Afrika’nın en büyük ülkesi Sudan’da yıllarca süren iç savaş sonucunda ülke ikiye bölünmüş ve 9 Temmuz 2011’de Güney Sudan Cumhuriyeti bağımsız bir ülke olarak ilan edilmiştir. Sudan’da cereyan eden iç savaşta iki milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş ve dört milyondan fazla insan da evlerini terk etmek zorunda kalmışlardır. 14 Temmuz’da, Güney Sudan Cumhuriyeti Birleşmiş Milletlerin 193. ülkesi olarak kabul edilmiştir. Öteden beri Sudan’ın bölünmesine karşı çıkan ve Sudan’da büyük yatırımı olan Çin, bu gelişmeyi destekleyerek her iki Sudan ile yakın ilişkilerini oluşturarak çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti kuruduktan sonra bir başka ülkenin içişlerine karışmama diplomasisi ile birçok üçüncü dünya ülkesinin beğenini kazanmıştı, ancak Sudan’ın son yedi aydaki bölünme sürecinde Çin’in bu diplomasisi değişmeye başlamıştır.
Sudan’ın Bölünmesi ve Çin’in Çıkarları
Çin ile Sudan, 50 yıldan fazla bir süredir diplomatik ilişkileri olmasına rağmen, son 10 yılda ikili ilişkileri hızlı gelişmeye başlamıştır. Özellikle Batılı ülkelerin, Darfor olayı ve Sudan Hükümeti’nin sert tutumu nedeniyle bu ülkeye ambargo uygulaması ve terk etmesinin ardından Çin-Sudan ilişkileri dostluk düzeyine yükselmiştir. Bu ilişkilerini pekiştiren ise Sudan’ın zengin petrol kaynaklarıdır. Ayrıca Çin, Sudan’ın iç savaş sırasında en büyük silah tedarikçi ülkesi idi ve bundan dolayı Darfor katliamına dolaylı destek verildiği eleştirmelerle yüz yüze
kalmıştı.. Ticaret ilişkileri de son yıllarda gelişmeler göstermiştir. 2010 yılında Çin-Sudan ticaret hacmi 8.6 milyar dolara ulaşmış ve 2009 yılına göre %35.1 artış
olmuştur. Bununla birlikte, Sudan’ın en büyük yatırımcı ülkesi olan Çin’in Sudan’ın kalkınması için belli ölçüde katkılarda bulunmuştur.
Günümüzde Çin, dünyanın en büyük enerji
kullanıcısıdır, Çin, ekonomik büyümesini sağlayabilmesi için daha fazla petrol ve doğalgaza ihtiyaç duymaktadır. Çin-Sudan arasındaki en büyük anlaşma petrol üzerinde
olmuştur. Çin, 2010 yılında 239 milyon ton ham petrol ithal etmiş ve dış bağımlılığı %50’nin üzerine çıkmıştır. Çin’in en çok petrol ithalat ettiği bölge Ortadoğu’dur ve Çin’in toplam petrol ithalatının %49’unu oluşturmaktadır. Afrika ise, Çin’in petrol ithalatının ikinci büyük kaynağıdır ve toplam petrol ithalatının %34’ünü teşkil etmektedir. Sudan’da günlük petrol üretimi 500 bin varildir ve %60’ı Çin’e ihraç edilmektedir. Sudan, Çin’in altıncı büyük petrol ithalatçısı olarak Çin’in toplam petrol ithalatının %5’ini oluşturmaktadır. Çin’in petrol şirketleri Sudan’da 10 yıllık çabayla en güvenli petrol kaynağını yaratmış ve petrol araması, işletmesi, boruhattı, rafineri ve limanı gibi bir Petrol endüstrisi
oluşturmuştur. Yani bugüne kadar Çin’in yurtdışındaki en büyük ve en kapsamlı petrol yatırımının Sudan’da olduğu söylenebilir. Bunun yanında Çin’in Afrikaki yatırımı çeşitli önemli madem kaynaklarını da kapsamaktadır.
Bilindiği gibi, Sudan’ın petrol yatağının yaklaşık % 80’i güneyinde bulunmaktadır, ancak petrolün yurtdışına sevkiyatı kuzeydeki limanlarında gerçekleşmektedir. Sudan’ın petrol ihracatı Kuzey-güney boru hattı ile gerçekleşmektedir. Çin enerji şirketleri söz konusu boruhattın inşasını üstlenmişti. Çin, aynı zamanda Kuzey Sudan’da bir petrol rafinerisi ve birkaç petrol ihracat terminali inşa etmişti. Bölünmüş iki Sudan’ın petrol üzerindeki çıkarların paylaşılması meselesi tam anlamıyla uzlaşmaya varılmış değildir. Bu durum, Sudan petrolün işletmesinin %40’ını elde tutan ve Sudan’ın en büyük yabancı yatırımcısı olan Çin’i ikilemde
bırakmaktadır. Pekin, her iki Sudan ile iyi ilişkileri tesis ederek petrol çıkarlarını sağlayabilir, ancak, iki Sudan arasındaki çatışmalar devam ettiği sürece Çin’in her iki siyasal yapının arasında siyasî broker rolünü icara etmesine zorlayabilir. Çin’in Pekin Renmin Üniversitesi uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Jin Canrong’un dediği gibi Çin’in içişlerine karışmama politikası bir sınavdan geçmektedir. School of Oriental and African Studies kuruluşunun Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Daniel Large ise, iki Sudan çatışmaya girdiğinde Çin’in de “ilerleyen orduları arasında” (between advancing armies) kalarak zorlanacağını ileri sürmektedir.
Çin, aynı zamanda Güney Sudan’ın petrol yataklarından Kenya limanlarına uzanan boruhattının inşasına destek vermektedir. Güney Sudan ile Kenya yetkililerin sıcak baktığı bu proje, kuzeydeki Sudan Devletini baypas edeceği ve Güney Sudan’daki petrol payından mahrum kalacağı açıktır. Bu da, Çin-Sudan ilişkilerini
etkileyebilmektedir. Aynı şekilde Çin’in Kenya’nın Lamu adasından denize aktarma projesine ilgi göstermesi, yerli halkının kültürel dokusuna zarar verebileceği tepkilerine karşı karşıya
kalmaktadır. Ayrıca, Sudan ile Güney Sudan arasında petrol kaynağı üzerinde varılan anlaşmalar feshedildiği andan itibaren Çin’in iki Sudan ile varılan anlaşmaları da tehlikeye
düşebilir. Nitekim, iki Sudan arasında en büyük zenginlik olan enerjinin paylaşılması kolay olmayacağı
açıktır.
Sudan’ın Bölünmesi ve Çin’in Sudan İlgisi
Çin uzmanlara göre, Güney Sudan’ın bağımsızlığı Çin ile Sudan arasındaki ilişkilerinin geliştirilmesini
etkilemez. Çin ile Sudan ilişkilerinin değişmediğini Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in iki Sudan’ın bölünmesi arifesinde Çin ziyaretinden de anlamak mümkündür. Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun davetlisi olarak Sudan lideri Ömer el-Beşir, kalabalık bir resmi Sudan heyetiyle 28-30 Haziran 2011 tarihlerinde, 2006 yılından sonra tekrar Çin’i ziyaret etmiştir. Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir ile birlikte Sudan Cumhurbaşkanlığı İşleri Başkanı, Dışişleri Bakanı, Tarım Bakanı, Maliye ve Ekonomi Bakanı, Enerji ve Barajlar Bakanı, Madencilik Bakanları, Merkez Bankası Başkan, Millet Meclisi Ekonomi Komitesi Başkanı ve Sudan’ın Pekin Büyükelçisi gibi yetkililer bu ziyarete iştirak etmiştir. Bu heyette yer alan yetkililerden anlaşılacağı gibi, Sudan-Çin arasında kapsamlı ekonomik işbirliği yapacağı işaretini vermektedir.
Çin’in Sudan’ın bölünmesinin hemen öncesi ve Batı’nın baskısı olduğu bir ortamda Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir’i Pekin’e davet etmesinin amacı ilgi çekicidir. Sudan lideri el-Beşir’in, uluslararası baskı ve yakalanma tehlikesi mevcut olduğu bir durumda Çin’e ziyaret etmesinden, Sudan’ın bölündükten sonra da geleneksel Sudan-Çin ilişkilerini korumayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Zira Çin’in Sudan’dan en çok arzu ettiği enerji daha çok Güney Sudan’da bulunmaktadır. Sudan, yükselen Çin ile yakın ilişkileri tesis ederek, kendisinin uluslararası toplumdan izole edilmesinden ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararından kurtulabilmektedir. Çünkü Çin, söz konusu mahkemeyi tanımamakta ve sorumluluğu da yoktur. Sudan lideri el-Beşir dünyanın ikinci ekonomik gücü (2010 yılı GSYH 5,74 trilyon dolar) ve muazzam döviz stokuna (3.32 trilyon dolar) sahip olan Çin ile yakın işbirliği ilişkilerini oluşturabilmesi bölündükten sonraki Sudan’ın ekonomik kalkınma bakımından da fevkalade önemlidir.
Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir ile Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun görüşmesi sırasında, yarım asırlık Çin-Sudan dostluk ilişkileri yâd edilmiş ve iki ülke arasında siyasî, ekonomik, kültürel, eğitim ve sağlık gibi alanlarında içeriği zengin olan işbirliği yapıldığı dile getirilmiştir. Çin Başkanı Hu Jintao, iki ülkenin işbirliği ve dostluk ilişkilerinin verimli sonuçlarının alınmış ve geleceğinin parlak olduğunu ifade ederek ikili ilişkilerini daha da ilerletmek için dört maddeli tavsiyede bulunmuştur:
1. Diyalogu güçlendirmek ve siyasî ilişkileri derinleştirmek. İki ülke liderleri, bakanlıklar, yasama ve iktidar partiler arasındaki diyalogu güçlendirmeye devam edecektir; Her iki ülkeni ilgilendiren önemli sorunlar üzerinde iletişim sağlamalı ve birbirini desteklemeli. Çin Sudan’a yönelik dostluk politikasını sürdürmeye kararlıdır; uluslararası gelişmeler ne olursa olsun ve Sudan’ın iç durumu nasıl değişse değişsin Çin’in bu politikası değişmeyecektir. 2. Eşitlik ve karşılıklı yararlı olan ekonomik ve ticari işbirliğini genişletmek. Her iki taraf mevcut işbirliğinin pekiştirilmesi temelinde işbirliğinin güçlendirilmesine devam etmelidir ve bir dizi işbirliği projelerini hayata geçirmelidir. Çin tarafı, iki ülke arasında tarım ve madencilik alanında işbirliğinin güçlendirmesini olumlu karşılamaktadır; Bu konuda Çin tarafı Sudan’a teknik destek sağlayacaktır, Sudan’daki Tarımsal Eğitim Merkezi gibi diğer projeler yapmaya devam edecektir. Çin tarafı, Sudan’ın maden kaynaklarını arama ve işletme faaliyetlerine Çinli işletmelerinin katılması için teşvik edecektir; Çin tarafı, güçlü ve saygın Çinli işletmelerinin Sudan’da yatırım yatırmasına destek verecektir ve Sudan tarafının daha uygun politikalarla desteklenmesi ve ilgili yardımın sağlamasını arzu etmektedir. 3. Karşılıklı diyaloglar ve alınan tecrübeler üzerinde geleneksel dostluk teşvik edilecek. Her iki taraf kültürel, eğitim, sağlık, habercilik ve yoksulluğun azaltılması alanlarında işbirliğini güçlendirmeye devam edecektir. Çin, Sudan’a her çeşit gerekli personellerin yetişmesi için desteğini devam edecektir. 4. El ele ve karşılıklı yardım ile barış ve istikrarı sağlamak. Çin tarafı, Güvenlik Konseyi’nin reformu, iklim değişikliği, gıda güvenliği, Darfur sorunu ve diğer uluslararası ve bölgesel konularda Sudan ile yakın iletişim ve koordinasyon içinde bulunacağına hazırdır; Aynı şekilde Çin-Afrika İşbirliği Forumu ile Çin Arap İşbirliği Forumu çerçevesinde işbirliğinin genişletecektir, dünya barış, istikrarı ve kalkınmasını koruyacak ve ilerletecektir. Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir bunların hepsini kabul ettiğini ifade etmiştir. Sudan lideri el-Beşir, Çin Halk Kongresi Daimi Komitesi Başkanı
Wu Bangguo ve Çin Başbakan Yardımcısı
Li Keqiang ile de görüşmeleri gerçekleştirmiş ve Başkan Hu Jintao’nun teklifi çerçevesinde görüşleri beyan etmiştir.
Bu ziyarette Çin-Sudan arasında imzalanan petrol anlaşmasının geçerli olduğu özellikle
vurgulanmıştır.
Fakat, Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir’in Çin ziyareti Batı ülkeler ve insan hakları örgütleri tarafından eleştirilmiştir. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri
Navi Pillay ve ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü
Victoria Nuland da, Pekin Hükümeti’nin uluslararası suçlu olan birini Çin’e davet etmesini ve yakalayıp Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim etmemesini kınamıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Sudan lideri el-Beşir’e, Darfur’da insanlığa karşı suç ve savaş suçu işlediği gerekçesiyle 4 Mart 2009 tarihinde tutuklama emri verilmişti. Bazı Çinli yorumcular, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin adalet ve hakkaniyet olup olmadığını sorgulayarak Batılıların Çin’in üzerine gelmesini gayri niyetli olarak
eleştirmektedirler.
Pekin’in Sudan’daki çıkarlarını koruma niyetiyle uluslararası baskılara rağmen Sudan lideri el-Beşir’i davet etmekle iki ülke ilişkilerini daha da güçlendirme eylemi eleştirilmektedir.
Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya-Kuzey Afrika Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Yin Gang, Sudan lideri el-Beşir’in Çin’e davet edilmesinin Çin’in dış politikada ahlaki ikilem yaşandığı görüşüne karşı çıkmaktadır. Yin Gang’a göre, ceza kararını alan el-Beşir kendisidir, Sudan Hükümeti değildir, oysa Çin, el-Beşir ile değil, Sudan Hükümeti ile petrol anlaşması
yapmıştır.
Çin Renmin Üniversitesi Profesörü Shi Yinhong da Çin’in Batılıların her dediğini yerine getirecek bir ülke olmadığını ve Çin’in de kendi anladığı uluslararası hukuku olduğunu ifade
etmektedir. Çin’in bu tutumu uluslararasında olumsuz imaj bırakmaktadır. Yani Çin’in nasıl bir hâkimiyet ile ilişki kurmasını pek aldırış etmiyor, önemli olan bu tür ilişkilerinin Çin’in çıkarları ile uyumlu olup
olmamasıdır. Fakat, bazı uzmanlar da Çin’in Sudan üzerinde olumlu etkisinin bulunduğunu işaret etmektedir.
London School of Economics and Political Science kuruluşunun uzmanı Chris Alden’e göre, birçok Batılı hükümet, Çin’in el-Beşir hükümeti üzerinde baskı oluşturma açısından önemli bir rol oynayabileceğinin
farkındadır. Bazı araştırmacılar, Çin’in Sudan lideri el-Beşir’in ilişkilerini jeopolitik rekabeti ile ilişkilendirmektedir.
The Claremont Institute Asian Studies program Başkanı Ben Tang daha farklı ifadeyle Çin’in Sudan lideri el-Beşir’i davet etmesinin ABD’yi dengelemek olduğunu dile
getirmektedir. Bazıları Çin’in uluslararası baskıya karşı hayır deme tutumunu sergileme fırsatı olarak değerlendirirken, bazıları ise, Çin’in iç politikasının son dönemde sola kaymasına
bağlamaktadır.
Çin-Güney Sudan Yeni İlişkileri
Normalde Çin, çok etnikli ülkelerin bölünmesine şiddetli karşı çıkmaktadır, çünkü, dış politika prensibi dışında kendi ülkesindeki Tibet ve Doğu Türkistan ayrılıkçıları teşvik etmesinden ve Tayvan’ın bağımsızlığının da desteklenmesinden endişe duymaktadır. 2007-2008’de Çin’in Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığını tanımayı
reddetmesi bu endişenin
garip bir örneğidir. Fakat, Güney Sudan bağımsızlığı Pekin tarafından hemen tanımıştır. Çin’in Afrika İşleri Özel Temsilcisi Liu Guijin, Güney Sudan’ın bağımsız olmasının olumlu karşılanması gereken tarihî bir olay olduğunu ve iki Sudan arasında dengeli politika izleyeceğini beyan etmiştir. Liu Huijin’nin 11 Temmuz’da yaptığı açıklamasında, Sudan Çin’in eski dostu ise, Güney Sudan da Çin’in yeni dostu olduğunu vurgulayarak, Güney Sudan’da barış, istikrar ve refahın sağlanması için yardımcı olacağını ve BM ile Afrika Birliği gibi diğer bölgesel örgütlere üye olmasına destek vereceğini
açıklamıştır.
