Pekin yönetiminin, önce Libya Ulusal Geçici Konseyi liderleri ile sonra da iktidardaki Libya yetkilileri ile görüşmesi, Çin’in öteden beri savuna gelen “içişlerine karışmama” dış politika ilkesinin ilk defa sorgulanmasına yol açmıştır. Yükselmekte olan Çin’in ekonomik, siyasî ve güvenlik çıkarları küresel çapta genişlerken, bu çıkarları korumak için Pekin yönetimi bazı geleneksel dış politikalarını değiştirmek zorunda kalırken, bu politika ile birlikte bazı problemler deortaya çıkmaktadır.
Çin’in Libyalı Muhaliflerle Görüşmeleri
Pekin Hükümeti Libyalı muhaliflerle ilk defa 2 Haziran 2011’de görüşmüştü. Çin’in Katar Büyükelçisi Zhang Zhiliang, Doha’da Libya Ulusal Geçici Konseyi liderlerinden Mustafa Abdul Jalil ile bir araya gelmişti. 6 Haziran’da Çin’in Mısır Büyükelçisi ile Müsteşarı Li Lianhe Bingazi’ye giderek Libyalı muhalif grupların oluşturduğu Ulusal Geçiş Konseyi liderleri Mustafa Abdülcelil ve diğer liderlerle görüştüler. Bu görüşmelerin yanısıra Çin Elçisi Li Lianhe bölgede insanî yardım meselesi ve Çin tarafından finanse edilen kuruluşların bırakmış oldukları mal varlıkların durumunu inceledi. Libya Ulusal Geçici Konseyi finanstan sorumlu Ali Tarhouni, Çin’in
Global Times gazetesine yaptığı açıklamasında, savaş öncesi Çin ile yapılan bütün sözleşmelere saygılı olduğunu ve Çin’in Libya’daki mal varlıklarını koruyacağını ifade
etmişti. Bunun üzerene 7-9 Haziran’da Libya Genel Halk Komitesi Dış İrtibat ve Uluslararası İşbirliği Sekreteri, yani Libya lideri Muammer Kaddafi’nin özel temsilcisi Abdulati al-Obeidi Çin’e bir ziyarette
bulunmuştu. Afrika ve Avrupa’dan sorumlu bakan yardımcıları ve yedi kişiden oluşan Libya heyeti, Pekin’in Libya muhalifleri ile yoğun ilişkilerine girmesinden hemen sonra Çin’i ziyaret etmiştir. 8 Haziran’da Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi, Kaddafi’nin özel temsilcisi Abdulati al-Obeidi ile bir görüşme düzenledi. Çinli Bakan Yang Jiechi Çin’in Libya siyasetini açıklarken: “
Çin, Güvenlik Konseyi kararının eylem yetkisinin ötesine çıkmasına karşıdır; egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı duyma tutumundadır; Libya kalkının kendi kaderi üzerindeki özgürce tercihlerine saygı göstermektedir. Çin, Libya’nın taraflarının ulusal ve insanların temel çıkarlarına önem vermesini, bölgesel barış ve istikrarın göz önünde bulundurulmasını ve biran önce krize çözüm bulmak için siyasal sürecin başlatılmasını arzu etmektedir. Çin tarafı, Libya’nın tarafları ile temas etmeye devam etmek kanaatindedir ve uluslararası toplumla birlikte siyasal krizin biran önce çözümlenmesi için desteklerini esirgemeyecektir” şeklinde konuştu. Kaddafi’nin özel temsilcisi Abdulati al-Obeidi de ateşkesin biran önce gerçekleşmesi için Çin’in etkisine ve rolüne ihtiyaçları olduğunu belirterek, “
Çin’in Libya’daki Çinlileri ve mal mülkilerini korumak için gerekli tedbirleri alacaklarının” sözünü
vermiştir.
Libya resmi heyeti henüz Çin’de ziyaretini tamamlamak üzere iken, 9 Haziran sabah saatlerinde, Çin Dışişleri Bakanlığı Batı Asya-Kuzey Afrika Bölümü Başkanı Chen Xiaodong bir basın toplantısıyla Çin’in Libya politikasını açıklayarak Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mahmud Cibril’i Pekin’de kabul edebileceğini bayan
etmiştir. En son 27 Haziran’da İngiltere ziyaretinde bulunan Çin Başbakanı Wen Jiabao da, Çin’in, çatışan Libyalı her iki gurupla temas içinde olduklarını ifade ederek, Çin’in amacının krize siyasi yol ile çözüm getirmek olduğu, ve bunun Çin’in Libya meselesinde adil pozisyonda olduğunun işareti olduğunu
belirtmiştir. Çin artık üçüncü bir ülkede değil, direkt muhalif Libyalılarla görüşmeleri gerçekleştirmektedir. Li Xiaodong’un açıklamasına göre, Çin öteden beri uluslar arası toplum ile birlikte çaba gösterdiğini ve kendi kanalları vasıtasıyla çatışan Libya tarafları ile temasta bulunarak siyasî çözüm yolunu sağlamak için biran önce ateşkes ve gerçek diyalogun başlatılmasına ve onları ikna etmeye
çalışacaktır. Nitekim 21-22 Haziran’da da Libya Ulusal Geçiş Konseyi İcra Kurulu Başkanı Mahmud Cibril başkanlığındaki bir heyet Çin’i ziyaret etmiştir. Bu da Çin Hükümeti’nin üçüncü kez muhalif Libyalılarla görüşmesidir ve Çin’in artık Libya krizin dışında daha fazla kalamayacağı anlamına gelmektedir. Çin, Libya krizi yaşandığından bu yana Libya’nın geleceğini Libyalıların kararına bırakılmalı ve siyasal yöntemle çözümlenmeli tutumunu devam ettirmiştir.
Çin Dışişleri Bakanı Yan Jiechi, Libya heyeti Başkanı Mahmud Cibril ile 22 Haziran’daki görüşmesinde, Libya’nın çatışan iktidarın ve muhalefetin ülkenin ve halkın çıkarlarına öncelik vererek krize çözüm bulmaları gerektiğini ve uluslararası toplumun uzlaştırma taslağının ciddiyetle ele alınarak bir an önce ateşkes uygulanması ve krize siyasî çözüm bulunmasını belirtmiştir. Bakan Yang Jiechi, Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin kurulduğundan bu yana temsiliyet gücünü arttırdığını ve önemli bir güç haline geldiğini ifade ederek söz konusu konseyi “önemli diyalog tarafı” olarak tanımlamıştır. Bakan Yang Jiechi’ye göre, Çin tarafının Libya konusunda herhangi bir kişisel çıkar peşinde koşmadığını ve nihayetinde bunun Libya’nın içişidir ve Libya’nın geleceğinin Libya halkının kararına bırakılması gerektiğini belirtmiştir. Libya Ulusal Geçiş Konseyi lideri Mahmud Cibril de görüşmede yaptığı konuşmasında, konseyin Çin’in takındığı adil tutumu ve krizin çözümünde oynadığı aktif rolü olumlu karşıladığını vurgulamıştı ve konseyin kontrolü altındaki bölgelerde Çin vatandaşlarının ve Çinli şirketlerin güvenliği için gerekli önlemlerin alınacağının güvencesini
vermişti. Anlaşılacağı gibi, Çin’in, muhalif Libya güçlerini “önemli diyalog tarafı” olarak tanıması karşılığında Libya Ulusal Geçiş Konseyi Çin’in Libya’daki çıkarlarını koruyacaktır.
Ayrıca Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkan Yardımcısı Abdul Hafiz Ghoga’nın 20 Haziran’da Çin basına yaptığı demeçte, Çin’in Libya’daki 17 Şubat devrimin prensiplerini kabul etmesinin önemli bir husus olacağını ve Libya Ulusal Geçiş Konseyi’ni desteklemesinin altını çizmiştir. Abdul Hafiz Ghoga’ya göre, Çin ile Kaddafi sonrası Libya’nın yeniden yapılanma meselesi de müzakere yapılmalı ve Çin bu sürece katılması arzu
edilmektedir.
Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya-Afrika Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Yin Gang, Çin’in Libya’nın yeniden yapılanma sürecine iştirak etmesinin Çinli işçiler ile Çinli şirketlerin Libya’ya geri dönüş yapabileceği anlamına geldiğini
işaret etmektedir.
Çin’in Amacı
Çin’in Libyalı muhalifleri kabul etmesinin ilk sebebi siyasîdir. Pekin Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Profesörü Zhu Feng, Çin’in muhalif Libyalı güçlerle görüşmelerinin, Pekin’in diplomasi yöntemiyle Libya işlerine aktif ve esnek girişimde bulunduğunu ortaya koymaktadır. Prof. Zhu Feng’e göre, Libya’daki mevcut durum hala belirsizliğini devam ettirmektedir, Pekin’in muhalif Libyalılarla temasa geçmesinin amacı Libya’nın durumunu daha iyi anlamktır. Çin, kriz sonrası Libya halkının özgür iradesiyle bir hükümet kurulmasından
yanadır. Çin Sosyal Bilimler Akademisi uzmanı Yin Gang, Pekin’in Libya muhaliflerle temasa girmesi, Çin’in öteden beri izlediği krize siyasî yoluyla çözüm getirmesi mantığına aykırı olmadığını ileri sürerek, Libya’nın her iki tarafı Pekin’de kabul etmesinin Libya’nın mevcut durumuna vakıf olmasından kaynaklandığını belirtmektedir. Yin Gang’a göre, Libya’daki tarafların siyasal müzakere yoluyla çözüme kavuşturmak için önce tarafların mevcudiyetini kabul etmek ve tutumunu öğrenmektir. Libya’daki farklı gurupların Çin’i tercih etmesi Çin’in BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olmasından dolayıdır. Yin Gang, Pekin’in muhalif Libyalıları kabul etmesinin Çin’in onun yönetimini tanımış anlamına gelmediğini altını
çizmektedir. Çin’in daha önceki Ortadoğu diplomasisi ile farklı olarak Libya meselesinde daha aktif bir girişimde bulunduğunu ifade eden
Shanghai Institutes for International Studies kuruluşunun Ortadoğu uzmanı Li Weijian, Pekin’in muhaliflerin statüsünü tanımadığı için, Çin’in Libya meselesinde daha esnek davranma imkânları yaratılmış olduğu
görüşündedir. Pekin Üniversitesi Arap Dili ve Kültürü Bölümü Doçenti ve
Şanghay Yabancı Diller Üniversitesi Orta Doğu Araştırmalar Enstitüsü uzmanı Wu Bingbing, Libya’daki taraflar silahlı çatışmaları durdurmak için umut beslediğini ve Çin’den destek istediğini ifade
etmektedir. Prof. Zhu Feng de Libya muhaliflerin Çin’den siyasal ve ekonomik destek aradığını
belirtmektedir.
Muhalif Libyalıların daha geniş bir diplomasi alanı yaratmak için Çin’e geldiğini ileri süren
Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya-Kuzey Afrika Enstitüsü Afrika Araştırmaları Bölüm Başkanı He Wenping, Çin’in muhalif Libyalı guruplarla üç konuda görüşmeler yapılacağını ortaya koymaktadır: 1. Libya’daki Çin’in yatırım çıkarlarının korunması; 2. Çin’in insanî yardımı ve 3. Siyasal çözüm süreci başlatmak için Libya muhalefetinin siyasî tutumu ve müzakerenin kırmızı çizgilerini
öğrenmektir. Ayrıca, muhalif Libyalılar kendi yönetiminin meşruiyetinin Çin tarafından tanıması da önemli
bir konudur. Pekin Hükümeti, NATO’nun Libya askerî müdahalesine karşıdır, dolaysıyla NATO’nun desteklediği Libyalı muhalifleri tanıması pek kolay değildir. Bu nedenle Çinli uzmanlar Pekin’in muhalif Libyalılar ile görüşmesi onları tanıdığı anlamına gelmediğini sürekli
vurgulamaktadır. Muhalif Libyalılar bütün ülkeyi yönetim altına aldıktan sonra statüsü ancak Pekin tarafından
tanınacaktır. Libya lideri Muammer Kaddafi yaşamını devam ettirdiği sürece Pekin’in muhalifleri tanıması mümkün
değildir. Ancak, Çin’in bu girişimi Kaddafi’nin düşmesi ve sonrasının hazırlığı olarak
yorumlanmaktadır.
Washington, Çin’in muhalif Libyalılarla görüşmelerini Libya Ulusal Geçici Konseyi’ne verdiği destek olarak algılamak istediğini
açıklamıştı. Libya Hükümeti ise, Pekin’in mevcut Trablus Hükümeti’ni tanıdığı halde diğer Libya guruplarla görüşebileceğini ifade
etmişti. Gelinen noktada Çinli uzmanlar ne kadar inkâr etseler de, Çin’in Libya muhalefetleri ile görüşmesi Pekin’in NATO güçlerine dolaylı destek verdiği kanısını
yaratmaktadır.
Çin’in Libyalı muhalifleri kabul etmesinin diğer sebebi ise, Çin’in Libya’daki ekonomik ve enerji çıkarlarıdır. Çin’in Libya’da üstlendiği toplam 50 büyük ölçekli projesi bulunmakta ve sözleşme tutarı 18.8 milyar doların üzerindedir. Bunların arasında büyük bir kısmı enerji ile ilgilidir. Libya’da iç çatışmalar yaşandıktan sonra Çin’in Libya’daki yatırımları zarara
uğramıştır. Prof. Zhu Feng, Pekin’in Libya durumuyla ilgilenmesinin nedenini Libya’daki Çin tarafından finanse edilen şirketlerin gördüğü zararı ve kriz sonrası bu zararların karşılayıp karşılayamaması, hatta Çin-Libya ekonomi-ticaret ilişkileri kriz öncesi düzeye gelip gelememesi ile
alakalıdır. Çin’in Orta Doğu Enstitüsü Başkan Yardımcısı Pan Guang da Çin’in Libya’da birçok yatırımlarının olduğunu ve bunu sonuçlandırmak için bazı görüşmelerin yapılmasının gerekli olduğunu
açıklamıştır. Çin uzmanlarına göre, Libya Ulusal Geçici Konseyi şu anda finans yetersizliği sorunu ile karşı karşıya kalmaktadır ve Çin’in Libya Ulusal Geçici Konseyi vasıtasıyla petrol satın alması da onlara destek verme yönteminin biri olarak
bakılmaktadır. Shanghai Institutes for International Studies kuruluşunun uzmanı Li Weijian, Çin’in muhalif Libyalılarla temasa geçmesi sadece petrol çıkarı için değil, “Kaddafi sonrası dönemi” için hazırlıklarının yapılmakta olduğu kanaatindedir. Ona göre Libya gibi küçük ülkeler büyük ülkelerin desteğini sağlayabilmek için petrol pazarlığını yapabilir, ancak Çin ise daha farklı çıkarlarını düşünebilir. Örneğin, uluslararası imajı ve büyük ülkenin uluslar arası sorumluluğu düşünmek mecburiyetindir, yani bu tür kamu diplomasisi maddi ile ölçülemez. Çin, Libya sorunu vesilesiyle olumlu uluslararası çevreyi tesis etmesinin
peşindedir.
Çin açısından Libya’da iktidarın başında kim olduğunun bir önemi olmadığını ve sadece Libya’daki ekonomik çıkarlarını korumaya çalıştığını belirten
Brussels Institute of Contemporary China Studies (BICCS) kuruluşunun uzmanı Jonathan Holslag, Pekin’in muhalif Libyalılarla görüşmekle arabuluculuk görevini icra edemeyeceğini
belirtmektedir.
Hong Kong Baptist University Government and International Studies Bölümü Başkanı Jean-Pierre Cabestan’ın dediği gibi, Çin, Fransa, İngiltere ABD ülkelerin aksine Kaddafi’nin iktidardan inmesini istemedi ve kendine daha esnek diplomasi ortamı yaratmak için hem Kaddafi’yi hemen terketmedi hem de Bingazi hükümet karşıtı güçlerle temas fırsatını bırakmadı. Bu da Çin’in akıllı olduğu
taraftır.
Çin’in Libyalı muhalifleri kabul etmesinin bir başka nedeni de jeopolitik olabilir. Fransa
Fondation de Récherche Stratégique (FRS) kuruluşunun sorumlusu bayan Valérie Niquet Çin’in aniden ve Bingazi hükümet karşıtı güçleri ile temasa geçmesinin amacı kısa dönemde Libya’daki çıkarlarını gözettiğini ve Libya’nın aynı zamanda Çin’in ABD ile mücadele üssü olduğunu belirtmektedir. Valérie Niquet’e göre Çin, Kuzey Afrika’daki uluslararası etkisini kaybetmesini istememektedir ve Libya ile ilgilenmek bir
zorunluktur. Reagan Hükümette Hazine Bakanı Yardımcısı ve
Georgetown University Center for Strategic and International Studies (CSIS) kuruluşu Prof. Paul Craig Roberts, Libya lideri Muammer Kaddafi’nin ABD’nin Libya’da Afrika Komutanlığı’nın kurulmasına izin vermediği ve Çin’in Libya’da büyük bir enerji yatırımına izin verilmesi gibi iki hata yaptığını ileri sürmektedir. Washington, Afrika Komutanlığı’nı oluşturmakla Çin ile bölgede rekabet edecekti, buna izin vermeyen Muammer Kaddafi, Çin’in bölgede etkisini tesis etmesine neden
olmuştu.
Çin’in “İçişlerine Karışmama” İlkesi Sorgulanıyor
Çin, öteden beri bir ülkenin bölünmesine karşı çıkıyordu, Yugoslavya’nın bölünmesine karşı çıktığı gibi Kosova’nın 2007’deki bağımsızlığına da destek vermezken, Sudan’ın iki egemen siyasî yapıya dönüşmesi konusunda pasif kalmıştı. Yani bölünmelere karşı çıkmak yada bağımsızlığa destek vermemekle sürecin dışında kalmış ve istemediği gelişmelere müdahale etme fırsatını kaybetmişti. Çin’in Libya’daki çatışan gurupların arasına girmeleri herhalde bu olaylardan ders çıkarmış olabilir.
Çin’in resmi Libya politikası, 16 Haziran 2011’de, Dışişleri Bakan yardımcısı Zhai Jun tarafından beyan edilmişti: 1. Libya sorunu için siyasî çözüm teşvik edilmelidir; Güvenlik Konseyi kararı (1970 ile 1973 sayılı kararı) özenle uygulanmalıdır. Libya’nın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeli, Libya halkının geleceğe yönelik tarihlerine destek verilmeli ve diyalog yoluyla kendi aralarında karar verilmelidir; 3. İnsanî yardım güçlendirmelidir; 4. Afrika Birliği’nin çabalarına destek
verilmelidir. Ayrıca, Çin’in Libya’daki çatışan taraflarla temasta bulunduğunu ifade eden Zhai Jun, Pekin’in barıştırmak ve görüşmeleri kolaylaştırmak düşüncesiyle Libya’daki gerginlik durumu iyileştirmek için çatışan tarafların ülke ve halkın menfaatine uygun yapıcı girişimlerde bulunmasını teşvik
etmekte olduğunu açıklamıştır. Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi de 22 Haziran’da, Libya Ulusal Geçiş Konseyi liderlerinden Mahmud Cibril ile görüşmesi sırasında, Çin’in Libya üzerinde kişisel çıkarları olmadığını ve Libya sorunu nihayetinde bir içişleridir diye bir açıklamaya gerek
duymuştur. Pekin’in bu açıklamasının masum ve iyi niyetli bir girişim olarak zikredilmiş ise de, bu girişimin daha önce hiçbir örneği olmadığı gibi Çin Halk Cumhuriyeti’nin dış politika ilkesi olan “
Barış İçinde Birlikte Yaşamanın Beş İlkesi”ne de bağdaşmadığı ortaya çıkmaktadır.
China Institutes of Contemporary International Relations kuruluşunun Başkan Yardımcısı Li Shaoxian Çin’in Libya’daki çatışan taraflarla temasa geçmesinin nedenlerini, Çin’in Libya’daki çıkarları tehlikeye uğradığında onu korumak Çin’in görevi olarak
bağlamaktadır.
Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nden He Wenping, çatışan tarafların durumunu öğrenemeden Çin’in çıkarlarını koruması söz konusu olmadığı
görüşündedir. Yine aynı kuruluştan Yin Gang ise Bingazi hükümet karşıtı güçlerin giderek güç kazandığı bir durumda Çin’in onlarla temasa geçmemesi anormal bir olaydır
ifadesiyle Çin diplomasisinin pragmatik özelliğini gözler önüne sermektedir. Yin Gang, Çin’in Libya muhaliflerinin başlangıçta zayıf döneminde temasa geçmiş olsaydı içişlerine karışmış anlamına gelebileceğini, fakat muhalif Libyalıların giderek güçlenmesi sonucunda çatışmanın çözümünün zorlaştığı bir dönemde, Çin’in uzlaştırıcı gayesi ile çatışan taraflar ile görüşmesinin anormal bir tarafının olmadığını
belirtmektedir. Yani her türlü koşulda Çin’in çıkarlarının korunmasının gerekliliği ve bu durumun Pekin’in dış politika geleneğinin değişmesine de neden olabileceği ortaya çıkmaktadır. Çin’in Ortadoğu uzmanı Li Weijian’e göre, Çin daha önce uluslar arası sorunlara yönelik prensibi özellikle vurgulamaktaydı, Libya meselesinde ise, sadece prensip ile çözüm getiremeyeceğinin bir gerçek olduğu ve Çin’in büyük ülke kimliğine de
bağdaşmadığıdır.
Çinli uzman ve yetkililerinin tüm açıklamalarına rağmen, Çin’in Libya sorunu üzerinde ikili oyun oynamakla Libya’nın içişlerine karıştığı intibasını yok etmeye yetmemiştir. Çin, Libya krizinde gelinen noktada geleneksel dış politika prensibinden uzaklaşmıştır. Çünkü, Pekin hükümeti, bundan önce benzer olaylarda hep iktidar güçlerini desteleyerek
gelmiştir. Son yıllarda, Çin’in yoğun Afrika girişimleri “yeni sömürgecilik” olarak algılanmı ve
suçlanmıştır. Hatta, Libya lideri Kaddafi de, Çin’in Afrika’da “yeni sömürgecilik” uyguladığı iddiasında
bulunmuş ve Çin ile arasında bazı pürüzler
yaşanmaktaydı.
Çin’in, Libya sorunu üzerinde çatışan her iki taraf ile görüşerek Libya’nın “içişlerine karışma” eylemi, Çin’in Ortadoğu Özel Elçisi Wu Sike’nin, 31 Mayıs 2011’de, Çin Komünist Parti’nin sesi olan
Renmin Ribao gazetesinde yayımlanan “
İçişlerine Karışmama Hiçbir Şey Yapmamak Anlamına Gelmez” yazısıyla işaretini vermiştir. Yani, bu açıklama, Çin’in kendi çıkarları için Libya’nın içişlerine karışabilir anlamına gelmektedir. Bu anlayışı, Çin Dışişleri Bakanlığı bünyesinde olan düşünce kuruluşu
China Institute of International Studies (CIIS) Başkanı Qu Xing de
desteklemektedir. Qu Xing, Çin’in muhalif Libyalılarla temasa geçmesinin Libya’nın içişlerine karışması anlamında olmadığını belirterek, içişlerine karışmanın diğer ülkelerin siyasal sürecini değiştirme eylemi olarak açıklamaktadır. Qu Xing’e göre, Çin’in çatışan Libyalı guruplarla temasa geçmesi bir kişi ya da bir hâkimiyet üzerinde değil, bu ülke ve bu ülkenin halkını esas almaktadır. Pekin, geleceğin Çin-Libya ilişkileri gözeterek her iki guruplarla münasebet oluşturması gerekmektedir. Çin’in amacı çatışmanın yatışmasıdır, bunun gerçekleşmesi zor olmasına rağmen barış için Çin bunu yapmak
zorundadır. Bu anlayış nedeniyle bazı Çinli uzmanlar, Çin’in, çatışan Libyalıların en ideal arabulucusu olabileceğini ileri
sürmektedirler.
Çin’in Karşılanacak Problemleri
Çin Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra, “içişlerine karışmama” anlayışını kapsayan “
Barış İçinde Birlikte Yaşamanın Beş İlkesi” dış politikasının temeli tutumu olarak uygulanmaya başlanmıştı. Pekin, hem dış güçlerin Çin’in içişlerine karışmasına karşı olduğu gibi, kendisi de başka ülkelerin içişlerine karışmamaya dikkat etmişti. Çin’in dış politikasındaki bu ilkesi, Çin’in kalkınması ve güvenliği için ideal ortam yarattığı gibi, birçok gelişmekte olan ülkenin güvenini de kazanmasına yardımcı olmuştu. En önemlisi Çin’in toprak bütünlüğünü ilgilendiren Tayvan sorunu, Tibet, Uygur ve Moğol gibi ayrılıkçı gurupları üzerinde dış müdahaleyi engellemesine bir kalkan rolünü icra etmişti. Gelinen noktada, yükselen Çin’in siyasî, ekonomik ve güvenlik çıkarları küresel çapta genişlemesi ve bu çıkarları korumak için bütün politik araçları kullanmak mecburiyetinde kalmaktadır. Pekin’in ilk çekingen denemesi Asya’daki Myanmar ve Afrika’daki Sudan’da
gerçekleşmiştir. Pekin’in çatışan Libyalı guruplarla ilgilenmesi ve aralarına girmesi ile Çin’in “içişlerine karışmama” ilkesi gevşemiştir.
Massachusetts Institute of Technology Center for International Studies kuruluşunun uzmanı Zhang Yun’e göre, Yükselen Çin’in “içişlerine karışmama” prensibine dayanarak mevcut uluslar arası ilişkilerinden ayrı kalmasının giderek zorlaşmakta olduğudur. Zhang Yun’e göre, Pekin, kendi etnik ayrılıkçı faaliyetinin diğer bölünme tehlikesi altında olan ülkelerle mahiyette farklı olduğunu anlamalıdır, nitekim bu ülkelerin bölünme tehlikesinin nedenleri Batılı sömürgecileridir. Çin’in tarihsel milletlerin karşılıklı ilişkileri, Çin toplumdaki “büyük bütünleşme” (great unification) düşüncesi ve Çin’in ekonomik cazibesi söz konusu ayrılıkçı endişesini ortadan kaldırır. Aynı uzmana göre, bu bağlamda “içişlerine karışmama” prensibi üzerinde durabilir, ancak dogmatikleştirmenin anlamı
yoktur.
Bazı Çinli uzmanlar ise, Çin’in “içişlerine karışmama” ilkesinden uzaklaşmasının hata olacağını savunmaktadırlar.
Şanghay Yabancı Diller Üniversitesi Uluslararası İlişkileri ve Diplomasi Enstitüsü Başkanı Su Changha, söz konusu ilkeden vazgeçilmesi ile üç konuda olumsuzlukların ortaya çıkacağını ileri sürmektedirler: 1. “içişlerine karışmama”, Çin’in dış politika düşüncesinin en önemli içeriğidir ve Çin’in dışa genişlemesini önlemekte ve uluslar arası toplum özellikle üçüncü dünya ülkeleri ile olumlu işbirliği ilişkilerini oluşturmaktadır. Aksi durumda, Çin’in imajı bozulacağı gibi ilgili ülkelerle olan ilişkileri de büyük zarar görecektir. 2. Çin’in iç işlerine karışmama ilkesini terk ettiğinde sınırsız ve gereksiz uluslar arası sorumlulukları üstlenmesi gerekmektedir. Mevcut Çin’in siyasal ve ekonomik kapasitesi henüz bu sorumlulukları taşıyacak durumda değildir. Hatta güçlü bir Çin olduğu halde bunu yapması da hata olacaktır. 3. Uygulamada, diğer ülkelerin içişlerine karışmakla ile sonsuz problemleri meydana getirebilir. Çünkü diğer ülkelerin içişlerine müdahale etmesi aynı zamanda diğer ülkelerin içişlerine karışmasına maruz kalacak
anlamındadır.
Soğuk Savaş sonrası özellikle Kosova savaşı sonrası Batı’da “demokratik müdahale” anlayışı yükselmişti. Yani “insan hakkı egemenlikten üstün” anlayışıyla bir ülkenin içişlerine karışma imkânını yaratmıştı. Çin bu anlayışa şiddetli karşı çıkmıştı. Bugün yükselen Çin’in küresel çaptaki çıkarları için bazı ülkelerin iç çatışmalarına karışarak “içişlerine karşıma” izlemini vermektedir. Bunun devamında ilerde Çin, Tayvan, Tibet ve Doğu Türkistan gibi devletin bütünlüğünü ilgilendiren ayrılıkçılık sorunlarla ve egemen hak iddiası olan Sankaku (Diaoyu Dao), Paracel ve Spratly gibi sorunlarla meşgul olacaktır. Nitekim, bu sorunlar zaten uluslararasılaşmıştır. Bunun dışında Çin’in siyasal, toplumsal ve ekonomik alanlarında yaşanan sorunlar da dış güçlerin müdahalesine müsaittir. Bu bağlamda Pekin’in “içişlerine karışmama” ilkesi ile uygulama arasında denge oluşturmasına ihtiyacı vardır.