ENGLISH
24.05.2012
22.07.2011 14:43


Doç. Dr. Erkin Ekrem
SDE Uzmanı
eekrem@sde.org.tr
CV

Çin’in Sudan Politikası: Yükselen Gücün Yeni Diplomasisi

Afrika’nın en büyük ülkesi Sudan’da yıllarca süren iç savaş sonucunda ülke ikiye bölünmüş ve 9 Temmuz 2011’de Güney Sudan Cumhuriyeti bağımsız bir ülke olarak ilan edilmiştir. Sudan’da cereyan eden iç savaşta iki milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş ve dört milyondan fazla insan da evlerini terk etmek zorunda kalmışlardır. 14 Temmuz’da, Güney Sudan Cumhuriyeti Birleşmiş Milletlerin 193. ülkesi olarak kabul edilmiştir. Öteden beri Sudan’ın bölünmesine karşı çıkan ve Sudan’da büyük yatırımı olan Çin,  bu gelişmeyi destekleyerek her iki Sudan ile yakın ilişkilerini oluşturarak çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti kuruduktan sonra bir başka ülkenin içişlerine karışmama diplomasisi ile birçok üçüncü dünya ülkesinin beğenini kazanmıştı, ancak Sudan’ın son yedi aydaki bölünme sürecinde Çin’in bu diplomasisi değişmeye başlamıştır.

 
Sudan’ın Bölünmesi ve Çin’in Çıkarları
 
Çin ile Sudan, 50 yıldan fazla bir süredir diplomatik ilişkileri olmasına rağmen, son 10 yılda ikili ilişkileri hızlı gelişmeye başlamıştır. Özellikle Batılı ülkelerin, Darfor olayı ve Sudan Hükümeti’nin sert tutumu nedeniyle bu ülkeye ambargo uygulaması ve terk etmesinin ardından Çin-Sudan ilişkileri dostluk düzeyine yükselmiştir. Bu ilişkilerini pekiştiren ise Sudan’ın zengin petrol kaynaklarıdır. Ayrıca Çin, Sudan’ın iç savaş sırasında en büyük silah tedarikçi ülkesi idi ve bundan dolayı Darfor katliamına dolaylı destek verildiği eleştirmelerle yüz yüze kalmıştı.. Ticaret ilişkileri de son yıllarda gelişmeler göstermiştir. 2010 yılında Çin-Sudan ticaret hacmi 8.6 milyar dolara ulaşmış ve 2009 yılına göre %35.1 artış olmuştur. Bununla birlikte, Sudan’ın en büyük yatırımcı ülkesi olan Çin’in Sudan’ın kalkınması için belli ölçüde katkılarda bulunmuştur.
 
Günümüzde Çin, dünyanın en büyük enerji kullanıcısıdır, Çin, ekonomik büyümesini sağlayabilmesi için daha fazla petrol ve doğalgaza ihtiyaç duymaktadır. Çin-Sudan arasındaki en büyük anlaşma petrol üzerinde olmuştur. Çin, 2010 yılında 239 milyon ton ham petrol ithal etmiş ve dış bağımlılığı %50’nin üzerine çıkmıştır. Çin’in en çok petrol ithalat ettiği bölge Ortadoğu’dur ve Çin’in toplam petrol ithalatının %49’unu oluşturmaktadır. Afrika ise, Çin’in petrol ithalatının ikinci büyük kaynağıdır ve toplam petrol ithalatının %34’ünü teşkil etmektedir. Sudan’da günlük petrol üretimi 500 bin varildir ve %60’ı Çin’e ihraç edilmektedir. Sudan, Çin’in altıncı büyük petrol ithalatçısı olarak Çin’in toplam petrol ithalatının %5’ini oluşturmaktadır. Çin’in petrol şirketleri Sudan’da 10 yıllık çabayla en güvenli petrol kaynağını yaratmış ve petrol araması, işletmesi, boruhattı, rafineri ve limanı gibi bir Petrol endüstrisi oluşturmuştur. Yani bugüne kadar Çin’in yurtdışındaki en büyük ve en kapsamlı petrol yatırımının Sudan’da olduğu söylenebilir. Bunun yanında Çin’in Afrikaki yatırımı çeşitli önemli madem kaynaklarını da kapsamaktadır.
 
Bilindiği gibi, Sudan’ın petrol yatağının yaklaşık % 80’i güneyinde bulunmaktadır, ancak petrolün yurtdışına sevkiyatı kuzeydeki limanlarında gerçekleşmektedir. Sudan’ın petrol ihracatı Kuzey-güney boru hattı ile gerçekleşmektedir. Çin enerji şirketleri söz konusu boruhattın inşasını üstlenmişti. Çin, aynı zamanda Kuzey Sudan’da bir petrol rafinerisi ve birkaç petrol ihracat terminali inşa etmişti. Bölünmüş iki Sudan’ın petrol üzerindeki çıkarların paylaşılması meselesi tam anlamıyla uzlaşmaya varılmış değildir. Bu durum, Sudan petrolün işletmesinin %40’ını elde tutan ve Sudan’ın en büyük yabancı yatırımcısı olan Çin’i ikilemde bırakmaktadır. Pekin, her iki Sudan ile iyi ilişkileri tesis ederek petrol çıkarlarını sağlayabilir, ancak, iki Sudan arasındaki çatışmalar devam ettiği sürece Çin’in her iki siyasal yapının arasında siyasî broker rolünü icara etmesine zorlayabilir. Çin’in Pekin Renmin Üniversitesi uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Jin Canrong’un dediği gibi Çin’in içişlerine karışmama politikası bir sınavdan geçmektedir. School of Oriental and African Studies kuruluşunun Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Daniel Large ise, iki Sudan çatışmaya girdiğinde Çin’in de “ilerleyen orduları arasında” (between advancing armies) kalarak zorlanacağını ileri sürmektedir.
 
Çin, aynı zamanda Güney Sudan’ın petrol yataklarından Kenya limanlarına uzanan boruhattının inşasına destek vermektedir. Güney Sudan ile Kenya yetkililerin sıcak baktığı bu proje, kuzeydeki Sudan Devletini baypas edeceği ve Güney Sudan’daki petrol payından mahrum kalacağı açıktır. Bu da, Çin-Sudan ilişkilerini etkileyebilmektedir. Aynı şekilde Çin’in Kenya’nın Lamu adasından denize aktarma projesine ilgi göstermesi, yerli halkının kültürel dokusuna zarar verebileceği tepkilerine karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca, Sudan ile Güney Sudan arasında petrol kaynağı üzerinde varılan anlaşmalar feshedildiği andan itibaren Çin’in iki Sudan ile varılan anlaşmaları da tehlikeye düşebilir. Nitekim, iki Sudan arasında en büyük zenginlik olan enerjinin paylaşılması kolay olmayacağı açıktır.
 
 
Sudan’ın Bölünmesi ve Çin’in Sudan İlgisi
 
Çin uzmanlara göre, Güney Sudan’ın bağımsızlığı Çin ile Sudan arasındaki ilişkilerinin geliştirilmesini etkilemez. Çin ile Sudan ilişkilerinin değişmediğini Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in iki Sudan’ın bölünmesi arifesinde Çin ziyaretinden de anlamak mümkündür. Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun davetlisi olarak Sudan lideri Ömer el-Beşir, kalabalık bir resmi Sudan heyetiyle 28-30 Haziran 2011 tarihlerinde, 2006 yılından sonra tekrar Çin’i ziyaret etmiştir. Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir ile birlikte Sudan Cumhurbaşkanlığı İşleri Başkanı, Dışişleri Bakanı, Tarım Bakanı, Maliye ve Ekonomi Bakanı, Enerji ve Barajlar Bakanı, Madencilik Bakanları, Merkez Bankası Başkan, Millet Meclisi Ekonomi Komitesi Başkanı ve Sudan’ın Pekin Büyükelçisi gibi yetkililer bu ziyarete iştirak etmiştir. Bu heyette yer alan yetkililerden anlaşılacağı gibi, Sudan-Çin arasında kapsamlı ekonomik işbirliği yapacağı işaretini vermektedir.
 
Çin’in Sudan’ın bölünmesinin hemen öncesi ve Batı’nın baskısı olduğu bir ortamda Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir’i Pekin’e davet etmesinin amacı ilgi çekicidir. Sudan lideri el-Beşir’in, uluslararası baskı ve yakalanma tehlikesi mevcut olduğu bir durumda Çin’e ziyaret etmesinden, Sudan’ın bölündükten sonra da geleneksel Sudan-Çin ilişkilerini korumayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Zira Çin’in Sudan’dan en çok arzu ettiği enerji daha çok Güney Sudan’da bulunmaktadır. Sudan, yükselen Çin ile yakın ilişkileri tesis ederek, kendisinin uluslararası toplumdan izole edilmesinden ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararından kurtulabilmektedir. Çünkü Çin, söz konusu mahkemeyi tanımamakta ve sorumluluğu da yoktur. Sudan lideri el-Beşir dünyanın ikinci ekonomik gücü (2010 yılı GSYH 5,74 trilyon dolar) ve muazzam döviz stokuna (3.32 trilyon dolar) sahip olan Çin ile yakın işbirliği ilişkilerini oluşturabilmesi bölündükten sonraki Sudan’ın ekonomik kalkınma bakımından da fevkalade önemlidir. 
 
Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir ile Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun görüşmesi sırasında, yarım asırlık Çin-Sudan dostluk ilişkileri yâd edilmiş ve iki ülke arasında siyasî, ekonomik, kültürel, eğitim ve sağlık gibi alanlarında içeriği zengin olan işbirliği yapıldığı dile getirilmiştir. Çin Başkanı Hu Jintao, iki ülkenin işbirliği ve dostluk ilişkilerinin verimli sonuçlarının alınmış ve geleceğinin parlak olduğunu ifade ederek ikili ilişkilerini daha da ilerletmek için dört maddeli tavsiyede bulunmuştur: 1. Diyalogu güçlendirmek ve siyasî ilişkileri derinleştirmek. İki ülke liderleri, bakanlıklar, yasama ve iktidar partiler arasındaki diyalogu güçlendirmeye devam edecektir; Her iki ülkeni ilgilendiren önemli sorunlar üzerinde iletişim sağlamalı ve birbirini desteklemeli. Çin Sudan’a yönelik dostluk politikasını sürdürmeye kararlıdır; uluslararası gelişmeler ne olursa olsun ve Sudan’ın iç durumu nasıl değişse değişsin Çin’in bu politikası değişmeyecektir. 2. Eşitlik ve karşılıklı yararlı olan ekonomik ve ticari işbirliğini genişletmek. Her iki taraf mevcut işbirliğinin pekiştirilmesi temelinde işbirliğinin güçlendirilmesine devam etmelidir ve bir dizi işbirliği projelerini hayata geçirmelidir. Çin tarafı, iki ülke arasında tarım ve madencilik alanında işbirliğinin güçlendirmesini olumlu karşılamaktadır; Bu konuda Çin tarafı Sudan’a teknik destek sağlayacaktır, Sudan’daki Tarımsal Eğitim Merkezi gibi diğer projeler yapmaya devam edecektir. Çin tarafı, Sudan’ın maden kaynaklarını arama ve işletme faaliyetlerine Çinli işletmelerinin katılması için teşvik edecektir; Çin tarafı, güçlü ve saygın Çinli işletmelerinin Sudan’da yatırım yatırmasına destek verecektir ve Sudan tarafının daha uygun politikalarla desteklenmesi ve ilgili yardımın sağlamasını arzu etmektedir. 3. Karşılıklı diyaloglar ve alınan tecrübeler üzerinde geleneksel dostluk teşvik edilecek. Her iki taraf kültürel, eğitim, sağlık, habercilik ve yoksulluğun azaltılması alanlarında işbirliğini güçlendirmeye devam edecektir. Çin, Sudan’a her çeşit gerekli personellerin yetişmesi için desteğini devam edecektir. 4. El ele ve karşılıklı yardım ile barış ve istikrarı sağlamak. Çin tarafı, Güvenlik Konseyi’nin reformu, iklim değişikliği, gıda güvenliği, Darfur sorunu ve diğer uluslararası ve bölgesel konularda Sudan ile yakın iletişim ve koordinasyon içinde bulunacağına hazırdır; Aynı şekilde Çin-Afrika İşbirliği Forumu ile Çin Arap İşbirliği Forumu çerçevesinde işbirliğinin genişletecektir, dünya barış, istikrarı ve kalkınmasını koruyacak ve ilerletecektir. Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir bunların hepsini kabul ettiğini ifade etmiştir. Sudan lideri el-Beşir, Çin Halk Kongresi Daimi Komitesi Başkanı Wu Bangguo ve Çin Başbakan Yardımcısı Li Keqiang ile de görüşmeleri gerçekleştirmiş ve Başkan Hu Jintao’nun teklifi çerçevesinde görüşleri beyan etmiştir.
Bu ziyarette Çin-Sudan arasında imzalanan petrol anlaşmasının geçerli olduğu özellikle vurgulanmıştır.
 
Fakat, Sudan Cumhurbaşkanı el-Beşir’in Çin ziyareti Batı ülkeler ve insan hakları örgütleri tarafından eleştirilmiştir. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay ve ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland da, Pekin Hükümeti’nin uluslararası suçlu olan birini Çin’e davet etmesini ve yakalayıp Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim etmemesini kınamıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Sudan lideri el-Beşir’e, Darfur’da insanlığa karşı suç ve savaş suçu işlediği gerekçesiyle 4 Mart 2009 tarihinde tutuklama emri verilmişti. Bazı Çinli yorumcular, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin adalet ve hakkaniyet olup olmadığını sorgulayarak Batılıların Çin’in üzerine gelmesini gayri niyetli olarak eleştirmektedirler.
 
Pekin’in Sudan’daki çıkarlarını koruma niyetiyle uluslararası baskılara rağmen Sudan lideri el-Beşir’i davet etmekle iki ülke ilişkilerini daha da güçlendirme eylemi eleştirilmektedir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya-Kuzey Afrika Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Yin Gang, Sudan lideri el-Beşir’in Çin’e davet edilmesinin Çin’in dış politikada ahlaki ikilem yaşandığı görüşüne karşı çıkmaktadır. Yin Gang’a göre, ceza kararını alan el-Beşir kendisidir, Sudan Hükümeti değildir, oysa Çin, el-Beşir ile değil, Sudan Hükümeti ile petrol anlaşması yapmıştır. Çin Renmin Üniversitesi Profesörü Shi Yinhong da Çin’in Batılıların her dediğini yerine getirecek bir ülke olmadığını ve Çin’in de kendi anladığı uluslararası hukuku olduğunu ifade etmektedir. Çin’in bu tutumu uluslararasında olumsuz imaj bırakmaktadır. Yani Çin’in nasıl bir hâkimiyet ile ilişki kurmasını pek aldırış etmiyor, önemli olan bu tür ilişkilerinin Çin’in çıkarları ile uyumlu olup olmamasıdır. Fakat, bazı uzmanlar da Çin’in Sudan üzerinde olumlu etkisinin bulunduğunu işaret etmektedir. London School of Economics and Political Science kuruluşunun uzmanı Chris Alden’e göre, birçok Batılı hükümet, Çin’in el-Beşir hükümeti üzerinde baskı oluşturma açısından önemli bir rol oynayabileceğinin farkındadır. Bazı araştırmacılar, Çin’in Sudan lideri el-Beşir’in ilişkilerini jeopolitik rekabeti ile ilişkilendirmektedir. The Claremont Institute Asian Studies program Başkanı Ben Tang daha farklı ifadeyle Çin’in Sudan lideri el-Beşir’i davet etmesinin ABD’yi dengelemek olduğunu dile getirmektedir. Bazıları Çin’in uluslararası baskıya karşı hayır deme tutumunu sergileme fırsatı olarak değerlendirirken, bazıları ise, Çin’in iç politikasının son dönemde sola kaymasına bağlamaktadır.
 
 
Çin-Güney Sudan Yeni İlişkileri
 
Normalde Çin, çok etnikli ülkelerin bölünmesine şiddetli karşı çıkmaktadır, çünkü, dış politika prensibi dışında kendi ülkesindeki Tibet ve Doğu Türkistan ayrılıkçıları teşvik etmesinden ve Tayvan’ın bağımsızlığının da desteklenmesinden endişe duymaktadır. 2007-2008’de Çin’in Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığını tanımayı reddetmesi bu endişenin garip bir örneğidir. Fakat, Güney Sudan bağımsızlığı Pekin tarafından hemen tanımıştır. Çin’in Afrika İşleri Özel Temsilcisi Liu Guijin, Güney Sudan’ın bağımsız olmasının olumlu karşılanması gereken tarihî bir olay olduğunu ve iki Sudan arasında dengeli politika izleyeceğini beyan etmiştir. Liu Huijin’nin 11 Temmuz’da yaptığı açıklamasında, Sudan Çin’in eski dostu ise, Güney Sudan da Çin’in yeni dostu olduğunu vurgulayarak, Güney Sudan’da barış, istikrar ve refahın sağlanması için yardımcı olacağını ve BM ile Afrika Birliği gibi diğer bölgesel örgütlere üye olmasına destek vereceğini açıklamıştır.
 
Bazı Güney Sudanlılar, Çin’in tarafsız Sudan politikasının aslında daha çok Hartum Hükümeti’ni destekleyerek Sudan meselesine müdahale ettiği kanaatindir. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin yetkililerden Anne Itto, Çin’in Sudan’daki yatırımlarını korumak istiyorsa tek çarenin Güney Sudan Hükümeti ile derhal yakın ilişkiler oluşturması ve referandum sonucuna saygı göstermesi ile ancak ekonomik ilişkilerin devam edeceği şeklinde taleplerini ortaya koymuştu. Çin bu mesajı almış olmalıdır ve her iki Sudan gurubu ile ilişki kurmaya çalışmıştır. Sudan’daki çıkarlarını ve petrol güvenliğini korumak için Hartum Hükümeti’ne rağmen Pekin Sudan’a BM Barış Gücü gönderilmesine destek verdiği gibi kendisi de Sudan’a eleman göndererek Barış Gücü’ne iştirak etmiştir. Çin aynı zamanda Güney Sudan’daki Juba kentinde konsolosluk açmıştır. Nitekim Juba şehri Güney Sudan Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. Son iki yıldan beri Çinli yetkililer Güney Sudan liderleri ile bir dizi karşılıklı ziyaretler gerçekleştirmişlerdir. Ayrılıkçı Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) Salva Kiir de bağımsız olmadan önce iki kez Çin’i ziyaret etmişti. PetroChina Şirketi de, Juba Üniversitesi’nde kendi şirketinin adını veren bir bilgisayar laboratuarı kurmuştu. Hatta Sudan Hükümeti referandumu ertelemeye çalıştığında Çin’in müdahalesi de gecikmemişti. Çin Hükümeti’nin Afrika İşleri Özel Temsilcisi Liu Guijin, referandumun zamanında yapılması gerektiğini ve uluslararası toplumun oylama sürecinin daha güvenli olması için yardım edilmesi gerektiği çağrısında bulunmuştu
 
Pekin, Güney Sudan ile olan ilişkilerinde verdiği desteğiyle göstermiştir. Çin’in Güney Sudan başkenti Juba’daki Başkonsolosu Li Zhiguo’nun 7 Temmuz’da verdiği demeçte geçmiş 10 yılda Çin ile Sudan arasında eşitlik ve karşılıklı çıkar prensibi çerçevesinde Sudan’ın toplumsal ekonomisinin gelişmesi ve teknolojik ilerlemesine katkılarda bulunduğunu belirterek, bundan sonra yine bu işbirliği ruhuyla Güney Sudan ile petrol endüstrisi dâhil Sudan’ın yeniden yapılandırması için siyasî, ekonomik, kültürel ve tarım gibi diğer alanlarda da kapsamlı işbirliği yapacağını ifade etmiştir. Bu işbirliğini güçlendirmek için Çin Ticaret Bakanlığına bağlı bir çalışma grubu Güney Sudan’da incelemeler yapmaya başlamış ve ilgili elemanları yetiştirmek için 2011 yılı sonuna kadar 200 Güney Sudanlıya Çin’de eğitim verme kararı alınmıştır. Ayrıca, Güney Sudan’ın bağımsızlık ilan etmesinden önce petrol arama, altıyapı inşası, otelcilik ve restoran alanlarını kapsayan 1700 Çinli işçi Güney Sudan’a yerleşmiş durumdadır.
 
Çin’in BM şemsiyesi altında Darfur bölgesi ve Güney Sudan’ın Wau Şehirine Barış Gücü gönderdiğini ve büyük katkılarının olduğunu zikretmektedir. 2005 yılından buyana Çin’in Barış Gücü mühendislik, taşımacılık ve tıbbi ekipleri bölgeye göndermiş ve toplam 5055 kişilik uluslararası barış misyonuna iştirak etmiştir. Aslında, Çin’in Güney Sudan’a verdiği destekleri bağımsızlığın ilan edilmesinden hemen sonraki bazı gelişmelerde belli olmuştu. Güney Sudan’ın bağımsızlık ilan edildiği günde kullanan bayrak direği Çin’in Guangdong eyaletindeki bir şirket tarafından imal edilmişti. Güney Sudan’ın milli marşı uzun olması nedeniyle bayrak direği de 32 metre uzunlukta olmuştur. Güney Sudan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Salva Kiir 304 adet bayrak direğini üreten Çin şirketini Kabul ederek özellikle teşekkür etmiştir. Çin’in Güney Sudan Büyükelçiliği de, Güney Sudan Telekomünikasyon ve Posta Hizmetleri Bakanlığına 100 bin adet pul hediye ederek bu ülkenin ilk pul setini çıkartmış oldu. Çin’in bu desteği karşılıksız kalmamış ve Güney Sudan bağımsızlığını ilan ettikten 10 gün sonra ilk petrol satışını Çin’e gerçekleştirmiştir. Miktarı 1 milyon varil ve 110 milyon dolarlık değerinde olan petrol ticareti Çin’in Günay Sudan’da etkisini sağladığının göstergisiydi.
 
Çin’in aynı anda her iki Sudan ile yakın ilişkilerini sağlayabilmesi, Çin’in dış politika anlayışında daha çok pragmatik diplomasinin hâkim olduğunu göstermektedir. Çin, pragmatik diplomasi anlayışı ile beraber ekonomik aracını da bir kaldıraç olarak kullandığı izlemini bırakmaktadır. Ekonomik kaldıraç ile pragmatik diplomasisi birbirini tamamlayarak Çin’in dış politikasını güçlendirmektedir. Bu nedenle bazı Çin uzmanları emin bir şekilde “Güney Sudan’ın bağımsız olma gerçeği, Çin-Sudan ilişkilerinin gelişmelerini etkileyemez” ifadesini kullanabiliyor olmalıdır.
 
 
Çin’in Güney Sudan Zorlukları
 
Çin’in Şanghay Uluslararası Araştırmaları Enstitüsü Batı Asya-Afrika Araştırmaları Merkezi uzmanı Zhang Chun, bağımsız olan Güney Sudan’ın üç büyük sorun ile karşı karşıya kaldığını tespit etmiştir. 1. Ülke yönetim kapasitesi sorunu: ekonomi bakımından Sudan’da inanılmaz bir fakirlik ve yolsuzluk durumu vardır, altıyapı fevkalade zayıftır ve %85 üzerindeki insanın okuma-yazması yoktur. Siyasal bakımından, silahlı bağımsız guruplar siyasî güç paylaşımında meydana gelen sorunlar otoriteyi diktatörlüğe götürmektedir. Askerî bakımından, güç paylaşımında bazı menfaatleri sağlamadığı gerekçesiyle 7 askerî gurup bağımsızlık öncesi kırsal ve dağlık bölgelere giderek hükümete karşı isyan yapmıştır. Ülkede AK-47 tipi silahı kullanan milyonlarca insan vardır ve bu insanlarla ülkenin kurumsal düzeyde kalkınmasına nasıl bir faydası olacağı da bir problemdir. 2. Güney Sudan’ın Sudan’a rağmen bağımsızlığın sağlaması sorunu: bağımsızlık öncesi iki Sudan’ın ekonomik yapısı bağımsızlık sonrası bozulmuştur. Güney Sudan’daki zengin enerji kaynakları, Sudan üzerinden uluslararası pazara sunulmaktadır. Güney Sudan bu bağımlılığından kurtulmak için Kenya ve Gabon ülkeleri üzerinden enerji aktarma planları düşünmektedir,   ancak bu proje Sudan’ın baskısına uğramakta ve hemen gerçekleşmesi kolay değildir. Bunun yanında iki Sundan arasındaki ekonomi, toplumsal ve siyasal bağlantılarından tamamen kurtulması da zordur. 3. Güney Sudan’ın bağımsız olması son yıllarda Afrika’da yükselen Etiyopya’nın konumunu güçlendirebilecektir, özelikle Libya ile Mısır’da yaşanan olaylardan sonra bunun ihtimalini arttırmaktadır. Sudan’ın bağımsızlığında dinî unsurların olması ilerde Arap ülkelerle olan ilişkilerini karmaşık hale getirebilmektedir. Bütün bunlar bölgedeki durumu belirsizliğe sürüklendirmektedir. Aynı şekilde Sudan’ın bölünmüşlük durumu Doğu Afrika Birliği entegrasyonu sürecini de etkilemektedir.
 
Yaklaşık yarım asırdır çatışan kuzey-güney Sudan bir “başarısız devlet” (failed states) olarak nitelendirilmiş ve ikiye bölünmesi ile de iki “başarısız devlet” haline dönüşmüştür. Bu durumda her iki ülkenin geleceğini belirsiz hale getirmektedir. Birçok yorumcu da, Sudan’ın ikiye bölünmesine rağmen geleceğin hala endişe verici olduğunu ifade etmektedirler. Bazıları ise, Güney Sudan’ın geleceğinin hala belirsizlik konumunda olduğunu, şiddet olaylarının devam edeceğini ve belki dünyanın en sorunlu ülkesi olacağı yorumlarını yapmaktadırlar. Kuzey ve Güney Sudan Abyei’nin egemenliği, ülke mülkiyeti, petrol zenginliğinin paylaşılması ve borç yükü dağıtımı konularında henüz nihai anlaşmaya varılmış değildir. Yani altıyapı fevkalade zayıf olan Güney Sudan’ın petrole dayanarak ekonomik kalkınmasını başarabilmesi için daha çok yolları katetmesi gerekmektedir. Ancak, bazı uzmanlara göre, her iki Sudan’da yatırımı ve etkisi olan Çin’in sermayesiyle iki Sudan arasındaki gerginlikleri yatıştırmak için ikna gücü vardır. Nitekim, Çin tarafı da Güney Sudan’ın yeniden yapılandırılması konusunda ülkesinin büyük katkıları olacağını belirtmektedir.
 
Çin’in Güney Sudan ilişkilerinin zorlukları sadece ekonomi ve enerji alanında değil, aynı zamanda jeopolitik alanda bölgede çıkarları olan diğer ülkeler ile arasında da rekabetler söz konusudur. Birçok ülke, Çin’in Afrika’daki etkisinin baskısını hissetmektedir. Almanya gibi bazı ülkeler de, bu tür baskıları azaltmak için Afrika politikasını güçlendirme çabasındadır. Çin’in yoğun Afrika politikasına karşı Batı’da Çin için yeni sömürgecilik tanımı yapılmaktadır. Yeni sömürgeciliğin, klasik sömürgecilik ile farklı olarak sömürgeci güç, azgelişmiş ülkelerde nispi olarak refahı artırırken, ülke kaynaklarının kendi çıkarları yönünde biçimlenmesi ve beli oranda azgelişmiş ülkelere müdahale yapabilmesi demektir. Bu bağlamda, Çin’in Afrika için bir lütuf mu yoksa bir lanet mi sorusunu yönelmektedir. Çin’e yönelik bu tanım en son ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 11 Haziran 2011’de Zambiya ziyaretinde dile getirmiştir. Clinton, Çin’in yeni sömürgecilik tutumuna dikkat edilmesi konusunda uyarmıştı. Çinliler bunu Batılıların Çin’in Afrika’daki girişimine yönelik stratejik kaygı olarak yorumlamaktadır. Fakat bu tanıma ciddi bakılmasının önemi vurgulanmaktadır. Çin ise, de bu tür tanımın ancak Batılılara yakışacağını belirtmektedir. Çin Hükümeti, Afrika ülkelerinin ekonomik kalkınması için büyük katkılarda bulunan Çin’e yeni sömürgeci olarak itham edilmesinin gerçeklerden uzak olduğunu belirtmektedir.
 
Çin’in iki Sudan’a yönelik ikili ilişkilerindeki bir diğer zorluluk ise, Çin’in Darfor olaylarından Sudan’ın bölünmesine kadar izlediği Sudan politikası ve bu politikanın uluslararasında yarattığı olumsuz etkisidir. Bir başka ülkenin içişlerine karışmama Çin’in dış politika prensibi idi. Söz konusu prensib, Çin’in Libya’daki çatışma taraflarına yönelik izlediği politikasında bozulduğu görülmüştü. Çin’in Sudan’ın bölünmesi sürecinde ve bölünmüşlük Sudan’a yönelik takip ettiği diplomasisi de bu özelliğini sergilemiştir. Fu-dan Üniversitesi Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü Başkan Yardımcısı Prof. Shen Dingli, Çin’in etnik, dinî ve kültürel farklılıklarından dolayı bir ülkenin bölünmesine karşı çıktığını, ancak, Sudan’ın durumunun çok farklı olduğunu ileri sürmektedir. Çin dış politikasındaki bu yeni ayarlar, artık kendi çıkarları için bazı dış politika prensiplerini değiştirebilecek bir döneme girmiş olduğunun göstergisidir.
 
 
Yükselen Çin’in Yeni Dış Politikası
 
Prof. Shen Dingli’ye göre, iki Sudan’ın ekonomik ve altıyapının zayıf olması ve aralarında yaşanan sorunlardan dolayı Çin’in, her iki Sudan ile istikrarlı işbirliği yapmasına imkân yaratmaktadır. Shen Dingli’ye göre, Çin’in her iki Sudan’daki çıkarlarını koruyabilmesi için gelişmelere karşı bazı müdahaleler yapmak zorundadır ve bir başka ülkeye yönelik müdahale etmemek ve içişlerine karışmamak Çin’in geleneksel politikasıdır. Ancak, yapıcı müdahale ve önleyici şekillendirme politikası ise büyümekte olan Çin’in hayati menfaatlerini koruyabilmesi ve bölgesel barış ile istikrarlı ortamı oluşturması için Çin’in uygulamakta olduğu yeni diplomasisidir. Bunu işbirliği diplomasisi olarak tanımlayan Prof. Shen Dingli, söz konusu diplomasisinin bazı Batılı ülkelerin sadece kendi çıkarını hedeflenen veya sadece prensibe bağlı kalarak meselenin gerçeği ve sonucu düşünmeyen tutumu ile farklı olduğu görüşündedir.
 
Bazı realizm yaklaşımında olan araştırmacılar, büyük ülkelerin dış politikasını belirleyen çıkarlar olduğunu, ancak, fikrin olmadığı görüşündedirler. Küresel enerji, enerji kaynakları ve altyapı alanlarında genişlemekte olan Çin’in kolaylıkla Sudan’da yaşanmakta olan karışık durum içinde kendisini bulacaktır. Bu durumda Çin’in tarafsız kalması ve içişlerine karışmamsı gibi tutumu, bir gurubu desteklemekle müşkülâtı konumuyla karşı karşıya kalabilmektedir. ABD’nin Çin uzmanı ve diplomat Charles Freeman’a göre, Çin’in uluslararası üzerinde emelleri olmadığını beyan etmesi, bir asır öncesi ABD’nin izolasyonist duygularına benzemektedir. Fakat gelişmelere cevap verebilmek için ABD bu tutumundan vazgeçmişti.
 
Çin’in Ampang Danışmanlık Şirketi uzmanları, Çin’in, yurtdışı yatırımının genişlemesi ve devlet etkisinin giderek artmasının sonucunda, artık eskisi gibi sadece “ekonomi-ticaret birinci” ve iktidar ile iyi ilişkilerini geliştirme politikasını sürdürmesinin imkânı kalmadığını ortaya koymaktadır. Çinli uzmanların tavsiyesi ise, Çin, Afrika’daki ülkelerle işbirliği ilişkilerini daha çok çeşitlilik üzerinde geliştirmesi ve belli ölçüde büyük ülkenin uluslararası sorumluluğunu üstlenmelidir. Yani Yükselen Çin’in artık kendinin diplomasi sorumluluğundan kaçınamaz.
 
Genelde yeni yükselen bir güç, büyümesinin getirdiği önemli ihtiyaçları karşılamak için menfaati olan bütün bölgelere yayılması icap etmektedir; Yayılması için askerî veya siyasî güce dayanması gerekmektedir. Askerî veya siyasî güç, ekonomik güce ve kapasitesine dayanmaktadır, ekonomik gücün temeli ise, dünyanın değişik yerlerinde bulunan stratejik ham maddeler ve küresel pazarlardır. Çin de yeni yükselen bir güç olarak hızlı ekonomik büyümesiyle beraberinde askerî modernizasyonu da süratli ilerlemektedir. Çin bu büyümeyi korumak ve ilerletmek için bazen askerî gücü (daha çok Asya’da) ve bazen siyasî ve diplomasi gücü (Asya dışında) değerlendirmektedir. Çin’in Sudan’a yönelik politik değişimi, hatta dış politika prensibini değiştirmesi Çin’in büyüme sürecindeki gerekliliğinden kaynaklanmaktadır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Annan Barış Planı ve Çin’in Suriye Planı - 03 Nisan 2012 Salı 12:02
Çin’in Savunma Bütçesi ve Asya’da Silahlanma Yarışı - 15 Mart 2012 Perşembe 16:54
Çin’in Müstakbel Devlet Başkanı Xi Jinping - 20 Şubat 2012 Pazartesi 16:35
Çin’in Veto Kararı ve Suriye Endişeleri - 10 Şubat 2012 Cuma 12:08
Obama’nın Yeni Savunma Stratejisi ve Çin - 13 Ocak 2012 Cuma 10:42
Çin-Kaddafi Silah Ticaretinin Diplomasi Yansımaları - 13 Eylül 2011 Salı 14:04
Doğu Türkistan’da Şiddet Olayları: Sorunlar ve Çözümler - 05 Ağustos 2011 Cuma 11:54
Çin’in Sudan Politikası: Yükselen Gücün Yeni Diplomasisi - 22 Temmuz 2011 Cuma 14:43
Çin’in Yeni Libya Politikası: İçişlerine Karışma? - 30 Haziran 2011 Perşembe 20:15
Afganistan’ın ŞİÖ Üyeliği ve Çin - 27 Mayıs 2011 Cuma 12:59
Usame Bin Ladin Sonrası ve Çin - 05 Mayıs 2011 Perşembe 18:47
Çin’in Askeri Harcamaları ve Doğan Endişeler - 31 Mart 2011 Perşembe 17:00
Libya Saldırısı ve Çin'in Tutumu - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:56
Mısır Olayları ve Çin’in Tutumu - 08 Şubat 2011 Salı 14:55
ABD-Çin İlişkileri: Jon Huntsman’ın Başkanlık Adaylığı Üzerine - 04 Şubat 2011 Cuma 16:08
Çin-ABD Zirvesi ve Kuzey Kore Sorunu - 31 Ocak 2011 Pazartesi 13:35
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun ABD Ziyareti - 18 Ocak 2011 Salı 13:07
Japonya-Rusya Kuril Adaları Sorunu ve Çin - 12 Ocak 2011 Çarşamba 09:41
Türk ve Çin İlişkileri: Düşünce Kuruluşları Arasında İşbirliği - 26 Ekim 2010 Salı 11:23
Çin’in Orta Asya Güvenlik İşbirliği Politikası: Barış Misyonu-2010 Tatbikatı - 30 Eylül 2010 Perşembe 09:37
Türkiye-Çin İlişkileri: Çin’in Gözünde Türkiye - 13 Eylül 2010 Pazartesi 11:20
Dünyanın İkinci Büyük Ekonomi Gücü Olan Çin Neden Sevinemedi? - 24 Ağustos 2010 Salı 11:24
Kırgızistan Olayları ve Tarihsel Düşünceler - 16 Haziran 2010 Çarşamba 18:14
AİGK ve Çin’in Katılımı - 07 Haziran 2010 Pazartesi 18:16
Kore Yarımadası Gerginliği: Üçlü Zirve ve Çin - 03 Haziran 2010 Perşembe 17:25
Kore Yarımadası’nda Gerginlik ve Çin’in Tutumu - 29 Mayıs 2010 Cumartesi 13:00
İran Nükleer Sorunu: Türkiye ve Çin - 24 Mayıs 2010 Pazartesi 20:47
Japonya-Çin Gerginliği: Yükselen Çin’e Karşı Arayışlar - 28 Nisan 2010 Çarşamba 17:16
Çin’in Nükleer Sorun Üzerindeki Tutumu - 10 Nisan 2010 Cumartesi 18:58
Kırgızistan’da Yeni Sivil Darbe - 08 Nisan 2010 Perşembe 12:07
Güney Asya Açılımı: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ziyareti - 17 Şubat 2010 Çarşamba 16:44
Türkiye-Çin İlişkileri: Tanımak ve Anlamak - 06 Şubat 2010 Cumartesi 11:36
Çin-Tibet Görüşmeleri ve Yaşanması Muhtemel Çıkmazlar - 01 Şubat 2010 Pazartesi 09:27
Hindistan-Japonya Güvenlik İşbirliği ve Çin: Hindistan’ın Güvenlik Tehdit Algılaması - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:40
ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı? - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:37
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun Orta Asya’ya ‘Enerji’ Ziyareti - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:30
Urumçi Olayları Sonrası Türkiye-Çin İlişkileri - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:19
ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı? - 12 Ocak 2010 Salı 14:44


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya