Amerikan başkanı Barack Obama, uzun süredir üzerinde çalıştığı yeni Ortadoğu politikasının temel parametrelerini 19 Mayıs günü yaptığı tarihi bir konuşmayla açıkladı. Arap Baharının başlamasının altıncı ayında yapılan bu konuşma zamanlama olarak geç kalmış; Arap dünyasındaki değişime yönelik Amerikan desteğini ifade etmede oldukça çekingen ifadelerle dolu; İsrail-Filistin sorunu konusundaysa ABD’nin bölgeki kayıtsız şartsız İsrail yanlısı politikasından vazgeçmeye henüz hazır olmayan ancak bu politikasını bölgede yeniden şekillenenen reel-politik güç dengeleriyle uyumlaştırmaya çalışan bir Amerikan yaklaşımı olarak okunabilir.
Obama’nın açıklamasının Bin Ladin’in öldürülmesinden kısa bir zaman sonra yapılmış olması oldukça anlamlıdır. ABD Başkanı Obama’nın konuşmasında dikkati çeken en stratejik cümlelerin başındaysa, “ABD’nin geleceğinin ekonomik, güvenlik ve tarihi nedenlerle Ortadoğu’ya bağlı olduğu” ifadesidir. Devrimci demokratikleşme sürecinin yaşandığı bir dönemde yeniden şekillenen Ortadoğu’nun küresel rekabette oynadığı stratejik rolü en iyi kavrayanların başında ABD geliyor. Bu anlamda Başkan Obama, Arap dünyasındaki gelişmelerden sonra İslam dünyasıyla diplomaside yeni bir sayfa açtıklarının altını çiziyor.
Somut siyasi konularda ise, Obama’nın yeni vizyonu bölge halkının beklentileri açısından oldukça sınırlı kalıyor. Özetle Obama;
- ABD’nin Arap dünyasındaki değişim sürecinde olaylara müdahale etmeyeceğini, ama demokratik dönüşümü destekleyeceğini açıkladı.
- Bu çerçevede, Mısır ve Tunus’a yönelik kredi, yatırım ve diğer ekonomileri içeren yardım paketinin çerçevesini çizdi.
- Suriye ve Bahreyn yönetimlerine yönelik değişimin barış ve diyalog içinde gerçekleştirilmesi konusunda uyarılarda bulundu
- Suriye lideri Esad’a, “ya demokratik reformlara öncülük et, ya da çekil” çağrısı yaptı.
- İsrail-Filistin barışının geleceği için “1967 sınırları temelinde” iki devletli bir çözüme yönelik yeni bir yol haritası açıkladı.
Obama’nın tarihi konuşmasının en çok ses getiren kısmı şüphesiz Filistin konusundaki yeni yaklaşımıdır. Bir Amerikan başkanı son kırk yılda ilk kez 1967 sınırları esas alınarak bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını müzakere temeli olarak kabul ettiğini açıklıyor. Bu anlamda İsrail’in kendi güvenliği açısından sakıncalı gördüğü ve şiddetle karşı çıktığı bir projeye evet demesi anlamında elbette ki önemli bir pozisyon değişikliği olarak görülebilir.
Ancak ABD’nin bu yeni yaklaşımını İsrail-Filistin sorununun çözümü konusunda stratejik dengeleri değiştirebilecek yeni bir hamle olarak görmek yanlıştır. Obama bu açıklamayı Mübarek’in iş başında olduğu bir dönemde yapmış olsaydı, oyunun tüm kurallarını değiştiren bir siyasi hamle ve cesaret verici bir diplomatik inisiyatif sayılabilirdi. Ancak Ortadoğu’daki yarım asırlık otoriter rejimlerin arka arkasına sarsıldığı, Mısır’ın Gazze konusunda ablukayı kaldırdığı, Türkiye’nin ve Avrupa Birliğini’nin bağımsız Filistin konusunda tüm dünyaya çağrılar yaptığı, Latin Amerika ülkelerinin bir biri ardına Filistin devletini tanıdığını açıkladığı bir konjonktürde Obama’nın yeni Filistin açılımı ciddi hiçbir anlamı olmayan, “geç kalmış” bir siyasi adım olarak görülmelidir.
İkincisi, Obama her şeye rağmen ABD’nin kayıtsız şartsız İsrail’e destek politikasını sürdürmektedir. Örneğin Filistin topraklarının iki parçasından birini oluşturan Gazze’de yönetimi elinde bulunduran ve üstelik seçimle işbaşına gelmiş Hamas destekli meşru Filistin yönetimini hala terör örgütü olarak gördüğünü ve tanımadığını açıklamaktadır. Eğer Obama radikal bir çözüm önerisi getirecekse, her şeyden önce Filistinlilerin reel-politikteki temsilcilerini olduğu gibi kabul etmesi gerekir. Ayrıca, İsrail’in Filistin topraklarını zorla boşaltarak yeni yerleşimciler için binlerce konut inşa etme politikasına dur demelidir. Netanyahu hükümeti Obama’nın açıklamasından bir gün önce 1500 konutluk yeni bir inşaat projesine onay vermiştir. Dolayısıyla, Filistin devleti kurulabilir demek ve bunun için toprak takası önermek çok da ikna edici bir öneri olarak alınmamaktadır.
Özetle ABD başkanı Obama’nın Ortadoğu konusundaki konuşmasındaki öneriler, ABD’nin 1945 sonrasında izlediği İsrail merkezli Ortadoğu politikasından radikal bir kopuş olarak değil, yeni politik şartlara uyumu amaçlayan zorunlu bir revizyon olarak görülebilir. Yeni ABD yaklaşımı ne Ortadoğu’nun demokratikleşmesi konusunda, ne de Filistin konusunda yeni bir sayfa açabilecek öğeler içermemektedir. Özellikle 2011 Eylül’ünde bağımsızlığını ilan etmeye hazırlanan ve ABD dışında tüm dünyanın tanımaya hazır olduğunu ilan ettiği yeni Filistin devleti için Obama’nın açıklaması, küresel trendlerle ters düşmek istemeyen ABD için olsa olsa ancak bir siyasi taktik olarak değerlendirilebilir. O da çok geç kalmış, cılız bir açıklamadan ibarettir.