Beş ay önce diğer diktatörlükler gibi Suriye rejiminin içerden ıslahının (reformunun) mümkün olmadığını yazmıştık. Çünkü bu tür rejimler demokrasiye geçildiğinde hiçbir hayat şansları olmadığını ve hoyratça kullandıkları gücü tamamen kaybedeceklerini iyi bilirler. Ayrıca, halklarına yaptıkları bilinçli kötü muamele alışkanlıklarından dolayı hem suçluluk hissi ile hem de intikamdan korkarak demokrasiye geçemezler. Libya, Yemen ve Suriye'de yaşananlar bu durumu çok daha net ortaya koymaktadır. Hatta masum göstericileri öldürmekten ve yolsuzluktan yargılanan Hüsnü Mübarek'in hasta döşeğindeki tavrı diktatörlerin psikolojisini tam yansıtmaktadır.
Son günlerde iyice acımasızlaşan Esat rejimi, diğer diktatörlüklerden farklı değildir. Ülkesinde reform yapacağını yedi ay önce en güksek ağızdan
Wall Street Journal'a dile getirmesine rağmen, Türkiye'nin de bu yönde yaptığı çağrılar karşısında reform sözü vererek zaman kazanmaya çalışmıştır. Dünya kamuoyu gibi, Türk Hükümeti iyi niyetle kan dökülmeden ve zaten kargaşa için de olan bölgede daha fazla karışıklık çıkmasın diye Esat rejimini demokrasiye geçişe teşvik etmiş ve beklemişti. Türkiye Suriye ile gelişen iyi komşuluk ilişkilerine de dayanarak bunu görmeyi ummuştu.
Rejimin reform kabiliyeti ve niyeti olmadığı ortaya çıktıktan sonra bile Türkiye, bu rejime karşı belki de gerektiğinden fazla fırsat tanımıştır. Çünkü Türkiye'nin defalarca tekrarladığı reform çağrıları, boş vaatlerle geçiştirilmiş ve geçen süre içinde rejimin zulmünden kaçan binlerce Suriyeli sınırlamıza dolmuş ve iki binden fazla gösterici öldürmüştür. Son hafta içinde sıcak Ramazan günlerinde halkın elektrik ve suyu kesilmiş ve yüzlerce kişi öldürülmüştür.
Suriye rejiminin bu kanlı bastırma politikası dolayısıyla eski dostu Rusya bile uyarmıştır. Hatta Arap devrimlerinden çekinen Körfez ülkeleri ve Arap Birliği bile bu kötü muamelenin durdurulmasını istemiştir. Batı'dan da benzer tepkiler gelmektedir. Başbakan Erdoğan'ın önceki günkü açıklamasında Suriye'de yaşananlar karşısında Türkiye'nin sabrının tükenmek üzere olduğunu ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Suriye'ye kesin bir mesaj ileteceğini belirtmesinden sonra Türkiye'nin tavrı çok daha önem kazanmıştır.
Türkiye, Suriye'nin oyalama taktiğine daha fazla kanmamalıdır. Oluşan uluslararası tepkinin tavsamasına ve rejimin daha fazla zaman kazanmasına imkan verilmemelidir. Ziyaretinde Davutoğlu, Esat rejimine zamanın dolduğunu ve artık çekilmesi gerektiğini söylemelidir. Çünkü aracılık veya reform çağrılarına zaman verilmesi gibi hareketler Suriye rejimin kollandığı imajı oluşturmaya başladığı için artık zarar vermeye başlamıştır. Türkiye'nin bölgede yükselen gücü, demokrasisi ve adaleti savunmasından kaynaklandığı için zalim bir yönetime arka çıktığı veya kendi çıkarları için zulme göz yumduğu görüntüsü Türkiye'nin imajına ciddi zarar verecektir.
Bölge dengeleri açısından da Esat rejiminin artık gitmesi gerekmektedir. Rejimin acımasız ve güvenilmez tavrı yüzünden Türkiye ile ilişkileri zaten donma noktasına gelmiştir. Dolayısıyla, Esat rejiminin Türkiye ile bundan sonra bir yararlı bir ilişki geliştirmesi mümkün değildir. Esat rejiminin devrilmesinde Türkiye'den başkası da pek etkili olamaz. Çünkü ne İran, ne İsrail, ne de ABD ve Avrupa devletleri "klasik İslamcılar başa gelir" korkusuyla Suriye rejiminin gitmesini pek istememektedir. Yoksa Kaddafi daha kimseyi öldürmemişken askeri müdahaleye başvuranlar henüz "Esat çekilsin" bile diyememişlerdir.
İran ise mezhep bağları ve stratejik çıkarları açısından Esat rejiminin yıkılmasını istememektedir. Çünkü Esat rejimi sayesinde İran'dan Akdeniz'e ulaşan bir Şii etki alanı oluşmuştur. Suriye'nin düşmesi Lübnan'ı da etkileyeceğinden böglede İran için büyük bir nüfuz kaybı olacaktır. İran'ın Suriye rejimine propaganda, para ve silah sağlayarak maddi ve manevi desteği bilinmektedir. Türkiye ile İran arasında bölgede süren gizli rekabet bile Türkiye'nin tarafsız kalmasının bile doğru olmayacığına ve doğru çözümün Esat rejiminin devrilmesi olduğuna işaret etmektedir.
İsrail, Suriye rejiminin devamını istemektedir çünkü bu tür diktatörlükler ülkelerinin gerçek potansiyelinin ortaya çıkmasına engel olarak zayıf bıraktığı için İsrail'in çıkarınadır. Ayrıca, İsrail
ayrıca Esat rejiminin devamını istediğini gizlememektedir. Batı ise İslamcıların başa gelmesinden korktuğu, kendi ekonomik krizleriyle meşgul olduğu ve ülkede petrol olmadığı için Suriye rejiminin gitmesiyle ilgilenmemekte, istese de bunun için çok çaba harcamamaktadır. Ancak, Batı'daki kamuoyu Suriye'deki katliama varan baskılara karşı ülke yöneticilerini harekete zorlamaktadır.
Bu noktada Türkiye, çok daha aktif ve etkili olabilir. Çünkü bu gücü vardır ve Türkiye'nin liderliğinde Batı ve Arap ülkeleri harekete geçebilir. Öncelikle Esat'ın gitmesi gerektiği yönünde hareket edilerek rejimin izolasyonu sağlanabilir. BM'deki kınamalarla ve yaptırımlarla köşeye sıkıştırılabilir. Suriye rejiminin yumuşak karnı ise kötüleşen ekonomisidir. Beş aydır süren protestolar ekonomiyi donma noktasına getirmiştir ki bu şekilde uzun süre devam edemez. Rejimin işini zorlaştıracak akıllı yaptırımlar ve diplomatik baskılarda Türkiye öncülük etmelidir. Ayrıca, İran'dan veya başka yerden gelebilecek maddi yardımlarla rejime sun'i teneffüs yaptırılmasına engel olanulabilir. Körfez ülkeleri de Suriye rejiminden hoşlanmadıkları için Türkiye ile işbirliği yapacaklarının işaretleri ortadadır.
Salı günü planlanan ziyaretinde Bakan Davutoğlu Esat rejimine süresinin dolduğunu ve zamanın bittiğini net şekilde ifade etmelidir. [Esat'ın danışmanı Büseyne Şaban'ın Türkiye'den görüş istemedikleri yönündeki beyanından sonra Suriye'ye gitmemesi daha isabetli olacaktır.] Göstericilerle rejim arasında aracılık veya reformlar için zaman tanınması gibi yollar sonuç getirmeyeceği gibi Türkiye'nin imajına da zarar verecektir. Türkiye'nin bu çabalarıyla dünya kamuoyunun tepkisinin tavsıtılması ise ancak despot Esar rejimine hizmet edecektir. Stratejik olarak Suriye rejiminin gitmesi kolay ve sorunsuz olmasa bile, bu rejimin kalması çok daha maliyetli ve zararlı olacaktır. Türkiye bu konuda daha fazla insiyatif almalı ve Esat rejiminin gitmesine odaklanmalıdır.