Bazı Güney Sudanlılar, Çin’in tarafsız Sudan politikasının aslında daha çok Hartum Hükümeti’ni destekleyerek Sudan meselesine müdahale ettiği kanaatindir. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin yetkililerden Anne Itto, Çin’in Sudan’daki yatırımlarını korumak istiyorsa tek çarenin Güney Sudan Hükümeti ile derhal yakın ilişkiler oluşturması ve referandum sonucuna saygı göstermesi ile ancak ekonomik ilişkilerin devam edeceği şeklinde taleplerini ortaya koymuştu. Çin bu mesajı almış olmalıdır ve her iki Sudan gurubu ile ilişki kurmaya çalışmıştır. Sudan’daki çıkarlarını ve petrol güvenliğini korumak için Hartum Hükümeti’ne rağmen Pekin Sudan’a BM Barış Gücü gönderilmesine destek verdiği gibi kendisi de Sudan’a eleman göndererek Barış Gücü’ne iştirak etmiştir. Çin aynı zamanda Güney Sudan’daki Juba kentinde konsolosluk açmıştır. Nitekim Juba şehri Güney Sudan Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. Son iki yıldan beri Çinli yetkililer Güney Sudan liderleri ile bir dizi karşılıklı ziyaretler gerçekleştirmişlerdir. Ayrılıkçı Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) Salva Kiir de bağımsız olmadan önce iki kez Çin’i ziyaret etmişti. PetroChina Şirketi de, Juba Üniversitesi’nde kendi şirketinin adını veren bir bilgisayar laboratuarı kurmuştu. Hatta Sudan Hükümeti referandumu ertelemeye çalıştığında Çin’in müdahalesi de gecikmemişti. Çin Hükümeti’nin Afrika İşleri Özel Temsilcisi Liu Guijin, referandumun zamanında yapılması gerektiğini ve uluslararası toplumun oylama sürecinin daha güvenli olması için yardım edilmesi gerektiği çağrısında
bulunmuştu.
Pekin, Güney Sudan ile olan ilişkilerinde verdiği desteğiyle göstermiştir. Çin’in Güney Sudan başkenti Juba’daki Başkonsolosu Li Zhiguo’nun 7 Temmuz’da verdiği demeçte geçmiş 10 yılda Çin ile Sudan arasında eşitlik ve karşılıklı çıkar prensibi çerçevesinde Sudan’ın toplumsal ekonomisinin gelişmesi ve teknolojik ilerlemesine katkılarda bulunduğunu belirterek, bundan sonra yine bu işbirliği ruhuyla Güney Sudan ile petrol endüstrisi dâhil Sudan’ın yeniden yapılandırması için siyasî, ekonomik, kültürel ve tarım gibi diğer alanlarda da kapsamlı işbirliği yapacağını ifade etmiştir. Bu işbirliğini güçlendirmek için Çin Ticaret Bakanlığına bağlı bir çalışma grubu Güney Sudan’da incelemeler yapmaya başlamış ve ilgili elemanları yetiştirmek için 2011 yılı sonuna kadar 200 Güney Sudanlıya Çin’de eğitim verme kararı alınmıştır. Ayrıca, Güney Sudan’ın bağımsızlık ilan etmesinden önce petrol arama, altıyapı inşası, otelcilik ve restoran alanlarını kapsayan 1700 Çinli işçi Güney Sudan’a yerleşmiş
durumdadır.
Çin’in BM şemsiyesi altında Darfur bölgesi ve Güney Sudan’ın Wau Şehirine Barış Gücü gönderdiğini ve büyük katkılarının olduğunu
zikretmektedir. 2005 yılından buyana Çin’in Barış Gücü mühendislik, taşımacılık ve tıbbi ekipleri bölgeye göndermiş ve toplam 5055 kişilik uluslararası barış misyonuna iştirak etmiştir. Aslında, Çin’in Güney Sudan’a verdiği destekleri bağımsızlığın ilan edilmesinden hemen sonraki bazı gelişmelerde belli olmuştu. Güney Sudan’ın bağımsızlık ilan edildiği günde kullanan bayrak direği Çin’in Guangdong eyaletindeki bir şirket tarafından imal edilmişti. Güney Sudan’ın milli marşı uzun olması nedeniyle bayrak direği de 32 metre uzunlukta olmuştur. Güney Sudan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Salva Kiir 304 adet bayrak direğini üreten Çin şirketini Kabul ederek özellikle teşekkür
etmiştir. Çin’in Güney Sudan Büyükelçiliği de, Güney Sudan Telekomünikasyon ve Posta Hizmetleri Bakanlığına 100 bin adet pul hediye ederek bu ülkenin ilk pul setini çıkartmış
oldu. Çin’in bu desteği karşılıksız kalmamış ve Güney Sudan bağımsızlığını ilan ettikten 10 gün sonra ilk petrol satışını Çin’e
gerçekleştirmiştir. Miktarı 1 milyon varil ve 110 milyon dolarlık değerinde olan petrol ticareti Çin’in Günay Sudan’da etkisini sağladığının göstergisiydi.
Çin’in aynı anda her iki Sudan ile yakın ilişkilerini sağlayabilmesi, Çin’in dış politika anlayışında daha çok pragmatik diplomasinin hâkim olduğunu göstermektedir. Çin, pragmatik diplomasi anlayışı ile beraber ekonomik aracını da bir kaldıraç olarak kullandığı izlemini bırakmaktadır. Ekonomik kaldıraç ile pragmatik diplomasisi birbirini tamamlayarak Çin’in dış politikasını güçlendirmektedir. Bu nedenle bazı
Çin uzmanları emin bir şekilde “Güney Sudan’ın bağımsız olma gerçeği, Çin-Sudan ilişkilerinin gelişmelerini etkileyemez” ifadesini kullanabiliyor olmalıdır.
Çin’in Güney Sudan Zorlukları
Çin’in
Şanghay Uluslararası Araştırmaları Enstitüsü Batı Asya-Afrika Araştırmaları Merkezi uzmanı Zhang Chun, bağımsız olan Güney Sudan’ın üç büyük sorun ile karşı karşıya kaldığını tespit etmiştir. 1. Ülke yönetim kapasitesi sorunu: ekonomi bakımından Sudan’da inanılmaz bir fakirlik ve yolsuzluk durumu vardır, altıyapı fevkalade zayıftır ve %85 üzerindeki insanın okuma-yazması yoktur. Siyasal bakımından, silahlı bağımsız guruplar siyasî güç paylaşımında meydana gelen sorunlar otoriteyi diktatörlüğe götürmektedir. Askerî bakımından, güç paylaşımında bazı menfaatleri sağlamadığı gerekçesiyle 7 askerî gurup bağımsızlık öncesi kırsal ve dağlık bölgelere giderek hükümete karşı isyan yapmıştır. Ülkede AK-47 tipi silahı kullanan milyonlarca insan vardır ve bu insanlarla ülkenin kurumsal düzeyde kalkınmasına nasıl bir faydası olacağı da bir problemdir. 2. Güney Sudan’ın Sudan’a rağmen bağımsızlığın sağlaması sorunu: bağımsızlık öncesi iki Sudan’ın ekonomik yapısı bağımsızlık sonrası bozulmuştur. Güney Sudan’daki zengin enerji kaynakları, Sudan üzerinden uluslararası pazara sunulmaktadır. Güney Sudan bu bağımlılığından kurtulmak için Kenya ve Gabon ülkeleri üzerinden enerji aktarma planları düşünmektedir,
ancak bu proje Sudan’ın baskısına uğramakta ve hemen gerçekleşmesi kolay değildir. Bunun yanında iki Sundan arasındaki ekonomi, toplumsal ve siyasal bağlantılarından tamamen kurtulması da zordur. 3. Güney Sudan’ın bağımsız olması son yıllarda Afrika’da yükselen Etiyopya’nın konumunu güçlendirebilecektir, özelikle Libya ile Mısır’da yaşanan olaylardan sonra bunun ihtimalini arttırmaktadır. Sudan’ın bağımsızlığında dinî unsurların olması ilerde Arap ülkelerle olan ilişkilerini karmaşık hale getirebilmektedir. Bütün bunlar bölgedeki durumu belirsizliğe sürüklendirmektedir. Aynı şekilde Sudan’ın bölünmüşlük durumu Doğu Afrika Birliği entegrasyonu sürecini de etkilemektedir.
Yaklaşık yarım asırdır çatışan kuzey-güney Sudan bir “başarısız devlet” (failed states) olarak nitelendirilmiş ve ikiye bölünmesi ile de iki “başarısız devlet” haline dönüşmüştür. Bu durumda her iki ülkenin geleceğini belirsiz hale
getirmektedir. Birçok yorumcu da, Sudan’ın ikiye bölünmesine rağmen geleceğin hala endişe verici olduğunu ifade
etmektedirler. Bazıları ise, Güney Sudan’ın geleceğinin hala belirsizlik
konumunda olduğunu, şiddet olaylarının devam
edeceğini ve belki dünyanın en sorunlu
ülkesi olacağı yorumlarını yapmaktadırlar. Kuzey ve Güney Sudan Abyei’nin egemenliği, ülke mülkiyeti, petrol zenginliğinin paylaşılması ve borç yükü dağıtımı konularında henüz nihai anlaşmaya varılmış değildir. Yani altıyapı fevkalade zayıf olan Güney Sudan’ın petrole dayanarak ekonomik kalkınmasını başarabilmesi için daha çok yolları katetmesi
gerekmektedir. Ancak, bazı uzmanlara göre, her iki Sudan’da yatırımı ve etkisi olan Çin’in sermayesiyle iki Sudan arasındaki gerginlikleri yatıştırmak için ikna
gücü vardır. Nitekim, Çin tarafı da Güney Sudan’ın yeniden yapılandırılması konusunda ülkesinin büyük katkıları olacağını
belirtmektedir.
Çin’in Güney Sudan ilişkilerinin zorlukları sadece ekonomi ve enerji alanında değil, aynı zamanda jeopolitik alanda bölgede çıkarları olan diğer ülkeler ile arasında da rekabetler söz konusudur. Birçok ülke, Çin’in Afrika’daki etkisinin baskısını hissetmektedir. Almanya gibi bazı ülkeler de, bu tür baskıları azaltmak için Afrika politikasını güçlendirme
çabasındadır. Çin’in yoğun Afrika politikasına karşı Batı’da Çin için yeni sömürgecilik tanımı yapılmaktadır. Yeni sömürgeciliğin, klasik sömürgecilik ile farklı olarak sömürgeci güç, azgelişmiş ülkelerde nispi olarak refahı artırırken, ülke kaynaklarının kendi çıkarları yönünde biçimlenmesi ve beli oranda azgelişmiş ülkelere müdahale yapabilmesi demektir. Bu bağlamda, Çin’in Afrika için bir lütuf mu yoksa bir lanet mi sorusunu
yönelmektedir. Çin’e yönelik bu tanım en son ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 11 Haziran 2011’de Zambiya ziyaretinde dile getirmiştir. Clinton, Çin’in yeni sömürgecilik tutumuna dikkat edilmesi konusunda uyarmıştı. Çinliler bunu Batılıların Çin’in Afrika’daki girişimine yönelik stratejik kaygı olarak
yorumlamaktadır. Fakat bu tanıma ciddi bakılmasının önemi
vurgulanmaktadır. Çin ise, de bu tür tanımın ancak Batılılara yakışacağını
belirtmektedir. Çin Hükümeti, Afrika ülkelerinin ekonomik kalkınması için büyük katkılarda bulunan Çin’e yeni sömürgeci olarak itham edilmesinin gerçeklerden uzak olduğunu
belirtmektedir.
Çin’in iki Sudan’a yönelik ikili ilişkilerindeki bir diğer zorluluk ise, Çin’in Darfor olaylarından Sudan’ın bölünmesine kadar izlediği Sudan politikası ve bu politikanın uluslararasında yarattığı olumsuz etkisidir. Bir başka ülkenin içişlerine karışmama Çin’in dış politika prensibi idi. Söz konusu prensib, Çin’in Libya’daki çatışma taraflarına yönelik izlediği politikasında bozulduğu
görülmüştü. Çin’in Sudan’ın bölünmesi sürecinde ve bölünmüşlük Sudan’a yönelik takip ettiği diplomasisi de bu özelliğini sergilemiştir.
Fu-dan Üniversitesi Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü Başkan Yardımcısı Prof. Shen Dingli, Çin’in etnik, dinî ve kültürel farklılıklarından dolayı bir ülkenin bölünmesine karşı çıktığını, ancak, Sudan’ın durumunun çok farklı olduğunu ileri
sürmektedir. Çin dış politikasındaki bu yeni ayarlar, artık kendi çıkarları için bazı dış politika prensiplerini değiştirebilecek bir döneme girmiş olduğunun göstergisidir.
Yükselen Çin’in Yeni Dış Politikası
Prof. Shen Dingli’ye göre, iki Sudan’ın ekonomik ve altıyapının zayıf olması ve aralarında yaşanan sorunlardan dolayı Çin’in, her iki Sudan ile istikrarlı işbirliği yapmasına imkân yaratmaktadır. Shen Dingli’ye göre, Çin’in her iki Sudan’daki çıkarlarını koruyabilmesi için gelişmelere karşı bazı müdahaleler yapmak zorundadır ve bir başka ülkeye yönelik müdahale etmemek ve içişlerine karışmamak Çin’in geleneksel politikasıdır. Ancak, yapıcı müdahale ve önleyici şekillendirme politikası ise büyümekte olan Çin’in hayati menfaatlerini koruyabilmesi ve bölgesel barış ile istikrarlı ortamı oluşturması için Çin’in uygulamakta olduğu yeni diplomasisidir. Bunu işbirliği diplomasisi olarak tanımlayan Prof. Shen Dingli, söz konusu diplomasisinin bazı Batılı ülkelerin sadece kendi çıkarını hedeflenen veya sadece prensibe bağlı kalarak meselenin gerçeği ve sonucu düşünmeyen tutumu ile farklı olduğu
görüşündedir.
Bazı realizm yaklaşımında olan araştırmacılar, büyük ülkelerin dış politikasını belirleyen çıkarlar olduğunu, ancak, fikrin olmadığı görüşündedirler. Küresel enerji, enerji kaynakları ve altyapı alanlarında genişlemekte olan Çin’in kolaylıkla Sudan’da yaşanmakta olan karışık durum içinde kendisini bulacaktır. Bu durumda Çin’in tarafsız kalması ve içişlerine karışmamsı gibi tutumu, bir gurubu desteklemekle müşkülâtı konumuyla karşı karşıya
kalabilmektedir. ABD’nin Çin uzmanı ve diplomat Charles Freeman’a göre, Çin’in uluslararası üzerinde emelleri olmadığını beyan etmesi, bir asır öncesi ABD’nin izolasyonist duygularına benzemektedir. Fakat gelişmelere cevap verebilmek için ABD bu tutumundan
vazgeçmişti.
Çin’in
Ampang Danışmanlık Şirketi uzmanları, Çin’in, yurtdışı yatırımının genişlemesi ve devlet etkisinin giderek artmasının sonucunda, artık eskisi gibi sadece “ekonomi-ticaret birinci” ve iktidar ile iyi ilişkilerini geliştirme politikasını sürdürmesinin imkânı kalmadığını ortaya koymaktadır. Çinli uzmanların tavsiyesi ise, Çin, Afrika’daki ülkelerle işbirliği ilişkilerini daha çok çeşitlilik üzerinde geliştirmesi ve belli ölçüde büyük ülkenin uluslararası sorumluluğunu üstlenmelidir. Yani Yükselen Çin’in artık kendinin diplomasi sorumluluğundan
kaçınamaz.
Genelde yeni yükselen bir güç, büyümesinin getirdiği önemli ihtiyaçları karşılamak için menfaati olan bütün bölgelere yayılması icap etmektedir; Yayılması için askerî veya siyasî güce dayanması gerekmektedir. Askerî veya siyasî güç, ekonomik güce ve kapasitesine dayanmaktadır, ekonomik gücün temeli ise, dünyanın değişik yerlerinde bulunan stratejik ham maddeler ve küresel pazarlardır. Çin de yeni yükselen bir güç olarak hızlı ekonomik büyümesiyle beraberinde askerî modernizasyonu da süratli ilerlemektedir. Çin bu büyümeyi korumak ve ilerletmek için bazen askerî gücü (daha çok Asya’da) ve bazen siyasî ve diplomasi gücü (Asya dışında) değerlendirmektedir. Çin’in Sudan’a yönelik politik değişimi, hatta dış politika prensibini değiştirmesi Çin’in büyüme sürecindeki gerekliliğinden kaynaklanmaktadır.