Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (24 -30 Aralık 2018)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
31 Aralık 2018 11:25

ALMANYA’DA CAMİ VERGİSİ REZALETİ

Alman basını: İmamın parasını ödeyen duayı belirler

Weser Kurier gazetesi :Almanya’da Müslüman örgütlerinin yurtdışından aldığı mali desteğin kesilmesi için Müslümanlardan "cami vergisi” alınması tartışılıyor. Bu fikir ilk bakışta çok cazip geliyor: Cami vergisi, Almanya'daki Müslüman cemaatlerin finansman konusunda Türkiye gibi ülkelerden bağımsız olmasını öngörüyor. Ancak liberal Müslüman Seyran Ateş'in bu önerisi birçok soru işareti de yaratıyor. Müslüman örgütleri ve camilerin çoğu, kiliseler gibi vergi alabilecek, kamu hukukuna bağlı tüzel kişilik statüsü taşımıyor. Çoğunlukla bağlayıcı bir üye listeleri de bulunmuyor.

Bunun yanı sıra, anayasaya göre, kiliseler ve dini cemaatlerin iç işlerini kendilerinin düzenlemesi gerekiyor. Buna finansman da dahil. Bu konuda dışarıdan talimat verilemez.

Neue Osnabrücker Zeitung'daki yorumda cami vergisinin gerekli olduğu fikri savunuluyor."İmamın parasını ödeyen, duanın nasıl edileceğini belirler. Bu nedenle de, Almanya'daki bir çok caminin Türkiye veya Körfez ülkelerinden gelen para kaynağına bağımlı olması büyük bir hata. Bu şekilde paralel toplumlar pekiştiriliyor, yok edilmiyor. Bu konuda yıllardır reform yapılmasına büyük ihtiyaç var. Fakat düzenlenen çok sayıda İslam Konferansı'na rağmen hiçbir şey yapılmadı. Kilise vergisi benzeri bir cami vergisi önerisi de yeni değil. Ancak bu sefer neredeyse bütün partilerin, yabancı güçlerin buradaki Müslüman cemaatlerinin üzerindeki etkisini azaltmaktan söz etmesi ümit yaratıyor.”

Süddeutsche Zeitung'a konuşan Türkler,tepkili: "Cami vergisi, reform yapılması için baskı uygulayacak siyasi bir yönetim aracı değil. Zaten bunun için talebin Müslüman cemaatlerden gelmesi gerekir. Müslüman derneklerinin kamu hukukuna bağlı tüzel kişilik olarak örgütlenmesi şart. Fakat o zaman, kaydolmak istemeyen, herhangi bir mezhebe bağlı olmayı tercih etmeyen, seküler bir çok Müslümanın bulunduğunu tespit edecekler’’

Deutsche Welle :Almanya'da koalisyon ortaklarının ülkedeki camilerin bağımsız bir finansmana kavuşması için Müslümanlara cami vergisi uygulanması çağrısı tartışma yarattı.

Berlin'de kadın ve erkeklerin birlikte ibadet ettiği İbn-i Rüşd-Goethe Camii'nin kurucularından Seyran Ateş, "İslam'ın kiliseleştirilmemesi gerektiğini" savundu. Alman birinci kanalındaki ARD - Morgenmagazin'de konuşan Ateş, "mevcut (Müslüman) derneklerini kamu hukukuna tabi tüzel kişilikler haline getirmenin ve kilise vergisine benzer bir cami vergisi uygulamasının iyi bir fikir olmadığını" söyledi.

Buna karşılık camilerin finansmanı için İslam'daki zekat uygulamasını çıkış noktası olarak almayı öneren Ateş, bu uygulamanın İslam'ı kiliseleştirmeye çalışmaktan daha iyi sonuç verecek bir düzenleme olacağını savundu.

Cami vergisinin yurtdışından finanse edilen Müslüman dernekleri üzerindeki etkiyi azaltmaya yönelik bir girişim olduğunu anladığını belirten Ateş, yurtdışından finansmanların sona ermesi gerektiği fikrine katıldığını ifade etti. Ateş, söz konusu finansmanların "Özellikle Tükiye'nin ve Müslüman Kardeşler'in bu yolla Müslümanlar üzerinde etki sahibi olmasına yol açması bakımından büyük bir problem olduğunu" savundu. Ateş, Müslüman derneklerinin çok sayıda iş insanı ve varlıklı üyesi bulunmasına karşın neden mali sıkıntı yaşadıklarına açıklık getirmeleri gerektiğini, kendisinin Berlin'de kurduğu caminin bu yolla finansmanın mümkün olduğunu kanıtladığını ifade etti.

"Devlet bu yolla dini cemaatleri kontrol etmeyi amaçlıyor"

İslambilimci Lamya Kaddor da cami vergisi önerisine karşı çıkıyor. Deutschlandfunk'a konuşan Kaddor, devletin bir yandan dini cemaatlerin işlerine karışamayacağını vurguladığını, diğer yandan ise kontrol amacına yönelik olan cami vergisi uygulamasını savunduğunu ifade etti. Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği'nin (DİTİB) üzerinde "Alman yapısında bir Alman derneğine" dönüşme yönünde hâlihazırda büyük baskı olduğunu söyleyen Kaddor, cami vergisi uygulamasının yurtdışından gelen mali destek konusunda şeffaflık sağlamak için doğru yol olmadığı görüşünde.

Almanya Müslümanlar Konseyi Başkanı Aman Mazyek ise öneriyi olumlu karşıladıklarını söyledi. "Camiler genellikle yeterli mali desteğe sahip değil ve bu yıllardır böyle" diyen Mazyek, camilerin normalde vermesi gereken bazı hizmetleri mali sıkıntılar nedeniyle sağlayamadığına dikkat çekti. Ateş'in zekat önerisinin birçok camide halihazırda uygulandığını söyleyen Mazyek, cami vergisinin yanı sıra bu uygulamanın da devam etmesi gerektiğini savundu.

Alman hükümeti, Almanya'daki Müslüman dernek ve camilerin ülke dışından aldığı mali desteğin kesilmesini istiyor. Özellikle yaklaşık 900 camisi bulunan, Almanya'daki en büyük Müslüman örgütü olan DİTİB'in Türkiye'den mali destek almasına, kurumun bağımsızlığına engel olduğu gerekçesiyle sıcak bakılmıyor.

SİNEMA SALONLARINDA ÜCRET TARTIŞMASI

Mars Cinema: En ucuz bilet 30 lirayı bulur.

Yapımcılar ile Mars Cinema Group arasındaki 'promosyonlu bilet uygulaması' tartışması sürüyor. Yapımcılar haklarını alamadığını iddia ediyor. Mars Group ise "Yapımcıların bilet parasından istediği pay artışı 12.5 liralara kadar yükseliyor. Bu noktada en ucuz sinema biletinin ücreti 30 TL'leri bulmak zorunda kalacak" savunmasını yapıyor.
Yapımcılığını BKM'nin üstlendiği yeni Yılmaz Erdoğan filminin bugün vizyona girmesi gerekirken ertelendiği haberi birkaç gün önce duyulmuş, ardından meselenin yapımcılarla Türkiye'nin en yaygın salon zincirine sahip Mars Grup CGV arasındaki paylaşım anlaşmazlığından çıktığı anlaşılmıştı.Taraflar henüz bir anlaşma sağlayabilmiş değil. Önümüzdeki günlerde başka filmlerin de vizyondan çekilmesi ya da en azından Mars salonlarından çekilmesi söz konusu.


Konunun taraflarından biri olan ve birçok yapımcının üye olduğu Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Derneği'nin (TESİYAP) Genel Sekreteri Burhan Gün, şunları söyledi:

"Normalde biz filmi dağıtımcıya veriyoruz ve onların da salon işletmelerine alt lisans yapmaları gerek. Orada sözleşme olmaması asıl sıkıntı. Sözleşmesiz gösterilmemesi lazım ve Telif Yasası'nda da zaten sözleşme yapılması gerektiği yazılı. Yeni sinema yasa tasarısına da bu madde kondu neyse ki, böylece yasa geçerse Telif Yasası ile uyumlu hale gelecek. İkinci talebimiz ise şeffaflık. Şöyle ki, bütün hasılatı sinema salonları topluyor, bu hasılatın muhasebesini salon işletmecileri yapıyor ama bize şeffaf bir bordrolama yapmıyorlar. Biz bunun şeffaf yapılmasını istiyoruz. Bilet satıldığı anda görmek istiyoruz. Devletin de burada kaybı var. Rüsum konusunda devlet zor durumda kalıyor, şeffaf düzen bu anlamda herkesin yararına olacak. Ayrıca bilet satışından sonra bordrolamada tam biletle öğrenci biletinin yansıması farklılaşmaya başladı. Nihai tüketiciden aldığı fiyatla size yansıttığı bir fark var. Türkiye ortalamasına göre bir bilet 12 TL. Ama muhasebe sistemine yansıtırken bu gelirlerin büyük kısmı yan gelir olarak (satılan mısır, toplu satış ya da hiç bilmediğimiz bir şey) yansıtılıyor ve bu da bizim istemediğimiz bir şey. Son yıllarda bilet fiyatları hep artış gösterse de bizim aldığımız pay hiç değişmedi. Yapımcıların tüketicilerin bilet fiyatı ile ilgili bir talepleri bulunmamaktadır. Bu konu tamamen sinema salon işletmecilerine ait bir konudur. Yapımcılar daha iyi ve büyük bütçeli yerli filmler yapmak istiyor. Bunun yegâne yolu da sinema salon işletmecilerinin tek taraflı ve haksız uygulamalarına son verilmesidir. Yapımcılarımız haklarının peşindedir."

"Ucuz bilet zorlaşır"Mars Grup CGV açıklaması:

Yapımcıların bilet parasından istediği pay artışı 12.5 liralara kadar yükseliyor. Bu noktada en ucuz sinema biletinin ücreti 30 TL'leri bulmak zorunda kalacak, bu da tüketici açısından oldukça sıkıntılı olacaktır.

Tüketicilerin menfaatı için yapılan ve bilet satışını oldukça artıran ücretsiz ya da indirimli bilet kampanyalarının, yapılan toplu bilet satışlarının yapımcı ya da dağıtıcı onayına tabi tutulmasıdır. Gelirlerinde düşüş yaşamamak adına hiçbir yapımcı bu konuya onay vermemektedir. Dolayısıyla sinema operatörleri toplu bilet satamadığında ya da kampanya yapamadığında tüketici avantajına yapılan uygun fiyatlı sinema biletlerinden yararlanamayacak.

TÜRKİYENİN YUMUŞAK GÜCÜ

Netflix Inc. film-dizi yapımcılığı ve dağıtımı alanında iştigal eden Amerika kökenli kuruluş. 1997 yılında Kaliforniya'da kuruldu. İnternet üzerinden gerçek zamanlı veri akışı ve video-on-demand ile posta yoluyla DVD dağıtımı alanlarında uzmanlaştı. Adı, İngilizce internet anlamına gelen "net" ve Amerika'da günlük konuşma dilinde "filmler" anlamına gelen "flicks" kelimesinden türetildi.2018 itibarıyla Netflix’in 53 milyonu ABD’de olmak üzere dünya çapında 123 milyon abonesi bulunmaktadır.

Muhafız - New York Times: Netflix, Türk dizilerini dünyaya taşıyabilir mi?

Amerikan New York Times’te çıkan makale ilginç.Makalede "Muhafız"ın Türk televizyon dizilerinin dünyada nasıl yayıldığının son örneği olduğu belirtiliyor.
"Türkiye'de her akşam birkaç farklı dizi izleyicilerin ilgisini çekebilmek için birbiriyle yarışıyor. Romantizm, aile kavgaları ve mafyayla dolu diziler 2 saatten uzun sürüyor (Muhafız'ın bölümleri ise 40'ar dakikalık). Dizilerden bazıları ülkede yükselen milliyetçilikle ilişkilendiriliyor; bazıları ise tarihi figürleri alkol içerken ya da cinsel ilişkiye girerken gösterdiği için muhafazakarları kızdırıyor."

"Diziler özellikle Orta Doğu ve Latin Amerika'da fenomenleşti ve Türk 'yumuşak gücünün' sembolü haline geldi ve siyasi çatışmalarda da koz olarak kullanılıyor. 1 Mart'ta Suudi Arabistan merkezli uydu yayını yapan MBC, Türkiye'nin Katar'a desteğine karşılık olarak Türk dizilerini bir anda yayından kaldırdı."

Yazıda Türk dizilerinin Avrupa'da da yayılmaya başladığı belirtiliyor. İspanya'da özellikle Latin Amerika dizilerinin yayınlandığı küçük bir kanalda yayınlanmasına rağmen "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin her bölümde yaklaşık 1 milyon izleyiciye ulaştığı belirtiliyor. Dizilerin Bulgaristan ve İsveç'te de ilgi çektiğine dikkat çekiliyor.
Gazeteye konuşan TV dağıtımcısı Ecchorights şirketinin genel müdürü Fredrik af Malmborg sadece Fransa, Almanya, İngiltere ve ABD'nin Türk dizilerine karşı direnç gösterdiğini söylüyor, "Türk dizileri ailevi konular ve ahlakla ilgili. Biraz muhafazakar ve eski moda ama alaycı değil."

Netflix, "Hakan: Muhafız"la ikinci sezon için anlaştı ve başrolünde Beren Saat'in olacağı başka bir dizinin yapımı için çalışmalar da sürüyor.

Doğuş Yayın Grubu Kral Tv’yi kapatıyor mu?

Ferit Şahenk’in sahibi Doğuş Yayın Grubu’ndan yine çok konuşulacak bir iddia geldi.

Doğuş Yayın Grubu'nda NTV Spor’un ardından grubun önemli kanallarından video müzik kanalı ‘Kral TV’yi de kapatma kararı aldı. 1994'te Cem Uzan tarafından kurulan Kral TV, Türkiye’nin ilk video müzik kanalı olma özelliğini taşıyor.Kanal, TMSF tarafından 15 Haziran 2008'de düzenlenen bir ihaleyle 95 milyon dolar karşılığında Doğuş Yayın Grubu bünyesine geçmişti. Son yıllarda eski popülaritesinden uzak bir grafik sergilen Kral TV, bu yıl Kral Pop ve Kral World kanallarını da Kral TV bünyesine katarak yeni bir oluşuma gitmeye çalışmıştı.

İbrahim Eren TÜRKSAT’ta

Türk Telekom A.Ş. Yönetim Kurulundan istifa eden İbrahim Eren, Türksat A.Ş. Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi. Eren, TRT Yönetim Kurulu Başkanlığı ile Türksat A.Ş’deki yönetim kurulu üyeliğini eş zamanlı sürdürecek.

OCAK AYINDA TRT 1 DIŞINDA HİÇBİR KANAL DİZİ YAYINLAMAYACAK

Habertürk yazarı Fatih Altaylı, televizyon kanallarının gelirlerinde ciddi oranda azalma olduğunu belirterek "Kanallar ocak ayı boyunca, ellerindeki dizilerin yeni bölümlerini yayınlamayacaklar. Çünkü yayınladıkları her dizi, büyük bir zarar yazacak. Doğru bir iş yaptılar. Ancak duyduğumuz kadarıyla TRT bu anlaşmaya yanaşmamış" dedi.
Fatih Altaylı,,yazısında "Memlekette kriz yok ama bunu şirketlere anlatamıyor kimse. Biz bizim sektörde kriz olup olmadığını 'reklamlara' bakarak anlarız. Reklam gelirleri düşmüşse, firmalar reklamı kısmaya başlamışsa biliriz ki, ortada bir sıkıntı var. Medyada reklam gelirleri giderek düştü" ifadesini kullandı.

Fatıh Altaylı’nın eleştrisi:"Gazeteler zaten yerlerde sürünüyordu ama televizyonlarda da gelirlerde ciddi azalmalar var. Bir yandan kanal sayısındaki artış, bir yandan kıyasıya rekabetle artan maliyetler zaten küçük olan reklam pazarının televizyon kanalı başına düşen payını azaltmışken ve dağılan ratingler nedeniyle gelirler azalmışken, bir de 'kriz kesintileri' televizyonları ciddi bir sıkıntıya soktu. Üstüne üstlük bir de ocak ayı gelince durum tam bir felakete dönüştü. Çünkü ocak ayı reklamverenlerin yıllık bütçelerini oluşturma ve bunun için ajanslar ve medya ile pazarlık dönemi" diyen Altaylı, şöyle devam etti:

— Yani her şey güllük gülistanlık olsa bile ocak ve hatta şubat ayında reklam gelirlerinde ciddi oranda bir düşüş yaşanırken, zaten yetersiz olan reklam harcamaları düşüşle birlikte neredeyse sıfıra inince kanallar oturup ortak ve akılcı bir karar aldılar. Ocak ayı boyunca, en azından ocak ayının ilk üç haftası ellerindeki dizilerin yeni bölümlerini yayınlamayacaklar. Çünkü yayınladıkları her dizi, büyük bir zarar yazacak. Doğru bir iş yaptılar. Ancak duyduğumuz kadarıyla TRT bu anlaşmaya yanaşmamış. Devletin resmi kanalı ocak ayında da pahalı dizilerini dahi yayınlamaya devam edecekmiş.

— Ne de olsa umurlarında değil. Zarar etse ne olur, kar etse ne olur! Nasılsa bizim vergilerimizden, elektrik parasıyla beraber ödediğimiz TRT payından, bandrol gelirlerinden paralarını alacaklar. Yetmezse bütçeden kendilerine destek gelecek. Ama bana sorarsanız bu durum çok da adil değil. Bu durum, Formula 1 yarışında kaza nedeniyle sarı bayrak sallanırken öndeki araçları sollayıp birinciliğe oturmaya benziyor. Haksız rekabetin dibi. TRT’nin bu tavrını hiç de centilmence bulmadığımı söylemeliyim. Keşke onlar da tüm kanalların aldığı bu ortak karara uyma saygısını gösterebilselerdi.

Reklam ajansları tetikte

Eğlence kanallarının yöneticileri ortaklaşa bir karar aldı. Ocak ayında hiçbir dizinin yeni bölümlerini yayınlamayacak.  Neden? Ocak, televizyonlarda en az reklamın olduğu ay. Yeni bölüm yayınlayıp, reytingde gün birinci çıkan kanallar bile reklamların azalması yüzünden zarar ediyordu. Nihayet bu yanlıştan dönüldü.

TV yöneticileri arasından eylem kırıcı çıkar da bu ilke kararını bozar mı? 

Bekleyip, göreceğiz. Umarım, ‘Ocak ayını reytingde birinci kanal olma’ sevdasıyla kanalı bile bile zarara sokma riskini almaz hiçbir yönetici. TV kanalları bu kararla ocak ayını zararla geçirmese bile sonraki aylarda da aynı risk söz konusu. Çünkü reklam ücretleri çok düşük Türkiye’de. O nedenle kanallar reklam fiyatlarını da yükseltmek durumunda. Yöneticilerin birlik olup, reklam ücretlerini aynı oranda yükseltmeleri yasak. Ancak gelinen noktada bütün kanallar mecbur buna...

O yüzden reklam verenler de taşın altına elini koymalı. Aldığım bilgiler, televizyon kanallarının yeni yılla birlikte reklam tarifelerinde, döviz kurlarındaki dalgalanmaları ve enflasyonu dikkate alarak ciddi bir fiyat ayarlaması yapacağı yönünde. Girdikleri konkurlarda kanallardan izin almadan fiyat kırarak ihale alan ajanslar, bakalım bu reklam ücretlerine yapılacak zammı nasıl karşılayacak?

SİVİL TOPLUM

Belediye başkanlarını görevden alma yetkisi İçişleri Bakanlığı'ndan Cumhurbaşkanı'na devretme hazırlığı yapılıyor. Yeni sistemde İçişleri Bakanı, “siyasi tekniker” olarak Cumhurbaşkanı’nın takdiriyle seçilmemiş kişiler arasından da atanabildiği için bu kuralın değişmesi görüşünde birleşildi.

TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı ile birlikte protolol düzenlemesi de yapılacak.Buna göre protokol yönetmeliğine şu maddenin eklenmesi konusunda görüş birliğine varıldı.“Başbakanlık ve TBMM Başkanlığı yapmış olanlar, yeni geldikleri görevlerinde sadece Cumhurbaşkanı’nı karşılarlar...”
Böylece büyükşehir belediye başkanları, Cumhurbaşkanı dışındaki kişilerin karşılanması veya uğurlanması görevi üstlerinden alınmış.Eski başbakan ve TBMM başkanları protokolde zaten ön sırada oldukları için kent protokolünde de üstlendikleri belediye başkanlığı görevi yerine eski sıfatlarına göre yerlerini koruyacak.Böylece protokolde çok geriye düşmelerinin de önü kesilecek…

GENÇ NESİLLER KUMAR KISKACINDA

Kumar ve Türevleri Raporu Basın Tanıtımı toplantısında konuşan Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, genç nesil üzerinde yoğun bir kumar kampanyası yürütüldüğünü belirterek, "Kumar oynama yaşının, ülkemizde 15 yaşa kadar düştüğü ve artık kadın erkek ayrımının da kalmadığı ortaya konuyor" dedi.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ve Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV) tarafından MÜSİAD Genel Merkez’de “Kumar ve Türevleri Raporu Basın Tanıtımı” toplantısında toplumsal tabana hızla yayılan ve eylemsel bir bağımlılık olan kumar ve türevlerine karşı mücadele yöntemleri, somut tespitler ve öneriler konuşuldu.

Abdurrahman Kaan, özellikle genç nesil üzerinde yoğun bir kumar kampanyası yürütüldüğüne dikkati çekti. Kaan, “Gençler hedef alınarak, tabiri caizse nokta atışıyla, onları can evinden vuracak pazarlama yöntemleri kullanılarak sunulan bahis ve şans oyunları, her geçen gün gözünü daha yükseğe dikiyor” dedi.

Çoğu gizli ve üstü kapalı pazarlama teknikleriyle, gençlerin çok para kazanmayı ya da zengin olmayı, hayallerinin ipoteği olarak görmesinin sağlandığını belirten Kaan, “Empoze edilen şu; eğer hayallerin varsa ve onların gerçek olmasını istiyorsan, zengin olmak zorundasın. Bunun en kısa yolu da kumardır. Çünkü hayatın boyunca çalışsan, kazanacağın para seni o hayallere ulaştırma. Maalesef üzülerek görüyoruz ki insanlarımız da bu düşünceyi benimsemeye çok yatkın” dedi.

Kurulan hayallere bakıldığında da tam olarak bu stratejinin işleyeceği bir düşünce yapısının ürünleriyle karşılaşıldığını dile getiren Kaan, ”Lüks bir ev, spor araba hatta bir değil birkaç araba, hayat boyu çalışmamak ve benzeri, tamamen maddeye dayalı istekler. Bizim önce, gençlerimizin hayallerini bir gözden geçirmelerini sağlamamız gerekiyor” diye konuştu.

“Kumar psikolojik rahatsızlıklar getiriyor”Abdurrahman Kaan, kumarın birçok ağır psikolojik hasarı da beraberinde getirdiğini söyledi.“Masum bir alışkanlık gibi görülen oyunlara bağımlılık, zaman içinde mutlaka bir psikiyatrik hastalığa da kapı aralıyor” diyen Kaan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bakınız, kumar oynama yaşının, ülkemizde 15 yaşa kadar düştüğü ve artık kadın erkek ayrımının da kalmadığı ortaya konuyor. Yeşilay tarafından İstanbul özelinde yapılan bir araştırmada, lise öğrencileri arasında online kumar bağımlılığının oranı yüzde 7 olarak belirlenmiştir. Bunlar çok vahim ve tedirgin olmamız için yeterli rakamlar. Zekasının, hayat enerjisinin en yüksek noktalarda olduğu çağda, 15 yaşındaki bir genç neden kumara meylediyor, bunu etraflıca düşünmemiz gerekiyor. Büyük bölümü Müslüman olan bir ülkede, İslam’ın kati suretle yasakladığı bir konu, nasıl oluyor da bu kadar kabul görüyor, ciddi anlamda tartışmamız lazım.”
“Kumarın yaygınlaşmasını sağlayan etmenler iyi tespit edilmeli”

UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Develioğlu ise kumar ve şans oyunlarının son dönemlerde masum gösterileme ve geniş kitlelerce kabul görmesi adına çalışıldığını kaydetti.

Kumarın yaygınlaşmasına karşı acil önlem alınması gerektiğine dikkati çeken Develioğlu “Bunun önüne geçebilmemizin yolu, topluma empoze edilmeye çalışılan ‘kumar o kadar da kötü bir şey değildir’, ‘kumar bir eğlence aracıdır, zarar gelmez’ düşüncesini, elimizdeki somut verilerle çürüterek, toplumun her kesimine bunu anlatmaktan geçiyor. Raporumuzda da detaylı biçimde ele aldığımız gibi, kişinin kumardan uzak durmasını sağlayacak meşguliyetlerin başında, güçlü bir iman gelmektedir” dedi.
"Kumar ve Türevleri Raporu'nu Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklarla paylacağız"

Toplumda kumar alışkanlığının nedenlerinin tartışılması gerektiğini vurgulayan Develioğlu, "Köklü bir geçmişe ve sağlam temellere sahip Türk toplumunda kumarın bu denli yükselişte olmasının sebeplerini, yalnızca bizim dışımızdaki etkenlerde aramamalıyız. Bu durumun ortaya çıkmasının nedenlerini ve o nedenleri tamamıyla ortadan kaldırmanın yollarını artık ortaya koyup etraflıca tartışmalıyız” ifadelerini kullandı.

İtalya 2019'a Mussolini takvimleriyle giriyor

İtalya'da 2018'in son günlerinde gelecek yılın takvimini almak isteyenlere sunulan seçenekler arasında, kedi-köpek yavruları ya da Papa Francesco'lu takvimlerin yanı sıra faşist diktatör.Mussolini'nin boy boy fotoğraflarıyla süslü takvimler de yer alıyor.

"Duce", "Benito Mussolini: Bir adamın hikayesi" gibi başlıklar taşıyan takvimlerin içinde de her ay için Mussolini'nin farklı bir fotoğrafı ve bir sözü yer alıyor. Mussolini'nin hayatı ve "projeleri" de coşkulu metinlerle aktarılıyor.