Seçimlere katılım oranı %88
TBMM’de siyasi temsil oranı % 96
AK Parti 50÷2 = CHP 26÷2 = MHP 13÷2 = BDP 6,5
22 milyon÷2 = 11 milyon÷2 = 5,5 milyon÷2 = 2,7 milyon
12 Haziran’da Türkiye seçimini yaptı. Halk görevini sağduyuyla, demokratik sorumlulukla ve dünyaya örnek olacak şekilde demokrasi dersi vererek yerine getirdi. Adil, şeffaf, güvenli bir seçim oldu. Seçim sonuçları yukarıdaki istatistiklerle birlikte siyasi olarak ne mesajlar veriyor? Yani halk ne diyor, ne ses veriyor?
Öncelikle halk demokratik değişim iradesini ve reformları destekliyor. Ülke için “şeriat”, “gizli gündem”, “yaşam tarzı”, “laiklik”, “otoriterleşme”, “sivil darbe” ve “vatanın satılması” gibi bir tehlikeli durumun olmadığını bu tablo ortaya koyuyor. Halkın mesnetsiz iddialara, boş vaatlere, felaket tellallığına, kuru sıkı tehditlere karnının tok olduğu anlaşılıyor. Seçmen maceraya, meçhule değil, güvene ve istikrara oy veriyor. Statüko değil değişim, vesayet değil tam demokrasi istiyor. Darbe anayasasının yerine sivil, demokratik, özgürlükçü yeni bir anayasa bekliyor. Bunun içinde hem partiler arasında hem de toplum içinde konsensüse davet ediyor. Kutuplaşma, gerilim değil sosyal ve toplumsal barışı önemsiyor.
AK Parti’nin 330 sandalyenin üstünde kazanması yeni anayasayı kolaylaştırabilirdi. Ancak gerilimi yükseltir, sosyal barışı zora sokabilirdi. Belki anayasanın bazı maddelerinde zorlanabiliriz ancak “Yeni Anayasa” artık Türkiye’nin başarabileceği bir iştir. Bu görevden kimse artık kolay kolay kaçamaz.
Seçim sonuçları Müslüman bir toplumda demokrasi, insan hakları, kalkınma ve istikrarın başarıyla var olabileceğini bütün dünyaya gösterdi. Özellikle halk hareketleri ve hak arayışıyla çalkalanan Arap dünyasına Türkiye’nin başarısı, halkın başarısı daha güçlü bir ilham kaynağı olmaya devam ederek onların mücadelelerine güç, kuvvet aşıladı. Dirençlerini arttırdı, çabalarını biledi ve umutlarını güçlendirdi. Türkiye’de halk iradesinin başarısı, demokrasinin parlak zaferi ile bütün Ortadoğu halklarına örnek oldu. Bölgesel gücünü; büyüyen ekonomisi, yükselen uluslararası profili ve istikrarının yanında demokrasi sınavındaki başarısı ile Ortadoğu’ya, Balkanlar’a, Kafkasya’ya, Avrupa’ya ve dünyaya tescil ettirmiş oldu. Bundan dolayı Erdoğan; “Bu seçim sonucuyla sadece Türkiye kazanmadı. Şam, Yemen, Filistin, Gazze kazandı Bosna, Beyrut kazandı” diyerek Türkiye’nin bölgesel vizyonuna ve küresel gücüne vurgu yaptı.
Sivil siyaset güçlendi, halkın iradesi statükoyu yıktı, vesayet ve korku rejimi ölümcül bir darbe daha yedi. Ordu, yargı ve bütün kurumlar bir ders daha aldılar. Darbeciler, cuntacılar, Ergenekoncular, Ergenekon’a destek verenler kaybettiler. Halkın %60’ının onların yanlışlarının dim dik karşısında olduğunu bir kez daha gördüler. Askerini ülke savunmasında, gerçek görevinin başında seven halk onu siyasette, toplum dizaynında, durumdan vazife çıkardığı işlerin içinde görmek istemediğini, bu duruşa karşı çıktığını tepkisiyle ortaya koyuyor. “Asker Sorunu”nu da bu yaklaşımıyla bitirmek istiyor.
2002’de %34, 2007’de %47, 2011’de %50. Genel seçimlerde 3. Dönemde de artan halk desteğiyle liderliğini pekiştiren ve bu liderliği ülke sınırları dışına Türkiye’nin gücü olarak yansıtan Erdoğan’ın köşk yolu da açılmış oldu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu sonuçlarla artık 2012’de değil 2014’de yapılması kesinleşmiş oldu. Yani 5 yıl yerine son kez 7 yıl olması yeni anayasa ve temel reformların takvimi açısından da iyi oldu.
Erdoğan’ın başkanlık sistemi hayali bu şartlarda “başka bir bahara” kaldı. Belki halk oylamasıyla yapılacak ilk cumhurbaşkanı seçiminden sonraki dönemde yeniden gündeme gelebilir. Bugün “Yeni Anayasa” parlamenter sisteme göre düzenlenecek ve tabi ki seçilmiş cumhurbaşkanı rejimi ile sürecek görünüyor.
Uzlaşma ile yapılacak “Yeni Anayasa”, siyasi partiler ve seçim yasaları, kamu yönetimi reformu, yargı reformu ve idari düzenlemeler yapıldıktan sonra 2014’de cumhurbaşkanı seçiminin ardından yapılacak genel seçimlerle yepyeni bir siyasi sistemle belki yeni partilerle Türkiye kutuplaşmayı azaltacak, sosyal barışını kuracağı yeni bir rehabilitasyon dönemine girebilecektir.
AK Parti’ye verilen %50 halk desteğinin %10’unun sadece yeni anayasa, değişim ve reform vaatleri için verildiğini bilerek Türkiye’nin beklentilerine karşılık vermek boyunlarının borcudur.
Ayrıca;
Seçmen sandık listeleri güncellenirken büyük şehirlere göç ve artan seçmen sayısı ile bazı illerin çıkaracağı milletvekili sayıları azalırken bazıları da arttırıldı. Buna göre AK Parti;
2002’de %34 ile 363,
2007’de %47 ile 341,
2011’de ise %50 ile 326 vekil çıkarabilmiştir.
Demografik değişimle istatistik kurumunun verileriyle yapılan düzenlemeye kimse bir şey diyemez ancak yurt dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülke içinde oy vermelerini engelleyen YSK’nın bu uygulamasındaki gayreti not etmek gerekmez mi? AK Parti’nin, 330’un altında kalması için yapılmış bir “ince işçilik” ihtimali insanın aklına gelmiyor değil. Kaset skandalı ile istifa ettirilen MHP adaylarının durumu hala muallâkta. Bu durumla birlikte Hatip Dicle’de YSK’nın kararını bekliyor.
Anlaşılan statükonun devam ettiği nadir kurumlardan YSK, devlet sistemimizde hala en önemli siyasi aktörlerden birisi konumunda.
Bütün bu yazılanlar için bu seçimler çok önemliydi. Halkımız bu önemin hakkını vererek, demokratik duyarlılığını ve bilincini kullanarak bu sınavdan yüzünün akıyla ve başarıyla çıkmıştır. Güdümlü Demokrasi’ye de, Demokrasi Tiyatrosu’na da, vesayete de dur diyerek iradesini ortaya koymuş demokratik değişim reformlarıyla güçlenecek, insan onuruna yaraşan sivil, özgürlükçü yeni anayasa ile “Yeni Türkiye”nin önünü açmıştır.