ENGLISH
24.05.2012
08.08.2011 11:37


Doç. Dr. Ahmet Uysal

auysal@sde.org.tr
CV

Suriye'nin Kanlı Oyalama Taktikleri ve Türkiye

 

Beş ay önce diğer diktatörlükler gibi Suriye rejiminin içerden ıslahının (reformunun) mümkün olmadığını yazmıştık. Çünkü bu tür rejimler demokrasiye geçildiğinde hiçbir hayat şansları olmadığını ve hoyratça kullandıkları gücü tamamen kaybedeceklerini iyi bilirler. Ayrıca, halklarına yaptıkları bilinçli kötü muamele alışkanlıklarından dolayı hem suçluluk hissi ile hem de intikamdan korkarak demokrasiye geçemezler. Libya, Yemen ve Suriye'de yaşananlar bu durumu çok daha net ortaya koymaktadır. Hatta masum göstericileri öldürmekten ve yolsuzluktan yargılanan Hüsnü Mübarek'in hasta döşeğindeki tavrı diktatörlerin psikolojisini tam yansıtmaktadır.
 
Son günlerde iyice acımasızlaşan Esat rejimi, diğer diktatörlüklerden farklı değildir. Ülkesinde reform yapacağını yedi ay önce en güksek ağızdan Wall Street Journal'a dile getirmesine rağmen, Türkiye'nin de bu yönde yaptığı çağrılar karşısında reform sözü vererek zaman kazanmaya çalışmıştır. Dünya kamuoyu gibi, Türk Hükümeti iyi niyetle kan dökülmeden ve zaten kargaşa için de olan bölgede daha fazla karışıklık çıkmasın diye Esat rejimini demokrasiye geçişe teşvik etmiş ve beklemişti. Türkiye Suriye ile gelişen iyi komşuluk ilişkilerine de dayanarak bunu görmeyi ummuştu.
 
Rejimin reform kabiliyeti ve niyeti olmadığı ortaya çıktıktan sonra bile Türkiye, bu rejime karşı belki de gerektiğinden fazla fırsat tanımıştır. Çünkü Türkiye'nin defalarca tekrarladığı reform çağrıları, boş vaatlerle geçiştirilmiş ve geçen süre içinde rejimin zulmünden kaçan binlerce Suriyeli sınırlamıza dolmuş ve iki binden fazla gösterici öldürmüştür. Son hafta içinde sıcak Ramazan günlerinde halkın elektrik ve suyu kesilmiş ve yüzlerce kişi öldürülmüştür.
 
Suriye rejiminin bu kanlı bastırma politikası dolayısıyla eski dostu Rusya bile uyarmıştır. Hatta Arap devrimlerinden çekinen Körfez ülkeleri ve Arap Birliği bile bu kötü muamelenin durdurulmasını istemiştir. Batı'dan da benzer tepkiler gelmektedir. Başbakan Erdoğan'ın önceki günkü açıklamasında Suriye'de yaşananlar karşısında Türkiye'nin sabrının tükenmek üzere olduğunu ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Suriye'ye kesin bir mesaj ileteceğini belirtmesinden sonra Türkiye'nin tavrı çok daha önem kazanmıştır.
 
Türkiye, Suriye'nin oyalama taktiğine daha fazla kanmamalıdır. Oluşan uluslararası tepkinin tavsamasına ve rejimin daha fazla zaman kazanmasına imkan verilmemelidir. Ziyaretinde Davutoğlu, Esat rejimine zamanın dolduğunu ve artık çekilmesi gerektiğini söylemelidir. Çünkü aracılık veya reform çağrılarına zaman verilmesi gibi hareketler Suriye rejimin kollandığı imajı oluşturmaya başladığı için artık zarar vermeye başlamıştır. Türkiye'nin bölgede yükselen gücü, demokrasisi ve adaleti savunmasından kaynaklandığı için zalim bir yönetime arka çıktığı veya kendi çıkarları için zulme göz yumduğu görüntüsü Türkiye'nin imajına ciddi zarar verecektir.
 
Bölge dengeleri açısından da Esat rejiminin artık gitmesi gerekmektedir. Rejimin acımasız ve güvenilmez tavrı yüzünden Türkiye ile ilişkileri zaten donma noktasına gelmiştir. Dolayısıyla, Esat rejiminin Türkiye ile bundan sonra bir yararlı bir ilişki geliştirmesi mümkün değildir. Esat rejiminin devrilmesinde Türkiye'den başkası da pek etkili olamaz. Çünkü ne İran, ne İsrail, ne de ABD ve Avrupa devletleri "klasik İslamcılar başa gelir" korkusuyla Suriye rejiminin gitmesini pek istememektedir. Yoksa Kaddafi daha kimseyi öldürmemişken askeri müdahaleye başvuranlar henüz "Esat çekilsin" bile diyememişlerdir.
 
İran ise mezhep bağları ve stratejik çıkarları açısından Esat rejiminin yıkılmasını istememektedir. Çünkü Esat rejimi sayesinde İran'dan Akdeniz'e ulaşan bir Şii etki alanı oluşmuştur. Suriye'nin düşmesi Lübnan'ı da etkileyeceğinden böglede İran için büyük bir nüfuz kaybı olacaktır. İran'ın Suriye rejimine propaganda, para ve silah sağlayarak maddi ve manevi desteği bilinmektedir. Türkiye ile İran arasında bölgede süren gizli rekabet bile Türkiye'nin tarafsız kalmasının bile doğru olmayacığına ve doğru çözümün Esat rejiminin devrilmesi olduğuna işaret etmektedir.
 
İsrail, Suriye rejiminin devamını istemektedir çünkü bu tür diktatörlükler ülkelerinin gerçek potansiyelinin ortaya çıkmasına engel olarak zayıf bıraktığı için İsrail'in çıkarınadır. Ayrıca, İsrail ayrıca Esat rejiminin devamını istediğini gizlememektedir. Batı ise İslamcıların başa gelmesinden korktuğu, kendi ekonomik krizleriyle meşgul olduğu ve ülkede petrol olmadığı için Suriye rejiminin gitmesiyle ilgilenmemekte, istese de bunun için çok çaba harcamamaktadır. Ancak, Batı'daki kamuoyu Suriye'deki katliama varan baskılara karşı ülke yöneticilerini harekete zorlamaktadır.
 
Bu noktada Türkiye, çok daha aktif ve etkili olabilir. Çünkü bu gücü vardır ve Türkiye'nin liderliğinde Batı ve Arap ülkeleri harekete geçebilir. Öncelikle Esat'ın gitmesi gerektiği yönünde hareket edilerek rejimin izolasyonu sağlanabilir. BM'deki kınamalarla ve yaptırımlarla köşeye sıkıştırılabilir. Suriye rejiminin yumuşak karnı ise kötüleşen ekonomisidir. Beş aydır süren protestolar ekonomiyi donma noktasına getirmiştir ki bu şekilde uzun süre devam edemez. Rejimin işini zorlaştıracak akıllı yaptırımlar ve diplomatik baskılarda Türkiye öncülük etmelidir. Ayrıca, İran'dan veya başka yerden gelebilecek maddi yardımlarla rejime sun'i teneffüs yaptırılmasına engel olanulabilir. Körfez ülkeleri de Suriye rejiminden hoşlanmadıkları için Türkiye ile işbirliği yapacaklarının işaretleri ortadadır.
 
