30 yıldır devam eden, 50 bin cana mal olan, milyarlarca dolarlık zarar bilançosu bırakan, ülkenin demokratikleşmesini, reformlarını, kalkınmasını engelleyen, toplumsal barışı bozan, bürokratik vesayeti devam ettiren, uluslararası profilini sarsan, bölgesel güç vizyonunu etkileyen PKK terörü ile mücadele “Kürt Sorunu” kapsamında Türkiye’nin demokratik değişim sürecine bağlı olarak strateji değişiklerine uğradı. PKK terör örgütü yıllar içinde değişik taktikler denedi. Devlet de PKK ile mücadelede farklı dönemlerde çeşitli stratejiler uyguladı. Sonuçta yukarıdaki bilanço ortaya çıktı.
Demokratik açılım çabalarıyla çözüm için beliren umutlar Habur’da ve Reşadiye saldırısıyla kırılsa da operasyonların azaldığı “çatışmasızlık” dönemi 2011 seçimsürecinde devlet-Öcalan görüşmelerinin katkılarıyla sürdürülebildi. Aslında bu dönem Kürt meselesiyle ilgili farkındalığın arttığı, inkâr ve asimilasyon politikalarının terk edildiği, genel kamuoyunun empatisinin yükseldiği bir zamandır da. TRT 6’nın Kürtçe yayına geçtiği, Kürtçe yasaklarının kaldırıldığı, üniversitelerde Kürt dili ve kültürü ile ilgili bölümlerin açıldığı bir süreç… Aynı zamanda bölgedeki faili meçhullerin soruşturulduğu, toplu mezarların araştırıldığı, Jitem’in hukuksuz operasyonlarının soruşturulduğu, devletin yanlış politikalarının en derininden dava konusu yapıldığı asker-polis demeden yapılan hukuk dışı uygulamaların sorgulandığı, bir dönem yaşandı, yaşanıyor. Öyle ki Kürt meselesi üzerinde herkesin eteğindeki taşı döktüğü, her şeyin serbestçe yazıldığı, konuşulabildiği bir özgür tartışma dönemi de açıldı. Konu, Kürt vatandaşlarının sorunu olsa hak, hukuk, özgürlükler ve insan hakları temelli bir değişimin demokratik fırsatları ortaya çıkabilmişti denilebilir.
2001’den itibaren Türkiye’de yaşanan değişimin devlete, kurumlara, topluma yansımaları özellikle son dönemde PKK ve bileşenleri tarafından yanlış yorumlandı. Bütün demokratikleşme hamlelerini PKK’nın silahlı mücadelesinin bir kazanımı olarak algıladılar ve bunu böyle de yansıttılar. PKK’nın eli silahlı dağ kadrosu ve onun yarattığı şiddet olmasaydı Kürtlerin elde edeceği hiçbir şey yoktur! Bu durum Kürt siyasetini de, bölge halkını da otomatik olarak PKK terör örgütünün vesayetine bıraktı. Devletteki değişim iradesini, demokratik dinamikleri, statüko karşısındaki çabaları önemsemedikleri, desteklemedikleri gibi buradan doğan zaafları kendi üstünlük hanelerine yazma yanlışına düştüler. PKK, BDP, DTK, KCK bloğunun bu yanlış algılamalarından Öcalan da nasibini aldı. Taşeron gibi kullanılarak oyunun dışına çıkarıldı. İçine girdikleri aymazlık ve şımarıklıklar onları güçlerinin üzerinde işlere sürükledi. 2011 Haziran seçimlerine kadar söylemleriyle sonrasında ise eylemleriyle devlete meydan okuyan işlere giriştiler. Bölgede kurtarılmış alanlar yaratacak, devlet otoritesini tanımayan saldırılar yaparak, eğitim – mahkeme – vergi tahsilatı–dağa adam bulma… İşlevlerini görecek 21 kamp merkezi oluşturdular. Adam kaçırma, asker-polis kaçırma, sokak ortasında infazlar, yollara döşenen mayınlar, bombalar derken Silvan saldırısı ve Çukurca pususu bardağı taşıran damlalar oldu. Son bir ayda bölgede asker-polis-sivil 50 şehit verildi. Sabrın, tahammülün sınırları aşıldı, limitleri doldu. Adına devlet denilen hiçbir kurumun daha fazlasına dayanamayacağı aksi halde kendini yok sayacağı noktaya gelindi.
