Arap Dünyası’ndaki demokrasi devrimleri Libya ve Yemen’de tökezlemiş görünse de Kaddafi ve Ali Salih yönetimleri etrafındaki çember giderek daralıyor. Kaddafi gibi ulusalcı, laik ve otoriter Arap rejimlerinden sonuncusu olan Suriye’nin Baas Rejimi’nin de verilen reform fırsatını kaçıracağı, hatta kaçırdığı anlaşılıyor. Suriye’deki rejim değişikliği Türkiye ve bölge için büyük önem taşıdığı için Türkiye gelişmeleri yakında takip ediyor.
Türkiye’nin bölgede demokrasi istemesine rağmen Suriye rejimi ile iyi ilişkilerin olması ve kaos, iç çatışma ihtimalinden korkulması daha temkinli hareket etmesine yol açmıştı. Türkiye protestolara yol açan baskı ve demokrasi eksikliğini ortadan kaldıracak reformların rejim tarafından yapılması yönünde daha güvenli bir yol tercih etmişti. Tunus ve Mısır devrimlerinden hemen sonra, Beşar Esat Guardian gazetesine verdiği mülakatta reform niyeti olduğunu belirtmişti. Ancak aradan üç buçuk ay geçmesine rağmen demokratikleşme yönünde ciddi bir adım atılmıştır. Kağıt üzerinde olağanüstü hali kaldırmış, Kürtlere kimlik kartı vermiş ve en son da genel af ilan etmiştir.
Suriye’deki rejim baskılarının sürdüğünü protestolarda öldürülen kişi sayısı gösterebilir.
BM raportörüne göre, bir aylık protesto sürecinde Tunus’ta 300 kişi öldürülmüştür. Mısır’da ise 384 ölüm teyit edilmiştir. Ancak, Suriye rejiminin şimdiye kadar öldürdüğü protestocuların sayısı 1100 kişiyi geçmiştir. Türkiye’yi rahatsız eden de bu acımasız yaklaşım olmuştur. Başbakan Erdoğan kişisel olarak tanıdığı için Esat’ın reform fırsatını değerlendirebileceği inancıyla riskli ve kanlı devrim süreci yerine daha yumuşak reform yollarını denenmek istemişti. Esat’ın da rejimden vazgeçip kendi liderliğini kurtarma şansı vardı. Ancak statüko ağır bastı, Esat gereğini yapamadığı için de iş işten geçti.
Otoriter rejimlerin demokratik reform yapması kolay değildir, yıllarca halklarına yaptıkları baskılardan dolayı, şeffaf bir seçimde hiçbir başarı şansları olmadığını herkesten iyi bildikleri için buna yanaşamazlar. Suriye’de ordu ve polisle göstericilerin üzerine çok sert gitmesine rağmen protestolar artarak ve yayılarak devam etmektedir. Türkiye’de ve Batı’da Suriye rejimine karşı tepkiler ve yaptırımlar da artmaktadır. Muhalefet de giderek güçlenmekte ve daha organize olmaktadır. Dolayısıyla, geri dönüş imkanı görünmemektedir. Gösteriler bastırılsa bile muhalefet yok edilemez ve bir süre sonra tekrar canlanır. Çünkü rejimin tepkileri ortadan kaldıracak reform yapması ve açılım getirmesi zaten mümkün değildir.
Suriyeli muhaliflerin bu günlerde (1-3 Haziran) Antalya’da toplanması Suriye rejiminin sonunu hızlandırabilir. Türkiye’nin zorlamasıyla değil kendi dinamikleriyle toplanan 300 civarındaki Suriyeli muhalif temsilciler, ülke içinden ve dışından gelerek rejimi devirmek için birlikte hareket etmek üzere toplanmış bulunuyorlar. Rejimin kolay ve hızlı devrilmeyeceği açıktır. Tunus ve Mısır’dakinin aksine Suriye ordusundaki Alevi (Nusayri) ağırlığından dolayı rejimin temel dayanağı konumundadır ve bütün gücü elinde tutmaktadır. İran’a yakınlığı, ciddi ve gayrimüslim nüfusu bulunması ve İsrail’le sorunları dolayısıyla Batı tarafından da pek sevilmemektedir. Protestolara sert yanıt vermesi yüzünden Batılı ülkeler Suriye rejimine yönelik mali yaptırımlara da başlamıştır.
Suriye protestolarında Türkiye’yi en çok endişelendiren konu, ülkede bir insanlık faciası yaşanarak sınırlarına mülteci akını olması ve ülke içinde iç çatışmaların doğup bölünmeye yol açmasıdır. Baba Esat rejiminin PKK’ya verdiği destek henüz hatıralardadır. Suriye’deki Kürtler ayrılmak ve bağımsızlık istemeseler bile Türkiye oldukça ihtiyatlı yaklaşmaktadır. PKK bağlantılı (Hizb Al-Ittihad Ad-Dimoqrati) PYD gibi bazı partiler Antalya’daki toplantılara çağrılmazken veya kendi, bazıları Kürt partileri temsilen veya şahsen katıldığı görülmektedir. Ama Yeketi gibi protestolarda aktif rol alan parti ve bağımsız Kürt figürlerinin toplantıya katıldığı görülmektedir.
Türkiye için kritik konu nüfusun yarıdan çoğunu oluşturan Sünni Araplar ile birlikte Sünni olan Kürtlerin kazanılmasıdır. İlgisizlik ya da yanlış uygulamalarla ters düşülürse Suriye Kürtleri en kötü senaryo ile PKK’ya veya Kuzey Irak Kürt Yönetimi’ne yönelebilirler. Halbuki gelişmişlik, demokrasi, yakınlık ve karşılıklı ihtiyaç dolayısıyla Türkiye’nin Suriye Kürtlerini kucaklama ve kazanma şansı vardır. Türkiye bir yandan Suriye rejiminin – katliama varabilecek müdahalelerine karşı – bütün Suriye halkını bırakmayacağını açıkça ifade etmesi gerekiyor.
Bu genel çerçeve içinde Suriye Kürtlerinde bulunduğunu göstermeli ve hatta yakın diyalog ve işbirliği mekanizmaları kurulmalıdır. Çünkü bu kesim (Suriye Kürtleri) bölge ve Türkiye için en kritik karttır. Türkiye’nin ve Başbakan Erdoğan’ın bölgedeki sempatisi ve prestiji bunu sağlayabilecek düzeydedir. Bu toplum kesimi iyi değerlendirildiğinde demokrasi, gelişme ve istikrara hizmet edebileceği gibi aksi durumda – devrim olsun veya olmasın – Suriye başta olmak üzere, Türkiye ve bölgeyi istikrarlaştıracak bir risk faktörü haline de gelebilir. Bölgede yeterince var olan iç çatışmalara ve yüksek maliyetlere yenileri de eklenebilir. Türkiye için bu fırsat kapısı açıktık, geçip geçmemek büyük ölçüde kendi elinde.