Muammer Kaddafi, Kuzey Afrika'nın en önemli ülkelerinden birisi olan Libya'yı 42 yıl tek başına demir yumrukla yönettikten sonra devrilmiştir. Gidecek yeri olmadığı için belki Çavuşesku gibi kurşuna dizilinceye kadar direnecektir ama Arap Baharı Libya'ya ulaşmasından sonraki beş aylık mücadele ile sonu gelmiştir. En uzun süre başta kalan diktatörlerden birisi olarak tarihe geçmeyi de başaran Kaddafi diktatörlerin kendi iradesiyle ve iç dinamiklerle gitmeyeceklerini ve ancak zorla yönetimden uzaklaştırılması gerektiğini bir kez daha göstermiş oldu.
Muammer Kaddafi, gençliğinde Mısır’ın milliyetçi diktatörü Cemal Abdünnasır'dan etkilenmişti. İslami Sosyalizm, milliyetçilik ve doğrudan demokrasiyi sentezleyerek Kapitalizm ve Sosyalizm’e alternatif olarak gördüğü Üçüncü Uluslararası Teori'yi ortaya atmıştır. Kabile bağları ve kişisel yönetim tarzına dayanarak kurduğu düzen, petro-dolarlar ve demir yumruk (havuç ve sopa) ile yönetiyordu. Doğrudan yönetim diye tanımladığı “cemahiriye sistemi” kendisinin de sıradan bir vatandaş olduğunu ve resmi makamı bile olmadığını iddia ederek yönetiyordu. Uygulamada ise herkesin ve her şeyin liderinin ağzına bakarak şekillendiği bir yapı karşımıza çıkmaktadır.
Baskıcı, kabileci ve keyfi olduğu için kendi kabilesinden belli düzeyde destek görmüş olsa bile petrol zengini olmasına rağmen ülkesinin doğusunu yoksul bırakmıştır. 1980'lerde 1200 kadar rejim muhalifini ortadan kaldırdığı bilinmektedir. Kaddafi’nin bölgedeki diğer diktatörlerden daha kötü olduğu – dış destekle bile olsa – kendi halkı tarafından devrilen ilk petrol ülkesi lideri olmasından anlaşılmaktadır. Kendi askerlerine güvenmediği için Afrika’dan paralı askerlerle isyanları bastırmaya çalışmıştır. Ayrıca, Mübarek ve Bin Ali’nin sığınabilecekleri birçok dost ve destekçi ülke bulabilmişken Venezüella dışında Kaddafi'ye kapısını açan ülke olmamıştır.
Peki, bundan sonra ne olur? Kişisel olarak Kaddafi (ve oğulları), insan hakları ihlali suçlamasıyla Lahey Ceza Mahkemesi tarafından aranmaktadır. Sonuna kadar direnirse öldürülebilir. Uluslararası alanda dost kazanmadığı için başka bir ülkeye gitme şansı da yoktur. Muhtemelen ülke içinde yargılanacaktır. Çünkü uzun süre demir yumrukla yönetilen halk, adalet ve intikam isteyecektir. Batı ise Kaddafi'nin Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasını uygun olabilir. Çünkü böyle bir yargılama NATO'nun yaptığı savaşa meşruiyet katacaktır. Lahey'de ikinci bir Milesoviç daha görürsek şaşırmayalım.
Bingazi'de Batı ve NATO desteğinde örgütlenen Ulusal Geçiş Konseyi ülkedeki geçiş sürecini yönetecektir. Askeri misyonu tamamlansa bile Libya'nın yeniden inşasında ve yeni rejimin karakterinin belirlenmesinde Batı ve NATO etkili olacaktır. Devrimcilerin, İslamcılar ve Batı destekli liberaller olarak iki kamptan oluştuğu bilinmektedir. Ayrıca, bu akımları çapraz kesen kabilecilik olgusu, zafer ve intikam duygularıyla bir araya geldiğinde (provokasyon ile) kolayca iç çatışmaya sürüklenme riski de vardır. Başarılı geçiş, Geçici Konsey'inin ve Libya halkının yeni demokratik dönemin ruhuna uygun davranabilmelerine bağlı olacaktır. Her zaman yıkmak daha kolaydır (ki Libya örneğinde biraz zor olduğu görülmüştür) ama yenisini kurmak daha da zordur. İç savaşa sürüklenmezse, ciddi petrol geliri olduğu için Libya'nın toparlanması Tunus ve Mısır’a göre daha hızlı olacaktır.
Uluslararası dengeler açısından Kaddafi'nin yıkılmasının etkileri de olacaktır. Yemen ve Suriye gibi Arap Baharı'nın sürdüğü yerlerde ciddi bir yankı uyandıracaktır. Özellikle devrimci gösterilerin sürdüğü Suriye'de yankısı güçlü olacaktır. Suriye rejimi ideoloji ve uygulama açısından Kaddafi “cemahiriye”sinin ikizidir. Kaddafi'nin gidişi Suriye devrimcilerine büyük moral verecektir. Rejimin kanlı bastırma politikalarının devam etmesi durumunda (ki süreceği anlaşılıyor) belki de silahlı mücadele başlayacaktır. Libya'daki gibi Batı destekli bir mücadele de görebiliriz. Ancak, binlerce insanı öldürdükten sonra Kaddafi'nin sonunu gören Suriye rejimi aynı akıbete uğramamak için daha da acımasız olacaktır. Bu tutum, rejimi ayakta tutmak yerine sonunu hızlandıracaktır.
Arap Baharı'nın süreceği ve bölge dengelerini etkilemeye devam edeceği açıktır. Bu dalganın Suriye'de rejim değişikliğine yol açması ile bölgede İran'ın etkisi gerileyecektir. Türkiye, Arabistan ve Mısır ile Sünni bloğun bölgedeki ağırlığı artacaktır. Tunus'tan başlayarak Libya ve Mısır'ı birleştiren demokratik bir Kuzey Afrika Bloğu oluşmaktadır. Demokrasi dalgası Mısır'ın doğusuna ve Kuzey Afrika'nın batısına doğru yayılabilir. Bu dalgadan İran, Rusya ve diğer Arap ülkeleri de etkilenecektir. Libya örneği, demokrasi devriminin geç de olsa başarılabileceğini gösterdiği için önümüzdeki birkaç yıl daha Arap Baharı solmayacaktır.