Bölgede devlet otoritesini göstermeden, saha hâkimiyetini sağlamadan, vatandaşın mal, can, ırz, emniyetini koruyamadan, halka güven vermeden, daima yanında, yakınında ve desteğinde olduğuna inandırmadan yani topyekûn güvenliği sağlamadan önce orada yapılacak hiçbir şey yoktur. Bölgede yapılacak ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal bütün iyileştirmeler önce güvenliğin sağlanmasına bağlıdır. Bu yapılmazsa bütün hizmetler PKK silahlı direnişi olduğu için verilmiş olmakta ve beklenen olumlu sonuçlara ulaşamamaktadır.
İşte gelinen bu noktada Bıçak kemiğe dayandı, söz bitti. Terörle mücadelede yeni bir milat belirlendi. Bu yeni dönemde PKK terörü ile sonuna kadar mücadele edilirken, sonuna kadar demokrasi parolası geçerli olacak. Demokratik açılımların savunması ve güvenliği için devlet PKK karşısında kahredici gücünü sonuna kadar halkın huzur ve emniyeti için kullanacaktır. PKK kamplarına Kandil dâhil sınır ötesi hava harekâtı ile başlayan bu yeni dönem, nokta operasyonlara dayalı kara harekâtı ile devam edecek. İçerideki kamplar ve hedeflerde polis özel harekâtının plan ve hazırlıkları tamamlanmış operasyonlarıyla etkisiz hale gelecek. Kuzey Irak’ta, İran’da, Suriye’de ya da Avrupa’daki PKK hedefleri, kaynakları, destekleri tek tek bertaraf edilecek bu konuda ilgili ülkelerle başta ABD, İran, Irak ile gerekli konsensüsler sağlanmıştır. PKK terörü ile mücadele başbakanlığın kontrol ve denetiminde, polis özel harekat timlerinin kullanıldığı, sınırda ve sınır ötesinde profesyonel özel askeri birliklerin kullanıldığı topyekun bir mücadele stratejisinin uygulandığı yeni bir sürece geçilmiştir.
Kürt meselesinin içindeki “PKK Sorunu” halledilmeden Kürt halkının çözülecek hiçbir problemi yoktur. AB sürecinde Türkiye demokratik reformlarını ardı ardına uygulamaya koymuştur. Yeni Anayasa ülkenin gündemindedir. Kamu yönetimi reformu, seçim ve siyasi partiler kanunu, eğitim-sağlık-ekonomik reform çalışmaları Anayasa’dan sonra süratle halledilecek konularıdır.
Ancak PKK terörünü Türkiye’nin statükosunun yarattığı bir bela olduğunu bilelim. Derin devlet sistemi, Ergenekon yapılanmasının Türkiye’nin önüne koyduğu duvarlardan biri de PKK terörüdür. Devlet içindeki çetelerle, cuntalarla işbirliği halinde millete şike yaparak var olan PKK terörü minimize edilmedikçe ve etkileri temizlenip Kürt halkı üzerindeki vesayeti kırılmadıkça barış ve huzuru getiremeyiz.
“PKK terörünün demokratik kontrolü ve çözümü” olarak nitelendireceğimiz bu yeni süreç için iç ve dış konjonktür uygundur. Bölgenin halk isyanları ile çalkalandığı, ABD ve Avrupa’nın ekonomik krizlerle boğuştuğu bir zamanda Türkiye ile uğraşamazlar. Bölgedeki istikrarsızlıklar içinde düzenleyici misyonu tartışılmaz olan Türkiye’nin terörle meşgul edilmesine dünya sistemi izin vermez. Türkiye bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Bölgesel güç vizyonu ve uluslararası yükselen profili Türkiye’nin bu sorununu en kısa zamanda çözmesini gerektiriyor. Evinin içini düzenleyemeyen Türkiye’nin, bölgesine barış, güven, huzur ve düzen vaat etmesi model çizmesi ne kadar mümkündür? Balkanlar’a, Kafkaslar’a, Ortadoğu’ya, Afrika’ya ufuk olmuş Türkiye’nin içinde arkaik mikro milliyetçi terörle boğulması mümkün müdür? Bosnalı’nın, Kosovalı’nın, Gürcü’nün, Azeri’nin, Arap’ın, Somalili’nin, Eritreli’nin derdine derman olan Türkiye’nin tüm İslam dünyasına umut olmuş, kalkınma rekorları kıran, dünyanın 16. ekonomisinin, NATO’nun 2. ve dünyanın 5. gücünü temsil eden bir ülkenin ilkel bir terör markasına yenileceğini beklemek akıl işi değildir.
Öyleyse inadına demokrasi, inadına terörle mücadele yeni stratejinin özetidir. PKK terörü bitirilinceye, beyaz bayrak çekilinceye kadar agresif bir mücadele dönemi başlamıştır. Türkiye’nin Yeni Anayasa ihtiyacı, demokratik hukuk devleti çıtası, refah, barış, huzur ve adalet hedefi şaşmadan yola devam…