Birkaç gündür internet sitelerinde dolaşan ve geçen dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’e ait olduğu iddia edilen ses kayıtları yeni bir tartışmayı başlattı. Yasadışı ses kayıtlarının hukuken savunulacak hiçbir yanı yok. Bu keyfi dinlemelerin kimler tarafından ve hangi maksatla yapıldığı konusunda yargı kurumlarının çok daha titiz bir çalışma yürütmesi şart. Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi bu uygulamalar kimi çıkar gruplarının ya da uluslararası birtakım siyasi komplo uzmanlarının işi de olabilir. Ancak ne olursa olsun sonuçta hukuka aykırı bir nitelik taşıyan, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal eden bu eylemlerin önlenmesi gerekiyor.
Bununla birlikte yasadışı dinlemelerle ortaya çıkan vahim tabloyu hiç kimsenin görmezden gelme hakkı bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, yasadışı ses kayıtları çok daha büyük ölçekli hukuk dışı anlayış ve tutumları ortaya çıkarmış görünmektedir. Kayıtlardaki sesin iddia edildiği gibi Koşaner’e ait olduğunu varsayacak olursak, askeri bürokrasinin değişime karşı geliştirdiği vesayetçi algıyı koruduğu, üstelik yeni yapılacak düzenlemeleri de hazmetmekte epey zorlanacağı anlaşılmaktadır. Ergenekon ve Balyoz Darbe Planı davalarıyla ilgili olarak “Bilgisayarlarımızdaki lüzumsuz bilgileri depoladık. Aradılar, bir sürü şey buldular. Hesabını veremiyoruz. Yasaların dışına çıktık ve bunu yol yaptık, hep öyle olacak zannettik.” ifadesini kullanan Koşaner’in sözleri, Silahlı Kuvvetler içindeki kanunsuzluğu sorgulamak yerine adeta suçu gizlemek için personeli daha becerikli davranmaya teşvik eden bir özellik taşımaktadır. Nitekim ses kayıtlarında davaya konu olan plan seminerleriyle ilgili bilgilerin kurum dışına sızdırılması büyük bir rezalet olarak nitelendirilmektedir.
Koşaner’e atfedilen sözler aynı zamanda sivil otorite ile güç mücadelesini bırakmak istemeyen askeri bürokrasinin sivil siyaseti üstü örtülü olarak tehdit ettiğini de göstermesi bakımından önemlidir. Bu öfkenin yöneldiği başlıca muhatap elbette Ak Parti Hükümetleridir. Silahlı Kuvvetlerin denetimi için yapılan ve önümüzdeki dönemde daha da genişleyerek sürecek olan hukuki düzenlemelerden duyulan memnuniyetsizlik Koşaner’in ifadelerine yansımaktadır.
Öte yandan TSK’nın sivil yönetime hesap verebilir nitelikte şeffaf bir yapı olarak aynı zamanda denetime açık olmasına karşı Ordu içinde ciddi bir reaksiyonun devam ettiği anlaşılmaktadır. Koşaner’in “Şimdi ne derlerse desinler arkadaşlar. Bunun bir yerde yazması da gerekmez. Hani diyorlar ya 35.maddeyi kaldır da bilmem ne maddeyi koy. İster koy ister koyma. Biz Silahlı Kuvvetler olarak bunun için varız. Bu bizim doğal görevimiz ve bu konuda kimse bize akıl veremez. O zaman varlığımızı inkar ederiz.” sözlerinin tüm kesimlerde kaygı uyandırması gereken önemli ifadeler olduğunu vurgulamak gerekir. Burada Ak Parti Hükümetine örtülü bir mesaj verilmekte ve 35.madde ile birlikte yapılacak diğer düzenlemelerin ciddiye alınmayacağı anlatılmak istenmekte, bir tür meydan okuma yoluna gidileceğinin işaretleri alınmaktadır.
Konuşmadaki dikkat çeken önemli ayrıntılardan biri de son dönemde düzenlenen kanlı PKK baskınlarıyla yaşanan can kayıplarının açığa çıkardığı güvenlik skandallarıdır. Eski Genelkurmay Başkanı’nın Hantepe ve Gediktepe gibi baskınlardaki güvenlik zafiyetine ilişkin değerlendirmeleri, uzun bir süre tartışılan ve büyük can kayıplarına yol açan saldırılarla ilgili ihmallerin maksatlı yapıldığı iddialarını güçlendirmektedir. Hatırlanacağı üzere 20 Temmuz 2010 tarihinde gerçekleşen Hantepe baskını öncesinde PKK’lıların yaptıkları hazırlıklar ve baskın sırasında yaşanan olaylar Heronlar tarafından görüntülenmesine rağmen, bölgeye yardım gönderilmediği ortaya çıkmıştı. Üstelik bu skandal basına yansıdığında dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül; “Görüntüler oraya ait değil. Böyle bir şey yok. Bu tür şeylere inanmayın, gönlünüz rahat olsun.” açıklaması yapmıştı. Son ses kaydına yansıyan ifadeler ise bu baskınlardaki güvenlik zafiyetinin ihmal boyutunu çok aşan bir düzeyde olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla itiraflarda bulunan Koşaner’den başlayarak dönemin üst düzey askeri sorumlularının ifadelerine başvurulması ve etkin bir soruşturmanın yürütülmesi gerekmektedir.
Eski Genel Kurmay Başkanı’nın kamuoyuna yansıyan konuşmaları, üst rütbeli yetkililerin hem ulusal güvenliği ilgilendiren ve hayati öneme sahip konulardaki ağır kusurlarını gözler önüne sererken hem de görev alanı dışına çıkarak seçilmiş iktidarlara karşı darbe planlarının bir şekilde içinde olduklarını göstermektedir. Nitekim Koşaner’e ait olduğu iddia edilen ses kaydında balyoz belgelerinin medyaya sızdırılması tam bir rezillik olarak nitelendirilmekte ve 1.Ordu bu belgelerin sızdırılmasından sorumlu tutulmaktadır. Oysa suç niteliği taşıyan bu tür belgelerin korunmasının da suç teşkil ettiğini başta Koşaner olmak üzere komuta kademesi çok iyi bilmektedir. Şayet ortada bir rezillikten söz edilecekse, darbe hazırlığı yapanlar ve bu hazırlıkları gizlemeye çalışanların davranışları bu sıfatı fazlasıyla hak edecektir.
Sonuç yerine ifade etmek gerekirse, Silahlı Kuvvetlerin sivil denetimi için yapılması gereken hukuki düzenlemeler geciktikçe askeri bürokrasinin geleneksel egemenlik algısı da güçlenmektedir. Koşaner’e ait olduğu iddia edilen son ses kaydı askerlerin hala eski alışkanlıklarını sürdürmek için çaba harcamakta olduğunu göstermektedir. Sivil irade askeri elitlerin güç gösterilerine son verecek yasal ve hukuki reformları gerçekleştirmediği sürece yeni ses kayıtlarıyla yüzleşmemiz kaçınılmaz olacaktır.