Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (3-9 Aralık 2018)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
10 Aralık 2018 09:30

İNGİLİZ BBC’NİN İLGİNÇ YAZISI: YENİ BİR DÜNYA SAVAŞI ÇIKAR MI?

Başlangıcının 100. yıldönümü olan 1914'ten bu yana 1. Dünya Savaşı'nı tartışıyoruz. 11 Kasım 2018, savaşı bitiren ateşkesin 100. yıldönümüydü. Aklımızda hep "Yeni bir Büyük Savaş çıkar mı?" sorusu var. Bu soruya iyimser bir cevap vermek istiyoruz ama dün ile bugün arasındaki benzerlikler o kadar korkutucu ki. Uzun ekonomik durgunluk içinde yükselen milliyetçi-popülist dalga (ABD'de Trump rejimi, İngiltere'de Brexit, Almanya'da AfD, İtalya'da aşırı sağcı ırkçı hükümet), büyük güçler arası rekabet ve hızlanan silahlanma yarışı "Yeni bir Büyük Savaş çıkar mı?" sorusuna iyimser bir yanıt bulmayı daha da zorlaştırıyor.

Büyük yanılsama ve gerçek

Büyük Savaş'tan önceki yıllarda ekonomik, teknolojik gelişmelerin, kültürel canlılığın etkisiyle Avrupa'da büyük bir iyimserlik vardı. İngiliz gazeteci Norman Angell'in 1910'da yayımlanan "The Great Illusion" (Büyük İllüzyon) kitabı çok satanlar listesindeydi. Kitap, bugün küreselleşme olarak bildiğimiz sürecin, o günkü biçimlerini övgüyle ve umutla betimliyor, Avrupa ve dünya ekonomileri arasındaki "geri çevrilemez" olduğunu düşündüğü bütünleşmeye bakarak artık büyük bir barış dönemine girildiğini savunuyordu. Çünkü savaş herkesin ekonomik çıkarlarına aykırıydı.

Savaş'tan önceki barış günlerinde, ulaşım ve iletişim alanındaki otomobil, uçak, telgraf, telefon gibi teknolojik gelişmeler; paranın, malların insanların dolaşımını hızlandırıyor, mesafeleri kısaltıyordu. Dünya ekonomisi hızla daha da entegre oluyor, yeni bir küresel ekonomi ve yeni bir bütünleşmiş dünya algısı gelişiyordu.

Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce, 1910'larda insanlar çok daha farklı bir gelecek hayal ediyordu. Gerçekteyse o dünya düzeni dağılmaya başlamıştı. İngiltere hegemonyası geriliyor, yeni güçler yükseliyor, bunlar kendilerine yeni yaşam alanları açmak, sömürgeler edinmek için yarışıyorlardı. Yeni teknolojik gelişmeler yeni silahlar yaratıyor, silahlanma yarışını hızlandırıyor, silah sanayinin ekonomik siyasi etkisini büyütüyordu. Demokrasi arzusu, hızla yükselmekte olan milliyetçi akımlar, zamanın imparatorluklarının sınırlarına artık sığmıyordu.

ABD ve Avrupa'da halk bankaların ve finansın aşırı gücünden yakınıyordu. Avusturya ve Almanya'da Yahudi düşmanlığı artıyordu. Asya'da Japonya yükseliyordu, Ortadoğu hızla karışıyordu. Komünist hareket bir taraftan, kadın hareketi öbür taraftan "uygarlığın yerleşik değerlerini" sarsıyordu.

Alman filozof Oswald Spengler, 1918 yılında yayımlanan ünlü yapıtı "Der Untergang des Abendlandes"'te (Batı'nın Çöküşü), Asya'nın yükselmeye başladığını vurgulıyor, savaşa atıfla "Batı uygarlığının" çökmeye, totaliter eğilimlerin egemen olmaya başladığını savunuyordu.

11 Kasım 1918'teki ateşkesle artık dünya tarihinde yeni, adeta Spengler'i, en azından bir süre için haklı çıkaracak bir sayfa açılıyordu. İrlandalı şair W.B Yates bu sayfa için "Merkez çöküyor, bir yalın anarşi geliyor üzerimize" diyecekti.

'Bir daha asla' ve diğer fanteziler

1. Dünya Savaşı'nda 16 milyon kişi hayatını kaybetti. Savaş milyonlarca can kaybıyla ve maddi- manevi yıkımla sonuçlanmakla kalmadı. Kimyasal silahların, uçakların, tankların da kullanıldığı vahşi bir katliam sahnesi oldu. İlk kez sivil halk hedef alınmış, katliamlar, zorunlu iskân, nüfus mübadeleleri, etnik temizlik, "modern zamanlarda" büyük acılara yol açarak eşi görülmemiş bir kültürel şok yaratmıştı. 

Savaş bittiğinde, genel duygu ve inanç "Bir daha asla olmayacak!" yönündeydi. Ancak küreselleşme döneminin sonunu vurgulayan bu savaşın sonuçları, yeni bir Büyük Savaş'a açacaktı.

1. Dünya Savaşı'nın galiplerinden İngiltere, dünya düzenini koruyacak askeri ve ekonomik gücü yitirmişti. 1917'de savaşa giren; askeri, teknolojik, mali gücüyle sonucu belirleyen ABD yeni lider adayı olarak yükseliyordu. Ancak o da henüz yeni bir dünya düzeni kuracak konumdan uzaktı.

Sert mali kriz ve uzun durgunluk, güçlenen korumacılık eğilimleri, altına bağlı para sistemin çözülmeye başlaması, sadece 10-15 yıl içinde dünya ekonomisinin parçalanmasını hızlandırdı. Fransa'nın Roye kentindeki tren istasyonu Birinci Dünya Savaşı sırasında ağır hasar görmüştü. İtalya’da krallık yerini Mussolini'nin faşist rejimine, Almanya'da Weimar Cumhuriyeti ile başlayan yeni demokratikleşme süreci yerini, Hitler'in Nazi rejimine bıraktı. 

Büyük Savaş'ın getirdiği yıkımın, güçlenmekte olan işçi hareketinin iş çevrelerinde yarattığı korkunun basıncına dayanamadı İtalya. 
Almanya'da ise 1918 anlaşması, bir taraftan liberal demokrasiyi, öbür taraftan yeni bir sosyalist devrim umutlarını canlandırmıştı. Bu iki umut şiddetle çarpıştılar. Liberal demokratlar çatışmayı, bir katliam pahasına kazandılar ve Weimar Cumhuriyeti kuruldu. Ancak bu liberal demokrasi açısından adeta bir Pirus zaferiydi. Bu çatışma toplumda sağın güvenlik güçlerinin şiddet uygulama eğilimini, hem açığa çıkardı hem güçlendirdi.

Weimar rejimi de tüm siyasi, kültürel canlılığına karşın, Versailles Anlaşması'nın Almanya'da uyandırdığı haksızlığa uğramışlık duygusunun, ekonomik krizin toplumda yarattığı yıkımın basıncını kaldıramadı. Weimar Cumhuriyeti, Rusya'da 1917 Ekim Devrimi'nin ve Almanya'da Komünist hareketin yarattığı korkunun, hızla yükselmeye başlayan aşırı sağın, Faşist hareketin, milliyetçiliğin, Yahudi düşmanlığının kaosu içinde çöktü.

1. Dünya Savaşı'nda Almanya karşısındaki ittifakın yanında yer alarak Çin'i işgal etmeye başlayan Japonya'da da milliyetçilik ve yayılmacılık eğilimleri, baskıcı bir rejim hızla güçleniyor, Japonya da Almanya gibi, aşağı gördüğü ırklara, özellikle Çinlilere yönelik bir vahşet sergileyerek yükseliyordu.

Derin ekonomik kriz; sorun çözücü, düzen dayatıcı liderlik yokluğu ortamında, büyük güçler arası ekonomik-siyasi rekabete, tüm işbirliği çabalarına, Cemiyet-i Akvan (Millet Cemiyeti) deneyine karşın yeniden sertleşmeye başladı. Büyük güçler arası silahlanma yarışı da hızlandı.
1933 yılında Almanya'da seçimle iktidara geldikten sonra hızla faşist bir rejim kuran Hitler'in Yahudi düşmanlığı ve yeni bir savaş arzusu bilinmeyen gelişmeler değildi. Peki uluslararası toplum ve dönemin demokratik rejimleri, Hitler'i engelleyebilecek miydi?

Kasım 1938'deki Kristallnacht felaketi bu sorunun cevabını veriyordu. 9-10 Kasım günlerinde Almanya çapında, Hitler rejiminin birkaç ay önce ilhak ettiği Avusturya ve Güney Çek bölgelerinde Yahudi nüfusu hedef alan saldırılarda 300'e yakın sinagog yıkıldı, 100'e yakın insan öldürüldü, 30 bin Yahudi toplanarak kamplara gönderildi. Bu olaylar karşısında, Batı kamuoyunda görülen suskunluk Hitler'i cesaretlendirdi. Artık korkmadan, Çekoslovakya'nın ilhakını tamamlayabilir, "Yahudi Sorunu" dediği şeyde "nihai çözüm" seçeneğini uygulamaya koyabilirdi.

Bundan sonrası artık, bildiğimiz o karanlık tarih: Yahudi Soykırımı, 2. Dünya savaşı, Dresden, Nagasaki ve Hiroşima...

1918-2018

Bugün bu karanlık tarihten oldukça uzağız. Ancak, küresel çapta gerek ekonomik gerekse siyasi gelişmeler ufukta kara bulutların birikmeye başladığını düşündürüyor.
Örneğin, yaklaşık 10 yıl önce, mali krizle birlikte yerleşen düşük büyüme aşılamıyor. Yeni bir mali kriz olasılığından söz ediliyor. Gelişmiş ülkelerde, çalışanların refah düzeyinde bir iyileşme görülemiyor. Krizin gelir dağılımı üzerindeki olumsuz etkileriyle, dünya ekonomisinin, açlıkla, yoksullukla savaşla parçalanmış çeşitli toplumlarından kaçarak gelenlerin, göçmen dalgası birleşince, birçok ülkede aşırı sağcı, ırkçı, hatta Yahudi düşmanı akımlar yeniden güçleniyor.

Bu ortamda dünyada, sorun çözücü istikrar sağlayıcı bir liderliğin yokluğu, büyük güçler arasında zayıflamaya başlayan işbirliği olasılıklarının etkileri giderek daha fazla hissediliyor.

Gerçekten de ABD artık düzen kurucu kapasitesini, dünyanın polisi olma arzusunu kaybediyor. ABD, uluslararası anlaşmaları, geleneksel müttefiklerini terk etmeye, hatta karşısına almaya, ekonomik ve siyasi alanda dayatmacı bir dış politika izlemeye, silahlanma çabalarını arttırmaya başlıyor. Buna karşılık Çin ve Rusya rakip güç merkezleri olarak yükseliyor. ABD liderliğinde kurulmuş dünya düzenini kendi gereksinimleri yönünde değişmeye zorladıkça, ticaret savaşlarından, siber savaşlara gerginlikler giderek atıyor.

İki büyük savaşın, soykırımın dersleri üzerinde şekillenmiş, ulus devlet ve ulusalcılık ötesi bir siyasi, ekonomik model olarak Avrupa Birliği (AB) yakın zaman kadar bir barış ve istikrar merkeziydi. Mali kriz AB'nin içindeki merkez-çevre dinamiğini, bu düzen içinde Almanya'nın artmakta olan gücünü, bunun karşısında çevre ülkelerde büyüyen tedirginliği gözler önüne serdi. Şimdi, İngiltere AB'den çıkmaya hazırlanıyor. İtalya'da sağ popülist ırkçı eğilimli bir hükümet AB'nin mali yapısını yeniden krize itecek bir ekonomik programı dayatıyor.

AB'nin temel taşı olan iki ülkeden Fransa'da, çok güçlü bir AB karşıtı sağ popülist hareket var. Almanya'da sağ popülist ırkçı, yabancı ve Yahudi düşmanı bir hareket büyürken, merkez sağ aynı hızla eriyor. Başbakan Angela Merkel, Aralık ayında Hristiyan Demokrat Parti'nin liderliğini bırakacak, en geç 2021'de de siyasete veda edecek.  İngiliz Financial Times gazetesindeki Frederic Studmann imzalı bir yorumda Merkel'in gidişine ve onun yerine geçmeyi arzulayan daha sağcı adaylara atıfla çok korkutucu bir biçimde "Weimar Cumhuriyeti'nin yankılarından" söz ediliyordu. 

Bu kez farklı olacak!

İki Büyük Savaş ve Yahudi Soykırımı deneylerinden sonra "İnsanlık tarihten ders çıkarttı, aynı hataları bir daha tekrarlamayacaktır. Bu kez farklı olacak" dememiz gerekiyor.

Ancak 1918'deki ateşkes anlaşmasının 100. yıldönümünde, büyük güçlerin liderleri bir araya geldiklerinde tanık olduklarımıza, yaptıkları konuşmalara bakınca iyimserliğimizi korumakta zorlanıyoruz.

Merkel konuşmasında "savaşın, son derecede acımasız çarpışmaların çirkin bir labirenti" olduğundan, "anlamsızca dökülen kanlardan" söz etti. Merkel'e göre savaş, "ulusal küstahlıkların, kendini beğenmişliklerin" bir sonucuydu. Aynı gün Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'in Londra'daki anma törenine katılarak, savaşta ölen askerlerin anıtına çelenk koyması da anlamlı bir hareketti.

Birinci Dünya Savaşı'na katılan ülkelerin liderleri Fransa'da savaşın bitmesini andı .Ancak Merkel'in, dolaylı biçimde, Kayzer Almanyası'nı eleştiren "1. Dünya Savaşı içe kapanmanın nasıl yıkımlara yol açtığını gösterdi" sözleri, Almanya'nın sömürgeleri, savaşı çıkarmadaki rolü göz önüne alındığında, samimiyetini sorgulatacak birçok soruyu da gündeme getiriyor. "Almanya'nın içe kapanmaya son vermesi gerektiğine" ilişkin açıklamaları da, son yıllarda Almanya'da yoğunlaşan orduyu modernleştirme, uluslararası alanda daha fazla sorumluluk alma çağrılarının anlamına ışık tutmaya başlıyordu.

Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 1. Dünya Savaşı'nı bitiren ateşkesin 100. yıldönümünden birkaç gün önce Mareşal Philippe Petain'den "büyük bir asker" olarak söz etmesi de 2018'de Avrupa'nın önde gelen yöneticilerinde egemen ruh halinin, hala ne kadar karanlık olduğu konusunda bir fikir veriyordu.
Petain, Nazi işbirlikçisi Vichy Fransası'nın diktatörüyken birçok Yahudi'yi ölüme göndermişti.

Macron, 11 Kasım 2018'deki konuşmasında ABD Başkanı Donald Trump'ı eleştirmek amacıyla kendince milliyetçilik ve yurtseverlik arasında bir ayrım yapmaya çalışıyor, bu arada savaşta ölen Fransız askerleri için "Dünyadaki güzellikleri simgeliyorlardı" diyerek savaşı yüceltmekten çekinmiyordu.  Trump da törenlerde yaptığı konuşmada, her ne kadar yağmuru bahane edip ABD askerlerinin mezarlarını ziyaret etmekten kaçındıysa da, o savaşta, Amerikan komandolarının, Alman askerlerinin yüreğine nasıl korku saldığını, bu kahramanlıkların nasıl savaşın kaderini belirlediğini vurguluyor adeta savaşa ve zafere sahip çıkıyordu. Büyük Savaş'ın aslında bir hata olduğuna ilişkin genel kanıyı, Turmp'ın paylaşmadığı anlaşılıyordu.

Macron'un, Avrupa'nın bağımsız bir ordu kurmasına, artık kendi ürettiği silahları satın almasına ilişkin, daha sonra Merkel'in de desteklediği konuşması da ABD yönetimin ve bazı dış politika uzmanlarının tepkisini çekti. Trump, Macron'a cevap olarak attığı tweetlerde "Avrupa, ABD'ye ve Çin'e karşı korunmak için kendi ordusunu kurmasını istiyor. Ancak, 1. ve 2. Dünya Savaşlarını Almanya çıkarmadı mı? ABD gelmeden önce Paris'te Almanca öğrenmeye başlamışlardı" diyordu. Macron ben "ABD'ye karşı korunmaktan söz etmedim" derken; Fransız Maliye Bakanı Bruno LeMaire, ABD ve Çin ile rekabet edecek bir "Avrupa İmparatorluğu" kurulmasını istiyordu.

Almanya'da orduyu teknolojik olarak yenilemekten, gücünü arttırmaktan söz ediliyor. Merkel görevi, çok daha sağda adaylara bırakmaya hazırlanırken, Weimar dönemiyle paralellikler kuruluyor. Donald Trump silah harcamalarını arttırıyor, orta menzilli nükleer füzeler anlaşmasından çıkıyor. General Petain'i öven Macron, Avrupa'yı kıtada üretilen silahlarıyla donatmaktan söz ediyor... Büyük Savaş'ın bitişinin 100. yıldönümünde, geleceğe ilişkin iyimser duygular beslemek giderek zorlaşıyor.

DİJİTAL DÜNYA-DİJİTAL MEDYA VE TÜRKİYE

Gün geçtikçe internetin hızına yetişemiyoruz. Bu bir nevi bizim dijital dünyamız oluyor. Dijital dünyada bizim gerçek hayat ile sanal yaşantı dediğimiz olayın ana kaynağı olan SOSYAL MEDYA almaktadır. Sosyal medyanın gelişimi, e-postaların (elektronik postaların) gelişimi, satılması veyahut pazarlanması hızla gelişiyor. Herkesin kendi dijital dünyası var. Bu dijital dünyada bir şeye hizmet edebilir ya da hizmet alabilirsiniz ya da hiç birşey yapmayıp egonuzu bile tatmin edebilirsiniz. Siz hayatınızda nasıl yaşamak istiyorsanız ya da nelere sahip olmak istiyorsanız dijital dünya’da aynı isteği gerçekleştiriyorsunuz.

İnsanlar sosyal medyanın gelmesiyle çok rahat şekilde hiçbir şey olmamış gibi hakaret edebilmektedir. Bu durumun kötü yanı toplumsal yozlaşmayı etkilemektedir.. Dijital dünyanın yeniliklerine kapılıp gerçeklerden uzaklaşmak tehlikesi de artıyor. Dijital dünya insanı olumlu ve olumsuz etkiliyebilmektedir. Kişisel özelliklerin dijital dünyada değiştiğini görebiliyoruz. Dijital dünya gerçekten çok farklı bir olay ve her gün geçtikçe gelişmektedir.

EL DEĞİŞTİREN DOĞAN MEDYA

Aydın Doğan Medya’yı Demirören grubu satın aldı. Demirören medya grubu başkanı Mehmet Soysal’ın arka arkaya yazdığı, Türk medyasındaki sarsıntılar, sıkıntılar, dijital medya karşısında kâğıda basılı medyanın içine girdiği bunalımlara ilişkin yazılara önceki raporlarımızda dikkat çekmiştik. Mehmet Soysal, “Bir şeyler yapmak lazım” anlamına gelen çırpınmalarını köşesinden okudukça değişik kanatlardan ve kalemlerden yankılar gelmeye başladı. İnternet haber sitelerinin rekabeti tartışılıyor.

Evet. Teknoloji yazılı medyayı zorluyor. Dünya değişiyor. Teknoloji pek çok alanda köklü sarsıntılara yol açıyor ve kendini en fazla hissettirdiği alan da medya dünyası oluyor. Gazeteler ve televizyonların yöneticileri de elbette sıkıntılara yeterli olmasa da çare arıyor.

Batı ülkelerinde gazetelerin tehlikeyi çok önceden sezdiklerini görüyoruz. İnternetten yararlanmanın yollarını aradılar. NitekimHaftalık ortalama satışı 2005’ten 2017’ye yarı yarıya azalan (2017 günlük satışı 540 bin) New York Times‘ın internet abonesi sayısı o rakamdan çok daha fazla (2,6 milyon para ödeyen abonesi var). Aynı gazete, basılı nüshasına aldığı reklamlardan elde ettiği gelirden hayli yüksek bir rakamı internete koyduğu nüshadan kazanıyor. Türkiye’de ise basılı gazetelere okuyucu çekmenin yolları araştırılıyor. Herkesin masaüstü-dizüstü bilgisayarları, tabletleri, cep telefonları devamlı artarken, haberler, müzikler, filmler, diziler, belgeseller, TV kanalı izlemeleri dijital dünyada yoğunluk kazanırken, yazılı medyanın, gazetelerin muhakkak yeni yollar bulmaları zorunluluk haline gelmiş bulunuyor.
Evet.’Çağa ayak uyduramayan kaybeder’dünyasındayız.

DUBLİN’DE ÇOK ÖNEMLİ BİR KÜRESEL TOPLANTI

28-30 Kasım’da Dublin’de yayıncılık üzerine dünya çapında bir şirket olan Google tarafından 28-30 Kasım’da yeni yayıncılık üzerine bir toplantı gerçekleşiyor.
Klasik habercilik masaya yatırılıyor. “Kişiye özel haber dönemi”.enine boyuna tartışılıyor. Yani, “gazeteye özel” değil, “kişiye özel” haber sistemi gelişecek. dir bu. Okur neyi önemli görüyorsa, o okura özel haberin verildiği bir dünya, dijital medya üzerinden gazetecilik. Yapılacak. İçerik “kişiye özel” hale gelecek. Haber, artık yaş gruplarına, ilgi alanlarına, cinsiyete, eğitim durumuna, meslek dağılımına, hatta haftanın hangi gününde verildiğine göre çok geniş bir ilgi yelpazesine hitap edecek.

Elbette, bunu yapmak için, dijital medyada, yaşlara, sosyal katmanlara, siyasal eğilimlere göre yapılacak araştırmalar sonucu ortaya çıkacak haritaya göre, haber almaktaki ağırlıklı öncelikler belirlenecek. Çalışan, işçi, memur, emekli öncelikler, o andaki ruh durumu tespitine haberler... Siyaset, Spor, vizyona giren film listesi, Oturulan kent, Sevilen müzik gruplarındaki yenilikler, ayakkabı markalarındaki ucuzluklar, “kişiye özel bilgi” haline gelecek.
Yeni okur kazanmak. Artan okura göre, artacak reklamlar. Okurun önceliklerini bilerek “kişiye özel” güncel bilgi digital yayında olacak. Bunun için de artık “abone sistemi” geliyor.

Farklı bir dünyada yaşıyoruz ve farklılaşan dünya en fazla medyayı zorluyor. Türkiye’nin nüfusu,81 milyon. Bakınız 7 Aralık 2018(Cuma)gazetelerimizin tirajları çok düşük.

GAZETE ADI SATIŞ FARK +/-
1 SABAH GAZETESİ
291.023 308
2 HÜRRİYET GAZETESİ
268.106 -11.330
3 SÖZCÜ GAZETESİ
263.914 14.182
4 POSTA GAZETESİ
184.736 2.170
5 P.FOTOMAÇ GAZETESİ
144.509 73.771
6 TÜRKİYE GAZETESİ
130.991 419
7 MİLLİYET GAZETESİ
126.845 68
8 YENİ ŞAFAK GAZETESİ
111.769 448
9 TAKVİM GAZETESİ
105.761 2.285
10 GÜNEŞ GAZETESİ
104.521 1.076
11 AKŞAM GAZETESİ
103.383 750
12 STAR GAZETESİ
100.325 334
13 FANATİK GAZETESİ
84.602 16.512
14 KORKUSUZ GAZETESİ
55.458 1.404
15 YENİ AKİT GAZETESİ
51.172 385
16 YENİ ASIR GAZETESİ
51.099 98
17 AYDINLIK GAZETESİ
50.564 343
18 CUMHURİYET GAZETESİ
29.266 -5.122
19 DOĞRU HABER GAZETESİ
15.869 279
20 KARAR GAZETESİ
12.130 -20

KEMAL ÖZTÜRK, "Yakında gazeteleri müzelerde görmeye başlayacağız"

Eski Anadolu Ajansı (AA) Genel Müdürü ve Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk, Gazeteciliğin şekil değiştirdiğine dikkati çekerken, dijital devrime direnmenin bir tsunamiye direnmekle eş değer olduğunu iddia etti.

Dijitalleşmeye değinen Öztürk, bu süreci tarihsel olarak en geriden başlayarak incelememiz gerektiğini söyledi. Devamla: ‘Günümüzde Sanayi Devrimi denince akla gelen en önemli ülkeler olan ABD. Fransa gibi ülkelerde bile her ay düzenli olarak marka sıralaması yapıldığını söyleyen Öztürk, dünyanın en büyük şirketi olarak listelerde yer alan Google, Microsoft, Apple, Facebook, Amazon, Oracle ve İntel'i örnektir. Matbaa yaygınlaştıkça el yazması eserler müzelere kaldırılıyor. Yakında gazeteler de el yazması eser muamelesi görerek müzelere kalkacak. Bizim el yazması eser görmek için gittiğimiz müzelere torunlarımızın gazete görmek için gidecek.
Gazetecilik şekil değiştiriyor. Artık her şey dijital ortamda gerçekleşiyor. Gazetecilik de dijital ortama taşınıyor. Günümüzde dijital devrime karşı bir direnişi var, Ancak dijital devrime direnme bir tsunamiye direnmekle eş değerdir.’’