Salı günü planlanan ziyaretinde Bakan Davutoğlu Esat rejimine süresinin dolduğunu ve zamanın bittiğini net şekilde ifade etmelidir. [Esat'ın danışmanı Büseyne Şaban'ın Türkiye'den görüş istemedikleri yönündeki beyanından sonra Suriye'ye gitmemesi daha isabetli olacaktır.] Göstericilerle rejim arasında aracılık veya reformlar için zaman tanınması gibi yollar sonuç getirmeyeceği gibi Türkiye'nin imajına da zarar verecektir. Türkiye'nin bu çabalarıyla dünya kamuoyunun tepkisinin tavsıtılması ise ancak despot Esar rejimine hizmet edecektir. Stratejik olarak Suriye rejiminin gitmesi kolay ve sorunsuz olmasa bile, bu rejimin kalması çok daha maliyetli ve zararlı olacaktır. Türkiye bu konuda daha fazla insiyatif almalı ve Esat rejiminin gitmesine odaklanmalıdır.

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Tunus Devrimi İlerliyor, Mısır'ın Yolları Taşlı - 19 Ocak 2012 Perşembe 12:00
Arap Baharı ve Erdoğan’ın Mısır Ziyareti - 12 Eylül 2011 Pazartesi 12:21
'Zenga Zenga' Kaddafi veya Diktatörün Hazin Sonu - 22 Ağustos 2011 Pazartesi 15:32
Suriye'nin Kanlı Oyalama Taktikleri ve Türkiye - 08 Ağustos 2011 Pazartesi 11:37
Suriye’de Geri Dönüş İmkanı Yok - 01 Haziran 2011 Çarşamba 16:55
Otoriter Rejimlerin Reformu Mümkün mü ? - 29 Nisan 2011 Cuma 17:59
Mısır’da Demokrasi Çarkı Dönüyor - 22 Nisan 2011 Cuma 17:04
Suriye Reform Şansını Kaçırıyor mu? - 01 Nisan 2011 Cuma 09:45
Mısır’da Referandum veya Demokrasinin Tadı - 22 Mart 2011 Salı 13:25
Mısır'da Burjuvazi-Asker İttifakı Bozuldu - 08 Şubat 2011 Salı 12:06
Türkiye Mısır’daki Yangını Söndürmelidir - 01 Şubat 2011 Salı 12:35
‘İnzil Paşa’ ya da Mübarek’in Son Hamleleri - 30 Ocak 2011 Pazar 15:41
Lübnan’da Kritik Dönem - 25 Ocak 2011 Salı 15:12
Tunus’ta “Dijital” Devrim - 15 Ocak 2011 Cumartesi 14:18
2011’in İlk Kurbanı: Mısır - 05 Ocak 2011 Çarşamba 09:44
İsrail’le Gizli Görüşme ve Tutarsızlık Görüntüsü - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 09:31
Türkiye’nin Ortadoğu Politikalarının Gayri İktisadi Yararları - 30 Haziran 2010 Çarşamba 17:07
Türkiye’nin Ortadoğu’daki Yeni Rolü – II - 22 Haziran 2010 Salı 17:00
Türkiye’nin Ortadoğu’daki Yeni Rolü - I - 15 Haziran 2010 Salı 11:24
İsrail’le Krizde Türkiye Ne Yapmalı? - 09 Haziran 2010 Çarşamba 17:03
İsrail’le Krizde Kazanan ve Kaybeden - 03 Haziran 2010 Perşembe 10:56
Kılıçdaroğlu ve Dış Politika - 24 Mayıs 2010 Pazartesi 14:55
Arap Milliyetçiliği Nereye? - 10 Mayıs 2010 Pazartesi 12:02
Arapça TRT ve Türkiye’nin Yumuşak Gücü - 12 Nisan 2010 Pazartesi 11:07
Arap Cephesinde Yeni Bir Şey Var mı? - 01 Nisan 2010 Perşembe 09:25
Süpergüçlerin Meşruiyeti Var Mı? - 23 Mart 2010 Salı 17:59
Küresel Dünyada Siyaset, Kültür ve Sanayimizin Geleceği – II - 10 Mart 2010 Çarşamba 09:43
Küresel Dünyada Siyaset, Kültür ve Sanayimizin Geleceği – I - 02 Mart 2010 Salı 09:54
Artan Azeri-İsrail İlişkileri Üzerine - 18 Şubat 2010 Perşembe 13:50


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya