90’lı yıllar şaşırtıcı bir şekilde Türkiye ve İsrail ilişkilerinin ve yakınlaşmasının zirve yaptığı ve aynı zamanda Türkiye’nin Kürt sorunundan kaynaklanan terörle mücadele etmeye çalıştığı, bölgesinde Suriye ve İran ile ilişkilerde ciddi güven bunalımı yaşandığı yıllardır. Bu dönemde İran ve Suriye’yi karşısında bulan Türkiye, bölgesel yaklaşımında İsrail ile ilişkileri geliştirerek kendi lehine bölgesel dengeler kurmak istemiştir. İsrail ile derinleşen ilişkilerinin kendisine o dönemde getirileri olduğu kadar bugün anlaşıldığı gibi çeşitli riskleri de taşımış olan Türkiye, zamanla iç dengelerinde değişim yaşamış, bu değişim dış politikada da etkisini göstermiş ve “Komşularla Sıfır Sorun” politikasının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye 2002 yılında Ak Parti’nin seçimleri kazanması ardından muazzam bir değişim sürecine girmiş ve bu süreç içinde dış politika yapıcıları 11 Eylül olaylarını, Afganistan ve Irak’a yapılan askeri müdahaleleri derin bir kaygıyla izlemişlerdir. Bu gelişmeler karşısında Türkiye’de elitler arasında İsrail ve ABD’ye olan güvensizlik dış politikada da kendisini derin bir şekilde hissettirmiştir. Özellikle de Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeler, Kürt meselesinde ABD ve İsrail’in parmağı olduğu yönünde keskin şüpheler, Türkiye’nin sınır komşularıyla ilişkilerinde yeni bir süreç doğurmuştur. Bu dönemde ulusal güvenlik kaygılarıyla Türkiye ile işbirliği ve ilişkilerin geliştirilmesine sıcak bakan Tahran ve ardından Şam yönetimi, Ankara’nın İsrail ile ilişkilerine mesafe koymasına ve yeni bölgesel politikalar geliştirmesine zemin hazırlamıştır.
90’lı yıllarda yakınlaşmanın zirve yaptığı Türkiye-İsrail ilişkilerinde geçen yıl yaşanan Mavi Marmara saldırısı dönüm noktası olmuş ve iki ülke ilişkileri bugüne kadar yaşanan en soğuk dönemine girmiştir. Bugün Türkiye’nin İsrail yönetiminden özür ve tazminat taleplerinin devam ettiği süreç yaşanmaktadır. İsrail’de siyasi karar alıcıların Türkiye’den resmi olarak özür dilenmesi ve tazminat ödenmesi konusunda ikiye ayrılmış durumda oldukları görülmektedir. İsrail’in resmi olarak Türkiye’den özür dilemesi ya da bugün yaşanan sürecin devam etmesi taraflar arasında farklı çıkar hesaplarının yapılmasına neden olmaktadır. İsrail, Türkiye’nin Tel-Aviv yönetimi karşısında durmasının Türkiye-ABD ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini düşünen Ankara yönetiminin geri adım atabileceğini düşünmekte ve Washington’da Ankara aleyhinde yoğun propaganda faaliyeti göstermektedir. Yine İsrail yönetimi, Ankara yönetimini geri adım atmaya zorlayacağını düşündüğü bazı operasyonların içinde yer almakta ve öncelikle Ankara ile sınır komşuları arasında ilişkilerin tekrar bozulmasını hevesle beklemektedir. İsrail’in değişen ve dönüşen Türkiye’yi tam olarak algılamadığı ve Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir konsept oluşturamadığı düşünülse de Tel-Aviv yönetimi aslında Türkiye’de yaşanan değişim sürecinin hala kırılgan bir yapısı olduğu düşüncesine dayanarak tekrar 90’lı yılların ortamına dönülebileceğini hesap etmektedir. Türkiye, İsrail ile ilişkilerin soğuk olması Tel-Aviv ve bölgesel ilişkilerinden ziyade ABD ile ilişkilerinin olumsuz etkilendiğini düşünmekte ve bugün İsrail ile ilişkilerini Washington eksenli düzenlemeye gitmektedir. Ankara yönetimi İsrail ile soğuk olan ilişkilerinin bugün Ortadoğu’da farklı coğrafyalarda kısa vadeli önemli getirilerinin yanında AB ülkeleriyle ilişkilerinin de bu süreçten etkilendiğini keşfederek, bu etkiler üzerinden yeni manevra alanları oluşturmaya çalışmaktadır.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasından en çok rahatsız olan ülkelerden birinin de İran olduğunu görmek oldukça şaşırtıcıdır! Zira İran, Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasıyla Ankara’nın bölgedeki siyasal ve sosyal etkisinin patlamaya yaptığını görmüş ve devrim sonrası oluşturmaya çalıştığı Ortadoğu’daki jeostratejik zemini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye, bugüne kadar İran’ın stratejik ortaklıklar kurduğu Doğu Akdeniz eksenine ilgi duymuş, Suriye, Filistin ve hatta Lübnan meselelerinde etkili olmaya başlamıştır. Daha önce İsrail ile yakın ilişkileri olan ve Ortadoğu meselelerine mesafeli yaklaşan bölge ülkelerince şüpheyle karşılanan eski Türkiye’nin yerine yeni siyasal konseptle öne çıkan Ankara’nın bölgedeki tüm dengeleri değiştirebilme potansiyeli bölgede olduğu kadar uluslar arası arenada da dikkatle izlenir olmuştur.
Ne İran’ın Suriye veya Türkiye’den birisini seçme şansı ne de ABD’nin İsrail veya Türkiye arasında seçim yapma lüksünün olmadığı bir dönemde, stratejik açıdan elinin en güçlü olduğu ülke olarak karşımıza Türkiye çıkmaktadır. İsrail’in resmi olarak Türkiye’den özür dilememesi, bugün Ortadoğu’da ortaya çıkan tablo karşısında yine en çok İsrail’in aleyhine olacaktır. Ayrıca İsrail, Arap Baharı’nın etkisiyle tetiklenen Suriye’deki gelişmeler karşısında Ankara yönetiminin Suriye-Lübnan (Hizbullah)-İran eksenine alternatif olarak Türkiye-“Yeni Suriye”-“Yeni Mısır” ekseni oluşturmasını da kendi çıkarları açısından olumlu bir süreç olarak değerlendirebilecektir. Zira birinci eksen İsrail ve Batılı ülkelerle çatışma içinde ve Tel-Aviv yönetiminin yok olmasını savunurken, Suriye’nin dönüşmesiyle ortaya çıkacak siyasal ortam sonrası Ankara yönetiminin inisiyatifiyle Türkiye-Suriye-Mısır ekseni uluslar arası arenada kabul görecek siyasal ve diplomatik çözüm yollarını önceleyecektir.
Bir başka açıdan bakıldığında Ankara’nın uluslar arası arenada ve bölge ülkeleri arasında bölgesel gelişmelerin, siyaset ve stratejilerin ele alındığı diplomasi başkenti olarak öne çıkması da Tel-Aviv yönetimince yadsınamayacak bir gelişmedir. İran’ın bölgede İsrail karşıtlığıyla oluşturmaya çalıştığı stratejik eksenlerin Türkiye’nin siyasal çözüm ve diplomasiyi öne çıkaran farklı bir eksenle zayıflatılması da Tel-Aviv yönetiminin hayır diyemeyeceği bir süreçtir.
Sonuç olarak Eylül ayında BM’de Filistin devleti oylaması, Fetih-Hamas uzlaşısı gibi kendisini doğrudan ilgilendiren konularla baş başa kalan İsrail’in bu dönemde en çok ihtiyaç duyduğu ülke şüphesiz Türkiye’dir. İsrail’i doğrudan ilgilendiren Suriye gelişmelerinin nabzını tutan, Ortadoğu’da değişim rüzgârına ciddi etki edebilecek potansiyeli bulunan Türkiye’yi karşısına almak acaba İsrail’in ne kadar çıkarınadır? Bu soruyu İsrail yönetimi de kendine sormakta ve Tel-Aviv yönetimi içinde bazı odaklar bölgesinde dominant güç olmaya başlayan Türkiye ile ilişkilerin daha fazla bozulmadan yeniden şekillendirilmesini istemektedirler. İsrail’in bu süreçte hangi seçeneğe başvuracağını kestiremiyoruz ama başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin içine düştükleri yeni ekonomik krizler ve siyasal zaaflarla dünyanın kalbi Ortadoğu’daki gelişmelerde kontrolü kaybetmemek için Türkiye-İsrail çekişmesine izin vermeyeceklerini ve Tel-Aviv yönetimini ikna edeceklerini düşünebiliriz.