BASILI GAZETELER ÖLMEZ

81 Milyonluk Türkiye’de kâğıt baskılı gazetelerin toplam satışının 3 milyonların altına inmesi elbette düşündürücü bir durum. Peki, Gazete ölüyor mu? Benim düşüncem ölmeyecek. “Kâğıtta iş var” Ancak,’Çağa ayak uyduramayan kaybeder ’dünyasına dikkatle bakılırsa… Gerekli tedbirler alınırsa.  Böyle bir durumda, hem kâğıt basılı gazete dijital gazete ile rekabette olursa, yaşayacak. Yazılı medya, giderek noktalara kadar okura özel yazmak zorunda. Özel haber, arka plan haber. Analiz. Yazılı basın için kurtuluş var.

Gazeteyi yaşatan haberdir. Muhabirdir. Yazarlar, yorumlarıyla, düşündürmeli, sarsmalı, detay_lara ışık tutmalı, O ZAMAN KÂĞIT ÖLMEZ.

TRT Genel Müdürü İbrahim Eren Avrupa Yayın Birliği yönetim Kurulu’nda  TRT Genel Müdürü İbrahim Eren, TRT’nin kurucu üyeleri arasında bulunduğu Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU) yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Böylece Eren, 2019-2020 yıllarında Avrupa'daki yayıncılığın yönetimine girerken, ayrıca, 6 yıl aradan sonra Ebu’nun yönetiminde görev alan ilk üst düzey TRT yetkilisi oldu. TRT Genel Müdürü İbrahim Eren, Ekim 2018’de gerçekleştirilen seçimlerde de oybirliğiyle Asya Pasifik Yayın Birliği Başkan Yardımcılığına seçilmişti. Televizyon ve radyo yayıncılığı konusundaki en büyük çatı kuruluşlarından biri olan Avrupa Yayıncılar Birliği'nin 56 ülkeden 73 üyesi bulunuyor.

Facebook 2019'da Türkiye'de merkez açacak

Facebook 2019 yılı içinde Türkiye’de Girişimcilik ve Sosyal Etki Merkezi açmayı amaçlıyor. Sosyal ağ devi Facebook “Sınırları Aşan Türkiye” projesini tanıttı. Dört ayaktan oluşan projeyle birlikte Facebook, Türkiye’deki her boyuttan işletmenin yerel ve uluslararası alanda büyümelerine yardımcı olmayı ve Türkiye’deki topluluğuna daha iyi hizmet sunabilmek için yatırım yapmayı planlıyor.

“Sınırları Aşan Türkiye” projesinin diğer aşamaları da paylaşıldı. Buna göre, işletmeleri ve KOBİ’leri Facebook ve uygulama ailesini kullanarak büyümeleri ve sınırları aşmaları için desteklemek adına bir farkındalık kampanyası başlatılacak.

TOBB Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Ali Sabancı da Facebook’un Türkiye’de başlattığı projenin önemine dikkat çekerek, “TOBB, Facebook ve Habitat bir araya geldi projede ama bu bahsedilen Girişimcilik Merkezi'ni 2019'da açmak çok mühim, Nisan-Mart erken belki ama Mayıs gibi bir tarihi netleştirelim, iş soğumasın" dedi.

SİVİL TOPLUM

‘AFİŞ ESKİLERDE KALDI'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim kampanyalarında cadde ve sokakların bayrak ve afişlerle donatılmasıyla ilgili olarak, "Günümüzde buna ihtiyaç yok. Bunu ilkel buluyoruz. Gürültü ve görüntü kirliliği oluşturan propaganda yöntemlerini tamamen terk ediyoruz" açıklamasında bulundu.

Afiş çalışmasını ' eskilerden beri yerleşmiş seçim kampanyası anlayışı' olarak nitelendiren Erdoğan, "Her yer parti bayraklarıyla, afişlerle donatılır. Biz bununla ilgili düzenleme yaptık, kimse buna riayet etmiyor. Bu kampanya tarzı uzun süre siyasette güç gösterisi olarak devam etti. Günümüzde buna ihtiyaç yok. Bunu çok da ilkel buluyoruz. Yazılı görsel medya, internet mecrası partilere ve adaylara çok geniş iletişim fırsatları sunuyor. Gürültü ve görüntü kirliliği oluşturan propaganda yöntemlerini AK Parti olarak tamamen terk ediyoruz" dedi.

Çevreye ve insana saygılı bir seçim kampanyası yürütme kararı aldıklarını belirten Erdoğan, afişlerin sadece parti teşkilatlarının olduğu yerlere asılacağını söyledi. Seçim propagandasında sosyal medyaya ağırlık vereceklerini belirtti.

10.12.2018