ENGLISH
24.05.2012
12.07.2011 16:29


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Yemin Krizinin Anatomisi

Anamuhalefet partisi CHP'den 134 kişi ve bağımsızların tamamı (35 vekil), milletvekili seçilen bazı tutuklu arkadaşlarının mahkemece serbest bırakılmamasını protesto etmek için "yemin etmeme" eylemi başlattılar. Türkiye'nin 60 yıllık çok partili demokrasi tarihinde ilk kez yaşanan böyle bir olayın amacı, milletvekili seçilen tutuklu siyasiler üzerinden, Türkiye'deki vesayetçi siyasetin dönüşümünde önemli bir işlev üstlenen bazı kritik süreçleri durdurmak ve sandıkta kaybedilen demokratik yarışın, yargı üzerinde siyasi baskı oluşturularak bürokrasi üzerinden dengelenmesi idi. Burada CHP gibi tarihsel olarak bürokratik siyasetin taşıyıcısı ve destekleyicisi olan bir parti için "yeminsizlik" eylemi kendi siyasi geleneği içinde tutarlı ve anlamlı olsa da, esasen CHP ile aynı eksene düşen ve bürokratik siyasetin pençesinden çok çekmiş olan BDP/bağımsız vekillerin duruşunu anlamak ise doğrusu kolay değil. Reformcu bir gündemle seçimleri kazanan ve Kürt sorununu demokratik siyaset zemininde çözme iradesini ortaya koyan bir hükümeti Kemalizm'e teslim olmakla suçlama kolaycılığının ardına saklanmak, atılan adımın başarısı durumunda siyaset sahnesinde stratejik olarak kimin elinin güçleneceğini görememek demektir. Yemin krizi sürecinde siyaseten kimin kârlı, kimin zararlı çıktığını analiz etmek Türkiye'de siyasetin yakın geleceğini öngörmek adına oldukça öğretici olacaktır.

Yeminsizlik Eylemini Anlamlandırmak

Yemin krizine giden yolun arka planında bölgemizde ve Türkiye'de siyasetin normalleşmesini anlamak istemeyen güçlerin, anakronik bir zihinsel tutumla seçimlerin ve hatta futbol maçlarının bile basit taktikler veya psikolojik harp teknikleri kullanılarak yukarıdan idare edilebileceğine yönelik alışkanlıklar ve patolojik siyaset anlayışı yatmaktadır. Oysa Türkiye'de bugün görece genç, kentli ve iyi eğitilmiş geniş bir orta sınıf oluşmuştur. Demokrasiyi, özgürlükleri ve daha iyi bir yaşamı talep eden orta sınıf, statüko karşısında değişimi talep eden ve Türkiye'yi dönüştüren en temel dinamiktir. Bu kesimler ekonomiden siyasete değin hayatın her alanında şeffaflık, rekabet ve adaletin destekleyicisidirler. Zira yükselen orta sınıf Antik Yunan'daki Aristo'dan, modern dönem siyaset bilimcilerden Lipset'e kadar demokrasinin taşıyıcısı ve toplumsal/siyasal istikrarın sigortası olarak görülmüştür. Dolayısıyla demokratik siyasetin sürdürülebilirliği açısından kritik eşik sayılan 10 bin dolarlık milli geliri aşan Türkiye'de, siyasetin geleneksel kalıplarının kırılması da kaçınılmazdır. Kamusal vicdanın kabul etmeyeceği, rasyonel siyasetin kaldıramayacağı yol ve yöntemler çoktan miadını doldurmuştur. Türkiye'de demokratik, siyasal ve ekonomik anlamda artık paradigma değişmiştir. Yeni paradigma rasyonel ve etik temelli bir siyaset anlayışıdır.

Milletvekili seçilmek ve hatta mazbatasını alarak Meclis'e kaydolmak, ardından üç aylık maaşı peşin almak; buna rağmen, Meclis'e gelerek yemin etmemek toplumsal vicdanda kabul görecek bir davranış tarzı değildir. CHP ve BDP'nin ilk yemin günü Meclis'i protesto etmeleri, davalarını halka anlatmak ve kamu vicdanına etkin çağrı yapmak anlamında belki "bir sivil itaatsizlik" örneği olarak anlamlı ve şık olabilirdi. Ancak ertesi günü Meclis'e gelmeleri ve yemin etmeleri çok daha anlamlı olurdu ve halk tarafından da destek görebilirdi. Kaldı ki, tutuklu bulunan kişilerin aday gösterilmelerinin ne kadar doğru ve isabetli bir siyasal mücadele yolu olduğu da ayrıca tartışılmalıdır. Elbette ki beraat-i zimmet asıldır ve mahkeme karar verene kadar herkes suçsuzdur. Buna rağmen, millet iradesinin temsilini mutlaka belli isimlere havale etmek yerine, aynı mücadeleyi sürdürebilecek başka parti üyelerini bulmak daha şık olmaz mıydı? Bu sorular ve tartışmalar önümüzdeki günlerde de devam edecektir.

Geçmişe dönük olarak düşünüldüğünde, CHP'nin ve BDP'nin tutuklu kişileri aday gösterirken bugünkü krizi hesap etmemeleri mümkün değildir. 2007 seçimlerinde seçilen ve mahkemece serbest bırakılan Sabahat Tuncel örneği tekil bir örnekti ve YSK veya Yargıtay tarafından verilen içtihada ve genellenebilir bir yargı kararına dönüşmemişti. Dolayısıyla CHP için Balbay ve Haberal'ın adaylıkları olsa olsa AK Parti'yi tutukluluk süreleri konusunda adım atmaya zorlayarak, aynı veya benzer davalardan tutuklu bulunan diğer sanıkların da serbest bırakılmasını sağlamaya yönelik bir siyasi manevra olarak görülebilir. Üstelik ağustos ayındaki YAŞ toplantıları yaklaşırken böyle bir krizin çıkarılması da söz konusu davanın sanıkları dikkate alındığında CHP için çok da anlamsız sayılmaz. BDP içinse Kürt sorununun AK Parti eliyle çözülmesi zaten arzu edilir bir şey değildi. Güneydoğu'daki bazı illeri temsilsiz bırakmak veya Diyarbakır'da DTK gibi farklı oluşumlara gitme eğilimi ağır basmış olabilir. Ancak otuz yıllık Kürt hareketinin tüm safhalarını hafızasında taşıyan Öcalan gibi bazı aktörler için alternatif parlamento fikri, gerçekçi görülmediği için onların da Meclis'e gelerek yemin etmeleri artık kaçınılmazdır.

Burada belirtmek gerekir ki, yemin krizinden en kârlı çıkan parti AK Parti'dir. Özellikle Başbakan Erdoğan üslup bakımından eleştirilse de, CHP ve BDP'nin takındığı tavrın sürdürülemez olduğunu önceden görmüş ve onların restine rest ile karşılık vererek, kamuoyundaki popülaritesini artırmıştır. Ancak BDP dünya kamuoyunun dikkatini Kürt sorununa çekerek; CHP lideri Kılıçdaroğlu ise parti içindeki çatlak sesleri kesmek anlamında krizden kısmi faydalar elde etmişlerdir. Bu arada MHP ise 12 Haziran seçimleri öncesinde yaşanan kaset skandallarını geride bırakmış ve ilk gün yemin ederek hükümetin elini güçlendirmiştir. Özellikle kendisine destek çıkan bazı muhafazakâr grupların beklentilerini de bu şekilde karşılamıştır. Zira MHP Meclis'te olmasaydı kriz çok daha zor aşılabilirdi. Yemin krizi şunu da ortaya çıkartmaktadır ki, önümüzdeki dönemde eğer sivil bir anayasa yapılacaksa burada "yeni CHP'den" ve BDP'den çok fazla katkı beklememek gerekiyor. Sivil anayasanın geleceğinde belirleyici olan aktör ise MHP olacaktır. 

(12/07/2011 tarihinde Zaman'da yayınlanmıştır)


YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya