Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (10-16 Aralık 2018)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
17 Aralık 2018 10:38

AYM'DEN ÇOK ÖNEMLİ BAŞÖRTÜSÜ KARARI

Anayasa Mahkemesi (AYM), başörtüsü yasağı nedeniyle okula gidemeyince aldığı bursu faiziyle iade etmek zorunda kalan öğrencinin din özgürlüğünün ve eğitim hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Anayasa Mahkemesi, başörtüsü yasağından dolayı üniversiteden ilişiği kesilen öğrencinin aldığı bursları iade etmek zorunda kalmasının, din özgürlüğünü ve eğitim hakkını ihlal ettiği yönünde karar verdi.

Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenim gören Sara Akgül, 2000-2005 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan (MEB) mecburi hizmet karşılığı burs aldı. Akgül, dördüncü sınıf öğrencisiyken Üniversitenin Eğitim Fakültesi Yönetim Kurulu'nun kararı ile başvurucunun kaydını yenilemediği gerekçesiyle ilişiği kesildi.

Okulda 2004'ten önce herhangi bir sorunla karşılaşmadığı halde 2004 yılından sonra üniversite kapısında, Çevik Kuvvet polisleri ve polis panzerlerinin bulunduğu bir ortamda kendisinden başını açmasının istendiğini belirten Akgül, başörtülü derslere ve sınavlara girmesine izin verilmediğinden eğitimine devam edemediğini, devamsızlık sorunu oluştuğunu ve bu sebeple üniversiteden atıldığını belirtti.

İddialarıyla ilgili bazı belgeler sunan, daha sonra çıkarılan ve kamuoyunda 'Af Kanunu' olarak bilinen 5806 sayılı Kanun çerçevesinde 2009'da üniversiteye tekrar kaydını yaptıran Akgül, 2012'de mezun oldu.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından, 2012 yılının sonunda Akgül'ün aldığı burs miktarının geri ödenmesi gerektiği yönünde işlem tesis edildi. Bu karara yaptığı itirazı reddedilen Akgül, bursun geri istenmesi işlemine karşı iptal davası açtı. İdare Mahkemesi, işlemi 2013'te iptal etti. İdarenin itirazı üzerine dosyayı görüşen Bölge İdare Mahkemesi ise 2014'te ilk derece mahkemesinin kararını bozdu ve davayı reddetti. Karar düzeltme talebi de kabul edilmeyen Akgül, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.

Akgül, başvuru dilekçesinde, başörtüsü yasağından dolayı okula alınmaması ve bunun sonucunda üniversiteden ilişiğinin kesilmesi nedeniyle almış olduğu bursları iade etmek zorunda kalmasının din özgürlüğünü ve eğitim hakkını ihlal ettiğini ileri sürdü.

Başvuruyu görüşen Yüksek Mahkeme, Akgül'ün, Anayasa'nın 24. maddesinde GÜVENCEYE ALINAN DİN ÖZGÜRLİĞÜ HAKKI İLE 42. Maddesinde GÜVENCEYE ALINAN EĞİTİM HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİNE OY BİRLİĞİ ile karar verdi.

İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması ve başvurucuya 20 bin lira manevi tazminat ödenmesi kararlaştırıldı.

BBC’NİN TÜRKİYE’NİN FIRAT’IN DOĞUSU OPERASYONU ANALİZİ

BBC News Türkçe’nin 13 Aralık tarihli yayınında, Türkiye’nin kuzey Suriye operasyonu manşetten verildi ve 32 dilde yayınlandı. (BBC Türkçe Servisi Hakkında. 20 Kasım 1939 tarihinde kurulan BBC Türkçe Servisi 32 dilde yayın yapan BBC Dünya Servisi'nin bir parçası. Londra’dan yayın yapan BBC Türkçe Servisi, internet ve televizyon yayınlarıyla Türkiye ve dünyanın her yerindeki dinleyici, izleyici ve okuyucularına ulaşıyor

Fırat'ın doğusunda Türkiye'yi ne bekliyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart'taki yerel seçimlerden önce Suriye'de yeni bir cephe açılacağına dair öngörülere paralel olarak, Fırat'ın doğusuna müdahalenin birkaç gün içinde başlayacağını açıkladı. Peki bu açıklama ABD'yi taviz vermeye zorlamaya yönelik bir tehdit mi, yoksa yeşil ışık olsun ya da olmasın operasyonun eli kulağında mı? ABD ve Rusya bu planın neresinde?

Ocak-Mart 2018'de Afrin'e yapılan Zeytin Dalı Harekâtı'ndan sonra Fırat'ın doğusunda Kürtlerin liderliğindeki özerk oluşuma son vermeye dönük operasyon gündemden düşmedi. Son olarak 28-31 Ekim'de Kobani ve civarına sınırdan top atışları yapılırken Erdoğan "Operasyon planlarımız hazır" demişti. Bunun üzerine bölgedeki Amerikan güçleri, Halk Koruma Birlikleri (YPG) ile birlikte devriye turu atmış, ardından Pentagon sınır boyunca 12 gözetleme noktası kurulacağını duyurmuştu.

"Türkiye'ye güvence" diye sunulan bu önlem, ABD'nin operasyona yeşil ışık yakma niyetinin olmadığının göstergesiydi. Ankara, 27 Kasım'da Milli Güvenlik Kurulu kararıyla "Suriye'de emrivakiye göz yumulmayacak" yanıtıyla yeni bir sinyal vermişti. Bu konudaki kararlılık, 7 Aralık'ta Ankara'ya gelen ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'e iletilirken Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan da Washington'a gönderildi. Bu trafiğin ardından Pentagon 12 Aralık'ta sınır hattında öngörülen gözetleme noktalarının kurulduğunu duyurdu. Bu noktalarda Amerikan ve Fransız askerlerinin yanı sıra Türkiye'nin "terör örgütü" saydığı YPG de savaşçı bulunduruyor.

Pentagon'un açıklamasını Erdoğan'ın çıkışı izledi. Haliyle "ABD'nin pozisyonu değişti mi?", "Operasyona yeşil ışık yakıldı mı?" sorusu önem kazandı. Fakat günün sonunda Pentagon Sözcüsü Sean Robertson, "Suriye'nin kuzeyinde, özellikle Amerikan personeli civardayken, herhangi bir tarafın tek taraflı askeri hareketi ciddi endişe kaynağıdır. Bu tür eylemleri kabul edilebilir bulmuyoruz" dedi.

ABD'nin tutumu ve öncelikleri

ABD'nin hâlihazırda sürdürdüğü oyun planı Türkiye'nin kapsamlı operasyonu için fazla esnek değil. Bunun için Suriye planlarında radikal bir dönüşüm gerekiyor. Amerikan yönetimi, Ekim 2014'ten beri YPG'ye yardım ederken Ankara'yı yatıştırma politikası güttü.

Askeri yardımların gideceği adres olarak Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kurulması teskin etmeye dönük ilk formüldü. Türk ordusu 2016'da Fırat Kalkanı Harekâtı ile Cerablus'tan girip El Bab'a kadar indikten sonra Menbic'e yöneldiğinde ABD fren yaptırdı ve Irak-Şam İslam Devleti'nden (IŞİD) kurtarılan bölgelerle ilgili koruyucu bir pozisyon aldı.

Rakka'ya YPG değil Türk ordusu ve yedeğindeki milis güçlerle gidilmesi önerisini yetersiz bulan ABD, Türkiye'nin artan itirazlarını gidermek için bazı şeyler yaptı. Bunlardan birkaçı şöyle:

  • YPG'nin Menbic'ten çıkarılmasını sağlayacağını belirtip Türkiye ile ortak devriye mekanizmasına razı oldu.
  • İkincisi nüfuz alanında olmayan ve koruma taahhüdünde bulunmadığı Afrin'e operasyona itiraz etmedi.
  • Son olarak geçen ay PKK'nin lider kadrosundaki Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan için sırasıyla 5, 4 ve 3 milyon dolar ödül koydu.

ABD, Fırat'ın doğusuna yönelik her girişimde IŞİD örgütüyle savaşın sekteye uğrayacağı uyarısını yapıyor. IŞİD'in işi bitirilince de YPG ile ortaklığın sona ereceğine dair belli belirsiz sözler söyleniyor. Fakat ABD, Afrin operasyonunu da tetikleyen uzun dönemli ordu kurma planından vazgeçmişe benzemiyor.

Telif hakkı Getty Images Image caption Türkiye'nin Derik'e yönelik bombardımanının ardından ABD askerleri bölgeye giderek YPG'lilerle birlikte incelemelerde bulunmuştu

Tam bu tartışmaların arasında 6 Aralık'ta Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, ilk kez 22 Aralık 2017'de Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Joseph Votel'in dile getirdiği Suriye'nin kuzeyinde ordu kurma planını yinelerken 35-40 bin kişiyi kapsayan eğit-donat programının daha yüzde 20'lik bir kısmını tamamladıklarını söyledi. Bu da plan çöpe atılmadığı takdirde ABD epey zaman daha sahada oyalanacak demektir.

Bunun ötesinde Jeffrey'in de son zamanlarda birkaç kez dile getirdiği üzere Amerikan askeri varlığı artık üç hedefle gerekçelendiriliyor:

  • IŞİD'le savaş
  • İran ve onunla bağlantılı unsurların Suriye'den tamamen çekilmesi
  • Suriye'de Cenevre sürecinde siyasi geçişin sağlanması

Trump, IŞİD'in işinin bir ay gibi kısa zamanda bitirilebileceğini söyledi. Gerçi Deyr el Zor'un kuzeyinde Hecin, Şaafa ve Susa gibi birkaç küçük kasabada sıkışan IŞİD, SDG'ye ağır kayıplar verdirterek beklenenden çok daha fazla direndi. Operasyonun daha ne kadar süreceği belli değil.

Özellikle ilan edilen diğer iki hedef ABD'nin sahada kalmasını, haliyle SDG ile ortaklığı sürdürmesini gerektiriyor.

ABD, Türkiye ile ittifakı kopma noktasına getirmeden NATO konsepti açısından bu sıra dışı durumu sürdürmek istiyor. Ankara da baskıyı tırmandırarak Washington'ı tercih yapmak durumunda olacağı sınıra doğru itiyor.

Bu noktada Kürtlerin de ihtimal dışı tutmadığı bir durum ortaya çıkıyor: Acaba ABD, Türkiye'yi kaybetmemek için sınırlı bir operasyona göz yumabilir mi?

Bu senaryodan gidilirse muhtemel hedef Kürt yoğunluklu olmayan Tel Ebyad (Girê Spî) ve Ras el Ayn (Serekaniye) gibi yerler olabilir. Erdoğan sıklıkla Tel Ebyad'ın Arap ve Türkmen yoğunluklu bir yer olduğunu, etnik temizliğe uğradığını ve yerel halkın evlerine döndürülmesi gerektiği savını dillendiriyor. Haliyle Tel Ebyad iç kamuoyuna da sunulacak "simgesel bir zafer" mahalli olarak duruyor.

Fakat sınırlı operasyon da YPG'nin kuzeye çekilmesi ve Pentagon'un operasyon planlarının çökmesi riskini tamamen ortadan kaldırmıyor. Ki özerk yapının siyasi ve askeri aktörleri olası müdahaleye karşı tam direnişten bahsediyor. Bu da ABD açısından ciddi bir açmaza işaret ediyor.

Rusya ve İran'ın pozisyonu

Eğer bir operasyon olacaksa Astana ortaklarıyla da müzakere ediliyor olması lazım. İran, Türkiye'nin Suriye'ye bu kadar girmesinden rahatsız. Tahran, Rusya'nın Afrin operasyonuna geçit vermesini de istemiyordu. Özellikle Rusya açısından Türkiye'nin 'Demokles'in Kılıcı' olarak yukarıda asılı durması Kürtleri Şam'a itecek faktör sayılıyor.

Bununla birlikte Türkiye'nin girdiği yerlerden neyin karşılığında ve nasıl çıkacağı Şam-Tahran-Moskova eksenini en fazla düşündüren konu.

Fakat hem İran hem Rusya bölgede Amerikan askeri varlığını daha büyük sorun olarak görüyor. Her ikisi de Kürtlerin ABD'yi bırakıp Şam'la müzakere ederek orta yolu bulmasını istiyor. Rusya'nın bir NATO müttefiki eliyle ABD'nin işini zorlaştıracak seçenekler konusunda esnek olacağına dair bir öngörü var. Kürtler de Rusya'nın Afrin'de olduğu gibi Türkiye'ye yeşil ışık yaktığını düşünüyor.

Türkiye'nin kafasındaki plan

Afrin'den sonra Türkiye'nin üzerinde durduğu plan, Fırat ile Dicle arasındaki bütün şeritte 30-40 kilometre derinliğinde bir tampon bölge kurmak. Afrin'deki pratiği Fırat'ın batı yakasında Menbic, doğu tarafından Kobani, Tel Ebyad, Ras el Ayn, Dirbesiye, Amude, Kamışlı ve Derik'e kadar taşımak.

Bunun için "Suriye Ulusal Ordusu" çatısı altında toplanan gruplardan bir kısmı hazırlık yapıyor. Hükümete yakın kaynakların aktardığı bilgi doğruysa Fırat'ın doğusuna transfer edilmek üzere eğitilenlerin sayısı 6 bin 500'ün üzerinde.

Planda mültecilerin bu bölgelere yerleştirilmesi de var. Ancak bu tür bir operasyon Afrin'de olduğu gibi demografik yapıya müdahale olarak da görülebilir. Afrin, Fırat'ın doğusundaki kentlerden farklı olarak Kürt bölgelerinden izole bir yerdi. Suriye ordusunun kontrolündeki bir koridor haricinde her taraftan kuşatılmış haldeydi. Fırat'ın doğusu ise büyük güç yığmayı gerektiren uzunca bir şerit.

Operasyon baskısı, Menbic'in Türkiye'ye bırakılması konusunda ABD'yi geri adım atmaya zorlayacak bir manevra olarak da görülebilir. Fakat genel anlamda Ankara, 2016'dan beri ABD ile Rusya arasındaki rekabetten, sahanın çelişkilerinden, ortaya çıkan boşluk ve fırsatlardan yararlanarak ayaklarına yer açıyor. Risk çıtasını yükseltme pahasına bu stratejinin Fırat'ın doğusu için de sürdürüleceği anlaşılıyor.

GOOGLE 2018 ARAMA TÜRKİYE SONUÇLARI

Google, 2018 yılında dünyanın dört bir yanında en çok hangi kelimelerin arandığına dair sonuçları yayımladı. Bu sonuçlara göre Türkiye'de 2018 yılında en çok DOLAR arandı.

Ağustos ayında Türk Lirası'nın Amerikan dolarına karşı yaşadığı büyük değer kaybı, gündemdeki yerini uzun bir süre korumuştu.

Türkiye  Aramaları

Dolar, Soy ağacı, e-devlet, Dünya Kupası, e-müfredat, Seçim sonuçları
Bedelli askerlik, Yeşil uzaylı….

Dolar kelimesinin ardından en çok arama, soy ağacı sorgulaması ile ilgili oldu.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nün E-Devlet üzerinden soyağacı sorgulama uygulamasını başlatması Türkiye'de büyük ilgi görmüştü.

Bu yaz düzenlenen Dünya Kupası da en çok arama yapılan sorgulamalar arasında yerini aldı.

Türkiye'de televizyonda yayımlanan diziler arasında ise en çok Sen Anlat Karadeniz, Çukur, Ufak Tefek Cinayetler, Bir Zamanlar Çukurova, Erkenci Kuş, Jet Sosyete ve Avlu arandı.

KÜLTÜR-SANAT KANALI TRT 2 GERİ DÖNÜYOR

İkinci 100 Günlük Eylem Planı'nda yer aldı: TRT 2 geri dönüyor. TRT 2 kanalından kültür-sanat yayını yapılması planlanıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı, ikinci 100 günlük eylem planı çerçevesinde kapatılan TRT 2 kanalının yeniden yayın hayatına başlaması da bulunuyor. Hazırlıklara göre, TRT-02 Türkiye'de kültür - sanat ve bilim alanında referans niteliğinde yayıncı olacak 3 ay içinde yayına başlayacak.

TRT-03’te, Türkiye'nin sesini Arapça konuşulan coğrafyaya daha da etkili duyurabilmek amacıyla TRT Arapça kanalının insanı merkeze alan, yenilenmiş içeriği ve yeni kimliği ile yayına geçecek. TRT-04’de, TRT Belgesel kanalının, uluslararası düzeyde rekabet edebilir kalitede içeriklerle ve yeni yapısıyla yayın hayatını sürdürecek.

Milliyet’ten yeni yayıncılık hamlesi! Yarının haberleri Milliyet Express ile ‘cep’te

Türkiye’nin ilk dijital akşam gazetesi Milliyet Express ve Türkcell Dergilik’te yayına başladı. Her akşam saat 17.00’de günün en yeni gelişmelerinin yer aldığı akşam baskısı Milliyet Express dijital ortamda yayınlanmaya başladı.

Milliyet Ekspres’in Türk basın tarihinde bir ilk olduğunu belirten Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu konuştu:

"Hızla dijitalleşen dünyada, tüm sektörler ve hayatımız aynı hızla değişiyor. Okuma ve öğrenme alışkanlıklarımız evriliyor. Yeni neslin daha anne kucağında tablet ve akıllı telefonlarla tanıştığı düşünülürse, geleneksel medyanın gideceği noktayı kestirmek zor değil. Trendlere, rakamlara baktığımızda resim net bir şekilde ortada. 100 kadar ülkede Dergilik okuyucusu var. Gurbetteki vatandaşlarımız ülkesinin, memleketinin gündemini Dergilik’ten takip ediyor. Turkcell Dergilik’te geçen ay 15 milyon dergi, 1 milyon gazete okundu. Şırnak’ta, Hakkâri’de Cosmopolitan, Popular Science, Atlas gibi dergiler okunuyor. Belki de bugüne kadar o dergiler fiziki olarak gitmedi bile. Pazar payı yüzde yüze yakın olan Turkcell Dergilik okuma alışkanlıklarını değiştiren, gazete ve dergilerin okunma oranını ciddi olarak etkileyen bir konuma geldi. Milliyet’le el ele vermemizin de gazete okuma alışkanlıklarına çok pozitif bir etkisi olacağını öngörmek zor değil. 

Dergilik’e ilgi: Kasım ayında, bir ayda 15 milyondan fazla dergi okunmuş. Bir rekor bu. Yine kasım ayında 1 milyon gazete okunmuş Dergilik üzerinden. Sadece ekimden kasıma yüzde 77’lik bir kullanım artışı var. İnanılması zor bir başarı ama rakamlar konuşuyor.

RTÜK'ÜN YENİ ETİK İLKELERİ

İlki Zahit Akman’ın RTÜK başkanlığı döneminde imzalanan Yayıncılık Etik İlkeleri yenilendi.

Yeni metinde, “Terör örgütlerinin amaçlarına hizmet etmemek”, “Savaş, terör amaçlı saldırı, doğal afet ve benzeri olağanüstü durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında sağduyulu ve sorumlu davranmayı; toplumda korku ve infial oluşturabilecek yayınlardan kaçınmak”, “Milli iradeye saygılı olmak”, “Toplumun inanç, değer ve hassasiyetlerini gözetmek” ilkelerine yer verildi.

Yeni bir madde olarak “Terör örgütlerinin amaçlarına hizmet etmemek” ilkesine yer verilecek. “Toplumda korku ve infial yaratabilecek olaylar karşısında ve kriz zamanlarında sağduyulu olmak” ilkesi ise “Savaş, terör amaçlı saldırı, doğal afet ve benzeri olağanüstü durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında sağduyulu ve sorumlu davranmayı; toplumda korku ve infial oluşturabilecek yayınlardan kaçınmak” ifadeleri yer aldı.

Bağımlılıkla mücadele

Yeni metinde, “Alkol, tütün ürünleri ve uyuşturucu maddeler ile kumar başta olmak üzere, her türlü bağımlılıkla mücadele konusunda gereken hassasiyeti göstermek”, “Genel sağlığa zarar verecek yayınlar yapmamak, sağlık ile ilgili yayınlarda bilimselliği ve uzmanlığı ön plana çıkarmak”, “Çevrenin ve hayvanların korunması bilincini geliştirmek”, “Türkçenin doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasının yanı sıra dilin düzeysiz, kaba, argo kullanımından kaçınmak” ilkelerine  yer verildi.

 ‘Milli iradeye saygılı olmak’

“Toplumun inanç, değer ve hassasiyetlerini gözetmek” ilkelerine de ilk kez yer verilecek. Eski metindeki “İfade özgürlüğü ve haber alma hakkı çerçevesinde, olay ve olguları doğru, tarafsız ve eksiksiz yayımlamak” ilkesinden “eksiksiz” kelimesi çıkarıldı.

“Ailenin bütünlüğünü ve sürekliliğini desteklemek” ilkesi , “Kadını istismar eden içeriklere yer vermemek” ifadesi ile değerlendirilecek.

RTÜK SORDU: TELEVİZYON İLK SIRADA

RTÜK'ün 26 ilde 15 yaş ve üzeri 2 bin 600 kişiyle gerçekleştirdiği "2018 yılı Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması"nın sonuçlarına göre, izleyiciler, günlük ortalama 3 saat 34 dakika televizyon izliyor.

Yüz yüze anket yöntemiyle yürütülen araştırma ile televizyon izleme eğilimlerinin nasıl değiştiği, yeni medyanın izleme eğilimlerini nasıl etkilediği gibi soruların yanıtı arandı.Bu kapsamda günlük ortalama televizyon izleme süresinin 3 saat 34 dakika olarak belirlendiği araştırmanın sonuçlarına göre, hafta içi günlük ortalama televizyon izleme süresi 3 saat 30 dakika, hafta sonu günlük ortalama televizyon izleme süresi de 3 saat 45 dakika olarak saptandı.

Katılımcıların yüzde 69,2'si televizyona, yüzde 62,3'ü yazılı basına, yüzde 62,2'si radyoya, yüzde 59,1'i internet üzerinden haber sitelerine ve yüzde 53,7'si de sosyal medyaya bir haber kaynağı olarak güveniyor.

Televizyon izleme sürelerinde belirgin bir azalma yaşandı

Araştırma sonuçlarında 2006'ya kıyasla televizyon izleme sürelerinde belirgin bir azalma yaşandığı görüldü. 2006'da yapılan araştırmada günlük ortalama 5 saat 12 dakika, 2009'daki araştırmada 4 saat 36 dakika, 2012'deki araştırmada ise 4 saat 24 dakika televizyon izlendiği belirlenmişti.

Araştırmaya katılanların yüzde 51,7'si televizyonda yayınlanan programların 5 yıl öncesine kıyasla aynı kaldığını, yüzde 25,6'sı da iyi yönde ilerlediğini belirtirken, katılımcıların yüzde 46,3'ü kuşak programlarından, yüzde 21,6'sı da dizi filmlerden şikayetçi olduğunu bildirdi.

Araştırmada, "Türkçeyi en iyi TRT kullanıyor" diyenlerin oranı da yüzde 36,9 oldu. En çok geleneksel medyaya güveniliyor En çok izlenen program türünün "haberler" ve "yerli diziler" olarak belirlendiği araştırma sonuçlarına göre, kadınlar haber ve dizi, erkekler ise spor ve açık oturum programlarını daha fazla izliyor.

Katılımcıların yüzde 69,2'si televizyona, yüzde 62,3'ü yazılı basına, yüzde 62,2'si radyoya, yüzde 59,1'i internet üzerinden haber sitelerine ve yüzde 53,7'si de sosyal medyaya bir haber kaynağı olarak güveniyor.

Televizyon yayınlarını izlemeyenlerin yüzde 42,8'i "yayınlanan içerikleri beğenmedikleri" için TV izlemediklerini bildirirken, hanelerde en fazla yüzde 64 oranında klasik televizyon bulunuyor. Bunu sırasıyla yüzde 54 oranında taşınabilir bilgisayar, yüzde 40 oranında akıllı televizyon, yaklaşık yüzde 36 oranında tablet bilgisayar, yüzde 33 oranında masaüstü bilgisayar ve yüzde 29'u da radyo takip ediyor.

Yeni medya araçlarının toplam verisi dikkate alındığında ise her 4 haneden 3'ünde (hanelerin yüzde 75'i) masaüstü bilgisayar, taşınabilir bilgisayar ve tablet cihazlarından en az birinin bulunduğu belirlendi.

Ayrıca yaş arttıkça aylık ortalama televizyon izlenen gün sayısı artarken, eğitim düzeyi arttıkça aylık ortalama televizyon izlenen gün sayısı azalıyor.

Televizyon hala vazgeçilmez araç Yeni medya araçlarından TV izleme en çok taşınabilirlik ve çok amaçlı kullanım özelliği nedeniyle tercih ediliyor. Akıllı telefondan televizyon yayınlarını en çok 15-24 yaş arasındaki gençlerin izlediği belirlenirken, katılımcıların yüzde 88,8'i yayınları tek bir cihazla izlemek durumunda kalsa televizyonu seçeceğini ifade etti.

Araştırmaya katılanların yüzde 40,9'u televizyon izlerken yemek yediklerini, yüzde 20,1'i ise tablet, bilgisayar veya akıllı telefon kullandıklarını söyledi.

İnternet yayınlarının denetimi Yayınların denetimine ilişkin izleyici görüşlerinin de belirlendiği araştırmada katılımcıların yüzde 45,8'i televizyon yayın içeriklerinin yayın öncesinde, yüzde 28,4'ü yayın sonrasında ve yüzde 25,8'i de yayın esnasında denetlendiğini düşündüğünü aktardı.

Katılımcıların yüzde 70,4'ü internet üzerinden yayın yapan platformların denetlenmesi gerektiğini düşünürken, yüzde 13'ü de denetimin olmaması gerektiği görüşünü paylaştı. Ayrıca katılımcıların yüzde 68,4'ü internet yayınları denetiminin RTÜK tarafından yapılmasını doğru bulurken, yanlış bulanların oranı yüzde 12,4 oldu.

DEMİRÖREN MEDYA BAŞKANI MEHMET SOYSAL’IN MEDYA ANALİZLERİ SÜRÜYOR

Mehmet Soysal’ın yazılı medyanın sıkıntıları, dijital medya karşısında neler yapılması gerektiğine ilişkin yazılarının bu haftaki sonuncusu, ‘’Sistem arızaları ’başlığını taşıyor.

Soysal diyor ki,’’Diyoruz ki medyada telif yasalarının hukuki altyapısının bir an önce oluşturulması lazım... Yasaların çıkartılması gerekli. Aksi halde, pahalı içerik üreten geleneksel medyanın emekçilerinin emekleri çalınıyor.

Uluslararası medya kuruluşları öyle takip sistemleri geliştirmiş ki fotoğrafları veya videoları telif ödenmeden, izin alınmadan yayınlandığında yüz bin doları bulan cezalar gönderiyor. Ve bu para cezaları düzenli ödeniyor. Geçmiş yıllardan bizlere gelen bu para cezalarını ödüyoruz.

Kendi haklarımızı takip etmekte ise zorlanıyoruz. Kurumların ve emekçilerin bu haklarını korumak ve sektörü bir araya getirip ilkesel kararlar almak istediğimizde her kafadan bir ses çıkıyor. Ve herkes durumu kendi menfaat penceresinden değerlendiriyor ve kişiselleştiriyor. Oysa bizim derdimiz kişiler değil, sistemdir. Ve sistem arızalarıdır.

Ve biz bu haksızlıklara karşı sektörün bir araya gelmesini istiyoruz. Sektörün maddi ve manevi haklarını koruyan bir hukuki altyapı geliştirmezsek, emekçi türkülerini söylemeye de hakkımız yok diyoruz.

Biz bu uyarıyı yaptıkça birileri de ısrarla, “Paralı yapın, elinizi tutan mı var?” ya da “Siz kısıtladıkça daha az okunacak veya seyredileceksiniz” gibi ucuz bakış açıları geliştiriyor...

Yani, beleşe alışmışlar... Ücretsiz kullanmayı da kutsallaştırmışlar... Oysa müzik ve sinema dünyası piyasalara kök söktürüyor... Minibüslere, lokantalara, büfelere kadar denetimlerini yaptırıyorlar... İzinsiz ve telifi ödenmemiş şarkıların ve türkülerin çalınmasını yasaklattıkları gibi, ceza davaları bile açarak insanları yıllarca adliye koridorlarında dolaştırıyorlar...

Şimdi aynı kafalara biz kendilerinin bakış açısıyla şu soruyu soruyoruz:- Bırakın yasaklasınlar şarkıları ve türküleri, kendileri az dinlenilecek ve seyredilecek! Haklı olur muyuz? Asla...

Ve biz kurumsal haklara sahip çıktıkça birileri de ısrarla ücretsiz paylaşımı sahipleniyor. Bu sistem arızalarına tahammül etmek istemiyoruz. Hırsızlığa tahammül eden kimsenin dürüstlükten bahsetmesine de bizim tahammülümüz yok artık...’’

SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI İLİŞKİLERİ NASIL ETKİLİYOR?

Üsküdar Üniversitesi'nde sosyal medyanın ilişkileri nasıl etkilediğini araştırdı.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından gerçekleştirilen “Son Beş Yılda Türkiye’de Boşanmalara Etki Eden Bir Faktör Olarak Yeni Medya Teknolojileri ve Sosyal Medya” araştırmasına göre sosyal medya kullanımı, ailelerin dağılmasındaki önemli etkenlerden biri olarak görülüyor. 

Sosyal medya boşanma sebepleri arasında.36 boşanma avukatı ile yapılan görüşme ve internet üzerinden 278 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre, yeni medya teknolojileri ve sosyal medya, boşanma nedenleri arasında üst sıralarda yer alıyor. Yeni medya teknolojilerinin yaygınlaşmasının aldatmayı kolaylaştığının belirtildiği araştırmaya göre; insanlar ailesine ayıracağı vakti sosyal medyada geçiriyor. Başka hayatlara imrenen kullanıcılar, farklı arayışlara başlıyor. Ayrıca sosyal medya paylaşımları, kıskançlıklara da sebep oluyor.

"İnternette çok zaman geçirmek aile yapısını bozuyor".İnternet üzerinden gerçekleştirilen 278 kişinin cevapladığı ankete göre çalışma grubunun % 59,1’i sevgilisinin/eşinin internette neler yaptığını kontrol ediyor, %70,9’u sevgilisinin eşinin internette eski sevgilisi/eşiyle görüşmesini olumlu karşılamıyor ve en az %48’i internetin boşanma ve aldatmaları artırdığını düşünüyor.

“İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı ise en az %51 olarak görülüyor. Verilen bilgilerde, sosyal medyanın aile yapısına olumsuz etkide bulunmasının sebeplerinden biri de internette çok zaman geçirilmesi olarak belirtiliyor.

"Eşim Facebook bağımlısı".İnternette çok vakit geçirilmesi nedeniyle ebeveynler tarafından çocuklara yeterli ilgi gösterilmemesi, eşe yeterli vakit ayrılmaması ve ev işlerinin yerine getirilmemesi vb. davranışlar, boşanma davası açılması durumunda boşanma nedeni olarak öne sürülebiliyor.

İnternet bağımlılığı nedeniyle açılan boşanma davası örnekleri incelendiğinde, genellikle eşler “Karım internetin başından kalkmıyor”, “Kocam sürekli bilgisayar başında...”, “Eşim Facebook bağımlısı”, “Eşim internet bağımlısı...”, “İnternet yüzünden eşim çocuklarla ilgilenmiyor”, “Eşim ev işlerini yapmak yerine internete giriyor” gibi şikâyetlerde bulunulduğu görülüyor.

Boşanma davalarında sıkça görülen bir durum: Uygunsuz mesaj yakalama
Facebook, WhatsApp ve bunun gibi platformlardaki bazı içerikler boşanma davalarında artan bir şekilde delil olarak kullanılıyor. Görüşme yapılan avukatlara göre, eşin bir başkasına gönderdiği ya da bir başkasından aldığı uygunsuz mesajları yakalamak, boşanma davalarında sıklıkla görülen bir durum olmaya başladı.

DEĞERLENDİRME: Araştırma,sosyal medyanın toplumsal etkilerinin bir süredir güçlü bir şekilde hissedildiğini, özellikle ikili ilişkilerde ve evliliklerde sosyal medya kullanımın yarattığı çeşitli sorunların günlük yaşamda sıkça duyduğumuz bir durum haline geldiğine dikkat çekiyor. Boşanma avukatları ile yapılan derinlemesine görüşmeler, sosyal medyanın evliliklere olumsuz etkilerinin, öngörülenin çok ötesinde olduğunu gösteriyor’’

AKILLI TELEVİZYONLARLA KİŞİLEŞTİRİLMİŞ REKLAMLAR

Geçen hafta yayınladığımız raporda digital medya üzerinden kişileştirilmiş haber konusunda, Dublin’de google tarafından gerçekleştirilen bir küresel toplantısından bahsetmiştm. Bu hafta, akıllı televizyonlardan kişileştirilmiş reklam konusunu gündeme alıyorum.

Yeni nesil akıllı televizyonların hayatımızda yaygınlaşmasıyla birlikte, seyirci ile anlık iletişim kurabilen, kişiselleştirilmiş reklam modelleri markaların yeni gözdesi oldu. Gelişen teknoloji ile televizyonların internete bağlı ve akıllı hale gelmesi, reklam mecrası olarak televizyonun da interaktif ve ölçülebilir olabilmesini sağladı. Bu yeniliklerle artık markaların hedeflerine yönelik interaktif alt bant ve L bant reklamları ile TV reklamlarında anlık veriler gösterilebiliyor. Bunun yanı sıra, anlık data toplamak, anket ve oylama yapmak, kişiye özel indirim kodları vermek gibi dijital dünyanın pazarlama kurguları, hem yerel hem de ulusal TV kanallarında kolaylıkla hayata geçirilebiliyor. Yani artık markalar seyirci ile televizyon üzerinden de anlık iletişim kurabiliyor.

Artık 3,5 milyon hanede, 13,6 milyon kişiye ulaşabildiklerini söyleyen, adreslenebilir reklam yayınlama mecrası TVekstra Direktörü Merve Eraslanoğlu ,  “Adreslenebilir reklam, tüm dünyada olduğu gibi artık Türkiye’de de tırmanan bir trend ve televizyon hala en çok etkiyi yaratan pazarlama aracı. Adreslenebilir reklam ile televizyon mecrasında hem izleyici için hem de markalar için yeni bir dönem başlıyor ve hatta başladı diyebiliriz. Bu uygulama, TV mecralarında ölçümlenebilir ve hedeflenebilir reklam modeli ihtiyacından doğdu. Türkiye’deki akıllı TV penetrasyonunun artmasıyla birlikte, bizim de TVesktra olarak son 1 senede seyirciye erişimimiz %80 arttı’açıklamasını yaptı.

HABER7 ‘DE BAYRAK DEĞİŞİMİ

Haber7.com Genel Yayın Yönetmeni Adnan Gayhan’ın Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Dairesi Başkan Yardımcılığı görevine atanmasının ardından Haber7.com Yayın Koordinatörü Osman Ateşli Genel Yayın Yönetmenliği görevine atandı.

Haber7.com’un kurucu kadrosu arasında bulunan Ateşli, 16 yıldır Kanal7 Medya Grubu çatısı altında pek çok görevde bulunmuştu. TRT’de iki dönem stajyerlik yaptı. 2001 yılında bir yıl kadar İhlâs Haber Ajansı’nda çalıştı. Vatani görevini yapmak için buradan ayrıldı.2003 yılında Kanal 7 Medya Grubu çatısı altında kurulan Haber7.com’da işe başlamıştı.