Büyük bir mali krizin içinde bulunan Yunanistan’ın iflasın eşiğine gelmesi Avrupa Birliğini derinden sarsmaya devam ederken, Papandreu hükümeti ile İsrail arasında yakın dönemde gelişen stratejik işbirliği ilk meyvelerini vermeye başladı. Geçtiğimiz günlerde İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Atina ziyareti sonrası, Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’nun yaptığı açıklamada, İsrail ile güvenlik, ekonomi, turizm, enerji ve tarım teknolojisi alanlarında işbirliğini geliştirmeye karar verdiklerini söylemesi, aslında bir süredir yoğunlaşan ikili ilişkilerin sonuçlarını yansıtması bakımından önemlidir. AB pazarlarına girebilmek için Yunanistan ile ilişkilerini güçlendirmek isteyen İsrail’in ikili anlaşmaların en karlı tarafı olduğunda kuşku yok.
Düne kadar oldukça düşük seviyede olan iki ülke arasındaki yakınlaşmayı tetikleyen unsurlardan biri Yunanistan’ın içinde bulunduğu büyük kriz gibi görünse de, İsrail’in artan güvenlik endişesi ve Türkiye’nin Balkanlardaki etki alanının genişlemesinden duyulan rahatsızlıkta bu yakınlaşmayı güçlendiren etkenler arasında sayılabilir.Nitekim, İsrail yöneticilerinin Bulgaristan ve Makedonya’da artan resmi temasları dikkat çekici bir zamanlama sürecinde gerçekleşmektedir. Öte yandan Yunanistan, içine düştüğü ekonomik bunalımı hafifletebilmek bakımından İsrail’in desteğini sağlamaya çalışırken, bu ülkeye verilecek tavizlerin orta ve uzun vadede Doğu Akdeniz’de yeni bir İsrail ablukasına dönüşmesi mümkündür. Atina, İsrail yönetimine kendisini tamamen teslim edebilecek nitelikteki siyasi tutumunu sürdürdüğü taktirde Filistinli grupların büyüyen öfkesiyle karşılaşabilir.
İki ülke arasında güvenlik konularında imzalanan anlaşmalar karşılığında Yunanistan İsrail’den önemli miktarda askeri malzeme ve teçhizat alırken, İsrail sermayesini ülkeye çekmek için Yahudi lobileri ile de görüşmeleri sürdürmektedir. Atina’nın milyarlarca dolar borcu bulunmasına rağmen, geleneksel tehdit alanını oluşturan Türkiye’ye karşı savunma sistemlerini güçlendirmesi konusunda İsrail lobisi tarafından ikna edildiği tezi güçlenmektedir. Güncelliğini önemli ölçüde yitirmiş olan bu tehdit algısı üzerinden para kazanmaya devam eden İsrail, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de geniş bir güvenlik koridoru oluşturmak için Yunanistan’ın jeopolitik avantajlarından yararlanmak niyetindedir.
İsrail-Yunanistan arasındaki stratejik yakınlık sadece askeri güvenlik alanıyla sınırlı değildir. Bilindiği gibi son iki yıl içinde Güney Kıbrıs ile İsrail arasında gerçekleşen enerji anlaşmaları kapsamında Akdeniz’deki doğalgaz yataklarının işletilmesiyle ilgili tartışmalar defalarca gündeme gelmiştir. Oysa bu yatakların bulundukları bölge ile ilgili ciddi uluslararası ihtilaflar mevcut. Bu ön anlaşmalara Türkiye, Suriye ve Lübnan daha önce sert tepki göstermiş ancak İsrail umursamaz tavrını sürdürmüştü.
Filistinli gruplarla bugüne kadar dengeli bir ilişki geliştiren Yunanistan’ın Gazze ablukasına karşı uluslararası sivil toplum çevrelerince düzenlenen gemi eylemlerini güç kullanarak engellemesinin arkasında İsrail ile yapılan anlaşmalar yatmaktadır.
Uluslararası toplum tarafından büyük bir tepki ile karşılanan bu keyfi davranışın Yunan kamuoyunda yol açtığı sarsıntı yüzünden Atina’daki birçok siyasetçi, hükümetin Yahudi lobisi tarafından adeta esir alınmasını yoğun biçimde eleştirmektedir. Görünen o ki, Yunan hükümeti, Filistin meselesiyle ilgili bugüne kadar izlediği geleneksel politikanın dışına çıkmakla bundan sonraki dönemde inisiyatif alma şansını da kaybetmiş görünüyor.
Bu tür ikili anlaşmaların hedeflerinden biri olan Türkiye’nin bölgedeki ağırlık merkezi hüviyetini koruyabilmesi açısından insani değerlere verdiği önem ve desteği kararlılıkla savunmaya devam etmesi vazgeçilmez bir gerekliliktir. İsrail, bir kez daha ezici çoğunlukla tek başına iktidara gelen Erdoğan hükümetinin Mavi Marmara cinayetleri ve Gazze ablukası gibi iki temel anlaşmazlık konusunda geri adım atmayacağını anlamış olmalıdır. Bu duygu, Netanyahu hükümetini daha da hırçınlaştırmakta ve Erdoğan iktidarında Türkiye ile ilişkilerin artık hiçbir zaman eski düzeyine gelemeyeceği inancı kesinlik kazanmaktadır. Dolayısıyla bugüne kadar uluslararası hukuku istediği gibi ayaklar altına almaya alışmış bir ülkenin yaptıkları karşılığında “özür dilemeye” zorlanması ilk kez karşılaşılan bir durumdur ve İsrail’i fazlasıyla rahatsız etmektedir.
Yunanistan’ı da içine alan stratejik eylem planıyla İsrail, Türkiye’yi hem Balkanlarda ve hem de Doğu Akdeniz’de zor duruma düşürmek ve adeta onurunu zedelediğine inandığı Erdoğan hükümetine diz çöktürmek istemektedir. Oysa bu tür siyasi manevralardan en fazla zararı yine İsrail ve onun koşullara göre değişim gösteren geçici müttefiklerinin göreceği aşikardır. Önümüzdeki aylarda uluslararası toplumun gündemine gelecek olan bağımsız Filistin devletinin ilan edilmesiyle birlikte bölgedeki dengelerin İsrail aleyhine bir kez daha değişeceği öngörülmektedir. Türkiye’nin hukuk ve adalet çizgisi üzerinde ilerleyecek Filistin politikasını tüm güç merkezlerinin şantajlarına rağmen ısrarla koruması, bölgenin geleceği ve istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır.
(Selvet Çetin,SDE Uzmanı)