MHP’nin Tekerleği Tümsekte
MHP sırat köprüsünde dans ediyor. Tekerleği tümsekte anlayacağınız. 12 Eylül referandumunda “Hayır” tercihinin tabanda yarattığı huzursuzluk, ülkedeki reform sürecinin yarattığı değişim dalgasına rağmen “katı milliyetçi” ve ‘statükocu’ söylemlerin parti içindeki çatışmaları ateşlemesi, referandum sürecinde MHP’den kopan oylar ve nihayet aday listelerinin yarattığı küskünlükler Bahçeli’yi zor bir duruma soktu. Bütün bunlara tüy diken, parti üst düzey yöneticilerinin internete düşen uygunsuz görüntü ve ses kasetleri seçime doğru MHP’yi silkeliyor. Kamuoyu anketlerine göre zar zor barajı aşabilir gözüken oylar %10’luk ülke barajında sallanır vaziyette gözleniyor. 18 Nisan 2011’de %11,5’ta olan MHP oyları 6 Mayıs’ta 10,9’a gerilemiş gözüküyor. Hatta %10’un altında gösteren anketler yayınlanıyor. Kasetlerin getirdiği istifalar MHP’deki muhafazakâr seçmenleri süratle uzaklaştırıyor anlaşılan. MHP barajı kıl payı aştığında bile 60’a yakın milletvekili çıkarabilir. Baraj altında kalırsa 35 milletvekili AK Parti’ye 20 kadarı CHP’ye belki 4-5’ide BDP’ye kayabilir.
Soru şu MHP parlamentoda olursa ya da olmazsa “Yeni Anayasa” yapımı süreci bundan nasıl etkilenir? Bunun cevabı çok kolay değil. Kolay olsaydı zaten bu zamana kadar MHP’nin yeri belli olurdu sanırım. Bu kritik dönemde “Yeni Anayasa” tartışmalarının yapılacağı mecliste, hele BDP’nin 25-30 vekille yer aldığı mecliste MHP’nin de bulunması hem temsil, hem de makul bir çözüm noktasında Türkiye’nin elini rahatlatır diye düşünmek mantıklı geliyor. Ancak MHP’siz bir meclis Türkiye’nin değişimine ne kazandırır düşünmeye değer.
Seçime doğru Bahçeli’nin cemaate yönelik eleştirileri, yayınlanan kasetlerden AK Parti ile birlikte Atlantik ötesini de sorumlu tutarak yüklenmesi siyaseten bile anlaşılır değildir. Devlet Bahçeli’nin bu nevi siyaseten şaşırtan kararları geçmişte de oldu. 2002 seçimlerine Bahçeli’nin kararı ile gidildi MHP baraj altında kaldı. 12 Eylül 2010 referandumunda tabanının beklentilerine rağmen ‘Hayır’ diyerek herkesi şaşırttı ve ciddi oy kaybına, eleştirilere uğradı. Bahçeli liderliğindeki MHP bir siyasi parti gibi davranmayabiliyor, oy endişesi taşımadan kararlar alabiliyor. Kendilerine ait “özel siyasi misyonu(!)” yerine getirmek oy almaktan, parlamentoya girmekten daha önemli olabiliyor.
Baykal’ı genel başkanlıktan eden kaset skandalında cemaate yönelik ithamlar yapıldığında Baykal: “Pensilvanya’nın bu işle ilgisi olmadığını, üzüntülerinin samimiyetine inandığını” söylemişti. Ancak aynı durumla MHP karşılaşınca Bahçeli; Atlantik ötesini sorumlu tutarak kendisi için siyasi hedef haline getirmekten çekinmedi.
Son dönemde siyasi kaset skandallarından sorumlu tutularak, hakkında yayınlanan kitaplarla hırpalanan cemaate yönelik kapsamlı bir operasyon planlandığı izleniyor. Ergenekon kaynaklı psikolojik saldırılar elbette cemaate zarar veriyor. MHP üzerinden yürütülen internet yayınlarıyla deşifre edilen skandal görüntü ve ses kayıtları “siyaseti dizayn” etmek isteyen odakların son marifetlerinden.
Hedef CHP-MHP koalisyonu olamayacaksa, 330’un altında düşmüş ve ‘Yeni Anayasa’yı çıkaramayacak bir AK Parti istiyorlar. Seçimlerden sonra nasıl bir siyasi tablo görmek istedikleri tahmin edilebilir. MHP üzerinden yürütülen operasyon bakalım istediklerini getirecek mi? Bekleyip göreceğiz.
Seçim ve Terör / Hangi PKK?
Türkiye içinde ve Türkiye dışında bulunan PKK unsurları önce ikiye ayrılıyor.
Türkiye içinde Dersim, Şırnak, Hakkari bölgesindeki gruplar (1/3’ü) Ergenekon yapılanmasının kontrolünde. Ağrı, Diyarbakır, Lice bölgesindeki gruplar (2/3’si) ise Murat Karayılan üzerinden Abdullah Öcalan’a bağlı gruplardır.
Kandil ve Avrupa ayağı ise bu gruplarla birlikte çok farklı ülkelerin ve odakların da kontrol ve desteğini alıyorlar.
PKK’nın Eylemsizlik kararında ve diğer politikalarında bu ayrılıklar, çatışmalar, birbirini bozan eylemler gözleniyor. Seçim sürecinde seçim sonuna kadar çatışmasızlık durumunu bozan eylemler ve saldırılar; Apo’ya rağmen Ergenekon’a bağlı gruplar (Mossad+CIA destekli) tarafından ortamı germek ve seçim sürecini provoke etmek için sahneleniyor.
Devletle görüşen Öcalan ise her şeye rağmen meseleyi demokratik çözümüne yardımcı olacak boyutta sürdürmek çabasında gözüküyor.
Bir terör markası haline gelen PKK maalesef bölgede çıkarı olan bütün güçlerin kullanmak istediği ve kullandığı bir taşeron örgüttür artık. Türkiye her şeye rağmen PKK terörünü kontrol edebiliyor. İstikrarını savunacak inisiyatifi elinde tutabiliyor. Kürt meselesinin çözümü ve demokratikleşme için atılan adımlar, akıllı güvenlik tedbirleri Türkiye’ye hem zaman kazandırıyor hem de elini güçlendiriyor. Ancak seçim yaklaştıkça Şırnak, Silopi, Hakkari bölgesinde artan hareketlilik, çatışma ve operasyonlarda ortaya çıkan tablo endişe yaratıyor. İstanbul’daki son patlamalar Devlet-Öcalan görüşmelerine bir tepkiyi yansıtıyor olabilir. “Siz ne derseniz deyin bizi etkilemez” demek istiyorlar. Seçim tarihi yaklaştıkça netleşen siyasi tablonun rahatsız ettiği odaklar seçimleri de berhava edecek büyük siyasi provokasyon yaratacak suikastlara ve saldırılara yönelebilirler dikkat! Bölgemiz, çevremiz, komşularımız ciddi karışıklıklar içerisindeyken bizim sorunsuz bir seçimle demokratik değişimi başarmamız kolay olmayacak. Türkiye’de bunu başaracak potansiyel vardır. Ama sırat köprüsünden geçiyoruz çok dikkatli olmalıyız.