Rusya Putin ile birlikte eski güç politikasına geri dönüp etrafındaki ülkeleri tedirgin etmeseydi belki de NATO şimdiye kadar dağılmış olacaktı. Moskova’nın agresif tavırlarından endişe eden Avrupalı üyeler, NATO’nun ve dolayısıyla ABD’nin Avrupa’daki varlığının en büyük savunucusu oldular. Polonya, Çekya, Romanya ve Baltık devletleri gibi eski Doğu Bloku ülkeleriyle Danimarka ve Birleşik Krallık gibi klasik Amerikan müttefiklerinden oluşan bu ülkeler, Rusya’ya karşı daha sert bir politika izlenmesi gerektiğini ve NATO’nun savunma planlarında Rusya’nın en büyük tehdit olarak sınıflandırılmasını istiyorlar.

Buna karşılık Fransa, Almanya ve Türkiye gibi önemli NATO üyelerinin Rusya ile işbirliği eksenli bir ilişki arayışı içerisinde olması, İttifak'ın günümüzdeki en büyük çatlaklarından birini oluşturuyor.

ABD Rusya’yı suçlayarak Orta Menzilli Nükleer Güçler Anlaşması’ndan (Intermediate-Range Nuclear Forces [INF]) çekilirken, Fransa’nın Moskova’nın bu konudaki yeni teklifinin dikkate alınması talebi Washington’u öfkelendiriyor. Almanya’nın Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattıyla, Rusya’ya (Doğu Avrupa ülkelerini “bypass” ederek) Avrupa pazarına erişim imkânı sunması da Washington’ı yaptırım tehdidinde bulunacak kadar kızdırıyor.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alması ve bu ülkeyle enerji alanındaki yoğun işbirliği de ABD’yi çok rahatsız ediyor. NATO ülkelerine kendi kaya gazını ve silahlarını satmak isteyen ABD için, kendisinin değil de Rusya’nın tercih edilmesi, kabul edilebilecek bir durum olarak görülmüyor. Ama ABD’nin dayatmalarından rahatsız olan Avrupalı NATO üyelerinin, kendilerini Washington’ın askeri desteğine daha az muhtaç bırakacak politikaların arayışı içerisinde Rusya ile işbirliğini önemsedikleri görülüyor.

Örneğin Washington’ın PKK/YPG ve FETÖ konusundaki politikalarını kendisi için tehdit olarak gören Türkiye, bu konuda kendi kaygılarını daha çok anlayan Rusya ile iş birliğine yöneliyor. Aynı şekilde Amerikan Kongresi’nin silah satışı konusundaki sürekli engellemeleri, Türkiye’yi Rus S-400’lerini almaya sevk edebiliyor. Benzer şekilde, Trump’ın başkan olmasının ardından yaptığı baskılar yüzünden Transatlantik güvenlik ortaklığı konusunda endişeleri artan Almanya, Rusya ile işbirliği ve diyaloğu artırmaya yönelebiliyor.

NATO üyeleri arasındaki bu görüş ayrılıklarının son NATO zirvesinin sonuç bildirgesine nasıl yansıdığına bakıldığında, ABD’nin görüşlerinin ağır bastığı görülüyor. Dokuz maddeden oluşan metinde, NATO üyelerine yönelik tehditler sayılırken ismi geçen tek ülke Rusya oldu.

Siber saldırılar ve terör gibi tehditlerin yanında, “Rusya’nın agresif tutumunun Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturduğu” ifade edildi. Aynı şekilde “Rusya’nın Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği için risk oluşturan orta menzilli füzeler konuşlandırmasına karşı tedbir alındığının” altı çizildi.

Fakat belki Rusya ile işbirliğini önceleyen üyelerin etkisiyle, “Diyaloğa ve Moskova’nın tavrı izin verdiği ölçüde Rusya ile yapıcı bir ilişki kurmaya açık olmaya devam edileceği” de metinde yer aldı.

Türkiye dışındaki NATO üyelerinin de İttifak'ın diğer bazı üyelerine yönelik rahatsızlıkları var. Almanya ve Fransa’da birçok siyasetçi ABD’den gelen dayatmalara neden katlandıkları sorusunu sorarken, Doğu Avrupa ülkeleri bazı NATO üyelerinin Rusya karşısında kendileriyle yeterince dayanışma içerisinde olmadığından şikâyetçiler.

Buna karşılık NATO’nun Güney Avrupalı üyeleri, önemli bir güvenlik sorunu olarak gördükleri yasadışı göçün önlenmesi konusunda NATO’nun kendilerine destek vermediğini düşünüyorlar.

Yeni tehdit Çin mi?

Rusya’nın tehdit olarak zikredildiği NATO sonuç bildirgesinde Çin’e de yer ayrıldığı görüldü. Ancak Rusya’nın aksine Çin “tehdit” olarak tanımlanmadı, “Çin’in artan etkisinin doğurduğu zorluklara” değinildi. Genel Sekreter Jens Stoltenberg zirve sonuç bildirgesini açıklarken yaptığı açıklamada, Çin’in ilk defa bir NATO zirvesinde analiz edildiğini ve Çin’den kaynaklanan sorunları değerlendirildiğini ifade etti.

Stoltenberg teknolojik silahlara büyük yatırımlar yapan Çin’in silahsızlanma anlaşmalarına dahil edilmesinin önemli olduğunun da altını çizdi.

Sonuç bildirgesinde ABD’nin isteğiyle “5G de dahil olmak üzere iletişim güvenliğinin” vurgulanması, (Huawei firması çerçevesinde) 5G teknolojisi konusunda Çin’in üstünlüğü ve bu ülke firmalarının Batılı ülkelerin teknolojik altyapısının inşasında yer alıp almayacakları tartışmasına yeni bir boyut getirdi.

ABD bu konuyu önemli bir güvenlik sorunu olarak görüp Çin firmalarının ilgili ihalelerden dışlanması konusunda baskı yaparken, Almanya gibi ülkeler Washington’dan bu alanda gelen baskılardan rahatsızlar. Öyle görünüyor ki Çin’in NATO için bir tehdit olup olmadığı konusunda İttifak üyeleri arasında ciddi görüş ayrılıkları var.

Gücün temel göstergeleri açısından bakıldığında, Çin ile hesaplaşmayı öne çekmek ve bu konuda bütün NATO üyelerini arkasında görmek isteyen ABD’nin yanlış bir hesap yapmadığı söylenebilir. NATO sonuç bildirgesinde Rusya bir “tehdit”, Çin ise sadece bir “sorun” olarak tanımlansa da, gücün en önemli göstergeleri olan askeri harcamalar ve ekonomik kapasite açısından, Çin’in yakın ve orta vadede NATO için Rusya’dan daha büyük bir sorun haline gelebileceği açıkça görülüyor.

Askeri harcamada NATO açık ara önde

2018 rakamları açısından bakıldığında, Çin’in Rusya’dan dört kat daha fazla askeri harcama yaptığı ve sekiz kat daha fazla milli gelire sahip olduğu görülüyor. Çin 250 milyar dolarlık askeri harcaması ve 13,6 trilyon dolarlık GSYH ile halen NATO toplamının oldukça gerisinde olsa da, bu açılardan NATO’ya en yakın kapasiteye sahip ülke pozisyonunda.

Ayrıca Çin’in NATO üyeleriyle karşılaştırıldığında halen oldukça yüksek bir hızla büyüdüğü dikkate alınırsa, bu ülke ile NATO arasındaki farkın giderek kapandığı görülüyor.

Bunun yanında karar alma mekanizmaları açısından karşılaştırıldığında, hükümetler arası bir örgüt olan NATO’nun, oybirliği şartı nedeniyle karar alıp harekete geçmesinin, tek bir merkezden karar alan Çin’e göre çok daha zor olduğunu ifade etmek gerekir.

Nükleer güç açısından bakıldığında ise Çin’in sadece NATO’dan değil, Rusya’dan da geri bir güç olduğu görülüyor. Aynı şekilde enerji kaynakları açısından da Rusya’ya göre dezavantajlı bir Çin’den bahsetmek gerekir. Sahip olduğu zengin doğalgaz ve petrol rezervleri Rusya için ciddi bir güç kaynağıyken, Çin’in bu açılardan büyük ölçüde dışa bağımlı olması Pekin için önemli bir sorun. Fakat bu alanlardaki handikaplarına rağmen Çin’in her geçen gün artan ekonomik ve askeri kapasitesi, NATO’nun kendisini hazırlaması gereken bir meydan okumayı ortaya koyuyor.

Londra zirvesindeki gerginlikler, NATO’nun böyle bir meydan okumaya hazırlıklı olmadığını gösteriyor. Bazı ülkeler artık NATO’nun kendi güvenlik çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyorlar.

 PKK’nın Suriye kolu olduğu açıkça bilinmesine rağmen YPG’yi bir terör örgütü olarak kabul ettirme konusunda Türkiye’nin NATO müttefikleriyle yaşadığı zorluk bunun örneklerinden biri. Ankara genel olarak terörle mücadelesinde müttefikleri tarafından yalnız bırakıldığını, hatta bazı NATO üyelerinin Türkiye’nin güvenliğini hedef alan terör örgütlerine destek verdiğini düşünüyor.

Türkiye dışındaki NATO üyelerinin de İttifak'ın diğer bazı üyelerine yönelik rahatsızlıkları var. Almanya ve Fransa’da birçok siyasetçi ABD’den gelen dayatmalara neden katlandıkları sorusunu sorarken, Doğu Avrupa ülkeleri bazı NATO üyelerinin Rusya karşısında kendileriyle yeterince dayanışma içerisinde olmadığından şikâyetçiler. Buna karşılık NATO’nun Güney Avrupalı üyeleri, önemli bir güvenlik sorunu olarak gördükleri yasadışı göçün önlenmesi konusunda NATO’nun kendilerine destek vermediğini düşünüyorlar.

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında NATO’nun doğuya genişlemesine şahit olmuştuk. Şimdi Çin ve Rusya’nın bazı NATO üyeleriyle kurdukları yakın ilişkiler, NATO’nun geri çekilmesini konuşacağımız bir döneme girdiğimizin işaretçisi olabilir. Eğer NATO kendi içerisindeki güvensizlikleri sona erdirip Çin ve Rusya’dan gelen bu meydan okumalara doğru cevabı veremezse, bu sürecin sonunda NATO diye bir ittifak da kalmayabilir. Ama NATO’nun lider ülkeleri doğru politikaları geliştirebilirlerse, Çin’in yükselişi NATO’nun ömrünü de uzatabilir.

KANAL İSTANBUL İHALESİ: YA YABANCI FON YATIRIMI VEYA MİLLİ BÜTÇE

Kanal İstanbul projesiyle ilgili merak edilenleri cevaplayan Erdoğan, "Projenin tamamlanması nereden baksanız en az 6 - 7 yılı bulur" dedi.

Projenin tamamlanmasının yaklaşık 7 ila 8 seneyi bulacağını söyleyen Erdoğan, projeye karşı çıkan çevreler için de "onların bir dikili ağaçları yok. Böyle güzellikler olduğu zaman da dayanamıyorlar. Dayanamazlar. Dayansalar da dayanmasalar da biz inşallah burayı yapacağız" dedi.

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"3. Havalimanı'nı yaptık. Berlin Havalimanı 18 yıldır hala bitirilemedi. Berlin kendi içinde şu kavgayı yapıyor; 'Bunu Türk müteahhitlerine verin de onlar bitirsin. Bakın 5 senede, 6 senede dünyada ilk 3 sıraya giren bir havalimanını bitirdiler. Siz hala bitiremediniz.'

"Burası tabi çok farklı bir proje. Bu projeyi başlattığımız zaman attığımız adımlarda ilk önce dünyadaki bütün kanalları incelettik. Süveyş'i, Cebelitarık'ı vesaire hepsinin incelemelerini yaptırdık. Şimdi, Boğaz bizim için bir defa hukuki haklarımızı bile rahat kullanamadığımız bir hattı. Boğazda çevre noktasında her an her türlü sıkıntıyı yaşayabiliriz. Selimiye'nin önünde İndependenta tankeri olayını yaşadık. 7 ay, 8 ay o gemi orada yandı. Aynı şeyi zaman zaman yalılarımıza çarpan gemilerle yaşıyoruz.

"ÖYLE BİR KANAL YAPALIM Kİ TAMAMEN BİZİM KONTROLÜMÜZDE OLSUN"

Bizim boğazı bu tehlikelerden kurtarmamız lazım. Öyle bir kanal yapalım ki bizi bir defa birçok sıkıntılardan kurtardığı gibi, İstanbul'umuza yeni bir güzellik katsın, farklı bir güzellik katsın. Çevreci bir kanal olsun. Çevreci bir kanal olmanın ötesinde de burası bizim kontrolümüz altında olan bir kanal olsun. Bizi bağlayıcı herhangi bir şey burada söz konusu olmasın. Bu kanal, İstanbul'umuza ayrı bir güzellik katacaktır. Bunun için bu adımı attık.

Şu anda birilerini ciddi manada rahatsız ediyor. Neden rahatsız ediyor? Çünkü bunların bu ülkede bir dikili ağaçları bile yok. Böyle güzellikler olduğu zaman da dayanamıyorlar. Dayanamazlar. Dayansalar da dayanmasalar da biz inşallah burayı yapacağız. Eğer "yap işlet devret" yöntemiyle müşteri bulduk bulduk. Aksi takdirde biz burayı milli bütçemizle yapacağız.

Şu anda ihale hazırlıkları son safhada. Hemen ihaleyi yapıp adımı atacağız. Farklı ülkelerle görüşmeler var. Ona göre de adımı atacağız. İnşallah bu projenin rüya olmadığını göstereceğiz."

DEV PROJE KAÇ YILDA BİTECEK?

Konuşmasının bu kısmında projenin bitirilmesinin ne kadar süreceği sorusuna yanıt veren Erdoğan şu şekilde konuştu, "Nereden baksanız tabi ki en az bir 6 - 7 yılı bulur. Ama her şeyiyle çok çok farklı, müstesna güzelliklere sahip ve dünyada adından bahsettirecek olan bir proje. 42 kilometre Karadeniz'i Marmara'ya bağlayacak ve kısaltıyor tabi ki birçok şeyi de. Bu açıdan bir güzelliği de var."

TÜRKİYE, RUSYA’NIN S-35’İNİ DEĞERLENDİRİYOR

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir Rusya ve Türkiye arasında ikinci parti S-400'lerin satın alınması konusunda sözleşmenin Nisan'dan önce imzalanacağını düşündüğünü söyledi.

Demir ortak üretim ve teknoloji transferi konularında bir noktaya gelindiğini ve bu noktalarda anlaşma sağlandığı takdirde sözleşmeyi imzalayacaklarını kaydetti. Demir ayrıca Rus tarafının bir miktar Su-35 savaş uçağını satmayı teklif ettiğini ve bunu değerlendirdiklerini söyledi

HABLEMİTOĞLU SUIKASTININ KİLİT İSMİ YAKALANDI

18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı suikast sonucu yaşamını yitiren Necip Hablemitoğlu soruşturması kapsamında, katil zanlılarından olduğu değerlendirilen bir şüpheli Ukrayna’da yakalandı.

Hablemitoğlu suikastında kilit şüpheli yakalandı. Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda yüzbaşı rütbesiyle görev yaptığı sırada TSK’dan ihraç edilen N.G.B.’nin (45), titiz bir çalışmayla yürütülen Hablemitoğlu soruşturmasında HTS kayıtlarından tespit edildiği öğrenildi. Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Zafer Ergün’ün yakalama kararı ve Interpol’ün kırmızı bülten çıkartması sonrası Ukrayna güvenlik güçlerinin özel operasyonuyla 10 Temmuz’da gözaltına aldığı N.G.B.’nin iadesi için mahkeme süreci devam ediyor.

Şüpheli N.G.B. hakkında Ukrayna’da yaklaşık 3 ay süren tutukluluğunun ardından mahkemeden ev hapsi kararı verildi. N.G.B’nin Türkiye’ye iade edilmesi için Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın en üst seviyede devrede olduğu öğrenildi. Hablemitoğlu’nun suikast şüphelisinin Ukrayna’dan iade edilmesi sonrası, 17 yıldır karanlıkta kalan cinayetin tüm şüphelilerine ulaşılması bekleniyor.

Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, 17 yıl önce evinin önünde uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirmişti. Soğukkanlı şekilde işlendiği tespit edilen cinayetle ilgili yapılan soruşturmalar ilerleyememiş, dosya rafa kaldırılmıştı. FETÖ çatı iddianamesine de giren Hablemitoğlu suikastı soruşturmasının, örgüt üyesi polisler tarafından bilinçli olarak karartıldığı tespitleri yapılmıştı. Soruşturma Ankara Başsavcılığı tarafından kurulan özel ekiple yeniden başlatılmıştı. Hablemitoğlu'nun ölümünden önceki 6 ay boyunca katil ya da katilleri tarafından takip edilmiş olabileceği değerlendirilerek, suikasttan önce gittiği her adresteki baz istasyonlarından alınan kayıtlar, numaralar ve sahipleri tespit edildi. Olay anında ve yerinde baz kayıtları olan telefonların kim ya da kimlerin olduğu belirlendi. İşte bu çalışmada TSK’dan ihraç edilmiş eski asker N.G.B’nin ismi belirlendi.

ÖZEL OPERASYONLA GÖZALTI

Hablemitoğlu suikastının şüphelisi N.G.B, Ukrayna’nın başkenti Kiev’in merkezinde bir Türk restoranına Ukrayna güvenlik güçlerince düzenlenen özel operasyonda gözaltına alındı. N.G.B., Ukrayna’da çıkarıldığı ilk mahkemede uluslararası adli yardım ve ev hapsi talep etti. Ancak bu talepleri reddedilen N.G.B.’nin avukatları karara itiraz ederek, temyiz başvurusunda bulundu. Kiev Temyiz Mahkemesi’nde 31 Temmuz’da görülen ilk duruşma N.G.B.’nin avukatları ve tercüman, 8 Ağustos’taki ikinci duruşma da ise savcı gelmediği için ertelendi.

İlerleyen süreçte Ukrayna mahkemesi, yaklaşık 3 ay cezaevinde kalan N.G.B.’nin tutukluluğunu, N.G.B.’nin avukatlarının talebi üzerine ev hapsine çevirdi. Ancak Kiev Savcılığı’nın başvurusu üzerine 2 aydır ev hapsinde bulunan şüpheli N.G.B.’nin yeniden tutuklanması talebiyle dava açıldı. Ancak davanın Kasım ve Aralık aylarındaki duruşmaları, dava dosyası mahkemeye ulaştırılamadığı gerekçesiyle ertelendi. Mahkeme dava dosyasının gönderilmesi için bir sonraki duruşma tarihini 10 Ocak 2020 olarak belirlendi. Böylece 5 aylık süreçte 10’a yakın duruşmanın çoğu çeşitli gerekçelerle ertelenmiş oldu.

SİYASİ SIĞINMA TALEP ETTİ

Öte yandan N.G.B., Türkiye’ye iade edilmemek için Ukrayna’dan siyasi sığınma talebinde bulundu. N.G.B.’nin hakkında çıkan haberleri de Ukrayna basınından kaldırttığı öğrenildi.

''SAUNA DAVASI''NIN SANIKLARINDAN

Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda yüzbaşı rütbesiyle görev yaparken ihraç edildiği öğrenilen N.G.B. ismi, kamuoyunda ''sauna çetesi davası'' olarak bilinen davada da geçiyor. N.G.B., ayrıca Şanlıurfa Akçakale’de soğan kamuflajlı bir TIR’ın içinde patlayıcı madde yakalanması olayının soruşturulduğu davanın da sanıklarındandı.

ÇELİŞKİLİ İFADELER

DHA muhabirine bilgi veren Ukrayna savcısı, zanlının Kiev’de görülen ilk duruşmada yaptığı savunmada, kendine yöneltilen suçlamalarda FETÖ’nün rolü olduğu iddiasında bulunduğunu söyledi. Savcı, ayrıca, N.G.B.’nin eskiden askeri operasyonlara katıldığını ve ''Türkiye’de devlet yetkilileri ile yakın ilişkileri olduğunu'' iddia ettiğini aktardı.

Kiev Temyiz Mahkemesi’nde görülen duruşmada, Türkiye’de 14 sene Özel Kuvvetler Komutanlığ’nda tim komutanı olarak görev yaptığını belirten N.G.B., “Türkiye’de terör operasyonlarına katıldım. PKK’nın ilk 10 hedefindeyim” dedi. N.G.B.’nin Ukraynalı avukatı ise, müvekkilinin Türkiye’ye iade edilmesi halinde ‘öldürülme riski’ bulunduğunu ileri sürdü.

''KOMUTAN'' LAKABIYLA TANINIYOR

Yaklaşık beş yıldır Ukrayna’da yaşayan N.G.B., Kiev’in merkezinde ortağı olduğu belirtilen ünlü Türk restoranında gözaltına alındı. Ukrayna vatandaşı ile evli olan ve bir çocuğu olan N.G.B.’nin, Ukrayna’da daimi oturum izni bulunduğu ve çevresinde ''komutan'' lakabıyla tanındığı öğrenildi.

NECİP HABLEMİTOĞLU KİMDİR?

Necip Hablemitoğlu, Ankara Üniversitesi’nde akademisyenken, Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalarıyla tanınıyordu.

Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve Türk şehitlikleri konularında alan çalışmaları yürüten ve bu konularda çeşitli projelerde aktif rol alan Hablemitoğlu’nun ismi 1990’ların sonunda, Alman vakıfları ve devletteki Fethullahçı yapılanmaya yönelik araştırmaları ile gündeme gelmişti.

18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayata gözlerini kapatan Hablemitoğlu’nun, ölümünden önce Fethullahçı örgüt ile ilgili bir çalışma yaptığı ortaya çıkmıştı.

Daha sonra ailesi tarafından “Köstebek” ismiyle yayımlanan kitapta, Fethullahçıların devlet içerisine nasıl sızdıkları ve askeri darbe dahil olmak üzere devleti ele geçirme planı yaptıkları en ince detayına kadar anlatılıyordu.

BAKÜ-TİFLİS-KARS DEMİRYOLU BİR VİZYON PROJESİ

Türkiye’den Rusya’ya yaş meyve-sebze taşımacılığı yapan Azeri KDY Lojistik’in Yönetim Kurulu Başkanı Galip Mammadov, Bakü-Tiflis-Kars Hattının, Rusya’nın Astrahan kentini lojistik merkezi haline getirdiğini söyledi.

Merkezi Bakü’de bulunan lojistik şirketi, BTK Hattı devreye girdikten sonra hem kapasitesini arttırdı hem de ulaşım sürelerini önemli ölçüde kısalttı.

“Kapasite 1 milyon tona çıkabilir”

Astrahan Bölge Valisi İgor Babuşkin tarafından kabul edilen Mammadov, yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Türkiye, Rusya ile İran arasında demiryolu ile doğrudan karşılıklı taşımacılık yaptıklarını anlatan Mammadov, Bakü-Tiflis-Kars Hattı açıldıktan sonra kapasitelerini iki katına çıkardıklarını söyledi. Şu anda Özbekistan’la da yoğun temas halinde olduklarını aktaran Mammadov, lojistik üslerinin bulunduğu Astrahan’da kargo hacimlerini bir milyon tona çıkarmayı hedeflediklerini vurguladı.

Astrahan Valisi İgor Babuşkin de bu projenin Astrahan bölgesinin kalkınmasına katkıda bulunacağına işaret etti. Bakü-Tiflis-Kars Hattının, Kuzey Güney Uluslararası Taşımacılık Koridorunun önemli bir unsuru olduğunu hatırlatan Babuşkin, Rusya Devlet Başkanı Putin’in de bu koridora büyük önem verdiğini belirtti. KDY Lojistik Başkanı Galip Mammadov da, “Sebze ve meyvenin 4-5 günde Mersin’den Astrahan’a ulaşması, Azerbaycan ile Türkiye Devlet Demir Yollarının vizyon projesi olan Bakü-Tiflis-Kars Hattının devreye girmesi sayesinde gerçekleşti” diye konuştu.

DÜNYA’DA HANGI ÜLKELERİ KADIN LİDERLER YÖNETİYOR?

Dünyada kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilk ülke Yeni Zelanda (1893) ile bu unvanı Avrupa'da elinde bulunduran Finlandiya (1906) kadın liderler tarafından yönetiliyor.

Dünya genelinde sadece 21 ülkede hükümet ya da devlet başkanlığı koltuğunda kadınlar oturuyor. Bunlardan 11'i Avrupa ülkelerinde. Asya kıtasında 4 ülke kadınlar tarafından yönetilirken, Afrika, Okyanusya ve Karayipler'de ikişer devlet, kadın lidere sahip.

Avrupa'nın Kadın Liderleri

En son Finlandiya'dan 34 yaşındaki Başbakan Sanna Marin'in listeye eklendiği Avrupa'da kadınlar tarafından yönetilen diğer ülkeler şu şekilde:

  • Almanya: Angela Merkel
  • Sırbistan: Ana Brnabic
  • Belçika: Sophie Wilmes
  • Danimarka: Mette Frederiksen
  • İzlanda: Katrin Jacobsdottir
  • Norveç: Erna Solberg
  • Slovakya: Zuzana Kaputova
  • Estonya: Kertsi Kaljulaid
  • Hırvatistan: Kolinda Grabar-Kitarovic
  • Gürcistan: Salome Zurabishvili

Asya ülkelerinin kadın liderleri

  • Singapur: Halimah Yacob
  • Nepal: Bidhya Devi Bhandari
  • Bangladeş: Sheikh Hasina Wajed

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ KADINLARI

Forbes’in her yıl açıkladığı dünyanın en güçlü kadınları listesinde 73'üncü sırada Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı yer aldı

Forbes’un geleneksel Dünyanın En Güçlü 100 Kadını listesi, yine manşetleri süsledi. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in üst üste dokuzuncu kez ilk sırada yer alması dikkat çekti. Dünyanın en güçlü kadını unvanını yıllardır taşıyan Merkel ayrıca Forbes listesinin 16 yıllık tarihinde tam 14 kez yer alarak da kayıtlara geçti

Ekim ayında Avrupa Merkez Bankası Başkanı olan Christine Lagarde ise 2019’da bir sıra atlayarak ikinciliğe yükseldi.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi üçüncü .

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen ise dördüncü

General Motors CEO’su Mary Barra beşinci,

İlk 10’da yer alan diğer isimler ise sırasıyla; Melinda Gates, Abigail Johnson, Ana Patricia Botín, Ginny Rometty ve Marillyn Hewson oldu. 2019 listesinde altı kategoriden kadın isimlere yer verilirken bunlar; işletme (31), teknoloji (17), finans (12), medya ve eğlence (14), politika (22) ve hayırseverlik (4) olarak belirtildi.

Birlikte 2.3 trilyon dolardan fazla geliri kontrol altında tuttukları ya da etkiledikleri ve yaklaşık 6.5 milyon çalışanı yönettikleri aktarıldı. Genelde olduğu gibi her kategorideki kadınların sıralamasını belirlemek için Forbes, para, medya, etki ve etki alanları olmak üzere dört ölçüt uyguladı.

Listeye Türkiye’den tek bir kadın girebilirken o da 73. sırada yer alan Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı oldu.

Forbes’un başkan yardımcısı ve ForbesWomen’ın başkanı olan Moira Forbes, listenin kadınların son on yılda geleneksel cinsiyet klişelerini geliştirmek için yaptıkları etkileyici adımların altını çizdiğini aktardı.“Bu yılki Dünya’nın En Güçlü Kadın Listesi, yenilikçilerden ve teşvik edicilerden oluşan bir koleksiyon. Mevcut on yılın sonuna yaklaşırken, 2019 isimlerimiz bize kadınlar tarafından atılan büyük adımları ve önümüzdeki 10 yılda tanımlayacakları büyük fırsatları hatırlatıyor.” dedi.

TÜRKİYE’DEN KAÇIRILAN İSLAM HAZİNESİ DANİMARKA’DA

Danimarka'nın başkenti Kopenhag'taki David Koleksiyonu, Avrupa'daki önemli İslam eserlerine ev sahipliği yapıyor.İslamın doğuşundan 19. yüzyıla zengin sanat koleksiyonunu barındıran müzede, Türkiye'den kaçırılan ve Ankara'nın resmen iadesini istediği eserler dikkat çekiyor.

Onlar arasında Diyarbakır Sfenks Figürü, Akşehir Seydi Mahmud Hayrani Türbesi'ne ait sanduka, Hacı Bayram Veli Türbesi şamdanı da var.

Osmanlı İmparatorluğu fermanı, el yazmaları, seramik, minyatürlerin bulunduğu serginin en ilgi çeken bölümü, İslam-Türk-Arap coğrafyasında o dönemin liderleri adına basılmış madeni paralar koleksiyonu.

Selahaddin Eyyubi'den Fatih Sultan Mehmed'e, Gazneli Mahmud'tan Selçuklu hükümdarı Alparslan'a, Şah İsmail'den Memlük Sultanı Baybars dönemine kadar kullanılmış paraları görmek mümkün.

David Koleksiyonu: Yunan ressam Konstantin Kapidagli'nin II. Murat portresi (19.yy ilk çeyreği) Bahtiyar Küçük, Kopenhag, Danimarka

David Koleksiyonu'nda dikkat çeken eserler

Müze ahşap eserler, seramik ve cam, maden sanatı, etnografya, taş sanatı, halı, el yazmaları, minyatür ve hat sanatı bölümlerinden oluşuyor.

İslam eserleri bölümü girişinde Müslümanların kıblesi Kâbe’nin 1880'lerde Hollandalı Snouck Hurgronje'nin çektiği fotoğraf yer alıyor.

David Koleksiyonu: Kâbe'nin 1880'lerde Hollandalı Snouck Hurgronje tarafından çekilen fotoğrafı Bahtiyar Küçük, Danimarka

Osmanlı İmparatorluğu, Selçuklular, Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Safeviler gibi bir döneme damga vuran devletlerin liderlerine ait zengin madeni para koleksiyonu dikkat çekiyor.

David Koleksiyonu'nda yer alan Osmanlı padişahı III. Selim dönemi madeni parası Bahtiyar Küçük, Kopenhag, Danimarka

Onlar arasında Emeviler'in kurucusu Muaviye, Selçuklu sultanları Tuğrul Bey, Alparslan, Melikşah, Kılıçarslan, Alaaddin Keykubat, Gıyaseddin Keyhüsrev, Abbasi halifesi Mansur, Fatimiler'in kurucusu Abdullah El Mehdi, Türk tarihinde ilk sultan unvanını alan Gazneli Mahmut, Eyyubi hanedanının kurucusu Selahaddin Eyyubi, Harzemşah hükümdarı Alaaddin Muhammed, Sadi hanedanı sultanı Ahmed el-Mansur, Aleviyye hükümdarı Mevlay İsmail, Safevilerin kurucusu Şah İsmail, Artuklu sultanları Necmeddin Alp, Yuluk Arslan, Osmanlı padişahları Orhan Gazi, I. Murat, I. Beyazıt, I. Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazıd, I. Selim. II. Süleyman, II. Selim, IV. Murat, III. Ahmet var.

David Samling Müzesi

Yahudi asıllı iş adamı ve sanat koleksiyoncusu Christian Ludvig David'in (1878-1960) bir dönem yaşadığı evi 1945'te müzeye dönüştürdü.

David Koleksiyonu: Osmanlı padişahı 2. Selim'in mührünün bulunduğu ferman Bahtiyar Küçük, Kopenhag

David Samling Müzesi, İskandinavya’nın en büyük İslam eserleri koleksiyonu olarak nitelendiriliyor.

Koleksiyon 1960 yılında ölen David'in kurduğu vakıf tarafından muhafaza ediliyor.

2005 ve 2009'da restorasyondan geçen 'hazine sandığı', “Danimarka’da en seçkin müze” olarak tanımlanıyor.

Evin her odasının kapısını açtığınızda zengin İslam eserleriyle karşılaşıyorsunuz.

Ücretsiz ziyaret edilebilen müzede konuklara verilen tabletlerle bütün eserlerin izini sürebilirsiniz.

Müzede ayrıca Danimarka Altın Çağı ve erken modern sanat Avrupa sanatından koleksiyona da ev sahipliği yapıyor.

Türkiye hangi eserlerin iadesini istedi?

Avrupa'da sergilenen İslam coğrafyası eserleri ana vatanlarından 'kaçırıldığı' iddiasıyla uzun yıllar tartışma konusu oldu.

David Koleksiyonu da yıllar geçtikçe azaldı. Bunun sebebi eserlerin diğer müzelere ve şahıslara satılması. Müzede Türkiye'den çıkarılmış çok sayıda değerli eser bulunuyor.

Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı, bugün David Koleksiyonu'nda bulunan 7 eserin iadesini istiyor. Onlar, "Diyarbakır Sfenks Figürü, Akşehir Seydi Mahmud Hayrani Türbesi'ne ait sanduka, Cizre Ulu Camii'ne ait kapı tokmağı, Nuruosmaniye Kütüphanesi'ne ait Kur'an-ı Kerim yaprakları, Hacı Bayram Veli Türbesi şamdanı, Eşrefoğlu Camii halısı.

Ancak David Samling Müzesi, eserleri iade etmeyeceği yönündeki görüşünü bakanlığa iletmişti.

Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nden çalınan ahşap kapı panoları, 1999 yılında David Koleksiyonu tarafından Türkiye'ye iade edilmişti. 

Ankara ayrıca Fransa'dan I. Mahmut Kütüphanesi, Sultan III. Murad Türbesi ve II. Selim Türbesi Çinileri'ni istiyor.

Yurt dışında kaçırılan Türk eserleri

Kültür ve Turizm Bakanlığı 17 farklı ülkedeki ve 55 parça eserin Türkiye'ye iade edilmesini istiyor.

Ayrıca Rusya, İngiltere, İsrail, İrlanda Cumhuriyeti, İskoçya, İtalya, Macaristan, Moldova, Polonya, Portekiz'den eserlerin geri gönderilmesi için talepte bulunuldu.

İade süreci nasıl işliyor?

Araştırmalar sonucunda, Türkiye topraklarından çıkarıldığı saptanan eserler için ülkelere ve eserlerin sergilendiği kuruluşlara, yazışma ve görüşmeler yoluyla iade talepleri iletiliyor.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na göre, devlet malı niteliğindeki eserlerin çalınması durumunda durum Interpol Çalıntı Sanat Eserleri bölümüne kaydettiriliyor.

Kaçak kazılarda bulunan eserlerin yurt dışına çıkarılması durumunda hazırlana akademik raporlarla ilgili kuruma başvurularak iade görüşmeleri yürütülüyor.

Eseri elinde bulunduran kişi ya da kurum iadeye yanaşmazsa dava yolu seçiliyor.

Türkiye'ye iade edilen tarihi eserler

Türkiye'den kaçırılan eserler özellikle 1980'li yıllardan sonra geri getirildi. Onlar arasında Herakles lahidi, Afrodisias eserleri, Elmalı sikkeleri, Boğazköy tabletleri, Marsyas Heykeli, Eşrefoğlu Camii ana giriş kapısı süsleme panoları var.

1960’ta ABD’ye kaçırılan ‘Kanatlı Denizatı Broşu’ 2013 yılında yurda getirildi. İngiltere 2002'de Dionissos Heykeli'ni geri gönderdi

POSTA’DAN HÜRRİYET’E GEÇTİ

Posta Gazetesi köşe yazarı Nedim Şener, 9 yıldır yazdığı Posta'ya veda etti. Şener, okurlarına artık Hürriyet Gazetesi'nden sesleneceğini duyurdu.

Gazete Tirajları

           GEÇEN HAFTA-BU HAFTA   

1  SÖZCÜ     243194  242200             

2  SABAH     243790  242191              

3  HÜRRİYET 211685 213484           

4  POSTA     160295  160348            

5  MİLLİYET  125609  125515           

6  TAKVİM    103375  103996          

7  GÜNEŞ     102220    102140                                         

8  Y. ŞAFAK   101948   101799          

9  AKŞAM 101434  101436 

10 STAR     100479  100379 

11 FOTOMAÇ  66292    66202   

12 FANATİK    65391    65562   

13 KORKUSUZ 56439    56614   

14 Y. AKİT  56462    56491   

15 YENİ ASIR  50646    50784   

16 YENİÇAĞ    50430    50451   

17 MİLAT        50208    50169   

18 DİRİLİŞ POSTASI 33292    33248   

19 YENİ BİRLİK  32154    32542   

20 CUMHURİYET 30362    29579   

21 MİLLİ GAZETE 21286    21137   

22 AYDINLIK       14373    14325   

23 DOĞRU HABER 13056    13028   

24 TÜRKGÜN        12644    12540   

25 KARAR      10706  10664   

26 ŞOK       7131   6985     

27 BİRGÜN      6584   6546     

28 YENİ MESAJ  4886  4865     

29 G.EVRENSEL 4589   4464     

30 DÜNYA        3101   3056     

31 YENİ YAŞAM 2326   2505     

32 BİR YOL        444    368       

TOPLAM      2.085.414 - 2.083.729