ENGLISH
24.05.2012
11.06.2011 08:38


Prof. Dr. Talip Özdeş
SDE Uzmanı
tozdes@sde.org.tr
CV

Cemaat-Siyaset İlişkisine Dair Bir Değerlendirme

İskenderpaşa Cemaati’nin lideri merhum Esat Coşan’ın oğlu Nureddin COŞAN’ın tam da 12 Haziran seçimleri öncesi cemaat üyelerinden MHP’ye destek isteyen açıklaması, cemaat/tarikat-siyaset ilişkisinin bazı yönlerden analiz edilmesini gerekli kılmıştır. Şüphesiz siyaset, ekonomi ve din, insan ve toplum hayatını etkileyen en önemli olgulardandır. Bu olguların birinin diğerine tercih edilmesi, birbirine alternatif getirilmesi, biri kabul edilirken diğerinin inkârı insan ve toplumla ilgili dengesizliklerin, önemli problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Olguları inkâr etmeden onları olmaları gereken zeminlerde muhafaza etmek, taşları yerine oturtmak, aralarında dengeli ilişkiler kurmak insanlığın en önemli uğraşılarından birini oluşturmaktadır.

 
Evrensel anlamda ilahi vahiy ve insan fıtratıyla bütünleşen ilim, ahlak ve hukuk prensiplerinin siyasete ve iktidar mücadelesine yön verdiği bir modelle, siyaset ve ideolojinin dine, ahlaka, bilim ve hukuka damgasını vurduğu, bu olguların siyaset ve ideolojiye kurban edildiği bir model aynı olmayacaktır. Eğer bir kıyas ve benzetme yapılacaksa, bu iki durum arasındaki farklılık, medeniyetle bedevilik arasındaki farka eş değerdedir. Birincisinde dinle, ilimle, ahlak ve hukukla bütünleşen ilkeler esas olurken, diğerinde kabile kültürüne, bedeviliğe, saltanata, çıkar ve kuvvet ilişkilerine oturan, inanç ve değerlerin nesneleştirilip bir ticaret metaına dönüştürüldüğü bir yapılanma söz konusudur.
 
Belirli bir dine mensup olarak sosyal hayat içerisinde bir arada yaşayan insanların dini gruplar ve cemaatler oluşturmaları insan ve toplumun doğasında var olan sosyolojik bir durumdur. Cemaat olgusu, sadece Müslüman topluluklarda değil, bir Yahudi veya Hıristiyan toplumunda, bir Tibet ve Hint toplumunda da öne çıkmaktadır. Şüphesiz yüce dinimiz İslamiyet, cemaatte rahmet olduğu ilkesinden hareketle müminleri cemaat olmaya, dayanışmaya, birbirinden haberdar olmaya, aralarındaki birliktelikleri belirli bir düzene oturtmaya teşvik eder. Sevap ve fazilet yönünden cemaatle kılınan namazların bireysel eda edilen namazlara göre yirmi yedi kat daha sevap olduğunun bildirilmesi bu bağlamdadır. İnanç ve dinin yaşanmasında Kemiyetten çok keyfiyet önemli olmakla beraber, tek bir müminin duada ellerini Allah’a kaldırmasıyla çok sayıda müminin aynı anda ellerini duaya açmaları, kabul ve sevap terazisinde aynı derecede olmayabilir.
 
Ancak cemaatle cemaatçilik aynı şeyler değildir. Dinin, ahlakın, ilim ve hukukun cemaat düzeyinde algılanmasıyla bunların cemaatçi zihniyet düzeyindeki algılanma şekli birbirinden farklılaşır. Cemaatçi yapı kabileci yapıyla çok noktalarda örtüşebilir; evrensel din, hukuk ve ahlak lokalize edilerek gerçek anlam ve etkisini kaybedebilir. Cemaatçi zihniyette, cemaati oluşturan kimselerin ideolojik beraberlikleri, çıkar ilişkileri, mutlak ve tartışılmaz otorite haline getirdikleri lidere bağlılıkları bütün ilişkilerin merkezine oturarak, bireysel iradelerin teslim alındığı, eleştiri ve analiz gücünün ortadan kalktığı, liderin doğru-yanlış her yaptığının kutsanarak kabul gördüğü bir teşkilatlanma ve yapılanma şekli ortaya çıkabilir. Söz konusu zihniyet ve yapılanma içerisinde din dâhil ilim, ahlak, hukuk, kavim, millet vb. olgular ilkesel yönden değerlendirilip belirli bir zemine oturtulma yerine, üzerinden çıkar ve iktidar ilişkilerinin yönlendirileceği nesneler haline getirilir. İstismara fevkalade açık böyle bir durum, Kur’an’da şirk olgusuyla da ilişkilendirilir. İslami açıdan doğru olan, cemaatçi zihniyetin tuzağına düşmeden cemaat olgusunun yönlendirilip işlevsel hale getirilmesidir. Bu, ancak vahyi ve beşeri tecrübeyi fıtrat zemininde bütünleştiren üst düzeyde bir bilgi birikimiyle, insanlığın bu alanlarda geliştirdiği evrensel tecrübelerinin içselleştirilmesiyle gerçekleştirilebilir. Ne yazık ki bugün İslam dünyasında ilk dönem İslam tarihinde ortaya çıkan fitne hareketlerini çağrıştıran acı durumların yaşanıyor olması düşündürücüdür. Kabileci ve bedevi anlayışın damgasını vurduğu siyaset ve yönetim anlayışının etkin olduğu totaliter rejimlerin varlığı, insan özgürlüklerinin askıya alınması, en meşru taleplerin en kanlı yöntemlerle bastırılmaya çalışıldığı sokak manzaraları İslam’ın ruhuna ve özüne uygun, evrensel tecrübelere açık bir hukuk ve siyaset tecrübesinden ne kadar uzak olunduğunun görülmesi açısından anlamlıdır.
 
Tasavvufi cemaat yapılarının ve tarikatların zemininde ibadete her şeyden daha çok önem verilmesi, din anlayışında zühd ve takvanın öne çıkarılması, içe dönme eğilimi yatmaktadır. Dini algılamada doğal bir durum olarak ortaya çıkan bu eğilimin kökenlerini Hz. Peygamber’in dönemlerine kadar götürebiliriz. Ebu Zerr ve Osman b. Mâzun (r.a.) gibi sahabeden bazı kimseler bu eğilimin önderleri olmuşlardır. O dönemlerde bireysel olarak ortaya çıkan bu yönelimin tarikat yapılarına dönüşerek felsefi boyutlar kazanması zaman içerisinde gerçekleşmiştir. Tarikatlar dönemine girildiğinde, tasavvufi hareketler kendi gelenek ve sistemlerini de oluşturmuş bulunmaktaydılar. Toplumun bazı kesimlerinde ibadete, zühde ve ahlaka yönelme, fıkhın şekliliğine ve resmiyetine, yönetim modelinin bir parçası haline dönüştürülmesine, ahlaki değer erozyonuna bir alternatif olarak gelişmiştir.  Kabileci anlayışın ve saltanat zihniyetinin egemen olduğu katı hukuka dayalı yönetim anlayışından züht ve takvanın, ahlaki değerlerin, kardeşlik esasına dayalı dayanışmanın etkin olduğu tasavvufi alana yöneliş, bir anlamda resmiyetten sivilleşmeye kaçış, şekli hukuktan öze dönüş hareketi olarak da değerlendirilebilir. Tek bir tasavvuf hareketinden bahsedilemeyeceği gibi, Ehl-i Sünnet’ten Şia’ya ve Batınî anlayışlara kadar birçok farklı anlayışların damgasını vurduğu sufi yönelişlerin, İslam’ın birçok yabancı coğrafyalara yayılmasında, hayır hasenat yolunda yapılan hizmetlerin sistemleştirilip geliştirilmesinde çok önemli roller icra ettikleri kabul edilmelidir. Ancak geleneksel kabileci zihniyetin ve cemaatçi anlayışın tasavvufi yapıları ve tarikatları kendi anaforuna çekmesi sonucunda oluşan durum, cemaat ve tarikat yapıları içerisinde bireyselliğin büyük ölçüde zayıflamasına neden olmuştur. Liderliğin daha çok babadan oğla veya yakın bir müride el verme şeklinde geleneksel saltanat modeline göre sistemleşmesi, lidere mutlak itaatin öne çıkarılması cemaat/tarikat yapılanmasının asli unsuru haline gelmiştir. Bilgide (marifette) akıl ve duyuların yerine kalbi keşif ve ilham yolunun esas alınması, cemaat ve tarikat liderinin potansiyel olarak gaybi bilgilere muttali olduğu inancı söz konusu sistemleşmenin epistemolojik zeminini oluşturmuş olduğu söylenebilir.
 
Birçok yönden gelenekselliğin egemen olduğu böyle bir yapılanmanın yönetimin belirlenmesinde bireysel iradeyi öne çıkaran demokratik yönetim modelleriyle uyum arz etmesi veya kendi içerisinde bir demokrasi tecrübesi geliştirebilmesi uzak bir ihtimal. Hâlbuki, Kur’an’da Allah’ın mümin toplumdan emanetlerin ehillerine verilmesini, hükmederken adaletle hükmedilmesini istemesi, siyaset, ilim ve din liderlerinin mutlak otorite kaynağı haline getirilmesini nehyetmesi, yönetim erkinin babadan oğla intikal ettiği saltanat modelinden çok, insanların bireysel iradelerini öne çıkaran demokratik modellere daha yakın durmaktadır.
 
Cemaat ve tarikatların siyasete soyunmaksızın kendi sınırları içerisinde hizmet yarışını sürdürmeleri problem teşkil etmeyebilir. Ancak İslam tarihinde ortaya çıkan siyaset mekanizmalarının aşiretlerle ilişkiye girdiği gibi cemaat ve tarikatlarla da dirsek teması içerisinde olduğu, onları kendi politik ve ideolojik hedefleri için bir şekilde yönlendirip kullanmaya çalıştığı da bir vakıadır. Çünkü özellikle otoriter yönetim sistemleri ve monarşik rejimler için toplumu oluşturan iradelerle tek tek uğraşmak yerine, grup ve topluluk liderlerinin iradelerinin ele geçirilmesi, bir şekilde satın alınması daha kolay ve ucuz bir yönetim tarzı olarak gözükmektedir. Bu noktada dini söylem ve sloganlar, toptancı değerlendirmeler daha da bir önem kazanır.
 
Siyaset-cemaat/tarikat ilişkisinde özellikle “biat” söyleminin çok tedavülde olduğunu görmekteyiz. Cemaat ve tarikat mensupları liderlerine “biat” modeli ile bağlanırken, kavramın kendi gerçek zemininden kaydırıldığı dikkat çekmektedir. Hz. Peygamber’e nispet edilen “Biat etmeden ölen kimse cahiliyet ölümü ile ölmüştür.” sözü, [1] tarikat müritlerini ve cemaat mensuplarını liderin iradesine mutlak olarak bağlamanın aracı haline getirilmektedir. Bazı müritler ve taraftarlar için lidere yapılan biat, iman biati gibi değerlendirilmekte, onun da kendileri gibi bir beşer olduğu unutularak gaibi bildiği, her yaptığı işin mutlak bir hikmete dayandığı inancı ile sorgulanmamaktadır. Hâlbuki Sahabe, vahiy gelmeyen konularda Hz. Peygamber’i bile sorgulamıştır. Kaldı ki Hz. Peygamber’e yapılan biatle peygamberlik vasfı taşımayan bir kimseye yapılan liderlik veya siyaset biati aynı şeyler değildir. Hz. Peygamber’e yapılan biat risaleti (peygamberliği) tasdik anlamında iman biatidir. Hz. Peygamber, kendisine biat için gelenlerden kendisinin peygamberliğini tasdik edeceklerine, onu canları gibi koruyacaklarına, Allah’a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık yapmayacaklarına, zina etmeyeceklerine, çocuklarını öldürmeyeceklerine, iftira etmeyeceklerine dair biat almıştır.[2] Akabe’de bu biatin alındığı hicretten önceki dönemde, Hz. Peygamber’in siyasi liderliği henüz öne çıkmış da değildir. Müslüman olan her kes bu iman biatini bir şekilde yapmak durumundadır. Ancak Hz. Ebubekir’in halife seçiminde ona yapılan biat iman biati değil, sadece siyasi bir biattir, bir oy verme şeklidir. Herkes ona biat etmek (oy vermek) zorunda da olmamıştır. Hz. Ebubekir halife seçildikten sonra Müslümanlara yaptığı hitapta, kendisine yapılacak itaatin ancak meşru sınırlar içerisinde olabileceğine, aykırı durumlarda kendisine itaatin söz konusu olamayacağına özellikle vurgu yapmıştır. Nitekim Ensardan bazıları ona biat etmemişler, ancak çoğunluğun kararına (oyuna) da saygı göstermişlerdir. Müslümanlar, Hz. Peygamber’den başka hiçbir kimseye- kendilerini “veli” Allah’ın dostu olarak isimlendirseler bile- iman biati yapmak durumunda değildirler. Liderlik biatine gelince, siyasi yönden veya cemaat ve tarikat sistemi içerisinde böyle bir biatin yapılmış olması, söz konusu lideri eleştirilemez, fikir, karar ve eylemlerinden dolayı sorgulanamaz bir konuma taşıyamaz. Ayrıca Hz. Peygamber’e gelen ilham ve sadık rüya ile ne kadar Allah’a yakın olduğu iddia edilirse edilsin diğer bir insana gelen ilham ve sadık rüya aynı kategoride değildir.
 
Milletin bir bireyi olarak Nureddin Coşan’ın herhangi bir siyasi partiyi desteklemesinde, onu destekleyeceğine dair beyanat vermesinde problem yoktur. Çünkü bu onun demokratik bir hakkıdır, tercihidir. Ancak dini bir cemaatin lideri olarak cemaat adına böyle bir açıklama yapması, kendisinin ve yakın çevresinin siyasi kararını dini kavramlar üzerinden bağlayıcı bir iman hükmü gibi müritlerine ve cemaat mensuplarına empoze etmeye çalışması kabul edilebilir bir durum değildir. Kaldı ki Türkiye’nin uzun yıllardan sonra ilk defa sivil bir anayasa yapma imkânına kavuşmasına vesile olacak bir seçim arifesinde New York Times ve The Economist gibi basın organlarının AK Parti karşıtlığı üzerinden sivilleşme yönünde atılmakta olan hukuki ve demokratik adımların önünü kesmeye matuf senaryoların destekçisi oldukları bir dönemde Nureddin Coşan’ın yaptığı siyasi açıklama, merhum Esad Coşan Hoca’nın misyonuyla uyum arz etmiyor.


1 Müslim, imâre 58; biatle ilgili aynı mahiyetteki hadis ve rivayetler için örneğin bk. İbn Hanbel, Müsned, 3/415, 4/168, 5/172
2 Bk. Mevlana Şibli Numani, Son Peygamber Hz. Muhammed (Siretu’n-Nebi), çev. Yusuf Karaca, İz Yayıncılık, İstanbul 2008, s. 181.

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Seçmeli Kur’an-ı Kerim Dersi - 13 Nisan 2012 Cuma 18:37
Suriye Yangını - 11 Şubat 2012 Cumartesi 16:33
Tarihten Günümüze Muharremin Hatırlattıkları - 05 Aralık 2011 Pazartesi 15:15
Yeni Anayasa, Değerler ve İlkeler - 12 Kasım 2011 Cumartesi 23:49
Somali’deki Açlık ve Terörün Perde Arkası - 12 Ekim 2011 Çarşamba 10:30
Çağa Yemin Olsun Ki! - 06 Eylül 2011 Salı 16:53
Norveç Olayının Fikri ve İdeolojik Altyapısı Üzerine - 05 Ağustos 2011 Cuma 18:02
Halkın Siyasi Partilerden Beklediği - 11 Temmuz 2011 Pazartesi 13:11
Cemaat-Siyaset İlişkisine Dair Bir Değerlendirme - 11 Haziran 2011 Cumartesi 08:38
İslam Üzerinden Tırmandırılan Şiddetle Ne Amaçlanıyor? - 16 Mayıs 2011 Pazartesi 09:29
Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Peygamberin Ümmeti Olmak - 12 Nisan 2011 Salı 16:35
İslam Dünyası Siyasetini Düze Çıkarabilecek mi? - 14 Mart 2011 Pazartesi 14:45
İslam Coğrafyasına Yayılan Değişim Rüzgarı - 09 Şubat 2011 Çarşamba 17:55
Kilise Bombalama Hadisesinin Düşündürdükleri - 11 Ocak 2011 Salı 18:43
Wikileaks Belgeleriyle Ne Amaçlanmış Olabilir? - 04 Aralık 2010 Cumartesi 15:24
Cumhuriyetin Cumhurla Buluşması - 31 Ekim 2010 Pazar 14:44
Kur’an Yakma Eylemi ve Tepkiler Üzerine Bir Değerlendirme - 24 Eylül 2010 Cuma 18:24
Ramazan: İslam Algımızı Mihverine Oturtup Arınma Vesilemiz - 26 Ağustos 2010 Perşembe 11:26
Aydınlık Sabahlara Doğru - 24 Temmuz 2010 Cumartesi 17:34
Türkiye ve Terör Çıkmazı - 02 Temmuz 2010 Cuma 19:32
Siyonizmin Doğuşundan Günümüze İsrail Korsanlığı - 04 Haziran 2010 Cuma 11:04
Tecavüz ve Cinayet Olayları Neyin Göstergesidir? - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:59
Değişim İradesi ve Değişimin Önündeki Engel - 19 Nisan 2010 Pazartesi 09:12
Kadın Hakları İnsan Haklarından Bağımsız Düşünülemez - 16 Mart 2010 Salı 16:22
Katsayı Düzenlemesinin İptali Kamu Vicdanına Nasıl Yansır? - 20 Şubat 2010 Cumartesi 15:30
Etnik Milliyetçilik-Cahiliyye İlişkisinin Analizi - 03 Şubat 2010 Çarşamba 12:07
Toplumsal Uzlaşı İçin Aydın Sorumluluğu - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:35
Çeteleşme ve Kitlesel Kutuplaştırma Olgusunun Zemininde Yatan Zihniyet ve Ahlak Problemi - 09 Ocak 2010 Cumartesi 18:19
Danıştay Kararı Hukuk’un Neresinde Duruyor? - 06 Aralık 2009 Pazar 17:52


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya