ENGLISH
24.05.2012
16.05.2011 09:29


Prof. Dr. Talip Özdeş
SDE Uzmanı
tozdes@sde.org.tr
CV

İslam Üzerinden Tırmandırılan Şiddetle Ne Amaçlanıyor?

Tunus’tan Mısır ve Libya’ya, Suriye’den Basra’ya kadar bütün bir Arap ve İslam dünyasını etkisi altına alan değişim ve dönüşüm rüzgârları totaliter rejimleri ve statükoları derinden sarsıp diktatörleri ve sultanları koltuklarından ederken, büyük bir dayanışma ve birliktelik örnekliği sergileyerek değişim ve dönüşümün gerçek aktörü haline gelen halk kitlelerinin birlikteliğini parçalamaya, İslam’ın imajını olumsuzlaştırmaya matuf komplo türü şiddet hareketlerinin şu günlerde Mısır ve Pakistan gibi ülkelerde yeniden tırmandırılmak istenmesi dikkat çekmektedir. Nitekim “Mısır’da Camilla Tahriki Kilise Yaktırdı” başlığı ile medyaya yansıyan müessif hadiselerin bu komplonun bir parçası olması kuvvetle muhtemel. Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçtiği öne sürülen Camilla Şehata adlı bir kadının Kahire’deki Aziz Mina Kilisesi’nde zorla tutulduğu dedikodusu üzerine toplanan bir grup Müslüman’ın kiliseyi ateşe verdiği, kiliseyi korumaya gelen Hıristiyanlara saldırdıkları haberi dünya gündemine düşmüştür. Olaylar sırasında iki kilisenin yakıldığı, 12 kişinin hayatını kaybettiği, 232 kişinin yaralandığı haberlere yansımıştır.
 
Söz konusu olay nedeniyle Müslüman ve Hıristiyan kitleler arasında meydana gelen çatışmalarda güvenlik güçlerinin olaylara etkin bir şekilde müdahale etmemesi hayreti muciptir. Ayrıca,  Hüsnü Mübarek yandaşlarının ve radikal dini grupların bu ve benzer olayların içerisinde beraberce yer alarak kitleleri kışkırtmaları, Hüsnü Mübarek’in ardından demokrasiye geçiş için hazırlık yapan Mısır’ı tehlikeli çatışmaların içerisine sürüklemeyi amaçlayanların olduğunu düşündürmektedir. Mübarek rejiminin Mısır’daki demokratik değişim ve dönüşüm projesinde önemli rol oynayan Müslüman Kardeşlere karşı denge oluşturması için radikal gruplara müsamaha gösterdiği, onların da Mübarek rejimini destekledikleri iddia ediliyor. Her şeye rağmen yoluna devam eden değişim dalgası, bir taraftan yerel yönetimler tarafından en vahşi ve yıkıcı yöntemlerle bastırılmaya çalışılırken, diğer taraftan global aktörler tarafından istismar edilip etkisiz kılınmaya çalışılmaktadır. İslam coğrafyası kimlik çatışmaları üzerinden kaosa sürüklenerek Müslüman toplumların dünya siyasetinde iyice etkisizleştirilip bağımlı hale getirilmesi, İslam’la demokrasi ve çoğulculuğun bir arada olamayacağı şeklinde bir kanaatin yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır.
 
Yine bugünlerde dört yıl önce böbrek yetmezliğinden öldüğü iddia edilen Üsame bin Ladin’in Pakistan’da ABD askerleri tarafından gerçekleştirilen şaibeli bir operasyon sonucunda öldürüldüğü ilan edilerek cesedin delil karartırcasına denize atılması dünya gündemini işgal etmiştir. Bu olayın akabinde misilleme olarak Pakistan’ın kuzeybatısındaki polis eğitim merkezine yapılan El-Kaide saldırısında birçok insanın hayatını kaybetmiş olması düşündürücüdür. Sonuçta öldürenler de öldürülenler de Müslümanlardır. Üsame’nin yeniden öldürülmesi (!), bir taraftan Amerikan iç ve dış politikasında sıkıntılar yaşayan Obama’yı ferahlatarak muhalifler karşısında elini güçlendirebileceği gibi, diğer taraftan değişik ülkelerdeki Üsame taraftarı gruplar tarafından bazı şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesine neden oluşturabilir. Marjinal da olsa bazı Müslüman gruplara mal edilen terör eylemlerinin İslam’a ve Müslümanlara hayır getirmediği, getirmeyeceği herkesin malumudur. El-Kaide’nin merkezi olarak teşkilatlanmış bir örgüt olmayıp hücreleri dünyanın çeşitli ülkelerinde kendiliğinden oluşan bir yapı olması, bu hücrelerin bulundukları ülkelerde taş ören olarak kullanılabileceği ihtimalini de akla getirmektedir. El-Kaide adına kurularak bütün gayrimüslimlere karşı cihat çağrısı yapan internet sitelerinin bile gerçekte kimlere ve nerelere ait olup olmadığı şüphelidir. İslam ve Müslümanlar terörle damgalanarak bir şekilde bütün insanlığın gözünde değersizleştirilmek istenmektedir. Böylece Müslümanların önderliğinde Orta-Doğu, Afrika ve bütün bir İslam coğrafyasında sosyal, kültürel, siyasi, ekonomik ve hukuki alanlarda İslami değerlerle evrensel tecrübeleri kaynaştıran değişim ve dönüşüm projelerinin önü kesilmek istenmektedir. İslam dünyasına karşı büyük bir işgal hareketini başlatan global aktörler çıkarları için bu projeleri yönlendirip Batı ekseninde yeniden kurgulamaya gayret ederlerken, Müslüman coğrafyada söz konusu aktörlerle çıkar ilişkisi içerisine girerek halklarının sırtından büyük servetler edinip fildişi kulelerde yaşamakta olan birtakım yöneticiler tercihlerini yönettikleri toplumları cehalete, geriliğe, sefalete mahkum etmekten yana kullanmaktadırlar. Saltanatlarının devamını, kitleleri kabile ve aşiret farklılıkları üzerinden; etnik, mezhebi ve dini kimlikler üzerinden kutuplaştırıp çatıştırmada görmektedirler.
 
Mısır’da kilise yakma eyleminin ve provokasyona gelen bazı Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında ortaya çıkan çatışmaların ardından Mübarek rejimine karşı aralarında Müslüman Kardeşlerin de bulunduğu değişim hareketini yöneten grupların ve din adamlarının önderliğinde büyük bir miting gerçekleştirilmiştir. Barış çağrısının yapıldığı, hilal ve haçın aynı karede yer aldığı büyük posterlerin ekranlara yansıdığı bu mitingde, imamlarla rahipler aynı safta yan yana durmuşlar, bütün dünyaya karşı birliktelik mesajı vermişlerdir. Ayrıca Müslüman Kardeşler adına basına yapılan bir açıklamada Üsame bin Ladin’in İslam’ı temsil edemeyeceğinin ifade edilmesi, Mısır’daki demokratik değişim ve dönüşüm hareketini yönlendiren grupların terör ve şiddet olaylarının tırmandırılmasıyla oynanmak istenen oyunun farkında olduklarının, Afrika, Ortadoğu ve bütün İslam dünyasında ortaya çıkan değişim rüzgarının her şeye rağmen yoluna devam edeceğinin göstergesidir.
 
Müslüman olmadığı halde İslam üzerine ciddi ve objektif araştırmalar yapan insaf sahibi herkes İslam’la terörün asla bir arada olamayacağını itiraf etmektedir. Bugün yeryüzündeki Müslümanların büyük çoğunluğu savaş veya başka hangi nedenlerle olursa olsun, masum insanların, yaşlıların, kadın ve çocukların öldürülmesine şiddetle karşıdırlar. Allah’ın insanlığın hidayeti için, güzel ahlakın, adaletin, hak ve hukukun ikame edilmesi için gönderdiği dinin her türlü çirkinliğin, kötülük ve zulmün karşısında olması tabiatı gereğidir. Bu değerlendirme sadece bizim peygamberimiz Hz. Muhammed’in Allah’tan getirdiği ilahi mesaj (Kur’an) için değil; Hz. Nuh, İbrahim, Yusuf, Musa, İsa ve bütün peygamberlerin aynı ilahi kaynaktan getirdikleri mesajlar için de geçerlidir. Ancak dinin gerçek mesajının kimi zaman onun taraftarı olduklarını iddia edenler tarafından birtakım yanlış anlamalara ve uygulamalara konu olduğu kabul edilmelidir. Çünkü insanlar ilahi mesaja yaklaşırlarken, onu içerisinde yaşadıkları şartların, geleneklerin, anlayışların, hakim zihniyetlerin, politik ve ideolojik yönelimlerin, nefsi zaafların ve tutkuların içerisinden anlayıp uygulamaya çalışmaktadırlar. Tarih bize bunun birçok örneklerini sunmaktadır. Bu bağlamda yüz binlerce masum Müslüman’ın hayatına mal olan Haçlı seferlerini yürüten zihniyetin Hz. İsa’nın Allah’tan insanlığa getirdiği ilahi mesajla örtüştüğünü kimse iddia edemez. İslam tarihinde de ilahi mesajla ona taraftar olduğunu iddia eden birtakım kişi ve grupların din adına ortaya koydukları anlayış ve uygulamaların örtüşmediği örnekler olmuştur. Örneğin bir zamanlar “Haricilik” adı altında ortaya çıkan bedevi anlayış, vahşi, katı ve fanatik tutumları öne çıkarmasıyla İslam’ın derinlik ve inceliklerini anlama noktasında oldukça yetersiz kalmış, Müslümanlar arasında fitne ve anarşinin yayılmasına, dördüncü halife Hz. Ali’nin şehit edilmesi dahil birçok müessif olayın yaşanmasına neden olmuştur.[1] Çok marjinal da olsa, bugün İslam adına ortaya çıkan bazı radikal anlayış ve uygulamaları bu çerçevede değerlendirmek mümkündür.
 
Ancak insanlar ve toplumlar arası ilişkilerde şiddete başvurulmasını her zaman terör olarak damgalayarak mutlak manada mahkum etmek, terörü sadece birtakım örgütlere veya gerilla savaşı yapanlara hamletmek ne derece tutarlı olabilir? Yeryüzünde adaletin ikame edilebilmesi ve hukukun icrası için şiddete başvurmak gerekebilir. Nitekim dinde asıl olan barış olduğu halde, fitne ve zulmün ortadan kaldırılması için savaşa da ruhsat verilmiştir.[2]  Şiddet kullanımının terör olarak değerlendirilmesi için onun insan ve toplumların hak ve hukukunu ortadan kaldırmayı, gasp etmeyi hedef alması; ayrıca sivillere, kadın, çocuk, ihtiyar vb. masumlara yönelik olması gerekir. Bu şekildeki kuvvet kullanımının devletler ve düzenli ordular eliyle işlenmesiyle birtakım marjinal gruplar ve örgütler eliyle gerçekleştirilmesi arasında hiçbir fark yoktur. Yine füzelerle, uçak ve helikopterlerle, gemilerle, tank ve toplarla gerçekleştirilmesiyle basit silahlarla, tabanca ve tüfekle, hatta hançerle, mızrak veya okla gerçekleştirilmesi arasında hiçbir fark yoktur.  Amerika kıtasındaki yerlilerin beyazlar eliyle jenoside maruz bırakılmaları bir terör değil miydi? Amerikan işgali esnasında Afganistan ve Irak’ta yapılanlar, İsrail’in Filistin’de, Rusya’nın Çeçenistan’da yaptığı şiddete yönelik uygulamaları hangi kategori altında değerlendirmemiz gerekir? Her şeye rağmen, sömürenlerle, soyanlarla, talan edenlerle, mala, cana ve ırza saldıranlarla ülkesini, dinini, bağımsızlığını, onur ve şerefini korumak için savaşmak durumunda kalanlar aynı terazide ölçülemezler.


[1] Bu konuda geniş bir değerlendirme için bk. İlhami Güler, Kur’an’da Cihad’ın Teoloji Politiği, İslamiyat, C. V, Sayı: 1, Ocak-Mart 2002, s. 75-90
[2] Bakara, 2/190

YAZARIN TÜM YAZILARI
Seçmeli Kur’an-ı Kerim Dersi - 13 Nisan 2012 Cuma 18:37
Suriye Yangını - 11 Şubat 2012 Cumartesi 16:33
Tarihten Günümüze Muharremin Hatırlattıkları - 05 Aralık 2011 Pazartesi 15:15
Yeni Anayasa, Değerler ve İlkeler - 12 Kasım 2011 Cumartesi 23:49
Somali’deki Açlık ve Terörün Perde Arkası - 12 Ekim 2011 Çarşamba 10:30
Çağa Yemin Olsun Ki! - 06 Eylül 2011 Salı 16:53
Norveç Olayının Fikri ve İdeolojik Altyapısı Üzerine - 05 Ağustos 2011 Cuma 18:02
Halkın Siyasi Partilerden Beklediği - 11 Temmuz 2011 Pazartesi 13:11
Cemaat-Siyaset İlişkisine Dair Bir Değerlendirme - 11 Haziran 2011 Cumartesi 08:38
İslam Üzerinden Tırmandırılan Şiddetle Ne Amaçlanıyor? - 16 Mayıs 2011 Pazartesi 09:29
Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Peygamberin Ümmeti Olmak - 12 Nisan 2011 Salı 16:35
İslam Dünyası Siyasetini Düze Çıkarabilecek mi? - 14 Mart 2011 Pazartesi 14:45
İslam Coğrafyasına Yayılan Değişim Rüzgarı - 09 Şubat 2011 Çarşamba 17:55
Kilise Bombalama Hadisesinin Düşündürdükleri - 11 Ocak 2011 Salı 18:43
Wikileaks Belgeleriyle Ne Amaçlanmış Olabilir? - 04 Aralık 2010 Cumartesi 15:24
Cumhuriyetin Cumhurla Buluşması - 31 Ekim 2010 Pazar 14:44
Kur’an Yakma Eylemi ve Tepkiler Üzerine Bir Değerlendirme - 24 Eylül 2010 Cuma 18:24
Ramazan: İslam Algımızı Mihverine Oturtup Arınma Vesilemiz - 26 Ağustos 2010 Perşembe 11:26
Aydınlık Sabahlara Doğru - 24 Temmuz 2010 Cumartesi 17:34
Türkiye ve Terör Çıkmazı - 02 Temmuz 2010 Cuma 19:32
Siyonizmin Doğuşundan Günümüze İsrail Korsanlığı - 04 Haziran 2010 Cuma 11:04
Tecavüz ve Cinayet Olayları Neyin Göstergesidir? - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:59
Değişim İradesi ve Değişimin Önündeki Engel - 19 Nisan 2010 Pazartesi 09:12
Kadın Hakları İnsan Haklarından Bağımsız Düşünülemez - 16 Mart 2010 Salı 16:22
Katsayı Düzenlemesinin İptali Kamu Vicdanına Nasıl Yansır? - 20 Şubat 2010 Cumartesi 15:30
Etnik Milliyetçilik-Cahiliyye İlişkisinin Analizi - 03 Şubat 2010 Çarşamba 12:07
Toplumsal Uzlaşı İçin Aydın Sorumluluğu - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:35
Çeteleşme ve Kitlesel Kutuplaştırma Olgusunun Zemininde Yatan Zihniyet ve Ahlak Problemi - 09 Ocak 2010 Cumartesi 18:19
Danıştay Kararı Hukuk’un Neresinde Duruyor? - 06 Aralık 2009 Pazar 17:52


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya