12 Haziran 2011 Genel Seçimleri Türkiye siyasî tarihinde birçok açıdan ilklerin yaşandığı bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Öncelikle ilk kez bir iktidar partisi, iki seçim önce yakaladığı tek parti iktidarını katıldığı üçüncü genel seçimlerde koruma hatta daha yüksek oy oranı ile taçlandırması oldukça muhtemeldir. AK Parti’nin 3 Kasım 2002 Genel Seçimlerinde % 34,26 ve 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde % 46,58 oranlarında oy alması ve bu seçimlerde de %50 psikolojik barajını geçmesi yabana atılmaması gereken bir olasılıktır. Bu bağlamda “iktidar yıpratır” apriori önermesini liberal demokrasiler için gözden geçirmek “Ortadoğu istisnacılığı” denen Oryantalist kavramsallaştırmanın da lağvedildiği bir dönemde siyaset bilimciler açısından isabetli bir adım olacaktır. İktidar partisi açısından bir diğer ilk ise, “Türkiye Hazır Hedef 2023” olarak sloganlaştırdığı seçim vizyonu basit bir aritmetikle tek seçimlik değil önümüzdeki üç genel seçimi de kapsayan bir perspektifi gözler önüne sermektedir. Böylece AK Parti genel seçim sath-ı-mahalline girildiğinden bu yana “çılgın projesi” ve Genel Başkanı’nın mitinglerdeki üstün belagati sayesinde seçimler AK Parti hegemonyasında şekillenirken adeta iktidar partisi “tek kale maç” yapmaktadır. Dahası AK Parti seçimlere ilk kez “iktidar partisi” gibi girmekte ama Silivri ve Kandil arasındaki işbirliği ile çetelere su taşınmasına dair vurgusu ile ülkedeki “derin devlet” karşısında “derin muhalefet” geleneğini de elden bırakmamaktadır.
Ana muhalefet partisi CHP açısından 2011 Genel Seçimleri farklı bir ilk özelliği taşımaktadır. Önümüzdeki genel seçimler CHP’nin yaklaşık bir yıllık Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu sıfatla katıldığı ilk seçimdir. Siyasete zarafet taşıyacağı beklentisini boşa çıkaran Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın “ananı da al git” ifadesindeki çıtayı “ayağını denk al diyecektim” düzeltmesindeki pespayeliği ile erişilmesi oldukça zor bir çıtaya taşımıştır. TBMM’de temsil edilen diğer muhalefet partisi MHP açısından bir başka ilk ise, ürettiği eril/maço söylemle kendisini “erkek parti” olarak tanımlayan bu siyasal hareketin üst düzey yöneticilerin internete düşen cinsel içerikli görüntüleri ve maruz kaldıkları tehdit ve şantaj dolayısıyla bir seks skandalına sarmalındaki halidir. Bu bağlamda 2011 Genel Seçimleri %10’luk ülke barajını da aklımızda tuttuğumuzda MHP için “olmak ya da olmamak” ikileminde ontolojik bir meseleye dönüşmüştür. MHP üst yönetimini tehdit eden internet sitesinin ifşaatları sonrasında gelen istifalar sonucunda 16 kişilik Başkanlık Divanı üç hafta gibi kısa bir sürede üyelerinin yarısından fazlasını kaybederken karar alamayacak kadar darmaduman olmuştur. Bu bakımdan MHP’nin katkısıyla Türk siyasî tarihinde bir ilk olarak 2011 Genel Seçimleri daha öncesinde hiç yaşanmadığı kadar seks skandallarının gölgesinde geçmektedir. Kelime anlamı olarak “ideal sahibi” anlamına gelen “ülkücü” kavramı artık “kasetli” mi, “kasetsiz” mi istihzası eşliğinde sorulmaktadır. Bir diğer muhalefet partisi, BDP kapatılan selefi DTP gibi genel seçimlerdeki %10’luk ülke barajını aşamayacağı endişesiyle geniş bir siyasî yelpazeden devşirdiği bağımsız adaylara desteğiyle seçimlere girmektedir. Zaten 6 Nisan’da %10’luk barajın temsilde adaletsizlik oluşturduğu vurgusuyla BDP’nin de yer aldığı 17 siyasî örgütlenme (BDP, Emek Partisi-EMEP, Emekçi Hareket Partisi-EHP, Eşitlik ve Demokrasi Partisi-EDP, Demokrasi ve Özgürlük Hareketi-DÖP, Devrimci İşçi Partisi-DİP, İşçilerin Kardeşliği Partisi-İKP, İşçilerin Sosyalist Partisi-İSP, İşçi Cephesi-İC, KÖZ, Sosyalist Birlik Hareketi-SBH, Sosyalist Demokrasi Partisi-SDP, Sosyalist Gelecek Parti Hareketi-SGPH, Sosyalist Dayanışma Platformu-SDP, Toplumsal Özgürlük Platformu-TÖP, Türkiye Gerçeği-TG, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi-DSİP) seçime blok olarak girme kararını açıklamıştır.
Bu ilkler açısından önemli olduğu kadar 2011 Genel Seçimleri, akabinde şekillenmesi beklenen Sivil Anayasa bakımından da “Anayasa Seçimi” haline gelmiştir. Dahası 12 Eylül 2010’daki Anayasa değişikliğine dair referandumun sonuçları bakımından ortaya çıkan tablo Sivil Anayasa talebini billurlaştırmıştır. Önümüzdeki Genel Seçimler Cumhuriyet tarihini ilk seçimi değildir ancak yukarıda sayıldığı gibi birçok açıdan ilk olması, Türkiye’nin ilk Sivil Anayasasının önünü de açması bakımından oldukça muhtemel kılmaktadır.