Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Anasayfa >> Haftanın Değerlendirmeleri >> Genel Haftalık Değerlendirme

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (16-22 Aralık 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
23 Aralık 2019 17:00

KANAL İSTANBUL DÜNYA SAHNESİNDE

Cumhurbaşkanı Erdoğan:  “Kanal İstanbul’u Yapacağız…”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na: "Kanal İstanbul diyoruz o da çıkıp yapamayacaksınız diyor. Sen ne yaparsan yap biz onu yapacağız. Bir taraftan da müteahhitleri tehdit ediyor. Bir defa devletin ne olduğundan bihaber bir zat. Ne demek yahu. Sen gelemeyeceksin o ayrı bir konu da devletlerde devamlılık esastır."

Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklendiği açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"Kanal İstanbul Çevre Güzelliğine Sahip Çıkacak"

İçeride dışarıda özellikle de şuanda içeride ana muhalefetin başındaki zat biz Kanal İstanbul diyoruz o da çıkıp yapamayacaksınız diyor. Sen ne yaparsan yap biz onu yapacağız. Bir taraftan da müteahhitleri tehdit ediyor. Bir defa devletin ne olduğundan bihaber bir zat. Ne demek yahu. Sen gelemeyeceksin o ayrı bir konu da devletlerde devamlılık esastır. Bakınız bu ülkede nasıl bir siyasetçi var bunu bilin, bu bir de ana muhalefetin başında. İnşallah biz önümüzdeki haftalarda ihaleyi yapıyor, çalışmalara başlıyoruz. Çevreci özelliği var, Kanal İstanbul’un özellikle Türkiye’ye kazandıracağı haklar var. Hatırlayın bir İndependent olayını, o tanker 7 ayı aşkın bir zaman yandı. Hiçbir şey yapamadık. O çok büyük bir tehlikeydi. Aynı şekilde Boğaz’da kaç kez yalılara kuru yük gemileri çarpmıştır. Bu çevreye tehdittir. Kanal İstanbul ile bu tehditler yok seviyesine geleceği gibi bir de ülkemize ciddi manada bir getirisi olacaktır. Bir de Karadeniz’den Marmara’ya iniş, bir de çevre güzelliğine de Kanal İstanbul sahip çıkacaktır.

“Muhalefet Lime Lime Döküldü”

Araştırma geliştirme harcamamızın GSYH tarihimizde ilk kez yüzde 1’i aştı. Enflasyon bu sene yarı yarıya geriledi. Son açıklanan verilerle istihdam cephesinden de olumlu haberler geldi. Mevsim etkilerinden arındırılmış olarak baktığımızda son 4 ayda 212 bin kişi arttı. İşsizlik oranı son iki ayda geriledi. İnşallah önümüzdeki aylarda daha iyi rakamlarla karşılaşacağız. Meclis’te dün kabul edilen 2020 bütçesi bu bakımdan yeni bir dönemin özellikle müjdecisidir. Çok enteresan bir durum var; bakıyorsunuz bir tarafta iktidarı yerden yere vurmaya çalışan var öbür tarafta Genel Kurul’da oylama yapılıyor, kimse yok. Muhalefet lime lime dökülmüştür. Bu vesileyle emeği olan tüm bakan arkadaşlarımıza, emeği geçen tüm arkadaşlarımıza ve sonuna kadar bu işi bu yarışı sürdüren tüm grup başkanvekili ve yardımcılarına teşekkür ediyorum. Bununla birlikte elbette hâlâ çözülmesi gereken sorunlar bulunuyor. Bunların hepsinin programını yaptık, birer birer hayata geçireceğiz.

“Siz Kimden Yanasınız?”

Milletler tarihlerinde çok ender rastlanabilecek bir mücadele dönümünden geçiyor. Ekonomimize, güvenliğimize, beraberliğimize kasteden saldırıların biri bitmeden diğeri başlıyor. İşte Cenevre ardından Malezya, 17 anlaşma imzaladık Malezya’da. İnşallah bu atılan imzalar Türkiye’nin sadece bölgesinde değil, uluslararası camialarda da nerelere geleceğini gösterecek. Bundan birileri rahatsız oluyor, gel geç, bir de bakıyoruz ana muhalefeti de rahatsız oluyor. Yahu siz kimden yanasınız? Yürüttüğümüz mücadelede diğer ülkelerden neredeyse hiç destek alamıyoruz ama milletimiz bize yeter. Dosyalarımızın duası sayesinde yola devam ediyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu: “Yapamayacaksınız”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sırf ekonomi konuşulmasın, vatandaşın sorunları tartışılmasın diye "Kanal İstanbul" diye tutturduğunu söyledi.

 Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:

"Paran var mı kardeşim yap bakalım, nerede bunun ÇED raporu? Nerede kamu kuruluşlarının bu konudaki görüşleri? Birileri kalkıp da öyle köprü gibi, yol gibi, 'Siyasal iktidardan garantileri alıp ben Kanal İstanbul'u yapacağım, buradan garantileri de aldım, ileride de haklarımı ararım, gelen iktidar da bana bir şey yapamaz' demesin. Bugünden herkesi uyarırım. Özellikle o işe soyunacakları uyarırım, iktidara geldiğimizde kesinlikle parasını vermeyeceğiz, kesinlikle.."

Bu projenin güvenlikle, dış politika ile Montreux antlaşması ile bağlantısı olduğunu ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Ne dersen de sen bunu yapamazsın. Siyasi ömrü de yetmeyecek zaten. İlk seçimde gidecek’’

Kanal İstanbul

(Güneri Cıvaoğlu yazısı-Milliyet Gazetesi)

Gündemde “Kanal İstanbul” tartışması... Türkiye’nin siyaset tarihinde “hayır” tavırlarına ve sonrasında “mahcubiyete” örnek çoktur.

Renkli televizyona geçiş tartışmalarını hatırlayın. İstanbul Boğazı’nda birinci köprü tartışmalarını da...“Köprü, İstanbul’a değil, Zap Suyu’na yapılsın” itirazları yankılanıyordu. İkinci köprü için de “Birincisi yeter. Ne gereği var ikincisine?” deniyordu.

Ama... Üçüncüsü de yapıldı.

İzmir, İstanbul kara yolculuğunu 3 saate indiren Osmangazi Köprüsü ve Otoyolu için tartışmalar hâlâ sürüyor. Gerçi...

Finansman koşulları daha rasyonel olabilirdi ama bu, köprünün ve otoyolun gerekliliğini ve önemini görmezden gelmek nedeni olamaz.

......................

Kanal İstanbul için “karşı tavırlar” da bu sıraladığım örnekler grubu içinde mi görülmeli?

......................

İtirazların “çevre duyarlığı” gibi yaklaşımlara hangi açıklamalar getireceğini göreceğiz.

Çevre Bakanlığı Raporu görüldükten ve incelendikten sonra daha sağlıklı bir forum zemini oluşacak. Gerçekten bilimsel verilere ihtiyaç var.

Karakuşi söylemler artı ve eksileri havada bırakıyor.

Oşinografi biliminden tutunuz, deprem teorilerine, jeofiziğe uzanan çeşitli bilim ve disiplinlerin konusu.

.......................

“İstanbul’un su ihtiyacı için risk oluşturur mu?” sorusu da bir başka boyut.

Hatta tarihi bir derinliği de olan bir kara mizahı da var.

Şöyle ki...

Kemerburgaz’dan su kemerleriyle kente su taşıma projesi Mimar Sinan’a verilmişti. Sinan çalışmalarını yürütürken bir gün karşısında Kanuni Sultan Süleyman’ı bulur.

Kanuni’yi çevresinden “İstanbul’a bu kadar su gelirse, Anadolu’dan, Trakya’dan çok sayıda göç alırız. Böyle büyük ve ani nüfus artışını nasıl doyururuz, nasıl sağlık hizmeti verilir, nasıl barındırırız?” diye doldurmuşlardır.

Kanuni de kemerlere gelerek suyun kontrollü verilip verilemeyeceğini, inşaatı yapılmakta olan bentleri görmek istemiştir.

Mimar Sinan, gerekli bilgiyi sunar, Sultan’ı tatmin eder.

İnşaata devam kararını elde eder.      

Kanal İstanbul için de “Hem su sorunu hem de en az iki milyon nüfus artışına neden olacak?” eleştirileri kaç yüzyıl öncesinde de aynı konuşmaların yapıldığını hatırlatıyor.

........................

Ancak...

Bunların ötesinde daha ciddiye alınması gereken düşünceler var. Ve...

Bu ülkenin en entelektüel komutanlarından biri olan ve Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığı yapmış bulunan İlker Başbuğ’un dile getirdiği düşüncenin dikkate alınmasında fayda var.

“Kanal İstanbul’un Boğazların statüsünü düzenleyen Montrö Anlaşması’nın uluslararası tartışamaya açılması, hatta hükümsüz hale gelme tehlikesi” olabileceği başlıklı bir dosya niteliğinde ifade ettiği şeyler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Kanal İstanbul’un Sevr Anlaşması’na ters köşe yapacağını” söyledi. Bütün bunlar çok ciddi ve gerçekten “beka” algısı üretmekte.

Böylesine önemli bir konuyu -sadece şehircilik boyutunda görerek- “Referanduma sunulsun, halk karar versin” formülüyle çözüme kavuşturmak çabası ise hatalı olur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “kararlı...” Ancak...

Bu sakıncaları öngörerek uluslararası hukukun ve Montrö Anlaşması için doğabilecek sakıncaların giderileceği önlemlerle donatılmış bir büyük ve güvenli çerçeve oluşturulmalı.

Mühendislik projesinin siyasi ve uluslararası hukuk altyapısı da hayati önemde.

“Her büyük projeye HAYIR tavır geleneğini sürdürenleri” koyun bir kenara. Ama...

Uluslararası hukuk ve Türkiye güvenliğinin kilit taşlarından biri olan Montrö bağlamında iyi niyetli ve yapıcı uyarıların, bu büyük ve tarihi projenin geleceği ve çok daha güvenilir hukuk, siyaset ve dış politika ekosistemiyle bütünleşmesine katkısı olabilir.

Kanal İstanbul ÇED Raporu

Kanal İstanbul projesine ilişkin Çevresel Etki Değerlendirme Raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca uygun bulunarak kabul edildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, "İstanbul ili Küçükçekmece, Avcılar, Arnavutköy, Başakşehir ilçesine Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan Kanal İstanbul (Kıyı Yapıları [Yat Limanları, Konteyner Limanları ve Lojistik Merkezler], Denizden Alan Kazanımı, Dip Taraması, Beton Santralleri Dâhil) projesi ile ilgili olarak hazırlanan son şekli verilen ÇED raporu, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonunca yeterli bulunmuş olup, nihai kabul edilmiştir" denildi.

Açıklamada ayrıca, "Komisyonun sonuçlandırdığı ÇED raporu halkın görüş ve önerilerini almak üzere Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde ve Bakanlıkta 10 gün görüşe açılır. Bakanlıkça projeyle ilgili karar alma sürecinde bu görüşler de dikkate alınır. Bakanlık halktan gelen görüşler ışığında rapor içeriğinde gerekli eksikliklerin tamamlanmasını, ek çalışmalar yapılmasını ya da İnceleme Değerlendirme Komisyonunun yeniden toplanmasını isteyebilir. Nihai olarak kabul edilen ÇED raporu 10 gün halkın görüşüne açılmış olup, görüş ve öneriler için bu süreç içerisinde İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na müracaat edebilir" ifadelerine yer verildi.

DOĞU AKDENİZ’DE TÜRKİYE-RUSYA MOMENTİMU

(Bercan Tutar. Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü)

Başkan Erdoğan'ın ifadesiyle Akdeniz'deki jeo-politik iklimi kökten değiştiren Libya mutabakatı, Türkiye’ye dayatılmaya çalışılan yeni Sevr'i her açıdan ters yüz etti.
Türkiye'nin denklemleri değiştirmesinden sonra küresel siyasetin ana gündemi haline gelen Doğu Akdeniz’de ABD, İtalya, Fransa, Rusya ve Almanya'dan peş peşe esnek açıklamalar gelmeye başladı.
Daha önce tehditler savuran Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, BAE, ABD ve AB'den oluşan koro şimdi siyasi çözüm sakızını ağzına almaya başladı.
Sadece dünkü açıklamaları kısaca hatırlatmak bile ufuk açıcı...
ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, Rusya'nın Libya’daki çatışmalara dâhil olmasının ardından sivil can kayıplarının arttığını ve bölgesel gerilimi tırmandırdığını söylerken İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio Libya krizine diplomatik bir çözüm bulmak için çalışmaya hazır olduklarını dile getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Libya krizine ilişkin Almanya Şansölyesi Angela Merkel'den sonra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile de telefon görüşmesi yaparak yine siyasi çözüme vurgu yaptı.

***

Burada gözler özellikle Rusya ve Türkiye'ye çevrilmiş durumda. Suriye'de tarihi adımlar atarak enerjiden nükleer santrale, güvenlikten teknolojiye kadar birçok alanda stratejik ortaklıklar kuran iki aktörün Libya'da karşı karşıya gelmesi dikkat çekiyor.
Kaddafi rejimine karşı 17 Şubat 2011'de yapılan devrimin ardından istikrarın sağlanamadığı Libya'da, Mayıs 2014'te emekli General Halife Hafter'in Zintan merkezli milis gruplarla başlattığı darbe girişimi devam ediyor. Hafter'in dış destekli saldırıları ülkeyi iç savaşa sürüklemişti.
Beşinci yılını geride bırakan iç savaşta son olarak 12 Aralık'ta yine Trablus'a saldırıp meşru hükümeti devirmeye çalışan Hafter güçlerine Rus paralı askerleri de yardım ediyor.
Ancak Libya'da Rusya ve Türkiye'nin esnek rekabeti Suriye'dekine benzer bir uzlaşıyla sonuçlanacak.
Nitekim Sayın Erdoğan Malezya'ya giderken yaptığı açıklamada, Türk heyetinin Moskova'ya giderek Libya konusunda görüşmeler yapacağını söyledi.
Kremlin de önceki gün Libya konusunun iki ülke arasında sık sık gündeme geldiğini teyit etti. Dolayısıyla Putin'in 8 Ocak'taki Türkiye ziyareti öncesi büyük ihtimalle bir çözüm bulunacak.
Siyasi çözümden yana olan Türkiye ve Rusya, Berlin'de yeni yılın ilk ayında yapılacakolan devlet ve hükümet başkanları seviyesindeki Libya zirvesine Cezayir, Tunus ve Katar'ında katılmasını istiyor.

***

En nihayetinde Libya ve Doğu Akdeniz'de de Rusya-Türkiye momentumu yeniden sağlanacak. Burada momentum ilk olarakbilardoda olduğu gibi iki topun/gücün çarpışmasını akıllara getiriyor hemen.
Ne var ki jeo-politikada momentum, çarpışma dışında çetrefil sorunlara rağmen iki güç arasındaki 'başarılı gidişat, istikrarlıivme, manevra kabiliyeti ve esnek rekabet'anlamlarına da geliyor.
Bu bağlamda Rusya'nın sıcak denizlerde 'aşil topuğu'ndan vurulmamasını sağlayabilecek tek ülke hâlâ Türkiye. Ve Moskova da bunun farkında.
İşte bu yüzden büyük güçlerin mücadele satrancına dönüşen Doğu Akdeniz'in geleceğini tıpkı Suriye'de olduğu gibi yine Beştepe ve Kremlin arasındaki momentumlar belirleyecek.
Büyük resim bunu gösteriyor.

TÜRKİYE VE RUSYA LİBYA’DA ÇATIŞACAK MI?

Haber7 yazarı Taha Dağlı "Rusya ile Türkiye Libya'da çatışır mı?" adlı köşe yazısında, bu sorunun cevabını Suriye'de yaşananlar üzerinden örnekler vererek aradı. Dağlı yazısında, Putin'in Libya'da her iki tarafla da temas halinde olduğunu, hatta Çeçen lider Kadirov'un Sarrac ile bir görüşme gerçekleştirdiğini yazdı. Dağlı, Kadirov'un Putin'den izinsiz Sarrac ile görüşemeyeceğinin de altını çizdi.

Dağlı’nın yazısı şöyle:

Libya’da paralı milislerden oluşan Rus Wagner   grubunun varlığı “Libya’da ne işimiz var” diyen kesimi heyecanlandırdı.

Türkiye, Libya’da meşru yönetimin yanında. Rusya ise meşru yönetimi devirmeye çalışan darbecileri destekliyor.

İşte bu denklemden “Türkiye-Rusya Libya’da çatışır mı” beklentisini çıkardılar.

Konu Rusya Devlet Başkanı Putin’e    de soruldu. Putin Libya’da hem Ulusal Mutabakat yönetimiyle hem de Hafter’le görüştüklerini söyledi. Yani “taraf tutmuyoruz” dedi.

Ruslar için Libya çok önemli. Suriye’de  ne kadar önemliyse Libya da o kadar önemli.Suriye Akdeniz’de ki üslendikleri liman, Libya ise Akdeniz’den çıkış limanları.

Libya’da 2011’den bu yana siyasi kriz, kaos ve çatışma ortamı var. Ruslar bu nedenle çok dikkatli davranıyorlar. Bir bakıma işi garanti altına alıp Libya’da her iki tarafla da temas halindeler.

Wagner’lere gelince.2014’te Ukrayna ‘da Rus karşıtı yönetim değişikliği olunca paralı milis grubu Wagnerler, Kiev’de ortaya çıkmış, Donetsk’te Rus muhalifi gruplarla çatışmalara girmişti.

Wagnerler bugün Suriye’de de faaliyetler. Rus askeri polislerin yanı sıra onlar da Esed rejimine destek sağlıyorlar.

Libya’da Türkiye ile Rusya çatışır mı?

Bu soruya Suriye üzerinden yanıt verebiliriz.

2016’dan bu yana Türkiye ile Rusya Suriye’de hiç çatıştı mı?

Hayır.

Suriye’de Rus askerleriyle Türk askeri çatışmaya girmedi.

Dahası Suriye’de Rus paralı milisleri Wagnerlerle de böyle bir çatışma ortamı yaşanmadı.

Hatta Rus Wagnerler, İran’a bağlı paralı milislerle çatıştı, PKK-PYD    teröristleriyle çatıştı ama Türk askeriyle hiç karşı karşıya gelmedi.

Kremlin, Wagnerler ile resmi bir ilişkilerinin olmadığını savunuyor. Ama elbette bu paralı birliklerin Putin’den veya Rus istihbaratından çok da bağımsız hareket edebileceklerini söylemek imkânsız.

Libya’da Türkiye ile Rusya çatışır mı?

Bu soruya bir de Ruslar ne yanıt veriyor, ona bakalım.

Rus savunma analisti Pavel Eugenievich Felgenhauer, “Türkiye lideri Recep Tayyip Erdoğan UMH'ye destek veriyor. Dolayısıyla Türkiye ve Rusya, Libya için karşı karşıya gelip savaşmayacaktır. Çünkü bu durum Suriye'de ciddi krize yol açar. Ayrıca Rusya açısından Türkiye, Libya'dan çok daha stratejik öneme sahip” diyor, iki tarafın asla karşı karşıya gelmeyeceklerinin altını çiziyor.

Libya’da Türkiye ile Rusya çatışır mı?

Bu soruya bir de Erdoğan-Putin bağlamından bir örnekle cevap verelim.

Libya’da bugünkü kaosun başladığı tarih Mart 2011’di.

 Fransa’nın öncülüğünde NATO’nun müdahalesi olmuştu.

Erdoğan ile Putin NATO müdahalesine karşı çıkan liderlerdi.

O dönem Rusya’da başbakan olan Putin NATO müdahalesini Haçlı seferine benzetmiş yine o dönem başbakan olan Erdoğan da “NATO’nun Libya’da ne işi var” diyerek Libya’ya yönelik müdahaleye sert tepki göstermişti.

Konunun bir de siyasi boyutu var.

Orada da Çeçen lider Kadirov’un ön plana çıktığını görüyoruz. Kadirov iki gün önce Libya Ulusal Mutabakat yönetimi başkanı  Sarraç ile telefon görüşmesi yaptı. Trablus’a davet edildi. Libya’nın meşru yönetimine desteğe hazır olduklarını söyledi.

Wagnerler ne kadar Putin’den habersiz Libya’da at koşturamaz ise Kadirov da Putin’in bilgisi dışında Libya lideriyle görüşmüş olamaz.

Rusların Libya’da garantici olduklarını görüyoruz.

Türkiye Libya’da yeni bir denklem kuruyor. Bir önceki denklemde Türkiye yoktu. Ruslar ise vardı.

Türkiye’nin olmadığı masada Rusların oturuyor olması Ruslarla Türkiye’yi karşı karşıya getirmiş sayılmaz. Tıpkı o masalardan birinde Katarlıların oturuyor olması gibi. Şimdi ise Türkiye’nin hamlesiyle Akdeniz’deki tüm masalar yeniden kuruluyor.

MEHMET AĞAR SAHALARA DÖNDÜ 

Eski bakan Mehmet Ağar, isim vermeden yeni parti kuran Ahmet Davutoğlu ve çalışmalarına devam eden Ali Babacan hakkında, "Sadece ve sadece kişisel kavgalar veyahut iktidar hevesi yüzünden bu büyük iktidarı parçalamanın Türkiye'ye getireceği hiçbir faydası yoktur" ifadelerini kullandı.

Eski bakan Mehmet Ağar, katıldığı bir toplantıda gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. AK Parti'den ayrılarak yeni parti kuran Ahmet Davutoğlu, parti kurma hazırlıklarını sürdüren Ali Babacan ile 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ağar'ın konuşmasında isimleri geçmese de önemli bir yer buldu.

Türkiye'deki darbe süreçlerini hatırlatan Ağar, 27 Mayıs 1960 darbesi öncesinde Demokrat Parti'nin, 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Adalet Partisi'nin, 28 Şubat 1997'deki post modern darbe öncesinde de Doğru Yol Partisi'nin zayıflatıldığını belirterek, bugün de AK Parti'nin içinden yeni partiler çıkarak zayıflatılmaya çalışıldığını savundu.

"BURAYI ÇÖKERTMENİN HİÇBİR ANLAMI YOKTUR"
Independet Türkçe'de yer alan habere göre "Tıpkı geçmişte olduğu gibi, ortaya çıkan bu büyük milliyetçi muhafazakar iktidarı, paralamak ve parçalamak hususunda bir takım siyasi teşebbüslerin olduğunu görüyoruz" diyen Ağar, sözlerine şöyle devam etti: "Tabii ben geçmişte devlet hizmetinde olan kimseyi üzmek istemem. Ama onların da bizleri üzmemesini istemek hakkımız. Kişisel anlamda bir takım problemler olabilir. Kolaylıkla geldikleri makamlardan uzaklaşabilirler. Ama bütün bunları kendi kişisel davası haline getirmek suretiyle, milletimizin büyük bir çoğunluğunun kalbi safiyane ile destek verdiği bir yapıyı, karşı grupların etkisi altında kalarak ve işbirliği yaparak, burayı çökertmenin hiçbir anlamı yoktur."

"BU BÜYÜK İKTİDARI PARÇALAMANIN TÜRKİYE'YE GETİRECEĞİ HİÇBİR FAYDASI YOKTUR"
Mehmet Ağar da, küçük oy oranlarının önemini vurgulayarak, "Ana gövde içinden bir takım particikler kurmak suretiyle, yüzde 0,5 oyun bile önemli olduğu bir yapıda, sadece ve sadece kişisel kavgalar veyahutta iktidar hevesi yüzünden bu büyük iktidarı parçalamanın Türkiye'ye getireceği hiçbir faydası yoktur." diye konuştu. Ağar ayrıca, "İnşallah Allah bize bunu göstermez." temennisini de dile getirdi.

İSİM VERMEDEN ELEŞTİRDİ
Mehmet Ağar konuşmasında Libya'yla imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'na da değindi. Bu tezin, Ergenekon Davası kapsamında hapis yatan Emekli Amiral Cem Gürdeniz tarafından 2005 yılında ortaya atıldığını ve şu anda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Tümamiral Cihat Yaycı tarafından savunulduğunun altını çizen Ağar, o dönem Dışişleri Bakanlığı'ndan onay çıkmadığını ifade etti.

Ağar, Dışişleri Bakanlığı Denizcilik Dairesi'nin Libya'yla Türkiye arasındaki ortaklığa onay vermediğini, 2005'te 2014'e kadar görev yapan Denizcilik Dairesi Başkanları'nın ise bugün FETÖ tutuklusu olduğunu söyleyerek, isimlerini vermeden Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nu işaret ederek "Faciayı görebiliyor musunuz? Onları daire başkanı yapanlar kim? 2005 - 2014 yılları arasındaki Dışişleri Bakanları kim? Takdirinize bırakıyorum." diye konuştu.

YERLİ VE MİLLİ DENIZALTILAR

Erdoğan: “2027 yılında 6 denizaltımız hizmet vermeye başlayacak”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Yunanistan ve onu destekleyen ülkeler uzunca süredir Türkiye'yi denize adım atamaz hale getirmenin çabası içerisindedir. Ege'nin de Akdeniz'in de sahibi bu denizlere kıyısı olan ülkelerin tamamıdır. Meşru Libya yönetimiyle yaptığımız anlaşma bundan 10 yıl önce hazırlanan haritalar üzerinden şekillenmiştir. Gerekirse Libya'ya desteğimizin askeri yönünü artıracağız" dedi.

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden satır başları:

Bugün burada ülkemizin önemli savunma sanayi projelerinden biri olan “Yeni Tip Denizaltı Projesi 1’inci Gemisi Pirireis’in havuza çekilme vesilesi ile bulunmaktayız. 4 yıl önce başladı.

2022 yılından itibaren her yıl bir denizaltımız daha hizmete girecektir. 2027 yılında 6 denizaltımızın tamamı da denizlerimizde hizmette olacak. Hedefimiz milli denizaltı projemizi süratle hayata geçirmek. Denize indirme, hizmete girme törenlerinde de inşallah yine birlikte olacağız.

Türkiye olarak geleceğimize güvenle bakabilmek için maziden atiye güçlü bir köprü kurmamız gerekiyor. Milletimize başarıları unutturulmak istenmiştir. Hakikat sürecinin kapatılması mümkün olmadığından, milletimiz ecdadının mirasına gizli saklı okunan kitaplar, kulaktan kulağa bilgilerle sahip olmuştur.

Ülkemizin izlediği politika hem kendimiz hem dostlarımız hem de tüm insanlık için gecikmiş bir hak teslimi peşindeyiz. Doğu Akdeniz'de, Suriye'de ve Libya ile yürüttüğümüz çalışmalar da bu çerçevededir. 

Kıbrıs Mesajı

Bir kez daha tekrar ediyorum, şayet Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Libya ile başlattığımız süreçlerden vazgeçersek, bırakınız ekonomik faaliyetleri, bize denize girecek kıyı, olta atacak sahil bile bırakmayacaklar. Karşımızdakilerin hak, hukuk, adalet, ahlak, insaf diye bir dertleri kesinlikle bulunmuyor.

Türkiye’ye ve Türk Milletine karşı öyle bir kinleri var ki, ellerinden gelse bizi sadece Anadolu’dan söküp atmakla kalmayacak, dünyadan kökümüzü kazıyacaklar. Hamdolsun ülkemiz artık, bu tür niyetlere, bu tür sinsi veya açık saldırılara karşı kendi hakkını, hukukunu, çıkarlarını koruyabilecek güce, iradeye, imkana sahiptir.

“Olta Atacak Kıyı Bulamayız”

Şayet KKTC ve Libya ile başlattığımız süreçlerden vazgeçersek, bize denize gerecek kıyı, olta atacak sahil bile bırakmayacaklar. Libya ile yaptığımız mutabakat muhtırasının kendi hukukumuzla da uluslararası hukukla da çelişen yönü bulunmuyor. Karşımızdakilerin hak, hukuk, adalet, ahlak, insaf diye bir dertleri kesinlikle bulunmuyor. Bizim durduk yerde kimseyle maraza çıkarmak, kimsenin hakkını hukukunu gasp etmek gibi bir niyetimiz yoktur. Hiç kimse bizi dışlama, kıyılarımıza hapsetme, ekonomik çıkarlarımızı gaspetme niyetiyle karşımıza gelmesin.

Gazi Mustafa Kemal'in Libya'da verdiği mücadeleyi unutmamalıyız, madem bizimle alakası yok o zaman Mustafa Kemal orada ne yapıyordu?

Seydialireis’in İlk Kaynağı Yapıldı

Gölcük Tersanesi'ndeki törende 5. gemi Seydialireis'in ilk kaynağı da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılacak. Havadan bağımsız tahrik sistemine sahip yeni tip denizaltı projesi kapsamında 6 yeni tip denizaltının inşası öngörülüyor. Piri Reis denizaltısının 2022 yılında hizmete girmesi planlanıyor. Proje kapsamında inşa faaliyetlerine devam edilen diğer 5 denizaltı ise 2027'ye kadar hizmete alınacak. İkinci denizaltı Hızır Reis’in donatımı, 3'üncü ve 4'üncü denizaltıların gövde imalatları sürüyor.

DÜNYADA MONARŞİYLE YÖNETİLEN ÜLKELER

 İngiltere'de Başbakan Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakar Parti'nin genel seçimlerde mecliste çoğunluğu elde etmesinin ardından Kraliçe II. Elizabeth'in Lordlar Kamarası'nda konuşma yapması dünya medyasında ilgiyle karşılandı.

İngiltere'de demokratik bir yapı olmasına rağmen ülke yüzyıllardır monarşiyle yönetiliyor ve kraliyet mensupları yönetimde söz sahibi konumda. İlk kez İspanya'nın Galiçya bölgesinde 409 yılında kullanılan bu yönetim şekli yerini modern demokrasilere bıraksa da, dünya üzerinde ekonomik açıdan birçok gelişmiş ülke sembolik de olsa monarşik yapıyla yönetilmeye devam ediyor.

Avrupa'nın en küçük ülkeleri arasında yer alan Monako ve Liechtenstein'da kral ve diğer saray üyelerinin mecliste söz hakkı bulunuyor. Kral'a yönetimde bir devlet başkanı ya da başbakan eşlik ediyor. Uzak Doğu Asya'da Tayland ve Bhutan'da da yine bu yönetim şekli mevcut.

Avrupa'da 11 Ülkede Monarşi Var

İtalya sınırları içerisinde bulunan Vatikan da ise yönetim şekli mutlak monarşi olarak devam ediyor. Burada Kardinaller Meclisi tarafından seçilen Papa ülkeyi yönetme hakkına sahip.

Avrupa'da Belçika, İspanya, İsveç, Norveç, Hollanda, Danimarka ve Lüksemburg gibi ülkeler resmi olarak "krallık" olmasına rağmen parlamenter monarşiyle yönetildiği için kraliyet ailesi üyelerinin yönetimde sembolik olarak ya da çok az söz hakkı bulunuyor. Asya ülkelerinden Japonya, Malezya, Kamboçya da yine bu şekilde bir yönetim biçimine sahip.

Afrika'da ise Güney Afrika sınırları içerisinde yer alan Lesotho, parlamenter monarşiyle yönetilen kıtadaki tek ülke konumunda.

Orta Doğu ve Afrika'da ise Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Umman, Ürdün ve Fas da monarşiyle yönetilen diğer ülkeler. Bu ülkelerde meclis olmasına rağmen kral ve kraliyet ailesinin yönetim üzerinde büyük bir üstünlüğü bulunuyor. Uzak Doğu Asya'da monarşinin en büyük örneği ise Brunei Krallığı.

Kraliçe II. Elizabeth, Birleşik Krallık harici demokrasi ve parlamenter rejimlerin olduğu İngiliz Milletler Topluluğu'na dahil 15 ülkede daha sembolik de olsa yönetimde söz sahibi konumda bulunuyor.

YERLİ OTOMOBİLİN GÜZERGÂHI BELLİ OLDU

Türkiye'nin ilk yerli otomobili, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla Kocaeli'de cuma günü tanıtılacak. Bilişim Vadisi'nde düzenlenecek törenin ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan otomobili kullanacak.

Türkiye'nin ilk yerli otomobili, cuma günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımlarıyla Kocaeli'nin Gebze ilçesinde bulunan Bilişim Vadisi'nde tanıtılacak. Törenden sonra Erdoğan, yerli otomobili kullanarak Osmangazi Köprüsü'nden geçecek.

Cuma Günü Yolda

Prototipi hazırlanan C segmenti otomobil, cuma günü Bilişim Vadisi'nde tanıtılacak. Elektrikli olan, fikri ve sınai mülkiyet hakları tamamen Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu'na ait aracın, 2022 yılında üretilmesi ve model sayısının çoğaltılması hedefleniyor.

2017 Yılında İmzalanmıştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın girişimiyle 2017 yılında Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. (TOGG) protokolü imzalandı. Anadolu Grubu, BMC, Kök Grubu, Turkcell, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Zorlu Grubu ortaklığında 25 Haziran 2018'de kurulan şirketin faaliyetleri, Gebze'deki Bilişim Vadisi'ne taşındı. TOGG tarafından elektrikli ve bağlantılı araçlar tasarlama ve inşa etme, emisyonları sıfırlayarak, sürdürülebilir gelecek oluşturma hedeflendi.

KARADENİZ DAĞLARINI DELEN : OVİT TÜNELİ

1,5 saatlik yolu 45 dakikaya düşürecek! Türkiye'de ilk, dünyada 2. olacak

Türkiye’nin en uzun, dünyanın 2. en uzun tüneli olacak çift tüplü Yeni Zigana Tüneli’nde inşaat çalışmaları sürerken, yüzde 64 oranında kazı-destekleme imalatı, yüzde 42 oranında da kaplama betonu imalatının tamamlandığı belirtildi.

Çift tüp olarak 2x14,5 kilometre uzunluğundaki yeni Zigana Tüneli'nde Gümüşhane ve Trabzon tarafı olmak üzere toplam 18,50 km kazı-destekleme çalışması yapılırken, 12,16 km uzunluğunda da kaplama beton imalatı yapıldığı bildirildi. İlki 42 yıl önce temeli atılan ve 14 senede yapımı tamamlanan bin 700 metrelik 1. Zigana Tüneli’nin ardından toplam 29 kilometrelik 2. ZiganaTüneli’nin Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Başar köyünden başlayan tünel kazı çalışmalarının Gümüşhane bölümü ise Torul ilçesine bağlı Köstereli mevkisinde sürdürülüyor. 2x14.5 kilometrelik çift tüplü Yeni Zigana Tüneli, bağlantı yolları ile birlikte 15.1 kilometrelik yeni güzergah projesi olarak belirlendi.

Zigana Sürücülerin Korkulu Rüyası Olmaktan Çıkacak

Özellikle kış aylarında yağışın ve karın yoğun olduğu geçitte keskin virajlar ve rampalar da bu projeyle ortadan kalkmış olacak. Doğu Karadeniz ve Kafkasları, Ortadoğu ve İran’a bağlayan Trabzon-Gümüşhane karayolu üzerinde bulunan Tarihi İpek Yolu güzergahındaki Yeni Zigana Tüneli bittiğinde Ovit Tüneli’ni de geçerek Türkiye’nin en uzun karayolu tüneli olacak.

Gümüşhane yönünde Nisan 2016, Trabzon yönünde ise Ağustos 2016’da çalışmalarına başlanılan Zigana Tüneli, tamamlandığında 90 kilometre ve arabayla 1,5 saat olan güzergah 11 kilometre kısalarak 79 kilometreye ve 45 dakikaya düşecek. Özellikle yağışlı, karlı ve buzlu havalarda sürücülerin korkulu rüyası olan keskin virajlar ve rampalar tünel tamamlandığında ortadan kalkacak. Böylece daha konforlu, daha güvenli ve daha ekonomik bir ulaşım imkanı sağlanacak.
TÜRKİYE’DE İLK DEFA YENİ BİR TEKNİK KULLANILIYOR

Tamamlandığından Türkiye’nin en uzun karayolu tüneli olacak Zigana Tüneli’nin havalandırma sistemi Türkiye’de ilk defa kullanılacak yeni teknikte donatılacak. Yağmur ve rüzgardan etkilenmemesi için dikey olarak yüzeye çıkartılan sistem klima gibi çalışacak. Bu sistem sayesinde şaftın içerisine yağmur ve kar girmemiş olacak.

TÜRK MÜCEVHERCİLERİNİN BÜYÜK HAMLESİ 

Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Kamar, 2023 için mücevher ihracatı hedeflerinin 12 milyar dolar olduğunu fakat bunun için özellikle “dahilde işleme rejimi” konusunda hükümetten destek almaları gerektiğini dile getirdi.

“İhracatı 500 Milyar Lira Seviyesine Çıkaracağız” 

Hizmet ihracatı ve pazarlarının çeşitlendirilmesi yeni pazarlara girilmesi konusunda birliğimizden önemli çalışmalar bekliyoruz. Türk ekonomisinin tüm alanlarıyla birlikte ihracatta hâlâ hak ettiği seviyenin gerisinde bulunduğu bir gerçektir. 500 milyar liraya çıkma hedefimize sıkı sıkıya bağlıyız. Dünyada her iki konuda da ayrı ayrı öne çıkmış ülkeler bulunuyor. Bizim Türkiye olarak ikisini birlikte gerçekleştirmemiz şarttır. Sahip olduğumuz imkanlar bize mal ve hizmet tasarımı geliştirmesi üretimi ihracatı konusunda avantajlar sağlıyor. Geçtiğimiz 17 yılda tüm alanlarda kurduğumuz güçlü alt yapı aynı zamanda bize cesaret ve destek veriyor. Ülkemize yönelik terör tehditlerini ve ekonomik saldırıların artmasının gerisinde işte bu büyük potansiyelin harekete geçmesinden duyulan rahatsızlık vardır.

Mücevher ihracatçılar Birliği, “2019 YILINDA 6,6 MİLYAR DOLAR MÜCEVHER İHRACATI YAPILDI”

Öncelikle 2019 yılının sektör bakımından değerlendirilmesini yapan Mustafa Kamar bu yıl hedeflenen rakamın 6 milyar dolar olduğunu ve toplamda da 6.6 milyar dolar ihracat yaptıklarını dile getirerek bu rakamın dahilde işleme rejimi ile birlikte oluşturduklarını söyledi. Kamar ayrıca, “2023’deki hedefimiz olan 12 milyar dolar için bu yıl ki hedefimizi 6 milyar olarak belirlemiştik. Bu rakamın fazlasına ulaştık. Fakat 1,5- 2 yıllık dahilde işleme rejimi çalışmalarımızın sonucuyla bu hedefi tutturabildik. Amacımız ticaretimizi ve ekonomimizi geliştirmek” şeklinde konuştu.

SENENİN İLK MÜCEVHER FUARI OCAK AYINDA ANTALYA’DA

Son olarak da 25 ülkeden katılımcı beklenen senenin ilk mücevher fuarını Ocak ayında Antalya’da yapacaklarını da ifade eden Kamar, “Ocak ayının 3’ünde başlıyoruz. Antalya’da 25 ülkeden 200 tane büyük alıcının geldiği VIP bir fuar yapıyoruz. Senenin ilk mücevher fuarı olacak inanılmaz bir talep var çok mutluyuz. Özellikle bu yakın çevremizde Rus Cumhuriyeti ve Doğu Avrupa’da dominant olmak istiyoruz. Onun için çok fazla gerilla marketing tarzında fuarlar, mağaza ziyaretleri dışında daha agresif Türkiye içerisinde ya da kendi ülkelerinde pazarlama çalışmaları yapmak istiyoruz” dedi.

EURONEWS : AVRUPALILAR NEDEN OSMANLICA ÖĞRENİYOR?

Avrupa’da birçok ülkede üniversiteler Türkçe, Osmanlıca ve Türkiye kültürü üzerine eğitim veriyor. Her yıl yüzlerce kişi Türkçe öğrenmek için bu eğitim kurumlarının kapısını çalıyor.

Peki Avrupalılar günümüzde niçin Türkçe öğrenmeyi tercih ediyor? Türkçe bölümüne kimler en çok başvuruda bulunuyor? Tarihten günümüze Avrupa'da Türkçe eğitimi nasıl bir gelişim gösterdi?

Strazburg Üniversitesi Türk Etüdleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Samim Akgönül, euronews'in sorularını cevapladı.

Akgönül, son yıllarda Avrupalıların özellikle Fransızların Türkçe öğrenmeye ilgisinin arttığını söylüyor. 1990'larda ve 2000'lerde gurbetçi aile çocuklarının dillerini geliştirmek ve 'başka seçenekleri olmadığı' için bu bölümlere geldiğini hatırlatan Akgönül'e göre, yakın dönemde Fransız olup da Türkçe eğitim almaya gelenlerin sayısı gözle görülür oranda yükseldi.

Akgönül, geçtiğimiz yıllarda Avrupa'da Türkçe eğitim alanların profilini şu şekilde özetliyor: "2000'lerin başında tek tük olmaya başlamıştı. Bütün öğrencilerimiz hemen hemen yüzde 90-95'i Türkiye kökenli ailelerin burada doğan çocukları olmaya başlamıştı. Hala da öyle, ezici çoğunluk hala da öyle. Fakat son birkaç senede benim gördüğüm bir ilginin aksine arttığı. 10 sene önce belki arada bir tane iki tane Türkiye kökenli olmayan Fransızlar gelip de Türkçe öğrenirken şimdi, daha yeni sınavdan çıktım bu sabah, karşımda 10-15 Türkiye kökenli olmayıp da Türkçe eğitimi alan öğrenciler var."

'Avrupalılara Türkçe Öğretmek İçin Açılan Kurumlar Türklerle Dolu'

Batı Avrupa'da Osmanlı Türkçesine ve Türkiye Türkçesine ilginin arttığını belirten Akgönül, ancak Avrupalılara Türkçe öğretmek için açılan kurumlara bugün büyük oranda Türklerin talepte bulunduğunu söylüyor:

"1990'lardan itibaren bu kurumların içindeki öğrencilerin profili tamamen değişti. Hatta belki değişmeye de devam ediyor. 1990'larda Batı Avrupa'da, Fransa'da, Almanya'da doğan fakat Türkiye kökenli ebeveynleri olan çocuklar bir nevi bir kimlik arayışı içerisinde, bazen de başka yerde okuyamadıkları için bu bölümlere gelmeye başladılar. Fransa'da öğrencilerin ezici bir çoğunluğu Türkiye kökenli ailelerin Fransa'da doğmuş, büyümüş, sosyalleşmiş, eğitim almış çocukları. Fakat gene de küçük bir azınlık olsa da Türkiye kökenli olmayıp da Türkçe öğrenmeye gelenler de var. Bunların çoğu gene aynı gelenek içerisinde başka konularla ilgilenen, tarihle, sosyolojiyle ilgilenen, arkeolojiyle ilgilenen ve Türk kontekstine bağlamına ilgi gösteren öğrenciler. Birçoğunun başka diplomaları da var. Gelip bizde Türkiye'nin dilini, edebiyatını, tarihini, sosyolojisini öğreniyorlar."

'Fransa doğumlu Türkiye kökenliler daha çok ev Türkçesi biliyor'

Fransa'da doğup büyüyen Türkiye kökenli öğrencilerin Türkçe öğrenmekte karşılaştıkları zorluklara değinen Akgönül, bu kişilerin üniversite çağına geldiklerinde 'gerçek Türkçe' ile buluştuklarını kaydediyor:

"Fransa doğumlu Türkiye kökenli öğrencilerin konuştuğu, bildiği Türkçe daha çok ev Türkçesi. Televizyon aracılığıyla öğrenilmiş Türkçe, anneyle babayla konuşularak öğrenilmiş Türkçe. İşin bilimsel arka planı oldukça zayıf elbette. Şunu da unutmamak gerekir, bu çocukların büyük bir çoğunluğu orta ve lise eğitimleri sırasında çok azı ancak Türkçe görebilmişler, o yüzden üniversiteye geldiklerinde gerçekten Türkçe'nin başka bir yönünü keşfediyorlar."

Yabancıların Türkçe öğrenme sebepleri?

Avrupa'da çeşitli kurumlarda Türkçe bölümünde okuyan yüzlerce kişi diplomatik misyondan turizm alanına, medyadan sivil toplum örgütlerine kadar birçok alanda iş imkânlarını geliştirmek istiyor.

Akgönül, Avrupalıların Türkçe öğrenme sebebi olarak şunları sıralıyor: "Çoğu tarihle ilgileniyor. Ya da paralel olarak tarih eğitimi alıyorlar, ya da paralel olarak arkeoloji, sosyoloji eğitimi alıyorlar. Türkiye'ye ilgileri daha çok entelektüel bir seviyede. Sonuçta Türkiye gerçekten büyük medeniyetlerin var olmuş olduğu, üst üste geldiği birbiriyle karıştığı bir ülke. Bazen de çiftlerin Türk olmayanları geliyorlar yani bir karı koca ya da sevgili, biri Türkiye kökenli diğeri değil, sevdiği insanın dilini, tarihini ya da her neyse kültürünü gelip öğrenmek isteyenler de çok çıkıyor."

Türkçe öğrenen Avrupalıların motivasyonları arasında şunlar yer alıyor:

  • Üniversite ve okullarda araştırma yapmak
  • Diplomatik hizmetler
  • Turizm alanında, seyahat ajansları ve tur operatörlüğü gibi alanlarda çalışmak
  • Medya alanında çalışmak
  • Ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütlerinde çalışmak
  • Bilimsel ve kültürel etkinlik organizasyonunda çalışmak
  • Halkla İlişkiler alanında iş yapmak, uluslararası şirketlerde çalışmak

Türkçe dünyada kaçıncı sırada?

Dünya Ekonomik Forumu'nun (World Economic Forum) yayınladığı araştırmaya göre "dünyanın en güçlü dili" İngilizce. İlk 10 dilden 6'sını Avrupa dilleri oluştururken Türkçe  18 ınc sırada  yer alıyor.

Türkçe’nin konuşulduğu ülkeler arasında Bulgaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Makedonya, Yunanistan, Kosova, Romanya, Azerbaycan, Suriye, Irak, Kazakistan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan, Ukrayna gibi ülkeler var. Ayrıca Türk nüfusunun yoğun olduğu Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, İsviçre gibi ülkelerde de Türkçe yaygın.

DEUTCHE WELLE :İMAMLARA ALMANCA ŞARTI

Eyalet Temsilcileri Meclisi, yabancı din görevlilerine Almanca bilme zorunluluğu getiren düzenlemeyi kabul etti. Artık imamların da Almanya’da oturma izni alabilmek için temel düzeyde Almanca bilmesi gerekecek.

Almanya'da görev yapacak yabancı din görevlilerine temel seviyede Almanca bilme zorunluluğu getiriliyor. İlgili yönetmelikte yapılan değişiklik Bakanlar Kurulunun ardından Cuma günü Eyalet Temsilcileri Meclisi'nde de kabul edildi. Yabancı işgücünün Almanya’da çalışma ve ikamet şartlarını düzenleyen yönetmelikte yapılan değişikliğe göre, dini cemaatler tarafından görevlendirilen imam veya rahip gibi din görevlilerinin oturma izni alabilmek için A2 temel seviyesinde Almanca bildiklerini kanıtlamaları gerekiyor. Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesinin ardından 12 aylık geçiş sürecinde ise A1 temel düzeyinde Almanca bilgisi yeterli olacak.

Almanya'da çalışacak yabancı din görevlilerine Almanca öğrenmeleri için yeterli süre tanınabilmesi için de düzenleme, yürürlüğe girmesinden altı ay sonra uygulanmaya başlanacak. Yeni düzenleme, bazı durumlarda istisna yapılmasına olanak tanıyor. Bunun yanı sıra, Almanya'da oturma izni için vize gerektirmeyen ülkelerden gelen yabancı din görevlilerinin ise Almanca bilme zorunluluğu bulunmuyor.

Kasım ayı başında Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen değişiklikler, muhalefet partilerinin eleştirilerine yol açıyor. Eleştirilerin odağında da Almanya'da görev yapan yabancı imamlar yer alıyor. Yeşiller ve Sol Parti, imamların Almanya'da yetiştirilmesi için çabaların artırılması gerektiğini savunuyor.

Sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisi de istenen Almanca düzeyini yetersiz buluyor. Yeni düzenlemeyi eleştirenlerin çoğu, yabancı imamlar aracılığı ile geldikleri ülkelerin hükümetlerinin olası nüfuz kurma sorununun çözülemeyeceğini dile getiriyor.

SÖZCÜ TV SATIN ALDI

Sözcü gazetesinin TV yayıncılığına girme niyeti uzun süredir biliniyordu. Her ne kadar bir süredir Web ve Youtube üzerinden yayın yapan Sözcü TV ile yayınlar devam etse de dijital platformlardan ve uydudan yayın yapan ayrı bir TV kanalı için alttan alta çalışmaların yürütüldüğü, bu çalışmalarda da son aşamaya gelindiği öğrenildi.

Sözcü'nün, Sivas'ın yerel kanallarından biri olan SRT'yi satın almak üzere geçtiğimiz günlerde el sıkıştığı söyleniyor. Altyapı yatırımları için de broadcasting şirketleri ile görüşmelerini sürdüren grubun, hedefi ise 2020 de yayına geçmek. Grubun yeni frekans alma konusunda sıkıntıları aşmak için var olan bir TV frekansını satın aldığı RTÜK lisansına takılmamak için kanalın isminin yine SRT (Sözcü Radyo ve Televizyon) bırakılması ve isimle yayına çıkmayı planlandığı belirtiliyor.

SRT TV KİMİN?

Sivas Radyo Televizyon'un kısaltması olan SRT TV'nin yönetim kurulu başkanlığını halihazırda Ahmet Hasdemir yapıyor.

SRT TV 24 Mart 1993'ten bu yana Sivas'ta yerel bir TV kanalı olarak yayın hayatını sürdürüyor. 2010'dan bu yana uydudan yayın yapan SRT, aynı zamanda Sivas'ın ilk yerel televizyonu ünvanını da taşıyor.

SÖZCÜ KİMİN?

Doğan Grubu'na ait Gözcü gazetesinin Nisan 2007'de kapanmasının ardından isim haklarının Estetik Yayın A.Ş. tarafından satın alınmasıyla 27 Haziran 2007 tarihinde İstanbul'da kuruldu. Sözcü gazetesinin imtiyaz sahipliği Burak Akbay'dadır.

HALK TV SATILDI

Halk TV'de satışla birlikte yönetim değişti. Bir süre önce Aslı Baykal tarafından İngiltere’de yaşayan tekstilci Cafer Mahiroğlu’na satılan kanalda Serhan Asker dönemi de sona erdi. Satışın ve Asker’in ayrılığı bir kaç gün önce sosyal medyada duyurmasının ardından son olarak bugün, televizyonun genel yayın yönetmenliğine tecrübeli gazeteci Sedat Bozkurt getirildi. Bozkurt, 2007 yılından 2018 yılına kadar FOX TV’nin Ankara Temsilcisi olarak görev yaptı.

 

 Tiraj Raporu

GAZETE

1

SÖZCÜ

243424

2

SABAH

242608

3

HÜRRİYET

213099

4

POSTA

160816

5

MİLLİYET

125600

6

  1. ŞAFAK

102535

7

TAKVİM

102480

8

GÜNEŞ

102316

 

 

9

AKŞAM

101569

10

STAR

100583

11

FOTOMAÇ

66800

12

FANATİK

65372

13

  1. AKİT

56559

14

KORKUSUZ

55994

15

YENİ ASIR

50650

16

YENİÇAĞ

50548

17

MİLAT

50165

18

DİRİLİŞ POSTASI

33353

19

YENİ BİRLİK

32658

20

CUMHURİYET

28945

21

MİLLİ GAZETE

21182

22

AYDINLIK

14343

23

DOĞRU HABER

13026

24

TÜRKGÜN

12612

25

KARAR

10752

26

ŞOK

6967

27

BİRGÜN

6866

28

YENİ MESAJ

4857

29

G.EVRENSEL

4528

30

DÜNYA

3069