Libya’daki Kaddafi karşıtı güçlerin 21 Ağustos itibariyle Başkent Trablus’u ele geçirmesiyle Muammer Kaddafi’nin 42 yıllık askeri diktatörlüğü sona erdi. Kaddafi’nin Pentagon’u sayılan Bal-el Aziziye kışlası da muhalefetin eline geçti ve deyim yerindeyse rejimin harim-i ismeti talan edildi. Başta Türkiye ve ABD olmak üzere, uluslararası toplum artık geçici konseyi Libya’nın tek meşru ulusal hükümeti olarak tanıdığını açıkladı. Bu ülkeye ilk resmi ziyaret de, yine Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından gerçekleştirildi ve Libya temas grubu da bu ülkenin geleceğini tartışmak üzere İstanbul’da toplantıya çağrıldı.
Peki, gerçekten Libya’da devrim gerçekleşti ve amacına ulaştı mı? Doğrusu her şeyin bittiğini söylemek çok aceleci bir yorum olur. Zira Libya gibi çok farklı aşiret gruplarından oluşan bir ülkede 42 yıllık bir rejimin kökünün altı ayda kazınacağını öngörmek sağlıklı bir değerlendirme olmaz. Libya’da olan şey, bu ülkedeki iktidarın yıkılmasıdır. Devrimin tamamlanması için şimdi Libya’da yeni bir anayasa yapılması, yeni bir iktidar yapısının tanımlanması ve ülkedeki ekonomik kaynakların (özellikle petrolün) nasıl paylaşılacağı konusunda nihai bir ulusal uzlaşmanın sağlanması gerekecektir. Eski muhalifler, yeni muktedirler bunu sağlayacak siyasal olgunluğa sahip midir sorusu Libya’nın yakın geleceği için en can alıcı sorudur.
Libya’daki yeni yönetim, bu ülkede uzun yıllardır iktidardan uzak tutulan, dışlanmış gruplardan oluşan kırılgan bir koalisyondan gücünüm almaktadır. Nefret ve şiddet bir ülkedeki kurulu rejimi yıkmak için yeterli olabilir. Ancak nefret, hiç bir zaman kurucu iktidarın aklını inşa edemez. Şimdi Libya’daki yeni liderlik aklı selimle ve basiretle hareket etmek ve dışlayıcı değil, kuşatıcı bir politika izlemek zorundadır. Halk haklı olarak Kaddafi ve oğulları başta olmak üzere eski rejimin ileri gelenlerinin adalet önüne çıkarılması ve kendi halkına karşı savaş uçakları ile ateş etmekten çekinmeyenlere gerekli cezaların verilmesini isteyecektir. Toplumun adalet duygusunun tatmin edilmesi için yargılama en doğal ve gerekli yoldur da. Ancak yargılama, öncelikle ulusal makamlar tarafından yapılmalı ve rövanş almak adına değil; hakkaniyet ve adalet için duygusunu tatmin etmeye yönelik olmalıdır. Yeniden inşa edilecek Libya’nın bir hukuk devleti olarak kurulabilmesi için de bu gereklidir.
Önümüzdeki aylarda ve yıllarda Libya bir süreliğine daha muhtemelen NATO’nun güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duyacaktır. Ancak Irak ve Afganistan örnekleri de göz önüne alındığında NATO’nun Libya misyonu, kalıcı bir dış müdahaleye dönüştürülmemelidir. Tüm uluslararası aktörler, Libya’nın toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarına saygılı olmalı; Libya vesayet altına girmiş bir ülke durumuna sokulmamalıdır. Türkiye ve BM, yeni bir anayasanın yapılması ve yeni bir rejimin inşası hususunda ise Libya’da önemli roller oynayabilirler. Özellikle Türkiye gibi güvenilen bir ülkenin demokrasi tecrübesi Libya siyasi elitleri için yol gösterici olacaktır.
Libya’daki muhalefetin başarısı, değişime direnen diğer otoriter Arap ülkeleri için de farklı anlamlar içermektedir. Özellikle Suriye ve Yemen gibi rejim karakterleri ve davranış kodları benzer olan ülkeler için bunun anlamı, Ortadoğu’daki Arap baharının eninden sonunda baskıcı rejimler için yıkıcı olduğudur. Libya düştükten sonra önümüzdeki aylarda tüm uluslar arası toplumun ve medyanın dikkati Suriye’ye yoğunlaşacaktır. Şimdiden ABD ve Türkiye dahil kendisine açıktan “yeter, artık çekil” notası verilen Beşşar Esat’ın günleri sayılıdır. Belki Libya’dan daha kanlı olsa da meşruiyetini yitirmiş Esat yönetimini ve Baas rejimini, kendi halkına karşı çevirdiği tank namlularının ateş gücü uzun süre ayakta tutamaz. Muhtemelen Eylül ayından itibaren BM’nin yaptırımları ağırlaştırması ve hatta yılbaşından önce Libya benzeri bir müdahale kararının çıkması da mümkündür. Şam yönetiminin bu süreci doğru okuması ve değişimin kaçınılmaz olduğunu anlaması gerekir. Kendisine her zaman destek veren ve en samimi uyarıları yapan dost ülke Türkiye’ye karşı yeniden terör kozunu kullanmaya kalkması, ancak ve ancak Esad’ın çöküşünü hızlandıracaktır.
Sonuç olarak, Kaddafi rejimi yıkılmıştır ve Kaddafi kendisi de muhtemelen ya bir suikast, intihar veya çatışma yoluyla ölmediği takdirde Hüsnü Mübarek gibi yargı önünde hesap vermek zorunda kalacaktır. Yeni yönetim için en büyü sınav ise ülkede asayiş ve güvenliğin sağlanması ve yeni rejimin hukuk zemininde ve tüm aktörleri tatmin edecek şekilde inşa edilmesi olacaktır. Burada özellikle Türkiye gibi dost ülkelerle istişare ve yakın temas bu sürecin daha az sancılı geçmesine yardımcı olacaktır. Yeni Türkiye’nin vizyonu da bu tür yardımlaşma ve dayanışmaya son derece uygundur.
Acılar çekse de, devrimi gerçekleştiren Libya halkı ay yıldızlı bayrağı ile yeni Libya, İslam dünyasının ve insanlık ailesinin önemli bir aktörü olacaktır.